Ana Sayfa Blog Sayfa 677

Bakanlık depremzede çocuklarla ilgili verileri saklıyor

Önce Kadınlar ve Çocuklar Derneği’nden avukat Çisel Demirkan, refakatsiz çocuklara ilişkin verileri bakanlığın gizlediğini söyledi

Mereş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde ailelerini yitiren ve yaralanan çocukların akıbetlerine ilişkin tartışmalar sürüyor.

Depremin üstünden iki ay geçti refakatsiz kalan yaralı çocukların hastaneye sevk sırasında ya da tedavilerinin ardından kaçırıldıkları, cemaat ve tarikatlara teslim edildikleri iddiaları gündemdeki yerini koruyor.

MA’dan Esra Solin Dal’a konuşan Önce Kadınlar ve Çocuklar Derneği’nden avukat Çisel Demirkan ile Afet- Çocuk-Sivil Koordinasyon Merkezi Ekibi’nden avukat Aytül Özcan ve Sevinç Koçak, kayıp çocukların durumuna dair değerlendirmelerde bulundu.

Sayı artıyor

Avukat Çisel Demirkan, refakatsiz çocukların tarikat ve cemaatlerin eline geçmesine dair birçok kez suç duyurusunda bulunarak, basın açıklamaları gerçekleştirdiklerini belirten Demirkan, “Refakatiz çocuklar, ya da çocuklarını bulamayan ailelerle durumun araştırılması için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile görüşmeye devam ediyoruz. Antakya Barosu’nun bu konu hakkında bir çalışması var. Onlarla da koordineli bir çalışma yürütüyoruz” dedi.

Menzil Tarikatı’na ait köyde depremzede çocukların aileleriyle birlikte kaldığına dair haberlerin kamuoyuna yansımasından sonra başvuruların attığına dikkat çeken Demirkan, “Depremden sonra çocukların bir tarikata ait bir köyde olduğuna dair görüntülerin yayınlanmasından sonra bizde suç duyurusunda bulunduk. Bu bildirimden sonra şikayet başvuru sayıları arttı” diye belirtti.

Bakanlık veri gizliyor

Ailelerin daha çok enkazdan çıkartılan çocuklarının hastanedeyken kaybolduklarına ilişkin başvuru yaptıklarını dile getiren Demirkan, hastanede olan çocukların kayıtlarının tutulmadığına dair de ihbarlar aldıklarını sözlerine ekledi. Demirkan, “Buna dair çalışmalarımız devam ediyor. Geçenlerde kayıp bir çocukla ilgili yaptığımız başvurulardan sonra Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, bir veri tabanı olduğunu ve bu çocuğun da görsellerinin olduğuna dair açıklama yaptı. Aile buradan çocuğun görsellerini tespit etti ve böylece çocuğun vefat ettiğini öğrendik. Yani bu çocuğa dair bir kamuoyu yaratılmasaydı ve biz bu çocuğa ilişkin bir çalışma başlatmasaydık. Bakanlık böyle bir veri tabanı olduğunu açıklamayacaktı. Çünkü Bakanlık şuana kadar kayıp çocuklara dair burada şöyle bir çocuk var, sizin mi? diye kimseye haber vermedi. Bu yüzden bu veri tabanından kimsenin haberi yok” diye belirtti.

Cemaatlere veriliyor

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın refakatsiz çocukları hastanelere sevk ederken kayıt altına alması gerektiğini vurgulayan Demirkan, “Depremin yaşandığı ilk günlerde kendilerini polis veya herhangi bir kamu görevlisi olarak tanıtan kişiler olduğunu hatırlatmakta fayda var. Refakatsiz bin 100 çocuğun tarikatlara ait bir köyde olduğunu öğrendik. Bugüne kadar ne Bakanlık ne de hükümet hiçbiri bir açıklama yapmadı. Ailelere teslimi sağlanmayan çocukların devlet yurtlarında kalması gerekirdi. 5-6 yaşındaki çocuklar  ‘kuran öğrenmek istiyor’ adı altında cemaatlere veriliyor” ifadelerini kullandı.

Süreçleri izliyoruz

Afet-Çocuk Sivil Koordinasyon Ekibi’nden avukat Aytül Özcan, depremlerin ardından çocuk hakları alanında çalışan yüzü aşkın aktivist ve meslek uzmanı ile ekibi oluşturduklarını aktardı.

Afet-Çocuk Sivil Koordinasyon Ekibi’nin çalışma grupları ve ürettiği bütün içeriklere https://afetcocukkoordinasyon.org/ web sitesinden ulaşılabileceği bilgisini veren Özcan, çalışmalarıyla ilgili şu bilgileri paylaştı: “Ekip olarak doğrudan bir başvuru kanalı olarak rol almıyoruz. Aranan refakatsiz çocuk ilanlarını takip ediyor, listeliyor ve teyit ediyoruz. Listeleri Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na da iletiyoruz. Aranan, refakatsiz, kimliği belirlenemeyen çocuklarla ilgili yürütülen süreçleri izliyor ve çocuk güvenliği açısından yapılan yanlış uygulamalara, eksikliklere karşı alternatif öneriler geliştirerek hem ilgili kamu kurumlarıyla hem de kamuoyuyla paylaşıyoruz”

İSTANBUL

#Bakanlık #depremzede #çocuklarla #ilgili #verileri #saklıyor

Belediye otobüsü kaza yaptı: 3 ölü, 19 yaralı

Deprem bölgesinden dönen İstanbul Bağcılar Belediyesi’ne ait yolcu otobüsü kaza yaptı. Kazada biri çocuk 3 kişi öldü, 19 kişi yaralandı

İstanbul Bağcılar Belediyesi’ne ait yolcu otobüsü, Gürün-Pınarbaşı yolunun 48. kilometresinde kontrolden çıkarak devrildi. Kazada 3 kişi hayatını kaybetti, 19 kişi de yaralandı. Yaralılar ambulanslarla Kayseri, Pınarbaşı ve Sarız’daki hastanelere kaldırıldı.

Otobüstekilerin deprem bölgesi Meletî ‘den (Malatya) görevden dönen Bağcılar Belediyesi personeli ile çalışanlardan birinin eşi ve iki çocuğu olduğu öğrenildi.

Öte yandan kaza ile ilgili Pınarbaşı Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldı ve 2 cumhuriyet savcısı görevlendirildi.

HABER MERKEZİ

#Belediye #otobüsü #kaza #yaptı #ölü #yaralı

Amed’de ağır hasarlı bina çöktü

Mereş depremlerinde ağır hasar alan Peyas ilçesindeki binanın zemin katı çöktü

6 Şubat’ta Mereş merkezli depremlerin ardından Amed’in Peyas (Kayapınar) ilçesi Huzurevleri semtinde ağır hasar alan Diyar Gap Kooperatifi’nin zemin katının bir bölümü çöktü.

Bölgeye güvenlik, sağlık ve kurtarma ekipleri sevk edildi.

AMED

#Amedde #ağır #hasarlı #bina #çöktü

Çandar Yeşil Sol Parti’nin adaylık teklifini kabul etti

Gazeteci-yazar Cengiz Çandar, Yeşil Sol Parti’nin milletvekili adaylığı teklifini kabul etti

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Aday Mutabakat Komisyonu, gazeteci-yazar Cengiz Çandar’a milletvekili adaylığı teklifi götürdü. Yeşil Sol Parti’nin teklifini kabul eden Çandar’ın, yarın başvuru dosyasını partiye sunacak.

Haber: Özgür Paksoy / MA

#Çandar #Yeşil #Sol #Partinin #adaylık #teklifini #kabul #etti

Gabonlu kadının ölümüne dair gözaltına alınan 6 kişi serbest

Filyos Çayı’nda cansız bedeni bulunan üniversite öğrencisi Gabon vatandaşı Jeannah Danys Dinabongho Ibouanga’nın ölümüyle ilgili gözaltına alınan 7 şüpheliden 6’sı serbest bırakıldı

Gabonlu Jeannah Danys Dinabongho Ibouanga’nın ölümüne dair Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde İl Jandarma ve İl Emniyet müdürlükleri ekiplerince tarafından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alına alınan şüphelilerden 6’sının emniyetteki işlemleri tamamlandı. Geniş güvenlik önlemleri altında adliyeye getirilen şüphelilerden 2’si çıkarıldıkları hakimlikçe adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Diğer şüpheliler ise savcılık sorgularının ardından salıverildi.

Yabancı uyruklu bir şüphelinin ise emniyetteki işlemleri sürüyor.

Yeşilköy köyü yakınlarındaki hatta seyreden trenin makinisti, 26 Mart’ta Filyos Çayı’nda bir kişiyi hareketsiz görünce durumu yetkililere bildirmişti. Ekiplerce sudan çıkarılan cansız bedenin, Karabük Üniversitesi öğrencisi Gabon vatandaşı Jeannah Danys Dinabongho Ibouanga’ya (17) ait olduğu belirlenmişti.

Karabük Cumhuriyet Başsavcılığı, “cinsel saldırı, kesici-delici alet veya ateşli silah yaralanması” tespit edilmediğini, ölümün suda boğulma şeklinde gerçekleştiğinin belirlendiği şeklinde açıklama yapmıştı.

HABER MERKEZİ

 

#Gabonlu #kadının #ölümüne #dair #gözaltına #alınan #kişi #serbest

Kadınların direnişi bitirecek bu işi

Cumhur İttifakı’na HÜDA PAR ve Yeniden Refah’ın katılımı, kazanılmış kadın haklarının kirli pazarlıklarda yem edilmesiyle gerçekleşti. Bir ucu kontr-gerillacı, Susurlukçu çetelere, bir ucu IŞİD, Hizbullah siyasi temsilcilerine açılan yelpazeyi görüyoruz

Figen Yüksekdağ

Yukarıdaki başlık Kandıra F Tipi’nde kadınların ürettiği bir slogan. Klasik hapishane faaliyeti sayılan “Ne olacak bu memleketin hali” değerlendirmesinden çıkan bir inanç ve durum tespiti aynı zamanda. Öyle görünüyor ki seçim odaklı sürecin sonucunu kadınların öfkesi ve direnişi belirleyecek. Uzun yıllar, bilhassa da son 21 yıl boyunca biriken, büyüyen kadın öfkesi ve direnişidir bu. Seçim vakti gelip çattığında yine onuru, bedeni, özgürlüğü pazarlık masasına yatırıldı kadınların. Öfkelenmek ve direnmek için bundan haklı gerekçeye ihtiyaç yok.

Kirli pazarlık

Buraya yine döneriz ama eril faşist iktidarın kadın düşmanı karakterinin ne ölçüde derinleştiğimi sergilediği ittifak politikasından net bir biçimde görüyoruz. Cumhur İttifakı’na HÜDA PAR ve Yeniden Refah’ın katılımı, kazanılmış kadın haklarının kirli pazarlıklarda yem edilmesiyle gerçekleşti. AKP-MHP iktidarı İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesiyle zaten kadına yönelik şiddet ve cinayet döngüsünü sahiplendiği ve sürdüreceğini ilan etmişti. Şimdi tarikatlar ve gerici faşist partilerle işbirliğinin en başat nişanesi olarak kadın düşmanlığının öne çıkması tesadüf değil. Geçici seçim taktiği hiç değil.

Kadınlara ölüm fermanı

AKP ve Erdoğan uzun süredir özüne ve ideolojik kodlarına yoğunlaşan bir çizgi izlemekteydi. Bugün iktidar cenahına baktığımızda bir ucu kontr-gerillacı, Susurlukçu çetelere, bir ucu IŞİD, Hizbullah siyasi temsilcilerine açılan yelpazeyi görüyoruz. Mevcut ucube bileşimin en kritik ortaklaşma konusu bir asırlık önem atfedilen seçimde kadın hak ve özgürlüklerinin geri dönüşsüz şekilde gasp edilmesi. (*) 6284 Sayılı Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Kanunu bir süredir devre dışı bırakılmak isteyen dinci faşistler, cumhuriyetin yeni yüzyılına, kadınları yüz yıl önceki haline getirerek girmeyi hedefliyorlar. Faşizan çizginin kara ve yeşil türevleri kadın düşmanlığında, onu toplum dışına itme “aile birliği” adı altında dayağa, işkenceye, ölüme mahkûm etmede kolayca anlaşılıyorlar. Kadınların ölüm fermanı anlamına gelen ittifak protokollerine aynı kolaylıkla imza atıyorlar. Bu onların “tabiatında” temel yapı taşlarında var.

Kadın düşmanlığı

“Geliyorum” diyen gerçek şu ki kadın düşmanı ittifak seçimden kazanarak çıkarsa sonraki adım kadınların okuma, çalışma, sosyal ve siyasal yaşama katılımlarının resmen kısıtlanması, yasaklanması olacak. Hâlihazırda gerici faşist tarikatlar yuvasına, ahlaksızlar çatısına dönüşmüş malum siyasi yapılardan bunu beklememek saflık olur. Kaldı ki kadınların evsel hapishane ve sömürü sistemine boyun eğdirildiği, kamusal alanda sadece erkek iktidarın izin verdiği ölçüde şartlarda yer bulabildiği bir sistem istediklerini hiç gizlemediler. Şimdi kadın düşmanı karakteri daha derinleşen karanlık odaklara takdim edilen ittifakla seçime gidiyorlar.

Taliban’la aynı

Her gün “canavarca hisle” katledilen, insanlık dışı işkenceler, tecavüzler yaşayan kadınlar umurlarında değil. Fabrikada eşit işe eşit ücret alamayıp emeği iki kat fazla sömürülen, ev içindeki emeği hiçe sayılan, sokaklarda ve sosyal yaşam alanlarında tacize, onur kırıcı muameleye maruz bırakılan, siyasette eşit temsiliyet ve pozitif ayrımcılık hakkı tanımayan kadın gerçeği onları ilgilendirmiyor. Üstlerine geçirdikleri siyaset gömleği biraz daha sıyrılsa 6 yaşındaki kız çocuklarıyla evlenme, erkeklere harem kurma, çok eşlilik serbestliği gibi bir dizi iğrenç gündemin sistem güvencesine kavuşturulmak üzere ne kadar ön sırada olduğunu görebiliriz. Sadece karanlık tarikatlarla değil bölgesel anlamda Taliban ile de arasından su sızmayan, cumhurbaşkanı düzeyinde onunla ne kadar “aynı” olduğundan söz eden bir iktidardan beklemeyelim mi bunları?

Kadınlara karşı sergiledikleri derin düşmanlık ve nefret korkudan da besleniyor. Hem muhafazakar tabanları dahil kadınların kayıt ettiği değişim ve gelişim hem de en katı darbe OHAL şartlarında dahi geri çekilmeyen, ezilen cins direnişi ürkütüyor onları çünkü bu değişim ve direniş illaki dayandıkları eril statükoyu sarstı, sarsacak. İlla ki dalga dalga topluma nüfuz edecek. Sadece Türkiye bazında değil bölgesel çapta süreklilik kazanan kadın isyanı, kaygı ve korkularını pekiştiriyor. Rojava kadın devriminin ortaya çıkardığı güç ve morali kırmaya çalışırken İran’da patlak veren isyan 44 yıllık kıyıcı, bağnaz iktidarı salladı. Bu köklü değişim hareketleriyle kuşatılma algısı ideolojik varlık alanlarına da daha saplantılı sarılmalarına ve daha fazla saldırmalarına yol açıyor.

Kadınlar çağı

Bütün belirleyici faktörlere ve eril iktidarın yönüne baktığımızda 2023 Genel Seçimlerin sandıktan pusuladan bir ittifakın ya da cumhurbaşkanı adayının kazanmasından çok fazlası anlamına geldiğini görüyoruz. Bu anlam kadınların hakları ve geleceği bakımından daha yaşamsal. Ya haklarımıza, geleceğimize ve varlığımıza ölüm fermanı çıkarmış kadın düşmanı ittifaka en esaslı ve nihai yenilgisini yaşatmak ya da kadınların yok oluşu safhasına gelmiştir. Yakın geçmiş ve mevcut güncellik tanıktır ki böyle bıçak sırtına itilen kadın, zalim ve halim erkekler düzenini yerle bir edebilir. O düzenin bitiş noktasına imzasını atabilir. Seçim döneminde eril faşist iktidarın kadın cins kırımında hak ve yaşamsal alanlarının gaspında geldiği noktayı milyonlara anlatmak, kapı kapı dolaşıp umudu ve cesareti örgütlemek için önemli bir fırsat. Deprem ve felaket düzenini yıktığı, güvenli çatıya, ekmeğe, suya muhtaç ettiği kadın ve çocuk hayatlarını sarıp sarmalamak için de elverişli bir yol.

Evet, artık bu iş bitecek. Acılarda olduğu kadar direnişte, dayanışmada ve hesap sormada, geleceği kazanma kararlılığında birleşen kadınlar bitirecek bu işi. Erkek egemen siyasetin ve eril faşist statükonun kampları ikinci yüzyılı kendilerine tapulayacakları sanmaya devam etsinler. Kadın çağını sahiplerinin ellerinden alamayacaklar.

Kandıra F Tipi Cezaevi

#Kadınların #direnişi #bitirecek #işi

YNK ve KDP seçim maddelerinde anlaştı

Hewlêr’de bir araya gelen KDP ve YNK seçim heyeti, seçim yasalarının değiştirilmesi için gerekli görülen maddelerin çoğunda anlaşmaya vardıklarını açıkladı

Kurdistan Yurtseverler Birliği (YNK) ve KDP seçim heyeti, Hewlêr’de bir araya geldi. Görüşmeye UNAMI temsilcisi de katıldı. Görüşme ardından düzenlenen basın açıklamasında konuşan YNK heyeti Başkanı Ziyad Cebar, “Güzel ve temiz bir yasa hazırlanana dek görüşmelerimiz devam edecek” dedi.

Cebar, Kürdistan Bölgesi azınlıklarının durumuna ilişkin şunları söyledi: “Azınlıklar bu ülkenin temel bileşenleridir. Her konuda kendilerine özgün düşünceleri vardır ve görüşleri önemlidir. UNAMI ile görüşerek parlamentoda görüş alış verişinde bulunduk.”

Cebar ayrıca komisyonun kanun değişikliğine ilişkin çalışmalarını önümüzdeki günlerde tamamlanacağını umduğunu belirtti.

Ardından konuşan KDP heyeti Başkanı Zana Mela Xalid de, “YNK ile seçim yasalarının değiştirilmesi için gerekli görülen maddelerin çoğunda anlaştık. Taraflar olarak uzlaşamayacağımız bir nokta olamaz” ifadelerini kullandı.

Xalid, Kürdistan Bölgesi yurttaşlarının bu ülkenin vatandaşı olduğunu belirterek, yurttaşların hakları ve fikirleri konusunda iki tarafın da uzlaşmaya vardığını kaydetti.

Xalid son olarak UNAMI temsilcisinden bu konuda da anlaşmaya varmak için önümüzdeki günlerde resmi görüşlerini kendilerine sunmasını talep ettiklerini belirtti.

DIŞ HABERLER

#YNK #KDP #seçim #maddelerinde #anlaştı

Riha’da 12 bin dekar mera GES ile işgal ediliyor

İktidarın gölgesi altında her yıl devasa ölçekte büyümeye devam Kalyon Holding, Riha’nın Wêranşar kırsalında 12 bin dekar merayı işgal ederek GES kurmak istiyor. Meralarını korumak isteyen köylülere ise güvenlik güçleri saldırıyor

Yusuf Gürsucu / İstanbul

Riha’nın (Urfa) Wêranşar (Viranşehir) ilçesine bağlı Qadî (Kadıköy) Mahallesi’ndeki 12 bin dekar üzerine kurulmak istenen güneş enerjisi ‘tarlasına’ karşı köylülerin itirazı sürüyor. Projeye karşı çıkan köylülere 29 Mart tarihinde müdahale yapılmış ve 9 köylü darp edilerek gözaltına alınmış ve ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldılar. Köylülerin avukatı Ali Osman Ulutaş, GES 12 bin dekar mera ve tarım arazisini işgal edilmesiyle birlikte köyün yok olacağını söyleyerek hukuki süreci takip ettiklerini belirtti. Urfa Barosu Başkanı Abdullah Öncel de santral için verilen ÇED olumlu raporunun iptaline ilişkin dava açacaklarını duyurdu.

Merasını savunmak isteyen Qadî köylü bir yurttaş güvenlik güçlerinin saldırısında yaralandı.

Neden bu şirket korunuyor?

İnsan Hakları Derneği (İHD) Urfa Şubesi, sanal medya hesabından yaptıkları açıklama ile köylülerin işkence ile darp edilerek gözaltına alındığını ve suça bulaşan kamu personeli hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını duyurdu. Qadî köylüler sanal medya üzerinden yaptıkları paylaşımlarda, “Zorla köyümüzün merasını zorla elimizden alıyorlar. Güvenlik güçleri neden bu şirketi korumak için pozisyon almış. Hakkımızı aradığımızda neden güvenlik güçleri karşımıza çıkmakta. Ses çıkardığımızda neden güvenlik güçleri şiddete meyilli” diye belirtiler.

Urfa Barosu ve İHD köylülerin haklı mücadalesinde yanındaa yer aldı. Yaptıkları açıklama ile sürecin takipçisi olduklarını duyurdu.

Hep birlikte tek olmaya çağrı

Köylüler yaptıkları paylaşımın devamında, “Tüm suç bizde birlik olamıyoruz. Kadıköy ve bütün mezraları etkilenen tüm köylüler gelin birlikte mücadele edelim. Hep birlikte tek olmaya çağırıyoruz. Emeğimizi alın terimizi bizim elimizden almasına izin vermeyelim. Olayın başlangıcından sonuna kadar elinden geleni yapan ve yapmaya devam eden, hukuk mücadelesinde var gücüyle mücadele veren Urfa Baro Başkanı ve avukatları ile IHD Avukatlarına sonsuz teşekkür ediyoruz” diye seslendiler.

162 bin 500 panel

Beşli çete olarak anılan şirketlerden biri olan Kalyon Holding’e bağlı Kalyon Enerji iktidarın oluşturduğu kapasite tahsisleri bağlamında Wêranşar’a bağlı Qadî kırsalını GES tarlaları ile işgal etmek istiyor. Şirket 50’şer MW gücünde Viranşehir-5 GES, Viranşehir-7 GES ve Viranşehir-8 GES kurmayı planlıyor. Şirket ayrıca Wêranşar ilçesi, Kadıköy kırsalında 3 GES için 90’ar hektarlık çayır-mera vasıflı alanların üzerine 162 bin 500 adet panel yerleştirmek istiyor.

Yenilenebilir soygun

Yenilenebilir enerji iddiası sermaye kesimlerini yenileyerek güçlendirirken, halkın ise bu süreçten herhangi bir fayda görmediği, küresel ısınmaya yönelik bir katkısının da olamayacağı hem dünyanın hem de Türkiye’nin kapitalist üretim süreçlerine ve enerji politikalarına bakınca anlaşılabilmesi mümkün. Konya Karapınar’da Enerji üretimi amaçlı olarak kurulan İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde ‘Yenilenebilir Güneş Enerjisi’ (GES) ‘tarlaları’ oluşmaya başladı. İktidarın bu yatırımlara desteği havuz şirketlerle sınırlıyken, havuz şirketlere verilen destek ise sınırsız düzeyde. Kalyon AŞ’nin Ankara’da Çin’in en büyük devlet şirketlerinden biri olan CTEC ile birlikte kurduğu entegre güneş paneli fabrikasının açılış töreni Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan’ın katılımıyla 2020 yılında gerçekleşti.

Devlet desteği 2019’da açıklandı

Konya Karapınar’da bin megavat kapasiteli güneş enerjisi santrali ve 500 megavat kapasiteli entegre panel üretim fabrikası için 2019’da Resmi Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe giren kararla birlikte büyük bir destek verilen Kalyon AŞ’nin adeta elini cebine sokmadan devletin garantörlüğünde bankalardan aldığı kredilerle yatırımlarını gerçekleştiriyor. Resmi Gazete’nin 5 Eylül 2019 tarihli sayısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla bazı şirketlere proje bazlı devlet yardımı verilmesine karar verilmiş ve bu kararda Kalyon AŞ’ye verilecek destek de yer almıştı.

Milyarlarca lira destek

Proje Bazlı Teşvik Sistemi’ne dâhil olacak 5 yatırım arasında Kalyon Enerji’nin iştiraki Kalyon Güneş Teknolojileri Üretim A.Ş. tarafından kurulacak güneş paneli üretim tesisi de bulunuyordu. Fabrika tam kapasiteye ulaştığında, toplam sabit yatırım tutarı 1 milyar 991 milyon TL ile yılda 500 MWp kapasiteli fotovoltaik güneş paneli üretim tesisi kuruldu. Projeye verilen desteklerde; gümrük vergisi muafiyeti, KDV istisnası, KDV iadesi, yatırıma yüzde 100 vergi indirimi, 10 yıl boyunca sigorta primi işveren ve gelir vergisi stopaj desteği yer aldı.

Verilen destekler

Sigorta Primi İşveren Hissesi Desteği: Azami tutar sınırı olmaksızın 10 yıl, Gelir Vergisi Stopajı Desteği: 10 yıl Nitelikli Personel Desteği: 57 milyon lira Faiz veya Kâr Payı ya da Hibe Desteği: 10 yıl 300 milyon lira. Fabrikaya verilecek Enerji Desteği: İşletmeye geçiş tarihinden itibaren 10 yıl boyunca 240 milyon liraya kadar enerji tüketim harcamalarının yüzde 50’si. Yatırım Yeri Tahsisi, Kamu Alım Garantisi, Altyapı Desteği gibi ayrıntılar Resmi Gazete’ de yayınlanarak yürürlüğe girmişti.
Kalyon elini cebine atmadı
Kalyon AŞ’ye 400 milyon liraya mal olduğu açıklanan fabrikanın tüm maliyetinin teşviklerle karşılandığı hatta üstüne para bile kaldığı söylenebilir. Kalyon AŞ, elini cebine atmadan bankalardan çektiği devlet garantili ve destekli kredileri, alacağı teşvikler ve desteklerle rahatça kapatabileceği anlaşılabiliyor. Üstüne üstlük Karapınar’da 1000 MW’lık güneş enerji tarlasına bir ücret ödemeden elde ettiği ve burada üreteceği elektriği de alım garantisi verilerek kilowat başı 6,99 dolar/cent’e satacak olması çok yönlü bir kazanç olarak karşımıza çıkıyor. Benzer durum Wêranşar’ın Qadî kırsalında 12 milyon metrekarelik işgalde de yaşanıyor.

Dünyada ilk 10 içinde

AKP iktidarına yakınlığı ile bilinen Limak-Kolin-Cengiz-Mapa İnşaat’la birlikte ilk 5’te yer alan Kalyon İnşaat A.Ş birçok rakibi küçülürken, hatta birçoğu batarken her geçen gün büyümesi dikkatlerden kaçmıyor. Kalyon AŞ’nin son yıllarda aldığı işlerin toplam büyüklüğü 100 milyarları çoktan aşmış durumda. Dünya Bankası’nın tüm dünya üzerindeki verilerine göre; altyapı yatırımlarında en fazla ihale alan ilk 10 şirket arasında Kalyon Grubu da bulunuyor. İşte bu şirket devlet desteğiyle inşa ettiği panel fabrikasının ürünleri Karapınar’da ve Wêranşar’da kullanılacak olması dikkat çekici.

Enerji arz fazlasına rağmen

Bugün Türkiye’de enerji üretim kapasitesi 100 bin MW gücü aşarken bu gücün ancak yüzde 25-30’u kullanılabiliyor. AKP iktidarı sermayeyi ‘tatmin’ için kömürlü, doğalgazlı termik santraller ile bazı HES’lere 4 yılı aşkın süredir her ay 250 milyon lira civarında kapasite bedeli adı altında, şirketlerin üretmedikleri enerji için ödeme yapıyor. Diğer yandan ‘temiz enerji’ iddiasının arkasına sığınılarak sermaye kesimlerine ‘Yenilenebilir Enerji Destekleme Mekanizması’ (YEKDEM) kapsamında YEK belgeli üretim tesisleri için belirlenen döviz kuru üzerinden alım garantisi desteği ise 31 Aralık 2030’a kadar uygulanacak olması soygunun boyutunu gösteriyor.

#Rihada #bin #dekar #mera #GES #ile #işgal #ediliyor

Yeşil Sol Parti’yle kadınlar kazanacak

Yeşil Sol Parti, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini en güçlü şekilde temsil etme iddiasını taşıyan bir parti olarak kadın düşmanı ittifaka sandıkta büyük bir bozgun yaşatacaktır

Gültan Kışanak

Biz kadınlar, dünyaya geldiğimiz andan itibaren görevler ve sorumluluklarla donatılıyoruz. Neyi yapmalıyız, neleri yapmaktan kaçınmalıyız, hep dikte ediliyor. Ve bunların tamamı, ailenin, toplumun ve devletin bizden bekledikleriyle ilgili. Kadının beklentilerini soran pek yok. Sanki önündeki kocaman bir hayatı yaşayacak olan kadın değilmiş gibi. Oysa yaşam denilen şey, başı ve sonu belli olan bir zamana şekil verme sanatıdır. Biz kadınların yaşamına; erkek cinsinin ihtiyaçlarına, beklentilerine, çakarlarına göre şekillenmiş bir sistem şekil veriyor. Erkek egemen sistem, hayatlarımızı çalıyor.

Kadınlar, tarih boyunca hayatlarının çalınmasına itiraz ettiler. Ancak bu itiraz, erkek egemen sistemi değiştirecek, örgütlü bir güce dönüşme imkanı bulamadı. Son iki yüz yıldan beri kadınlar, itirazlarını örgütlemeye, sistemi değişime zorladılar. Bu doğrultuda epeyce yol da aldılar.

Kadın hareketlerinin etkisi

Türkiye’de de kadınların sosyal, siyasal ve ekonomik hakları için mücadele eden kadın hareketleri son yüz yılda önemli kazanımlar elde etti. Cumhuriyetin ilk yıllarında, eşit yurttaşlık hakları için mücadele eden kadın hareketleri, 1980 sonrası gelişen feminist hareketler ve Kürt kadın hareketi ile muhafazakar çevrede boy veren kadın haklar hareketleri, toplamında tüm kadınlarda önemli bir farkındalık ve bilinç oluşturdu. Farklı etnik, inanç ve sınıfsal kimliklere sahip kadınlar, kadına yönelik şiddetin önlenmesi, kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal hayata etkin katılımı ve kendi hayatı hakkında söz sahibi olma konularında ortak bir duruş sergilemeye başladı.

Erkek egemen zihniyet bundan ciddi derecede rahatsız oldu. Ve kadınların kazanımlarını ellerinden almak için harekete geçtiler. İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesi, bugün kurulan “kadın karşıt koalisyonun” işaretiydi. Cumhur İttifakı, kadın erkek eşitliği yönünde kazanılmış tüm hakları geri almak için kurulmuş, erkeklerin kadınlardan üstün olduğuna inanan, inanç değerlerini ve aileyi de buna alet eden, erkekler koalisyonudur. Bu konudaki politikalarını kamuoyundan gizleme ihtiyacı da duymuyorlar. Hatta konuyu adeta bir erkeklik gösterisine çevirerek, kadınlara gözdağı vermeye çalışıyorlar. Başta kadınlar olmak üzere, tüm demokrasi güçlerinin bu zihniyete, sandıkta gereken dersi vereceğine inanıyorum. Bunu başarmak zorundayız. Zira memleket geri dönüşü olmayan bir yola girmek üzere.

Bir saç teli…

Bu ittifakın; kadınlara yaşamı zehir edecek kadar tehlikeli olduğunu Taliban’dan, IŞİD’den, İran’daki rejimden biliyoruz. Afganistan’da kadınlar tüm kamusal alandan dışlandı. İran’da bir tutam saç teli göründü diye Jîna Mahsa Emînî işkenceyle öldürüldü. Bu cinayeti protesto eden yüzlerce insan katledildi, idam sehpalarına gönderildi. Özellikle IŞİD’in kurduğu cariye pazarları, tüm kadınların yüreğinde derin bir yara açtı.

Politik programlar, salt propaganda metinleri değildir, toplumun ve bireyin yaşamını etkileyen, gelecek kurgularıdır. Cumhur İttifakı’nın bileşenleri, bizlere nasıl bir yaşam vaat ettiklerini açık seçik konuşuyorlar. “Aileyi koruma” kılıfına gizlemeye çalıştıkları şey, kadını aile içinde erkeğin insafına terk etmek ve iradesini kırmaktır. “Aile içi şiddet” sadece kaba dayak değildir. Kız çocuklarının hangi yaşta kiminle evleneceğine karar vermekten tutalım, okula gidip gitmeyeceğine, kadınların bir işte çalışıp çalışmayacağına, sokağa çıkıp çıkmayacağına, ne giyineceğine, kiminle konuşacağına, kısacası yaşamıyla ilgili tüm kararların, ailedeki erkekler tarafından alınması ve kadının erkeğe itaat etmesi demektir. Yani yaşamın, kadınların elinden alınması demektir.

Biz kadınlar, yaşamın, ancak özgür iradenin olduğu yerde yeşereceğini biliyoruz. “Jin, jiyan, azadî” sloganı bu hakikatin dile geliş şeklidir. Kadınlar, özgürlüğe, yaşama ve kadın iradesine sahip çıkarak, bu karanlık ittifakı, tarihin çöp sepetine gönderecektir. Kadınlar, tehlikenin farkında ve büyük bir mücadele içerisinde. Kadın düşmanı koalisyona karşı, muhafazakar, dindar kesimden de güçlü bir itiraz geleceğine inanıyorum. Muhalefet partilerinin tamamı bu konuda ağır bir sorumluluk altındadır.

Yeşil Sol Parti, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini en güçlü şekilde temsil etme iddiasını taşıyan bir parti olarak kadın düşmanı ittifaka sandıkta büyük bir bozgun yaşatacaktır. Eşit temsil esasına göre belirlenen aday listesi ve kadın seçim bildirgesi ile Yeşil Sol Parti tüm kadınların mücadelesinde ilk adres olacaktır. Yeşil Sol Parti’yle kadınlar kazanacak. Kadınların gücü ve iradesiyle erkek iktidar alaaşağı olacak.

Kandıra F Tipi Cezaevi

#Yeşil #Sol #Partiyle #kadınlar #kazanacak

TMMOB üyeleri Şenyaşar ailesinin iftar sonrasına katıldı

Adalet Nöbeti’nin 744’üncü gününde Şenyaşar ailesinin iftar sofrasına TMMOB Riha İKK eşlik etti. Ferit Şenyaşar, ‘Dayanışma yaşatır. Dayanışmayla Urfa’ya adaleti geri getireceğiz’ dedi

Riha’nın Pirsûs (Suruç) ilçesinde, 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti,744’üncü gününde devam ediyor. Riha’nın Pirsûs ilçesindeki evlerinden Urfa Adliyesi önüne gelerek, “Şenyaşar ailesi için Adalet” pankartı önünde nöbetlerini sürdüren aile, Ramazan ayı dolayısıyla iftarlarını da burada açıyor. Ailenin bugünkü İftarına, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Riha İl Koordinasyon Kurulu (İKK) eşlik etti.

İftardan sonra kısa bir açıklama yapan TMMOB İKK Sekreteri Fikret Çakır, “Emine annemizin ve Ferit kardeşimizin 744 gündür Adalet Nöbetinde biz de her zaman onların yanındayız. Adalet sağlanana kadar Emine anne buradaki nöbetine devam edecek. Biz de TMMOB olarak Emine annenin yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.

Ardından konuşan Ferit Şenyaşar ise “Dayanışma yaşatır. Dayanışmayla Urfa’ya adaleti geri getireceğiz” diye konuştu.

RIHA

#TMMOB #üyeleri #Şenyaşar #ailesinin #iftar #sonrasına #katıldı