Ana Sayfa Blog Sayfa 6448

Aydın Valiliği”nden Cemevi Açıklaması

Aydın Valiliği, Didim Kaymakamlığı tarafından yıkım kararı verilen Didim Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği binası hakkında çıkan haberler üzerine bir açıklama yaptı.

Aydın Valiliği, Didim Kaymakamlığı tarafından yıkım kararı verilen Didim Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği binası hakkında çıkan haberler üzerine bir açıklama yaptı.

Konuyla ilgili olarak Aydın Valiliği’nden yapılan açıklamada, “Son günlerde,  Didim İlçemizde bulunan cemevi ile ilgili basında yer alan haberler üzerine aşağıdaki açıklamanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur. Kamu taşınmazlarına yapılan tecavüz ile imara aykırı yapılaşmalar la ilgili yapılan çalışmalar sonucunda; Didim de bulunan cemevinin de bu kapsamda kaldığının tesbiti üzerine, Kaymakamlıkça yapılan bildirim üzerine konu gündeme taşınmıştır. Kaymakamlığın söz konusu yazısı mevzuatla örtüşmeyen tüm yapılaşmalar için yazılmış rutin bir yazıdır. Tüm İnançlara saygılı ve eşit mesafede bulunan hukuk düzenimizin, bu çerçevede Valiliğimizin alevi vatandaşlarımızın kültürel ve inanç sembolü olan cemevine negatif bir bakışla, önyargılı olması, bu çerçevede olumsuz bir tutum sergilemiş olması düşünülemez. Valiliğimizce, cemevinin fiili konumunun mevzuata uygun hale getirilmesi doğrultusunda çalışmalar devam etmekte, konu yakından takip edilmektedir. Alevi vatandaşlarımızın her zaman olduğu gibi sağduyulu hareket etmelerini, konunun istismar malzemesi yapılmaması için duyarlı olmalarını beklemekteyiz” denildi.

Aydın Valiliği”nden Cemevi Açıklaması başlıklı ve Aydın Valiliği, Didim Kaymakamlığı tarafından yıkım kararı verilen Didim Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği binası hakkında çıkan haberler üzerine bir açıklama yaptı. özetli haberi okudunuz.

Meclis’te cemevi talebine ret

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, Meclis’te cemevi açılmasına ilişkin talebine olumsuz yanıt verdi.

Çiçek, Aygün’e gönderdiği yazıda, Aygün’ün, Alevi inancına sahip kişilerin ibadetlerini yapabilmesi amacıyla TBMM bünyesinde yer tahsis edilmesi ve bir cemevinin hizmete açılması için gerekli işlemlerin başlatılmasını talep ettiğini anımsattı.

Konunun, daha önce de gündeme geldiğine işaret eden Çiçek, şunları kaydetti:

”Anayasa’nın 136. maddesine göre Diyanet İşleri Başkanlığı, ‘laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.’ Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 1. maddesinde ise Başkanlık; İslam dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle görevli kılınmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı’na göre, Alevilik ayrı bir din olmayıp ‘İslam içi bir oluşum, İslam’ın tarihi süreçte ortaya çıkmış bir zenginliği’dir ve İslam dininin ibadet yerleri camilerdir.”

Artık sesli düşünmenin zamanıdır

Biliniyor 2 Temmuz 1993 yılında Sivasta Pir Sultanı anma etkinliklerine katılan 33 aydın insan ateşlerde yakıldı.  Bir inancın mensuplarına bir kez daha katliam uygulandı, bugünkü AKP”yi iktidar yapan binlerce  yobaz çılgınca  Türkiyenin aydınlık yüzü aydınlarımıza saldırdı. Bu yobazların avukatlığınıyapanlar bugünkü AKP de milletvikilidir. Devletin kolluk kuvvetleri bu kıyıma seyirci kaldı. Bugün bu davadan yargılananlar zaman aşımından yararlandırılarak hapisten kurtarıldılar. Bu kanlı katliamın emrini vereler ise hiçbir zaman yargılanmadılar.

2 Temmuz Türkiye”de bir dönüm noktasıdır. Aleviler için yokoluş veya kendi küllerinden yeniden dirilişin vesilesi olmuştur. Aleviler atıldıkları ateşin küllerinden adeta yeniden dirildiler.  Geçen 19 yıllık süreçte Aleviler  ortak ülkemizin hemen her yerinde örgütlendiler, ibadet evlerimiz Cemevlerini açtılar.  Bu duruma seyirci kalmayan zalimler iktidarıelbette boş durmadı. Bu ilerici Alevi örgütlenmesini boşa çıkarmak için  geçmiştede de iktidarın beşinci kolu gibi çalışan bazı sözde Alevi önderini harekete geçirdi, onlara paralar aktararak, önüne geçemediği Alevi örgütlenmesinin içine sızarak amacına ulaşmaya çalıştı. Alevilerin ilerici hareketlerle ve Kürt Özgürlük Hareketi  ile buluşmaması için türlü oyunlar sergilediler. Bugün de aynı oyunlar oynanmaya devam ediliyor.

Aleviler Cemevleri ibadethane statüsüne kavuşmalı dediğinde, durumu Diyanete Soruyorlar, diyanet ise İslamda Cami’den başka ibadethane yoktur diyor. Aleviler de İslamdır dolayısıyla ibadetlerini Camide yapmalıdır deniliyor.  Oysa herkes biliyor ki, Aleviler bugüne kadar ne Camide ibadet yaptılar, ne Hacca gittiler ne de Namaz kıldılar. Ama bugün dayatılan budur. Aleviler  diyanetin bu açıklamalarına hadi ordan demelidir.sen kim oluyorsun da benim adıma açıklama yapıyorsun demelidir.

Sultan olma hayaliyle yaşayan Erdoğan açıktan herkese tek tiplileşmeyi dayatıyor. Alevi örgütleri zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır, Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılmalıdır, devlet her inanca eşit mesafede durmalıdır dediğinde dünkü iktidarlar ile, bugünün iktidarının tutumu hep aynı, bunlar yetmezmişgibi bugün bir de tüm okullar İmam Hatiplileştiriliyor. Türk Başbakanı Recep efendi Kürt halkı ile Özgürlük Hareketinin arasını açma amacıyla “PKK Zerdüşttür, BDP Zerdüşttür, KCK Zerdüşttür” diyor. Oysa kendisi de Zerdüştün yolunu şaşırmış çocuğudur. Zerdüşt kötü ise onun yolunuşaşırmış çocukları daha da kötüdür. Erdoğanın bu tür söylemleri artık sıradan hale geldi. Buna karşı tepkinin oldukça sert olması gerekiyor. Biliniyor Kürtler zorla İslamlaştırılmadan önce ateşi ve güneşi kutsayan Zerdüşti inançta idiler. Nitekim bugün hala tüm Kürtler kendilerini ateşin ve güneşin çocukları,Kürdistanı da ateş ve güneş ülkesi olarak adlandırlar. Yani İslam öncesi geçmişlerinden gururla bahsederler.

Kaldı ki, Ezdai ve Kızılbaş Kürtler  tüm baskı ve kıyımlara karşın eski inançlarını korumak için büyük bedeller ödeyerek bugüne kadar inançlarınısürdürmüştür, ve sürdürmektedir. Erdoğanın kabullenemediği işte budur. Tüm Kürtlerin Müslümanlaştırılması gerekir, tüm Türkmen Alevilerinin müslümanlaştırılmasıgerekir. Yani amaç tek millet, tek devlet, tek bayrak olmanın da ötesinde şimdi birde tek inançtır. Bırakalım Türkiye sınırlarını, artık bölgemizdede AKP iktidarının amacı, Sünni İslam dışında bir inancın kalmamasıdır. Bundan dolayıdır ki, Suriye ile savaşın eşiğine gelmiştir. İran ile köprüleri atmak üzeredir. Suriye’de Nusayri kökenli ESAD’ın iktidarını kabullenememektedir. Onun diktatörlüğünü bahane ederek asıl amacını gizlemektedir. Amaç Aleviliğin bu ülkede de kıyım ile, baskı ile yok edilmesidir.

Suriye Baas partisinin iktidarı elbette bir dikta iktidarıdır. Ancak asla tek başına bir Alevi iktidarı değildir. Bir koalisyondur. Devletin en büyük kurumlarının birçoğunun başında da Sünni kökenliler bulunmaktadır. Ülkede binlerce Cami bulunmasına karşın resmi Alevi ibadethaneleri yoktur. Ama Esad ailesi Alevi kökenlidir diye  iktidarı da Alevilerin sürdürdüğü yalanı ile nufusunun ezici çoğunluğunu oluşturan Sünni kitleler harekete geçirilmeye çalışılıyor.  Suriye Müslüman Kardeşler örgütünün dini önderleri yayınladıkları fetvalarla “Alevilerin kadınlarınınırzına geçmek, mallarına el koymak ve Alevileri öldürmek helaldir” diyorlar ve iktidara geldiklerinde “tüm Alevileri öldüreceğiz” demekten çekinmiyorlar. İşte bugünün Türk iktidarı böylelerini destekliyor.

Gelelim Türkiye ye, Alevi hareketi içten çökertilmeye çalışılıyor. Cem Vakfı ve benzeri devlet güdümlü yapılanmalar vasıtasıyla Cem evlerimiz minaresiz camilere çevriliyor. Alevilerin Camilere gitmeyeceklerini bildikleri için cem evlerimiz camileştiriliyor. Alevilik salt Ali severliğe indirgenerek özünden uzaklaştırılıyor. Oysa Aleviliğin kökleri Arap yarımadasında değil üzerinde yaşadığımız Mezopotamya ve Anadoludadır.

Bizi köklerimizden koparmak istiyorlar buna müsade etmemiz bekleniyor.  İlk işimiz içimize sızmış sahte Alevi Fetullahçıları bir bir teşhir ederek söküp atmaktır. İkinci işimiz Kızılbaş Kürt Aleviliğini,  Zaza Aleviliği, Dersim Aleviliği diye adlandırarak, Kürtlükle Aleviliği birbirinden ayırmaya çalışan sözde radikal, özde ise inkarcı ve bölücü  içimize sızdırılmış beşinci kol  faaliyetlerini de teşhir ve tecrit etmektir. Bu her iki tutum sahibi güçlerin tek amacı Aleviliği Kürtlükten kopararak düşmana teslim etmektir. Sözde ne söylenirse söylensin, bu gruplara inanan insanlar ne kadar temiz olursa olsun, sonuçta yapılan kendi aslını inkardır. Aslını inkar edenler ise haramzadedir.

Yazının başlığında söyledik artık sesli tutum almanın zamanıdır. İçinde yaşadığımız coğrafyada Alevilik Kürdi bir inançtır. Alevilikle Kürtlüğü birbirinden ayırmak isteyen her girişim, kendisine ilerici diyen güçlerce anında teşhir ve tecrit edilmelidir.Alevinin Zazası da Kurmancıda bir ve aynıdır. İnancımızın adı Kürt Kızılbaşlığıdır. Bu inanç elbette içinde yaşadığı coğrafyanın inançlarının renklerini de içinde barındırmaktadır. Tıpkı öteki inançlar gibi. Ancak bu özellik inancımızın kendi başına bağımsız bir inanç olduğu gerçeğini değiştirmez.  Artık Takiye yapma zorunluluğumuz bulunmuyor, ibadetimizi gizli evlerde değil aleni olarak Cemevlerimizde yapıyoruz. İnanç kimliğimizi gururla haykırmak bizim de hakkımız.

Bugünün egemenleri Aleviliği  kendi istemleri olan bir Ali severlik olarak kabul ediyorlar ve bize de böyle kabul ettirmeye çalışıyorlar. Yine Kürtlüğü de, kendi istedikleri Kürtlük olarak tanıyorlar. Aslında onlar hiçbir ötekileştirilmiş toplumsal kesimin varlığını kabul etmek istemiyorlar. Eğer bugün bir çok şeyi kabul etmek zorunda kalmışlarsa bu onların değiştiklerine yorumlanmamalıdır. Bu büyük bedeller ödenerek sürdürülen Kürt Özgürlük hareketinin yarattığı kazanımlardır aslında. Bu gerçeği göz ardıeden her yaklaşım eksik ve dolayısıyla yanlış yaklaşımdı.

Devletin en korktuğu şey, Aleviler ile Kürt Özgürlük hareketinin  büyük buluşmasıdır. Çünkü böylesi bir buluşma zalimler iktidarının sonunu getirebilir. Öyleyse bizim de ısrarla bu büyük buluşmayı sağlamaya çalışmak artık asli görevimiz olmalıdır.  Türkiye devrimci demokratik hareketi, Kürt Özgürlük Hareketi ve Aslını inkar etmeyen Alevi Hareketi  ortak bir çatıda buluştuğunda, tayyibin 2023 hayalini onun için bir kabusa çevirebiliriz.  Öyleyse haydi hep birlikte önce evimizin önünü temizlemeye, sonra da kucaklaşmaya diyelim.

Edirne CemEvi açıldı!

Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan, ”Türkiye’de barış içinde inancı, ırkı, dini ne olursa olsun temel hak ve özgürlükler konusunda herkesin aynı hakka ve özgürlüğe tabi olduğu yeni bir anayasanın yapılmasını umutla bekliyoruz” dedi. Doğan, Cem Vakfı Edirne Şubesi’nce Şükrüpaşa Mahallesi 215. Sokak’ta yapımı tamamlanan Edirne Cem Evi’nin açılışında yaptığı konuşmada, Edirne’nin Osmanlı İmparatorluğu’na 92 yıl başkentlik yaptığını ve her türlü inancın, barındığın ve inançların özgürce icra edildiği bir kent olduğunu söyledi. Önümüzdeki aylarda Türkiye genelinde 15 Cem Evi’nin de hizmete gireceğini de ifade eden Doğan, ”Bugün Türkiye’de 100 binin üzerinde camiye mukabil, devletin yaptığı bir tek dahi cem evi bile yoktur. “Türkiye’de barış içinde inancı, ırkı, dini ne olursa olsun temel hak ve özgürlükler konusunda herkesin aynı hakka ve özgürlüğe tabi olduğu yeni bir anayasanın yapılmasını umutla bekliyoruz” ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından, 250 bin liraya yaptırılan tek katlı cem evi törenle açıldı.

Göçmen Kalem

Göçmen olmak, yüreğine-aklına, kimliğine-kişiliğine, benliğine-kültürüne yeni bir yuva kurmayaçalışmak demektir. Göçmen olmak, unutulmazıunutmaya, yaşamına yeni insanlar katmaya, anılar biriktirmeyebaşlamak demektir.

Göçmenlik burun direğini sızlatır insanın. Aynı zamanda biler, keskinleştirir, çoğaltır, zenginleştirir. Zamanı görünür kılargöçmenlik; emeği yoğun, ekmeği sıcaktır ve hayalleri, özlemlerine anaç bir kucaktırgöçmenin.

Yaşar Seyman’ın kalemi bize onlarıanlatır. Göçmen olmanın, göçmenkadın olmanın zorluğunu, emeğin ve dayanışmanıngücüyle örnek yaşamlara çeviren insanlarınöyküsünü anlatır. Bir anlamda yüreğinin göçlerini sunar sakınmadan.içten, değerbilir, güçlü ve devingendir Göçmen Kalem.

Cemevine çirkin saldırı!

Adıyaman, Erzincan, İzmir derken şimdi de…

Tarsus’un Yenice Beldesinde Sıdkı Baba Cemevinin duvarına Alevilere yönelik hakaretler yazıldığı öğrenildi. Bu olayın 2 Temmuz 1993 Madımak Katliamı anması öncesinde gelmesi dikkat çekti…

Birkaç aydır Türkiye’nin birçok yerinde Alevilere yönelik yapılan çirkin yazılamalara Tarsus da eklendi. Tarsus’un Yenice Beldesinde Sıdkı Baba Cemevinin duvarına Alevilere yönelik hakaretler yazıldığı öğrenildi.

tarsusunsesi.com’un haberine göre, Adıyaman, Erzincan, İzmir, Antep, Didim’de Alevi evlerinin işaretlenmesinin ardından bu kez yapılan saldırıların hedefinde Yenice’deki Sıdkı Baba Cemevi yer aldı. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde meydana gelen saldırıların üzeri çocuk işidir diyerek kapatılırken duvarlara yazılan küfürlerin ve işaretlerin bu sefer nasıl açıklanacağı merak ediliyor.

Cemevine gelen halkın fark ettiği çirkin saldırının kimler tarafından organize edildiği belirlenemedi. Cemevine gelen halkın farkettiği küfürleri kimin yazdığı henüz belirlenemedi. Yenice halkı olaya tepkili. Yetkililerden derhal bir açıklama bekleyen beldenin sokaklarında halk tedirgin.
Başta Yenice olmak üzere Türkiye’nin çeşitli yerlerinde Alevilere yönelik yapılan saldırıları protesto etmek isteyen cem evi yönetim kurulu birlik çağrısı yaparak bu tür faşist zihniyetler karşısında teslim olmayacaklarını ve inançlarına sahip çıkacaklarını belirttti. Gerçekleşen çirkin saldırıya karşı sesiz kalmak istemeyen Yenice halkı bugün Cumartesi günü saat 17.00′de basın açıklaması düzenleyecek.

Didim”de Aleviler Mitingten Vazgeçti

Kaymakamlığı’nın Didim Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği binası hakkında  yıkım kararı vermesinin ardından 9 Temmuz’da  miting yapmayı kararlaştıran Didimli Aleviler, tahsisi noktasında yapılan olumlu  adımların ardından mitingi iptal etti.
Mitingin iptal edilmesine  ilişkin olarak Didim Alevi Kültür Merkezi ve  Cemevi Derneği’nden yapılan yazılı açıklamada; “Kaymakamlığın 5 Haziran 2012 tarih ve 2117 sayılı yazısına istinaden almış olduğu  yıkım kararı ile dernek yönetimimiz tarafından  almış olduğumuz kararla 26 Haziran 2012 tarihinde basın açıklaması, 9 Temmuz  2012 tarihinde geniş kapsamlı bir miting kararı alınmıştır. 26 Haziran 2012 tarihinde  yapmış olduğumuz basın açıklamasından önce Kaymakamlığın 25 Haziran 2012 tarih ve 2484 sayılı yazıları doğrultusunda Didim Belediye Encümenince taşınmazın derneğimize tahsisi  Bakanlıktan talep edilmiş olduğundan;  Bu aşamada sorunun çözümü noktasında adımlar atıldığından,  9 Temmuz 2012 tarihinde yapılacak olan mitingi geçici olarak erteleme kararı almış bulunmaktayız. Ancak Cem evlerinin  Alevilerin ibadethaneleri ve inanç merkezleri olarak Anayasal güvenceye  kavuşuncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi tüm halkımıza duyuruyoruz. Bu konuda bize destek veren  sivil toplum örgütlerine, siyasi parti temsilcilerine ve halkımıza sonsuz  teşekkürlerimizi bir borç biliriz” denildi.

Stuttgart’a Madımak anıtı dikilsin girişimi

Sivas Madımak otelinde 2 Temmuz 1993’de yakılarak katledilen 35 can için Stuttgart/Filderstadt Rundsporthalle’da yüzlerce kişinin katıldıgı bir gece yapıldı.

Etkinliği düzenleyenler katliamda yaşamlarını yitirenlerin anısına Stuttgart merkezinde bir anıt oluşturma çalışması yaptıklarını söylediler.

Diyarbakır’da Alevi İnanç Buluşması Gerçekleşti

Diyarbakır Alevi inanç buluşmasına Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Büyükşehir Belediyesi Meclis Başkanvekili Hacı Haspolat, Kayapınar Belediye Başkanvekili Mahmut Dağ, Cem Evi Başkanı Cafer Koluman, sözlü kültür derleyicisi Bese Aslan, Dersim Alevi Piri Hasan Kılavuz, Diyarbakır Alevi Piri Hasan Baykurt, DİAYDER Başkanı Zahit Çitfkuran, Prof. Dr. İrfan Açıkgöz, Alevi ileri gelenleri ve Alevi vatandaşlar katıldı.
Etkinlikte bir konuşma yapan Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Diyarbakır kentinin burada yaşayan herkesle birlikte bir kent olduğunu söyledi.
Baydemir, “Diyarbakır bütün inançlarıyla birlikte kadimdir. Bize düşen siz bu kentin yaşayanlarına hizmet etmektir. Bu kentte herhangi bir inanca mensup bir insanımız varsa ve o inancını özgürce yaşayamıyorsa veya mekansal eksikliği varsa her şeyden önce o biz yerel yönetimlerin bir eksikliği, bir kusuru olacaktır. Diyarbakır’da göç etmek zorunda kalan Ermeni kardeşlerimizin Ortadoğu’daki en büyük inanç merkezlerinden biri olan Surp Giragos Kilisesi’nin restorasyonu ile yolumuza devam ettik. Cem Evi ile bu hizmeti daha da ileriye götürmenin heyecanını birlikte yaşıyoruz” dedi.
Hiçbir bitkiyi, hiçbir ağacı kurutmamak gerektiğini belirten Baydemir, her kadim ağacın kendi kökü üzerinde büyüyüp geliştiğini söyledi.
Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının en köklü inanç ve felsefelerinden bir tanesinin de Alevilik olduğunu vurgulayan Baydemir, “Dolayısıyla bu inancın koca çınarına sahip çıkmamız gerekiyor. Bu inancın kurumasına, solmasına asla müsaade etmememiz gerekiyor. Belki bu ulu çınar, bu kentte yaprakları hafif solmuştu. Biz canlarla, dedelerle, seydalarla birlikte o ulu çınara can suyu verdik” şeklinde konuştu.
Diyarbakır Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Cafer Koluman ise yaptığı konuşmada yaşadıkları coğrafyanın dinsel, etnik ve kültürel bir çeşitliliğe sahip olduğunu Aleviliğin de bu farklılıklardan biri olduğunu söyledi.
Alevilik inancının merkezinde insan bulunduğunu ifade eden Koluman, sürekli egemen, dinsel anlayışın dışında bulunduğunu ve yok sayılmaya çalışıldıklarını kaydetti.
Koluman, “Alevilere göre insana sevgi ve saygı her türlü ibaretten daha önemlidir. Bu nedenle derler ki her ne ararsan insanda ara” ifadelerini kullandı.
Ali Osman diye hitap ettiği Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’e Cem Evi yapmasından dolayı teşekkür eden Koluman, yaptıkları ilk etkinlikte cenaze erkanını açık bir şekilde anlatacaklarını söyledi.
Konuşmaların ardından Cem Evi Başkanı Cafer Koluman’ın yönettiği panele geçildi. Koluman, Alevi inancında ölüm olmadığını, ölümü hakka yürüme olarak adlandırdıklarını söyledi.
Panelde Diyarbakır Türkmen Alevi Piri Hasan Baykurt, Alevi inancındaki cenaze defin işlemi ilgili ayrıntıları anlattı. Dersim Alevi Piri Hasan Kılavuz da panelde Kürt Alevilerdeki cenaze erkanı ve defin işlemi ile ilgili bilgiler verdi.
Panelin ardından Ali Osman ve Alevi dostu olarak hitap edilen Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’e ve Kayapınar Belediye Başkanvekili Mahmut Dağ’a birer teşekkür plaketi verildi.
Daha sonra Cem Evi’nde semah dönüldü ve lokma dağıtılarak etkinlik sona erdi .

Sivas Katliamı’nı lanetle kınıyoruz!!

Ali ERDOĞAN

Türkiye’de takvimler 1993’u gösteriyordu. Kürtler evrensel demokrasi haklarını istedikleri için, köyleri yakılıyor, her gün onlarcası öldürülüyor; bir o kadarı failimeçhul cinayet ve kayıplar boy gösteriyordu. Sonraları bu kayıpların kemikleri, askeri kışla ve devlet birimlerin bahçelerine kazılan çukurlarda çıkarılacaktı. Kürdistan coğrafyasında, iki kardeşin cenazeleri biri dağda, biri de askerde  geliyordu aynı gün.

Başbakan Çiller, “PKK Tunceli köylerini helikopterle bombalıyor” diye demeç veriyordu. Ve hızını alamayarak, “terör ya bitecek ya bitecek diyordu. Kendisi ve partisi bitti, olaylar henüz bitmedi.

Doksanlı yıllar, at izinin, it izine karıştığı yıllardı. Kürd Aleviler, Alevilik felsefesi gereği mazlumun yanında yer almak için Sünni Kürtle birlikte örgütleniyorlardı. Devlet bundan rahatsıdı. Alevi Kürd’e daha önce 1978’de Maraş’ta bir gözdağı vermişti. Ama uslanmamışlardı. Yeni bir ders gerektiriyordu. “İki Kızılbaşı öldüren Cennete gider” fetvaları yaygınlaşıyordu camilerde ve Kuran kurslarında.

2 Temmuz 1993’de devlet destekli ve Sivas belediye başkanı Mollanın organizatörlüğünde binlerce guruh, Pir Sultan Abdal etkinliklerine katılan, çoğunluğu Alevi ve Alevi dostu olan aydınlara  saldırıldı. Madımak otelinde, görsel basının kameraları önünde 34 insan canlı, canlı yakıldı. İnsanlar yakılırken, bir general geldi olay mahaline. Kısa bir görüşme yaptıkten sonra, olaya müdahale etmeden gerisin geri gitti. Guruhda insan yakmaya devam etti.

Katliam bittikten sonra, Başbakan Çiller “vatandaşımızın hiç birinin burnu kanamadı” diye demeç verdi. Ölenler vatandaşı değildi(!) Daha sonraki yıllarda Genelkurmay Başkanı, Kürtleri kasdederek “sözde vatandaşlamız” diye söz edecekti.

Göstermelik bir soruşturma yapıldı. Katillerin bir kısmı yurt dışına kaçırıldı. Bir kısmıda devlet dairelerinde gizli çalıştırıldı. Normal vadesiyle ölünce, aranan kişiler olduğu tesbiti yapıldı. Önce mahkeme başka şehire alındı. O zamanki Adalet Bakanı Şevket Kazan, sanıkların avukatlığını üstlendi. Tutukluları serbest bırakmak için pişmanlık yasasını çıkardılar ve pek çoğu öyle serbest bırakıldı.

Yurt dışında olanları getirmek için, bilerek yeterli evrak gönderilmedi. Devletin gayesi: sürüncemede bırakarak zaman aşımına uğratmaktı. Nitekim geçen ayki duruşmada, mahkeme davayı zaman aşımı gerkçesiyle dosyayı kapattı. Oysaki, dava bir adli dava değildi, işlenen bir insanlık suçuydu. Zaman aşımı söz konusu değildi. Adamın dediği gibi “anamı belleyen kadı olunca, şikayetimi kime edeyim?”

Başbakan Erdoğan mahkemenin sonucunu duyunca “isabetli bir karar verilmiş” demişti. AKP on yıldır iktidar da, isteseydi yasaları işleterek, yurt dışındaki sanıkları getirtirdi. Adalete verip yargılatırdı. İstiyerek savsakladı ve zaman aşımını doldurttu.

Her yıl Madımak otelin önüne onbinlerce Alevi ve Alevi dostları gidiyor. Katliamı lanetliyorlar. Oranın müze olmasını, Aleviliğe yasal statü verilmesini ve dinderslerinin kaldırılmasını istiyorlar. Baskılar sonunda, otelin altındaki et lokantası kapatıldı. Bir kültür merkezi olarak açtılar. Katillerin adlarınıde panonun baş köşesine yazmışlar. Bu davranış Alevilere bir hakarettir.

Ülkede açılan Cemevlerine bakmayın. Hiç birinin yasal statüsü yoktur. Devlet sözde Alevi açılımını, Sünni kesimlerle ve asimile ettiği Alevilerle yaptı. Yasal bir sonuç çıkmadı. Diyanet Başkanlığı, Alevilik diye bir inanışın olmadığını, sadece İslamın bir alt kolu olduğunu ve ibadet yerlerininde cami olduğunu söylüyor.

Didim Cemevi, hazine arazisi üzerine yapılmıştır diye yıktırılacağını söylüyor, Didim kaymakamı. Ülkedeki 98 bin caminin %95’ı hazine arazisi üzerine yapılmadı mı? 15 bin metrekare üzerinde, Çamlıca tepesinde yapılması istenilen caminin arazisi hangi vatandaşın malı ve ne zaman cami için hibe etmiş? Belediyelerin ve devletin bütçesi vatandaşlardan alınan verilerden oluşmuyor mu? Bu vergilerin 1/3’ü Alevilerden alınan vergiler değil mi?

Bu ayrımcı devlet zihniyetini lanetliyoruz.