Ana Sayfa Blog Sayfa 6497

‘Madımak’ta neler oldu?

Sivas katliamında Aziz Nesin’i kurtaran polisin 11 yıl önce Kılıçdaroğlu ile yaptığı röportajın ayrıntıları ortaya çıktı…

Madımak katliamı sonrası CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı röportajı ele geçirdi. CHP Liderinin röportaj yaptığı olaylar sırasında otelde bulunan polis memuru, “Telsiz sesine gidince Aziz Nesin’i gördüm. Korkmuştu. Bir komiserin yardımıyla itfaiyenin merdivenine ulaştırdık” diyor.

Kılıçdaroğlu’nun milletvekili seçilmeden önce Munzur-Dersim Etnografya Dergisi için yaptığı röportajda, A.S. isimli polis memuru, takviye kuvvet istendiği halde Vali Ahmet Karabilgin’in göndermediğini, ekiplere de “Zor kullanmayın” talimatı verdiğini anlatıyor. Polis, teşhis ettiği sanıklar için, oturduğu lojmana kadar gelen bazı kişilerce tehdit edildiğini de, istihbaratçı meslektaşları tarafından “Hayatınla oynarsın” diyerek susturulduğunu da öne sürdü. Kılıçdaroğlu’nun 6 Ekim 2001 tarihinde yaptığı ve derginin sahibi Mesut Özcan’a teslim ettiği hiç yayınlanmayan söyleşide Kılıçdaroğlu’nun sorduğu kritik Madımak soruları ve polis memurunun verdiği yanıtlar şöyle:

‘ZOR KULLANMAMIZ LAZIMDI’

Kılıçdaroğlu: (Olayların başlangıcını anlattırarak) Sivil olarak mı görev yapıyordunuz? Sivildim. Bu tür toplumsal olayların başlangıcında olağanüstü durum ilan ediliyor, istirahat izinleri kaldırılıyor. Çağrıldım. Kültür Merkezi’ne gittim. Baktım ki orda cuma namazından çıkan, taşlı sopalı grup önce Merkez’e saldırdı. Taşla sopaların nereden geldiğini bilmiyorum. Cam çerçeve indi. Bir anda 200, bir saat içinde 500 kişi oldular… İşte tam bu esnada zor kullanıp topluluğu olduğu yerde bitirmemiz lazımdı, yapılmadı.   ‘TOPLULUK ORGANİZEYDİ’

Siz o gibi durumlarda amirlerinizden talimat alıyorsunuz, değil mi? Ferdi olarak müdahale edemiyoruz. Ama engelleyici oluyoruz. Sloganlar başladıktan sonra 1000-1500 kişi oldu. Pir Sultan Abdal heykeli kırıldı. Sivas’ı temsil eden kangal köpeği heykeli vardı, o da kırıldı. Topluluk, tarihi bir bina olan 4 Eylül Kongre Binası’na yöneldi. Organizeydi topluluk, yani her şey plana göre tıkır tıkır işliyordu. Birileri, elebaşıları yönlendiriyordu belli… Kongre binası önünde bulunan Atatürk’ün heykeli indirildi. Hep aynı sloganlar atılıyordu: “Şeytan Aziz Nesin”, “Sivas Aziz’e mezar olacak”… Vilayete gelindi.

‘HORTUMU KESTİLER’

Siz orada otelin içine mi girdiniz? Otele sızmalar olmasın diye, yanan araçların oradaydım. 50-60 tane de polis oradaydı. İtfaiye geldi… İtfaiyenin hortumunu kestiler. Onu ben teşhis ettim, sakallı biriydi. O boruları kesti. Topluluk yol açmıyordu itfaiyeye. Söndürülmesin diye arabalar. Daha otele yangın sirayet etmemiş. İkinci itfaiye geldi, arabalar söndürüldü. Diğer taraftan öbür kapı tarafından lobiye doğru giriş yapıldı. Ordaki patladı. 50-60 kişilik şeyi aşıp patlattılar… ‘YALVARIYORDUM YAKMAYIN, ACIYIN’ Yani aştılar polis engelini… Aşıldı. Yani zaten 15 bin kişi, 50-60 polis ne yapsın? Ordan patladı. İçeriye bakıyorum ki herif perdeleri resmen çakmağı çakıp tutuşturuyor. Artık hiç zor kullanacak da halim kalmadı. Yalvarıyorum, “Ağabeycim yapma, gözünü seveyim yapma. Yapma, yakma, yakmayın acıyın” yok anlamadılar. Oteldeki o şeyler tutuştu. Polis arkadaş da vardı tabii içerde, Aziz Nesin’in yakın koruması. Bu ara dışarı baktım ki asker gelmiş. Orda silahlar çekildi, dan dan dan havaya ateş edildi. Topluluk geri püskürtüldü. Yangında söndürüldükten sonra içeri girdim. Her taraf isti. Zehirli, adamın genzini yakıyordu. Müthiş is kokusu vardı… Işıklar, cereyan yok içerde. Dışarı çıktım gene…   ‘İNSANLAR ÜST ÜSTEYDİ’   Sentetik halıların yanmasından oluşan zehirli dumanın şey ettiği söyleniyor… Olabilir. Çok pis genzi yakıyor, mahvediyor insanı. Burnunun direği kırılıyor. İçeride 5 dakika duramadım. Girip çıkıyorum. İçeride telsiz sesi duydum. Sesin olduğu yere gittim, Aziz Nesin. Telaşlanmış, beyaz saçlı, gözleri yuvadan fırlamış. O komiser mi, komiser muavini mi, bana dedi ki, “Hocayı dışarı verelim. Merdiven kuruluyor” dedi. Ben hemen koluna girdim Aziz Nesin’in, beraber merdivene verdik. Nereye gitti, bilmiyorum, daha ben içerdeyim. Otelin üst katlarına doğru çıktım. Fener bulmuştum bir yerden. Şıpır şıpır itfaiyenin sıktığı sular, duman, karbondioksit gazı zaten var. O arada koridorlarda feneri tuttuğumda, insanlar üst üste. Elleri, nabzı var mı, atışı var mı diye, elim sıcaklığıyla yapışıyordu insanlara… Yine bir inilti duydum az ilerde. Genç bir kız. Vurdum sırtıma aşağı indim, ambulansa bindi gitti.

‘Vali zor kullanmayın diyordu’

TOPLULUĞUN, Kongre Binası’ndan sonra Vilayet’e geldiğini belirten A.S., Kılıçdaroğlu’nun “Yakın onların mesafeleri…” sözü üzerine şöyle devam ediyor: Çok yakın. Emniyet Müdürü anons ediyor, diyor ki: “Zor kullanayım Valim.” “Zor kullanma” diyordu Vali. Yani burada zor kullanılsaydı sonradan yaşanacak olaylar olmayacaktı. Buradan, Sayın Vali zaten alt kata, sığınak gibi yere inmişti. Ordaki cam çerçeve indi. Temel Karamollaoğlu, zamanın belediye başkanı, topluluğa hoparlörden “Sakin olun”, “Taşkınlığa meydan vermeyin” diye yatıştırıcı konuşma yaptı. Yatışmadı. Daha da azgınlaştı o topluluk. Zaten ben topluluğun arkasından gittiğimde Madımak Oteli’nin önü 10 bin, 15 bin kişi olmuştu. 450 kişi polis kuvvetin var, tüm kuvveti Kültür Merkezi’ne yığıp da biz onları zaten 10 dakikada dağıtırdık. Prim verildi topluluğa. Madımak Oteli’nin önünde bulunan tüm araçlar, taksiler ne varsa devrildi, yakıldı. Otelin içine girdim. Oteli kordona aldığımız 50-60 kişilik polis kuvvetiydi. Nerdeydi yani 400 kişi, neredeydi? 15 bin kişi içinde kayboldu mu, ne oldu? Ben bilmiyorum…

İhsan Sabri Çağlayangil röportajı tartışılmıştı   CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, eski Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil ile yaptığı röportaj tartışmalara neden olmuştu. Çağlayangil bu röportajda, “Kürtler mağaralarda fare gibi zehirlendi. Kanlı bir harekât oldu. Dersim davası da bitti” demişti.

Adnan GERGER/ GAZETE HABERTÜRK

 

Pir Sultan Abdal’dan Dersim Olayları Açıklaması

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Adıyaman Şube Başkanı Mahmut Yapıcı, Dersim olaylarıyla ilgili basın açıklaması yaptı.

Dernek binasında dernek üyeleriyle birlikte basın açıklaması yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Adıyaman Şube Başkanı Mahmut Yapıcı, Dersim olaylarıyla ilgili hem iktidarı hem de ana muhalefet partisini eleştirdi. Yapıcı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Devlet geleneğinde böyle bir uygulama var ise ben Dersim katliamı için özür diliyorum” açıklamasını samimiyetsiz, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Ben o zaman henüz doğmamıştır” sözlerini de samimiyetsiz, gayri ciddi ve tarihi gerçekle yüzleşme korkusu taşıyan tirajı komik bir durum olduğunu söyledi.

Yapıcı, “Dersim soykırım ve diğer katliamların yarattığı tarifsiz acı ve yıkımlar kürsü şovlarına konu edilen yapay ‘özür dileme’ seanslarıyla giderilemez. Hiç vakit kaybetmeden bilim ve siyaset insanları, hukukçu ve tarihçiler, Alevi kurum yöneticileri ile insan hakları savunucularından oluşan bir Hakikatleri Araştırma Komisyonu oluşturulmalıdır. Gizli arşiv, devlet sırrı gibi uygulamalara son verilmeli, komisyonun tarihi gerçekleri ortaya çıkarması için tüm olanaklar sağlanmalıdır” dedi. –

Didimli Alevilerden tepki yürüyüşü

Aydın’ın Didim ilçesinde bu sabah iki Alevi aileye ait evlerin kapılarının işaretlenmesinin ardından, Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği üyeleri yürüyüş düzenledi.

Bugün saat 12.30′da Didim Cemevi Derneği önünde toplanan kalabalık, ellerinde afiş ve dövizlerle yaşanan olayı protesto etti. Cemevi Derneği önünde başlayan yürüyüşe; Akbük Belediye Başkanı M. Erçin Sandalcı, Dernek Başkanı Yusuf Doğan, CHP’li İl Genel Meclis Üyesi M. Cahit Kaya, Belediye Meclis Üyeleri Salih Bankoğlu, Şehriban Karakış ve İbrahim Eray ile Eğitim Sen Didim Temsilciliği, EMEP ve ÖDP ilçe yöneticileri ile çok sayıda dernek üyesi katıldı. Yürüyüşe katılan kalabalık, “Didim Maraş olmayacak”,

“Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atarak 19 Mayıs Caddesi’nde yürüyüşe geçti. Didim Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin kontrolünde yürüyen grup, Atatürk Bulvarı’nı bir süreliğine trafiğe kapattı.

Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği Üyesi Avukat Zekiye Baran tarafından yapılan basın açıklamasında ise şu ifadelere yer verildi:

“Bugün yine Alevilere yönelik bir tertip ve provokasyonla karşı karşıyayız. Didim Hisar Mahallesi’nden bizi arayan bir aile, evlerinin kapılarına işaretler konulduğunu ve yazılar yazıldığını söyledi. Mahalleye gittiğimizde gördüğümüz yazı ve işaretler, hafızalarımızın canlanmasına sebep oldu. İki bitişik apartmanda oturan iki Alevi ailenin kapılarına yağlı boya ile çarpı işareti konulmuş ve büyük harflerle, ‘Alevileri yakın-Alevilere ölüm’ yazıları yazılmıştır. Buna benzer bir olay geçtiğimiz günlerde

Didim Mavişehir Mahallesi’nde olmuştu. Orada da bir üyemizin evinin kapısına işaretler yapılmıştı. Ve bizi asıl tedirgin eden olay, Mavişehir Mahallesi’nde kullanılan boya ile Hisar Mahallesi’ndeki boyanın renginin aynı olmasıdır. Biz Aleviler geçmişten bugüne kadar sürekli olarak katliamlara maruz kaldık. Ancak her türlü baskı, asimilasyon ve katliam politikalarına karşı bugüne kadar geldik. Bugün Aleviler artık daha bilinçli ve daha örgütlüdür. Yıllardan beri inkarcı ve katliamcı politika ile Alevileri

yok etmeye çalışanlar, buna benzer tertip ve provokasyonları geçtiğimiz aylarda Adıyaman’da, Erzincan’da, İzmir’de yapmışlardır. Didim’de yapılan da bunların bir parçasıdır. Bu provokatörler bu cüreti nereden almaktadır? Bu ülkenin Başbakanı daha dün çıkıp Madımak katillerinin davası düşerken, ‘Milletimize hayırlı olsun’ dememiş midir? Alevi çocuklarına yıllardır zorunlu din dersi eğitimi vererek asimile edenler, bununla yetinmeyip zorunlu Kur’an derslerini devreye sokmuşlardır ve her fırsatta Alevilerin

inanç merkezlerine dil uzatma cüretini göstermişlerdir. Bu tertipçiler bu cüreti işte buralardan almaktadırlar. Bu provokasyonlara karşı uyanık olmalıyız. Örgütlülüğümüzü daha da güçlendirmeliyiz. Ve bu ülkede dilinden, dininden, ırkından, inancından, kimliğinden, cinsiyetinden dolayı zulüm gören, yok sayılan tüm kesimlerle birlikte yan yana durarak bu tertip ve provokasyonlara karşı mücadelemizi yükseltmeliyiz. Son olarak şunu da belirtmek istiyoruz: Olay adli makamlara intikal etmiştir. Olay yeri inceleme ekipleri de gerekli incelemeyi yapmıştır. En önemlisi de olay yerinde bulunan boya kutusu kapağı polis tarafından delil olarak alınmıştır.”

Olayın takipçisi olacaklarını belirten Baran, bu aşamadan sonra etkin bir soruşturma yürütülüp faillerin derhal bulunmasını istediklerini vurgulayarak, “Bu konuda Didim Emniyet Müdürlüğünün, Didim Cumhuriyet Başsavcılığının ve Didim Kaymakamlığının gerekli duyarlılığı göstermesini, olayın failleri ve arkasındaki karanlık güçlerin derneğimize ve kamuoyuna açıklamasını talep ediyoruz. Olayın failleri ve arkasındaki karanlık güçler ortaya çıkıncaya kadar bu işin takipçisi olacağımızı buradan tüm kamuoyuna duyuruyoruz” ifadelerini kullandı.

Basın açıklamasının ardından alkış ve ıslıklarla olayı protesto eden kalabalık, daha sonra olaysız şekilde cemevine döndü.

Aleviler Barış için 20 Mayıs’ta Adana’da miting yapıyor!

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve bileşenleri başta olmak üzere, birçok kuruluş Suriye’de savaşa ve kışkırtmalara karşı barış için miting yapıyor. 20 Mayıs Pazar günü Adana İstasyon Meydanı’nda yapılacak mitingde “Savaş değil barış, inançlara özgürlük, halklara ise kardeşlik istiyoruz” denecek…

Tarih hatırlatır: İdamlara TBMM’de kimler “EVET” oyu verdi?

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarına yönelik olarak TBMM’de yapılan oylamada kimler “EVET, idam edilsinler”, kimler “HAYIR, idam edilmesinler” dedi. Meclisteki oylamaya katılmayanlar kimlerdi?

“EVET idam edilsinler” diyenler arasında bugün neredeyse “demokrasi kahramanı” ilan edilecek olan Süleyman Demirel başta olmak üzere, İsmet Sezgin, Nahit Menteşe, Necmettin Cevheri, Ali İhsan Göğüş, Kemal Satır, Alpaslan Türkeş, Barlas Küntay, Mesut Erez, Esat Kıratlıoğlu, Nuri Bayar, Orhan Öztrak, Saadettin Bilgiç, Seyfi Öztürk, Turhan Feyzioğlu gibi isimler vardı!

İşte tam liste:

Üye sayısı: 450

Oy verenler: 323

Kabul edenler: 273

Reddedenler: 48

Çekinserler: 2

Oya katılmayanlar: 118

Açık üyelikler: 9

KABUL EDENLER / EVET DİYENLER

ADANA: Cevdet Akçalı, Fazıl Güleç, M. Salahattin Kılıç, Melih Kemal Küçüktepepınar, Ali Cavit Oral, Emir H. Postacı, Kemal Satır, Ahmet Topaloğlu, Turgut Topaloğlu, Alpaslan Türkeş, Hüsamettin Uslu.

ADIYAMAN: M. Zeki Adıyaman, Ali Avni Turanlı.

AFYON KARAHİSAR: Hasan Dinçer, Hamdi Hamamcıoğlu, Ali İhsan Ulubahşi, Kazım Uysal.

AMASYA: Yavuz Acar, Salih Aygün.

ANKARA: Orhan Alp, Oğuz Aygün, Musa Kazım Coşkun, Orhan Eren, İ. Sıtkı Hatipoğlu,. Mustafa Maden, H. Turgut Toker, Aydın Yalçın, Ferhat Nuri Yıldırım, Şerafettin Yıldırım, Mustafa Kemal Yılmaz.

ANTALYA: Hasan Akçalıoğlu, İhsan Ataöv, Süleyman Çiloğlu, Ömer Eken, Rafet Eker, Hasan Ali Gülcan.

ARTVİN: Mustafa Rona.

AYDIN: Nahit Menteşe, İsmet Sezgin, Fikret Turhangil.

BALIKESİR: İbrahim Aytaç, Cihat Bilgehan, M, Şükrü Çavdaroğlu, Kemal Erdem, Ahmet İhsan Kırımlı, M. Nurettin Sandıkçıoğlu, Osman Tarı.

BİLECİK: Şadi Binay.

BİNGÖL: Mehmet Sıddık Aydar, Mehmet Bilgin.

BOLU: Nihat Bayramoğlu, Halil İbrahim Cop, Ahmet Çakmak, M. Şükrü Kıyıkoğlu.

BURDUR: A. Mukadder Çiloğlu, Mehmet Özbey.

BURSA: Cemal Külahlı, Barlas Küntay, Ertuğrul Mat, Kasım Önadım, Mustafa Tayyar, Mehmet Turgut, Ahmet Türkel.

ÇANAKKALE: E. Kemal Bağcıoğlu, Zekiye Gülsen, Mesut Hulki Önür, Refet Sezgin.

ÇANKIRI: Nuretin Ok.

ÇORUM: Yakup Çağlayan, Kemal Demirer, Abdurrahman Güler, İhsan Tombuş, Arslan Topçubaşı.

DENİZLİ: Sami Arslan, Mehmet Emin Durul, Hasan Korkmazcan, Ali Uslu.

DİYARBAKIR: Hasan Değer, Behzat Eğilli, Abdüllatif Ensarioğlu, Necmettin Gönenç, Sabahattin Savcı, Nazif Yıldırım.

EDİRNE: İlhami Ertem.

ELAZIĞ: Samet Güldoğan, Hayrettin Hanağası.

ERZİNCAN: Hüsamettin Atabeyli.

ERZURUM: Sabahattin Aras, Turhan Bilgin, Rasim Cinisli, Rıfkı Danışman, Naci Gacıroğlu, Cevat Önder.

ESKİŞEHİR: Mehmet İsmet Angı, Şevket Asbuzoğlu, Orhan Oğuz, Seyfi Öztürk, M. Şemsettin Sönmez.

GAZİANTEP: Ali İhsan Göğüş, İ. Hüseyin İnceoğlu, Mehmet Kılıç, Erdem Ocak, Mehmet Lütfi Söylemez.

GİRESUN: Mustafa Kemal Çilesiz, Nizamettin Erkmen, Hidayet İpek, Abdullah İzmen, İ. Kayhan Naiboğlu, E. Emin Turgutalp.

GÜMÜŞHANE: Necati Alp, Mustafa Kahraman, Nurettin Özdemir, Ekrem Saatçi.

HATAY: Halil Akgöl, Talat Köseoğlu, Hüsnü Özkan, Ali Yılmaz.

ISPARTA: Ali İhsan Balım, Süleyman Demirel, Yusuf Uysal.

İÇEL: Mazhar Arıkan, Kadir Çetin, Cavit Okyayuz, Turhan Özgüner.

İSTANBUL: İbrahim Abak, İsmail Arar, Sadettin Bilgiç, Ferruh Bozbeyli, İlhan Egemen Darendelioğlu, Tekin Erer, Nuri Eroğan, Orhan Cemal Fersoy, Hasan Güngör, Mustafa Fevzi Güngör, A. Şeref Laç, Osman Özer, Akgün Silivrili, İsmail Hakkı Tekinel, Naime İkbal Tokgöz, A. Turgut Topaloğlu, Hasan Türkay, Mehmet Yardımcı.

İZMİR: Şevket Adalan, Mustafa Akan, Şükrü Akkan, Muzaffer Fazlı Arınç, Burhanettin Asutay, Münir Daldal, Ali Nailli Erdem, İhsan Gürşan, Nihad Kürşad, Akın Özdemir, Orhan Demir Sorguç.

KARS: Latif Aküzüm, İsmail Hakkı Alaca, Mustafa Doğan, Kemal Kaya, Veyis Koçulu, Osman Yeltekin.

KASTAMONU: Orhan Deniz, Sabri Keskin, Mustafa Toçular, Hasan Tosyalı.

KAYSERİ: M. Şevket Doğan, Turhan Feyzioğlu, Hayrettin Nakiboğlu, Vedal Ali Özkan, Enver Turgut, Mehmet Türkmenoğlu.

KIRKLARELİ: Mehmet Atagün, Feyzullah Çarıkçı, Hasan Korkut.

KIRŞEHİR: Cevat Eroğlu, Mustafa Kemal Güneş.

KOCELİ: Cevat Ademoğlu, Vehbi Engiz, Sabri Yahşi.

KONYA: İrfan Baran, Bahri Dağdaş, Mustafa Kubilay İmer, İhsan Kabadayı, Necati Kalaycıoğlu, Etem Kılıçoğlu, Baha Müdderrisoğlu, Tahsin Yılmaz Öztuna, Faruk Sükan, Vefa Tanır.

KÜTAHYA: Ahmet Fuat Azmioğlu, Ali Erbek, Mesut Erez, İlhan Aksoy.

MALATYA: Ahmet Karaaslan, İsmail Hakkı Şengüler.

MANİSA: Ertuğrul Akça, Mustafa Orhan Daut, C. Selçuk Gümüşpala, Hilmi Okçu, Vehbi Sınmaz, Kamil Şahinoğlu, Önal Şakar.

MARAŞ: Atilla İmamoğlu, Veysi Kadıoğlu, M. Zekeriya Kürşad.

MARDİN: Esat Kemal Aybar, Abdülkadir Kermooğlu, Abdülkadir Özmen, Abdürrahim Türk.

MUĞLA: Adnan Akarca, Mualla Akarca, Ahmet Buldanlı, İzzet Oktay.

MUŞ: Nimet Ağaoğlu, Kasım Emre.

NEVŞEHİR: Hüsammettin Başer, Esat Kıratlıoğlu.

NİĞDE: M. Naci Çerezci, H. Avni Kavurmacıoğlu, M. Nuri Domanoğlu, Haydar Özalp.

ORDU: Ata Bodur, Cengiz Ekinci, Hamdi Mağden, Kemal Şensoy.

RİZE: Erol Akçal, Hasan Basri Albayrak, Salih Zeki Köseoğlu.

SAKARYA: Nuri Bayar, Yaşar Bir, Güngör Hun, M. Vedat Önsal.

SAMSUN: Talat Asal, Mustafa Boyar, Doğan Kitaplı, Nafiz Yavuz Kurt, Hüseyin Özalp, Bahattin Uzunoğlu, İsmet Yalçıner.

SİİRT: Zeki Çeliker, Mehmet Nebi Oktay.

SİNOP: Hilmi Biçer.

SİVAS: Enver Akova, Kadir Eroğan, Tevfik Koraltan, Yusuf Ziya Önder.

TEKİRDAĞ: Orhan Öztrak.

TOKAT: Hüseyin Abbas, İsmet Hilmi Balcı, Osman Hacıbaloğlu, Mehmet Kazova, Reşit Önder, Yusuf Ulusol

TRABZON: Ahmet İhsan Birincioğlu, Necati Çakıroğlu, Ekrem Dikmen, Selahattin Güven, Cevat Küçük, Ali Rıza Uzuner.

URFA: Mehmet Aksoy, Necmettin Cevheri, Mehmet Ali Göklü, Bahri Karakeçili.

UŞAK: Orhan Dengiz, M. Fahri Uğrasızoğlu.

VAN: Mehmet Emin Erdinç, Kinyas Kartal, Fuat Türkoğlu, Mehmet Salih Yıldız.

YOZGAT: İsmet Kapısız, Turgut Nizamoğlu, Neşet Tanrıdağ.

ZONGULDAK: Fuat Ak, Ahmet Nihat Akın, Ahmet Güner, S. Tekin Müftüoğlu, Kevni Nedimoğlu.

* * *

REDDEDENLER

NİĞDE: Mevlüt Ocakçıoğlu.

ORDU: Ferda Güley.

SAKARYA: B. Turgut Boztepe, Hayrettin Uysal.

SAMSUN: Yaşar Akal.

SİİRT: Adil Yaşa.

TEKİRDAĞ: Yılmaz Alpaslan.

TUNCELİ: Hüseyin Yenipınar.

UŞAK: Adil Turan.

ZONGULDAK: Bülent Ecevit, Kemal Okyay.

KAYSERİ: Tufan Doğan Avşargil, Mehmet Yüceler.

KIRKLARELİ: Beyti Arda.

KONYA: Mustafa Üstündağ.

MALATYA: Hakkı Gökçe, İsmet İnönü.

MANİSA: Muammer Ertem, Mustafa Ok.

MARAŞ: Mehmet Özdal.

MUĞLA: Ali Döğerli.

MUŞ: Nermin Neftçi.

EDİRNE: Cevat Sayın.

ELAZIĞ: Mehmet Aytuğ.

ERZİNCAN: Hasan Çetinkaya.

ERZURUM: Selçuk Erverdi.

İÇEL : Celal Kargılı.

İSTANBUL: Mehmet Ali Aybar, Hüseyin Dolun, Necdet Uğur, Reşit Ülker, Lebit Yurdoğlu.

İZMİR: Şeref Bakşık, M. Hulusi Çakır.

KARS: Kemal Güven.

ADIYAMAN: Kemal Kırıkoğlu, Yusuf Ziya Yılmaz.

ANKARA: Kemal Ataman, İbrahim Cüceloğlu, A. Sakıp Hiçerimez, Osman Soğukpınar, Yusuf Ziya Yağcı.

ARTVİN: Abdullah Naci Budak.

BİTLİS: Kenan Mümtaz Akışık.

BOLU: Kemal Demir.

BURDUR: Nadi Yavuzkan.

BURSA: Nail Atlı.

ÇANKIRI: Nuri Çelik Yazıcıoğlu.

ÇEKİNSERLER

ERZURUM: Gıyasettin Karaca.

SAMSUN: Nihat Kale.

* * *

OYA KATILMAYANLAR

ADANA: Ali Rıza Güllüoğlu, Şevket Yılmaz.

AFYON KARAHİSAR: Mehmet Rıza Çerçel, Şevki Güler, Süleyman Mutlu.

AĞRI: Abdülkerim Beyazıt, Nevzat Güngör, Kasım Küfrevi.

AMASYA: Vehbi Meşhur, Kazım Ulusoy.

ANKARA: Hüseyin Balan, Orhan Birgit, Sinan Bosna, Osman Bölükbaşı, Şinasi Özdenoğlu, Emin Paksüt, Suna Tural, Cengizhan Yorulmaz.

ANTALYA: Ömer Buyrukçu.

ARTVİN: Sabit Osman Avcı.

AYDIN: Kemal Ziya Öztürk, Mehmet Çelik, M. Kemal Yılmaz.

BALIKESİR: Salih Zeki Altınbaş, Mehmet Niyazi Gürer, Mevlüt Yılmaz.

BİLECİK: Mehmet Ergül.

BİTLİS: Abidin İnan Gaydalı.

BURSA: Sadrettin Çanga, İbrahim Öktem.

ÇANAKKALE: Mustafa Çalıkoğlu.

ÇANKIRI: Hazım Dağlı, Arif Tosyalıoğlu.

ÇORUM: Cahit Angın, Ali Naki Ulusoy.

DENİZLİ: İlhan Açıkalın, Fuat Avcı, Hüdai Oral.

EDİRNE: Veli Gülkan.

ELAZIĞ: Ali Rıza Septioğlu.

ERZİNCAN: Sadık Perinçek, Naci Yıldırım.

ERZURUM: Fetullah Taşkesenlioğlu.

ESKİŞEHİR: B. Sıtkı Karacaşehir.

GAZİANTEP: Şinasi Çolakoğlu, Muhittin Sayın.

HATAY: Abdullah Cilli, M. Sait Reşa.

ISPARTA: Hüsamettin Akmumcu.

İÇEL: Hilmi Türkmen, Çetin Yılmaz.

İSTANBUL: Eşref Derinçay, İbrahim Elmalı, Bahir Ersoy, Orhan Eyüboğlu, Orhan Kabibay, Rıza Kuas, Sezai Orkunt, Haydar Özdemir, M. Kazım Özeke, İlhami Sancar.

İZMİR: Coşkun Karagözoğlu, Talat Orhon, Şinasi Osma, Kemal Önder, Ali Naki Üner.

KARS: Turgut Artaç.

KASTAMONU: Muzaffer Akdoğanlı, Mehmet Seydibeylioğlu.

KIRŞEHİR: Mustafa Aksoy.

KONYA: Necmettin Erbakan, Sezai Ergun, Sadi Koçaş, Orhan Okay, Özer Ölçmen.

KÜTAHYA: Mehmet Ersoy, Kemal Kacar.

MALATYA: Mustafa Kaftan.

MANİSA: Veli Bakırlı, Süleyman Çağlar.

MARAŞ: M. Nejat Çuhadar, İbrahim Öztürk.

MARDİN: Şevki Altındağ, Seyfi Güneştan.

ORDU: Memduh Ekşi, Ata Topalolu, Orhan Vural.

RİZE: Sami Kumbasar.

SAMSUN: Kamran Evliyaoğlu, İlyas Kılıç.

SİİRT: Selahattin Oran.

SİNOP: Hilmi İşgüzar, Mustafa Kaptan, Tevfik Fikret Övet.

SİVAS: Vahit Bozatlı, Hüseyin Çınar, Ahmet Durakoğlu, Ekrem Kangal, M. Kemal Palaoğlu, Mustafa Timisi.

TEKİRDAĞ: Nedim Karahalil, Mustafa Sabri Sözeri.

TOKAT: İsmail Hakkı Birler.

TRABZON: Mehmet Aslantürk Mehmet Ali Oksal, Ahmet Şener.

TUNCELİ: Kenan Aral.

URFA: Necati Aksoy, Vehbi Melik.

YOZGAT: İsmail Hakkı Akdoğan, Abdullah Baştürk, Celal Ahmet Sungur.

ZONGULDAK: Hüseyin Baytürk, Fevzi Fırat, Cahit Karakaş.

Dersim Katliamı 75.yılında da lanetleniyor

Dersim Katliamı, 75. yılında yapılan açıklamalarla bir kez daha lanetleniyor.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Dersim bileşenleri Dersim Katliamı’nın 75’nci yıl dönümü nedeniyle Seyit Rıza Parkı’nda basın açıklaması yaptı.

HDK adına açıklama BDP Dersim Eski Milletvekili Şerafettin Halis, 4 Mayısın Dersim için kara bir gün olduğunu belirterek, katliamda yaşamlarını yitirenleri saygı ile andıklarını söyledi. 75 yıl önce bakanlar kurulu kararıyla Dersim’e yönelik askeri harekatın başladığını belirten Halis, katliam kararını ve katliamı nefretle kınadıklarını ifade etti.

Yaşanan katliamı unutturmayacakları anlatan Halis, zulüm politikalarının bugün de devam ettiğini ifade etti. Dersim Katliamı’nı anarken tarihten ders çıkartılıp bir daha yaşanmaması için mücadele ettiklerini belirten Halis, “Dersim acılarını anarak kendi partilerine menfaat sağlamaya çalışıyorlar bunun adı şudur: Katilin sofrasında beslenmek, katille yenen yemek, katile gülüp oynayıp sizin acılarınızı malzeme yaparak sizinle ağlamak isteyenlere inanmayın” dedi.

ADANA VE MERSİN’DE AÇIKLAMA

Adana’da da İnönü Parkı’nda bir araya gelen Alevi örgütleri, HDK, İHD ve bazı yöre dernekleri yaptıkları açıklama ile Dersim Katliamı’nı lanetledi. Kurumlar adına basın açıklamasını yapan Tuncelililer Derneği Adana Şube Başkanı Yılmaz Zeroğlu, Dersim Katliamı’nın Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana mayasında olan Türk-İslam sentezi çerçevesinde Anadolu’da yapılan en büyük katliam olduğunu vurguladı. Dersim’in bir devlet politikası olduğunu dile getiren Zeroğlu, bu konuda özür yerine somut adımlar beklediklerini söyledi. Türkiye insanının tarihi ile yüzleşmeyi onur sayacak bir iktidar istediğini vurgulayan Zeroğlu, coğrafyada yaşanan tüm katliamların bilinmesini, tarihlerinin, kültürlerinin ve dillerinin yaşatılmasını istediklerini belirtti.

Mersin’de Büyükşehir Taş Bina önünde yapılan basın açıklamasına Akdeniz Belediye Başkanı M.Fazıl Türk, BDP İl Eş Başkanları Aynur Aşan ve Musa Kullu, EMEP Mersin İl  Başkanı Mehmet Taşçı, İHD Mersin Şube Başkanı Ali Tanrıverdi, Tuncelililer Derneği Genel Sekreteri Cemal Temiz’in yanı sıra demokratik kurum temsilcileri de katıldı.

Açıklama yapan Tuncelililer  Derneği Genel Sekreteri Celal Temiz, yaşanan katliamdan devletin sorumlu olduğunu söyledi. Harekatın 2 yıl sürdüğünü belirten Temiz, “Yapılması gereken soruşturma yetkisi olan ve mağdurların da taraf  olduğu Dersim hakikatlerini soruşturma komisyonunu kurmaktır. Arşivlerin açılması olumlu bir adımdır” dedi.

Genelkurmayın yaptığı “Tasnif ediyoruz” , “Gizlilik kararını dikkate alıyoruz” açıklamalarından endişe duyduklarını belirten Temiz, belgelerin halktan gizlenmemesini istedi.

EVRENSEL

Dersim belgeleri kayıp mı?

Dersim olaylarını Araştırma Komisyonu’nun sorduğu belgelere Adalet Bakanlığı’ndan gelen yanıt, “Bakanlık Dersim belgelerini kayıp mı etti?” sorusunu gündeme getirdi. Su baskınında belgelerin kullanılmaz hale geldiğini açıklayan Bakanlık yetkilileri, daha sonra yanıtın hatalı olduğunu bildirdi.

Meclis Dersim Olaylarını Araştırma Komisyonu pek çok kurumdan olduğu gibi Adalet Bakanlığı’ndan da Dersim belgelerini istedi. Bakanlık da yazı göndererek, “Bakanlığın elinde Dersim belgesi olmadığı, metro inşaatı nedeniyle yaşanan su baskınında birçok belgenin kullanılamaz hale geldiği” bilgisini verdi.

Bu bilginin sorulduğu Adalet Bakanlığı yetkilileri ise böyle bir kaybın olmadığını söyledi. Yetkililer, Bakanlığın altındaki arşivi üç kez su bastığını doğruladı.Ancak baskında sadece Personel Genel Müdürlüğü’ne ait evrakın tahrip olduğunu belirtti.

CNN Türk

Tunceli’de ‘Dersim olayları’ protestosu

Tunceli’de bir grup, “Dersim olaylarını” protesto amacıyla sessiz yürüyüş yaptı…
Moğoltay Mahallesi Kışla Meydanı’nda toplanan grup,  “Dersim 38 Bir İnsanlık Suçudur” yazılı pankart açtı.
Gruptakiler,  temsili olarak  elleri bağlanan kişiler eşliğinde bir parka kadar sessizce yürüdü. Burada saygı duruşunda bulunuldu ve mum yakıldı.
Grup adına konuşan Ali Mükan, Dersim  olaylarının bir insanlık suçu olduğunu ifade ederek, “İnançları, kültürleri,  kimlikleri farklı olduğu için on binlerce insanımız kurşunlandı, süngülendi,  uçurumlardan atıldı ve gaz mağaralarında zehirlendi” dedi.
Haydar Kaya  (83) ise olaylarda tüm ailesini ve akrabalarını kaybettiğini, bir tek kendisinin  kaldığını belirterek, acısının büyük olduğunu kaydetti.

Kaynak : internethaber.com

Şükrü Yıldız; biz yürek işi yapıyoruz

Uzun bir çalışma ve tartışma sürecinden sonra yeni bir tv kanalı daha yayına başlıyor. Merkezi Almanya’nın Dortmund şehri olarak planlanan yayının ismi DTV. Genel Müdürlüğünü gazetemiz yazarlarından Şükrü Yıldız üstlendi. DTV hakında Gazetemize bilgi veren Yıldız Biz yürek işi yapıyoruz dedi.

DTV hakkında bizlere bilgi verebilir misiniz?
DTV bir süreç sonrasında varılmış bir noktadır. Herkesin bildiği gibi Tv Avrupa yayınlarıyla bir ilke imza attık. Tüm yanlışlık ve eksiklerine rağmen içinden geldiğimiz toplumun sesi olmasının getirisini tüm yatırımcılarımıza gösterdik. Değerlerin Anadolu’nun derinliklerinde saklı durduğunu bunun sadece alınıp işlenmesi gerektiği noktasında bir fikir birliği yaratabildik. Bundan hareketle, TV Avrupa’nın yayınlarının durmasından sonra yeniden yayınların başlatılması için bir çok çalışma gündeme geldi. İşte bu çalışmalardan bir tanesi de DTV’dir.

DTV nasıl bir yayın politikası izleyecek?
Televizyonumuz mevcut yayınlardan farklı bir konumdadır. Birincisi Avrupa’dan direk yayın yapacaktır. Avrupa’ya göç etmiş ve burayı artık ikinci vatan olarak seçmiş insanlarımızın emeğinin bir ürünüdür. Tabii ki onların sorunları, gündemlerini esas alacak ve yeteneklerini ekrana taşıyacaktır. İkincisi Alevi vatandaşlarımızın sorunlarını gündemleştirecektir. Alevicilik değil, Alevilerin penceresinden dünyaya bakmaya çalışacak ve tüm konularda olduğu gibi bu konuda da hassas davranacaktır.

Buraya kendimizle birlikte getirdiğimiz değerlerimiz var. Bunların korunması, geliştirilmesi için çaba harcayacaktır. Geleneklerimizin, örf ve adetlerimizin entegrasyonla gelişmiş bir resmi çizilmeye çalışacak ve Avrupa’da asimilasyona yönelik politikaları teşhir ederek, sesimizi yükseltmenin aracı olacaktır.

Peki siz bir Alevi kanalı mısınız?
Böyle demek mümkün. Bir parçamızda bu. Sahiplendiğimiz ve binlerce yıldır Anadolu insanını besleyen bir birikimin ardıyız biz. Fakat biraz önce vurguladığım gibi biz Alevicilik yapan bir kanal değiliz. Biz herkesin kendisini ifade edebildiği kadar Alevilerinde bu kanalda yer alacağını söylemek istiyoruz. Biz Avrupalıyız ve Avrupa’da yaşayan insanlarımızın sorunlarını öncelikle gündemleştiren bir kanalız.

Hangi aşamadasınız?
Şu ana kadar yapılması gereken ön anlaşmaların hepsi yapıldı. Teknik alt yapı ve uydu görüşmeleri sonuçlandırıldı. 24 saat yayın yapan bir kanal olacağız. Bunun zorluklarını biliyoruz. Materyal toplanması ve arşivin oluşturulması öncelikle gerekmekte. Hangi programların yer alacağı konusunda çalışmalar devam etmekte. Bunların ön çalışmaları yapıldıktan sonra test yayını başlayacak. Sonuçta biz bir yürek işi yapıyoruz. Elimizdeki imkanları en iyi şekilde değerlendirmek zorundayız.

DTV’de kimler olacak?
Bu konuda isim vermek için erken sanıyorum. Ama biz bir kurum gibi davranmayı yeğliyoruz. DTV’de danışma, yönetim ve yayın kurulları olacak. Şimdiden bu kurullarda yer alan değerli dostlarımız var. Kendi mecrası içinde temsilcilikler oluşturulmaya devam ediliyor. Şunu gönül rahatlığıyla söylemek mümkün; bu işin içinden gelmiş, bilgi ve birikimiyle toplumumuzun ihtiyaçlarına cevap verecek bir kadro ile geliyoruz. Test yayınlarının başlamasına paralel kamuoyu bu konuda daha geniş açıklama geçilecek.

Yayınlar nereden yapılacak?
Şu anda tüm hazırlıkların merkezi Almanya’nın Dortmund şehri. Yayınlar buradaki stüdyolardan hazırlanacak. Diğer Avrupa ülkelerinde de temsilciliklerimiz oluşmuş durumda. Her ülkeden haftada en az bir programla katılım olacak yayınlara. Türkiye temsilciliği için çalışmalar devam etmektedir. İkinci bir merkez olarak hazırlanmaya çalışılmaktadır.

Son olarak kaydetmek istediğiniz bir şey var mı?
Yayınlarımızın toplumuza laik bir kalitede olması, onların katılımcılığıyla ilintilidir. Herkesi bir kurum yaratma bilinci ile sahiplenmeye çağırıyorum. Kendimiz içim bir şeyler inşa etmenin zamanı geldi. Sorumlu davranıp, kendimizin sesi olacak bir çalışmaya destek verelim diyorum. Program, projeleri olanlar, kendilerini bu çalışmaya katmak isteyenler bizlerle ilişkiye geçsinler. Sonuçlarından hepimizin yararlanacağı bir kurumu birlikte yaratmış olmanın mutluluğunu paylaşsınlar derim. Buradan da Dem gazetesine ve çalışanlarına katkılarından dolayı da teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

Teşekkürler

DEM GAZETESİ, 2004

‘Aleviler ilk fırsatta CHP’den kaçar’

Aleviler, inanç ve politik duruşlarına ilişkin yoğun bir tartışma süreci yaşıyor. Genelde cemevlerinin statüsü, zorunlu din derslerinin kaldırılması ve diyanetle olan sorunlar gibi inanç boyutlu tartışmalar basında yansıtılsa da; Alevilerin siyasi duruşu konusunda da son yıllarda ciddi tartışmalar yürütülüyor. Alevi kurum ve organizasyonlarının bu tartışmalarında, politik iktidarların ve devletin Alevilere genel bakışı da sorgulanıyor. Alevilerin politik duruşu konusundaki sorgulama ve tartışmaları, AKP iktidarının, devleti ve toplum yaşamını dine göre yeniden yapılandırma gayretleriyle birlikte daha da derinleşiyor.
Türkiye’deki Aleviler, Cumhuriyet, Mustafa Kemal ve Cumhuriyet Halk Partisi ile olan ilişkilerini yeniden gözden geçiriyor, sorguluyor. Kürt Aleviler de hem Cumhuriyet’e hem de kendi kimlik değerlerine yaklaşımlarını sorguluyor. Bu sorgulama beraberinde inanç algısı ve etnik boyutlu tartışmaları da derinleştiriyor. Türkiye’de demokrasinin gelişimi açısından en etkin güç olma potansiyeli taşıyan Aleviler, bu rollerini layıkıyla oynayacak mı; bunu zaman gösterecek. Ancak bu yönlü umut veren bir silkelenme çabasından söz edilebilir.
Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Parti Meclisi Üyesi ve Dersim eski Milletvekili Şerafettin Halis, Alevilerin Cumhuriyet ve CHP ile olan ilişkilerinin kökeninin tarihin derinliklerinde aramak gerektiğini belirtiyor. Halis, günümüzde Alevilerin, özellikle de Kürt Alevilerin Cumhuriyet ve onun kurumlarıyla olan ilişkilerini ve Kürt tarafındaki görüntüyü irdeliyor.

 

Alevilerin inanç boyutlu taleplerinde bir benzerlik görülse de, politik bakışta farklı arayış ve girişimler sözkonusu. Aleviler içi siyasal tartışmalar konusunda neler söyleyebilirsiniz? Alevilerin, geçmişte hep oy verdikleri Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) bugünkü bakışları nasıl?
Aleviler inanç boyutlu taleplerinde ortalamanın çok üstünde bir ortaklık yaşıyorlar. Deyim yerindeyse etnik kökeni her ne olursa olsun, Aleviler ortak ulusal bir refleks gösteriyorlar adeta. Alevilerin büyük çoğunluğunun hala CHP’ye eğilim gösterdikleri açıktır. Ancak Alevileri bir arka bahçe olarak görmenin ötesine varamayan CHP, AKP’nin Alevi sorununa yönelmesiyle Alevi sorunuyla daha fazla ilgilenme görüntüsü sergilemiştir. Türkiye’de Aleviler ne yazık ki kendilerine güven vererek kucaklayan partiler olmadığından zorunlu bir liman olarak sığındıkları CHP’den kopacak gibi de görünmüyorlar.

Türkiye Parlamentosu’nda oran olarak Alevi temsiliyet en fazla Barış ve Demokrasi Partisi’nde (BDP). BDP’nin de desteklediği, farklı etnik, inanç ve politik dinamikleri gerçek bir demokrasinin inşası iddiasıyla buluşturmaya çalışan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) gibi girişimler var. Aleviler, bu oluşum ve çabalara nasıl yaklaşıyor?
Türkiye Parlamentosu’na bakıldığında oransal olarak en fazla Alevi milletvekilinin olduğu parti biziz. Yani BDP. Ancak parti programı dâhilinde Alevi sorununa en doğru yaklaşan parti BDP olmasına rağmen, milletvekilliği oransallığıyla Alevi nüfusu ve BDP’nin aldığı oy bir tezatlık arz eder. BDP’de milletvekili sayısına denk düşen bir Alevi oyu görülmez. Alevilerin yoğunluklu yaşadığı illere bakıldığında bu kolayca anlaşılır. Halkların Demokratik Kongresi (HDK)’nin Alevi toplumuna ve Alevi dünyasına açık yansıyan bir ses ve görüntüsünün olmadığını söyleyebilirim. Bu konuda bir ilgi odağı oluşturamamıştır.

Aleviler, bugün Cumhuriyet’le olan ilişkilerini de sorguluyor. ‘Cumhuriyet’in teminatı’ olarak görülen Alevilerde devlet ve Cumhuriyet’i sorgulama tartışmalarına ilişkin görüşünüz nedir?
Burada bir sorgulama var doğrusu, bu sorgulama yeni değil. Zımni, yani örtülü bir şekilde her zaman vardı. Ancak çok büyük bir paradoksal görüntü de var. Cumhuriyeti, yine bir cumhuriyet partisi içinde kalarak sorgulama paradoksu. Alevilerin cumhuriyetin teminatı olarak gösterilmesi sadece bir görüntüden ibarettir, bir yanıltmacadır. Bir teminattan daha çok, korku ve kaygılarının istismarı üzerinden sözde laik devleti korumak adına kullanmadır. Teminat yerine böylesi bir değerlendirmenin daha doğru olacağı inancındayım.

Türk ve Sünni Cumhuriyet’in, Kürt ve Aleviyle ilişkisinin bugünkü düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk -Sünni tanımlaması tam oturan bir tanımlama değil, esası Türk -İslam’dır. Çünkü esas dışlanmışlık Müslümanlığın diğer mezheplerine yönelik değil, yakın tarihe kadar İslam dışı olarak tanımlanan, bugün İslamlaştırılmak istenen Aleviliğedir. Bu konuda Alevilerin durumu azınlık statüsü içindeki Müslüman olmayan diğer inanç topluluklarına göre çok daha geri bir (statüsüz) durumdur.
Türk -İslam sisteminin Kürtlere uyguladığı zulüm, ret ve inkâr, özgürlükçü Kürt siyasetinin vermiş olduğu mücadele ile aşılma aşamasına gelmiştir denebilir. Tarihte de Kürtlerin ve Türklerin İslam paydası üzerindeki dostluğu bilinir. Ancak, bir Alevi hareketi başlatılmakla beraber, Alevilerin ne tam rayına oturmuş bir mücadelesi var, ne de İslamla ortak bir paydası. Bundandır ki Alevilerin İslam kuşatmasındaki yalnızlığı sorunun çözümünü zorlaştırmaktadır.
Özgürlükçü Kürt siyasetinin vermiş olduğu mücadelenin kazanımlarını ve gücünü Alevi Hareketinin mücadeleleriyle buluşturmak çözümün zorluklarını aşmak için zorunludur. Zaten kendilerine her yerde açıkça Alevi diyemeyenlerin bu mücadele kazanımlarıyla eş zamanlı bir Alevi hareketine adım attıklarını biliyoruz.

Mustafa Kemal Atatürk, bir siyasi figür olmasına rağmen, fotoğraflarının Alevi cemevlerine asılması da son dönemlerin bir diğer tartışma konusu. Bu konudaki görüşünüz nedir?
Alevi evlerinin ve özellikle cem evlerinin duvarlarında asılı Atatürk fotoğrafları rahatsız edici bir durum olsa da bu sadece bir sonuçtur. Bu sonuç, sonucu doğuran nedenlerden soyut değerlendirilirse Alevilere hakaret etme ve onları katillerine hayran olarak gösterme gibi yanlışlara düşülür. Nitekim uzun zamandan beri öyle de yapılıyor. Bu da Alevileri incitiyor ve incittiği kadar da bu tür değerlendirmeleri yapanlardan uzaklaştırıyor.
Aleviliğin kalbinin attığı yer olan Dersim’den bir somut örnekten yola çıkarsak; 2012 genel seçim sonuçları üzerinden, halka karşı sorumluluğu olmayan birçok insan, yurtseverlik adına – Avrupa’dan ve Türkiye’den- Dersimlilere ağır hakaretler yağdırmaya başladı. Dersimlilere “analarının tecavüzcülerine sevdalılar” vb. tarzında ahlaksızlık boyutundaki saldırılar bile oldu. Hedef alınan bu kitle BDP’ye oy vermeyen yüzde 78’lik bir kitleydi. Oysa ki duvarlardaki Atatürk resimlerinin ve Alevilerin CHP’den kopmamalarının nedenini bin yıllık tarihi arka planda, özellikle de son beş yüz yıllık zaman dilimindeki, Türk, Kürt İslam toplumlarının dostluklarında aramak gerekir. Tarihi haksızlıkların günümüze yansıyan yüzü, toplumsal bellekte yer etmiş korku ve travmanın Alevi toplumunda ve özellikle de Dersimlilerdeki etkisini görmeden değerlendirmeler yapmak tedavisi zor yaralar açar. Topluma saygı, toplumların hassasiyetlerini bilerek değerlendirmekten geçer. Bırakın bin yıllık ya da son beş yüz yıllık tarihi arka plana bakmayı, bu hakaret sahipleri zahmet edip 1950 genel seçim sonuçlarına bakmış olsaydılar, Dersimlilerin “katline aşık, analarının tecavüzcülerine sevdalı” olmadıklarını görür, kendi yaptıklarının bilinçsizce söylenmiş, kendilerini tatmin hezeyanı olduğunu belki anlarlardı.

Hilafet travması ve kötünün iyisini seçme

Tek parti – milli şef diktatörlüğünün tüm baskı ve korkutmalarına, 1938 katliamının korkularının hala taze olmasına rağmen, bu seçimlerde Dersim’de CHP yüzde kırkbir, Demokrat Parti (DP) yüzde 59 oy almıştır. Bu sonuç, yakalanmış ilk fırsatta CHP’den kaçıştır açıkçası. Bu durum diğer Alevi yerleşim alanları için de benzerlik arz eder. CHP’den kopmak isteyen Aleviler, DP’nin İslami argümanlar ve referanslara başvurması, yönünü cemaatlere çeviren politikalarının anlaşılması üzerine tekrardan CHP’ye dönmek zorunda kalıyorlar.
Bu seçim sonuçları, CHP’nin Aleviler için zorunlu sığınılmış bir liman olduğunu gösterir. Hilafet korkusu yaşayan Aleviler için, Mustafa Kemal’in göstermelik bir sonuca dayanan hilafeti kaldırması bile bir güven kaynağıdır. Çünkü Aleviler, tarihin en büyük kıyım ve katliamlarını, yüzyıllarca süren hilafet sürecinde yaşadılar. Mustafa Kemal ve CHP her ne kadar Dersim katliamıyla Alevilere yönelik açık yüzünü göstermişse de, hilafet döneminin zulmü çok daha ağır basmış olacak ki, Osmanlı’nın Hilafet travması CHP’yi alternatifsiz zorunlu bir sığınak haline getirmiştir. Kötünün iyisini seçme alternatifsizliği.

1990’ların başında itibaren Alevi kimliği rahat ifade edilmeye başlandı. Ancak özellikle Kürt Aleviler yalnızca Alevi inanç kimliklerini dillendirmeyi tercih ettiler. Hatta sanki Alevilik bir etnik kimlikmiş gibi zorlama izahatlara bile sığınanlar oldu. Günümüzde ise bu durum değişiyor gibi. Kürt Alevilerde etnik kimlik değerlerini sahiplenmeye yönelik bir eğilim görüyor musunuz? Bu yeni durum, Kürt Alevilerin örgütlenme çabalarına da yansıyor mu?
Tüm Türkiye Alevilerinde Alevilik kimliği etnik kimliğe göre daha baskındır. Buradaki Alevilik kimliği salt teolojik boyutlu bir inanç kimliği değil, sosyal kültürel bir kimlik halini almıştır. Bir yönüyle ortak kader kimliğidir. Selçukludan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Alevilere yönelik baskılar, Türkiye’nin doğusu ile batısı arasında çok açık bir fark göstermemiştir. Dolayısıyla Alevilerin etnik kökenlerine bakmaksızın ortak ulusal bir refleks göstermesine neden olmuştur. Kürd’ün inkarı ve imhası söz konusu olunca da Kürdistan Alevilerinin bu zulümden pay almaması düşünülemez. Doğrusu Alevi örgütlenmelerinde, ya da daha doğrusu Alevilerin toplumsal güdülerinde etnik kimlik arayışı geri planda kalıyor hala.

Geçtiğimiz günlerde Adıyaman’da Alevilerin evleri işaretlendi. Bu olay akıllara 1978’deki Maraş katliamını getirdi. Alevilere karşı bu türden yeni saldırıların olasılığı var mı?
Alevilerin en büyük korkusu İslami olgu ve argümanların siyaset referanslarıdır. Bugün Türkiye’de İslami referanslarla yol haritası çizen siyasal bir iktidar var. Siyasette Türk İslam referansı bulundukça, Aleviler her an bir saldırının, Maraş Katliamı ve benzeri katliamların yapılacağının kaygısını hep taşırlar. Adıyaman’da işaretlenen evlere yönelik İçişleri Bakanı, “çocuklar yapmıştır” diyerek geçiştirmeye çalışsa da, bunun arka planının olmadığına inanmıyorum. Arka planda ne var tam olarak bilemem, ancak Türkiye’de Alevilerin hangi yol ve yöntemlerle katledildiklerini, “çocuklara” neler yaptırıldığını da biliyoruz.

BDP en fazla Alevi vekile sahip olmasına rağmen, Alevilerin sorunları konusunda kamuoyuna sesi yeterince yansımıyor veya yansıtılmıyor. Alevilerin sorunları CHP kimlikli şahsiyetlerin demeçleriyle gündeme getiriliyor. BDP, Alevilere hitap etme kanallarını yeterince kullanamıyor mu? BDP’nin Alevi politikasından bahseder misiniz?
Oransal olarak Alevi milletvekilin en çok olduğu BDP’de, vekil oranına denk düşen “Alevice” sesler yükselmiyor, bu doğru. Alevi sorunlarıyla ilgili güven veren, ses getiren çalışmalardan uzak bir seyir izleniyor adeta. Alevi vekiller, biyolojik olarak Alevi olmakla beraber, sorunlara yaklaşımda, temsiliyet ve çözüm arayışında, düşünsel ve siyasal olarak onların Alevi sayılmaları zor. Bir toplumun duygularını, değerlerini ve sorunları en iyi o toplumun bireyleri bilirler. Alevi aidiyetine ilişkin görev ve sorumluluk duygusundan uzak kalınması siyasette bazı zorlukların yaşanmasına kapı aralar. Kapı aralanmıştır. Parti programının ve niyetin Alevi sorununu çözmeye açık ve samimi olduğu bilinmesine rağmen, Alevilerle ilgili temel sorunlar ve günü birlik yaşananlar üzerine görünen bir pratik sergilenemiyor. Örneğin son süreçlerde çokça tartışılan Dersim katliamı CHP ve AKP arasında politik istismar aracı haline getirilmesine seyirci kalınmadı, ancak yeterince de ilgilenilmedi. Alevi köylerine Alevi imam atanmasına, Alevileri kaygılandıran, eğitimi İslamlaştırmayı amaçlayan kesintili eğitim politikasına, zamanaşımına uğrama tehlikesi gösteren Sivas Davası’na adeta seyirci kalındı. İskilipli Atıf Hoca gibi bir hilafetçiyi Meclis kürsüsünden savunmak ne yazık ki BDP’li bir vekilin işgüzarlığına kaldı. Açıkçası BDP sözde var, pratikte yok bir Alevi politikası ya da politikasızlığı içine düşmüş durumda. Dolayısıyla Alevi sorunlarıyla ilgili meydan CHP’nin samimiyetsiz sahiplenmesine terk edildi.

Alevileri, Türkiye’nin siyasi geleceğinde ne bekliyor? İnanç, etnik kimlik ve politik bir ayrışma mı; yoksa her farklılığın artık ‘takiye yapma’ zorunda kalmadan, kendi rengiyle çağdaş bir demokrasi için yeniden ve daha güçlü birlikteliği mi?
Aleviler inanç ve etnik toplumsal ayrışmaların kendilerine bir kazanım getirmeyeceği inancını taşıyorlar. Böyle bir arayış girişimini güçlüyü daha zalim, zayıfı daha mazlum kılacağını düşünüyorlar. Bu mazlumun da kendileri olacağını biliyorlar. Özgürlükçü Kürt siyasetinin demokratik cumhuriyet esprisi içindeki Demokratik Özerklik anlayışına uzak olmadıklarını, ancak bunun bir güven kaynağına bağlanması isteği sezinleniyor. Bir yönüyle Türkiye demokratik güçlerinin Kürt Özgürlük hareketiyle yol arkadaşlığının bir güvence kaynağı olduğuna inanılıyor. Özellikle Anadolu Alevilerinin bir bölünme paronayası yaşadıkları gözlenmektedir. Kürt siyasetinin bu konuda kendisini yeterince anlatamamasının da payı var.

HALİL DALKILIÇ