Ana Sayfa Blog Sayfa 685

Ercüment Akdeniz: Hepimiz HDPliyiz, hepimiz EMEP’liyiz, hepimiz TİP’liyiz

EMEP Genel Başkanı Ercüment AKdeniz AKP den, MHP’den, CHP’den, İyi Parti’den umudunu kesmiş milyonları bu Emek ve Özgürlük İttifakı içerisine çekmeye çalıştıklarını söyledi

Tarihi önem atfedilen ve Cumhuriyetin ikinci yüzyılını belirleyecek olan 14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimlere 38 gün kaldı. Üçüncü Yol stratejisiyle Cumhurbaşkanı adayı çıkarmayarak bileşenleriyle birlikte seçimlere hazırlanan Emek ve Özgürlük İttifakı da aday listesini tamamlamak için mesaisini sürdürüyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde, başkanlık makamını, başkanlık koltuğunu ortadan kaldıracak bir stratejiye sahip olduklarını belirten ittifakın bileşenlerinden EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz MA’dan Özgür Paksoy’a konuştu.

İktidar kim olursa olsun, hangi blok olursa olsun, çok ama çok etkili demokratik bir halk muhalefetini hem Meclis’te hem de Meclis dışındaki ittifakın mücadele sahasında göreceğini ifade eden Akdeniz, “Dolayısıyla sözden ibaret bir ittifak olmayacak. Her yönüyle parlamentoda grubuyla, sahadaki mücadele gücüyle, her alanda kendisini hissettiren, güçlü bir denetim mekanizmasına sahip ama aynı zamanda giderek iktidarı da hedefleyen bir blok görecek” dedi.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın 6 partiden ibaret bir ittifak olmadığının altını çizen Akdeniz, “Bunu söylemem gerekiyor. Türkiye’de, Anadolu’da yaşayan işçi ve emekçi sınıfının, ezilen halkların ittifakıdır. Biz bunu ete kemiğe büründürmeye çalışıyoruz ve daha yolun başındayız. Yani biz sendikaların bir bölümüyle toplantı yaptık, emek ve meslek örgütlerinin bir bölümüne gidebildik, kanaat önderleri, aydınlarla toplantılar yaptık ama daha milyonlara gitmemiz gerekiyor. Seçim öncesinde de seçim sonrasında da bunları yapacağız. Aynı zamanda biliyorsunuz Kürt partilerinin kurduğu bir ittifak var. Kürtlerin talepleri var, bunlar son derece önemli girişimler. Sendikaların oluşturduğu platformlar var. Bütün bunları birleştiren, genişleten bir ittifak projemiz var. En geniş halk ittifakına ihtiyaç var diyoruz. Emek ve Özgürlük İttifakı henüz yolun başında” dedi.

AKP den, MHP’den, CHP’den, İyi Parti’den umudunu kesmiş milyonları bu ittifak içerisine çekmeye çalıştıklarını aktaran Akdeniz, şunları ifade etti:

“Tüm tartışmalar ve görüşler değerli ama şu an bizim hızla harekete geçmemiz gerekiyor. Biz harekete geçtiğimiz zaman, diğer ittifaklar korksun. Her zaman şöyle düşünelim, ibre bizden yana ama bıçak durum bıçak sırtı. Bu tedirginliği hiçbir zaman bırakmayalım. Arayı açmazsak, garantiye alamayız. Bu çerçevede geceli gündüzlü bir çalışmaya davet ediyorum herkesi. Herkes seferber olmalı. Herkes komşusuna gitmeli. Herkes attığı tweet kadar komşusuna giderse, biz bu işi başarırız.”

Akdeniz kendisine yöneltilen soruları şöyle cevapladı;

  • TİP’in bu kararını nasıl değerlendiriyorsunuz, eleştiriler var, tek liste önerileri sıkça yapılıyor. Oy veya milletvekili kaybına yol açar mı?

Biz ittifak başkanları olarak, bir tartışma yürüttük ve nihayetinde bir uzlaşma sağladık. Aynı formülleri önermedik. Madem öyle, Yeşil Sol listesinden girecek olanlar, karma liste versinler, oradan girmeyecek olanlar da ayrı parti olarak girecek, karma listeye girmeyecek. Öyle bir uzlaşı sağladık. Ve biz genel başkanlar olarak protokol imzaladık. Bakın bu protokolü de seçimlere Emek Ve Özgürlük İttifakı çatısı altına giriyoruz, partimiz bu çatı altına girecektir, 3 partinin imzasıyla protokolü Yüksek Seçim Kuruluna verdik. Bizim ilk kararımız da Emek Partisi de verdi. TİP de verdi. Yani biz kararımızı değiştirmemiş olsaydık, kendi amblemimizle girecektik. Dolayısıyla bu uzlaşma var, bu karar var. Bu tartışmayı yürüten yurttaşlarımız, arkadaşlarımız, mücadele arkadaşlarımız şunu düşünmeli. Bir anlaşmaya ihlal eden durum yok ortada. Bir anlaşma yaptık. İsteyenler kendi amblemleriyle girebilir.

Bu anlaşmadan sonra biz bunu değerlendirdik ve hayır geri çekelim, bu doğru olmaz dedik. Ama anlaşmayı ihlal eden bir durum yok ortada, TİP’ten arkadaşlar illa biz böyle gireceğiz diyorlarsa, saygı duymaktan başka bir şey kalmıyor geriye. Onun sonuçlarını seçimden sonra birlikte değerlendireceğiz. İyi mi oldu kötü mü oldu, bunların her biri bir tecrübe, her biri tarihsel bir deney. Bazen tartışırsınız bazen de yaşayarak görürsünüz. Yaşamamız lazım hep beraber. Sonuçları görünce de bu formüller gelecek seçimler içinde hepimiz için aydınlatıcı olur. Bakın 10 ay sonra yerel seçimler var. Orda da aynı formülleri tartışacağız. O bakımdan TİP böyle bir şeyi takdir ederse, özel olarak bizim bir eleştirimiz olmaz. Doğru olmaz. Taktir kendilerinindir. Ama biz böyle bir karar aldık.

  • Kürt partilerinin kurduğu ittifakı önemsediğinizi söylediniz. Nitekim Kürt Özgürlük ve Demokrasi İttifakı da kuruldu. Geçtiğimiz günlerde katıldığınız bir programda Kürt partilerle ilgili bir değerlendirmenize eleştiriler geldi Kürt kamuoyundan. Bu ittifakı, çeperin genişletilmesini nasıl buluyorsunuz?

Ben Keskin Bayındır’ın tutukluluğu nedeniyle Diyarbakır’da DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz’i ziyaret ettim. DTK Eş Başkanı Berdan bey de oradaydı. Birlikte Kürdistani ittifakın nasıl bir ittifak olduğunu, neleri amaçladığını anlamak için fikir alışverişinde bulunduk. Çok yararlı bir görüşme oldu. Kürt halkının bölgesel olarak da Anadolu topraklarında da kendilerini ifade etme, taleplerini ifade etme, kendi halkının özgürlüğünden gelen platformları var. Bunların gelişmesinden ve yükselmesinden neden rahatsız olayım. Böyle saçma bir şey olabilir mi? Böyle bir şey asla olamaz. Bizim anlamaya çalıştığımız bu tür platformlar ve bu tür birliktelikler Emek ve Özgürlük İttifakı’yla nasıl buluşur, nasıl bir köprü oluşacak. Çok tabidir ki DBP’nin HDP ile, çok tabidir ki DTK’nin diğer partilerle bir diyalog zemini var. Ama biz de bir şey oluşturmak istiyoruz. Bana sorarsanız Emek ve Özgürlük İttifakının bileşen partileri öyle olabiliriz. HDP bileşeni partiler de temsil bulabilir. Kürdi partilerin her biri de orada olabilir. 6 parti neden olalım, 16 parti olalım.

Yoksa Kürdi partiler kendi birlikteliğini bozsun, niye platform kuruyorlar değil. En geniş halk ittifakını, en geniş haklar ittifakını nasıl kurabiliriz, Kürt partilerde kendilerini özgürce ifade edebilsin, daha çok sayıda Kürt partisi olabilir mi diye Emek ve Özgürlük İttifakında böyle konuştuk. Sesli konuştuğumuz bir şey. Ayrıca eğer bu tartışmalarda bir zedelenme olursa, Türk solu diye bazı gruplar, bazı partiler dışlanırsa, böyle bir tercih Türkiye soluna da Kürdi partilere de bir faydası olmaz. Kürt partiler kendi özgürlüğünü korumalıdır. Kendi ittifak ve platform arayışlarını geliştirmelidir. Yolda daha gelişkin alanları açabilirler. Buna saygımız var, bunu anlamaya çalışırız. Bununla beraber önerdiğimiz şey, düşündüğünüz şey, hepsi nasıl bir ittifakta, en geniş ittifakta, Emek ve Özgürlük İttifakı’nda buluşabilir. Bu yönde bir fikir alışverişinde bulunduk.

  • Stratejiler belirlendi, listeler kesinleşiyor, partiler seçim sahasına çıktı, seçmenlerle buluşuyor. Nasıl bir sonuç bekliyorsunuz, halklar 15 Mayıs’ta nasıl bir güne uyanacak?

Herkes seferber olmalı. Herkes komşusuna gitmeli. Herkes attığı tweet kadar komşusuna giderse, biz bu işi başarırız.

Biz tek adam sisteminin son bulacağını düşünüyoruz. Veriler bu yönde ama rehavete kapılmamak gerekiyor. Çünkü ekonomik tabloya baktığımız zaman, mevcut iktidar blokunun, hükümetin işi toparlama şansı görünmüyor. Hayal bile satamıyorlar. Deprem bölgesinde bütün itibarları yerle bir oldu zaten. Türkiye halkları bunu gördü. Ama sorun şu; her şeyi yapacaklar, 40 gün az bir süre değil. Her türlü oyun, hile, hurdayla bu seçimi formüle etmeye çalışacaklar. Ayrıca muhalefet partileri ve muhalefet blokları arasında bu iş tartışmalar bitmediği sürece, Cumhur İttifakı bundan güç toplar. Çünkü bizim sorunumuz kendi kitlemizin, taraflarımızın, kitlemizin, halkımızın oyunu almak değil, bizim hedefimiz Cumhur İttifakı tabanındaki oyları almak. Oradan umudu kesen insanlardan almak. Ama biz kendimizde uğraşırsak, milyonlara gidemeyiz. O zaman onlar gücünü yeniden korurlar ve yeniden tahakküm ederler. Böyle bir tehlike var. Bu tehlike özellikle dikkat çekmek istiyorum.

Hızla bu tartışmaları bitirmek gerekiyor. Sebahat Tuncel’in de sözü de çok güzel bir sözdü. Hepimiz HDPliyiz, hepimiz Yeşil Sol Partiliyiz, hepimiz EMEP’liyiz, hepimiz TİP’liyiz. 40 gün kaldı, şimdi bütün tartışmaları bitirip, hızla harekete geçme zamanı. Altına imza atıyoruz, tam da buradan hareket etmemiz gerekiyor. Tabiki Gültan hanımın, Selahattin Demirtaş’ın da görüşleri önemli. Tüm tartışmalar ve görüşler değerli ama şu an bizim hızla harekete geçmemiz gerekiyor. Biz harekete geçtiğimiz zaman, diğer ittifaklar korksun. Her zaman şöyle düşünelim, ibre bizden yana ama bıçak durum bıçak sırtı. Bu tedirginliği hiçbir zaman bırakmayalım. Arayı açmazsak, garantiye alamayız. Bu çerçevede geceli gündüzlü bir çalışmaya davet ediyorum herkesi. Herkes seferber olmalı. Herkes komşusuna gitmeli. Herkes attığı tweet kadar komşusuna giderse, biz bu işi başarırız.

HABER MERKEZİ

#Ercüment #Akdeniz #Hepimiz #HDPliyiz #hepimiz #EMEPliyiz #hepimiz #TİPliyiz

Kadınlardan siyasetçilere çağrı: Hasta tutuklular için seçim planlarınız ne?

Seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte Hasta Mahpus Kadınlar İçin 1000 Kadın Girişimi siyasetçilere çık bir mektup yayınlayarak, siyasetçilerden özellikle hasta tutuklulara yönelik politikalarını açıklama çağrısında bulundu

Hasta Mahpus Kadınlar İçin 1000 Kadın Girişimi, 2023 Cumhurbaşkanlığı ve 28’inci Dönem Genel Seçimleri’ne sayılı günler kala hasta kadın tutukluların durumuna dikkat çekmek için siyasetçilere açık mektup yayımladı.

Planlarınız açıklayın

Hasta tutukluların tahliyesinin seçim bildirgelerinin ve yargı reformuna dönük çalışmaların bir parçası olması gerekliliğini vurgulayan kadınlar, partilerin hasta tutukluların yaşam hakkına sahip çıkmak için gereken tüm tedbirlerin alınması konusundaki planlarını kamuoyuna açıklamaya davet etti.

Göz göre ölüme terk edildiler

İHD verilerine yer verilen mektupta, Nisan 2022 itibariyle cezaevlerinde en az 651’i ağır olmak üzere bin 517 hasta tutuklunun olduğu ifade edilerek, 59 tutuklunun da hayatını kaybettiği bilgisi verildi. Ağır demans hastası olan ve tepkilerden sonra tahliye edilen Aysel Tuğluk’un durumuna da dikkat çekilen mektupta, “Aysel Tuğluk Türkiye’de mücadele eden ve dünyanın farklı yerlerinden bu mücadeleye destek veren kadınların emeği ve çabasıyla, artık cezaevinde değil. Fakat bu kampanya için yola çıktığımızda söylediğimiz söz hâlâ geçerliliğini koruyor; hasta tutsakların göz göre göre ölüme mahkum edilmesine izin veremeyiz! ” dedi.

Yaşama dair tedbirler alınmadı

20 yıllık AKP iktidarında “yurttaşların sağlıklı ve güvenli biçimde yaşamasına yönelik tedbirleri hiçbir şekilde almadığı gerçeğiyle, 6 Şubat 2023 tarihli depremde bir kez daha çok acı biçimde yüzleştik” denilen mektupta, “Bugün birçoğu sadece ve sadece düşünce ve ifade özgürlüğü, toplantı ya da gösteri özgürlüğü kapsamındaki eylem ve sözleri nedeniyle cezaevinde olan tutsakların, AKP-MHP iktidarının siyasi rehineleri olduğunu biliyoruz. Hasta siyasi tutsaklar özgürlüklerinden sonra yaşamlarıyla da tehdit ediliyor ve toplumsal muhalefet bu yolla da yılgınlığa sürüklenmek isteniyor” denildi.

Çifte standart gözetilemez

“Devletin sağlıklı yaşam hakkını bütün hasta tutsaklar için korumak yükümlülüğü vardır. Bu konuda ideolojik nedenlerle çifte standart gözetilemez. Hasta tutsakların bir an evvel tahliye edilerek yakınlarının gözetiminde, sağlıklı koşullarda ve insan onurunu zedelemeden tedavi olma hakkına kavuşmalarını istiyoruz” denilen mektupta, “Önümüzde, çok kısa süre sonra bir seçim var. Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde, siyasi partilerin ve ittifakların olduğu kadar tek tek adayların da gündeminde hasta tutsaklar konusu olmak zorundadır. Bu demokrasinin gereğidir. Siyaset alanının en öncelikli vaatleri arasında olması gereken yaşama hakkının savunulmasıdır. Cezaevlerindeki hayatlar kolaylıkla vazgeçilir olduğu sürece, dışarıdaki hayatlarımızın kıymetli ve güven içinde olması mümkün değildir” denildi.

Hepsi işkenceden hasta oldu

Hasta tutukluların özgürlüklerinin talep edilmesi gerektiği vurgulanan mektupta, “Bu insanların çoğunun siyasi görüşleri sebebiyle işkence, baskı ve tecride maruz kalıp sistematik olarak sağlık hizmetlerinden mahrum bırakıldıkları için hasta olduklarının da bilinciyle, hasta tutsakların tahliyesinin seçim bildirgelerinin ve yargı reformuna dönük çalışmaların bir parçası olması gerekliliğini önemle vurgulamak istiyoruz” denildi.

HABER MERKEZİ

#Kadınlardan #siyasetçilere #çağrı #Hasta #tutuklular #için #seçim #planlarınız

Hatay’dan İzmir’e taşınan depremzede AKP’ye üye yapılmış

Hatay’dan İzmir’e taşınan depremzede Gülseren Durmaz habersiz bir şekilde üye AKP’ye yapıldığını ifade etti

Mereş merkezli iki büyük depremde resmi rakamlara göre, 50 bin 399 yurttaş hayatını kaybetti. Depremin yıkıma neden olduğu kentlerde ise barınma, gıda, hijyen gibi temel ihtiyaçlar karşılanmazken, farklı illere göç eden depremzedeler, değişen yaşam koşullarına alışmaya ve depremin yarattığı travmaları aşmaya çalışıyor.

Depremin dördüncü gününde Hatay’dan İzmir’e taşınan depremzede Gülseren Durmaz, taşındıktan sonra haberi olmadan AKP’ye üye yapıldığını belirterek yaşadıklarını JinNews’ten Melike Aydın’a anlattı.

‘Deprem olacağı biliniyordu’

Ailesinin Mêrdîn’den (Mardin) 54 yıl önce İskenderun’a taşındığını, doğup büyüdüğü İskenderun’da artık eski yaşantılarının geri gelmeyeceğini dile getiren Durmaz, ““Mereş merkez üssü deprem olacak denilmişti ama kimse ciddiye almadı herhalde. Şehirden uzaktaydı, bizim evimize önce hasarsız sonra az hasarlı dediler. Enkazlara koştuk ama hiçbir şey yapamadık. Ben sadece 3 asker gördüm ilk dört gün boyunca bir de polis vardı BİM Market’in önünde yağmalanmasın diye. Gün aydınlanınca feryatlar geliyordu enkazlardan ama kimse bir şey yapamadı. Vinç kiralayan oldu, ama uzman olmadığı için gene çıkaramadılar. İlk gün Kızılay’a gittik çadır istemek için. İki arabaya çocukları doldurduk. Biz yağmur altında kaldık. Asmanın üzerine naylon gerdik. Ateş var ama ısıtmıyordu. Ara ara arabaya girip çıkıyorduk.”dedi.

‘Beni AKP’ye üye yapmışlar’

Dördüncü günde İzmir’e gittiklerini söyleyen Durmaz, “Arkadaşlarımız enkazdaydı, birçoğu da donarak öldü” dedi. Bu süreçte birçok yurttaşın desteğini gördüklerini, tanımadıkları insanların bile kendilerini ziyarete geldiklerini belirten Gülseren, “Ama yapması gerekenler burada da yoktu. Sadece bir gün beni aradılar, geçmiş olsun dediler. Beni AKP’ye üye yapmışlar. Depremden bir ay önce çocuklarıma dershane arıyordum, komşumun tavsiyesiyle bir yere çocuklarımın kimlik numaralarını verdim, imzamı attım. 9 Şubat’ta bana mesaj geldi, ‘AKP’ye hoş geldiniz’ diye. Buraya geldiğimde de geçmiş olsun demeye geleceklerdi, reddettim. Söyleyecek çok şey vardı, ama polemiğe girmek istemedim. Birçok kişi hala kayıp” diye ifade etti.

Kiraları arttırdılar

Eşi İzmir’de çalıştığı için oraya taşındıklarını söyleyen Durmaz, “Geçici gelmiştim ama orada okul yok. Orada ev aradık, kiralar 8,9 bin liraya çıkmıştı. Burası 3 bin 500 lira. 5 bin lira depozito. Hatay’dan gelmişiz, sıkıntılıyız dedik ama kabul etmedi ev sahibi, ‘beni ilgilendirmiyor’ demiş. Rutubet var ama tutmak zorunda kaldık. Şimdi ise evler 10 bin lira. Zenginler durumu fırsata dönüştürdü” sözleriyle kira fiyatlarındaki artışa dikkat çekti.

‘Çocuklar kabullensin diye geri gittik’

Aklının Hatay’da kaldığını ve ramazan ayını buruk geçirdiklerine değinen Durmaz, “Çocuklar burayı istemiyor, zorla okula yazdırdım. Işık açık ve çorapla yatıyorlar. Her şeye rağmen orayı istiyorlar. Bu, planlanmış bir şey değil. Birden herkes dağıldı, kızım arkadaşını kaybetti. Normal hayatı devam ettirmeye çalışıyoruz, depremden bahsetmemeye çalışıyoruz. 15 gün sonra tekrar Hatay’a gittim kızlarımın, kabullenmesi gerekiyordu. Donarak ölenlerden birinin mezarına götürdüm. Kabullenmeye başladı. Tekrar dönmeyi çok istiyorum, ama oranın toparlanması yılları bulur. Marketi gitti, kasabı gitti, öğretmeni gitti. Halen dokunulmamış enkazlar var, cesetler var. 10 gün önce gittiğimde korkuyordu” diye anlattı.

‘Ramazan depremzedeler için zor geçiyor’

Deprem bölgesinde hala çadırların su içinde kaldığı görüntülere işaret eden Durmaz, “Benim annemin evi orta hasarlı ve içine yerleştiler. Çünkü çadırda durulacak gibi değil. Duş alçak yeri yok lavabo yok. Hepsi ramazanı zor geçiriyor. Yardımlar da kesildi. Sabah kahvaltısı verilmiyor. Sahurda bir su bardağı çorba veriyorlar. En güzel yemek kuru fasulye, o da haftada bir. Hava şartları kötü, marketler yok. Ramazan geldiği zaman heyecanlanırdık. Burada uyuduğumuz yataktan bile utanıyoruz. Evimizde oturuyoruz, soframıza oturabiliyoruz, orada bunlar yapılamıyor. Yardıma muhtaç değillerdi, ortada kaldılar. Hatay’da ramazan da bütün fırınlarda kömbe kokusu çıkardı, ama artık yok” sözleriyle deprem öncesi ve şimdiki süreçte yaşananları hatırlattı.

‘Hakkımı helal etmiyorum’

İzmir’e yerleştiği günden bu yana kentteki yurttaşların kendilerine ilgiyle yaklaştıklarını ve yalnız olmadıklarını hissettirdiğini kaydeden Gülseren, “Minnettarlığımı dile getirdim, ama öfkemi de mahşere bıraktım. Hakkımı helal etmiyorum. Çünkü vebali çok büyük. Kimse yoktu, çocuk öldü. Bu vebalin altında kalsınlar” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#Hataydan #İzmire #taşınan #depremzede #AKPye #üye #yapılmış

Çewlik’te 4,5 büyüklüğünde deprem

Çewlik’te 4,5 büyüklüğünde deprem meydana geldi

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgiye göre, saat 11.29’da merkez üssü Çewlik (Bingöl) merkez olan 4,5 büyüklüğünde deprem kaydedildi.

Depremin 7 kilometre derinlikte olduğu belirlendi.

HABER MERKEZİ

#Çewlikte #büyüklüğünde #deprem

30 yıllık tutuklu Aslan infazını tamamlamasına rağmen tahliye edilmiyor

Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutulan 30 yıllık tutuklu Yaşar Aslan, infazını tamamlamasına rağmen tahliye edilmiyor. HDP soru önergesi verdi

Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutulan 30 yıllık tutuklu Yaşar Aslan, infazını tamamlamasına rağmen Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu’nun “Pişmanlık” dayatmasını kabul etmediği için infazı ikinci kez yakılarak, tahliyesi 3 ay daha uzatıldı.

Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okuduğu sırada 1992 yılının Aralık ayında siyasi gerekçelerle gözaltına alınan Aslan, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) yargılanarak, müebbet hapis cezası verildi. 27 Aralık 2022’de tahliye olması beklenen Aslan, kurulun “pişmanlık” dayatmasını kabul etmediği için infazı yakılarak, tahliyesi 3 ay uzatıldı.

En son 27 Mart’ta Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu’na çıkan Aslan’ın infazı aynı dayatma nedeniyle ikinci kez yakıldı.

Meclis’e taşındı

Konuyu Meclis gündemine taşıyan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, konuya “İşlemiş olduğu suça bakış açısı, daha evvel disiplin cezası almış olması, Adalet Bakanlığı’na dilekçe vermiş olması, disiplin cezası kaldırıldıktan sonra yeniden disiplin cezası işlememiş olması. Yani disiplin cezası gerektirecek suç işlemiş olsa da olmasa da ‘Sen bizi kandırmak için işlemiyorsun’ diyorlar. Gerçekten bardak artık çoktan taştı” sözleriyle tepki gösterdi.

HDP Mêrdîn Milletvekili Pero Dündar’da konuyu Meclis’e taşıyarak, Adalet Bakanlığı’nın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Dündar, Bakanlığa şu soruları yöneltti:

“* İnfaz yakmaya konu karar altında imzası bulunan savcı ile itiraza mütalaa veren savcının aynı kişi olması hukuka uygun mudur?

* Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı’na defalarca kez dilekçe yazan Aslan’ın öğrencilik durumunun somut olmadığı durumu nasıl mümkün olmaktadır?

* İdare ve Gözlem Kurulu’nun bir nevi ‘mahkeme’ gibi görev yapmasının hukuki gerekçesi nedir?”

TEKİRDAĞ

#yıllık #tutuklu #Aslan #infazını #tamamlamasına #rağmen #tahliye #edilmiyor

Wan’da gözaltına alınan 15 kişiden 8 kişi serbest bırakıldı

Wan’da 4 Nisan’da gözaltına alınan 15 kişiden 5’i çocuk 8 kişi ifade işlemlerinin ardından serbest bırakıldı

Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında, 4 Nisan’da polislerce eşzamanlı yapılan ev baskınlarında 15 kişi gözaltına alındı. Baskınlarda gözaltına alınan 15 kişiden 8’si çocuk. Emniyette dün ifadesi alınan 5’i çocuk 8 kişi serbest bırakılırken, 7 kişinin ifade işlemleri ise hala sürüyor.

HABER MERKEZİ

#Wanda #gözaltına #alınan #kişiden #kişi #serbest #bırakıldı

Irak: Türkiye suyumuzu siyasi nedenlerle engelliyor

Irak Stratejik Çalışmalar Merkezi Başkanı Selah Buşi, Türkiye’nin Irak suyunu siyasi nedenlerle engellediğini belirtirken, Irak hükümetinin bilgisi olmadan Dicle Nehri üzerinde projeler inşa ettiğine de dikkat çekti

Irak Stratejik Çalışmalar Merkezi Başkanı Selah Buşi, Türkiye’nin suyu engellemesinin siyasi ve teknik nedenleri olduğunu belirterek, Türkiye’nin Irak hükümetinin bilgisi olmadan Dicle Nehri üzerinde projeler inşa ettiğini söyledi.

Türkiye, Irak’a gelen suyu uzun süredir engelliyor. Türkiye’nin bu durumu Irak’a karşı bir silah olarak kullandığı belirtilirken, Irak’ta bu nedenle birçok bölge çölleşiyor ve şehirlere göçler başlıyor.

Irak Stratejik Çalışmalar Merkezi Başkanı Selah Buşi konuyla ilgili Rojnews’e konuştu.

Türkiye’nin suyu engellemesinin siyasi ve teknik nedenleri olduğunu belirten Selah Buşi Türkiye’nin Irak hükümetinin bilgisi olmadan Dicle Nehri üzerinde projeler inşa ettiğine dikkat çekerek, “Bu da Dicle ve Fırat Nehirlerinden Irak’a gelen su miktarının azalmasına neden oldu. Bağdat hükümetini Türkiye ile bu konuyu görünmeye ve bu sorunun sorumluluğunun üstlenmeye çağırıyorum” dedi.

Buşi, uluslararası anlaşmalara göre Türkiye’nin Irak’a gelen suyu engelleyerek ihlaller gerçekleştirebileceğini bu nedenle sorunun çözümü için siyasi bir çözüme ihtiyaç olduğunu söyledi.

HABER MERKEZİ

#Irak #Türkiye #suyumuzu #siyasi #nedenlerle #engelliyor

Cumhuriyet Savcısı Öz’ü öldüren İbrahim Çiftçi MHP’den vekil adayı oldu

Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz’ü öldüren İbrahim Çiftçi, MHP listesinden milletvekili adayı gösterildi

Cumhur İttifakı’nda yaşanan ortak liste tartışmalarından sonra MHP Lideri Devlet Bahçeli ittifak üyelerinin kendi listeleri ile seçime gireceğini hatırlatarak ortak listeye karşı çıkmış ve parti olarak kendi listeleri ile seçime gireceklerini duyurmuştu.

Tüm bu tartışmaların ardından MHP milletvekili aday listesini kamuoyuna açıkladı.

Listenin açıklanması ile birlikte isimler de tartışılmaya başlandı. Listede yer alan isimlerden İbrahim Çiftçi savcı Doğan Öz’ü öldüren isim olarak ilk göze çarpanlar arasında.

Çiftçi’nin savcı katili olması tartışmalara neden oldu.

İş insanı olmuştu

Çiftçi, cinayetten tutuklandığı Mamak Askerî Cezaevi’nden çıkar çıkmaz  İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı’na (İLKSAN) müdür olarak atandı. MHP Genel İdare Kurulu üyeliği yaptı. İş ortağının şüpheli bir biçimde öldürülmesinin ardından gözaltına alındı. 1997’de yapılan MHP Kurultay’ında genel başkanlığa adaylığını koydu ve Merkez Yürütme Kurulu üyesi oldu. Daha sonra devlet dairelerine akaryakıt satan şirketler kuran Çiftçi, ihalelere giren bir iş insanı oldu.

Çiftçi, 14 Mayıs’ta gerçekleşecek seçimler için MHP listesinden Ankara 1’inci Bölge 4’üncü sıradan aday gösterildi.

Olcay Kılavuz arka sıralara alındı

Öte yandan eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesi olayıyla gündeme gelen MHP Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz da MHP’nin 28’inci dönem milletvekili aday listesinde yeniden yer aldı. Kılavuz, MHP listesinden Mersin’de 4’üncü sıradan aday gösterildi. Klavuz, Sinan Ateş’in suikast sonucu öldürülmesinden önce konum bilgisi paylaşmak ve tetikçi Eray Özyağcı’yı kaçırmakla suçlanan tutuklu sanıklardan eski Ülkü Ocakları Genel Merkez yöneticisi Tolgahan Demirbaş’ı evinde saklamıştı. Demirbaş’ın bu evde yakalandığına dair polislerin tuttuğu tutanak ise daha sonra “kaybolduğu” ortaya çıktı.

Doğan Öz cinayeti

Kontrgerilla ilişkilerini araştıran ilk savcı olan Doğan Öz, sorumluların devlet içinde üst makamlara kadar yükseldiğini saptadı. Konuya dair hazırladığı raporda, ABD, CİA ve kontrgerilla ilişkisine ve Ortadoğu’ya dair hedeflerine yer verdi. Öz, raporda “Bu örgütler, devlet aygıtını geniş ölçüde kendi amaçlarına uygun şekilde dönüştürerek, demokrasi düşmanı akımları iktidar yapmayı öngörmüşlerdir” dedi.

Savcı Öz, ayrıca raporunda, “Bütün bu çalışmalar içinde askeri ve sivil güçler var. Kontrgerilla Genelkurmay Harp Dairesi’ne bağlıdır. MİT görevlileri de var. Bütün bu çalışmalar MHP ve kadrolarınca yöneltilmektedir. Konuya bu kapsamda yaklaşılmadıkça anarşi eylemlerinin kaynağını kurutmak olanak dışıdır. Bu haliyle faşizmin kökleşmesi de gündeme gelecektir” ifadelerine yer verdi. Ancak savcı Öz, bu raporu hazırladıktan 2 ay sonra yani 24 Mart 1978 tarihinde öldürüldü.

Yargılamada yaşananlar

Öz’ü altı el ateş ederek öldüren kişinin Ülkücü Ocakları’ndan İbrahim Çiftçi olduğu belirlendi.  Öz’ü öldürdüğünü itiraf eden Çiftçi, yargılamalar sonucu hüküm giydi ve 3 Ağustos 1979’da idama mahkum edildi. Kararda, ayrıca cinayetteki rolü nedeniyle dönemin MHP Konya Milletvekili İhsan Kabadayı, MHP Genel Sekreteri Nevzat Köseoğlu ile Yaşar Okuyan hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi.

Çiftçi, 18 görgü tanığının ifadesi ve idam kararına rağmen mahkeme, Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’na direnemediklerini ve bu nedenle beraat yönünde karar verdiklerini açıkladı.

Kaynak: MA

#Cumhuriyet #Savcısı #Özü #öldüren #İbrahim #Çiftçi #MHPden #vekil #adayı #oldu

TJA’lı kadınların bankacılık işlemleri dahi suç sayıldı!

Geçtiğimiz Kasım ayında gözaltına alınıp tutuklanan TJA üyeleri hakkında hazırlanan iddianamede kadınların aileleri ile yaptıkları bankacılık işlemleri dahi suç sayıldı

Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA) aktivistlerine yönelik Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “örgüt yöneticiliği” ve “örgüt üyeliği” iddiasıyla yürüttüğü soruşturma kapsamında 50 kadın hakkında 29 Kasım 2022’de gözaltı kararı verildi. Soruşturma kapsamında Ankara, Mûş, Mêrdîn, İstanbul, Amed, Adana, Sêrt (Siir), Wan, Agirî (Ağrı), İzmir, Riha (Urfa), Mersin, Dîlok (Antep) ve Şirnex’te( Şırnak) 57 adrese baskın yapıldı ve 22 kadın gözaltına alındı. Gözaltına alındıktan sonra getirildikleri Ankara’da adliyeye çıkarılan kadınlardan Aysel Ceylan, Bedia Akkaya, Hülya Kınağu, Gülistan Dehşet, Amine Demir Çoban, Mekiye Ormancı, Figen Aras Kaplan, Figen Ekti, Didar Çeşme ve Hatice Güngör tutuklanırken, diğer kadınlar ise adli kontrolle serbest bırakıldı.

Her çalışma suçlama konusu yapıldı

Kadınların TJA üyesi olmakla suçlandığı iddianamede, TJA’nın kadın katliamına, kadın mücadelesine, ekolojiye dair açıklamaları, özsavunmaya ilişkin düzenlediği panellere ilişkin haberlere yer verildi. TJA’nın düzenlediği tüm eylem ve etkinliklerin suçlama konusu yapıldığı iddianamede, “Kadın Ekonomi Danışma Kurulu”nun kurulması da suç sayıldı.

Gizli tanık ifadeleri esas alındı

DAİŞ’in Kobanê’ye saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014’te yapılan eylemlere de yer verilen iddianamede, TJA’nın “Kobanê’nin yanında durmalıyız”, “DAİŞ çeteleri eliyle yürütülen kadın kırımına karşı, kadın özgürlüğünü savunmanın yolunun da şu an itibariyle Kobanê’yi savunmaktan geçtiği” şeklindeki açıklamaları, suçlamaya konu edildi. Kobanê Davası ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’na (SES) yönelik açılan davalarda yer alan gizli tanık “ULAŞ” ve Kerem Gökalp’in beyanlarına bu dosyada da yer verildi. “Tanıkların” tüm kadınlar için benzer ifadeler kullanmaları dikkat çekerken, ifadeleri suçlamalara gerekçe yapıldı.

MASAK raporlarına geniş yer verilen iddianamede, yapılan para transferleri suçlama konusu yapıldı. Mülk satın alan kadınlar için “nakit ve gayrimenkul edinimine kaynağı ne şekilde temin ettiğinin anlaşılamadığı” ifade edildi. Bu durum, kadınların “örgüt yöneticisi” olduğuna gerekçe olarak gösterildi.

Kardeşleriyle para transferi suç sayıldı

Aile arasında yapılan para transferlerinin de yer verildiği iddianamede, kadınların aile üyelerinin hepsiyle para alışverişinde bulunmaması dahi “şüpheli” bir durum olarak gösterildi. Tutuklanan Bedia Akkaya’nın “örgütsel adli kaydı” bulunduğu belirtilen kardeşiyle bankacılılık işleminin bulunduğu ancak diğer aile fertleriyle bankacılık işlemine rastlanmadığı kaydedildi. Adli kontrol kararıyla serbest bırakılan Hatice Yaman’ın da kardeşleriyle para alışverişi suçlama konusu yapıldı. Kardeşleri için “sözde değer ailesi” şeklinde söz edilen iddianamede, “Adli işlem kaydı olan ayrıca sözde ‘değer ailesi’ olan 2 kardeşi ile işlem açıklamaları olmayan bankacılık işlemleri gerçekleştirdiği” ifadelerine yer verildi.
Para transferlerine ilişkin çelişkili değerlendirmelerin yer aldığı iddianamede, bankacılık işleminin bulunmaması da şüpheli bulunarak suçlama konusu yapıldı.

Hatice Güngör’ün yaptığı kim para transferlerinin açıklamalarında, “bal, tulum, borç, diğer” gibi ifadelere yer vermesi “şüpheli” sayıldı. İddianamede, “Bal, tulum ve benzeri ürünlerin satımı ile ilgili işlem açıklamalı HAVALE/EFT gönderen şahısların sözde değer ailesi veya örgütten adli kaydı bulunan şahıslar olmasının dikkat çekici bir husus olduğu” ifadelerine yer verildi. Söz konusu bankacılık işlemi, “örgütün kadın yapılanması adına faaliyet yürüten şahıs” suçlamasına gerekçe gösterildi.

Eski dosyalar eklendi

İddianamede, kişilerin farklı zamanlarda gözaltına alındıklarına ya da yargılandıkları davalarla ilgili yapılan haberlere de geniş yer verilerek, kadınların yaptıkları açıklamalar ve verdikleri röportajların yanı sıra sadece isminin geçtiği haberler de eklendi. Hakkında iddianame hazırlanan kadınlardan Amine Demir Çoban’ın FETÖ ile irtibatlı olduğu iddia edilerek, PKK’ye üye olmakla suçlandı.

Telefonun kapanması suç sayıldı

HTS kayıtlarına da geniş yer verilen iddianamede, kadınların kimi dönemlerde GSM hattının kapalı olması suçlama konusu yapıldı. GSM hattının sinyal vermemesi, “Kandil bölgesinde Zindan Konferansı’na katılım sağladığı” şeklinde yorumlandı.

21 yıldan 42 yıla hapis istemi

TJA’lı 22 kadın hakkında, “örgüt üyeliği”, “örgüt yöneticiliği” ve “örgüt propagandası” iddialarından ayrı ayrı 21 yıl 6 aydan, 42 yıl 6 aya kadar hapis cezası istendi. İddianameyi değerlendiren Ankara 25’inci Ağır Ceza Mahkemesi, yetkisizlik kararı vererek dosyayı Amed’e gönderdi.

Haber: Zemo Ağgöz / MA

#TJAlı #kadınların #bankacılık #işlemleri #dahi #suç #sayıldı

Kanada’da buz fırtınası: Bir milyon kişi elektriksiz kaldı

Kanada’nın doğusunda buz fırtınası yaşandı, bir milyonu aşkın kişi elektriksiz kaldı

Kanada’nın doğusunda buz fırtınası yaşandı. Yetkililere göre 1,1 milyonu Qebec bölgesinde olmak üzere ülkede 1,2 milyona yakın hane elektriksiz kaldı. Buzun ağırlığı altında ağaçların kırılması ve elektrik hatlarına zarar vermesi, yaşanan sorunun kaynağı olarak gösterildi.

Montreal kentinin yarısı elektriksiz kalırken, tüm okullar kapatıldı. Sokaklar kırılmış ağaçlarla dolmuş durumda. Trafik ışıkları, bisikletler, otomobiller ve bitkiler buzla kaplandı. Yetkililer hasarın büyük olduğunu belirtti.

Quebec Ekonomik ve Enerji Bakanı Pierre Fitzgibbon, “Montreal harap oldu” derken, durumun “kontrol altında” olduğunu sözlerine ekledi.

Elektriksiz kalan insanları ağırlamak için merkezler açıldı. Hava sıcaklıkları sıfıra inerken, elektriğin herkes için geri gelmesinin birkaç gün alabileceği belirtildi.

Yaşanan elektrik kesintileri, Quebec açısından 1998’deki buzlanmadan bu yana en büyük elektrik kesintisi olarak değerlendirildi. 1998’de Quebec’te haftalarca kaotik bir durum yaşanmıştı.

DIŞ HABERLER

#Kanadada #buz #fırtınası #Bir #milyon #kişi #elektriksiz #kaldı