Ana Sayfa Blog Sayfa 645

Dina’nın ölümünün ardından Karabük’te ‘fuhuş çetesi’ iddiası

Karabük’te ölü bulunan 17 yaşında Gabonlu Dina’nın ardından, ‘Karabük’te fuhuş çetesi mi var?’ iddiaları gündeme geldi

Karabük’te geçtiğimiz haftalarda Filyos Çayı’nda ölü bulunan 17 yaşındaki Gabonlu öğrenci Jeannah Danys Dinabongho Ibouanga’nun soruşturması kapsamında üç kez gözaltına alınıp, serbest bırakılan D.A., tutuklanırken, olayla ilgili soruşturma devam ediyor. Öte yandan Dina’nın ölümünün ardından taciz ve zorla fuhuş iddiaları gündeme geldi.

Karabük’te çete mi var?

Cumhuriyet Gazetesi’nin haberine göre, Gabon Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Avukatı Kerim Bahadır Şeker, Karabük’te 16 yaşındaki siyah bir kıza fuhuş yaptırıldığını belirterek, “16 yaşında bir siyah kız çocuğuna otelde fuhuş çetesiyle zorla fuhuş yaptırıldığını ve basıldığını duydum. Karabük’te artık çete, örgüt ya da öyle bir kumpas mı var? Örgütlü şekilde mi çalışıyorlar amaçları nedir?” dedi.

İki işinin parmağı var

Şüpheli olarak tutuklanan D.A’ya ilişkin konuşan Şeker, “D.A’nın tutuklanması bir son değil bir başlangıç. Çünkü olayın başlangıcıyla alakalı bizim elde edemediğimiz çok farklı bulgular var. Bizim kanımızca kesinlikle adli kontrolle serbest bırakılan iki kişinin de bu cinayette parmağı var. Bunlardan biri İ.Ç. ve diğeri S. Ç.” ifadelerini kullandı.

Annesine mesaj attı

Dina’nın annesinin attığı mesajları açıklayan Şeker, “Mesajlarda, ‘Anne bana 300 bin frank teklif ettiler. Birlikte olmak istiyorlar’ diyor. Bununla alakalı delilleri dosyaya sunacağız” dedi.

HABER MERKEZİ

#Dinanın #ölümünün #ardından #Karabükte #fuhuş #çetesi #iddiası

Gazeteci Ömer Çelik hakkında hazırlanan iddianame: Devlete bağlılığı sarstı

Gazeteci Ömer Çelik hakkında hazırlanan iddianamede, Çelik’in sunduğu programda konuşmalarının ‘Kürtlerin devletine olan bağlılığını sarsıcı şekilde konuşmalar yaptı’ ifadeleri kullanıldı

Amed’te 8 Haziran 2022’de gözaltına alındıktan 8 gün sonra çıkarıldığı mahkemece tutuklanan gazetecilerden Ömer Çelik hakkında hazırlanan iddianame kabul edildi.

Çelik, 14’ü tutuklu toplam 17 meslektaşıyla birlikte 11 Temmuz’da Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak. 728 sayfadan oluşan iddianamenin Çelik’e dair hazırlanan bölümünde, haberler ve tanık ifadeleri “örgüt üyeliğine” delil olarak gösterildi.

İddianamede, Sterk Tv ve Medya Haber TV’nin yurtdışında bulunan serverlarından elde edildiği iddia edilen yayın tartışmalarına yer verildi.

Devlete bağlılığı sarstı

MA’dan Azad Altay’ın haberine göre Çelik’in her hafta farklı isimleri konuk ettiği “Amed’ten Bakış” adlı programında tartışılan konular suç sayıldı. İddianamede, Çelik’in programında PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi konuklarına yorumlatmasına dair şu değerlendirme yapıldı:

“(…) Ülkemizde hukuksuzlukların İmralı nezdinde toplumun her alana yayılarak her kesime sirayet ettiğini, PKK/KCK terör örgütü elebaşı hükümlü terörist Abdullah ÖCALAN’a yakalandığı günden bugüne kadar –sözde- tecrit uygulandığı, Cumhuriyetin ilanından bugüne kadar Kürt halkına yönelik yok sayma, soykırım, katliam ve asimilasyon politikaları uygulandığı yönünde PKK/KCK terör örgütü elebaşı hükümlü terörist Abdullah ÖCALAN’a önem atfedici ve Kürt halkının devletine olan bağlılığını ve güvenini sarsıcı şekilde konuşmalar gerçekleştirdiği (…)”

Güzel hakkındaki ifadeleri

Çelik’in programında, HDP’nin tutuklu eski vekillerinden Semra Güzel hakkındaki iddialara dair değerlendirmeleri de iddianamede yer aldı. İddianamede, Çelik’in hükümet yanlısı medya tarafından Güzel’e dair ortaya atılan iddiaları “linç kampanyası” olarak nitelendirdiği ve böylece “PKK’yi meştulaştırdığı” ileri sürüldü.

Haberler suç sayıldı

Çelik’in çeşitli tarihlerde yaptığı haberler de suçlamalara delil olarak gösterildi. Çelik’in 15 Nisan 2022’de zırhlı araçların çarpması sonucu hayatını kaybeden çocuklarla ilgili yaptığı “Yaşam hakkı’nın bölgedeki karşılığı: Öldürülmeme hakkı!” başlıklı haberi; 28 Mart 2022’de Mezopotamya Ajansı’nda (MA) yayınlanan ve Amed’te 2006 yılında başlayıp diğer kentlere yayılan 28 Mart olaylarına dair yaptığı derleme haberi; 15 Mart 2022’de Newroz süreçlerine dair analiz haberi de suç sayıldı.

 Gizli tanıktan benzer açıklama

Çelik’in evinde yapılan baskında el konulan hafıza kartlarındaki haberlerine dair fotoğrafları ile gizli tanık beyanları da suçlama konusu yapıldı. HDP’nin hazine yardımlarına bloke konulması kararına delil yapılan gizli tanık “CV23TY45UP78″in, Çelik’e dair beyanları da bu iddianameye girdi. Söz konusu gizli tanığın, Çelik’in her hafta yayınlanan programlarına dair “program yapıyordu” yönündeki beyanları iddianamede  yer aldı.

AMED

#Gazeteci #Ömer #Çelik #hakkında #hazırlanan #iddianame #Devlete #bağlılığı #sarstı

Mor Çatı: Gizlilik kararı olan kadınlar nerede oy kullanacak?

14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde erkek şiddetine maruz kaldığı sığınıklara yerleşen kadınlar oy kullanamazken, Mor Çatı gönüllüsü Zeynep Ekin Aklar oy kullanabilme koşulu olan kadınlar için gerekli güvenlik önlemleri alınması gerektiğini vurguladı

14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere bir aydan az bir süre kalırken, oy kullanma işlemleri için de son hazırlıklar sürüyor. Ancak erkek şiddeti nedeniyle sığınma evlerinde bulunmak zorunda kalan kadınlar, seçimlerde oy kullanamayacak. En son 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri’nde sığınma evlerinde kalan yaklaşık 30 bin kadın, sandık başına gidemedi. Kadınlar, adresleri güvenlik kaygısıyla gizlendiği için seçimlere katılamazken, AKP ve MHP’nin Meclis’e sunduğu ve 31 Mart 2022 tarihinde kabul edilen Seçim Kanunu değişikliğinde ise kadınların bu sorunu bir kez daha görmezden gelindi.

Seçim süreçlerinde yurttaşlık haklarından dahi mahrum bırakılan kadınların oy kullanabilmesine yönelik Yüksel Seçim Kurulu’nun (YSK) 19.03.2023 tarihli 2023/176 sayılı kararına göre, koruma kararı bulunan seçmenin durumu bildirilen İlçe Seçim Kurulu Başkanlığınca “uygun görülmesi” halinde oy kullanılabilecek. Tedbirler kapsamında sandık çevresine asılacak sandık seçmen listesinde kadının adı ve soyadının ilk harflerine yer verilecek. Ayrıca adres bilgileri, ana adı, baba adı, doğum tarihi ve doğum yeri bilgilerinin tamamı “” işareti ile gizlenirken, T.C. Kimlik numarasının ortasında yer alan 5 karakter yine “” işareti ile gizlenecek.

YSK bilgi vermedi

Kadınların oy kullanmasına dair Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Esra Solin Dal’a konuşan Mor Çatı gönüllüsü Zeynep Ekin Aklar, 21 Mart’ta Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile YSK’ye bilgilendirme başvurusu yaptıklarını ancak YSK’nin kendilerine herhangi bir dönüş yapmadığını aktardı. YSK’nin 19 Mart’taki kararına işaret eden Aklar, “Bütün kamuoyunda görülen, referans olarak gösterilen kararın kendisi sorularımıza yanıt vermeyen bir karar. Hala YSK’ye bilgi edinme konusunda yaptığımız başvuruya bir yanıt gelmedi” diye belirtti.

Sorular yanıtsız bırakıldı

YSK’nin kararına göre, teknik olarak sığınma evlerinde bulunmak zorunda bırakılan kadınların oy kullanabildiğini ancak koruma tedbirleri konusuna sorumluluğun daha çok kadınlara bırakıldığına dikkat çeken Aklar, “Gizlilik kararı olan kadınlar nerede oy kullanacak? O kadınların oraya erişimleri ne kadar güvenlikli olacak?” sorularının yanıtsız kaldığını belirtti.

Düzenleme ihtiyaçlara cevap vermiyor

YSK kararında “sığınaklar” vurgusunun olmadığına işaret eden Aklar, “Evet bir düzenleme yapılıyor kadınların oy kullanması açısından fakat meseleyi sadece teknik boyutuyla ele almıyoruz. YSK, seçim listelerinde isimlerin açık bir şekilde yazılması ya da yazılmamasını sandık güvenliği üzerinden tanımlıyor. Şiddetten korunmak isteyen, yeniden failleri ile karşı karşıya gelmek istemeyen kadınların bunu yaşamaması için ne gibi güvenlik önlemleri alınacağı, onların ulaşımının nasıl sağlanacağı, faille yüz yüze gelmemesi için kurumlar arası nasıl bir koordinasyon sağlanacağı, Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi (ŞÖNİM), ilçe seçim kurulunun bunun için ne gibi önlemler alacağı açık bir şekilde belirtilmiyor. Bu da temel bir eksik olarak görülüyor. Bu düzenleme, sonuçları itibarıyla kadınların bütünlüklü güvenlik ihtiyaçlarına cevap vermiyor” dedi.

Güvenlik alınmalı

Deprem bölgesinden göç etmek zorunda kalan kadınların ikamet ettikleri yeni adreslerinde herhangi bir ek belge vermeksizin elektrik faturası ile kaldığı yerin ispatlaması yükümlülüğü bulunduğunu söyleyen Aklar, “Genel anlamda bütün kamu kurumlarına söyleyeceğimiz şey bir koordinasyon gerekiyor. Farklı kamu kurumları arasında ŞÖNİM, nüfus müdürlükleri, emniyet müdürlükleri gibi tüm kamu kurumları arasında düzenli bir koordinasyon gerekiyor. Bunlar sağlanmadığı sürece kadınların güvenli bir şekilde oy kullanmasından bahsedemeyiz” ifadelerini kullandı.

HABER MERKEZİ

#Mor #Çatı #Gizlilik #kararı #olan #kadınlar #nerede #kullanacak

Gazeteci Ahmet Kanbal hakkında soruşturma

PKK’li denilerek öldürülen 8 çocuk babası Lokman Görgün ve HPG’li Musa Kahraman’a ilişkin yaptığı haberlerden dolayı gazeteci Ahmet Kanbal’a soruşturma açıldı

Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Ahmet Kanbal hakkında Omerîya (Ömeryan) bölgesinde PKK’li olduğu iddiasıyla öldürülen 8 çocuk babası Lokman Görgün hakkında yaptığı haberler ve sanal medya hesabında paylaştığı haberler gerekçe gösterilerek, soruşturma açıldı. Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma” iddiasıyla açılan soruşturma kapsamında Kanbal, dün Mardin İl Emniyet Müdürlüğü tarafından ifadeye çağrıldı. Avukatı ile birlikte ifade vermeye giden Kanbal’a yayınladığı haberler soruldu.

Kanbal’a sorulan soruda Kahraman ve Görgün ile ilgili PKK üyesi oldukları iddiasına yer verilirken, yayınlanan haberin “yanıltıcı olduğu” iddiasıyla bildiklerini açıklaması istendi. Kanbal, yayınlanan haberin doğru olduğunu, öldürülen Lokman Görgün’ün 8 çocuk babası, 53 yaşında ve geçimini hayvancılıkla sürdüren bir köylü olduğunu aktardı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun iddiasının aksine Görgün’ün sivil olduğunu kaydeden Kanbal, sivil bir insanın yaşam hakkının ihlal edilmesine dair haber yaptığını söyledi.

Ne olmuştu?

Omerîya Bölgesinde bulunan Cinata kırsal mahallesinde 8 Nisan günü HPG’li Musa Kahraman (Xebatkar/Çiyager) ile Lokman Görgün, köy yolu üzerinde kurulan pusu sonucu öldürüldü. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu sanal medya hesabından yaptığı paylaşımda her iki ismin PKK’li olduğunu öne sürerken, 2016 yılında çatışmada hayatını kaybeden 3 polisin failleri olduklarını öne sürdü. Ancak öldürülen Lokman Görgün’ün 52 yaşında, 8 çocuk babası olduğu ve köyde hayvancılık ile geçimini sürdürdüğü, Kahraman’ın da dayısı olduğu ortaya çıktı.

Olay günü bölgede çatışma yaşanmadığı köylüler tarafından aktarılırken, köylüler ve Kahraman ile Görgün’ün ailesi iki ismin infaz edildiğinden şüphe ettiklerini dile getirdi.

Kaynak: MA

#Gazeteci #Ahmet #Kanbal #hakkında #soruşturma

Ferit Şenyaraş: Meclis’te adalet arayan milyonların sesi olacağız

Yeşil Sol Parti Riha milletvekili adayı Ferit Şenyaşar, Meclis’te adaletsizliğe uğrayan milyonların sesi olarak olacağını söyledi

Cumhurbaşkanı ve 28’inci dönem milletvekillerinin belirleneceği 14 Mayıs seçimlerinde, 14 milletvekilinin seçileceği Riha’da 1 milyon 93 bin 782 seçmen bulunuyor. Emek ve Özgürlük İttifakı çatısı altında seçime giren Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), gösterdiği adaylarla kent seçiminde birinci parti olarak çıkmayı hedefliyor.

MA’dan Ömer Akın’a konuşan Yeşil Sol Parti Riha Ferit Şenyaşar Yeşil Sol Parti’nin Riha adayları arasında yer alıyor. Ferit Şenyaşar, Yeşil Sol Parti listelerinden aday olma sürecini, hedeflerini ve mücadelesini anlattı.

Adalet mücadelesi

Riha’nın Pirsûs (Suruç) ilçesinde 1983 yılında doğan Şenyaşar, 7 çocuklu bir ailenin oğlu. Ailesinden üniversite okuyan tek kişi olduğunu belirten Şenyaşar, İnönü Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdikten sonra Pirsûs’ta 8 yıl boyunca ücretli öğretmenlik yaptığını söyledi.

Ailesinin maruz kaldığı katliamdan önce mütevazi bir yaşamları olduğunu kaydeden Şenyaşar, yaşadıkları katliamdan sonra her şeyi kenara bırakarak adalet mücadelesine başladığını anlattı.

Normal yaşantımıza devam edemezdik

Ailesine yönelik gerçekleşen katliamdan önce de birçok katliamın yaşandığını ve bunları takip ettiklerini kaydeden Şenyaşar, “Bu olay başımıza geldikten sonra bu adaletsizliği ve hukuksuzluğu kaldıramazdık. Evimizde oturup normal yaşantımıza devam edemezdik. Bunun için ilk önce hukukun işletilmesi için Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı ile görüştük. Defalarca görüşme talebimiz reddedildi ama ısrarlı tavrımız sonucunda görüşme gerçekleştirebildik. Görüşmede savcı açık bir şekilde, ‘davanın siyasi bir boyutu var. Fazla üzerimize gelmeyin. Biz bir şey yapamayız. Siz sabredin. Zamanı gelince biz gereğini yapacağız’ diyerek üzerlerinde siyasi bir baskının olduğunu itiraf etti” diye konuştu.

Adaletin sesi olacağız

Mücadeleye başlarken iki talepleri olduğunu ve bunlardan birinin seslerini duyurmak, diğerinin ise yargının üzerine düşeni yapmasını sağlamak olduğunu vurgulayan Şenyaşar, “Adalet Nöbetimiz süresince birinci hedefimize ulaştık. Sesimizi bütün Türkiye ve dünyaya duyurduk. Duyarlı olan herkes mücadelemize sahip çıktı. Fakat hukukun işletilmesi konusunda ne yapıp ettiysek, bir türlü işletemedik. Adalet mücadelemizi belli bir seviyeye getirdik, fakat bu mücadeleyi daha da büyütmek, yargının daha hızlı ve etkin işlemesini sağlamak için mücadelemizi meclise taşıyoruz. Adaletsizliğe uğrayan milyonların sesi olarak mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu mücadelemizi daha da büyütmek, bizim gibi mağdur olan herkesin sesi olmak için bu mücadelemizi meclise de taşıma gereği duyduk.” şeklinde konuştu.

Urfa halkı cevap verecektir

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın AKP listelerinden Riha’da aday gösterilmesini değerlendiren Şenyaşar, şunları söyledi: “Türkiye’nin her yerinde birçok adaletsizlik var. Bu adaletsizliklerden bir tanesi de Urfa Adliyesi önündedir. Yaşanan adaletsizliklerin en sorumlusu da adalet bakanıdır. Bütün bu adaletsizlikleri görmeyen Adalet Bakanı Bekir Bozdağ gelip Urfa’dan milletvekili adayı oluyor. Bu bize gösteriyor ki, eğer onlar seçilirse bu adaletsizlikleri daha da büyütüp devam ettirecekler. Urfa halkı tüm bunları görüyor ve takip ediyor. Şu an mücadelemiz Nemrut ile Hz. İbrahim’in mücadelesine dönmüştür. Nemrudu temsil eden Adalet Bakanıdır. İnanıyoruz ki Urfa halkı 14 Mayıs’ta bu adaletsizliğe sebep olan ve bu adaletsizliği görmezden gelen iktidar partisine gerekli cevabı verecektir.”

RIHA

 

 

#Ferit #Şenyaraş #Mecliste #adalet #arayan #milyonların #sesi #olacağız

Nisêbîn’de coşkulu büro açılışı

Yeşil Sol Parti Nisêbîn’de binlerce yurttaşın katılımıyla seçim irtibat bürosunun açılışını gerçekleştirdi

14 Mayıs seçimlerine bir aydan kısa bir süre kala Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) seçim irtibat bürolarının açılışını sürdürüyor. Mêrdîn’in Nisêbîn (Nusaybin) ilçesinde seçim irtibat bürosunun açılışı gerçekleştirildi.

Dün akşam Şirin Bulvarı’nda gerçekleştirilen açılışa Yeşil Sol Parti Milletvekili adayları ile birlikte binlerce kişi katıldı. Yeşil Sol Parti flamaları ile süslenen alanda kitle, sloganlar ve zılgıtlar eşliğinde halaylar çekti. Açılışta ilk olarak HDP İl Eşbaşkanı Mehmet Ali Yiğit halka hitap ederken, ardından milletvekili adayları halka seslendi.

Konuşmaların ardından seçim bürosunun açılışı gerçekleştirildi.

MÊRDÎN

#Nisêbînde #coşkulu #büro #açılışı

Demirtaş: İddianameyi de mütalaayı da 14 Mayıs’ta çöpe atacağız

Kobanê Davası’nda açıklanan mütalaaya tepki gösteren Demirtaş, ‘Sarayda yazılıp mahkeme heyetinin eline tutuşturulan iddianameyi de mütalaayı da 14 Mayıs’ta yırtıp çöpe atacağız’ dedi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Kobanê Davası’nda haklarında hapis cezası istenen mütalaaya ilişkin açıklama yaptı.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis istenen isimler arasında olan ve Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutulan Demirtaş, sanal medya hesabından yaptığı açıklamada, iddianame ve mütalaanın siyasi olduğunu belirtti. Demirtaş, “Sarayda yazılıp mahkeme heyetinin eline tutuşturulan iddianameyi de mütalaayı da 14 Mayıs’ta yırtıp çöpe atacağız. Kumpaslarınızla bize diz çöktüremediniz ama siz halkın önünde diz çökeceksiniz” ifadelerini kullandı.

HABER MERKEZİ

#Demirtaş #İddianameyi #mütalaayı #Mayısta #çöpe #atacağız

Depremzede bir parti, depremzede bir eşbaşkan

Hakkında açılan kapatma davasına, hazine yardımına konan blokaja rağmen HDP depremle birlikte sahaya indi, yüzlerce yardım TIR’ını deprem bölgesine gönderdi. Depremde en büyük yıkımın olduğu kentlerden bir Meletî idi. HDP bu ilde depremin vurduğu her noktaya ulaştı. HDP İl Eşbaşkanı ve Yeşil Sol Parti Meletî 1. sıra milletvekili adayı Perihan Yücekaya, HDP’nin Meletî’deki yardım organizasyonunu anlattı

Hüseyin Kalkan

HDP deprem bölgelerinde aynı zamanda depremzede bir parti oldu. Yöneticilerinin, üyelerinin evleri yıkıldı, yaşamını yitirenler oldu. Her şey rağmen depremle birlikte HDP bütün ağırlığı ile sahaya indi. İlk günden başlamak üzere birçok köye ulaştı, hiçbir ayrım yapmadan yardım ulaştırdı. HDP bunları yaparken hakkındaki kapatma davası sürüyordu. HDP’liler gözaltına alınıp tutuklanıyor, HDP’nin yardımlarını deprem bölgelerine ulaştırmaya çalışan TIR’lara el konuluyordu. Meletî, HDP’nin örnek bir yardım çalışması yaptığı illerden biri. HDP Meletî İl Eşbaşkanı ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) 1. sıra milletvekili adayı Perihan Yücekaya ile Meletî ve ilçelerindeki dayanışma çalışmalarını konuştuk. Yücekaya, depremin ilk günü depremzedelere yardım etmek için örgütlendiklerini söylüyor. Sadece il örgütü değil, genel merkezde depremle birlikte Meletî’de depremzedelere yardım ulaştırmak için milletvekillerini ve kadrolarını seferber etmiş. Yücekaya, ilk gün başlayan çalışmaları şöyle anlatıyor: “İlk depremde merkezdeki evimiz ağır hasar aldı. Kapıyı çekip köye geldik. Gün ışıdıktan sonra depremzedelere ulaşmak ve yardım etmek için koordinasyon oluşturuldu. Koordinasyonda her ilçeden bir arkadaşımız vardı. Parti Meclisi üyemiz İzzet Karadağ buradaydı. Koordinasyonun oluşturulmasına öncülük etti. Önce okullarda çalıştık, sonra da çadır kent oluşturduk. Çadır kentin içinde çocuk parkı kuruldu. Oraya da bir TIR dolusu oyuncak geldi. HDP Gençlik Merkezi üyesi bir grup arkadaş, özel olarak çocuklarla ilgilenmek için geldi. Onların deprem travmasını atlatmaları için destek veriyorlardı, birlikte oyunlar oynuyorlardı.”

Her gün 4 vekil

Yücekaya, “Arkadaşlar buraya büyük önem verdi. Burayı Genel Merkez ayağa kaldırdı diyebiliriz. HDP gönüllüleri bize destek vererek ayağa kaldırdılar” diyerek anlatmaya devam ediyor. Yücekaya’nın anlatımlarına göre hemen her gün 4 HDP milletvekili bölgede olmuş ve yardımların depremzedelere ulaşması için çalışmalara katılmışlar. Yücekaya şöyle anlatıyor: “Hemen 7 Şubat’ta arkadaşlarımız buradaydı. Genel Merkezden arkadaşlarımız geldi. Genel Merkez buraya bir ekip gönderdi. Arkadaşlar buraya büyük önem verdi. Burayı Genel Merkez ayağa kaldırdı diyebiliriz. HDP gönüllüleri bize destek vererek ayağa kaldırdılar. 100 TIR’a aşkın yardım geldi. Malatya merkezde 3 depolar kiralandı. Doğanşehir ilçesinde bir depomuz vardı. Depremden etkilenen bütün ilçelere TIR gönderildi. Bazı köylere de TIR gönderdik. Topraktepe’ye, Kurucuova’ya, Çığlık’a birer TIR gönderildi. Kürecik’e gönderildi bir TIR. TIR’larda sobalar, battaniyeler, çadırlar da vardı. Kuru gıdalar da vardı. Ayrıca temizlik malzemeleri ve hijyen için gerekli olan malzemeler de vardı. Çocuk maması, çocuk bezleri vardı. Normal yaşamda kullanılan bütün malzemeler vardı. Daha sonra milletvekili arkadaşlar geldi. Zaten depremin ilk gününden başlayarak her gün dört milletvekili Meletî bulundu. 8 Mart’ta özel bir program yaptık. Sadece kadın çalışması yaptık. Kadın milletvekillerimiz geldi. 5 ilçede (Akçadağ, Yazıhan, Doğanşehir, Battalgazi ve Yeşilyurt) sadece kadınları ziyaret ederek ve kadınların özel ihtiyaçlarını karşılayacak malzemeler dağıtıldı. 4 tane Mor TIR geldi. Onların dağıtımını yaptık. Kadın arkadaşlarımızın, kadın milletvekillerimizin ve TJA’dan (Özgür Kadın Hareketi) arkadaşlarımızın öncülüğünde dağıtım yaptık.”

‘HDP’yi böyle bilmiyorduk’

HDP Meletî İl Örgütü sadece ihtiyacı olanlara yardım ulaştırmakla kalmamış, yakınlarını kaybedenlerin acılarını paylaşmak için koşturmuş. “Yardım dağıtmanın dışında geçmiş olsun ziyaretlerinde bulunduk. Taziyelere katıldık. İnsanların moral olarak ayakta kalmaları için onlar yalnız bırakılmadı. Bir şey yaşadığın zaman anlıyorsun. Bende depremzedeyim. Depremin olduğu gün çocuklarla birlikte evimizi terk etmek zorunda kaldık. İnsanlar büyük bir mağduriyet yaşadılar. Büyük bir moral çöküntü yaşadılar. Biz kapılarını çalınca onlara bir moral destek oldu. Onları düşünen ve yardımına koşan birilerinin olduğunu gördüler. İnsanlar HDP’nin yardımını çok önemli buldu. Bazı köylerde, Allah HDP’den razı olsun, biz HDP’yi böyle bilmiyorduk” diyorlardı. Bunlar genellikle daha önce AKP seçmeni olan insanlar. Meletî, AKP’nin yüzde 70 oy aldığı bir yer. Biz hiçbir ayrım yapmadan gezdik, yardımda bulunduk. Birçok devlet görevlisinin bizim yardımlarımızdan yararlandığını biliyoruz. Biz birbirimizle konuşurken heval diye birbirimize hitap ediyoruz ya, bazı yerlerde ‘Allah hevallerden razı olsun’ gibi söylemler de oldu. Birçok yerde ‘Şimdi anladık, kapımızı ilk çalanlar HDP’liler oldu, bize ilk yardımı ulaştıranlar HDP’liler oldu” diyorlardı. Sadece gıda yardımı yapmadık. Meletî’de 5 tane arabamız vardı. 40 gün boyunca bu araçlar sürekli yardımları taşıdı. Telefonla bize ulaşıp yardım isteyen çok oldu. Kendileri gelip ihtiyaçlarını alanlar oldu. Gelen vekillerimiz hiç durmadan ilçeleri ve köyleri gezdiler. Havalar çok soğuktu, buna aldırmadan halka yardımları ulaştırmaya çalıştık. Akçadağ’ın 77 köyü var, hemen hepsine yardım ulaştırdık. Doğanşehir’in 45 tane köyü var, bunların hemen hemen hepsine gidildi. Darende’nin 15 köyüne gidildi. Merkez köylerin hepsine gidildi. Telefonla bizi arayıp yardım isteyenler de oluyordu. Bizim haber alıp gittiğimiz köyler de oluyordu. HDP Genel Merkezi, Meletî’ye 100 TIR’dan fazla yardım gönderdi. Ama bunun yanı sıra kamyonet gibi küçük araçlar çok geldi. Çünkü TIR’lara el koyuyorlardı. Küçük araçları bilemedikleri için küçük araçları çok kullandı. Yani halka yardım ulaştırmak için devletle mücadele etmek zorunda kaldık. Yardımlar bu şekilde gelmeye devam ediyor. Ayrıca Ramazan’ın başlaması ile birlikte aileler tekrar ziyaret edildi ve yardım dağıtıldı.”

Depremden rant çıkarmak

Malatya Valiliği’nin paylaştığı son verilere göre, Meletî’de toplam 153 bin 725 bina kontrol edildi. Bu binalarda 398 bin 822 bağımsız bölüm yer alıyor. Acil, ağır ve yıkık bina sayısı ise 45 bin 81. Bu binalarda da 134 bin 514 bağımsız bölüm bulunuyor. Yine acil, ağır ve yıkık konut sayısı 107 bin 915; acil, ağır ve yıkık ticarethane sayısı 19 bin 746; acil, ağır ve yıkık ahır sayısı 3 bin 50. Aynı statüde bulunan hane sayısı ise 3 bin 806 olarak tespit edildi. Yıkılan ve kaldırılan toplam yapı sayısı bin 285 olarak açıklandı. Kentte bina kontrolleri devam ediyor. Kontroller sonrası oturulamaz yapıların sayısının daha da artması bekleniyor. Aslında Meletî’de depremden sonra oturulacak konut hemen hemen yok gibi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meletî’nin yeni kalıcı konutlar inşa edileceği bölgeleri açıkladı. Bakanlığın açıklamasına göre ilk etapta konut inşası için belirlenen alanlar Şoför Okulu olarak bilinen Beylerderesi Mevkisi’nde bulunan Altay Kışlası arazisi ile Fırıncı köyü çevresindeki alanların zemininin uygun olduğu için seçildi. Ayrıca Meletî-Kayseri kara yolu üzerinde Beydağı’nın eteklerinde olan İkizce köyü ve çevresinin, Orduzu’daki Gelincik Tepesi çevresinin, Meletî-Elezîz kara yolu üzerinde Mühimmat Depolarının bulunduğu Akoğuz Kışlası alanı ile İnderesi Tabiat Parkı arasındaki alanın da alternatif yerler olarak değerlendirildiği açıklandı. Meletî’de ilk etapta 30 bin kalıcı konut yapılacağı belirtilirken yeni konutlar için belirlenen bölgelerde Şoför Okul hariç hepsi merkezin dışında. Yapılan konutlar taksitle depremde evleri yıkılan depremzedelere satılacak.

Yeni rant girişimi mi?

Meletî’de iktidarın ısrarla yanıtlamadığı soru ise kent merkezlerinin ve yıkılan diğer alanların kaderinin ne olacağı. Yapılan yeni binalar depremzedelere para karşılığında tahsis edilecek ve taksitle ödenecek. Enkaz kaldırıldıktan sonra ortaya çıkacak olan arsaların kaderi ne olacak? Meletî’de hemen herkes bu sorunun yanıtını arıyor. İktidar tarafından şimdiye kadar bu konuda bir açıklama yapılmaması depremzedelerin kuşkularını artırıyor. Meletîliler, konunun seçim sonuna bırakılacağı ve sonrasında bu sorunun rant elde etme doğrultusunda çözüleceğini tahmin ediyor. Böyle bir el koyma tehlikesinin depremde yıkılan diğer kentler için de bulunduğunu tahmin etmek güç değil. AVM’lerde ve finans merkezlerinde oluşan yeni merkezlerin ortaya çıkması ve bunların iktidara yakın müteahhitler tarafından yapılması yeni ve büyük bir rant imkanı ortaya çıkaracak.

#Depremzede #bir #parti #depremzede #bir #eşbaşkan

Ölümsüz ruhlar kenti

Kel dağına bakıp kederlenecek, eski Antakya evlerinden birinde gizli gizli buluşacağım sevgilimle. Boğma rakı içeceğim. Annemin biberli ellerini koklayacağım. Asi’nin kenarında oturup hayaller kuracağım

Deniz Bakır

Ben bir ruhum.

Bedenim Antakya’da molozlar altında. Bunu İlk fark ettiğimde tarif edilemez bir acı duydum.

Sonra sonsuz bir boşluk içinde savruldum. Şimdi o boşluktan çıkmak, yeni bir beden bulmak, Antakya ile birlikte yeniden doğmak, hayatta yer tutmak istiyorum.

Sevdiklerime yeni bir bedende yeniden kavuşmak istiyorum.

Bazılarınıza çok mistik görünüyor muhtemelen.

Ama eğer Antakyalıysanız beni anlayacağınızı biliyorum…

Hikayeme o kıyamet anından başlamam gerekiyor sanırım…

O gece sarsıntılar içinde uyandım uykumdan. Önce yatağımın karşısındaki elbise dolabı, sonra yanındaki komodin zıplamaya başladı. Durumun ayırdına varamadan duvarlar çatırdadı ve parça parça üzerime devrilmeye başladı. Kendimi kaybetmeden önce, yan odadan annemin sesini duyduğumu hatırlıyorum. Benim ve kardeşlerimin adını bağırıyordu çığlıklar içinde…

Ondan sonraki dakikalar boyunca kaybetmişim kendimi. Hiçbir şey hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde bir ağırlık hissettim. Bacaklarımı hissetmiyordum. Göğsümdeki keskin acı ve ıslaklık zihnimi bulandırıyor, ne olduğunu anlamamı zorlaştırıyordu. Defalarca kendime gelip, tekrar kaybettim kendimi. Zihnimin gidip geldiği anlarda çığlık sesleri duyduğumu hatırlıyorum. Annemin çığlığı…

Bir de üzerimdeki taşlardan yüzüme doğru akan suyu…

Neden ve ne kadar zaman sonra bilmiyorum kendime geldim. Soğuktan titriyordum.

Anneme, kardeşime, ablama, babama seslendim kalan bütün gücümle. Ama hiçbir yanıt alamadım. Sesimin yıkıntılar arasına karışıp kaybolduğunu gördüğüm her an gücümün azaldığını hissediyordum.

Sevgilim geldi aklıma. Deprem günü buluşmuştuk. Dudakları dudaklarıma değdiğinde sonsuza kadar yaşayacakmışım gibi gelmişti… Ama şimdi ölüyordum.

Belki o yaşıyordur diye geçirdim bir an aklımdan. Bir bahar dalı gibi tutundum bu ihtimale. İnsan üstü bir güçle bağırmaya başladım. Defalarca bağırdım. Yardım istedim…

Her nefesimde bir ömür yaşadım. Yeniden aşık olup, yeniden döndüm o kıyamet anına. Ve yanıtsız geçen her dakika ölüme biraz daha yaklaştırdı beni.

Saatlere bedel dakikalar, günlere bedel saatler, aylara bedel günlerin ardından elimdeki dalın kurduğunu, bir avuç su gibi buharlaşıp uçtuğunu anladım ellerimden.

O an büyük bir acıyla sıyrılıp çıktım bedenimden.

Ruha dönüştüm.

Annemin, babamın, kardeşimin, ablamın bedenlerinin başına gittim sırasıyla.

Annemin biber kokan ellerini öptüm…

Babamın açık kalan gözlerini…

Ablamın bir pamuk gibi beyaz teni tozlarla kaplıydı. Boyundan öptüm…

Kardeşim korkuyla sokulmuştu ablamın yanına. Ve göğsüne gömülmüştü sanki. Saçlarından öptüm…

Bağırmak, çağırmak, kendimi parçalayarak ağlamak istedim…

Ama ben bir ruhtum.

Acımı akıtacağım gözyaşım bile yoktu…

Sonra usulca çıktım yıkıntıların arasından.

Sevgilimin yanına gittim.

Ona dokunamamanın ve bir daha dokunamayacak olmanın azabı ile kıvrandım günlerce…

Delirmiş bir biçimde sokak sokak dolaştım Antakya’yı.

Can çekişini izledim memleketimin.

Ve can çekişirken Antakya, onu hayatta tutmak için büyük bir inatla, sabırla, emekle mücadele eden insanları izledim.

Anladım ki Antakya yeniden Antakya olmazsa bitmeyecek bu acı.

Bitmeyecek binlerce ruhun boşlukta kıvranışı.

Defalarca yıkılıp gitmişti bu kent.

Ve bedenden bedene gezen ruhlar yeniden kurmuştu kenti.

Kentin ruhu insanlardı.

Ve insanlar bedenlerini açtıkça ruhlara ölümsüzleşiyordu kent.

Burası Antakya.

Ölümsüz ruhların kenti.

Ve ben o ruhlardan biriyim.

Kentin yeniden kurulmasını bekliyorum burada. Adım adım dolaşıyorum kenti. Kendime bir beden arıyorum.

Biliyorum yeniden doğacak bu kent.

Ve ben yeniden doğacağım bir bedende.

Kel dağına bakıp kederlenecek, eski Antakya evlerinden birinde gizli gizli buluşacağım sevgilimle. Boğma rakı içeceğim. Annemin biberli ellerini koklayacağım. Asi’nin kenarında oturup hayaller kuracağım.

Biliyorum yeniden doğacak bu kent.

Ve ben yeniden doğacağım bu kentte…

#Ölümsüz #ruhlar #kenti

Bir görüş gününden: Apê Dedo ve Roger Baz

‘Bir gazeteci olarak gördüklerimi yazdıktan sonra sıra o görüş odasında hissettiklerimi anlatmakta. Evet, Apê Dedo tekerlekli sandalye ile görüşe geldi ama tekerlekli sandalyesinden önce yüzündeki gülümsemeyi gördüm. 28 yıldır sisteme ve hastalıklarına bu gülümseme ile direnen 84 yaşındaki bu insan, 26 yaşındaki bana büyük umut verdi’

Medine Mamedoğlu

“Çocukluğumla başlayan lanet çocuğumla devam ediyor” bu sözler meslektaşım Beritan Elyakut’a ait. Ne laneti diye soracak olursanız Beritan’ın iki abisi aldıkları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası nedeniyle yıllardır tutuklu. Çocukluğunu ve gençliğini annesiyle birlikte cezaevi kapılarında geçiren Beritan’ın 2.5 yaşındaki oğlu Roger Baz da 10 aydır annesinin çocukluğuyla aynı kaderi yaşıyor. Bu söz üzerine bu topraklarda yaşayan çocukların hakikatini görelim hep birlikte. Biliyorum bu topraklarda cezaevi kapıları önünde kardeşini, babasını, yoldaşını, annesini ve yakınını bekleyen bir sürü Beritan var. Bizim Beritan’a yetişemedim belki ama şimdilerde Roger’le birlikte aynı cezaevi kapısı önünde 10 aydır tutuklu babası gazeteci Ramazan (Mazlum) Geçiken’i bekliyoruz. Mazlum, 16 Haziran 2022’de “örgüt üyeliği” suçlamasıyla 15 gazeteci arkadaşımızla birlikte tutuklandı.

10 aydır tutuklu bulunan gazetecilerin iddianamesi ise daha 12 Nisan’da hazırlandı. 700’ü aşkın sayfalık iddianamede tek bir somut delil ise yok. Gazetecilerin söylediği her sözün konulduğu iddianamede gazetecilerin yaptığı röportajlar ve telefon görüşmeleri de suç delili sayıldı. İddianameyi okurken benim ve Mazlum’un da bir telefon konuşmasına denk geldim. Konuşmada bal yapan bir kadından röportaj almayı konuşuyoruz. Yanlış duymadınız bal yapan kadının haberini yapmak istememiz gazetecilerin dosyasına “örgüt üyesi olmak” suçuna delil olarak görülmüş. En azından bir sonraki görüşte ona anlatacağım konuyu buldum. 10 aydır tutuklu bulunan gazetecilerin duruşması 11 Temmuz gününe verilirken, biz “Gazetecilik suç değildir” diyerek görüşten konuşmaya devam edelim.

Tutuklandıktan sonra gazetecilerin görüşüne gidebilen bir nevi şanslı gazetecilerden biriyim. Verdiğimiz dilekçe emniyet tarafından 3 ay boyunca incelendikten sonra “sakıncalı” görünmediğimiz için görüşe gidebildik. Bazı gazeteci arkadaşlarımız ise “sakıncalı” bulundukları için meslektaşlarının görüşüne gidemedi. 10 aydır Roger ile yaptığımız bu yol arkadaşlığında ikimiz de çok şey öğrendik. Mesela arama cihazından geçerken Roger hepimizden önce kolunu kaldırıp geçiyor. Görüş odasına kadar yolu ezbere bilen Roger, annesine bırakmadan babasının geleceği sıraya gidiyor. Bir elimde Roger’in biberonu bir elimde kimlikle gittiğimiz kapalı görüşte üç gazeteci Mazlum Güler, Ramazan Geçiken ve Mehmet Ali Ertaş’ın dışında birini daha görüyoruz Apê Dedo (Mehmet Emin Özkan). Mazlum’u soracaksanız o çok moralli. Kendisi içeriden bize moral veriyor. Onunla kısa bir konuşmadan sonra direkt Apê Dedo’nun olduğu kısma geçiyorum. Mazlum gibi onu görmek de bana güç veriyor.

Bütün gazeteciler gibi benim de birçok kez haberini yaptığım Apê Dedo, 1996 yılından bu yana tutuklu. Ailesinden sürekli aldığımız röportajlarla kendisinden haberdar olduğumuz Apê Dedo’nun son durumunu kendisini gören biri olarak ben buraya yazmak istiyorum. Yürüyemediği için tekerlekli sandalye ile görüşe gelen Apê Dedo, görüşe gelen kızı ile telefonla konuşurken bile zorlandı. Bazen kızının adını dahi unutan Apê Dedo, konuşurken sürekli aynı soruları sordu. Cevaplara sadece “Aynıyım” cevabını veren Apê Dedo’nun o gün istenen ATK raporu için yeniden hastaneye götürüldüğünü öğreniyoruz. Kızı Selma Özkan, babasının neredeyse her gün hastaneye götürüldüğünü söylerken tutuklu bulunan kardeşi Ahmet’in ise aylar sonra cezasının biteceğinden bahsediyor. Apê Dedo, yürüyemediği için tek başına ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çekiyor. Zorluk çekiyor ama bunu ne ailesine ne de bizlere hiç yansıtmıyor.

Bir gazeteci olarak gördüklerimi yazdıktan sonra sıra o görüş odasında hissettiklerimi anlatmakta. Evet, Apê Dedo tekerlekli sandalye ile görüşe geldi ama tekerlekli sandalyesinden önce yüzündeki gülümsemeyi gördüm. 28 yıldır sisteme ve hastalıklarına bu gülümseme ile direnen 84 yaşındaki bu insan, 26 yaşındaki bana büyük umut verdi. Nasıl bir gülüştü biliyor musunuz? Muhataplarına, “Sizi yendim” gibi bir gülüştü.

Hepsine selam verdikten sonra etrafıma bir baktım üç gazeteci, bir Roger Baz bir de Apê Dedo. Bir halkın gerçekliği… Cezaevi değil tabii bizim gerçekliğimiz, bizim gerçekliğimiz hakikati yazan gazetecilerden, 84 yaşında yürüyemeyen ancak gülüşlerinden korktukları bir insandan ve Roger’in biberonundan korkan bu zihniyet ve bu zihniyete karşı verdiğimiz mücadele. En başta dedim ya bu topraklarda Beritan, Roger ve hasta tutuklu çok. İsimler, hikâyeler değişse de değişmeyen tek şey bu hakikat. Ne Mazlum’un ne de Apê Dedo’nun yüzündeki o gülüşleri silemedikleri hakikat…
Bir görüşün sonuna daha gelirken girişte bıraktığımız Roger’in biberonu alıp aynı yolu yürüyoruz. Kim bilir biberonla geldiğimiz bu cezaevi kapısına 11 Temmuz’da arkadaşlarımızı, sonrasında ise Apê Dedo’yu elimizde çiçeklerle almak için geliriz. Bitirmeden önce şunu da eklemek isterim: Mazlum’un, Mehmet Ali’nin ve Apê Dedo’nun hepinize çok selamları var.

#Bir #görüş #gününden #Apê #Dedo #Roger #Baz