Ana Sayfa Blog Sayfa 689

Bir abisini yitirdi diğerini de kaybetmek istemiyor

Abisi Turgay Deniz’i cezaevinde yitiren Bawer Deniz, tüberküloz hastası tutuklu ağabeyi Ulaş Deniz’in infazının yakılmasına tepki gösterdi

Cezaevlerinde bulunan yüzlerce ağır hasta tutuklu ölümle karşı bırakılırken, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın imzasıyla Ocak ayında yayımlanan “Sürekli Hastalık, Sakatlık ve Kocama Sebebiyle Kişilerin Cezalarının Hafifletilmesi veya Kaldırılması Hakkında İşlemler” genelgesi siyasi tutuklular için çözüm niteliği taşımıyor. Binlerce hasta tutsağın durumu ciddi risk barındıran cezaevi koşullarında daha da kötüleşirken, söylemde kalan genelge kaygıları artırmaktan öteye gitmiyor.

‘Pişmanlık dayatması’

Cezaevi koşulları nedeniyle hastalığa yakalananlardan tutuklulardan biri de Ulaş Deniz. Kandıra 1 No’lu Kapalı Cezaevi’nde tutulan 20 yıl hapis cezası alan  ve daha önce Tüberküloz hastalığı bulunan Deniz’’in cezaevi koşullarından dolayı hastalığı ilerken ayrıca kalp ve göz hastalıkları başladı. 28 Mart’ta İdare Gözlem Kurulu’na çıkarılan Deniz, “pişmanlık” dayatmasını kabul etmediği için infazı yakılarak, tahliyesi 6 ay ertelendi.

 ‘Birini kaybettim diğerini kaybetmek istemiyorum’

Konuya ilişkin konuşan Deniz’in kardeşi Bawer Deniz, çocukluktan beri kalbinde sorun olan  abisinin gözlerinde de sorun oluştuğunu söyledi. Deniz, “Yaklaşık bir sene önce hastalıklarına rağmen tahliye edilmeyen abim Turgay Deniz’i cezaevinde kaybettik. O da hastaydı ama tahliye etmediler. Bizim için çok zor bir süreçti. Şuan aynı durumu tekrar diğer abim için yaşayacağız diye çok korkuyorum. Sürekli belirsiz bir durum var. Bir abimi kaybettim diğerini de kaybetmek istemiyorum” diye belirtti.

‘Cezaevinde kalabilir raporu’

2 Şubat 2022 tarihinde yaşamını yitiren hastane raporuna ve tüberküloz nedeniyle 12 yıl tüple yaşamasına rağmen tahliye edilmeyen Turgay Deniz’den geriye ise “Hiçbir sığınağım yok. Çarşaflarım ancak haftada bir kere değiştiriyorum. Hastalandığımdan beri çok az uyku yüzü görüyorum. Hayat bana bir yük haline geldi”  notu kaldı. Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) abisine yaşamını yitirmeden önce “cezaevinde kalabilir” raporu verdiğini hatırlatan Deniz, ancak fenalaşması üzerine kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdiğini belirti.

Anne Gülnaz Deniz de şunları belirtti: “En son Turgay’la yaptığım telefon görüşmesinde ‘Anne beni burada bilinçli bir şekilde öldürüyorlar’ dedi.”

Kaynak: MA

#Bir #abisini #yitirdi #diğerini #kaybetmek #istemiyor

Bazarcixlı depremzedeler konteyner talep ediyor

Bazarcix’taki çadır kentlerde barınan depremzedeler, hijyen sorunlarının devam ettiğini, artması beklenen sıcaklarla birlikte salgın hastalıkların da yayılmasından endişe ettiklerini belirterek konteyner talebinde bulundu

Mereş Bazarcix’ta kurulan çadır kentlerde yaşayan depremzedeler, kurulan tuvaletlerin uzaklığından, hijyen problemleri ve kötü hava koşullarından kaynaklı mağduriyetler yaşıyor. Konteynır talepleri karşılanmayan depremzedeler, artması beklenen hava sıcaklıkları nedeniyle bulaşıcı hastalıkların artmasından endişe ediyor.

Fatih ve Cengiz Topel mahallelerinde kurulan çadır kentlerde kalan depremzedelerden biri olan Mustafa Horoz, tüm varlıklarını evlerine harcadıklarını ve evleri yıkılınca çaresiz kaldıklarını aktardı. Depremden 3-4 gün sonra kendilerine çadır verildiğini belirten Horoz, “İlk 2-3 gün bizim yurtsever insanlarımız el uzattı. Doğunun duyarlı insanı geldi. Dışarıdaki yurtsever insanlarımız desteğini hiç kesmedi. 3’üncü günden sonra devlet sahaya indi, çadırlar kurdu. Fakat devletin yardımını çok geç gördük. Hatta şu an gelen yardımlar da çok yetersiz” diye konuştu.

Koordinasyon merkezine kayyum

Halkların Demokratik Partisi (HDP) öncülüğünde Bazarcix’a bağlı Hasankoca Köyü’nde depremzedelerin ihtiyaçlarını karşılamak için kurulan kriz koordinasyonuna atanan kayyumu hatırlatan Horoz, “Koordinasyonda HDP sorumluları, yetkilileri vardı. O yönden devlet bunu çekemedi. Çekemeyince de kayyım atadı. Devlet koordinasyona kayyım atayınca 2’nci bir mağduriyet yaşandı. Bizi baş başa bıraksaydı, Hasankoca’ya gelen malzemeler tüm Pazarcık’a yetiyordu. Orada yardımlar daha koordineli yürütülüyordu. Bizim gönüllü insanlarımız engelleniyordu. O konuda devlet keşke biz halka karışmasaydı. Biz birbirimize yetiyorduk. O konuda mağduruz ve mağduriyetimiz hala devam ediyor” ifadelerini kullandı.

‘Konteynır kent talep ediyoruz’

Depremin 56’ncı gününe rağmen hala banyo, tuvalet ve su sıkıntısı çektiklerini söyleyen Horoz, “Yemek konusunda da sıkıntı var. Halk kendi kaderine terk edilmiş gibi. Durum kötü yani. Gerçekten deprem anında insanlar çok mağdur oldu. Artık bunun sonu nereye gider, bilmiyorum” diye konuştu. Devletin bulundukları Aşağı Bazarcix’a değil de yukarı Bazarcix’a konteyner kent yaptığını ve aşağıdakileri de yukarıya yönlendirdiğini aktaran Horoz, konteyner kentlerinde yetersiz olduğunu belirterek, “Hasankocalar ile Memişkahya köyleri arasındaki alanda devletin henüz konteyner konusunda her hangi bir çalışması yok. Bu da büyük bir mağduriyet. Aşağı Bazarcix için de konteynır kent talep ediyoruz. Çünkü biz bu bölgede yaşıyoruz ve iş alanımız bu bölgede” diye belirtti.

Konteyner talebine ‘kaynananda kal’ cevabı

Kendilerine konteyner verilmediğini belirten Remziye Zorba ise, kaymakamlığa giderek konteyner talebinde bulunduğunu fakat kendisine, “Adresiniz bir olduğu için kaynanana çıkar, sana çıkmaz” denildiğini aktardı. Horoz, “Zor günler yaşadık. Tuvalet sorunları oluyor. Tuvaletler biraz uzak. Şartlar gerçekten çok zor. Konteynıra geçersek güzel olur. Konteyner küçük. Nasıl kaynanamla bir oturayım? Bu yaşantı çok zor. Dayanılacak gibi değil. Bundan sonra da yaz gelecek. Uyuz bulaşır, hastalıklar ortaya çıkar. Çadırda nasıl dayanacağız bilmiyorum” ifadelerini kullandı.

Yardımlar azaldı

Yardımların önceki kadar gelmediğini ve yavaş yavaş kesildiğini belirten Zorba, kışın kötü hava koşullarını bir şekilde atlattıklarını, fakat yaz mevsiminin kendileri için çok zor olacağını söyledi. “Herkes gidecek, konteynırı olmayan ne yapacak? Tekrar hayata terk edilmiş mi olacak?” diye soran Zorba, “Ben konteynır talep ediyorum. Çok zor, yaşayan bilir. Nasıl olacak bilmiyorum? 60 gündür psikolojim bozuk, kendime gelemedim” şeklinde konuştu.

Çok para toplandı ama yardım yok

Mustafa Kasarca ise, kendilerine bir hafta sonra verilen çadırda soğuk havadan kaynaklı çok zorlandıklarını ifade ederek, “Susuz, aç ve odunsuz kaldık. Çok ızdırap çektik. Bugün 54 gündür çadırlarda kalıyoruz ve hala çok zorluk yaşıyoruz. Mağduriyetimiz çok. Türkiye’ye çok para geldi ama bize veren yok. Benim evimin 4-5 sütünü kırılmış. Eğer devlet evi yıkmazsa tamir edeceğiz. En azından 500 bin TL para gider. Ben bu parayı nereden getireyim?” diye sordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın depremzedelere vereceğinden söz ettiği 10 bin TL’yi kendisinin alamadığını belirten Kasarca, 2 defa Kaymakamlığa gittiğini ve “Neden herkese çıktı, bana çıkmadı?” diye sorduğunu fakat bir sonuç alamadığını aktardı. Kasarca, “Ben devletten ne talep edeceğim? Benim kütüğüm belli Pazarcık’ta. Devlet beni bilmiyor mu? Nüfusta yok mu ismimiz? Birkaç gün sonra bizim kağıtlarımız gelecek, oy kullanacağız. Onu biliyorlar da bunu bilmiyorlar mı?” diyerek tepki gösterdi.

‘Hiç yardım almadık’

Depremin ilk 6 günü eşiyle birlikte karın altında kaldıklarını ve kimsenin yardıma gelmediğini belirten Hatice Balçin ise, şunları kaydetti: “6 gün boyunca karla, yağmurun altındaydık. Ne devlet ne AFAD ne yardım. Hiç kimse gelmedi yanımıza. Hiç bir şeyimiz yok. Hiç yardım almadık. Bizim eve sağlam, kolonlarında ‘Bir şey yok’ diyorlar. Ama duvarlar harap olmuş. Eşyalarımız duruyor. Çıkaracak paramız yok. 5-10 kişi geliyorlar, 20 bin TL alıyorlar. Biz nereden getirelim? Ben konteyner talep ediyorum. Eşim hasta, ben hastayım. Belimde, omuzlarımda platin var.”

Haber: Rukiye Adıgüzel/ MA

#Bazarcixlı #depremzedeler #konteyner #talep #ediyor

2 yılda en az 138 kişinin tahliyesi engellendi

Cezaevlerinde oluşturulan İdare ve Gözlem Kurulu, 2 yılda en az 138 tutuklunun tahliyesini ‘iyi halli’ olmadığı gerekçesiyle engellendi

Türkiye cezaevlerinde tutuklular birçok farklı hak ihlallerine maruz kalıyor. Son yıllarda uygulanan ihlallerden biri de infaz yakma oldu. AKP-MHP tarafından meclise getirilen “Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik” 31 Mart 2020’de Resmi Gazete’de yayımlanarak, yürürlüğe girdi. Yönetmelik kapsamında oluşturulan İdare ve Gözlem Kurulu, infazını tamamlamış tutukluların “iyi halli” olup, olmadıklarını değerlendirerek infazlarını erteliyor. Tutuklular, kurul tarafından 6 veya 3 ayda bir değerlendirmeye tabi tutuluyor. İnfazlarını tamamlayan tutuklular, gözlem kurulunun keyfi raporlarıyla “iyi halli” sayılmadığı gerekçesiyle koşullu salıverme haklarından faydalanamıyor. İnfazı yakılan tutuklular arasında özellikle ağır hasta ve 30 yılını tamamlamış siyasi tutuklular bulunuyor.

Med Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu’nun (MED TUHAD-FED) verilerine göre, yönetmeliğin uygulanmaya başlandığı Ocak 2021 yılından 1 Nisan 2023’e kadar en az 138 tutuklunun tahliyesi keyfi gerekçelerle engellendi. Son dönemde ise en çok infaz yakan cezaevlerinin başında ise Bolu F Tipi ve Sincan Kadın Kapalı Cezaevi geliyor.

‘Hukuka aykırı’

İHD İzmir Şube Başkanı Zafer İncin, cezaevlerinde İdare ve Gözlem Kurulu kararları ile sistemleşen infaz yakmaları değerlendirdi. İnfaz yakmaların özel bir uygulama olduğuna dikkat çeken İncin, bunun özelikle 30 yıllık tutukluların tahliyelerini engellemeye yönelik olduğunu belirtti. Tutukluların ideolojik ve siyasi olarak sindirilmeye çalışıldığını kaydeden İncin, “Cezaevi idaresi, savcısı, görevli memuru hatta psikologları İdare Gözlem Kurul’unun himayesi altında ve oranın söyleminin dışına çıkmıyor. Burada kurul kendince toplanıp tutukluyla formalite bir görüşme yapıp oradan çıkacak takdir yetkisine dayanan bu süreç hukuka aykırı bir şekilde işliyor” dedi.

‘Gerekçeler keyfi’

İncin, “Burada siyasi saikler ortaya çıkıyor. İdarenin mahpusa sorduğu sorulardan da aslında bir iradenin devrede olduğu, mahpusların etnik, siyasi olarak kategorize edildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Tutuklunun cezaevi içerisinde okuduğu kitap sayısı, kütüphaneden kitap alınmaması, idarenin emir ve taleplerine uyulmaması gibi keyfi gerekçelerle tutukluların infazı yakılıyor. Bu şekilde hem tutuklular hem de aileler mağdur ediliyor” diye belirtti.

‘Anayasada hiçbir yeri  yok’

Ege Bölgesi’nde en yoğun infaz yakmaların Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde olduğu bilgisini veren İncin, “Çok absürt gerekçeler var burada. Bulunduğu koğuşun örgüt koğuşu olduğu iddiası, kişiye ‘pişman mısın?’ tarzında soru sorulmasının hukukta, anayasada hiçbir yeri yok. Mevcut yasalar bu durumu kabul etmiyor” ifadelerini kullandı. Türkiye’deki cezaevlerinin infaz koşullarının çok ağır olduğunu altını çizen İncin, “Süresi gelip tahliye edilmeyen insanların ikinci defa cezalandırılması dünyanın hiçbir yerinde yok. Burada hukuka aykırı olan, mağduriyetler barındıran yasal düzenlemenin iptal edilmesi, Türkiye’nin taraf olduğu evrensel bildirgeler esas alınarak koşulların düzeltilmesi gerekiyor” diye konuştu.

Kaynak: MA

#yılda #kişinin #tahliyesi #engellendi

Soykan: Türkiye uyuşturucuda vir rota haline geldi

Gazeteci Timur Soykan dünyadaki uyuşturucu kartellerinin Türkiye’yi bir “rota” olarak kullandığını söyleyerek iktidarın politik tercihleri bunu etkiliyor dedi

Peru’da 28 Mart’ta DP World Limanı’nda narkotik ekiplerinin yaptığı incelemelerde, seramikler arasında gizlenmiş kauçuk kalıplar içinde 2 ton 310 kilo kokain yakalandı.

Türkiye, bu durum üzerine uyuşturucu sevkiyatına ilişkin bir kez daha gündeme geldi. Yerel kaynaklar, uyuşturucunun gönderilmek istenen ülkenin Türkiye olduğunu belirtti.

Konunun gündeme gelmesi ardından sanal medya hesabından “Türkiye’de 2021’de yani bir yıl boyunca 2.8 ton kokain yakalandı. Bu rekordu” paylaşımı yapan gazeteci Timur Soykan, MA’dan Ergin Çağlar’a yaptığı değerlendirmelerde Türkiye’nin bir rota haline geldiğini söyledi.

Ortadoğu’ya açılan kapı

Uyuşturucu pazarında Türkiye’nin bir “rota” haline gelmesinin nedeninin iktidarın “kara para” politikasından kaynaklandığını belirten Soykan, Avrupa’da 2017 yılından itibaren uyuşturucu kartellerine karşı yapılan operasyonlardan sonra uyuşturucu kartellerinin yönünü Türkiye’ye verdiğini söyledi. İlişkilerin gelişmesiyle birlikte Türkiye’nin kokainde bir “rota” haline geldiğini vurgulayan Soykan, “Latin Amerika’daki uyuşturucu kartellerinin Türkiye’deki yapılarla geliştirdiği ilişki ile Avrupa ve Ortadoğu’ya açılan kokain sevkiyatında Türkiye’yi kullanmaya başladılar” dedi.

Peru’da ne yaşandı

AKP iktidarının “kara para”ya yönelik attığı adımlarla bu durumun ortaya çıktığının altını çizen Soykan, bu adımlarla birlikte dünya çapındaki mafya gruplarının ülkeye yöneldiğini söyledi. 2020 yılında Kolombiya’da 4,9 ton kokainin yakalanmasının Türkiye için bir dönüm noktası olduğunu dile getiren Soykan, “Normalde Türkiye’de 3 bine yakın operasyonda yaklaşık 1 buçuk ton ağırlığında kokain yakalanıyordu ama Mersin Limanı’nda Haziran 2021 yılında yakalanan uyuşturucu 1,7 tondu. Bu Türkiye tarihinin en büyük kokain yakalamasıydı. 2022 yılının Ocak ayında ise tek bir seferde 4,9 ton kokain yakalanmıştı. Şimdi de Peru’da 2,3 ton kokainin geldiğini görüyoruz. Bu çok büyük bir sevkiyat. Tüm bu sonuçlar Türkiye’nin kokain rotasına dönüştürüldüğünü bir kez daha gösteriyor” dedi.

Varlık barışı yasasının etkisi

Soykan, özellikle de Avrupa’dan ve Amerika’dan gelen sıcak paranın kesilmesiyle iktidarın “kara para”ya yönelik hamleler attığını belirtti. Ülkeye giren “kara para” uygulamalarının Meclis’te çıkarılan “Varlık barışı” yasası ile takibinin yapılmadığını ve denetlenemediğini aktaran Soykan, aynı zamanda yargılamama güvencesi verildiğini kaydetti.

Kara para tartışmaları

Bu durumun en temel politik reaksiyon olduğunun altını çizen Soykan, şöyle dedi: “Bu tarz büyük sevkiyatlar devlet içinde bağlantınız olmadığı sürece yapamayacağımız sevkiyatlar. Bu durum aynı zamanda politik olarak da tercihe dönüşmüş vaziyette. O kirli paranın yarattığı tahribat ve ahlaki çöküş, işte bu kirlenmeyi ortaya koyuyor. Bunun somutta birçok örneği var. Polislerin bulaştığı onun dışında bazı sevkiyatlarda askerlerin de olduğuna dair iddialar var. Zaten ‘varlık barışı’nı duyduğumuzda ortada bir şey kalmıyor. Örneğin; Mersin’de 1,3 kokain yakalandı. Ama operasyona dair soruşturmanın derinleşmediğini gördük. Bu uyuşturucu nereye gidecekti ve kim finanse ediyordu, öğrenemedik. Bu soruşturmaların derinleştirilmemesi, bu organizasyonların çok rahat hareket etmesine neden oluyor. Kayıt dışı parayı çekiyorsunuz, o kayıt dışı parayı bir şekilde ekonomiye sokuyorsunuz.”

Türkiye’de kokain ve metamfetamin gibi uyuşturucunun bir pazara dönüştüğünü vurgulayan Soykan, bundan dolayı ülkede bağımlılığın ciddi anlamda arttığına işaret etti.

#Soykan #Türkiye #uyuşturucuda #vir #rota #haline #geldi

Yaşam savunucuları Deştin’de yolu kapatarak nöbet eylemine başladı

Muğla Deştin’de yaşam savunucuları çimento fabrikasının inşaattın da kullanılmak üzere getirilen kazanları engellemek amacıyla yol kapatarak nöbet eylemi başlattı

Muğla’nın Deştin ve Bayır mahallelerinde yapımı durdurulan çimento fabrikası inşaat alanına giden yol, dün köylüler tarafından kapatıldı. Köylülerin ve yaşam savunucularının inşaatta kullanılmak üzere kazanların getirilmesini engellemek amacıyla yolu kapatarak nöbet eylemi başlattı. Bayır mevkiinde fabrika inşaatına giden yolda öğle sıralarında başlayan nöbet eylemi jandarmanın tacizlerine rağmen devam ederken eylemciler ise kamuoyunu desteğe çağırdı.

‘İsteğimiz adaletin doğru işletilmesi’

Nöbet eyleminde konuşan yaşam savunucularından Burcu Özdemir, fırının inşaata ulaştırılması ile hammadde çıkarılmasına başlanacağını belirterek, “Bizim tek isteğimiz bilirkişi raporunun çıkma sürecinin beklenmesi ve adaletin doğru işletilmesi. Bilirkişi süreci zaten uzatıldı, amacı fabrikanın işletilmesinin sağlanması. Bizim aleyhimize birçok işlem yapılıyor” dedi.

‘Desteğe çağırıyoruz’

Sürecin uzun süreceğini dile getiren Özdemir, “Bu sadece Deştin halkını değil tüm Muğla’yı etkiliyor. Termik santralle mücadele ediyoruz zaten, çimento fabrikası yapılırsa 7 bin 751 dönümlük alan yok olacak, göl yatakları, sulak alanlar yok olacak. Muğla halkının tarım hayvancılık gibi faaliyetler kalmayacak ve göç başlayacak. Zaten termik santraller yüzünden 5 köy göç etti, bir buçuk yıldır mücadele ediyoruz ve geçmişi 30 yıla dayanıyor. O araçlar buradan geçmeyecek ve biz desteğe çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

Ne olmuştu?

Muğla’nın Deştin ve Bayır mahallelerinde bir buçuk yıl önce fabrikanın açılmaması için dava açılmış ve keşif yapılması kararı alınmıştı. Ancak davada keşif kararı çıkmazken yaşam savunucuları sonucu Muğla İdare Mahkemesi’ne taşıyarak temyiz etti. Açılan davada ise yaşam savunucuları haklı bulundu ve yeni keşif günü verildi. Keşfin ardından raporun 30 gün içinde açıklanması beklenirken, şirket avukatlarının ek süre talebiyle 60 gün daha süre verildi. Fakat sürenin dolması beklenmeden alana fabrikada kullanılmak için kazanlar getirildi.

Kaynak: JINNEWS

#Yaşam #savunucuları #Deştindeyolu #kapatarak #nöbet #eylemine #başladı

Êlih’te seçim bürosu açılışı mitinge dönüştü

Yeşil Sol Parti Êlih’te seçim startını görkemli bir büro açılışı ile gerçekleştirirken, açılış mitinge dönüştü

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Êlih İl Örgütü seçim startını görkemli bir seçim bürosu açılışı ile gerçekleştirildi. Cudi Mahallesinde gerçekleşen açılışa Halkların Demokratik Partisi (HDP), Êlih Milletvekilli Feleknas Uca, Tevgera Jinên Azad (TJA), Barış Anneleri Meclisi, HDP, DBP, Yeşil Sol Parti İl Örgütleri ve çok sayıda kişi katıldı. “Bijî serok Apo”, “Bijî berxwedana zîndanan”, “Harun Elbak onurumuzdur”, “Jin jiyan azadî”, ve “Direne direne kazanacağız” sloganları ile başlayan büro açılışı halaylar ile devam etti. Her geçen dakika katılığım artığı büro açılışında coşku hiç dinmezken ilk olarak Yeşil Sol Parti Êlih Eş Sözcüsü Sedef Özdemir konuştu. Özdemir, iktidarın kirli politikalarına karşın mücadeleyi büyütme çağrısında bulunarak Êlih halkının 5-0 ile AKP-MHP iktidarının göndereceğini söyledi.

Daha sonra konuşan HDP Êlih Milletvekilli Feleknas Uca, seçim bürosu açılışını miting alanına dönüştüren Cudi Mahallesi sakinlerine teşekkür etti. Êlih’ın Kürt halkının direniş tarihinde büyük bir yer tutuğunu kaydeden Uca, onurlu Êlih halkının hiçbir zaman geri adım atmadığını ve sürekli rol ve misyonunu oynadığını söyledi. Seçim bürosu açılışındaki yoğun kalabalığın özgürlük talebindeki ısrarın bir göstergesi olduğunu dile getiren, “Büyük bedeler vererek bizim bugüne gelmemize vesile olanlara selam olsun. Hedeflerinin kentten 5 milletvekilli çıkarmak olduğunu belirten Uca, “Secim sonunda onlara ‘Siwar hatin peya çûn’ diyeceğiz. Bu seçim varlık yokluk seçimidir. Bu seçim çok önemli bir seçim. Hainlere, tecritlere dur diyeceğiz” diye konuştu
Uca’nın konuşmasının ardından büro açılışı büyük bir coşku ile gerçekleştirildi. Daha sonra Koma Rîtmên Azad’ın seslendirdiği şarkılar eşliğinde buraya gelenler halaya durdu. Program 5 Nisan günü HDP Eşgenel Başkanı Pervin Buldan’ın katılımı ile kent merkezinde açılışı gerçekleştirilecek olan seçim bürosuna katılım çağrısı ile son buldu.

ÊLIH

#Êlihte #seçim #bürosu #açılışı #mitinge #dönüştü

Aleviler her yerde seçim listelerinde olmalıdır!

Aleviler arasında her seçim öncesi üretilen bir tartışma var. “Alevi kurum yöneticileri Milletvekili olmak istiyorlar, bunu için Alevi kurumlarını sıçrama tahtası olarak kullanıyorlar” diye.  Bu tartışma yürütülürken, siyaset yapmanın doğru olmadığı ön kabulü üzerinden acımasızca eleştiriler gündeme getiriyorlar.

Bu durum yıllarını Alevi kurumlarında Alevi haklarının kazanılması mücadelesi veren insanları rencide ederken, onların Alevi hak mücadelesinde geriye çekiyor. Bunun sonucu; Alevilik hak mücadelesi çalışmalarına katkısı olmayan, desteklemeyen, Aleviliklerini seçimden seçime bazen hatırlayan “Alevi kökenli” siyasetçilerin arkasında dizilen bir toplumsallık yaratmış bulunuyor.

Aslında bunu tam tersinin olması gerekiyor. Alevi kurumlarının yönetici pozisyonda olan tüm insanların siyaset ile her zamankinden daha fazla ilgilenmesi, baskı uygulaması gerekiyor. İmkanları dahilinde, mümkün olduğu kadar da siyasetin en etkili olduğu mecliste temsiliyetin yaratılması için tüm siyasi yapılara baskı yapması gerekiyor. Ne kadar çok temsiliyetimizi yaratırsak, o kadar etkin bir şekilde sorunlarımıza çözüm üretebiliriz.

Türkiye yeni bir yüz yılını organize ediyorken, yeni bir anayasa, toplumsal sözleşmeden bahsedilirken Alevilerin bir kıyıda beklemesi düşünülemez. Siyasetten uzak duruma lüksü söz konusu olamaz. Hatta siyaset alanları, siyasi partiler Alevileri engelliyorsa -ki istedikleri budur- onları kapıdan sokmuyorlarsa pencereden, pencereden sokmuyorsa bacadan girmelidir. Her imkânı kullanmalıdır. Demokratik siyasetin tüm damarlarına müdahale edip, kendilerini en iyi izah ettikleri yapılar içerisinde, üzerinde baskı kurup kendi taleplerini onlara kabul ettirmelidir.

Alevilerin temel sorunları siyaseten çözülecek meselelerdir. Onun içindir ki; Aleviler siyasi örgütlenmeler, partiler, sivil toplum kuruluşları içerisindeki yöneticilerinin elini güçlendirmek için elinden geleni yapmak zorundadırlar.  Siyasi partilerdekilerin önünü sonuna kadar açmalıdırlar. Alevi kurum temsilcileri de emekçileri de bu yönde adımlar atarak toplumun gerçeklik ile yüzleşmesinin sorumluluğunu üstlenmelidirler. Öncülük yapmalıdırlar.

Geleceğimizi, varlıklarını yokluğumuz üzerine kurmuş olanların insafına bırakamayız. Yıllardır Alevi kurumlaşmasına emek vermiş, hak mücadelesinde yer alarak Alevi toplumu tarafından kabul görmüş kurumların temsilcileri en kötü şartlarda bile Alevileri en doğru şekilde temsil edeceği bilinmelidir. Bu konu arka bahçe, ön bahçe, yan bahçe meselesi değildir. Alevi kurumları, yöneticileri gittikleri yerde Alevilerin sorunlarını sırtlayacaklardır. Sırtladıkları, hayatlarının temel mücadelesi haline getirdikleri değerleri, sorumlulukları ile birlikte o siyasal partileri zorlayacaklardır.

Böylesine kritik bir süreçte nasıl ki devlet bütün ekipleri, gizli açık elemanları, sağdaki soldaki bütün unsurlarıyla bu seçime yüklenmişse demokrasi güçleri de aynı şekilde tüm güçleriyle bu seçimlere yüklenmek zorundadırlar. Cumhurbaşkanlığı seçimleri tabii ki önemli, lakin Türkiye Cumhuriyeti gelecek yapılanmasında meclise bir rol biçecekse -ki öyle iddia ediliyor millet ittifakı cephesinden de- o zaman parlamentoya güçlü bir şekilde Yeşil Sol Parti ve Emek ve Özgürlük blokunun gitmesi gerekiyor. Yeni, adil, demokratik bir toplumsal sözleşmenin sağlanabilmesi için bu bir zorunluluktur.

Alevilerin, Kürtlerin, Emekçilerin, Kadınların ve ezilen bütün halkların kendilerini özgürce ifade ettikleri tek siyasal yapılanma Emek ve Özgürlük ittifakıdır. Bu ittifak gelecekte birlikte yaşamanın teminatı olan siyasetin merkezidir. Onun için Meclise güçlü bir şekilde gitmesi şarttır. Cumhurbaşkanlığında Kılıçdaroğlu şahsında Erdoğan-Bahçeli çeteleşmesine karşı durmak ne kadar hayati ise, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve yeni eşitlikçi bir anayasanın hazırlanması için Yeşil Sol Parti’nin güçlü temsiliyeti elzemdir.

Alevi kurumları amasız fakatsız buradaki yerini almalıdır. Bu milletvekili olmanın ötesinde bir kader meselesidir. Alevilerin eşit yurttaşlık temelinde sorunlarının çözümü için ağırlığını koymasıdır. Beklentilerini, geleceğe dair sözünü söyleme alanıdır. İstisnasız tüm kurumları gerekirse başkanları, temsilcileri ve aday olarak destekledikleri adayları ile seçilip seçilmemesine bakmaksızın büyük bir enerji ortaya koymaları gerekiyor. Ufukta Alevilerin yaşam tarzını hedefleyen, ortadan kaldırmak isteyen, Alevilerin yaşam hakkını gasp eden bir devlet var. Sadece bir siyaset değil, sağı, solu, içi, dışı ile bir devlet bakışı var. Tek bir milletvekilinin seçilmemesine vesile olabilecek bir siyasal yaklaşım, bir tavrın devlete hizmet eden bir tavır olduğunu söylemek lazım. Karşısında durmak, vekillerimizi çoğaltarak süreci karşılamak lazım.

Onun için depremdeki kurumsallığın başarılı ve anlımızın akı ile sorunlara müdahil olan yapılanmasının kıymeti doğru değerlendirilmelidir. Birlikteliğin nasıl umuda dönüştüğü görülmelidir. Bölgede yalnız bırakılan köylerimize ilk giden kurumlarımızı ve başkanlarımızı doğrusu, yanlışı, eksiği ile takdir etmek gerekiyor. AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, ABF Başkanı Mustafa Aslan, HBVAKV Başkanı Ercan Geçmez, PSAKD Başkanı Cuma Erçe, AKD Başkanı İsmet Kurt, ADFE Başkanı Celal Fırat, DAD Eşbaşkanları Musa Kulu, Kadriye Doğan, AABK Eski Başkanı Turgut Öker, PSAKD Eski Başkanı Gani Kaplan, Alevi Milletvekilleri Kemal Bülbül, Zeynel Özen, Ali Kenanoğlu toplumu onurlandırmışlardır. Topyekûn ayağa kalkan Alevi hareketi herkesin örnek gösterdiği bir çalışmaya imza atmışlardır. Kimsenin bunu gölgelemesi doğru da mümkün de değildir. Kurumlarımız ve yöneticileri Alevi toplumunu laiki ile temsil etmişlerdir.

Bu sinerji seçimlere yansıtılmalıdır. Alevi kurumlarımızın temsilcileri Alevileri temsil etmeyi hak etmiş isimlerdir. Hepsi amasız, fakatsız bu kritik eşikte sorumluluk almalıdır. Emek ve Özgürlük irtifakında Alevileri temsil etmek için siyasete girmeli, mümkünse milletvekili olmalıdırlar. Alevilerin siyasetteki gücünü sorunların çözümünde nasıl birleştirici bir rol oynadığını tüm kamuoyuna göstermelidirler.

Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretmeye bir Alevi dokunuş lazımdır. Bir Alevi bakışı lazımdır. Bunu da yapacak olan Alevi kurumlarıdır. Bu anlamı ile listelerin başına altına, seçilip seçilmemeye bakmaksızın, geleceğimizi garanti altına almak için, hangi tarafta olduğunu gösteren, yangını söndürmek için sırtında su taşıyan karınca gibi Alevi kurumları temsilcileri de her yerde listelerde yer almalıdır. Bunu zorlamalıdır.

Geleceğimizin tartışıldığı bugün, geleceğimize sahip çıkalım…

Aşk ile..

HPG’li Adıyaman tutuklandı

Hezex’te 27 Mart’ta gözaltına alınan ve korucuların saldırısına maruz kalan HPG’li Selim Adıyaman tutuklandı

Şirnex’ın Hezex (İdil) ilçesinde bulunan Zergûza Banê bölgesinde silahlı bir grup tarafından şiddet uygulanarak alıkonulan ve 27 Mart’ta korucular tarafından askerlere teslim edildiği belirtilen HPG’li Selim Adıyaman’ın (Harûn Elbak) tutuklandığı öğrenildi.

Edinilen bilgilere göre 3 gün önce Şırnak Jandarma Tümen Komutanlığı’nda ifadesi alındıktan sonra savcılığa sevk edildi. Savcılık ifadesinin ardından tutuklanmaya talebiyle mahkemeye sevk edilen Adıyaman’ın tutuklanarak Şırnak T Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildiği belirtildi.

Adıyaman’ın ailesinden alınan bilgilere göre, ailenin tutuklanmadan önce karakolda çocuklarıyla kısa bir görüşme gerçekleştirdiği ve sağlık durumunun iyi olduğu aktarıldı.

Öte yandan Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Adıyaman’ın dosyasına konulan gizlilik kararı ise sürüyor.

Kaynak: MA

#HPGli #Adıyaman #tutuklandı

Devletin olmadığı bir yer

Semsûr’da bulunan Zülfikar Yılmaz Çadır Kenti’nde sağlık çadırında çalışanlar gönüllü, ilaçlar halktan: Devletin olmadığı bir yer

Hüseyin Kalkan / Semsûr

Semsûr’da (Adıyaman) Zülfikar Yılmaz Çadır Kenti’nin özel bir yeri var. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Semsûr Şube Başkanı Zülfikar Yılmaz depremde yaşamını yitirdi. Bu çadır kentte onun anısına oluşturulmuş. Ve hâlâ gönüllü genç insanlar bu çadır kentte çalışmalarını sürdürüyorlar. Bu çadır kente girdiğimizde ip atlayan çocuklarla karşılaşıyorsunuz. Çocuklar sürekli ip atlıyor çünkü başka oyuncakları yok. Bazen buradaki gönüllü çalışanlarla başka oyunlar icat ediyorlar ve oynuyorlar.

Trabzonlu-Liceli el ele

Buradaki en hareketli çadır, en çok insanın girip çıktığı çadır “Sağlık çadırı.” Sağlık çadırını gönüllüler yürütüyor. Şimdiye kadar birçok gönüllü çalışmış, gidip tekrar gelenler olmuş. Gelip henüz gitmeyenler var. Zülfikar Yılmaz Çadır Kenti’ni ziyaret ettiğimizde Trabzonlu Elif Koçanoğlu ve Liceli Zeliha Peker’le konuştuk. Bazen birlikte bazen tek tek söz alıp burada yaşananları ve yaptıkları çalışmaları anlatıyorlar: “Buraya ilk çadırlar kurulduğunda sağlık çadırı da kuruldu. Bir ihtiyaçtı. İlk açıldığında birçok hasta geliyordu. Birçok yaralı geliyordu. Enkaz altında kolu kalmış, bacağı kalmış yaralılar geliyordu. Burada müdahale ediyorduk. Pansuman işleri yapıyorduk. Bir de tansiyon hastaları, şeker hastaları çok geliyordu. Bu ilk süreçler için böyleydi. İlk süreç biraz daha yoğundu, biraz daha ilk müdahale noktasında gelişiyordu. Süreç ilerledikçe belli noktalarda sorunlar açığa çıktı. Enfeksiyon durumları açığa çıktı. Bitlenme vakaları görülmeye başlandı. Sağlık ihtiyacını gidermeden çok ilaç dağıtıyorduk. Biz bu süreçte ilaç dağıtımına azalttık. En çok ihtiyacımız olan ilaçları bıraktık.”

Devletsiz de oluyor

Burada devletten gelen bir şey yok. İlaçlar halktan ve Türk Tabipleri Birliği’nden (TTB) gelmiş. Sağlıkçılar da gönüllü. Bu çadırlarda ve sağlık çadırında hayat devletsiz yürüyor. Gönüllerden Zeliha Peker, ilaçların nereden geldiği ve nasıl dağıtıldığına dair şunları anlatıyor: “Halktan gelen ilaçlar oldu. Genellikle ağrı kesici ve akut hastalıkların ilaçları geliyor. Şeker hastalığı, tansiyon hastalığı için ilaçlar geliyor. Çeşitli kentlerdeki tabip odalarında ilaç yardımı oldu. TTB Genel Merkezi’nde de ilaç yardımı oldu ama genel itibariyle halktan geldi ilaçlar.”

Birlikte öğrenmek

Elif Koçanoğlu, birlikte öğrenme üzerinde duruyor. Buradaki çalışmalara dair şunları anlatıyor: “Bu çadır kurulduktan sonra ne kadar insana yardım ettiğimize dair net bir sayı vermem mümkün değil. Çadır ilk kurulduğunda burada değildim. İlk hafta çok yoğun hasta geldiğini arkadaşlar söyledi. Ben ikinci haftada geldim. Günde 40-50 hasta geliyordu. Ama sonra gelen hasta sayısı azaldı. Biz olabildiğince buradaki insanlara çok fazla ilaç vermemeye çalışıyoruz. İlk açıldığında buraya bir ilaç deposu gözü ile bakıldı. Burada ilaç dağıtıldığı sanıldı. Bu anlayışın önüne geçildi. Şu anda daha az hasta geliyor. Yavaş yavaş halkın biz gönüllerden beklentileri evrildi.”

Günde 5-6 hasta geliyor

Peker, çocukları anlatıyor, bazen gerçek hasta oluyorlar bazen sağlıkçı ablalarına, abilerine naz yapmak için hasta oluyorlar. “Çocuklar çok hasta oluyor mu?” sorumuzu Peker, şöyle yanıtlıyor: “Soğuk algınlığı çok oluyor. Bir de bitlenme vakaları var. Özellikle çocuklarda çok bitlenme vakaları var. Evleri yıkıldığı ve banyoları olmadığı için yıkanmıyorlar ve bitleniyor. Havalar ısınmaya başlıyor. Çok fazla toz var. Salgın hastalıkların başlama riski var.” Depremin yarattığı travmalar nedeni ile çadıra başvurular olmamış, “Bize direkt başvuran olmadı ama çok denk geldik. Kapıyı kapatmaktan korkan insanlar oluyor. Çocuklar hem deprem anında hem depremden sonraki olaylardan çok etkilenmişler.” diye anlatıyorlar. Son olarak buradaki deneyime dair şunları söyleyerek bitiriyorlar: “Arkadaşlarla birlikte deneyim kazanıyoruz. Geldiğimizden beri buradaki pratiklerde gözleme noktasında belli bir deneyim oldu. Bu deneyimlerin her zaman yararı olacaktır.”

#Devletin #olmadığı #bir #yer

Abdullah Öcalan 74 yaşında: #FreedomForOcalanNow

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın doğum gününü kutlayan sanal medya kullanıcıları, ‘Özgürlüğü özgürlüğümüzdür’ dedi

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın doğum günü dolayısıyla Twitter’da “#FreedomForOcalanNow” hashtagi ile Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride dikkat çeken paylaşımlar yapıldı.

Abdullah Öcalan’ın sözlerinden alıntıların da yapıldığı paylaşımlarda, PKK Lideri’nin Kürt sorununun çözümündeki rolüne değinildi. Paylaşımlarda Abdullah Öcalan’ın fotoğraflarına yer verilerek “Özgürlüğün özgürlüğümüzdür” denildi.

Yapılan paylaşımlardan bazıları şöyle:

*HDP Milletvekili Ömer Öcalan: “Özgürlük, barış ve demokrasiye adanmış bir ömür… Çabası ve gayreti her zaman kalıcı çözüm içindi ama bugün ağır saldırılara ve tecride maruz kalıyor. 4 Nisan Sayın Öcalan’ın doğum günü kutlu olsun.”

*Asrın Hukuk Bürosu: “İmralı adasındaki mutlak iletişimsizlik ve işkence sistemi lağvedilmeli, Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğü sağlanmalıdır. #FreedomForOcalanNow”

*Gazeteci Erdal Er: :Demokrasi, barış, eşitlik ve özgürlük için; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgülüğünün sağlanması tek çıkış yoludur. #FreedomForOcalanNow.”

*Dilan Şewal: “Büyük komplolar dönemi, büyük dönüşümleri de beraberinde getirir.’ #FreedomForOcalanNow

*Av impossible: “Tecrit insanlık suçudur…Umut Hakkı temel insan hakkıdır…”

*Memur Özkan: “Kadın özgürlüğü, özgürlük mücadelemizin temel direğidir…”

*Gazeteci Fehim Işık: “Tecrit insanlık suçudur… Umut Hakkı temel insan hakkıdır… Sayın Abdullah Öcalan bir an önce ailesi, vasisi ve avukatları ile görüşme olanağına kavuşmalıdır…”

*Şah Nadiroğlu: “Kürtlerin alın yazısı artık cehalet, isyan, bastırılma ve katliam değil, demokratik bilinç, gelişmiş toplum ve özgür birlikteliktir.”

*Ali Yıldız: “Toplumsallığı tekleştiren, toplumu halklara, kültürlere, dinlere karşı kışkırtan ulus devletin değil, halkları, kültürleri ve dinleri özgürlük vahasında farklılıklarıyla birleştiren Reber APO demokratik ulusun önderidir.”

Kaynak: MA

#Abdullah #Öcalan #yaşında #FreedomForOcalanNow