Ana Sayfa Blog Sayfa 671

Irak: Türkiye suyumuzu siyasi nedenlerle engelliyor

Irak Stratejik Çalışmalar Merkezi Başkanı Selah Buşi, Türkiye’nin Irak suyunu siyasi nedenlerle engellediğini belirtirken, Irak hükümetinin bilgisi olmadan Dicle Nehri üzerinde projeler inşa ettiğine de dikkat çekti

Irak Stratejik Çalışmalar Merkezi Başkanı Selah Buşi, Türkiye’nin suyu engellemesinin siyasi ve teknik nedenleri olduğunu belirterek, Türkiye’nin Irak hükümetinin bilgisi olmadan Dicle Nehri üzerinde projeler inşa ettiğini söyledi.

Türkiye, Irak’a gelen suyu uzun süredir engelliyor. Türkiye’nin bu durumu Irak’a karşı bir silah olarak kullandığı belirtilirken, Irak’ta bu nedenle birçok bölge çölleşiyor ve şehirlere göçler başlıyor.

Irak Stratejik Çalışmalar Merkezi Başkanı Selah Buşi konuyla ilgili Rojnews’e konuştu.

Türkiye’nin suyu engellemesinin siyasi ve teknik nedenleri olduğunu belirten Selah Buşi Türkiye’nin Irak hükümetinin bilgisi olmadan Dicle Nehri üzerinde projeler inşa ettiğine dikkat çekerek, “Bu da Dicle ve Fırat Nehirlerinden Irak’a gelen su miktarının azalmasına neden oldu. Bağdat hükümetini Türkiye ile bu konuyu görünmeye ve bu sorunun sorumluluğunun üstlenmeye çağırıyorum” dedi.

Buşi, uluslararası anlaşmalara göre Türkiye’nin Irak’a gelen suyu engelleyerek ihlaller gerçekleştirebileceğini bu nedenle sorunun çözümü için siyasi bir çözüme ihtiyaç olduğunu söyledi.

HABER MERKEZİ

#Irak #Türkiye #suyumuzu #siyasi #nedenlerle #engelliyor

Cumhuriyet Savcısı Öz’ü öldüren İbrahim Çiftçi MHP’den vekil adayı oldu

Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz’ü öldüren İbrahim Çiftçi, MHP listesinden milletvekili adayı gösterildi

Cumhur İttifakı’nda yaşanan ortak liste tartışmalarından sonra MHP Lideri Devlet Bahçeli ittifak üyelerinin kendi listeleri ile seçime gireceğini hatırlatarak ortak listeye karşı çıkmış ve parti olarak kendi listeleri ile seçime gireceklerini duyurmuştu.

Tüm bu tartışmaların ardından MHP milletvekili aday listesini kamuoyuna açıkladı.

Listenin açıklanması ile birlikte isimler de tartışılmaya başlandı. Listede yer alan isimlerden İbrahim Çiftçi savcı Doğan Öz’ü öldüren isim olarak ilk göze çarpanlar arasında.

Çiftçi’nin savcı katili olması tartışmalara neden oldu.

İş insanı olmuştu

Çiftçi, cinayetten tutuklandığı Mamak Askerî Cezaevi’nden çıkar çıkmaz  İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı’na (İLKSAN) müdür olarak atandı. MHP Genel İdare Kurulu üyeliği yaptı. İş ortağının şüpheli bir biçimde öldürülmesinin ardından gözaltına alındı. 1997’de yapılan MHP Kurultay’ında genel başkanlığa adaylığını koydu ve Merkez Yürütme Kurulu üyesi oldu. Daha sonra devlet dairelerine akaryakıt satan şirketler kuran Çiftçi, ihalelere giren bir iş insanı oldu.

Çiftçi, 14 Mayıs’ta gerçekleşecek seçimler için MHP listesinden Ankara 1’inci Bölge 4’üncü sıradan aday gösterildi.

Olcay Kılavuz arka sıralara alındı

Öte yandan eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesi olayıyla gündeme gelen MHP Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz da MHP’nin 28’inci dönem milletvekili aday listesinde yeniden yer aldı. Kılavuz, MHP listesinden Mersin’de 4’üncü sıradan aday gösterildi. Klavuz, Sinan Ateş’in suikast sonucu öldürülmesinden önce konum bilgisi paylaşmak ve tetikçi Eray Özyağcı’yı kaçırmakla suçlanan tutuklu sanıklardan eski Ülkü Ocakları Genel Merkez yöneticisi Tolgahan Demirbaş’ı evinde saklamıştı. Demirbaş’ın bu evde yakalandığına dair polislerin tuttuğu tutanak ise daha sonra “kaybolduğu” ortaya çıktı.

Doğan Öz cinayeti

Kontrgerilla ilişkilerini araştıran ilk savcı olan Doğan Öz, sorumluların devlet içinde üst makamlara kadar yükseldiğini saptadı. Konuya dair hazırladığı raporda, ABD, CİA ve kontrgerilla ilişkisine ve Ortadoğu’ya dair hedeflerine yer verdi. Öz, raporda “Bu örgütler, devlet aygıtını geniş ölçüde kendi amaçlarına uygun şekilde dönüştürerek, demokrasi düşmanı akımları iktidar yapmayı öngörmüşlerdir” dedi.

Savcı Öz, ayrıca raporunda, “Bütün bu çalışmalar içinde askeri ve sivil güçler var. Kontrgerilla Genelkurmay Harp Dairesi’ne bağlıdır. MİT görevlileri de var. Bütün bu çalışmalar MHP ve kadrolarınca yöneltilmektedir. Konuya bu kapsamda yaklaşılmadıkça anarşi eylemlerinin kaynağını kurutmak olanak dışıdır. Bu haliyle faşizmin kökleşmesi de gündeme gelecektir” ifadelerine yer verdi. Ancak savcı Öz, bu raporu hazırladıktan 2 ay sonra yani 24 Mart 1978 tarihinde öldürüldü.

Yargılamada yaşananlar

Öz’ü altı el ateş ederek öldüren kişinin Ülkücü Ocakları’ndan İbrahim Çiftçi olduğu belirlendi.  Öz’ü öldürdüğünü itiraf eden Çiftçi, yargılamalar sonucu hüküm giydi ve 3 Ağustos 1979’da idama mahkum edildi. Kararda, ayrıca cinayetteki rolü nedeniyle dönemin MHP Konya Milletvekili İhsan Kabadayı, MHP Genel Sekreteri Nevzat Köseoğlu ile Yaşar Okuyan hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi.

Çiftçi, 18 görgü tanığının ifadesi ve idam kararına rağmen mahkeme, Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’na direnemediklerini ve bu nedenle beraat yönünde karar verdiklerini açıkladı.

Kaynak: MA

#Cumhuriyet #Savcısı #Özü #öldüren #İbrahim #Çiftçi #MHPden #vekil #adayı #oldu

TJA’lı kadınların bankacılık işlemleri dahi suç sayıldı!

Geçtiğimiz Kasım ayında gözaltına alınıp tutuklanan TJA üyeleri hakkında hazırlanan iddianamede kadınların aileleri ile yaptıkları bankacılık işlemleri dahi suç sayıldı

Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA) aktivistlerine yönelik Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “örgüt yöneticiliği” ve “örgüt üyeliği” iddiasıyla yürüttüğü soruşturma kapsamında 50 kadın hakkında 29 Kasım 2022’de gözaltı kararı verildi. Soruşturma kapsamında Ankara, Mûş, Mêrdîn, İstanbul, Amed, Adana, Sêrt (Siir), Wan, Agirî (Ağrı), İzmir, Riha (Urfa), Mersin, Dîlok (Antep) ve Şirnex’te( Şırnak) 57 adrese baskın yapıldı ve 22 kadın gözaltına alındı. Gözaltına alındıktan sonra getirildikleri Ankara’da adliyeye çıkarılan kadınlardan Aysel Ceylan, Bedia Akkaya, Hülya Kınağu, Gülistan Dehşet, Amine Demir Çoban, Mekiye Ormancı, Figen Aras Kaplan, Figen Ekti, Didar Çeşme ve Hatice Güngör tutuklanırken, diğer kadınlar ise adli kontrolle serbest bırakıldı.

Her çalışma suçlama konusu yapıldı

Kadınların TJA üyesi olmakla suçlandığı iddianamede, TJA’nın kadın katliamına, kadın mücadelesine, ekolojiye dair açıklamaları, özsavunmaya ilişkin düzenlediği panellere ilişkin haberlere yer verildi. TJA’nın düzenlediği tüm eylem ve etkinliklerin suçlama konusu yapıldığı iddianamede, “Kadın Ekonomi Danışma Kurulu”nun kurulması da suç sayıldı.

Gizli tanık ifadeleri esas alındı

DAİŞ’in Kobanê’ye saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014’te yapılan eylemlere de yer verilen iddianamede, TJA’nın “Kobanê’nin yanında durmalıyız”, “DAİŞ çeteleri eliyle yürütülen kadın kırımına karşı, kadın özgürlüğünü savunmanın yolunun da şu an itibariyle Kobanê’yi savunmaktan geçtiği” şeklindeki açıklamaları, suçlamaya konu edildi. Kobanê Davası ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’na (SES) yönelik açılan davalarda yer alan gizli tanık “ULAŞ” ve Kerem Gökalp’in beyanlarına bu dosyada da yer verildi. “Tanıkların” tüm kadınlar için benzer ifadeler kullanmaları dikkat çekerken, ifadeleri suçlamalara gerekçe yapıldı.

MASAK raporlarına geniş yer verilen iddianamede, yapılan para transferleri suçlama konusu yapıldı. Mülk satın alan kadınlar için “nakit ve gayrimenkul edinimine kaynağı ne şekilde temin ettiğinin anlaşılamadığı” ifade edildi. Bu durum, kadınların “örgüt yöneticisi” olduğuna gerekçe olarak gösterildi.

Kardeşleriyle para transferi suç sayıldı

Aile arasında yapılan para transferlerinin de yer verildiği iddianamede, kadınların aile üyelerinin hepsiyle para alışverişinde bulunmaması dahi “şüpheli” bir durum olarak gösterildi. Tutuklanan Bedia Akkaya’nın “örgütsel adli kaydı” bulunduğu belirtilen kardeşiyle bankacılılık işleminin bulunduğu ancak diğer aile fertleriyle bankacılık işlemine rastlanmadığı kaydedildi. Adli kontrol kararıyla serbest bırakılan Hatice Yaman’ın da kardeşleriyle para alışverişi suçlama konusu yapıldı. Kardeşleri için “sözde değer ailesi” şeklinde söz edilen iddianamede, “Adli işlem kaydı olan ayrıca sözde ‘değer ailesi’ olan 2 kardeşi ile işlem açıklamaları olmayan bankacılık işlemleri gerçekleştirdiği” ifadelerine yer verildi.
Para transferlerine ilişkin çelişkili değerlendirmelerin yer aldığı iddianamede, bankacılık işleminin bulunmaması da şüpheli bulunarak suçlama konusu yapıldı.

Hatice Güngör’ün yaptığı kim para transferlerinin açıklamalarında, “bal, tulum, borç, diğer” gibi ifadelere yer vermesi “şüpheli” sayıldı. İddianamede, “Bal, tulum ve benzeri ürünlerin satımı ile ilgili işlem açıklamalı HAVALE/EFT gönderen şahısların sözde değer ailesi veya örgütten adli kaydı bulunan şahıslar olmasının dikkat çekici bir husus olduğu” ifadelerine yer verildi. Söz konusu bankacılık işlemi, “örgütün kadın yapılanması adına faaliyet yürüten şahıs” suçlamasına gerekçe gösterildi.

Eski dosyalar eklendi

İddianamede, kişilerin farklı zamanlarda gözaltına alındıklarına ya da yargılandıkları davalarla ilgili yapılan haberlere de geniş yer verilerek, kadınların yaptıkları açıklamalar ve verdikleri röportajların yanı sıra sadece isminin geçtiği haberler de eklendi. Hakkında iddianame hazırlanan kadınlardan Amine Demir Çoban’ın FETÖ ile irtibatlı olduğu iddia edilerek, PKK’ye üye olmakla suçlandı.

Telefonun kapanması suç sayıldı

HTS kayıtlarına da geniş yer verilen iddianamede, kadınların kimi dönemlerde GSM hattının kapalı olması suçlama konusu yapıldı. GSM hattının sinyal vermemesi, “Kandil bölgesinde Zindan Konferansı’na katılım sağladığı” şeklinde yorumlandı.

21 yıldan 42 yıla hapis istemi

TJA’lı 22 kadın hakkında, “örgüt üyeliği”, “örgüt yöneticiliği” ve “örgüt propagandası” iddialarından ayrı ayrı 21 yıl 6 aydan, 42 yıl 6 aya kadar hapis cezası istendi. İddianameyi değerlendiren Ankara 25’inci Ağır Ceza Mahkemesi, yetkisizlik kararı vererek dosyayı Amed’e gönderdi.

Haber: Zemo Ağgöz / MA

#TJAlı #kadınların #bankacılık #işlemleri #dahi #suç #sayıldı

Kanada’da buz fırtınası: Bir milyon kişi elektriksiz kaldı

Kanada’nın doğusunda buz fırtınası yaşandı, bir milyonu aşkın kişi elektriksiz kaldı

Kanada’nın doğusunda buz fırtınası yaşandı. Yetkililere göre 1,1 milyonu Qebec bölgesinde olmak üzere ülkede 1,2 milyona yakın hane elektriksiz kaldı. Buzun ağırlığı altında ağaçların kırılması ve elektrik hatlarına zarar vermesi, yaşanan sorunun kaynağı olarak gösterildi.

Montreal kentinin yarısı elektriksiz kalırken, tüm okullar kapatıldı. Sokaklar kırılmış ağaçlarla dolmuş durumda. Trafik ışıkları, bisikletler, otomobiller ve bitkiler buzla kaplandı. Yetkililer hasarın büyük olduğunu belirtti.

Quebec Ekonomik ve Enerji Bakanı Pierre Fitzgibbon, “Montreal harap oldu” derken, durumun “kontrol altında” olduğunu sözlerine ekledi.

Elektriksiz kalan insanları ağırlamak için merkezler açıldı. Hava sıcaklıkları sıfıra inerken, elektriğin herkes için geri gelmesinin birkaç gün alabileceği belirtildi.

Yaşanan elektrik kesintileri, Quebec açısından 1998’deki buzlanmadan bu yana en büyük elektrik kesintisi olarak değerlendirildi. 1998’de Quebec’te haftalarca kaotik bir durum yaşanmıştı.

DIŞ HABERLER

#Kanadada #buz #fırtınası #Bir #milyon #kişi #elektriksiz #kaldı

Gazeteci Mîrza: Mahkeme kararı ile halk KDP’nin Kurdistan’a hizmet etmediğini gördü

Gazeteci Soxan Mîrza, ‘Fransa’daki mahkeme kararı sonrasında halk hükümetin Kurdistan halkına hizmet etmediğini gördü’ dedi. Mîrza, KCK’nin eylemsizlik kararına rağmen Türkiye’nin Federe Kurdistan ve Rojava’ya saldırılarının devam ettiğini de belirterek ”Kurdistan topraklarını işkal etme hayalleri var’ dedi.

Mereş’te (Maraş) yaşanan ve on binlerce insanın yaşamını yitirdiği depremlerin hemen ardından KCK eylemsizlik kararı aldığını ve kararını yaklaşan seçimlerle birlikte de bu süreç boyunca uzatacağını duyurdu. Ancak alınan eylemsizlik kararına rağmen Türkiye Güney Kurdistan ile Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik karadan ve havadan saldırılarını aralıksız sürdürdü.

Gazeteci Şoxan Mîrza, Türkiye’nin devam eden saldırılarını ve Federe Kurdistan’daki gelişmeleri JINNEWS’den Sema Çağlak’a değerlendirdi.

Mahkeme kararı sonrası halk gerçeği gördü

federe Kurdistan’ın durumuna değinen ve hükümetin halkın çıkarlarını gözetmediğini belirten Mîrza, Türkiye ve Federe Kurdistan hükümeti arasındaki petrol satışı ve yapılan 50 yıllık anlaşmaları hatırlattı. Irak’ın itirazı üzerine Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin anlaşmayı iptal etmesi ve sonrasında yaşanan gelişmeleri değinen Mîrza, “2000 yılı sonrasında Kurdistan Bölgesi Hükümeti, Kurdistan petrolünü bağımsız ekonomi adı altında satarak iyi bir yaşam sözü halka verdi. Ancak Türkiye ve Kurdistan Bölgesi arasında yapılan anlaşma sürecinde neler yaşandı bilinmiyor. Kurdistan Hükümeti halka verdiği sözü tutmadı. Özellikle KDP halkın yaşam koşullarını çok zorladı. Petrol gelirleri sadece bölge yetkilileri ve onların ailelerine gitti. Türk devleti de kendi çıkarları için kullandı. Fransa’daki mahkeme kararı sonrasında halk Kurdistan Bölge Hükümeti’nin ve siyasetçilerin Kürdistan halkına hizmet etmediklerini ve sadece kendi çıkarlarına göre hareket ettiği gerçekliğini gördü” dedi.

‘Halk iki yönlü saldırı altında’

Federe Kurdistan halkının 30 yıldır yanlış bir siyasetle karşı karşıya olduğunu söyleyen Mîrza “Son zamanlarda gündeme gelen ‘bağımsız ekonomi’ adı altındaki politikaların yanı sıra Güney Kurdistan’da siyasi ve toplumsal sorunlar öne çıktı. Birçok gazeteci ve eylemci şiddet ve işkence ile gözaltına alınıp tutuklandı. Yani Türk devletinin saldırılarının yanı sıra Kurdistan Bölgesi yetkilileri de halka saldırılarını sürdürüyor, iki yönlü saldırı altında halk.”

‘Kurdistan topraklarını işkal etme hayali var’

Türkiye’nin Kürt halkına karşıt politikalarının uzun bir geçmişe sahip olduğunu söyleyen Mîrza, “Eğer Türk devletinin çıkarları yoksa tüm Kürtleri terörist olarak görüyor. Türk devleti Kürt halkını yok etme kararı almış ve hem Güney Kurdistan’a hem de Rojava’ya saldırılarını sürdürüyor. Güney Kurdistan’a daha çok insansız hava uçakları ve örgütlediği ajan ağları ile saldırıyor. İşgal ve faşist zihniyet hiçbir insani ölçü ve ilke tanımıyor ve Kurdistan topraklarını daha fazla işgal etmek istiyor. Özellikle Güney Kurdistan, Türkiye için çok önemli ve Kurdistan topraklarını işgal etmek için büyük hayalleri var. Kurdistan sınırında karakol ve üsleri var ve Medya Savunma Alanlarına saldırıyorlar. Direniş mevzilerine birçok kez yasak kimyasal silahlarla saldırıyorlar, Kürt gençlerini hedef alıyorlar. Yıllardır Kurdistan Bölgesi sınırındaki köyleri bombalıyor. Bunun sonucunda köylülerin birçok bağ-bahçesi zarar gördü ve köyler boşaltıldı. En önemlisi de buna karşı ne Kurdistan Bölgesi ne de Irak Hükümeti bu saldırılara karşı sesini çıkarıyor. Bir tutum almıyorlar” diye konuştu.

‘KCK’nin kararı insani’

KCK’nin aldığı eylemsizlik kararına dikkat çeken Mîrza, “Kuşkusuz böyle kararları Kürt Özgürlük Hareketi birçok kez aldı. KCK birçok kez ateşkes kararı aldı. En son da deprem sonrası böylesi bir karar aldı. Bu yaşanan acılar karşısında insani ve ahlaki bir tutum. Ancak Türk devleti her zamanki gibi, gerillaya, halka saldırılarını sürdürdü. AKP-MHP, Kürt halkına yönelik düşmanlığını sürdüreceği görülüyor. Dünyanın her yerinde özgürlük ve barış isteyen Kürtler işgalci Türk devletine karşı tutum sahibi. Kuskusuz Güney Kurdistan’da da Türkiye’nin saldırıları kınandı ve KCK’nin kararı değerlendiriliyor. KCK’nin kararının tamamen insanı halkalarına saygı temelinde olduğu belirtiliyor” ifadelerini kullandı.

‘Düşmanca saldırılar devam ediyor’

Türkiye’ni sadece toprakları işgal etme şeklinde değil, birçok özel savaş yöntemi ile Kurdistan’a saldırdığını dile getiren Mîrza, devamla şöyle dedi: “Çünkü onlar ülkelerini Kurdistan toprakları üzerine kurmuş ve tarih boyunca da Kürtleri egemenlikleri altında tutmak istemiş. Kürtlerin varlığı ve hakları yok sayılmış. Bu yüzden de 50 yıldır halk savunma güçleri Türkiye’nin saldırılarına karşı mücadele ediyor. Güney Kurdistan halkı gerillaya destek veriyor. Ancak hükümet ve yetkililer Türkiye’nin saldırılarına karşı bir tutum almıyor. Türk devletinin bu düşmanca saldırıları devam ediyor.”

‘Kürtler tüm çelişkilerini bir tarafa bırakmalı’

Mîrza son olarak, “Şimdi Güney Kurdistan’da halk Türkiye’de yapılacak seçimleri bekliyor ve Erdoğan’ın gitmesini istiyor. Yeşil Sol Parti’nin seçimlerde kazanmasını istiyor. Kuzey Kurdistan’daki halkımızın demokratik haklarına kavuşmasını bekliyor. Bu yıl Lozan Antlaşması sona eriyor. Kürt halkının bu yüzden tüm çelişkilerini bir tarafa sırakması gerek. Kürt halkının bölgede yaşanacak değişimlere hazır olması gerek. Çünkü Lozan gibi yeni bir anlaşmanın yapılması gündemde. Son yıllarda Kürtlerin elde ettiği kazanımlar büyük zarar görebilir” değerlendirmesi yaptı.

HABER MERKEZİ

#Gazeteci #Mîrza #Mahkeme #kararı #ile #halk #KDPnin #Kurdistana #hizmet #etmediğini #gördü

Kızlarının cenazesine katılan aileye ceza!

2016’da hayatını kaybeden HPG’li Revan Zana Barıştıran’ın babası Fadıl Barıştıran’a kızının cenazesine katıldığı için 1 yıl 6 ay hapis cezası verildi

AKP iktidarı tarafından bir politika olarak mezarlık ve cenazelere saldırılar olurken, bir yandan ise cenazelere katılanlara davalar açılıyor. Öyle ki aile bireyleri dahi sevdiklerinin cenazelerine katıldıkları için haklarında davalar açılabiliyor.

Baskılara rağmen defnettiler

Onlardan biri de 8 Kasım 2016’da bir çatışmada hayatını kaybeden HPG’li Revan Zana Barıştıran’ın ailesi. Wan’da bulunan ailesinin cenazeyi almak için Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurusu ile başlayan baskı ve ihlaller silsilesi sonucu Barıştıran’ın cenazesi getirilerek, Wan’a bağlı Rêya Armûşê (İpekyolu) ilçesine bağlı Yeni Mahalle Mezarlığı’na defnedildi. Defin sırasında polislerce mezarlık ablukaya alınarak Barıştıran’ın aile bireylerinin dini vecibelerinden tutalım yakınlarının bir arada defnetme törenine dahi bir müdahale gelişti. Ancak aile bireyleri tüm baskılara rağmen kızları Barıştıran’ın defin işlemlerini yaparak baskıya karşı durdu.

‘Kovuşturmaya yer yok’ dendi

Daha sonraki süreçte sık sık mezarlığa yönelik saldırı ile “Omedya” kod ismi yer aldığı gerekçesiyle mezar taşı kırıldı, kesildi ve en son yapılan saldırıda mezar taşı kaybettirildi. Ailesi Barıştıran’ın mezarına yönelik saldırıya dair Wan İnsan Hakları Derneği (İHD) Şubesi’ne yaptığı başvuru ile Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Ailenin defalarca yaptığı suç duyurusu, “Kovuşturma yer yoktur” denilerek konu dahi edilmezken, buna karşı Barıştıran’ın babası Fadıl Barıştıran’ın İHD’ye yaptığı başvuruda “Şehit” kelimesine soruşturma açıldığı öğrenildi.

Mezar taşına saldırı

Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan soruşturmada dün Van 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde karar duruşması görüldü. Baba hakkında “Örgüt propagandası” iddiasıyla 1 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Cezaya ilişkin konuşan baba Barıştıran, “Bir gece mezar taşını elektrikli testereyle kesiyorlar. Büyükşehir Mezarlıklar Müdürlüğü’nde çalışan bir kişi ile polislerce kesildi. Yapılan saldırıya ilişkin İHD’ye giderek başvuruyla suç duyurusunda bulunduk. Cumhuriyet savcısı yaptığımız başvuruya dair soruşturma açtı. Bizim yaptığımız suç duyurusuna kovuşturmaya gerek duyulmadığı söylendi. Ve mezar taşımızı istediğimize yönelikte ‘Mezar taşı ortada yok’ denildi” ifadelerini kullandı.

‘Kızımız bizim değerimiz’

Mezar taşının Van Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından Mezarlıklar Müdürlüğü’ne teslim edildiğini belirten Barıştıran, “Mart ayında görülen ilk duruşmada savcı bana ‘bir teröriste nasıl şehit dersiniz’ dedi. Ben de buna karşı ‘Bir baba kızana terörist der mi? Benim kızım bir devrimcidir. Şehit olmuş. Benim için en büyük değerdir. Benim değerimdir. Benim şehidimdir’ dedim” diye anlattı.

WAN

#Kızlarının #cenazesine #katılan #aileye #ceza

İnfazı üçüncü defa yakıldı: Pişmanlık dayatılıyor

7 yıldır tutuklu olan ve cezası bitmesine rağmen tahliye edilmeyen Tarsus Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan Leyla Nergiz’in infazı üçüncü kezdir yakılıyor

Siyasi tutuklulara yönelik infaz yakmalar sürüyor. Tutuklulara Gözlem kurulları aracılığıyla “pişmanlık” dayatılırken, tutukluların görüştüğü, mektuplaştığı kişiler, okudukları kitaplar, yazdıkları dilekçeler, ALES’e girmemeleri, keyfi verilen disiplin cezaları ve “bağımsızlar koğuşuna” geçmeme kararları dahi “iyi halli olmadıkları” yönünde karar almalarını ve tahliyelerin engellenmesini beraberinde getiriyor.

7 yıldır içerde

Tahliyesi engellenen ve hasta olan tutuklulardan biri de Tarsus Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan Leyla Nergiz. JINNEWS’ten Şehriban Aslan’ın haberine göre, 7 yıldır cezaevinde olan Nergiz’in cezası biterken basit gerekçelerle infazı yakılarak cezaevinden çıkarılmıyor.

Keyfi olarak tutuluyor

30 Kasım 2022 tarihinde çıkması gerektiğini, ancak Nergiz’in çıkmadan önce tekrar kurulun toplandığını belirten aile, “Şubat’ın 28’inde çıkması lazımdı, yine geçtiğimiz ay kurul toplandı ve PKK’nin terör örgütü olup olmadığını sorunca Leyla da ‘Hayır’ cevabını vermiş. Bu cevap üzerine infazı tekrar yakıldı ve 6 ay ertelendi. Cezası bitmesine rağmen çıkarmıyorlar, deprem koşulları dahi göz ardı ediliyor ve keyfi muamele uygulanıyor” dedi.

Bacağı kesilecekti

Çocuklarının hastalığına da dikkat çeken ailesi, “Hastaneye götürülme ve tedavi edilme durumu yok. Ankara Sincan’da olduğu zaman biz yine avukat aracılığıyla, vekilleri araya koyarak ve baskı yaparak ameliyatını yaptırdık. Yoksa bacağı kesilecekti. Ameliyatı oldu, platini çıkardılar ama soğuktan kaynaklı sürekli enfeksiyon kaptığından ciddi ağrı ve sızısı oluyordu. Yürümede ve oturup kalkmada zorluk çekiyor. Klozet olmazsa sıkıntı yaşıyor. Ki hala sıkıntıları devam ediyor” diyerek bunun bir işkence olduğunu söyledi.

HABER MERKEZİ

 

#İnfazı #üçüncü #defa #yakıldı #Pişmanlık #dayatılıyor

HDP MYK üyesi Tombak: İyi çalışmayla Yeşil Sol Parti’nin oyu yüzde 25’i bulur

HDP MYK üyesi Salih Zeki Tombak, ‘İyi bir çalışma yapılırsa Yeşil Sol Parti yüzde 20 ila 25’in umut bağlayabileceği bir odak olabilir’ dedi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), 14 Mayıs’ta gerçekleşecek Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilli seçimlerinde kilit parti konumunda. Seçim çalışmalarının startını veren parti, kentlerde kadın ve genel seçim bürolarını açmaya başladı.

MA’dan Ergin Çağlar’a konuşan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Salih Zeki Tombak, Yeşil Sol Parti’nin iyi bir çalışma ile yüzde 20’leri göreceğini ifade etti.

İttifak ve dayanışma

Yeşil Sol Parti’nin içerisinde yer aldığı Emek ve Özgürlük İttifakı’nın önemine dikkati çeken Tombak, 12 Eylül 1980 askeri darbesi sürecinden bu yana ülkedeki sol, sosyalist ve devrimci kesimlerin ilk kez bir çatı altında buluşarak, seçimlere girdiğini belirtti. Tombak, Bu durumun açığa çıkmasındaki en önemli faktörün iktidara karşı “birlikte mücadele” inancı olduğunu söyledi.

AKP iktidarının demokrasi güçlerine yönelik girişimlerini “sivil darbe” olarak niteleyen Tombak, bu “darbe”nin her gün güncellendiğini ifade etti.

Tombak, şunları belirtti: HDP’nin 7 Haziran seçiminde ortaya koyduğu başarı bugün insanları bir araya getirdi. Emek ve Özgürlük İttifakı, AKP-MHP rejiminin sona ermesinin başlangıcını yapabilecek bir kararlılık gücüdür, bundan sonra gelen rejimin sürdürülemeyeceğinin teminatıdır, gücüdür.”

Sözümüzün arkasında halk var

Örgütlenmenin önemine işaret eden Tombak, Yeşil Sol Parti listesinden seçimlere girecek partilere şu uyarıları yaptı: “Uzunca bir süredir toplumsal örgütlenmelerde bir eksiğimiz var. Gücümüzün kaynağı halktır. Halkı örgütleme konusunda eğer bir yetersizliğiniz varsa sözünüz de zayıf olur. Bu eksiklikleri seçim dönemini de bir fırsat bilerek herkesin halkın arasına karışması bir kazanç olur. Örgütlenme için halka gidilmezse istediğiniz beyannameyi yapın, hiçbir önemi yok. Düzen partilerinin sözünün arkasında devlet, sermaye var. Bizim sözümüzün arkasından ne devlet gücü var ne sermaye ne de uluslararası ittifaklar var. Sözümüzün arkasında sadece halk var.”

Yüzde 20 hedefi

Tüm baskı ve zorluklara rağmen Yeşil Sol Parti’nin en az yüzde 15 civarında bir potansiyelinin açığa çıktığını söyleyen Tombak, şöyle devam etti: “Yani elimiz, kolumuz daha serbest olsa şimdi yüzde 20’leri konuşuyor olurduk. İyi bir çalışma yapılırsa yüzde 20 ila 25’in umut bağlayabileceği bir odak olabilir Yeşil Sol Parti. Dolayısıyla bu bir ümit, enerji, heyecan kaynağıdır. Emek ve Özgür İttifakı’nın bir araya getirdiği güçler bile bir enerjinin hissedildiğini ortaya koyuyor. Birçok insan Yeşil Sol’a yönelmiş durumda. Bizim dışımızda henüz ittifaka dahil olmayan, başka devrimci gelenekler var. Sol Parti kaçamak gibi davranıyor ama biz onların ve Halkevleri’nin peşini bırakmamalıyız. O da çok kıymetli bir gelenektir.”

İSTANBUL

#HDP #MYK #üyesi #Tombak #İyi #çalışmayla #Yeşil #Sol #Partinin #oyu #yüzde #25i #bulur

Turizm ‘incisi’ dediler cezaevi kenti yaptılar!

Turizm kentlerinden olan Antalya’da 11 cezaevi inşa edilirken, yaşananları değerlendiren HDP Milletvekili Kemal Bülbül, ’12 Eylül’ün Esat Oktay Yıldıran’ın ruhu dolaşıyor hapishanelerde. AKP bir Esat Oktay Yıldıran’dır, Süleyman Soylu bir Esat Oktay Yıldıran’dır’ dedi

Sürgün, tecrit ve işkencenin sürdüğü cezaevlerini bir yönetim biçimi haline getiren AKP, cezaevi inşa etmeye de devam ediyor. Her kentte olduğu gibi “Türkiye’nin turizm incisi” olarak anılan Antalya’da 4’ü kent merkezinde olmak üzere toplam 11 cezaevi bulunuyor.

Esir kampı gibi

Cezaevlerinde yaşananları ve cezaevi inşalarına değinen Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Kemal Bülbül, “Antalya merkez Döşemealtı ilçesi sınırları içerisinde S, L, Y ve Yüksek Güvenlikli Cezaevi olmak üzere 4 tane hapishane var. Bunlar yetmiyor, Manavgat’ta hapishane var; bu da yetmiyor Alanya’da hapishane var. Bu hapishanelerin yerleşkeleri neredeyse küçük bir ilçe kadar ve burada binlerce görevli, idari amirler var, askeri yetkililer var. Gittiğiniz zaman tamamen bir esir kampı gibi” diye aktardı

Havalandırmada bile tel örgü

Tutukluların hastane sevki sırasında çift kelepçe uygulamasına maruz kaldıklarını aktaran Bülbül, “Bir kelepçeyi tutuklu ve hükümlünün iki koluna, diğer kelepçeyi de tutuklunun bir koluna ve diğerini de jandarmaya takıyorlar. Bu da firar etme ihtimalini engellemek içinmiş! Tabi bu hukuk dışı, insan haklarına karşı bir suç zaten. Antalya, Manavgat, Alanya deniz kıyısı olması ve nem oranının çok yüksek olması sebebiyle buradaki koşulların, hastaların, tutukluların sağlığına göre uygulanması gerekirken, maalesef görüş yerlerinde birbirini göremeyecek derecede tel örgüler söz konusu” diye konuştu.

Ajanlık dayatılıyor

Kadın tutukluların kamerayla izlenerek taciz edildiğini söyleyen Bülbül, “Özel alanlar, tuvalet ve benzeri yerleri kamerayla izleme söz konusu. Bütün bunların güvenlik için yapıldığı söyleniyor, oysa güvenliği ihlal eden kendileri” ifadelerinde bulundu. Manavgat’ta bulunan cezaevi idaresiyle görüştüklerini, yakın zamanda da Alanya’daki cezaevi idaresiyle görüşeceklerini ifade eden Bülbül, “Hapishaneye konulan insana zaten bir ceza verilmişken, orada işkence yapılıyor. Bir de ajanlık teklif ediliyor. ‘Avukat görüşüne götüreceğiz’ diye yalnız bir odada çeşitli devlet yetkilileri tarafından zorlanarak, taciz edilerek, darp edilerek, ajanlık teklif ediliyor” diye konuştu.

‘Esat Oktay Yıldıran yaşıyor’

Yaşanan hak ihlallerinin Antalya ile sınırlı olmadığını, bütün cezaevlerinde uygulandığını vurgulayan Bülbül, “12 Eylül’ün Esat Oktay Yıldıran’ın ruhu dolaşıyor hapishanelerde. AKP bir Esat Oktay Yıldıran’dır, Süleyman Soylu bir Esat Oktay Yıldıran’dır ve bütün bunların hukuk, adalet ve hakikat önünde hesabını soracağız” dedi.
Haber: Enes Beyaz / MA

#Turizm #incisi #dediler #cezaevi #kenti #yaptılar

Depremzedelerin borçlarını silen GSM şirketlerine vergi indirimi

Deprem sonrası iletişimde yaşanan aksaklıklar nedeniyle eleştirilen GSM şirketleri abonelerin borçlarını silmişti. Erdoğan imzasıyla şirketler bu tutarı vergiden düşebilecek

Depremzede abonelerin borçlarını silen GSM şirketleri bunu vergiden düşebilecek.

Resmi Gazete’de yayımlanan 140 sayılı OHAL kararnamesine göre elektronik haberleşme hizmeti veren şirketler, depremzedelerin borçlarını silmeleri ve OHAL boyunca oluşan borçlardan feragat etmeleri halinde, bu tutarları vergiden düşebilecek.

6 Şubat 2023’te 11 ili etkileyen Maraş merkezli 7,6 ve 7,7 büyüklüğündeki depremlerde arama-kurtarma çalışmaları için en kritik saatlerde iletişim altyapısında ciddi arızalar yaşanmıştı.

GSM şirketleri bölgede bulunan müşterilerin fatura borçlarının tahsilinde belli sürelerle ertelemeye gitmişti. Ancak borçların silinmesi talepleri henüz karşılık bulmadı.

HABER MERKEZİ

#Depremzedelerin #borçlarını #silen #GSM #şirketlerine #vergi #indirimi