Ana Sayfa Blog Sayfa 687

Katliamların ödüllendirilmesi- Dersim Yazıları – I

2.1.1936 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren Tunceli Vilayeti İdaresi Hakkındaki Kanun ile kuşatmayı sistemleştirmiş, Kanun, Dersim’i tepeleme ve insansızlaştırmada bir kırılma noktası olmuştur

Sait Çetinoğlu

Kemalist yönetim 30’lu yılların ortasına doğru en önemli sorun olarak Dersim’i önüne koyar. Diğer sorunlarını baskı ve kanla çözen (!) Kemalist rejim, 1935’ten itibaren Dersim’i kuşatma altına alıp 25.12.1935 tarihinde kabul edilen ve 2.1.1936 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren Tunceli Vilayeti İdaresi Hakkındaki Kanun ile kuşatmayı sistemleştirmiş, Kanun, Dersim’i tepeleme ve insansızlaştırmada bir kırılma noktası olmuştur.

Kanun uzun erimli bir stratejinin aparatıdır. Kanunun 38 maddesinde 1.1.1940 tarihine kadar uzanması düşünülmüştür. Tunceli Asayiş Raporları’na baktığımızda, kanunun daha ötelere uzandığını görmekteyiz.

Kanun ile Dersim’de tek parti hukuku dahi askıya alınmış, kumandan vali olarak Abdullah Alpdoğan’a terk edilmiştir. Abdullah Alpdoğan, Pontus ve Koçgiri kasabı Sakallı Nurettin Paşa’nın damadı ve Merkez ordusunun kurmay başkanıdır. 1921’den kalan hesabını görme fırsatını yakalamıştır. Paşa, 1921’de Dersim’in kıyısından dönmek zorunda kalmıştı.

Enver Paşa’nın damadı Orgeneral Kazım Orbay da müfettiş olarak görevlendirilen ikinci damattır. İki damat el ele Dersim’de, sürgünden katliamlara ve soykırıma uzanan bir sürece damga vurarak Dersim’i insansızlaştıracaklardır.

İkiliye merkezden başta Reisicumhur M. Kemal olmak üzere, Hükümetin ve ayrı bir fenomen olan Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın desteği tamdır. Bu asimetrik güce rağmen Dersim iki başvekil eskitmiştir. Bu başvekillerden Celal Bayar, 1913-14 yıllarında Ege’de Rum vatandaşlara uygulanan pogromun elebaşlarındandır. Bayar, ayrı bir yazıda ele alınacak kadar önemli bir figürdür.

Bu devasa güce rağmen Kemalist rejim istediğini almakta zorlanır. 31.8.1938 tarihinde Elazığ’da Başbakan ve Milli Müdafaa vekilinin huzurunda yeni askeri tedbirler Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak imzasıyla yürürlüğe konulur.[1] Askeri konuşlanma yeniden düzenlenir. 17 Dağ Tugayı ve buna bağlı alay ve taburların mevcudu artırılarak yeniden yapılandırılır. Artırılan mevcudun korunması için senede iki tertip acemi er alınacaktır. Jandarma da ihmal edilmeyerek, mevcudu 400 olan sabit jandarmanın kadrosu 1000’e yükseltilecektir.

Seyyar takip kolları yeniden düzenlenir. İki haftada bir, bir hafta sürecek yasak bölgelere ansızın baskın aramaların düzenlenmesi karar altına alınır. Ki, bu bölge için sürekli bir terör rejimidir.

Tamimde, nicelik yanında nitelik de dikkate alınarak yeni düzenlemelere gidilir. Sürek avı için yeni takip kolları oluşturulur; Takip kolları cevval, müteyakkız ve otuzar kişiden az olmamalıdır. Bunlar icabında biri birini takviye edecek veçhile bir takip komutanlığının emriyle muntazam bir plan dahilinde tahrik olunmalıdır [ayrılmalıdır]. Bu takip kollarının cevelangahı olan [dolaştığı] yerlere yakın bulunan garnizonlar icabında serian muavenet [yardım] edebilecek veçhile müheyya [hazır] bulunmalı ve vaziyeti dikkatle takip etmelidir. Haydutların [bölge halkı bu sıfatla anılır] cüretini arttırmak muvaffakiyetsizliklere imkan bırakılmaması çok mühim olduğunun altı çizilir.

Ve en önemli noktaya geliyoruz: Takip kolları hizmeti uzun jandarmalardan ve mümkünse istekli olanlardan intihap edilmeli [seçilmeli] ve görecekleri hizmet nispetinde mükafatlandırılmalıdırlar. Muvaffakiyeti artırmak için keşif ve istihbarat hizmetlerine büyük ehemmiyet verilmelidir. Gönüllü ve ödüllü timler demek daha doğru olur.

Açıkça söylendiği gibi istihbarat denilerek halkın ajanlaştırılmasıdır ki, asayiş raporlarında bunların mebzul miktarda olduklarını görüyoruz. Diğeri ve en önemlisi; yine asayiş raporlarında çok az canlı ele geçirmelerin olduğunu biliyoruz. İmha ön planda ve esastır. Ki ödülün esasını imha yani ölü ele geçirmelerin teşkil edeceği kuşkusuzdur.

Takip kolları denilerek gönüllü ve ödüllü “kelle” avcılığın Dersim’de yürürlüğe konulduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

[1] BCA 30 10 111 750 13

#Katliamların #ödüllendirilmesi #Dersim #Yazıları

Şeyh Sait’in torunu: Şeyh Said Hüseyni’dir, HÜDA PAR DAİŞ’lidir

Şeyh Sait’in torunu Bedri Fırat, HÜDA PAR’ın AKP ile yaptığı ittifakı değerlendirdi: HÜDA PAR’lılar DAİŞ’e karşı tepkisini ortaya koyan Kürtlere saldırdılar. Saldırtıldılar. DAİŞ ile Kürtler arasındaki bir çatışmaya taraf oldular ve DAİŞ’in yanında yer aldılar

Hüseyin Kalkan

HÜDA PAR’ın Cumhur İttifakı’nda yer alması seçim sürecinin önemli bir gündemi olmaya devam ediyor. Hizbullah ile bağı, bu örgütün kanlı geçmişi toplumun hafızasında hala taze. Bunun yanı sıra milliyetçi MHP’nin başlıca bileşenlerinden biri olduğu bir ittifakta yer alan HÜDA PAR’ın bazı Kürdi söylemler kullanması ve özellikle Şeyh Said’e sahip çıkmaya çalışması Kürt toplumu içinde inandırıcı bulunmuyor ve tepki ile karşılanıyor. Tarihsel olarak Kürtlüğün sembollerinden biri olarak kabul edilen Şeyh Said’in isminin MHP ile birlikte zikredilemeyeceği vurgulanıyor. Şeyh Said’in torunu Bedri Fırat ile Şeyh Said’in tarihsel önemini ve HÜDA PAR’in 1925 Hareketi’ne sahip çıkmaya çalışmanın anlamını konuştuk. Fırat, Hizbullah’ın bir devamı olan HÜDA PAR’ın Şeyh Said’e sahip çıkarak domuz bağı ve cinayetlerle yitirdiği itibarını yeniden kazanmak istediğini belirtiyor. Fırat, HÜDA PAR’ın dayandığı tarihi miras ile ilgili şunları söylüyor: “Hizbullah’nın 90’lı yıllarda yaptığı kirli işler ve katliamlar onu teşhir etti. Halk arasında itibarı kalmadı. Birçok Kürt yurtseverinin yanı sıra, bazı medrese mellelerine ve Kürt din adamlarına karşı giriştiği katliamlar ve cinayetler onların itibarını yitirmesinin en önemli sebebiydi. HÜDA PAR bu geleneğin devamıdır. Bu son dönemde artık sarılacağı bir dalı kalmadığı için Şeyh Said ismini kullanarak toplumda bir yer edinmek istiyor. Aslında Şeyh Said ile hiç uyuşmayan hareketler ve davranışlar içerisindedir.”

Hizbullah’ın parmağı var

Bedri Fırat, Şeyh Said’in isminin HÜDA PAR ile birlikte anılamayacağını belirterek iki çizgi arasındaki farklara vurgu yapıyor. Şunları belirtiyor: “Biz biliyoruz HÜDA PAR’ın çıkışı Hizbullah’tır. Onun da çıkış noktası selefiliktir. Halbuki Şeyh Said hareketi Hüseyni bir harekettir. Yani tam selefi anlayışa karşı bir anlayıştır. Her iki çıkış birbiri ile uyuşmadığı halde, toplumda kaybolan itibarını kazanmak için Şeyh Said ismini kullanmaktadırlar. Hizbullah’ın, Şeyh Said ile birlikte idam edilenlerin torunlarına saldırdığını biliyoruz. Birçok Kürt yurtseverinin katledilmesinde Hizbullah’ın parmağı vardır. HÜDA PAR da onların oluşturduğu bir oluşumdur. Sistem Hizbullah’ı farklı bir isim altında örgütleyerek topluma sunmak istedi. Bugün, bu sunuş HÜDA PAR olarak ortaya çıktı. Bu nedenle HÜDA PAR’ı tanımak ve gerçek yüzünü topluma göstermemiz gerekiyor. Sistem sıkıştığı dönemlerde din konusunu ileri sürerek toplumu kendi kontrolü altına tutmaya çalışır. Bugün başvurulan yöntem de budur.”

İkisinde itibarı kalmadı

Bedri Fırat, her dönemde Kürt hareketine karşı, bazı işbirlikçilerin kullanıldığını hatırlatarak, 1925 Hareketi’nden bazı örnekler vererek şunları belirtiyor: “1925 Hareketi’nde de bu yönlü bazı kişiler kullanıldı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda da kendisi ile birlikte hareket eden tarikatlar ve tarikat lideri kisvesi altında bazı isimleri bir araya getirerek kullanıldı. Bugün AKP de aynı şeyi yapmak istiyor. Bazı isimleri kullanarak kendini temize çıkarmak istiyor. Dini kullanarak toplumu kontrol altında tutmak istiyorlar. Hizbullah’ın şiddetle anılan ismini kullanarak toplumu sindirmek, korkutmak ve böylece seçim sonuçlarını manipüle etmek istiyorlar. 90’lı yıllarda sistemle birlikte yaptıkları saldırılarla toplumda büyük kaygılara neden olan cinayetler işlediler. Bu cinayetler toplumda bir tedirginlik yarattı. Bugün AKP ve sistem Hizbullah’ın devamı ile ittifak yaparak bu korkuyu kullanmak istiyor. Yeniden toplum üstünde bir korku yaratmak istiyorlar ve HÜDA PAR ile ittifak yapıyorlar. HÜDA PAR bugün çıkıp Şeyh Said, Seyid Rıza’nın ismini ileri sürerek Kürt toplumu içinde kendine yer edinmek istiyor. Bunun için Şeyh Said’den söz ediyorlar.”

İnsani bir hareket

Şeyh Said hareketinin içinde Alevilerin yanı sıra Müslüman olmayan insanların da olduğunu belirten Fırat, şunları ekliyor: “Kürt toplumuna şunu söylemek istiyorum. Şeyh Said’i bilerek, tanıyarak hareket etsinler. Şeyh Said hareketinin içerisinde Alevisi de vardı, Sünnisi de vardı. Müslüman olmayan Fehmi Bilal da vardı. 1925 Hareketi insani bir harekettir. Toplumu ayrıştırmadan, Kürt toplumu arasında bir birlikteliği oluşturmak amacı ile yapılan bir harekettir. Hizbullah’ın gerçek yüzü bütün toplum tarafından biliniyor. HÜDA PAR ise onun sadece isim değiştirmiş halidir. Toplum içerisinde kayda değer bir etkisi yoktur. AKP toplumda korku yaymak için HÜDA PAR ile ittifak yapmıştır. Din adamlarının, kanaat önderlerinin topluma bu gerçeği anlatması gerekir. Gerçek yüzünü ortaya çıkarmak gerekir. Bu hepimize düşen bir görevdir. HÜDA PAR, Kürt din alimlerini hedef aldı, kendisi gibi düşünmeyen yurtsever Kürt halkını hedef aldı, zaman zaman Alevi ve Sünni çelişkisini ortaya koyarak toplumu birbirinden ayrıştırdı. Şeyh Said ise Kürt toplumunun tüm kesimleri birleştirmek, bir arada tutmak için çaba gösterdi. Bir nevi Medine Sözleşmesi’ni uyguladı diyebiliriz. Hiçbir zaman toplumdaki farklı inançlar ve etnisiteye sahip kesimlere farklı bakmadı, insani bir bakış açısı vardı Şeyh Said’de. Şeyh Sait 1925’te evinden çıktığında aile fertleri kendisini bu hareketten vazgeçirmek için çocuklarının, ailesinin başına gelecekleri düşünüp bu hareketten vazgeçmesini isterler. Verdiği cevap dikkate değerdir. Der ki; ‘Ne benim ailem Hz. Hüseyin’in ailesinden değerlidir ne de ben ondan daha değerliyim.’ Şeyh Said’in yaşatma duygusu var, HÜDA PAR’da yok etme duygusu var. HÜDA PAR selefidir. Bugün kelle kesmeyi kendine yöntem olarak benimsemiş bir topluluktur. Kele kesmek ile övünürler. Bunu DAİŞ uygulamalarında da gördük. Birçok insanın kafasını kestiler ve bunu da görüntülü olarak topluma yaydılar. Hizbullah’ın 90’li yıllarda ortaya çıkan görüntüleri aynı bugünkü DAİŞ görüntülerine benziyordu. Halbuki Şeyh Said her defasında, din alimlerinin görevleri sadece para toplamak ve ibadet etmek değil, topluma öncülük yapmak ve haksızlığa karşı durmak olduğunu söylemiştir. Bu bir nevi Hüseyni bir çizgidir. Zalime karşı mazlumu savunmaktır. HÜDA PAR’da ise iktidar yanlısı ve kele uçuran bir anlayış hakimdir. Bu da Şeyh Said çizgisi ile uyuşmaz.”

Sıfır olarak HÜDA PAR

HÜDA PAR’ın, Cumhur İttifakı için bir seçim başarısı ortaya koyamayacağını belirten Fırat, bu partinin Kürt toplumu üzerinde kayda değer bir etkisi olmadığını söylüyor. Fırat, HÜDA PAR’ın seçimdeki şansı ile ilgili şunları vurguluyor: “Bu kadar yıl sistemin tarafından beslendiği halde kayda değer hiçbir başarısı yoktur. HÜDA PAR’ın yaptıkları bütün Kürt toplumu tarafından bilinmektedir. Hücre evleri, mezar evleri biliniyor. İnsanları canlı canlı gömmeleri ve işkenceleri unutulmadı. Toplumsal hafıza bunu unutmadı. Böyle olduğu için HÜDA PAR’ın başarılı olma şansı sıfırdır. Sadece sistem sıkıştığı için toplumda korku yaratarak bir yere varmak istemektedir. Bunda da başarılı olmaları mümkün değildi. HÜDA PAR ile AKP’nin ittifakı yeni değildir. Bugün seçimler yaklaştığı için herkesin gözüne batıyor ama bu eski bir ittifaktır. MHP’nin HÜDA PAR ile ittifaka ses çıkarmamasının tek nedeni HÜDA PAR’ın sistem tarafından yaratılan ve kendi kontrolünde olan bir güç olmasıdır. HÜDA PAR kullanılmak üzere bir kenarda tutulan bir araçtır. Şimdi kullanmak istiyorlar.”

DAİŞ’e kalkan oldular

Her kritik anda sistemin yanında yer alan HÜDA PAR’ın Kürdi söylemlerle ve Şeyh Said adını kullanarak Kürt halkını etkilemeyeceğini belirten Bedri Fırat, HÜDA PAR’ın Kobanê olayları sırasında DAİŞ’e kalkan olduğunu söylüyor. Fırat sözlerini şöyle bitiriyor: “Kobanê olaylarına baktığımızda çıkış nedeni devletin sinyal vermesi ile hücrelerde bekleyen HÜDA PAR’lıların toplumun karşısına çıkıp saldırmalarıdır. Bugün Yasin Börü’yü alıp topluma masum olarak gösteriyorlar. Temelde öyle bir şey yok. Bu kişinin elinde silah var ve toplumun üzerine ateş açıyor. Yani o kadar masum ve mağdur olan bir kişi değil. Ama sistem bunu farklı gösterdi. HÜDA PAR’lılar, DAİŞ’e karşı tepkisini ortaya koyan Kürtlere saldırdılar. Saldırtıldılar. DAİŞ ile Kürtler arasındaki bir çatışmaya taraf oldular ve DAİŞ’in yanında yer aldılar. Bu durum bunların DAİŞ ile olan bağlantılarını ortaya koyuyor. İkinci olarak sistem onlara sinyal vererek toplum içinde kargaşa ve provokasyon yaratmak için kullandı. İnsanların üzerine ateş açtılar, toplum buna tepki gösterdi. O dönemde HÜDA PAR’lıların elindeki silahlar etkisiz hale getirilmeseydi birçok insanın ölümüne neden olurdu. Her nedense ölen 55 kişinin içerisinde sadece birkaç HÜDA PAR’lı mağdur olarak gösteriliyor. Orada HÜDA PAR’a herhangi bir saldırı yoktu. İnsanlar DAİŞ’i protesto ediyorlardı. Güvenlik güçleri HÜDA PAR’lıları ileri sürüp topluma saldırmanın bahanesi yaptılar. Seçim sürecinde bütün Kürt din alimlerinin sahada olması gerekiyor. Bunların seçim sürecinde provokasyon yapmalarına izin vermemek gerek. Sistem yanlısı propagandalarını boş çıkarmak gerekiyor.”

#Şeyh #Saitin #torunu #Şeyh #Hüseynidir #HÜDA #PAR #DAİŞlidir

21 yılda AKP: Yok edilen kentler

AKP’nin 21 yıllık iktidarı döneminde izlediği rantçı, doğa karşıtı ve savaş yanlısı politikaları yüzünden 3 il ve 10 ilçe tamamen kullanılamaz hale geldi. Yine aynı politikalardan dolayı birçok il ve ilçe de büyük yıkıma maruz kaldı

Selman Çiçek

AKP’nin 21 yıllık iktidarı döneminde izlediği rantçı ve savaş yanlısı politikalar, çözüm yerine çok sayıda yaşam alanının yok olmasına neden oldu. Barış yerine savaş politikalarından dolayı Cizir, Hezex, Silopya, Sur, Nisebin; daha fazla kâr uğruna insan yaşamlarını hiçe sayan ve imar afları ile gündeme gelen rantçı politikalarından dolayı Hatay, Semsur, Mereş, Weranşar, Îslahiye, Nurdağı; doğa karşıtı politikalarından dolayı Heskîf ve Yusufeli büyük bir yıkıma uğradı.

Vahşet bodrumları ve Cizîr

AKP’nin savaş politikalarından biri de Şirnex ilçesine bağlı Cizîr ilçesi idi. Tarihi geçmişi ile bilinen bir yerleşim alanı olan ilçe, özyönetim direnişlerinin olduğu dönemde devletin ağır silahlarla müdahale etmesi sonucu büyük bir yıkıma maruz kaldı. Cizîr’in dört mahallesi tamamen yıkıldı. 14 Aralık 2015’te ilan edilen sokağa çıkma yasağı ardından 79 gün süre boyunca süren çatışmalarda yaşamını yitirenlerin sayısı, cenazelerin önemli bir kısmının teşhis edilememesi, cenazelerin farklı illerde ve kimlik teşhisi yapılmadan gömülmeleri nedeniyle net olarak belirlenememiştir. Tespit edilen cenaze sayısı 251, toplamda tahmin edilen sayı 280’in üzerindedir.

Tarihte “vahşet bodrumları” olarak adlandırılan 3 adet bodrum katından çıkarılan cenaze sayısı 167’dir. Bu cenazelerden 41’i çocuk, 22’si kadındır. Yine bu cenazelerden 79’unun kimliği tespit edilemedi. 150’den fazla cenazenin de yakılmış halde olduğu tespit edildi. AKP’nin çözüm yerine savaş politikalarında ısrar etmesi sonucu 110 bin kişinin göç ettiği ilçede 1200 yapı ağır hasar alırken 10 bin yapı da hasar gördü.

Hedefteki bir ilçe: Hezex

Şirnex ili Hezex ilçe merkezi de AKP’nin yıkım politikasından nasibini aldı. 16 Şubat 2016 günü ilan edilen ve 43 gün süren sokağa çıkma yasağında yaşanan çatışmalarda 7’si çocuk, 2’si kadın olmak üzere 24 sivil yaşamını yitirdi. 2015 nüfus verilerine göre 26.511 olan ilçe nüfusunun, yaklaşık %80’i zorla yerinden edildi. Turgut Özal Mahallesi’nin neredeyse tamamı yıkıldı.

Taybet İnan ve Silopiya

Şirnex’in Silopiya ilçesinde 14 Aralık 2015 günü ilan edilen sokağa çıkma yasağının ardından başlayan çatışmalar 19 Ocak 2016’da sona erdi. Bu çatışmalarda 29 yurttaş yaşamını yitirirken sokakta insan cesetlerinin günlerce bekletildiği Taybet İnan’ın görüntüsü hafızalardan silinmedi. 2015 yılında adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre nüfusu 101.605 olan ilçede bu süreçte yaklaşık 11 bin kişi zorla yerinden göç ettirildi. Bakanlar Kurulu kararıyla Barbaros, Başak, Cudi, Karşıyaka, Şehit Harun Boy, Nuh, Yenişehir ve Yeşiltepe mahallelerini kapsayan 404.07 hektar alan riskli alan ilan edilerek yıkıldı.

Tamamen yıkılan ilçe Nisebîn

AKP’nin çözüm yerine savaşta ısrar eden politikalarından dolayı en çok etkilenen ilçelerden biri de Nisebîn oldu. 1 Ekim 2015 tarihinde başlayan çatışmalarda ilçe merkezi ağır bir saldırıya maruz kaldı. Yaşanan çatışmalarda 2’si kadın 1’i çocuk 18 sivil yaşamını yitirdi. Bütün kentlerde olduğu gibi, Nisebîn’de de çatışmalar süresince kentte büyük hasarla oluştu. 2015 nüfus verilerine göre nüfusu 113.594 olan ilçede, 45 binin üzerinde bir nüfus zorla yerinden edildi, komşu ilçelere ve köylere göç etti. Operasyonların bittiğine dair 3 Haziran 2016 tarihinde Mardin Valiliği’nin yaptığı açıklamanın ardından ilçede yıkım çalışmaları başlamış, alanda herhangi bir hasar tespit çalışması ve durum analizi yapılmadan ilçenin önemli bir kısmının haritadan silinmesi süreci başladı. İlçede 765,61 hektarlık alana ilişkin riskli alan kararı alınarak yurttaşların evleri yıkılarak yerlerine TOKİ yapıları yapıldı.

Tarihiyle yok edilen ilçe: Sûr

Özyönetim sürecinin simge yerlerinden biri olan Amed’in Sûr ilçesi yıkımın hem en çok olduğu yer olurken hem de kültürel soykırıma maruz kaldı. 14 Ağustos 2015 tarihinde Sûr’da özyönetim ilanı gerekçe gösterilerek, Diyarbakır Valiliği tarafından sokağa çıkma yasağı ilan edildi. 2 Aralık’ta ise dünyadaki en uzun ilan edilen sokağa çıkma yasağı uygulandı. Yasakların ilan edilmesiyle ilçe ağır silahlarla bombalandı. Zaman zaman hava araçları ile yapılan saldırılarda nüfusun neredeyse tamamı yerinden edildi. Çatışmaların bitmesinin ardından sokağa çıkma yasağı devam ettirildi. Tarihi bir mekana sahip olan Sûr ilçesinin büyük bir bölümü yıkılarak yerine kent mimarisine aykırı konutlar inşa edildi. TMMOB Diyarbakır İKK tarafından yürütülen çalışmada 706 işyeri ve konutun hasar tespiti yapıldı. İlçede bulunan Kurşunlu Camii, Hacı Hamit Camii, Paşa Hamamı, Mehmet Uzun Evi, Ermeni Katolik Kilisesi, Dört Ayaklı Minare gibi kimi tescilli yapılar ağır hasar aldı.

AKP’nin 21 yıllık iktidarında halkın bütçesi sadece savaşa ayrılırken halklar adeta ölüme terk edildi. Kentler adeta müteahhitlerin insafına bırakılırken rant uğruna her yıl imar afları ile kaçak

yapıların önü açıldı. Türkiye birinci dereceden deprem bölgesi olmasına rağmen deprem uzmanların tüm uyarılarına kulak kapatan AKP, 21 yıllık iktidarında rant uğruna sağlıksız yapılara göz yumdu. Mereş merkezli deprem 10 ilde 50 binden fazla insanın ölümüne neden olurken binlerce ev ağır hasar aldı. 4 kent merkezi, onlarca ilçe adeta haritadan silindi.

Yok olan Hatay

Depremin en çok etkilediği kentlerden biri olan Hatay adeta haritadan silindi. Hatay, merkez Antakya ve Defne ilçesi başta olmak üzere Samandağ, Kırıkhan, Altınözü ve Hassa’da büyük bir yıkım yaşadı. Depremin ilk beş günü hiçbir devlet kurumunun uğramadığı Hatay’da 5.696 ev yıkıldı. 20 binin üzerinde yapı ise kullanılamaz hale geldi. 30 bin insanın yaşamını yitirdiği Hatay’da 200 bin insan göç etmek zorunda kaldı. Arap ve Alevi halkının çoğunlukta yaşadığı kentte demografyasının değiştirilme endişesi halen devam ediyor.

Semsûr oldu Acıyaman

Depremin yok ettiği merkezlerden biri de Semsûr oldu. Semsûr kent merkezi ve Sergolan ilçesinin neredeyse tamamı yıkıldı. Semsûr’da 2 bin 349 bina yıkılırken 9 bin 844 bina ise ağır hasar aldı. 10 bine yakın insanın öldüğü Semsûr’da halk dayanışma ile acıları sararken devlete en büyük öfkenin olduğu illerden biri oldu. Halk enkaz altında sevdiklerini ararken Semsûr Valisinin gülümsemesi hiçbir zaman unutulmayacak bir an olarak tarihe geçti.

Mereş ölüm ovasına dönüştü

Depremin ana merkezlerden biri olan Mereş’te yıkım diğer kentlerdeki görüntülerden farklı değildi. Bazarcix, Elbistan, Onikişubat, Türkoğlu ilçelerinin yüzde sekseni yıkıldı. Bereket dolu ovalarından geçen fay hattı kentte büyük tahribe neden olurken özellikle nufüsün büyük çoğunluğu oluşturulan köylere günlerce destek götürülmedi. Halk dayanışma ile kendi yaralarını sararken AKP iktadarı halkın sorunlarına çare bulmak yerine dayanışma merkezi olan cemevine kayyum atadı. 3.752 binanın yıkıldığı kentte 15 bin 940 yapıda ise ağır hasar var.

Nurdağı, Îslahiye ve Weranşâr

Depremin etkili olduğu illerden biri olan Dîlok’un Nurdağı ve İslahiye ilçesi de adeta yok oldu. Yıkılan binaların birçoğunda AKP’li meclis üyeleri de olan müteahhitlerin imzası vardı. Nurdağı’nda yaptığı evler yıkıldığı için AKP’li belediye başkanı tutuklandı. Her iki ilçe de yok olurken ilçelerin tamamının yıkılmasına karar verildi. Benzer bir yıkım ise Meletî’nin Weranşar ilçesinde oldu. Weranşar’da 12 bin binadan 6 bini yıkıldı.

Heskîf sular altında

AKP’nin rant politikaları sadece depremde yıkmadı. Doğayı esas almayan sadece rant politikası ile hareket eden AKP, yaptığı barajlar ile Heskîf ve Yusufeli ilçelerini sular altında bıraktı. Tarihi 12 bin yıl öncesine kadar uzanan, dünya üzerindeki en eski yerleşim alanlarından biri Elîh’in Heskîf ilçesi. Çok sayıda medeniyetin izlerini taşıyan ve 1981 yılında SİT alanı ilan edilen Heskîf, Ilısu Barajı ve hidroelektrik santrali projesi ile sular altında kaldı. Doğa severlerin tüm çağrılarına kulak kapatan AKP iktidarı, sadece bir şehri değil 12 bin yıllık tarihi de sular altında bıraktı. Tarihi yapıların yanı sıra elverişli Botan vadisinin bir kısmı da sular altında kaldı.

Hafızasızlığın son halkası: Yusufeli

AKP iktidarının sular altında bıraktığı ilçelerden biri de Artvin’in Yusufeli ilçesi. Türkiye’nin en büyük barajı olarak inşa edilmesi ile övünen AKP iktidarı, bir ilçenin tamamının göç etmesini ise umursamadı.

 

#yılda #AKP #Yok #edilen #kentler

İstanbul’da gözaltına alınanlardan 15’i serbest 1’i tutuklandı

Kemal Korkut Futbol Turnuvası’nın yanı sıra katıldıkları eylem ve etkinlikler nedeniyle gözaltına alınan 15 kişi serbest bırakılırken, HDP Esenyurt İlçe Yöneticisi Sedat Uğraş ise tutuklandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında 3 Nisan’da Halkların Demokratik Partisi (HDP) Gençlik Meclisi üyeleri ve Demokratik Modernite dergisi çalışanı gazeteci Sema Korkmaz’ın da bulunduğu 16 kişinin evine polis baskın düzenledi. Gözaltına alınan isimler, Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Soruşturma dosyasına gizlilik kararı getirilirken, gözaltına alınanların “Örgüte üye olmak” iddiasıyla suçlandıkları öğrenildi.

Dün emniyette ifadeleri alınan isimlere basın açıklamaları, sanal medya paylaşımları ve telefon tapeleri yanı sıra HDP Gençlik Meclisi’nin düzenlediği Kemal Korkut Futbol turnuvası ve pikniğe katılmaları soruldu. Söz konusu isimler, savcılıkta ifade vermek için bugün Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ne çıkarıldı. Savcılık, 9 kişi hakkında adli kontrol şartıyla serbest bırakılma, Sema Korkmaz’ın da aralarında bulunduğu 7 kişi hakkında ise tutuklama talep etti.

İstanbul 4’üncü Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilen ve Sema Korkmaz’ın da içinde bulunduğu 7 isim hakkında tutuklama arasında bulunan 6 kişi adli kontrol uygulaması ile serbest bırakılırken, HDP Esenyurt İlçe Örgütü Yöneticisi Sedat Uğraş hakkında ise tutuklama kararı verildi.

Kaynak: MA

#İstanbulda #gözaltına #alınanlardan #15i #serbest #tutuklandı

Meclis tatile girdi

Meclis, 14 Mayıs’ta gerçekleşecek seçim sonrasına kadar tatile girdi

Meclis,14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ve 28. dönem seçimleri nedeniyle, “seçim tatili” kararı aldı. Meclis, 14 Mayıs seçimlerinin Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından kesin olarak açıklanmasından 3 gün sonra açılacak.

ANKARA

#Meclis #tatile #girdi

Şenyaşar ailesine İHD üyeleri eşlik etti

Adalet Nöbeti’nin 745’inci gününde Şenyayar ailesinin iftar sofrasına İHD Rıha Şubesi eşlik etti

Riha’nın Pirsûs (Suruç) ilçesinde, 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti,745’inci gününde devam ediyor.

Riha’nın Pirsûs ilçesindeki evlerinden Urfa Adliyesi önüne gelerek, “Şenyaşar ailesi için Adalet” pankartı önünde nöbetlerini sürdüren aile, Ramazan ayı dolayısıyla iftarlarını da burada açıyor. Ailenin bugünkü İftarına, İnsan Hakları Derneği (İHD) Riha Şubesi eşlik etti.

İftardan sonra kısa bir açıklama yapan İHD Riha Şube Eşbaşkanı Mustafa Vefa, İHD Urfa şubesi olarak en başından beri adaletsizliğe maruz kalan ve adalet çığlığını adliye yükselten ailenin yanında olduklarını söyledi. Şenyaşar ailesinin, sadece kendi adaletleri için adliye önünde oturmadıklarını ifade eden Vefa, “Adalet talepleri bizler içindir. Bizlerin daha güvenli bir şekilde hayatlarımızı sürdürebilmemiz için bu mücadeleyi yürütüyorlar. Adalet sağlanana kadar hem dün hem bugün hem de yarın Şenyaşar ailesinin yanında olmaya devam edeceğiz. Adalet çağrılarına kulak tıkayanlara karşı aile ile birlikte daha yüksek bir sesle çağrıda bulunacağız” dedi.

Ardından konuşan Ferit Şenyaşar, İHD Riha Şubesinin 5 yıllık adalet mücadeleleri boyunca kendilerini bir an bile yalnız bırakmadığını belirterek kendilerine teşekkür etti. Mücadelelerini sonuna kadar sürdüreceklerini kaydeden Şenyaşar, “Yargıyı hep birlikte özgürleştireceğiz. Artık hâkimler, savcılar adil bir karar verdiklerinde, ‘yarın başımıza ne gelir’ tereddüdüne kapılmayacak. Adalet gelene kadar mücadelemiz sürecek” diye konuştu.

RIHA

#Şenyaşar #ailesine #İHD #üyeleri #eşlik #etti

TJA’lı 23 kadının iddianamesi Amed’e gönderildi

TJA aktivisti 23 kadın hakkında hazırlanan iddianame “yetkisizlik” kararıyla Amed’e gönderildi

Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA) aktivistlerine yönelik Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “örgüt yöneticiliği” ve “örgüt üyeliği” iddiasıyla yürüttüğü soruşturma kapsamında 23 kadın hakkında hazırlanan iddianame mahkemeye sunuldu.

İddianameyi değerlendiren Ankara 25’inci Ağır Ceza Mahkemesi, yetkisizlik kararı vererek dosyayı Amed’e gönderdi.

23 Kadına ilişkin iddianame hazırlanırken, 27 kadın hakkında ise savcılık, “örgüt üyeliği” suçlamasıyla ayrı bir soruşturma yürütüldüğünü belirtti.

Ne olmuştu?

TJA aktivistlerine yönelik Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “örgüt yöneticiliği” ve “örgüt üyeliği” iddiasıyla yürüttüğü soruşturma kapsamında 50 kadın hakkında gözaltı kararı verildi. Soruşturma kapsamında 29 Kasım 2022’de Ankara, Mûş, Mêrdîn, İstanbul, Amed, Adana, Sêrt, Wan, Agirî, İzmir, Riha, Mersin, Dîlok ve Şirnex’te 57 adrese baskın yapıldı ve 21 kadın gözaltına alındı.

“Örgüt yöneticiliği” ve “örgüt üyeliği” iddiasıyla 3 Aralık 2022’de tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen kadınlardan Figen Aras, Mekiye Ormancı, Figen Ekti, Didar Çeşme, Bedia Akkaya, Hatice Güngör, Hülya Kınağu ve Gülistan Dehşet, tutuklanarak Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’ne gönderildi.

Yeliz Ayyıldız Kıyak, Hülya Taşar, Zekiye Güler, Sultan Esen, Meral Şimşek, Zeynep Boğa, D.A., Merve Tekin Demirel, Hazal Aras, Aysel Ceylan, Beritan Canyaş, Tamcihan Çelebi ve Hatice Ay, mahkeme tarafından ev hapsi şartıyla serbest bırakıldı.

Kaynak: MA

#TJAlı #kadının #iddianamesi #Amede #gönderildi

Sancar iftar programında konuştu: Zulmün sonu irademizdir

Wan’da iftar programında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, Kürt sorunu ve seçimler ile ilgili konuştu. Sancar, ‘Bu sistemi değiştirecek gücümüz, inancımız var’ vurgusu yaptı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Yeşil Sol Parti’nin büro açılışı sonrası iftarda halkla bir araya geldi. Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma, Dayanışma, Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER) öncülüğünde kentteki bir düğün salonunda düzenlenen iftar yemeğine yüzlerce kişi katıldı.

Burada konuşan Sancar, Kürt sorunu ve yaklaşan seçimler ile ilgili şu ifadeleri kullandı:

“Bu ayın sonu bayramdır, kışın sonu ise bahardır. Zulmün sonu irademizdir. Bu zulüm ve savaş rejiminin sonunu bizlerin iradesi getirecektir. Önümüzdeki seçimler bunun için çok önemli bir yol ayrımıdır. Bu yol ayrımı doğru yürürsek baharı getiren ışıkları hep birlikte aydınlatacağız. Yolumuzu aydınlatacak olan şey bizlerin mücadelesi, bu mücadeleyi buraya getiren on binlerin kararlığı ve bedelidir. Bütün baskılara ve zulme rağmen boyun eğmeyen Kürt halkı bizleri buraya taşımıştır. Bu ülkenin kaderini değiştirecek gücü ortaya çıkartmıştır. Bizler Kürt halkının biriktiği değerli tecrübeyi bu ülkede değişimi sağlamak için kullanacağız. Önümüzdeki yol ayrımı önemlidir. Biri bu zülüm düzenin yerleşmesidir biri de demokratik bir ülkeyi kurmaktır. Mücadelemiz demokratik cumhuriyeti kurmaktır. Kürt sorununa demokratik çözüm getirmek için mücadele ediyoruz. Buna gücümüz var, buna inancımız var. Bu konuda da irademiz sağlam.”

Kaynak: MA

#Sancar #iftar #programında #konuştu #Zulmün #sonu #irademizdir

YNK: Türkiye Kürt karşıtlığı nedeniyle seferleri durdurdu

YNK, Türkiye’nin Kürt karşıtlığı nedeniyle Süleymaniye havalimanını hava sahasına kapatma kararı aldığını ve ‘YNK’nin Kürtlere karşı saldırılara öncülük etmediğini’ belirtti

Kurdistan Yurtseverler Birliği (YNK), Türkiye’nin Süleymaniye havalimanını hava sahasına kapatma kararına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

YNK’nin resmi internet sayfasında yer alan açıklamada, “Türk devleti ikinci kez Süleymaniye’ye hava sahasını kapatıyor. İlkinin nedeni bağımsızlık amacıyla 2018 yılında gerçekleştirilen referandumdu. Süleymaniye Uluslararası Havalimanı ile Türkiye arasındaki uçuşların ikinci kez askıya alınmasının nedeni ise Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin Rojava Kürtleri ile yaptığı işbirliği olarak ifade ediliyor. Yani ‘Kürt karşıtlığı’ nedeniyle Süleymaniye seferleri durduruldu” denildi.

‘YNK Kürtlere karşı saldırılara öncülük etmiyor’

YNK’nin Kurdistani bir güç olduğu vurgulanan açıklamada, “Mücadelesi bütün Kürdistan içindir. Eğer Kürtler ve Kürdistan için DAİŞ tehdidi bulunuyorsa, YNK oraları savunmaya hazırdır. Hewlêr ve Kobanê için nasıl yardıma gittiyse diğer yerlere ve parçalara da yardım etmeye ve terörist tehdidini ortadan kaldırmak için gitmeye hazırdır. Buna da gerçek Kürtlük denir. YNK, Kürtlük adına çalışmalar yapıyor ve diğer güçler gibi Kürtlüğe ve Kürtlere yönelik saldırılara öncülük etmiyor” ifadelerine yer verildi.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç, Türkiye hava sahasının Süleymaniye Uluslararası Havalimanı’nı iniş/kalkış için kullanacak hava araçlarının kullanımına 3 Nisan itibarıyla kapatıldığını, 3 Temmuz 2023 tarihine kadar geçerli olması öngörülen kararın, gelişmeler ışığında yeniden gözden geçirileceğini bildirmişti.

DIŞ HABERLER

#YNK #Türkiye #Kürt #karşıtlığı #nedeniyle #seferleri #durdurdu

BK: Türkiye’de en çok basın ve ifade özgürlüğü davaları bekliyor

AİHM’in kararlarını denetleyen Bakanlar Komitesi, 2022 yılına ilişkin raporunda, Türkiye’de en çok ifade ve basın özgürlüğüne ilişkin davaların beklediği belirtildi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarının uygulanmasını denetleyen Bakanlar Komitesi (BK), AİHM’e üye olan 46 ülkenin temel insan haklarına ilişkin uygulamalarını içeren 2022 yılına ilişkin yıllık raporunu yayınladı.

Raporda, 2022’de savaşın Avrupa’ya geri döndüğü ve Rusya’nın AİHM kararlarını uygulama yükümlülüğü devam etmesine rağmen, sisteme katılımını durdurduğu belirtilirken, Rusya’nın konseyden çekilmesine rağmen, Rus sivil toplumunun, başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere diğer uluslararası kuruluşlarla bu konudaki temasını arttırdığını ve yasal yükümlülüklerin Rus yetkililere hatırlatmaya devam ettiği ifade edildi.

Pandemi döneminin 2021 yılında da ciddi zorluklar oluşturduğunu ve BK’nin bu dönemde dört toplantı sonucunda rekor sayıda vaka incelediğinin ifade edildiği raporda, davalı devletlerin durumu benimsememesinin ardından geçen yıl bin 100’den fazla davanın kapandığı bilgisi verildi.

Siyasi davalar

Ayrıca, özellikle sivil toplum kuruluşlarından ve ulusal insan hakları kurumlarından BK tarafından alınan, giderek artan sayıdaki bildirimler nedeniyle, yürütme sürecinin katılımcı niteliği ve şeffaflığının daha da geliştiği de vurgulandı. Yürütme sürecinde hala bir takım önemli zorluklarla karşı karşıya olduğu belirtilen raporda, Türkiye’de tutuklu bulunan iş insanı Osman Kavala ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş için “kısıtlamaların öngörülen amaçlar dışında kullanılarak, gizli amaçla siyaset yapılmasının engellenmesi” ni düzenleyen 18’inci madde ile ilgili artan davaların sistemi zorladığı aktarıldı. Yine devletler tarafından eylem planları, raporları ve adil tazmin ödemesinin teyidi gibi, yürütme süreci için hayati önem taşıyan bilgilerin geciktirilmesinin de endişeleri arttırdığı bilgisine yer verildi.

Raporda BK, 2022’de, AİHM’den infazlarının denetlenmesi için Türkiye’den 77 dava devraldığı ifade edilirken bu rakamların; 2021’de 106, 2020’de ise 103 olduğu hatırlatılarak, 31 Aralık 2022 itibariyle Türkiye ile ilgili 36 “önde gelen dava” dahil olmak üzere, uygulamayı bekleyen 480 dava bulunduğuna vurgu yapıldı. “Gelişmiş gözetim” altındaki acil ve önemli davalardan 25’inin beş yıl veya daha uzun süre, “standart gözetim” altındaki önde gelen davalardan 53’ünün ise beş yıl veya daha uzun süredir beklemede olduğu belirtildi.

Kavala gündemde

BK’de AİHM tarafından kesinleşen davaların özellikle “ifade özgürlüğü ve toplanma özgürlüğü hakları, yargının bağımsızlığı, yeterli gerekçe olmaksızın gözaltı, soruşturmaların etkisizliği, cezasızlık ve aile içi şiddetle” ilgili dava gruplarının içerdiğinin de paylaşıldığı raporda, Türkiye için 2022 yılı boyunca “gelişmiş denetim altındaki” önde gelen 18 davanın kabul edildiği ifade edildi. Raporun bu bölümünde, vakalardan üçünün komite tarafından yıl içinde en az iki kez incelendiği ifade edilirken, bunlardan özellikle Osman Kavala davasının komitenin tüm olağan toplantılarında ele alındığı vurgulandı.

Raporda, Komitenin “mülkiyet hakları, adil yargılanma hakkı veya özel yaşama saygı hakkı” gibi konulara ilişkin olarak “gelişmiş gözetim altındaki” üç önde gelen dava ve “standart gözetim altındaki” 23 önde gelen dava da dahil olmak üzere, Türkiye ile ilgili 107 davayı kapattığı da belirtilirken, kapatılan davalardan 13’ünün, 10 yılı aşkın bir süredir Komite önünde beklediği bilgisi paylaşıldı.

Raporun Türkiye bölümünde, en çok vurgu yapılan dava, Osman Kavala davası oldu. “İhlal prosedürü” başlatılan Kavala davası hakkında, Türkiye aleyhine başlatılan istisnai işlemler 2022 yılında da devam etti. Raporda, “Türk yetkililerle üst düzey toplantılar gerçekleştirildi ve komite gelişmeleri haftalık olarak takip ederek, ayrıca özel bir irtibat grubu kurdu” denildi.

İfade ve basın özgürlüğü

Raporda AİHM Kararları İcra Dairesi Başkanı Clare Ovey’in de görüşlerine yer verildi. Ovey, “En çok Türkiye’de ifade özgürlüğü ve gazetecilere ilişkin bekleyen davalar var ama Türkiye bu konuda yalnız değil” dedi.

Ovey, Osman Kavala davasına ilişkin, “Osman Kavala konusunda özel bir prosedür başlatıldı. Bakanlar Komitesi bu konuyu inceliyor. Türkiye’nin Kavala’yı serbest bırakmasını bekliyoruz. Ancak seçim öncesi dönem ve sanıyoruz ki serbest bırakılması için iyi bir dönem değil. Komite hala Türkiye’ye bu konudaki sorumluluklarını hatırlatmaya devam ediyor” ifadelerinde bulundu.

Rapora göre BK, 2022’de 880 davayı görüşerek kapattı. Kapatılan bu davalara, bazen yasal veya anayasal değişiklikler de dahil olmak üzere, aynı ihlallerin tekrarlanmamasını sağlamak için tedbirlerin alınması gerektiği aktarıldı. Yine Aralık 2021’de 5 bin 533 olan toplam bekleyen dava sayısının Aralık 2022’de 6 bin 081’e yükseldiği ifade edilirken bu sayıdaki artışın temel nedeni olarak ise “Mahkeme tarafından komiteye aktarılan yeni dava sayısındaki artış olduğu” gösterildi.

2022’de rekor

Ayrıca raporda komitenin, 2022’de sivil toplum kuruluşlarından ve ülkelerin ulusal insan hakları kurumları olmak üzere 29 ülkeden 217 başvuru alındığı belirtilirken bu başvurular “rekor” olarak görüldü.

AİHM tarafından alınan kararların uygulanmasıyla ilgili komiteye, 2021 bin 379 dava, 2022’de ise mahkeme tarafından komiteye denetim için bin 459 dava ulaştırıldığı belirtilirken, bu sayılardaki artışın birkaç yıldır üst üste yaşanan düşüşün ardından gelindiğine işaret edildi.

Toplam yeni vaka sayısının en yüksek olduğu ülkeler sıralamasında Rusya 413 davayla birinci sırada, 145 dava ile Ukrayna ikinci sırada yer alırken; Romanya 137, Sırbistan 78 ve Türkiye 77 davayla beşinci sıra. En fazla “yeni önde gelen” vaka sayısına sahip ülkeler ise şöyle sıralandı: Romanya 15, Hırvatistan 13, Fransa 12, Bulgaristan ve Türkiye 11, Polonya ve Ukrayna 10 dava. Geçtiğimiz yıl sonunda toplam bekleyen dava sayısının en yüksek olduğu ülkeler ise 2 bin 352 davaya Rusya, 716 davayla Ukrayna, 509 davayla Romanya, 480 davayla Türkiye ve 285 davayla Azerbaycan olduğu belirtildi.

Bakanlar Komitesi geçtiğimiz yıl 880 davayı kapatırken, toplam kapatılan vaka sayısının en yüksek olduğu ülkeler 109 davayla Macaristan, 107 davayla Türkiye, 67 davayla Ukrayna, 57 davayla Sırbistan, 53 davayla da Moldova oldu. Komite tarafından, 2022’de en fazla “önde gelen vaka” kapanan ülkelerin başında ise Türkiye geldi. Türkiye 26, Ukrayna 16, Yunanistan ve Moldova 14, Hırvatistan 13 ve Bulgaristan 10 önemli davayı kapattı.

HABER MERKEZİ

#Türkiyede #çok #basın #ifade #özgürlüğü #davaları #bekliyor