Ana Sayfa Blog Sayfa 654

Enkaz başında elinde 5 yaşındaki torununun tişörtü: Devlet rahatlasın

Semsûr’da 6 Şubat’ta yaşanan depremde 5 yakını kaybeden Güle Akar, elinde 5 yaşındaki torununun tişörtü ile isyan ediyor: İlk gün hepsinin sesi geliyordu. Hükümet yoktu. 5 canı kaybettim. Çocuklarımı unutamıyorum

Depremin ardından enkazların hâlâ kaldırılmaya devam ettiği kentlerden Semsûr’da (Adıyaman) yıkık binalardan geriye dümdüz bir alanlar kaldı. Depremde yakınlarını kaybeden yurttaşların tuttukları yas öfkeye dönüşerek devam ediyor. Depremzedelerden Güle Akar da öfkesini dile getirenlerden. Akar, depremden 9 gün sonra çıkarılan çocukları için bir yandan ağıt yakarken bir yandan da hükümete tepkisini dile getiriyor.

Elinde 5 yaşındaki torununun tişörtü

Cumhuriyet Mahallesi’nde enkaza dönen evde kızı, damadı ve üç torununu kaybeden Güle Akar, elinde 5 yaşındaki torunun tişörtü ile geldiği enkaz başında deprem günü yaşadıklarını anlatıyor. Dört gün boyunca kimsenin yardıma gelmediğini ve getirdikleri kepçe ile de arama çalışması yapmalarına izin verilmediğini söyleyen Güle Akar, “O gün deprem olduktan sonra biz buraya geldik. Oğlum da Kanada’dan buraya geldi. İlk gün binadan çok ses duyuyorduk. Kepçe getirdik, ancak enkaza müdahale etmemize izin vermediler. Erken müdahale edilseydi benim çocuklarım kurtulabilirlerdi” dedi.

‘İlk gün hepsinin sesi geliyordu’

Yakınlarının 9 gün boyunca enkaz altında kaldığını dile getiren Güle Akar, sözlerine şöyle devam etti:

“Burada 3 blok yerle bir oldu. Oğlum bir günde Kanada’dan buraya gelebildi ama yetkililer 4 günde gelemedi. Erken gelselerdi belki birini kurtarabilirdik. 5 kişiyi kaybettim. Bağırdık, çağırdık ama kimseyi kurtaramadık. Ciğerimin hepsi kan doldu. Hükümet yoktu, herkes enkaz altında boğularak öldü. Direndik ama yine de bize izin vermediler. İlk gün hepsinin sesi geliyordu. Ama 9 gün kim dayanır bu enkaza, bu toza dumana…”

‘Çocuklarımı yan yana defnettim’

“Ciğerim yanıyor. Cenazelerimizi ‘toplu defnedilecek’ diyerek vermek istemediler. Bizler karşı çıktık ve cenazelerimizi alıp yan yana gömdük. Her beşinin mezarını yan yana yaptım ve şimdi devlet rahatlasın dedim. Kim gelip beni alıyorsa alsın benim ciğerim yanıyor. 5 canı kaybettim ve 5 canı kaybetmek öyle kolay değil. Çocuklarımı unutamıyorum ben. Hepsini yan yana uykuya bıraktım.”

Haber: Medine Mamedoğlu / NuJinha

#Enkaz #başında #elinde #yaşındaki #torununun #tişörtü #Devlet #rahatlasın

Seçimlerde 41 bin 614 tutuku oy kullancak

Seçimlerde cezaevlerinde 41 bin 614 tutuklu oy kullanacak. Geçtiğimiz seçimde cezaevlerindeki sandıklardan HDP birinci parti olarak çıkmıştı

14 Mayıs’ta, 195 bin 705 sandıkta toplam 64 milyon 191 bin 285 seçmen oy kullanacak. Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin nasıl oy kullanacağına ilişkin kararı 14 Mart’ta Resmi Gazete’de yayımlandı. Karara göre, “kasıtlı” suçlardan dolayı cezaevlerinde bulunan hükümlüler oy kullanamayacak.

Tutuklular, hükümözlüler (cezası henüz onanarak kesinleşmemiş kişiler) ve “taksirli” fiillerden dolayı ceza almış hükümlüler ise 14 Mayıs’ta oy kullanabilecek.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Savunuculuk Koordinatörü Berivan Korkut ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyesi Avukat Bülent Aşa, cezaevlerindeki durumu MA’dan Rukiye Adıgüzel’e yorumladı.

41 bin tutuklu oy kullanacak

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 1 Mart 2023 itibariyle cezaevlerinde 349 bin 893 tutuklu ve hükümlü oluğu bilgisini paylaşan Berivan Korkut, bunların 41 bin 614’ünün tutuklu olduğunu aktardı.

Şu ana kadar gerçekleştirilen seçimlerde kurulan sandıklarla ilgili herhangi bir hak ihlali bilgisinin gelmediğini söyleyen Korkut, “Sadece tutukluların tutuklu seçmen listesini kontrol etmesi, eğer listede yoksa bunlarla ilgili dışarıdaki gibi 2 Nisan’a kadar başvuru yapması, dilekçe vermesi ve kendilerini listeye aldırmaları gibi bir zorunluluk var. Basın ve diğer sivil toplum kuruluşlarının raporlarını da takip ettik. En azından bizim bildiğimiz kadarıyla yansıyan bir olumsuzluk olmadı” ifadelerini kullandı.

Cezaevlerinde sandık güvenliği

Cezaevlerinde oy kullanımının hakimlerin denetimi altında yapıldığını belirten Bülent Aşa, sandık güvenliği ile ilgili “Nasıl ki dışarıda oy kullanırken tutanaklara itiraz hakkı varsa, hapishanelerde bulunan tutuklular ve ‘taksirli’ suçlardan hükümlülerinde seçim sonuçlarına yani tutanaklara itiraz etme hakkı var. Hapishanede kurulan sandıkların döküm ve sayım işlemleri yapıldıktan sonra mühürlü torbayla oy toplama merkezlerine gidiyor. Orada tekrar sayıldığı için her hangi bir şaibe olduğu taktirde orada da itiraz edilebiliniyor” diye belirtti.

2018’de HDP birinci parti çıkmıştı

Yayımlanan 2018 seçim haritasında ortaya çıkan oy dökümlerinde Türkiye ve Kurdistan’daki cezaevlerinde Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) birinci parti olarak çıktığını aktaran Aşa, bu haritaya oranla cezaevlerindeki siyasi tutuklulara dikkat çekti. İktidarın korku politikasının cezaevlerinde pek etkili olmadığının altını çizen Aşa, şöyle devam etti: “Çünkü cezaevlerinde büyük bir direniş söz konusu. Oradaki tutsaklar ve mahpuslar ne pahasına olursa olsun seçim günü kendi oylarına sahip çıkıyorlar. Siyasi tutuklular seçim noktasında tecrübeli ve bu nedenle her hangi bir hak ihlali bilgisi bugüne kadar gelmedi.”

Aşan, son olarak ÖHD olarak seçim öncesi sandıkların nasıl kurulacağı ve tutukluların nasıl oy kullanacağı noktasına cezaevlerini ziyaret ederek, bilgilendirmede bulunduklarını aktardı.

İSTANBUL

#Seçimlerde #bin #tutuku #kullancak

Katledilen 8 çocuk babası Görgün ve Kahraman’a kitlesel uğurlama

Mêrdîn’de “PKK’li” denilerek öldürülen 8 çocuk babası Lokman Görgün ile HPG’li yeğeni Musa Kahraman’ın cenazeleri kitlesel bir şekilde defnedildi

Mêrdîn’in Omeriya (Ömeryan) bölgesinde bulunan Cinata kırsal mahallesinde “PKK’li” olduğu iddiasıyla askerler tarafından öldürülen 8 çocuk babası Lokman Görgün (53) ile HPG’li yeğeni Musa Kahraman’ın (Çiyager) cenazeleri aileleri tarafından alındı. Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde otopsi işlemlerinin ardından gece geç saatlerinde alınan cenazeler, ambulans ile Cinata’ya götürüldü. Omuzlarda taşınan cenazeler, dini vecibelerinin yerine getirilmesinin ardından “Şehîd namirin” sloganıyla toprağa verildi. Görgün ve Kahraman için köyde taziye kuruldu.

İki ismin ailelerinin avukatları, “infaz” şüphesiyle İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Mêrdîn şubelerine başvurucakları öğrenildi.

Ne olmuştu?

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 8 Nisan gecesi sanal medya hesabından yaptığı açıklamada, Mêrdîn’in Omeriya (Ömeryan) bölgesinde 2 HPG’linin öldürüldüğünü öne sürmüştü. Hayatını kaybedenlerden birinin HPG’li Musa Kahraman (Çiyager) olduğu belirlenirken, diğer ismin Kahraman’ın dayısı, 53 yaşındaki 8 çocuk babası ve hayvancılık yapan Lokman Görgün olduğu ortaya çıkmıştı. Köylüler ve iki ismin yakınları, bölgede çatışma çıkmadığını belirterek, iki ismin bir araya gelmesinin ardından silahlarla taranarak öldürüldüğünden şüphelendiklerini dile getirmişti.

Kaynak: MA

#Katledilen #çocuk #babası #Görgün #Kahramana #kitlesel #uğurlama

Mızraklı’dan seçimlere ilişkin yorum: Abartılı gözüken yüzde 20 düşüktür

Seçimler ilişkin değerlendirmelerde bulunan Selçuk Mızraklı ‘Bir halk, halklar demokrasi, özgürlük ve barış için yola çıkmışsa hiçbir güç durduramaz, yol bulamazsa yol yapar ve menziline ulaşır’ dedi

Yerine kayyum atanarak tutuklanan Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklan Mızraklı, “İttifakın çekim alanında bulunan sosyolojiye baktığımızda doğru ilişkilenme, örgütlenme ve dayanışma zincirleri ile abartılı gözüken yüzde 20 düşüktür bile. Bunu şimdi yakalamasak bile önümüzdeki 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde 150 belediye ve 2028’de en az yüzde 25 hedefi ile yüklenmek gerekir.” ifadelerini kullandı.

MA’dan Mehmet Aslan’a konuşan Mızraklı öte yandan KCK’nin eylemsizlik kararını da değerlendirdi.  “KCK’nin eylemsizlik kararı hem ahlaki hem de politik bir tutumu işaret ediyor” diyen Mızraklı “Seçim süreci ve sonrasında da devam etmesi durduğu yerin iyice kavranması açısından yararlı olur kanaatindeyim” dedi.

Kürt siyasetinde yargılamalar tarihi

Türkiye’nin siyasi tarihini “darbeler tarihi” olarak nitelendiren Mızraklı, “Bir kısmı standart askeri ama diğer bir kısmı kravatlı, üniformalı, cübbeli bileşkenin yaptığı darbeler. Bu nedenle Meclis’in kapısından vekillerin alınmasından günümüze kadar merkezinde Kürt siyasetinin olduğu her yerde serbestçe hukuk dışına çıkılan çok sayıda örnek verilebilir. Hem kayyım hem tutuklama ise daha çok derin aklın bir tasarrufu gibi duruyor. Başka söze gerek yok sanırım” diye belirtti.

Cumhuriyet’in kuruluşunda günümüze değin hukukun üzerinden siyaset-iktidar gölgesinin hiç eksilmediğini kaydede Mızraklı, “Cumhuriyet’in kuruluşunda Şeyh Said Efendi ve arkadaşlarını güya yargılayan Ali’ler (Üç Ali) divanından 49’lara, 12 Mart’ta DDKD’yı yargılayanlardan günümüze hiç eksilmedi. Aynı durumlar Kasım Darbesi’nden bugünkü HDP kapatma ve Kobanê davasına kadar mevcut. Ne bizim tutuklama ne de salıverme kararımızı yargının vermediğini, tamamen organize bir şekilde yukarıdan aşağı her kademede karşılık bulan bir kumpas süreci olduğunu görüyoruz.” ifadelerini kullandı.

14 Mayıs seçimleri

Türkiye’de 14 Mayıs’ta gerçekleştirilecek seçimlere değinen Mızraklı, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın önemli ve değerli bir hamle, dönemin temel meselelerinin aşılmasında etkili siyaset buluşması olarak değerlendirdi. Mızraklı, devamında şunları belirtti: “Kurdistan’da Kurdi İttifak, ulusal birliğe ilişkin parçalardaki gelişmeler, Emek ve Özgürlük İttifakı, hepsi bileşke oluşturuyor. Türkiye’nin ileriye doğru yürüyüşe, özgürleşme, demokratikleşme, aydınlanma gibi fasılları ancak yüzyılın çözülmemiş, ertelenmiş meselenin çözülmesi ile mümkün olabilecek ve her çözüm sadece ülkeyi değil bölgeyi hatta daha geniş çeperleri etkiler niteliktedir. İttifak, özellikle 14 Mayıs seçim süreci atlatıldıktan sonra hem Meclis’teki varlığı ve etkinliği ile hem de Meclis dışında toplumun emek, kadın, ekoloji, gençlik mücadelesi safları ile de buluşacak, siyasal olarak da kazandığı güvenle hacmini ve etki çeperini genişletecektir.

Yüzde 20 hedef düşük

Siyaset sosyolojisinde çok kullanılan ‘dip dalgası’ kavramı var. Ben de bundan hareketle ‘dip dalgası’ Kürtler+emekçiler+ kadınlar+ kent ve kır yoksulları, genç dalgası, ülkeye olan umut ve güveni tüketen karanlık kötülük rejimine karşı ve son olarak ‘geç dalgası’ diyorum. ‘Geç dalgası’ da, gençliğinde ilerici-devrimci mücadelenin içinde olmuş şimdi 65+ olan ama ülkesi evlatlarının torunlarının geleceği için endişe taşıyan kesim diyelim. Aritmetik toplamlardan çok ittifakın çekim alanında bulunan sosyolojiye baktığımızda doğru ilişkilenme, örgütlenme ve dayanışma zincirleri ile abartılı gözüken yüzde 20 düşüktür bile. Bunu şimdi yakalamasak bile önümüzdeki 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde 150 belediye ve 2028’de en az yüzde 25 hedefi ile yüklenmek gerekir.”

Kılıçdaroğlu ile görüşme

Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile yaptığı görüşmeye ve görüşmede Kürt sorununun çözümünde Meclis’e işaret edilmesine dair Mızraklı, “Bilgece siyaseti kuranlar gelişme ve ilerleme fırsatlarının hepsini şaşmaz bir ustalıkla işlemeyi ve kazanmayı hedefler. İçinde bulunduğumuz moment Kürt siyasetini hem etkili aktör hem de moderatör pozisyonuna taşımıştır. Birçok hassas dengenin saatçi ustalığı ile gözetilmesini ve doğru takvimlendirilmesini, uygun dille seslendirilmesini gerektiriyor. Son 2-3 yıldır CHP içinde Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde mutad CHP halinden bir çıkışı yine benzeri şekilde liberal ya da modern muhafazakar çizgilerde de değişim sancılarını görüyoruz. Şimdi bu kesimler ortak sancı odasında bir araya geldiler ve reformcu restoratif bir programın deklarasyonunda bulundular. Helalleşmeden ilerlemeye naif bir hatta ilerliyor. Bizlerde toplu iğne deliği kadar ışık görüyorsak bunu insan-toplum ve ülke bağlamında ivmelendirebileceksek yüzümüzü döneriz. Kürt sorununun çözümünde göbek taşının Meclis olacağı aşikar bir gerçekliktir. Bununla birlikte Meclis’te atılacak güven arttırıcı adımlarla birlikte sorunun doğası gereği sürece dahli olan ve çatışmasızlıktan barışa geçişi sağlayabilecek aktörlerin de katkısını zorunlu kılıyor” dedi.

KCK’nin ‘eylemsizlik’ kararı

KCK’nin Mereş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerden sonra aldığı eylemsizlik kararına değinen Mızraklı, şöyle devam etti:  “KCK’nin eylemsizlik kararı hem ahlaki hem de politik bir tutumu işaret ediyor. Bu kadar büyük acı ve sıkıntıların yaşandığı bir ortamı ve toplumun seferberlik halini gözleyerek, bulanıklığı önleyecek doğru bir adım olmuştur. Seçim süreci ve sonrasında da devam etmesi durduğu yerin iyice kavranması açısından yararlı olur kanaatindeyim.”

İSTANBUL

#Mızraklıdan #seçimlere #ilişkin #yorum #Abartılı #gözüken #yüzde #düşüktür

Aryen Müzik Günleri sona erdi

Aryen Sanat Akademisi’nin Kürt kültürünü yaşatmak için düzenlediği  ‘Aryen Müzik Günleri’ sona erdi

Wan’da faaliyet yürüten Aryen Sanat Akademisi tarafından organize edilen “Aryen Müzik Günleri” sona erdi. Gelirlerin depremzedelere bağışlandığı etkinlik, dün akşam Colemerg Collective ekibinin sahne almasıyla son buldu.

Etkinliğin sona ermesinin ardından konuşan sanatçı Mizgin Turan, “Aryen Müzik Günleri etkinliğini depremde yaşamını yitirenlere adadık. Etkinlik boyunca bütün müzik grupları kendi şarkılarını seslendirdi. Bizler Aryen Sanat Akademisi olarak ilk defa böyle bir etkinlik düzenledik. Güçlü bir katılım oldu. Bu etkinlik birlikte olmamız ve birlikte kazanacağımızın mesajını veriyor” diye konuştu.

‘Sanatı topluma götüreceğiz’

Êlih’ten programa katılan Sorjiyan grubunun solisti Mizgin Irmak ise, “Bu çalışma bizler ve kültürümüz açısında çok anlamlı ve kutsaldır. Programın bir parçası olmaktan çok mutluyuz. Amacımıza ulaştığımıza inanıyorum. Bu şekilde çalışmaya devam etmek gerekiyor. Birbirimize yardım etmezsek kazanamayız. Kürt kültürünü yaşatmalıyız. Biz bu yardımlaşma dayanışma ağlarıyla sanatı topluma götüreceğiz. Bu yolda daha başarılı yürüyeceğimize inancımız

WAN

#Aryen #Müzik #Günleri #sona #erdi

Dîlok’ta hedef 3 vekil

Yeşil Sol Parti Dîlok Eş Sözcüsü Sultan Bayındır, kentte 3 milletvekili çıkarmayı hedeflediklerini söyledi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), 2023 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri için çalışmalarını aralıksız bir şekilde sürdürüyor.

Dün isimleri açıklanan adaylar, kısa bir süre içerisinde seçim bölgesine geçecek. Dilok’ta aday karşılaması 12 Nisan’da yapılacak. Gazikent’te seçim irtibat bürosu açılışı sonrası 14 Nisan’da aday tanıtımı etkinliği ve Çiçek Plaza’da iftar yemeği verilecek. Çitsoruk ve Taşlıca’da büro açılışlarını 15 Nisan’da gerçekleştirecek Yeşil Sol Parti, 16 Nisan’da ise Düztepe’de büro açılışı yapacak.

Dîlok’taki seçim kampanyasının en görkemli etkinliği ise 17 Nisan’da Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın da yer aldığı heyetin katılımıyla 17 Nisan’da gerçekleşecek. Yeşil Sol Parti Dîlok Eş Sözcüsü Sultan Bayındır, kentte 3 milletvekili çıkarmayı hedeflediklerini aktardı.

‘Seçimler bir sürecin başlangıcı’

Seçimleri “tarihi bir sürecin başlangıcı” olarak değerlendiren Bayındır, “Emekçileri, kadınları, yoksulları, ötekileştirilmiş bütün kesimleri etkileyecek ve geleceğini belirleyecek bir seçim olarak görüyoruz. Çalışmalarımızı da bu yönde ciddiyetle, özveriyle götürüyoruz” dedi.

‘Hedefimiz 3 vekil’

Dîlok’ta Emek ve Özgürlük İttifakı ile birlikte güçlü bir mutabakat içerisinde çalışmalarını sürdürdüklerini ifade eden Bayındır, “Bu seçimde hedefimiz 3 vekil” dedi. Bayındır, “Büro açılışları için günde 2 ya da 3 tane hedef koyduk. Şu anda 5 tane büromuzun yeri hazır. Çalışmalarımızı halkımızın talepleri doğrultusunda yapacağız” diye kaydetti.

‘En az 100 vekil’

Bayındır, şunları söyledi: “Bu seçimde en az 100 vekille Meclis’te olacağız. Ağır bedellerle bu aşamaya gelmiş bir partiyiz. Biz bir kadın partisiyiz, gençlik partisiyiz. Biz yoksulların, emekçilerin partisiyiz. Yerelden demokrasiyi oluşturacağız. Mahalle Meclislerini oluşturacağız ve gerçekten burada tam demokratik bir uygulamanın önünü açacağız.”

Haber: Fırat Can Arslan / MA

 

#Dîlokta #hedef #vekil

Deştin’de halka saldırı ve çimento sanayi!

Deştin’de planlanan çimento fabrikasına karşı direnen 11 yurttaş, sabah 4.30’da yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı. Çimento sanayisinin Avrupa’da 1. sırada ve bu durum saldırının devletle kol kola bir saldırıyı gösteriyor

Yusuf Gürsucu 

Mereş’te yaşanan 7,4 şiddetindeki depremin ardından Borsa İstanbul’da işlem gören inşaat ve çimento şirketlerinin hisseleri bir anda yükselerek tavan yapmıştı. Bu yükselişin nedeni yaşanan büyük yıkımdan yararlanacak sermaye sektörlerinin başında geliyor olmalarıydı. Diğer yandan bulundukları yerlerde toprakları kazıyıp fabrikalarına taşıyanlara her türden atığın yakılması sağlanarak büyük kârlar elde eden sektör haline gelmeleri hisse değerlerindeki artışın nedenleriydi. AKP iktidarının inşaat rantına dayalı ekonomi anlayışı çimento fabrika sayılarını sürekli arttırırken, tarım arazilerine el konulması ve doğada yıkım yaratılarak yurttaşların yaşam alanlarına el konulması sürmekte. Bu yağmalardan biride Muğla Deştin ve Bayır mahallelerinde jandarma desteği ve halka zulümle birlikte yaşanıyor.

‘Adli kontrol’

Muğla’nın Menteş ve Bayır mahallerinde inşa edilmek istenen çimento fabrikasına karşı yurttaşların sürdürdüğü direnişe jandarma saldırdı. Jandarmanın saldırısı ile gece sahur yemeğini yedikleri sırada darp edilip yerlerde sürüklenen 11 kişi gözaltına alındı. 11 kişiden Çağdaş Özdemir ve Görkem Çetinkaya yaşları 18 altı olduğu için sabah saatlerinde serbest bırakıldı. Hasan Sarı, Sadike Sarı, Seher Şener, Dilber Özdemir, Engin Uyan, Selahattin Tilkioğlu, Sevla Tilkioğlu, Ferah Gümüş, Hüsamettin Kaya, İl Jandarma Karakolu’nda ifadelerinin alınmasının ardından Muğla Adliyesine sevk edildi. Savcılık ifadeleri tamamlanan köylüler adli kontrol talebiyle mahkemeye sevk edildi. Mahkeme, köylüleri ayda 1 imza ve yurt dışı yasağı uygulamasına bağlayıp adli kontrol şartıyla serbest bıraktı. Adliye önünde bekleyen kitle, serbest bırakılan köylüleri, “Direne direne kazanacağız” sloganlarıyla karşıladı.

Yaşamı savunmak suç!

Yaşam alanlarının bir avuç sermaye kesimine peşkeş çekilmesine karşı direnen yurttaşlara jandarma saldırısı yetmezmiş gibi, mahkemenin de yurttaşlara suçlu muamelesi ile adli kontrol uygulanması devlet mekanizmasının nasıl işlediğini gözler önüne serdi. Saldırıyı ve gözaltıları kınayan Deştin Çevre Platformu, MUÇEP Menteşe Meclisi ile Bayır Çevre Komitesi, Muğla Adliyesi önünde kitlesel basın açıklaması yaptı. Açıklamayı yapan konuşan Gamze Çetinkaya, “Sabah 04:30 sıralarında köylüler sahur yemeğini yerken yapılan baskında 4’ü kadın, biri 17 diğeri 15 yaşında iki genç kardeşimizle birlikte 7 erkek arkadaşımız baskında darp edilmiş, yerlerde sürüklenerek gözaltına alınmış ve çimentocu şirketin bir haftadır direniş nedeniyle yoldan geçiremediği TIR’ları jandarma ve şirketin ortak operasyonuyla ‘başarıyla’ yoldan geçirilmiştir. 10’u Deştin köylüsü, 1’i Menteşe Belediye Meclis üyesi olan arkadaşlarımızın tek suçu yaşam alanlarına sahip çıkmak için direniş çadırında nöbet tutmaktır” dedi.

‘O baca tütmeyecek’

Deştin köylülerinin çimentocu firmaya karşı 2006 yılından beri direndiklerini söyleyen Çetinkaya, “Çimentocu şirketin ÇED raporu 2015 yılında, imar planları da 2017 yılında mahkeme kararıyla iptal ettirilmişti. Çimentocu firma bu davalar sürerken ikinci bir firma kurarak aynı yer için ikinci bir ÇED raporu hazırlatmış ve 2014 yılında halktan gizleyerek ÇED oluru almış. 2020 yılında Kent Çimento’ya satılan Muğla Çimento bu sahte ÇED raporunu kullanarak imar planlarını onaylatmış, Menteşe Belediyesi’nden de yapı ruhsat belgesini almıştır. Bu sahte ÇED raporu ve belediye ruhsatına dayanarak 2022 yılında inşaata başlayan çimentocu firmaya karşı 27 Ocak 2022 yılında Menteşe Kent Konseyi, Akdeniz Yeşilleri Derneği ve Deştin köylüleri tarafından ÇED ve ruhsat iptal davaları açılmıştır” diye belirtti. Çetinkaya, “Çimentocu şirket Muğla’dan kovulana kadar mücadelemiz sürecek. Tırları geçirmiş olabilirler ama o baca tütmeyecek. Çimentocular topraklarımızı işgal edemeyecek, Deştin çayı özgür akacak” diye konuştu.

Çimentocuların önlenemez büyümesi!

Türkiye Çimento Sanayicileri Birliği (TÜRKÇİMENTO) Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Yücelik Mart ayında yaptığı açıklamada, “Sektör olarak 2022 rakamlarıyla Dünyanın 5. Büyük, Avrupa’nın ise lider üreticisiyiz. 119 milyon tonluk üretim kapasitesiyle Türkiye ve Dünya’ya yeteriz” sözleri çimento sanayisinin geldiği noktayı gösterdi. Fatih Yücelik, öncelikle 2023’ün ilk günlerinde 6 Şubat’ta yaşanan deprem felaketinin ardından TÜRKÇİMENTO olarak bölgeye her türlü desteği verdiklerini belirtmesi ise dikkat çekiciydi. Depremin ilk saatlerinde borsa da çimento fabrikalarının hisselerindeki anormal artış desteğin boyutta sürdüğünü göstermekte.

Sermayenin inancı

77 fabrikayla faaliyet gösteren çimento sektörünün yapılan yatırımlarla 2022 yılında 119 milyon ton kapasiteye ulaştığını belirten Yücelik, kapasite kullanım oranının ise yüzde 65 olduğunu belirterek, “2022 yılı kapasite kullanım oranımıza baktığımızda kurulu kapasite altında üretime devam ediyoruz. Gerek iç piyasa gerekse dış piyasadaki gelişmelerin gerçek potansiyelimizi halen yansıtmadığını görmekle beraber; önümüzdeki dönemde sektörümüzün daha büyük başarılara imza atacağına inanıyorum” sözleri, Mereş depremi ve olası İstanbul depremi hazırlığından nasıl kazanacaklarına olan inancını aktarıyordu.

Uluslararası ortaklık

TÇMB verilerine Türkiye’de 77 adet çimento ve öğütme, onlarca da beton fabrikası bulunuyor. Sektör yabancıların ya da yabancı ortakların kontrolü altında. Dünya çimento tekelleri arasında yer alan Fransız Vicat-Parficim, Ankara ve Konya’da 2 fabrika işletiyor. Taiwan Cement Corporation ile ortak olan Oyak Çimento ise 6 fabrika ile üretim yapıyor. Sektörün büyük üreticileri arasında bulunan ve Muğla Çimento’nun sahibi ADOÇİM Yunanistan merkezli Titan Çimento ile ortak. Akçansa se İngiliz HeidelbergCement ve Sabancı ortaklığı olan şirket, üç fabrikasında çimento ve klinker üretimi yapıyor. 12 ülkede faaliyet gösteren İspanya merkezli Votorantim şirketinin Türkiye’de 5 fabrikası ve 14 hazır beton tesisi var. İtalyan Cimentir ise 2001 yılında Çimentaş’ı satın alarak Türkiye’ye girin firma 5 fabrikada söz sahibi. 6 fabrika ve çok sayıda beton üretim tesisi olan Sabancı Gruba ait Çimsa’ya ise İngilizler ortak.

Toraks Derneği raporu

Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu, Muğla’da yapılmak istenen çimento fabrikası ve hammadde tesisine ilişkin “Muğla Bayır/Deştin’de Kurulmak İstenen Entegre Çimento Fabrikası ve Hammadde Ocaklarının Çevre ve İnsan Sağlığına Etkileri” başlıklı bir rapor yayınlamıştı. Raporda, “Muğla Çimento San. ve Tic. A.Ş tarafından, tamamen orman alanı içinde, 13 adet kil ve kalker ocağı, bir beton santralı ve çimento fabrikası ile Bayır Ovası sulama sahasını, Kazan Göleti yağış havzasını ve yağışlı dönemlerde buraları besleyen sulu ve kuru dereleri, Bayır barajını, nitelikli tarım alanlarını, zeytinlikleri, arıcılık dahil bütün tarım ve hayvancılık faaliyetlerini ve o yörede yaşayan tüm canlıları olumsuz etkileyecek, hastalıklara ve dönüşü olmayan sonuçlara yol açacaktır” denildi. Çimento tozunda arsenik, kurşun, krom, kobalt, bakır, nikel, kalay, çinko, civa gibi metallerin bulunduğuna dikkat çekilen raporda, çimento üretiminde fosil yakıt yakmanın yanı sıra yakıt maliyetini düşürmek amacıyla alternatif yakıt olarak kullanılan sanayi atıkları ve lastik yakılması atmosfere daha çok ağır metaller, dioksin ve furan gibi kanserojen zehirli gazların çevreye yayıldığı vurgulanıyor.

 

#Deştinde #halka #saldırı #çimento #sanayi

Depremzede aile 63 gündür çocuklarını arıyorlar

Hatay Armutlu Mahallesi’ndekşi evinde enkaz altında kalan Ali Topçu’ya halen ulaşılamadı. DNA örneği veren aile, sokaklara astıkları fotoğrafla çocuklarını arıyor

Mereş merkezli depremlerin büyük yıkım yarattığı illerden biri olan Hatay’da halen enkaz altından cenazeler çıkarılırken, birçok kişiye de ulaşılamıyor. Kayıp kişilerin kimlik bilgilerine ilişkin henüz bir açıklama yapılmazken, yurttaşlar yakınlarını duvarlara astıkları kayıp ilanları ile arıyor.

Depremin ardından kendisinden haber alınamayanlardan biri de Defne ilçesine bağlı Armutlu Mahallesi’nde ikamet eden 26 yaşındaki Ali Topçu. Topçu’nun ailesi tüm girişimlere rağmen 63 gündür çocuklarından haber alamadıklarını söyledi.

‘Kimse yardımcı olmuyor’

Topçu’nun annesi Gülten Topçu, oğlunun Defne’deki evlerinde tek başına kaldığını belirterek, depremin ardından evin enkazının kaldırılmasına rağmen hala çocuklarından haber alamadıklarını söyledi.

DNA ve kan örneği vermelerine, karakol ve adliyeye başvurmalarına rağmen çocuğundan haber alamadığını söyleyen anne Topçu, “Benim evladım bulunmadı. Nereye başvurduysak haber yok. Kimse yardımcı olmuyor. Benim evladım bulunsun diye gece gündüz dua ediyorum” dedi.

‘Ölü yada diri bulunsun’

Oğlunun ölü ya da diri bulunmasını isteyen anne Topçu, kimliği tespit edilmeyenlerin defnedildiği mezarlığa da baktığını ifade ederek, “DNA testi verdim. Karakollara, adliyelere gittim, gereken her yere başvurdum. Oğluma ilk günden bu yana ulaşamadık” diye belirtti.

HATAY

 

#Depremzede #aile #gündür #çocuklarını #arıyorlar

Yeşil Sol Parti’nin İstanbul’da hedefi 2 milyon oy

Yeşil Sol Parti İstanbul İl Eşsözcüsü Mevlüt Ustabaş, hedeflerinin 2 milyon oy olduğunu söyledi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), 14 Mayıs’ta gerçekleştirilecek Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri için çalışmalarını sürdürüyor. Yaklaşık 16 milyon nüfusu olan İstanbul’un 39 ilçesinde yaklaşık 250 seçim bürosu açmayı planlayan Yeşil Sol Parti, bin 917 okulda kurulacak 31 bin 280 sandıkta 62 bin 500 müşahit, 4 bin okul sorumlusu ve 2 bin avukat görevlendirecek.

MA’dan Ergin Çağlar’a konuşan Yeşil Sol Parti İstanbul İl Eşsözcüsü Mevlüt Ustabaş, çalışmalar sonunda kentte 2 milyon oy beklediklerini ifade etti

İlgi yoğun

Partilerinin seçim yeterliliği konusunda bir yıldır hazırlık yaptığını ve bunun için de tüm kent ve ilçelerde çalışmalar yürüttüklerini aktaran Ustabaş, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Yeşil Sol ile seçimlere girme kararından sonra bu çalışmaları hızlandırdıklarını belirtti.

250 seçim bürosu açacağız

Ustabaş, “Seçim irtibat bürolarımızı açmaya başladık. Aslında çok kısa bir süre içerisinde çok büyük işler yaparak, bu süreci tamamlamaya çalışıyoruz. 39 ilçemizde yaklaşık 250 seçim bürosu açacağız. HDP’li arkadaşların seçim deneyimlerinin olması büyük bir avantaj bizim için. Zaten daha önceki seçimlerde de beraber hareket ettiğimiz için çok zorlanmadık. Bugün kitle içerisinde çok büyük destekler alıyoruz. HDP’nin üzerine o kadar çok gidildi ki; hükümet özellikle son 2 yıldır en ufak şeylerde dahi saldırmaktan geri durmadı. Seçmenler gelip ‘Ne yapmamız gerekiyor’ diye soruyorlar” diye belirtti.

2 milyon oy

İstanbul’da hedeflerinin 1 buçuk ile 2 milyon arası oy olduğunu aktaran Ustabaş, “Önümüzdeki süreçte genel olarak yüzde 20’nin üzerine çıkacağımızı düşünüyoruz. İstanbul hedefimiz 2 milyon. Bunu alanlarda hissedebiliyoruz. İnsanlardaki iktidar bıkkınlığı ve muhalefetin belirsizlikleri nedeniyle insanlar ‘3’üncü Yol’ çizgimizi tercih ediyor. Yani 3’üncü yol çizgisi kendini hissettiriyor” dedi.

İSTANBUL

#Yeşil #Sol #Partinin #İstanbulda #hedefi #milyon

‘Dünyamızı geri istiyoruz’ konferansı sona erdi

‘Dünyamızı geri istiyoruz’ konferansı sona erdi. Son oturumunda konuşan PYD Başkanlık Konseyi Üyesi Foza Yûsif, 12 yıldA Rojava’da çok büyük bir direniş yaşandı, çok ağır bedeller ödendi ama büyük kazanımlar da elde edildi. Konfederalizmin ne kadar önemli olduğunu Rojava’da gördük’ dedi

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın fikirleri ışığında “Kapitalist Moderniteye Meydan Okumak” şiarıyla “Dünyamızı Geri İstiyoruz”, “Diren, Geri Al ve Yeniden İnşa Et”, “Otonom Eğitim Yap ve Örgütlen” başlıklı konferanslar serisi, 4’üncü gününde “ Aşağıdan Yukarıya Dünya Demokratik Konfederalizmi” konulu son oturum ve kapanış konuşması ardından sona erdi.

Edinburgh Üniversitesi’nde Küresel Ortaçağ Tarihi alanında aktivist, araştırmacı ve öğretim görevlisi Nik Matheou moderatörlüğünde yapılan son oturumun konuşmacıları Brezilya Amazonu’ndaki Tapajós Havzası’nın Munduruku halkından olan ve Munduruku Kadın Derneği Wakoborũn’un koordinatörü ve siyasi danışmanı ve direniş hareketi Ipereğ Ayũ’nin üyeleri Maria Leusa Kaba ve Ediene Kirixi, Chandigarh, Hindistan’da yaşayan bir insan hakları savunucusu ve aktivisti Ajay Kumar ile TEV-DEM Yürütme Kurulu üyesi ve PYD Başkanlık Konseyi Üyesi Foza Yûsif katıldı.

Panel öncesi Abdullah Öcalan’ın Demokratik Konfederal Sistem hakkındaki düşüncelerinden derlenen bölümler İngilizce okundu.

‘Köleler gibi çalışmak zorunda kalmak istemiyoruz’

Maria Leusa Kaba, kapitalistlerin toprakları işgal etmesinin kendilerini ölümle tehdit etmeleriyle eş değer olduğunu belirterek, “Topraklarımız için planlanan barajlar, su yolları, demiryolları, limanlar, madencilik, orman imtiyazları ve ayrıca artan tomrukçuların ve madencilerin işgali, kadınların, erkeklerin, yaşlıların, gençlerin ve çocukların yaşamlarını etkilemektedir. Pariwat’ın [yerli olmayan] bize empoze etmek istediği bu gelişmeyi istemiyoruz. Kirlenmiş su, agrotoksinlerle yiyecek istemiyoruz, yiyeceklerimizi satın almak için köleler gibi çalışmak zorunda kalmak istemiyoruz. Mundurukular için kalkınma temiz sudur, çocuklarımızın sağlığıdır, yaşayan ormandır ve bölgemizde ihtiyacımız olan her şeyi bulma özgürlüğüdür. Bu yüzden mücadelemiz, Karodaybi ve Wakoborũn hükümetimizle kendi topraklarımızı ve haklarımızı savunmaktır” diye konuştu.

Ardından konuşan Ajay Kumar, tarihsel bir perspektifle sömürgeci modernitenin kurumlarına tutarlı bir şekilde nasıl meydan okuduklarını göstermek için insanların mücadelelerini ve onların mücadele biçimlerini kullanacaklarına dair bilgilendirme yaptı. Doğu ve Orta Hindistan’daki son olaylara ve mücadele örneklerine atıfta bulunan Kumar, Hindistan devletinin kapitalist-emperyalist sömürüyü sürdürmek için sömürgeci yönetim ve baskı modellerini nasıl ileriye taşıdığını da örneklerle açıkladı.

Yûsif: Konfederalizmin ne kadar önemli olduğunu Rojava’da gördük

Foza Yûsif ise, “12 yıldır Rojava’da çok büyük bir direniş yaşandı, çok ağır bedeller ödendi ama büyük kazanımlar da elde edildi. Konfederalizmin ne kadar önemli olduğunu Rojava’da gördük. Ulus devletin acımasızlığını birebir yaşadık. Mezopotamya’daki birçok halk da bunlara maruz kaldı. Son 12 yılda 12 bin yoldaşımız şehit düştü. Devletler bizi dört parçaya böldü. Halklar arasında nefret yarattılar ve 100 yıldır bunun acısını çekiyoruz. Bugün Rojava’da devlet yok ama ulus devletin sonuçları beynimizde, bedenimizde yaşamaya devam ediyor. Ulus devletlerin baskısı altındayız. Rêber Apo tüm dünya halkları için Demokratik Konfederalizm modelini ortaya koydu. Demokratik Konfederalizme su ve ekmek kadar muhtacız. Çünkü ulus devlet önce bizi sonra hayatımızı kontrol altına alır. Demokratik Konfederalizm köleleştirilmiş zihnimizi özgürleştirdi. Yeni bir yaşamı nasıl inşa edeceğimizin peşindeyiz. Son yüz yılda yapamadığımızı Rojava’da 12 yılda yaptık. Bu 12 yılda Kürtler başta olmak üzere halklar dilleriyle eğitim görmeye başladı. İlk defa çocuklarımız korkusuzca okula gittiler, dillerini inkar etmek zorunda kalmadılar, kendilerine güvenerek okula gittiler. Esir halklar her zaman yarımdır. Süryani halkı yeniden çocuklarına dillerini öğrettiler. Yine Êzidî halkı Kuzey-Doğu Suriye’de ilk defa özgür bir şekilde bayramlarını kutladı” dedi.

Rojava Devrimi’nden sonra çok şey değişti

Rojava Devrimi’nden sonra birçok değişim-dönüşümün yaşandığını belirten Yûsif, tüm halkların karar alma süreçlerinde yer aldığını ve son 12 yılda Rojava’da köy ve şehirler dahil olmak üzere her yerde meclislerin kurulduğunu ve her meclisin kendi kararlarını aldığının altını çizdi. Yûsif şöyle devam etti: “İlk defa bölge halkı kendi kararlarını kendi alıyor, kadınlar İlk defa başkan oluyor. Rojava Devrimi sayesinde yaşanan bu değişimler kadınları, gençleri, halkları boğan ırkçılığı, gericiliği ortadan kaldırdı. Devletten kurtulmak çok kolay değil, sürekli değişim-dönüşüm yaşanması lazım. Ulus devletten kurtulmak için zihniyet devrimi yaşanmalı. Bunun için yüzlerce akademi kurduk. Eğitim olmadan başarılı olma şansımız yok. Tabii ki ırkçılıktan uzak bir eğitim sistemiyle bunu başarabiliriz. Kadınlar için yasa çıkarmakla kadın özgürlüğünün sağlanamayacağını gördük. Toplumsal ahlak bu anlamda çok önemli. Bunun geliştirilmesi lazım. Ahlaksız bir toplumun ayakta kalma imkânı yok. Adalet sistemimizi bu temelde inşa ettik. Kadın sorunları mahkemeye gitmeden önce Mala Jinê’ye gidiyor. Çünkü toplumun mahkemelerden önce kendi sorununu halletmesi lazım. Özgürlükten yana olan herkesin bir arada mücadele etmesi lazım. Çünkü birbirimize ihtiyacımız var. Egemen güçler birlikte olduğumuzda koltuklarından olacaklarını biliyorlar. Bundan dolayı bir araya gelmemizi engellemeye çalışıyorlar. Rojava’da binlerce arkadaşımız Erdoğan ve Türk devletinin eliyle katledildi. Bu mücadele elbette kolay değil ama her şehit düşen arkadaşımızın ardından binlercesi mücadelelerine sahip çıkıyor. Bizler asla bu saldırılardan korkmuyoruz onlar saldırdıkça mücadelemiz daha da büyüyor.”

Konferans, kapanış konuşmasıyla sona erdi.

HABER MERKEZİ

#Dünyamızı #geri #istiyoruz #konferansı #sona #erdi