Ana Sayfa Blog Sayfa 676

Akademisyen Berwarî: Kurdistanî partiler artık ulusal adımlar atmalı

Federe Kurdistan Hükümeti’nin Türkiye’ye yasadışı petrol satışının ülkeye büyük zarar veriğini belirten Akademisyen Berwarî, Türkiye ile ortaklaşmanın Kurdistan’a büyük zarar vereceğini belirtti

Bağdat yönetimi, Türkiye’nin Federe Kurdistan Bölgesi ile yaptığı petrol sözleşmenin Irak hükümetiyle arasındaki anlaşma kurallarını ihlal ettiği gerekçesiyle 2014 yılında Paris merkezli Uluslararası Tahkim Mahkemesi’ne başvurmuştu. Mahkeme, Bağdat yönetimini haklı buldu. Karar sonrası Türkiye’nin Federe Kurdistan Bölgesi’nden petrol ithalatının durdurulduğu açıklandı. Bunun üzerine görüşmelere başlayan Hewler ile Bağdat yönetimleri, petrol ihracatı konusunda anlaşmaya vardıklarını açıkladı. Petrolün bundan sonraki süreçte Irak Petrol Pazarlama Şirketi (SOMO) üzerinden satılacağı belirtilirken, anlaşmanın içeriğine dair detaylı bilgiler kamuoyuyla paylaşılmadı.

Duhok Üniversitesi akademisyenlerinden ve Siyaset-Demokratik Düşünce Akademisi Başkan Yardımcısı Dr. Kamuran Berwarî, gelişmeleri Mezopotamya Ajansı’na(MA) değerlendirdi.

Gelirlerin nereye gittiği bilinmiyor

Berwarî, yaklaşık 10 yıldır Federe Kürdistan Bölgesi yönetiminin hukuk dışı yöntemlerle Türkiye’ye petrol sattığını belirtti. Söz konusu duruma dair bir soruşturmanın başlatılacağını ifade eden Berwarî, “Bu petrol nereye gitti ve nasıl kullanıldı? Bunların hepsi tek tek soruşturulacak. İmzalanan bu 50 yıllık sözleşme Kürt ve Kurdistanî kazanımlara karşı yapılmış bir anlaşmaydı. Özellikle Federe Kurdistan’ın ekonomisi çöktü. Sadece Kurdistan’ın değil, aynı zamanda Irak’ın da ekonomisini alt üst etti. Bu petrolün gelirleri nereye gitti, nereye kullanıldı, kimse bilmiyor. Petrolden elde edilen paranın bir çoğunluğu Türkiye’de kalıyor ve dış ülkelerde şahsi projeler için harcanıyor” dedi.

Bağımsız ekonomi

Berwarî, “Petrol satışını bağımsız ekonomi olarak açıkladılar. Halbuki bu bağımsız ekonomi değildi. Bağımsız ekonomi Kurdistan’ı işgal eden devletin eliyle, yardımıyla olacak bir şey değil. Bağımsız bir ekonomi, başka ülkelerden buğday, pirinç, yiyecek ve içecek almamaktır. Bunun aksine üretmektir ve bunları üretecek fabrikalar kurmaktır. Halkınızın başka ülkelerde ihtiyaç duymadığı gelirdir. Bu bağımsız ekonomidir. Bağımsız bir ekonomi, bölgesel ve uluslararası politika ile bağımsız bir hat ile oluşturulur. Kuşkusuz Federe Kurdistan’da yapılan bağımsız ekonomi değil, kendini sadece kandırmadır” diye konuştu.

Maaşları ödeyemiyorlar

Federe Kurdistan Bölgesi yönetiminin Kurdistan’ı büyük zararlara uğrattığını söyleyen Berwarî, “Federe Kurdistan’ı bu duruma getiren bölgede egemen olan bu akıldır. Kurdistan hükümeti, halkını, aydınını ve yurtseverini dinlemedi. 2014 yılından beri kendisi hiçbir şekilde etkilenmezken halkın ekonomisi ve psikolojisini alt üst etti. Şimdi işçilerin maaşlarını ödeyemiyorlar. Bu mazlum halka milyonlarca dolar borcu var ve ödeyemiyor. Bu halka o parayı geri getirmek zorundadır. Bağdat ile nasıl bir çözüme gider o bu halkın sorunu değil, onların sorunudur” ifadelerini kullandı.

Türkiye ile ortaklaşma yanlış siyasettir

Bölge sorunlarının çözümünün sistemin ve idarenin değişiminden geçtiğinin vurgulayan Berwarî, “Bu sorunların üstesinden gelebilmek için tek ihtiyaç sistemi değiştirmektir. 1991 yılından beri aynı akıl tarafından yürütülen politikalar halka her şekilde zarar verdi. Bu halk, ulusal, güvenlik ve askeri olarak zarar gördü. Bu yanlış politikalar yüzünden Başur Kurdistan’da her gün yüzlerce insan ülkeyi terk ediyor. Ülkesinden kaçıyorlar. Bu durumun atlatılması için demokratik bir siyasetin yürütülmesi gerekiyor. Türk devleti hiçbir zaman Kurdistan Hükümeti ile ortaklaşmadı ve hiçbir zaman da dostu olmayacaktır. Bunu artık fark edilmesi gerekiyor. Bu siyaset şimdi kırılma aşamasında. Çünkü Kurdistan’ın ekonomik ve sosyal durumunu bitirdiler. Ama bütün bu olumsuzluklara rağmen de PKK’yi tasfiye etmek ve darbe vurmak için Türkiye ile ortaklaşıyor. Bu yanlış bir siyasettir. Bu yanlış politikalar Federe Kurdistan’ı haritadan silecek ve Kurdistan’a büyük bir darbe verecek noktaya getirecektir. Şüphesiz Irak Başbakanı Şiya Sudani, Türkiye ile anlaştı. Türkiye hiçbir zaman İran, Irak ve Suriye yerine, Kürtleri tercih etmez. Türkiye, Kurdistan hükümeti yerine Irak’ı seçecektir” şeklinde konuştu.

Kurdistani partiler artık ulusal adımlar atmalı

“Tek çözüm bu sistemin siyasi ve idari açıdan tamamen değişmesidir” diyen Berwarî, yanlış politikaların Kürtlere kaybettirdiğini vurguladı. Berwarî, “Kurdistani egemen partilerin artık ulusal adımlar atması gerekiyor. Parlamento ve bakanlar işlevsiz olmaktan çıkartılıp aktif hale getirilmelidir. Yeni stratejik bir yol belirlenmelidir. 30 yıldır yürüttükleri bu siyasetten vazgeçsinler. Kurdistan Hükümeti ya tamamıyla kendini Bağdat’a teslim edecek ya da halkını esas alıp irade olarak görecek” diye kaydetti.

Federe Kurdistan Bölgesi’ne olası bir saldırıda Irak’ın 80’li yıllarına geri döneceğine dikkat çeken Berwarî, şöyle devam etti: “Kuşkusuz Irak’ın Federe Kurdistan’ı çökertmek için çabaları ve adımları olacaktır. Ama şunu da bilmeleri gerekir ki Kurdistan davası Irak’ta bulunan birkaç partiye veya sadece Federe Kurdistan’a bağlı bir şey değil. Bu dava Kürt halkının davasıdır, ulusaldır ve vatanidir. Eğer ki Irak’ın olası bir saldırısı olursa hiçbir sonuç alamayacaktır.”

HABER MERKEZİ

#Akademisyen #Berwarî #Kurdistanî #partiler #artık #ulusal #adımlar #atmalı

DFG’den hak ihlali raporu: 8 gazeteci saldırıya uğradı, 16 gazeteci gözaltına alındı

DFG’nin Mart ayı raporuna göre, 8 gazeteci saldırıya uğradı, 16’sı gözaltına alındı, 1’i tutuklandı

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), Mart Ayı Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri Raporu’nu yayınladı. Yaklaşan 14 Mayıs seçimlerine dikkati çeken raporda, “Bu kadar önem atfedilen seçimlere giderken ‘seçim güvenliği’ de tartışılan konuların başında yer alıyor. Seçim güvenliğinin ana unsurlarından olan basın özgürlüğü ise abluka altında. Seçime yaklaştıkça basına yönelik baskılar da bu süreçte gün geçtikçe artıyor. İktidar yanlısı haber yapmayan her gazeteci, her haber sitesi, ajans, radyo ve televizyon kanalı hedef alınıyor, cezalar yağdırılıyor” denildi.

Sansür yasası devrede

Gazetecilere yönelik gözaltılarda “Sansür Yasası” maddelerinin gerekçe olarak kullanıldığını belirten raporda, şu ifadelere yer verildi: “Seçimler yaklaştıkça iktidarın politikalarına karşı sesini yükselten, rahatsızlıklarını dile getiren yurttaşlara mikrofon uzatan gazeteciler, bu yasa kapsamında gözaltına alınmaya, haklarında dava açılmaya devam ediliyor. Bu kapsamda yasa tasarısının ilk meclise sunulduğu günden itibaren diğer meslek örgütleriyle birlikte yaşanabileceklere işaret edip, basın ve ifade özgürlüğünün önünde engel olabileceğini belirtmiştik. Bu nedenle bir kez daha verdiğimiz mücadeleyi yasa geri çekilinceye kadar sürdüreceğimizi vurguluyoruz.”

8 gazeteciye saldırıldı

Bir taraftan “Sansür Yasası” ile basın özgürlüğüne darbe vuran iktidarın, diğer taraftan yapılan toplumsal eylemlere müdahale sırasında gazetecileri hedef aldığı kaydedilen raporda, “Ay içerisinde 8 gazeteci saldırıya uğradı, 16’sı gözaltına alındı ve 1’i de tutuklandı. Gazetecilere yönelik yargı kıskacı da Mart ayında devam etti. 4 gazeteci hakkında soruşturma, 5’i hakkında ise dava açıldı. 41 ayrı yargılamanın devam ettiği geçtiğimiz ayda gazetecilere 2 yıl hapis ile 48 bin 746 TL para cezası verildi. 2 meslektaşımız ise işten çıkartıldı. Çağımızın iletişim araçlarından olan internet yayıncılığına yönelik iktidarın ve yargının baskıcı tutumu değişmedi. 8 internet sitesi kapatılırken 330 habere bin 84 sanal medya içeriğine erişim engeli getirildi” diye belirtildi.

Meslektaşlarımız özgür olmalı

Amed’te 8 Haziran’da gözaltına alınıp 16 Haziran’da tutuklanan 16 gazetecinin durumuna da değinen raporun değerlendirme kısmında şöyle denildi: “10 ayın ardından tamamlandı. Savcılık tarafından Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan iddianameye dair henüz bir karar çıkmadı. 28 Mart’tan bu yana iddianameyi inceleyen mahkemenin en kısa sürede duruşma tarihi vererek tutuklu meslektaşlarımızın özgürlüğü noktasında bir karar vermesini bekliyoruz, bu sağlanıncaya kadar da mücadelemizi sürdüreceğimizi belirtiyoruz.”

Rapora yansıyan hak ihlalleri şöyle sıralandı:

*Saldırıya uğrayan gazeteciler: 8

*Evine baskın düzenlenen gazeteciler: 1

*Gözaltına alınan gazeteciler:16

*Tutuklanan gazeteciler:1

*Kötü muameleye maruz kalan gazeteciler:4

*Tehdit edilen gazeteciler:1

*Haber takibi engellenen gazeteciler: 12

*Hakkında Soruşturma Açılan Gazeteciler: 4

*Hakkında Dava Açılan Gazeteciler: 5

*Cezalandırılan Gazeteciler Kişi Sayısı: 3

* Hapis Cezası: 2 yıl

* Para Cezası: 48.746 TL

 

 

#DFGden #hak #ihlali #raporu #gazeteci #saldırıya #uğradı #gazeteci #gözaltına #alındı

Gazeteci Korkmaz ve beraberindekiler savcılığa çıkarılacak

HDP Gençlik Meclisi üyeleri ve Demokratik Modernite dergisi çalışanı Sema Korkmaz’ın da arasında olduğu 18 kişinin emniyet ifadeleri tamamlandı. 18 kişinin gün içinde İstanbul Adliyesi’ne çıkarılması bekleniyor

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında 3 Nisan’da aralarında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Gençlik Meclisi üyeleri ve Demokratik Modernite dergisi çalışanı gazeteci Sema Korkmaz’ın da bulunduğu 18 kişi evlerine yapılan polis baskınıyla gözaltına alındı. 4 gündür Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde tutulan 18 kişinin dün emniyet ifadeleri alındı.

Futbol turnuvası suç sayıldı

18 kişiye katıldıkları basın açıklamaları, dijital medya paylaşımları ve telefon tapelerinin yanı sıra HDP Gençlik Meclisi’nin düzenlediği Kemal Kurkut Futbol Turnuvası ve pikniğe katılmaları sorularak “Örgüt üyeliği” suçlaması yöneltildi. Emniyet ifadeleri tamamlanan 18 kişinin bugün savcılıkta ifade vermek için Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ne çıkarılması bekleniyor.

İSTANBUL

#Gazeteci #Korkmaz #beraberindekiler #savcılığa #çıkarılacak

Gençler 14 Mayıs seçimlerine hazır

14 Mayıs seçimlerinde birlikte olursak mücadeleyi kazanacağız diyen gençler, yaşadıkları sorunların temelinde AKP-MHP iktidarının olduğunu belirtti

Türkiye’de 14 Mayıs seçimlerine sayılı günler kalırken, siyasi partiler ve ittifaklar seçmenlere dair vaatlerini açıklamaya başladı. AKP’nin 21 yıllık iktidarı döneminde en çok görmezden gelinen kesimlerin başında gelen gençler, sandıkların kurulacağı günü bekliyor. 2023 seçimlerinde oy kullanacak 62.4 milyon seçmenin 13 milyonunu genç seçmen oluşturuyor. 13 milyon seçmenin 6 milyonu ise, ilk kez oy kullanacak. Gençler, seçimlerden beklentilerine dair konuştu.

‘Ekolojik olan partiye oy vereceğiz’

Gelecek kaygısı olmadan yaşamak istediklerini belirten Melisa Akkuş, bu konuda garanti istediklerini söyledi. Gençlerin yaşadığı sorunlardan birinin de iklim krizinin yaratığı “eko anksiyete” olduğunu ifade eden Akkuş, her geçen gün doğanın yok olduğunu dile getirerek, “Gerçekten iklim vaatleri veren, iklim krizine karşı harekete geçeceğini söyleyen partiye oy vermeyi istiyoruz ve gençler olarak çözümü mücadelede buluyoruz. Çünkü mücadele ettikçe ormana dönüşüyoruz ve bu ormanı büyütmek hepimizin elinde” ifadelerini kullandı.

‘Özgürgüce yaşamak istiyoruz’

Türkiye’deki ekonomik krize değinen Resul Hüseyinzade, ekonomik krizin artık yaşam krizine dönüştüğünü söyledi. Bu krizlerin en temel sorununun gençlerin karar sürecinde yer almaması olarak yorumlayan Hüseyinzade, gençlerin artık bir söz hakkına sahip olması gerektiğini dile getirdi. Hüseyinzade, “2050’lerde 40’lı, 45’li yaşlarda olacağım ve ilerde olacak felaketleri ben yaşayacağım. O nedenle gelecek için verilecek kararlarda söz ve karar verme hakkım var” dedi. Her canlının özgürce yaşayabileceği bir ülkede yaşamak istediğini söyleyen Hüseyinzade, seçim gününde özgürlüğü ve birlikteliği sağlayacak partiye oy vermek istediğini ifade etti.

Değişimin ancak gençlikle olabileceğinin altını çizen Damla Yiğit, “Biz gençler birlik olursak ülkeyi değiştireceğiz. Hep birlikte olursak bu mücadeleyi kazanacağız” diye belirtti.

‘Gelecek nesil biziz’

AKP-MHP iktidarının artık rafa kaldırılması gerektiğini belirten Dicle Naz Yaman, gençlere söz verilmesi gerektiğini vurguladı. Yaman, şöyle konuştu: “Geleceği biz kurtaracağız, gelecek nesil biziz. Psikolojik olarak gelecek kaygısına bürünmüş durumdayız. Çözümü gençlere söz hakkı verilmesinde görüyorum.”

Hasan Basri Berker ise, yaşadığı gelecek kaygısının altında yatan en büyük etkenlerden birinin eğitim sistemi olduğunu belirtti. Bu durumun tek sebebinin de hükümet olduğunu kaydeden Berker, yaşamın her alanında eşitsizliği derinleştiren bir hükümetle karşı karşıya olduklarını vurguladı. Berker, “Eşitsizlik Türkiye’de fazlalaştıkça bu gibi eğitim sorunu daha çok artacaktır. Bu ülkede halkın taleplerini gören, taleplerine cevap verebilecek siyasetçiler seçilirse, ülkenin sorunları da çözülür” dedi.

İSTANBUL

#Gençler #Mayıs #seçimlerine #hazır

İHD: Depremden kurtulan Suriyeliler, ötekileştirme enkazı altında kaldı

Depremden kurtulan Suriyelilerin ‘ötekileştirme enkazı’ altında kaldığını belirten İHD, ‘Suriyelilere zaten devlet yardım yapıyor’ algısının olduğunu belirterek belediyelerin buna göre hizmet üretmesi gerektiğini söyledi

Mereş merkezli depremlerde resmi verilere göre, şu ana kadar 50 bin 399 kişi hayatını kaybetti, yüz binlerce kişi yaralandı ve milyonlarca kişi ise evsiz kaldı. Resmi açıklamalara göre, depremin ardından Türkiye’de yaşayan yaklaşık 42 bin Suriyeli ülkelerine döndü. Geri kalan Suriyeliler ise Mersin ve başka illere göç etmek zorunda kaldı. İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, kentte gelen Suriyeli depremzedelerin karşılaştığı sorunlar hakkında bir çalışma yürüttü. Depremden kurtulan Suriyeliler, bu kez de ayrımcı dilin yarattığı ötekileştirme enkazı altında ezildi. Suriyelilerin yaşadığı duruma dikkat çeken İHD Mersin Şube Eşbaşkanı Hakkı Demir, deprem sonrasında da plansız bir göçün yaşandığını aktardı.

Ötekileştirme toplumun geniş kesiminde

“Suriyelilere zaten devlet yardım yapıyor” algısının halkın geniş kesimlerinde yer bulunduğunu ve bu kesimlerde “Biz niye yardım edelim?” tepkisi oluştuğunu vurgulayan Demir, depremle birlikte bu algının gönüllü ekiplerde de göründüğünü söyledi. Demir, “Sivil toplum örgütleri çalışanlarında bile bu algı var. Ne yazık ki çok yanlış bir algı. Durumu iyi olan Suriyeliler zaten kendi başlarının çaresine bakıyorlar ama yoksul Suriyeliler devletin imkanlarından faydalanmıyorlar. Depremle birlikte çok ağır insan hakkı ihlalleri ile karşılaştılar. Linç girişimlerini zaten kamuoyu biliyor. Ne yazık ki Suriyelilere yönelik ötekileştirme toplumun geniş kesiminde; hatta kendisini siyasi, demokrat olarak değerlendiren insanlarda da etkili olmuş” dedi.

Belediyeler dikkat etmeli

Büyük bir enkazı atlatıp gelen insanların kimliklerinden dolayı ötekileştirildiğini ifade eden Demir, bu insanların büyük bir travma yaşadıklarını söyledi. Özellikle belediyelerin hizmet üretirken buna dikkat etmeleri gerektiğini belirten Demir, “Bunu belediye başkanlarına ilettik. Kendini görevlilerinde böyle yaklaşımların olduğunu bunun insan hakkı ihlali olduğunu, böyle bir dil kullanılamayacağını gözlemlerimizi aktardık. Hazırladığımız raporda da bunu açıklayacağız” diye konuştu.

Yurttan çıkarılan Suriyeliler nereye gitti?

Mersin’de Suriyelilerin yurttan çıkarıldığını anımsatan Demir, “Biliyorsunuz, burada Suriyeliler yurttan çıkarıldı. Oraya gittik. Yurt temsilcisine, ‘Buradaki Suriyelilerimiz nereye gitti?’ diye sorduk. ‘Bilmiyoruz’ dediler. AFAD’a sorduk. AFAD yetkilileri de bize bilgi vermediler. Oradan çıkarılan Suriyelilerin nereye gittiklerini ne yazık ki tespit edemedik. Depremle birlikte şunu da gördük ki çok kayıtsız Suriyeli var. Suriye’den Türkiye’ye gelirken nasıl rastgele farklı farklı şehirlere yerleştilerse depremzede Suriyeliler de o bölgeden taşınanlar için de ne yazık ki bir planlama yapılmadı. Depremden kurtulan Suriyeliler, ötekileştirme enkazı altında kaldı maalesef” ifadelerini kullandı.

HABER MERKEZİ

#İHD #Depremden #kurtulan #Suriyeliler #ötekileştirme #enkazı #altında #kaldı

Çıplak aramaya maruz kalan tutuklu tekli hücreye konuldu

Şakran’dan Tekirdağ Cezaevine sevk edilen İbrahim Aşkan, çıplak aramaya maruz kaldığını, konulduğu hücrede nevresim dahi verilmediğini aktardı

Mêrdîn’in Kerboran (Dargeçit) ilçesinde 2015 yılında henüz 16 yaşında iken tutuklanan ve Şakran T Tipi Kapalı Cezaevinde tutulan İbrahim Aşkan (24), 2 Nisan günü Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi. Aşkan, ailesi ile yaptığı telefon görüşmesinde, sevk edildiği cezaevinde çıplak aramaya maruz kaldığını ve darp edildiğini aktardı.

Aşkan’ın ağabeyi Zeki Aşkan, kardeşinin çıplak aramayı kabul etmediği için darp edildiğini, ardından tek başına bir hücreye konulduğunu aktardığını söyledi. Kardeşinin tehditlere maruz kaldığını kaydeden Aşkan, kardeşi ile görüşmelerini “Hücreye konulduktan sonra nevresim takımı bile verilmediğini söyledi. Hücrenin çok kirli olduğunu ve tuvaletinin girilmeyecek durumda olduğunu, kendisine psikolojik olarak da baskı uygulandığını söyledi. Verdiği dilekçeleri kabul etmemişler, bu nedenle taleplerini de bir yere iletemiyor. Gardiyanlar tarafından her gün ‘buradan çıkamayacaksın’ gibi cümlelerle tehdit edildiğini bildirdi. Telefon görüşmesi sırasında bile telefonu 4 defa kesildi. Maruz kaldığı ihlallerden bahsedince telefon kesilip durdu. Durumu iyi değil anlayacağınız” sözleriyle aktardı.

Kardeşinin durumundan endişe ettiklerini kaydeden Aşkan, insan hakları savunucularının cezaevinde konuya dair inceleme yapmasını istediklerini söyledi.

İZMİR

#Çıplak #aramaya #maruz #kalan #tutuklu #tekli #hücreye #konuldu

JINNEWS şiddet çetelesi: Mart ayında en az 22 kadın katledildi

JINNEWS tarafından açıklanan Mart ayı şiddet çetelesine göre, en az 22 kadın katledilirken, 16 kadın da şüpheli şekilde hayatını kaybetti

Kadınlara yönelik saldırı ve hak gasplarının her gün arttığı koşullarda hazırlanan her şiddet çetelesi de karanlık tabloyu bir kez daha gözler önüne seriyor. JINNEWS Mart ayına ilişkin hazırlanan şiddet çetelesine göre, Mart ayında 22 kadın katledildi, 16 kadın da şüpheli şekilde hayatını kaybetti.
JINNEWS’ten Yeşim Oruç’un basına yansıyan haberlerden derlediği verilere göre, depremlerle birlikte kadınların yaşadıkları sorunlar artarken, özellikle dayanışmada bulunan kadınların ise umut olduğu bilgisi paylaşıldı.

Erkek şiddeti arttı

Özellikle Mart ayında deprem bölgelerinde erkek şiddet vakalarında artış gözlemlenirken, mekanizmaların eksikliğinden kaynaklı kadınlar maruz kaldıkları şiddete karşı seslerini duyuramıyor. Çocuklara dönük çalışmaların yetersizliğinden kaynaklı da çocuklar istismara açık hale getirildi.

Buna göre, Mart ayında 22 kadın katledildi, 16 kadın şüpheli şekilde yaşamını yitirmiş olarak bulundu. 3 kadın ise katledilmek istendi. Mart ayında 3 çocuk da katledildi.

Katiller ‘tanıdık’

Mart ayı verilerine göre, katledilen 22 kadından 6’sı evli olduğu, 3’ü boşanma aşamasında olduğu, 2’si boşandığı, 2’si birlikte yaşadığı, 1’i kardeşi, 1’i eski arkadaşı, 1’i tanıdığı, 1’i damadı, 1’i arkadaşı olan erkek, 3’ü de çocukları tarafından katledildi. Bir kadının ise kim tarafından katledildiği tespit edilemedi.

En fazla İstanbul’da

Bu ay en fazla kadın İstanbul’da katledilirken, Mart ayında İstanbul’da 4, Xarpêt’te (Elazığ )1, İzmir’de 2, Manisa’da 2, Mersin’de 2, Ordu’da 1, Êlih’te (Batman) 2, Antalya’da 1, Ankara’da 1, Artvin’de 1, Adana’da 1, Meletî’de 1, Denizli’de 1, Yozgat’ta 1 ve Riha’da (Urfa) 1 kadın erkekler tarafından katledildi.

Musa Orhan’a değil eleştirene ceza

Mart ayında yargı kararları de önceki aylarda olduğu gibi, erkek şiddetini meşrulaştıran noktada oldu. Buna göre, İpek Er’e tecavüz ederek intihara sürükleyen uzman çavuş Musa Orhan’a ‘hakaret ettiği’ gerekçesiyle yargılanan Ezgi Mola’ya destek veren oyuncu Farah Zeynep Abdullah’a, “hakaret” suçundan para cezası verildi.

Ceza değil atama

Eski öğrencisi olan kadın akademisyeni taciz ve tehdit ettiği gerekçesiyle görevden uzaklaştırılan Prof. Dr. Bülent Arı ise İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü’ne atandı. Seferihisar Belediyesi ise, hakkında cinsel tacizden soruşturma başlatılan İmar ve Şehircilik Müdürü Erkan Demir’i izne çıkarttı.

HABER MERKEZİ

#JINNEWS #şiddet #çetelesi #Mart #ayında #kadın #katledildi

Depremin üstünden iki ay geçti: Çadır yok, dayanışma var

Depremin üstünden iki ay geçti ancak hala barınma sorunu ve hijyen sorunu devam ediyor. Depremin yaralarını ise halk dayanışmaya ile sarıyor

Mereş’ın Bazarcix (Pazarcık) ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğünde gerçekleşen depremlerin üzerinden iki ay geçti. 6 Şubat’ta gerçekleşen depremlerde son açıklanan resmi verilere göre; 50 bin 399 insan yaşamını yitirdi.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un paylaştığı son verilere göre; 1 milyon 728 bin binada inceleme yapıldı, 227 bin 27 binanın yıkık, acil yıkılacak ve ağır hasarlı olduğu kaydedildi.

Ortaya çıkan bu tabloya göre depremdeki hasar Türkiye’nin 2023 Gayri Safi Yurt İçi Hasılası’nın (GSYH) yüzde 9’una denk geliyor.

Binlerce insan donarak hayatını kaybetti

Depremin hemen ardından halkın en büyük tepkisi devlet kurumlarının koordinasyonsuzluğuna oldu. Depremin ilk üç günü AFAD, Kızılay ve ordu başta olmak üzere birçok devlet kurumu herhangi bir çalışma başlatmadı. Kentlerde valilikler öncülüğünde kurulan kriz koordinasyon masalarının kendisi kriz halini alırken, arama kurtarma çalışmalarına bir türlü başlanılmadı. Bu nedenle binlerce insan soğuktan donarak hayatını kaybetti.

Kızılay çadır sattı

Deprem nedeniyle yüzbinlerce ev yıkıldı, milyonlarca insan sokakta kaldı. Depremden kurtulanlar ise, ayrı bir mağduriyet yaşadı. Soğuk hava koşullarına rağmen yüzbinlerce insan sokakta yaşarken, halka yardım için kurulan ve halkın vergi, bağışlarıyla ekonomisi sağlanan devlet kuruluşu olan Kızılay, elindeki çadırları sattı.

OHAL ile birlikte işkence vakaları yaşandı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, depremden etkilenen 10 kentte 3 ay süreli Olağanüstü Hal (OHAL) kararı aldıklarını açıkladı. OHAL kararının hemen ardından işkence, kötü muamele haberleri gelmeye başladı. Depremin ilk günlerinden itibaren belli odaklar tarafından mülteciler ötekileştirici söylemlere maruz kaldı. Deprem bölgelerinde yaşanan yağma olaylarının Suriyeli mülteciler tarafından yapıldığına yönelik sanal medyada yapılan paylaşımlarla, mülteciler hedef gösterildi. Özellikle Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ve benzerlerinin Hatay’da yaptığı açıklamalar, Suriyeli mültecileri hedef haline getirdi.

11 Şubat’ta ise Hatay’ın Altınözü İlçe Jandarma Komutanlığı’na “hırsızlık” yaptığı iddiasıyla götürülen 27 yaşındaki Ahmet Güreşçi burada işkenceyle öldürüldü. Semsûr’da ise gönüllü olarak yardıma gelen 5 genç, polis tarafından işkenceye maruz bırakıldı.

Çadır eksiği devam ediyor

Depremin üzerinden iki ay geçmesine rağmen hala halkın çadır ihtiyacı karşılanmadı. 11 ilde toplam 637 bin 222 bağımsız bölüm yıkılırken, buna karşılık dağıtılan çadır sayısı 411 binde kaldı. Deprem bölgesinin genelinde 209 konteyner kenti kurma çalışmalarının sürdüğünü belirten İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, deprem üzerinden 60 gün geçmesine rağmen hala sadece 15 bin 809 konteynerin kurulduğunu duyurdu

Kayıp yurttaşlar var

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Resul Holoğlu yayınladığı verilere göre Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kurumlarında bakım ve gözetim altındaki 51 çocuk, Sağlık Bakanlığı kurumlarında ise 162 kimliği tespit edilemeyen çocuk tedavi görüyor. Bu çocuklardan 137’si 0-1 yaş aralığında. Yine deprem bölgelerinden 55 çocuk için kayıp başvurusu olduğunu, onları bulmak içinde çalışmaların sürdüğünü kaydeden Holoğlu, şimdiye kadar 140 yetişkin için kayıp müracaatı olduğunu duyurdu.

Halk dayanışma ağları ile yaralarını sarıyor

Depremin yaşanmasıyla birlikte Colemerg, Wan, Elîh, Amed, Şirnex, İstanbul, İzmir, Ankara, Tokat, Manisa gibi Türkiye ve Kurdistan’ın birçok kentinden iktidardan ve devlet kurumlarından umudunu kesen on binlerce yurttaş, dayanışma için deprem bölgesine akın etti.

Halkların Demokratik Partisi (HDP), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) gibi siyasi partiler, Türk Tabipler Birliği (TTB), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) gibi meslek odaları ve sendikalar, depremin yaşandığı kentlere gelerek yurttaşlara ilk el uzatanlar oldu. Depremin yaşandığı kentlerde kurdukları Kriz Koordinasyon Masası ile arama kurtarma çalışmaları, yeme içme, barınma gibi birçok sorunun giderilmesinde büyük bir dayanışma ağı kurdular. Bu dayanışma ağları sayesinde yüzbinlerce depremzede yaşam olanağına kavuştu. Halkın kurduğu bu dayanışma ağı sürüyor.

Kaynak: MA

#Depremin #üstünden #iki #geçti #Çadır #yok #dayanışma #var

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a çağrı: Çıkar ağzındaki baklayı ‘affedersiniz’ diyerek söyle

Seccade tartışmalarında Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun Aleviliğine dair imalarda bulunmaya başlayınca Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a şöyle seslendi; Çıkar ağzındaki baklayı, ‘affedersiniz’ diyerek söyle

CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın ortak cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu sosyal medya hesabı üzerinden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seccade tartışmalarına ilişkin Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi olmasını ima edecek açıklamalarına cevap verdi.

Kılıçdaroğlu, “Erdoğan çıkar ağzındaki baklayı, “affedersiniz” diyerek söyle” ifadelerini kullandı.

“Seccade” tartışmalarında söylenecek her şeyi söylediklerini belirten Kılıçdaroğlu, “Samimi Müslümanlar beni anladı. Peki bu işin tutmayacağını bilmez mi Erdoğan? Bilir. Derdi başka. Bu onun imâlarından” dedi.

Kılıçdaroğlu paylaşımında, “Seccade konusunda söylenecek her şeyi söyledik. Samimi Müslümanlar beni anladı. Peki bu işin tutmayacağını bilmez mi Erdoğan? Bilir. Derdi başka. Bu onun imâlarından. Bu zehirli dili tanıyoruz. @RTErdogan çıkar ağzındaki baklayı, “affedersiniz” diyerek söyle. Söyle de rahatla” notunu kullandı.

Erdoğan’ın konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Manevi değerlere hassasiyeti olmayanın seccadede gözü olmaz. Vatandaşlarım bu fotoğrafları zihnine kazısın. İnanıyorum ki, yayınlanmasından sonra seccadenin de kıymeti artmaya başlayacaktır.”

Erdoğan’ın geçmişte Kılıçdaroğlu’na Alevi demesi

6 Ağustos 2014’de katıldığı bir canlı yayında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bir mitinginde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve HDP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş’a “Kılıçdaroğlu sen Alevi’sin ben Sünni. Bunu söyle. Demirtaş sen de Zazasın. Bunu söylemekten korkma.” demişti.

Affedersiniz Ermeni..

Erdoğan devamında ise Ermenilere ilişkin “affedersiniz” terimini kullanmış kamuoyu tarafından eleştirilmişti. Erdoğan’ın bahse geçen olaydaki söylemleri ise şöyle;

“Bırakın Türkiye’de Türk, Türk olduğunu Kürt Kürt olduğunu söylesin. Bunda ne var? Benim için bir ara neler dediler. Benim için Gürcü diyen oldu, afedersin çok daha çirkin şeylerle Ermeni diyen oldu. Dedemden de babamdan da hepsinden öğrendiğim şey ben Türküm olay bu kadar basit.”

HABER MERKEZİ

#Kılıçdaroğlundan #Erdoğana #çağrı #Çıkar #ağzındaki #baklayı #affedersiniz #diyerek #söyle

 Yeşil Sol Parti İzmir’i yeşile boyayacak

Yeşil Sol Parti İzmir İl Eşsözcüsü Hüseyin Çağlar, kentte 2 olan vekil sayısını en az 4’e, yüzde 11,5 olan oy oranını da yüzde 20’ye çıkarmayı hedeflediklerini  söyledi

Halkların Demokratik Partisi (HDP), 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlere Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) ile girme kararı alarak, 81 ilde 87 seçim bölgesinde aday çıkaracak. Yeşil Sol Parti’nin iddialı olduğu illerden biri olan İzmir’de de seçim çalışmaları başladı. 2018 genel seçimlerinde 334 bin oy ve yüzde 11,5 oy oranı ile 2 vekil çıkartılan İzmir’de, hedef oy ve vekil sayısını ikiye katlamak.

Yeşil Sol Parti İzmir Eşsözcüsü Hüseyin Çağlar ile kentte yapılacak çalışmalara ve hedeflere dair konuştuk. Uzun zamandır yürüttükleri örgütlenme çalışmalarını tamamladıklarını kaydeden Çağlar, HDP ile birlikte seçim örgütlenme komisyonları oluşturduklarını söyledi. “Seçime hazırız” diyen Çağlar, “Seçim bürolarının açılışları gibi bütün hazırlıkları hafta sonuna kadar tamamlayarak, önümüzdeki hafta seçim çalışmaları için sahada olacağız. 11 Nisan’da Ankara’da yapılacak olan aday tanıtımdan sonra biz de 13 Nisan’da İzmir adaylarının tanıtımını yapacağız” dedi.

‘Halkın partiye ilgisi yoğun’

Halkların Yeşil Sol Parti’yi kabullendiğini belirten Çağlar, en son yapılan Newroz mitinginde bunun açıkça görüldüğünü vurguladı. Halkın partiye yoğun bir ilgisinin olduğunu dile getiren Çağlar, “Her mahallede seçim bürosu açılması konusunda talepler var. Bize sürekli ‘Ne zaman çalışmaya başlayacağız’, ‘Ne zaman büro açacağız’ diye soruyorlar. Biz seçim anketi yapmadık ve yapılan anketlerin gerçekçi olmadığını düşünüyoruz. Önemli olan halkımızla yüz yüze geldiğinizde gözlerindeki ışığı görmek. Biz o ışıltıyı görüyoruz. Parti hem Kürt seçmenler hem de demokrat, sol, sosyalist kesimler açısından kabul görmüş görünüyor. O nedenle daha çok oy alacağımıza inanıyoruz. Bu inançla da çalışıyoruz” diye belirtti

‘Ekoloji mücadelesi yürüten bir partiyiz’

Yeşil Sol Parti’nin 4 adalet kavramıyla hareket ettiğini aktaran Çağlar, şöyle devam etti: “Kimlikleri nedeniyle dışlananların, düşünceleri nedeniyle yok sayılanların, emekçilerin ve bizim için en önemlisi son yıllarda kapitalizmin doğaya yönelik saldırıları karşısında ekolojiyi gözeten bir partiyiz. Yeşil Sol Parti olarak Bergama altın madenine karşı mücadeleden başlayarak ekoloji mücadelesinin içinde olduk. Her ne kadar bu süreçte partiyi öne çıkaran bir çalışma yapmasak da ekoloji mücadelesi yürütenler partinin mücadeledeki yerini biliyor. Başta Efemçukuru olmak üzere kentleşme ve rant politikalarına karşı mücadelemizi sürdürdük. Bundan sonra da mecliste bu mücadelenin sesi olmaya devam edeceğiz.”

‘Halk tek adam rejiminden kurtulmak istiyor’

Parti tarafından hedef olarak konulan 100 vekil ve yüzde 20 oy oranı hedefinin İzmir’de de geçerli olduğunu vurgulayan Çağlar, kentte 2 olan vekil sayısını 4, yüzde 11,5 olan oy oranını da yüzde 20’ye çıkarmayı amaçladıklarını kaydetti. Yaptıkları halk toplantıları ve görüşmelerde bu hedefe ulaşabileceklerini gördüklerini kaydeden Çağlar, “Halkın tek adam rejiminden kurtulmak konusunda kararlı. Bununda seçimden sonra oluşabilecek yeni meclis yapısında Yeşil Sol’a ihtiyaç olduğu görünüyor. O nedenle de halkın teveccühünü görüyoruz. Emekçilerin, kadınların, ekolojistlerin, LGBTİ’lerin yaşadıkları sorunları dillendirmek istiyoruz. Yine onlara dayatılan tekçi anlayışa karşı daha demokratik, özgür, ekolojik bir yaşam için Yeşil Sol Parti’ye destek vermelerini istiyoruz. Bunun olacağına ve Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi İzmir’e de yeşilin hakim olacağına inanıyoruz. 14 Mayıs’ta da bunun sonuçlarını göreceğiz” diye konuştu.

Haber: Tolga Güney / MA

#Yeşil #Sol #Parti #İzmiri #yeşile #boyayacak