Ana Sayfa Blog Sayfa 698

Yüksekdağ: Sorunların çözümü Emek ve Özgürlük İttifakı programında

14 Mayıs’ta gerçekjleşecek seçimleri değerlendiren Figen Yüksekdağ, 14 Mayıs’da halk iradesinin parlamentoya yansımasının öncelik sayılması gerektiğini söyledi

Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, 14 Mayıs genel seçime ilişkin soruları yanıtladı.

Yüksekdağ, ittifakla ile birlikte kazanacaklarını ifade ederek “Kaybetmek kavramını lûgatımızdan çıkarmamız gereken hayati ve tarihi bir zamandayız” dedi.

Yüksekdağ ittifak içinde yaşanan tartışmalara ilişkin de soruları yanıtlayan Yüksekdağ, “biliyoruz ki memleketin köklü sorunlarının daha köklü ve demokratik, halkçı, emekçi, kadın özgürlükçü, programla çözülmesi mümkün. Emek ve Özgürlük İttifakı bu vaat ve bileşimle ortaya çıktı” ifadelerini kullanarak taleplerin dinlenmesi gerektiğini düşünüyor.

Yüksekdağ, NuJİNHA’nın kendisine yönelttiği sorulara şöyle yanıt verdi;

  • Seçim yaklaşıyor ve tarihi bir süreç olarak adlandırılıyor. Siz bu süreci özellikle yaşanan büyük depremle birlikte nasıl okuyorsunuz? Türkiye nasıl bir atmosferde seçimlere gidiyor? Türkiye halkları açısından bu seçimin anlamı nedir?

2023 Genel Seçimleri çürümüş ve haklarımıza ölümle yıkımdan başka bir şey getirmeyen iktidarın gidiş seçimidir. Ne yazık ki giderken de çok yıktılar. Çok acıya ve ölüme sebep oldular. Bütün Türkiye biliyor ki yitirdiğimiz 60 bine yakın canın yarıdan fazlası depremden ölmedi. Can kurtarmayı umursamayan başat amacı parasına para, zulmüne zulüm katmak isteyen siyasi iktidar nedeniyle öldü. Artık AKP ve Cumhur İttifakı’nın hiçbir seçim hamlesi bu ülke için yok edici hale geldiği hakikatini değiştiremez. Saray iktidarı gitmediği durumda Türkiye depremden kat kat büyük bir yıkımla yüz yüze kalacak. Herkese ayan olan bu ihtimali sıfırlamak için tüm gücümüz ve gövdemizle seferber olmak zorundayız.

  • HDP’ye dönük kapatma davasında erteleme talepleri reddedildi. Yıllardır tutuklu bir siyasetçi olarak bu baskı politikasına rağmen partinizin hala kilit parti olarak görülmesini nasıl değerlendirirsiniz?

İktidar seçim kampanyasını HDP karşıtlığı üzerinden düzenliyor, bu yeni bir durum değil. 2018-2019 seçimlerinde yoğun bir HDP düşmanlığı zemininde bina edildi. AKP- MHP iktidarı HDP antipropagandası yapmadan seçim propagandası yapamıyor. Ciddi bir acizlik durumu yaşıyorlar aslında. Bugün iktidarını kaybettirecek belirleyici gücün HDP olduğunu da biliyorlar. O nedenle saldırganlığın, tahammülsüzlüğün ve kumpasların dozu yükseliyor.

Yeşil Sol parti ile seçime girilmesi…

Kapatma saldırısının HDP’nin toplumsal politik misyonunu köreltemeyeceğini defalarca söylemiştik. Kanunun bir partiden, isimden, tabeladan ibaret olmadığını ülkenin geleceğine yön verecek, toplumsal politik gücün HDP hakikatini yarattığını daima göz ardı ettiler. Bu yılların deneyimini, birikimini, direnç motivasyonu ve kabiliyetini bağrında toplamış bir güçtür. Mutlaka yol bulacak demiştik. Buldu da. HDP’yi seçime giremez hale getirip paralize edeceklerini asıl politik özne olan HDP kitlesini haklarımızı afallatabileceklerini hesapladılar ama Yeşil Sol Gelecek çatısı altında seçime girme kararı ile birlikte çok hızlı bir odaklanma ve konsolidasyon sağlandı.  “Yol bir, sürek bin bir” demişler. Bu halk yola bakar yoldan ayrılmaz. Ayrılanı da sevmez. Tam da bu nedenle HDP, yani onunla var olan üçüncü yol kilit konumdadır. Bütün derdimiz devamız da bu yolu geliştirmek, hedefine ulaştırmak olmalı.

  • Seçimin ardından nasıl olacağından ve Türkiye için neler vaat ettiğinden çok isimler üzerinden tartışmalar yürütüldü. HDP’de aday çıkarmayacağını açıkladı. HDP’nin tutumu neden önemli? HDP stratejisi hakkında neler söylersiniz?

HDP’nin cumhurbaşkanı adayı çıkarmaması seçimin ilk turda bitmesi açısından önemli. Türkiye halklarının çoğunluğu için hayati önem atfedilen, Erdoğan ve AKP-MHP iktidarının gitmesi isteği bu kararda etkili oldu diyebiliriz. Mevcut iktidarın bir gün daha kalmasına kendisi dışında kimsenin tahammülü yok. Bugüne kadar iktidar karşısında en tutarlı ve en gözüpek mücadeleyi HDP yürüttü. Bu bir yanıyla da kendi mücadele çizgisine bağlılığının gereğidir.

  • Emek ve Özgürlük İttifakı nasıl bir rol oynayacak? Halklara neler vadediyor? Bu süreçte TİP’in ayrı listelerle girmesi sonucu nasıl etkiler?

Emek ve Özgürlük İttifakı kuruluş amacını tanımlarken ifade ettiği gibi gerçek bir değişim vadediyor. Genelde bütün muhalefet kesimleri değişim iddiasıyla ortaya çıktı ama daha çok AKP- MHP iktidarının gitmesi ağırlıklı bir değişim vurgusu bu. Ama biliyoruz ki memleketin köklü sorunlarının daha köklü ve demokratik, halkçı, emekçi, kadın özgürlükçü, programla çözülmesi mümkün. Emek ve Özgürlük İttifakı bu vaat ve bileşimle ortaya çıktı. Aynı zamanda çok kritik bir boşluğu doldurmaya aday oldu. Tabi bu büyük iddiaların altını dolduracak birleşik tutum ve pratik beklentisi çok yoğun. Umuyor ve diliyoruz ki ittifak bu ağırlığa ve tarihsel beklentiye uygun duruş sergileyecektir. Ayrı liste mevcut siyasi şartlarda tercih edilmemesi gereken bir yöntem. Bu konuda da geniş seçmen kitlesinin beklenti ve talepleri dikkate alınmalı. Halk iradesinin tekbir oya kadar parlamentoya doğrudan yansıması öncelik sayılmalı. Hepsinden önemlisi de “birlikte değiştireceğiz” sözünde ortaklaşanlar buna bağlı kalarak birleşik liste tavrında ortaklaşmalı.

  • Özel olarak Kürt seçmenlere yönelik yaklaşımı nasıl yorumlarsınız?

En son Newroz meydanlarına yansıdığı gibi Türkiye toplumunun en diri, en dinamik ve ağır bedeller göğüsleyerek barış ve demokrasi yolunda ısrar eden kesimi Kürt halkıdır. Ve bu halk samimi bir muhataplığı, yaralarının sarılmasını ve “ya bana düşmansın ya da bana mecbursun” zihniyetinden uzak bir siyasi yaklaşımı hak ediyor. İktidarın zaten Kürtlere sunabileceği hiçbir şey yok. Ama muhalefetin ve iktidar iddiası taşıyanların bu tarihi halk hakikatini aslı gibi görmemesi daha büyük bir sorun zeminine ve geçilmiş yolları dönüp tekrar çiğnemelerine neden olur.

İSTANBUL

#Yüksekdağ #Sorunların #çözümü #Emek #Özgürlük #İttifakı #programında

İran 7 yıl sonra BAE’ye büyükelçi atadı

İran yönetimi, geçen yıl BAE)ile diplomatik temsil seviyesini yükseltme kararı aldıktan sonra 7 yılın ardından BAE’ye yeni büyükelçisini atadı

Jîna Emînî eylemlerinin sürdüğü İran’da İran resmi haber ajansı IRNA’ya göre, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile diplomatik temsil seviyesini yükseltme kararı aldıktan sonra 7 yılın ardından BAE’ye yeni büyükelçisini atadı. Bazı haber kaynakları İran’ın BAE’deki yeni büyükelçisinin Yurtdışında İkamet Eden İranlılar İdaresi Genel Müdürü Rıza Ameri olduğunu ve daha önce Cezayir, Sudan ve Eritre büyükelçisi olarak görev aldığını belirtti. Ameri daha önce İran Dışişleri Bakanlığı’nda Körfez dosyasından sorumluydu.

İran ve BAE, geçen yıl iki ülke arasında varılan mutabakatlar gölgesinde diplomatik temsiliyetlerini konsolosluktan büyükelçiliğe yükseltme kararı aldı.

BAE, Tahran’daki Suudi büyükelçiliğine ve Meşhed’deki konsolosluğuna düzenlenen saldırıların ardından Ocak 2016’da diplomatik temsilcilik seviyesini düşürdü. Ağustos ayının sonunda BAE, İran ile diplomatik temsil seviyesini büyükelçi seviyesine yükselttiğini duyurdu ve böylece Büyükelçi Seyf el-Zaabi, Tahran’daki görevine geri döndü.

Geçen ay, İran Siyasi İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali Bakıri Kinni, İran’ın BAE büyükelçisini atanmasının idari çalışmaların son aşamasında olduğunu ve büyükelçinin yakın zamanda Abu Dabi’ye gönderileceğini belirtmişti.

DIŞ HABERLER

#İran #yıl #sonra #BAEye #büyükelçi #atadı

Antalya açıklarında gemi battı: 9 personel aranıyor

Antalya’nın Kumluca açıklarında batan gemide bulunan 5 personel kurtarılırken, 9 personeli arama çalışmaları devam ediyor

Antalya’nın ilçesi Kumluca ilçesi 22 mil açıklarında Suriyeli 14 mürettebatın bulunduğu yabancı bandıralı bir gemi battı. Bölgeye Sahil Güvenlik Komutanlığı’na bağlı arama kurtarma ekiplerinin yönlendirildi. Gemideki 5 personelin kurtarıldığı, gemide bulunan 9 personel için ise arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği bildirildi.

Antalya Valisi Ersin Yazıcı, Kumluca açıklarında yabancı bandıralı “Joe 2” adlı ticari geminin battığı ihbarı sonrası bölgeye Sahil Güvenlik Komutanlığı’na bağlı arama-kurtarma ekiplerinin yönlendirildiğini açıkladı. 14 mürettebatın bulunduğu gemide; 2 personelin denizden Sahil Güvenlik helikopteriyle kurtarıldığını ve Finike Devlet Hastanesi’ne getirildiğini belirten Yazıcı, 3 personelin de diğer ticari gemilerce kurtarıldığını, 9 personelin arama-kurtarma çalışmalarının sürdüğünü söyledi.

HABER MERKEZİ

#Antalya #açıklarında #gemi #battı #personel #aranıyor

35 Arap aydını Lübnan’lı sanatçı Feyrouz’u kaleme aldı

Ortadoğu’nun ortak sesi Lübnanlı sanatçı Feyrouz’un 88’inci yaş günü için 35 Arap aydını ‘Feyrouz Adında Bir Vatan’ adlı kitapta sanatçının eserleri ve hayatını yazdı

Arap Düşüncesi Vakfı, 35 Arap aydının kaleme aldığı “Feyrouz Adında Bir Vatan” adlı kitap çıkardı. Kitap Lübnanlı sanatçı Feyrouz’un 88’inci yaş gününe özel hazırlandı. Feyrouz’un sanatını, sesini ve hayatını konu alan yazıların yer aldığı kitap, dünyaca ünlü sanatçının yaş günü vesilesiyle yeni nesille de Feyrouz’un sesini buluşturmayı amaçlıyor.

Sesi Lübnan’ın sınırlarını aşan ve Filistin’in özgürlüğü için haykıran Feyrouz, Ortadoğu halklarının ortak sesi, vicdanının bir parçası oldu. Vakıf Direktörü Dr. Henry Al-Awit’in gözetiminde ve meslektaşları Ahmed Farahat ve Dr. Rafif Reda Sidawi’den oluşan yayın kurulu ve Samia Al-Homsi’nin çizdiği Feyrouz’un çizimleri ile hazırlanan 350 sayfalık kitap, Vakfın web sitesinde de yerini aldı.

DIŞ HABERLER

#Arap #aydını #Lübnanlı #sanatçı #Feyrouzu #kaleme #aldı

KCDP’ye açılan kapatma davası başladı

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu hakkında açılan kapatma davası başladı

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na açılan kapatılma davası görülmeye başlandı. İstanbul Çağlayan Adliyesi 13. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde başlayan duruşmayı katledilen kadınların aileleri başta olmak üzere çok sayıda sivil toplum kuruluşu da izliyor. Katledilen kadınların ailelerinin müdahillik talepleri önceki duruşmalarda reddedilmişti.

Duruşma öncesi açıklama

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneğine yönelik, “ahlaka aykırı faaliyet yürütmek” suçlamasıyla açılan kapatma davasının üçüncü duruşması öncesinde adliye önünde açıklama yapıldı.

‘Bu anlayış İran’daki Molla rejimi anlayışıdır’

Derneğin Genel Sekreteri Fidan Ataselim, burada yaptığı konuşmada, “Bu dernek kadınlar öldürülüyor diye açıldı. Kadınlar eşit, özgür yaşasın diye mücadele ediyoruz. LGBT’liler ayrımcılığa uğramasın, nefret cinayetlerine kurban gitmesin diye mücadele ediyoruz. Bizler kim eşitsizliğe uğrarsa, kim haksızlığa uğrarsa onun yanında yer alıyoruz. Bütün eşitsizliklere karşı çıkıyoruz. Halkımız ile birlikte mücadele ediyoruz. Kadın cinayetlerini durdurmak isteyen derneği, hangi anlayış kapatmak isteyebilir? Kadınları ayakta tutan ve şiddetten kuruyan 6284 Kanunu hangi anlayış kaldırmak isteyebilir? İstanbul Sözleşmesi’nde hangi anlayış imzayı geri çekti? Bu anlayış Taliban anlayışıdır. İran’daki Molla rejimi anlayışıdır” dedi.

İSTANBUL

#KCDPye #açılan #kapatma #davası #başladı

Çimento fabrikasına karşı köylülerin direnişi sürüyor

Muğla’da yapımı devam eden çimento fabrikasına giden yolu kapatan köylülerin başlattığı nöbet eylemi 3’üncü güne girdi. Köylüler destek çağrısı yaptı

Muğla’nın Deştin ve Bayır mahallelerinde yapımı devam eden çimento fabrikasına giden yolu kapatan köylülerin, başlattığı nöbet eylemi 3’ncü güne girdi. Nöbet alanında yaktıkları ateşin etrafında sabahlayan köylüler, gece boyunca, “Havama suyuma toprağıma dokunma”, “Çimentocu şirket burayı terk et” sloganları attı.

Köylüler, ayrıca dün gece çimento fabrikasına giden klinker kazanı ve fırın yüklü TIR’ın önünü keserek, geçişine izin vermedi. Köylülerin direnişi sonucu TIR fabrikaya gidemeden geri döndü.

Eyleme destek çağrısı

Nöbet alanında konuşan Deştin Çevre Platformu üyesi Haluk Özsoy, 35 saatte klinker kazanı ve fırın yüklü TIR’ı durdurarak firmaya geri adım attırdıklarını söyledi. Çimento fabrikasının araçlarının geçişine izin vermeyeceklerini kaydeden Özsoy, herkesi eylemlerine destek vermeye çağırdı.

MUĞLA

 

#Çimento #fabrikasına #karşı #köylülerin #direnişi #sürüyor

Michela Arricale: Öcalan’a karşı acımasızlık Erdoğan’ın ondan korkmasının ölçüsüdür

Uluslararası Hukuki Müdahale Grubu Eşbaşkanı Michela Arricale, ‘Uluslararası toplum Öcalan’ın özgürlüğü için çağrıda bulunmalı ve harekete geçmeli’ çağrısında bulundu

24 yıldır İmralı’da ağırlaştırılmış tecrit altında tutulan PKK Lideri’nden 2 yıldır  hiçbir haber alınamıyor. Ailesi, avukatları, kamuoyu, uluslararası kamuoyu, hukuk örgütleri sayısız girişim ve başvuruda bulunsa da olumlu ya da olumsuz hiçbir dönüş yapılmadı. Mutlak iletişimsizlik (incommunicado) haline dönüşen ağırlaştırılmış tecridin son bulması ve Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması için dünyanın birçok yerinden hukukçular da Adalet Bakanlığı’na mektup gönderdi, Adalet Bakanlığı ve Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulundu, imza kampanyaları başlattı.

Tecride karşı 22 ülkeden 350 avukatın 14 Eylül 2022 tarihinde Adalet Bakanlığı’na gönderdiği mektubun imzacısı olan 350 avukat içerisinde yer alan İtalya Araştırma ve Detaylandırma ve Demokrasi Merkezi/Uluslararası Hukuki Müdahale Grubu Eşbaşkanı Michela Arricale da PKK Lideri’nin fiziki özgürlüğünü Ankara ziyaretlerini gerçekleştiren delegasyonda yer alan ve Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü için daimi bir çalışma yürüten Arricale, mutlak iletişimsizlik karşısında uluslararası toplumun neler yapması gerektiğine ilişkin JINNEWS’ten Marta Sömek’e konuştu.

‘Yaşamından endişe ediliyor’

PKK Lideri üzerindeki ağırlaştırılmış tecridin herkesin gündeminde olması gerektiğine dikkat çeken Arricale, “Herhangi bir yasal ilke veya kurala tamamen aykırı olan tutukluluğuna, yasadışı ve cezai bir izolasyona odaklanılmalı. Bugün bu daha da önemli. Çünkü 2 yıldır sağlık durumundan dahi bir haber yok ve yaşamından dolayı endişe duyuluyor” dedi. Abdullah Öcalan’dan 2 yıldır haber alınamama haline ilişkin uluslararası mekanizmaların da “üç maymunu” oynadığını vurgulayan Arricale, “Bu önemli bilgiye bugüne kadar sadece Türk devleti ve Eylül 2022’de İmralı’ya sürpriz bir ziyarette bulunan ve inanılmaz bir şekilde hala bu konuda bir bilgi vermeyen CPT sahip” sözlerini kullandı.

‘Öcalan siyasi bir tutukludur’

Uluslararası toplumun her şeyden önce Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecride son verilmesini talep etmesi gerektiğinin altını çizen Arricale, “Ve tutukluluk konusunu hukukun üstünlüğü çerçevesinde olağan düzenine geri getirmelidir. Öcalan siyasi bir tutukludur, yani tutukluluğu normların ihlaline değil, siyasi değerlendirmelere bağlıdır. Uluslararası toplum bunun farkına varmalı ve PKK’yi (birkaç kaynak tarafından asılsız olduğuna hükmedilen) terör örgütleri listesinden çıkararak depolitizasyon (siyasetten uzak tutma) sürecini başlatmalıdır.

‘Erdoğan’ın Demokrasi korkusu’

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın  Abdullah Öcalan’dan “korktuğunu” söyleyen Arricale, “Öcalan’a yönelik acımasızlık, Erdoğan’ın ondan korkmasının ölçüsüdür. ‘Padişah’, Marmara Denizi’nin ortasında onun için özel bir hapishane yaptırmış ve Öcalan’ı birkaç yıl öncesine kadar ağırlaştırılmış tecrit altında tek kişilik hücrede tutmuş. Kürt halkının lideriyle aynı kaderi paylaşan bir avuç mahkum ve Kürtler, uluslararası toplumun baskısı altında girdi. Şu an İmralı Adası’nda 4 mahkum var ve 25 Mart 2021’den bu yana hiçbirinden haber alınamıyor. Sadece tutuklular değil, Erdoğan’ın demokrasi korkusu da avukatların mağdur olmasına neden oluyor. Öcalan’ın tüm savunucuları terörle ilgili suçlamalarla suçlandı ve birçoğu hüküm giyerek tutuklandı. Abdullah Öcalan’ın yalnızca fiziki özgürlüğünün sağlanmasını, hatta tecride son verilmesini istemek bile terör propagandası suçlaması için yeterli” şeklinde konuştu.

‘Öcalan’ın özgürlüğü için harekete geçilmeli!’

Uluslararası toplumun görevinin hukukun üstünlüğünün uygulanması için tecride karşı daima çağrıda bulunmak olduğunu kaydeden Arricale, “Çünkü insan hakları herkes içindir. Aksi olarak bu yaşananların hukuk devleti ile hiçbir bağlantısı yoktur. Bu yüzden uluslararası toplum Öcalan’ın özgürlüğü için çağrıda bulunmalı ve harekete geçmeli” sözleriyle herkesi PKK Lideri’nin fiziki özgürlüğü için ses çıkarmaya çağırdı.

İSTANBUL

#Michela #Arricale #Öcalana #karşı #acımasızlık #Erdoğanın #ondan #korkmasının #ölçüsüdür

Aleviler yıkılan evlerinin yeniden inşasında ayrımcılıktan endişe duyuyor

Topraklarını bırakmak istemediklerini belirten Bazarcix’a bağlı Musolar Mahallesi muhtarı Taylan Sapan, ‘Yapılar nasıl bir süreçte tamamlanacağı noktasın ciddi endişelerimiz var. Çünkü burası Alevi-Kürt köyü’ diyerek gelecek konusunda endişeleri olduğunu söyledi

Mereş’in Bazarcix ilçesi kırsal mahallelerinde enkaz kaldırma çalışmaları henüz başlamazken, depremzedeler hala birçok ihtiyacını karşılayamıyor. Bazarcix’a bağlı Musolar (Payamlıbağ) mahallesinde, 143 ev yıkıldı, bazı evler de ağır hasarlı. Depremzedeler, seyyar tuvalet ve duş getirilmemesi nedeniye ihtiyaçlarını ya çadırların etrafında ya da ağır hasarlı evlerine girerek karşılıyor.

Yardımlar STK’lardan geldi

Musolar Mahallesi’nde yaralar ilk elden dayanışma ile sarıldı. Mahalle Muhtarı Taylan Sapan, depremin olduğu ilk gün kötü hava koşulları yüzünden çok zorlandıklarını, ilk bir haftayı evlerde buldukları çadırlarla etrafını kapattıkları Cemevi’nde geçirdiklerini kaydetti. Çadırın geldiği 8’inci güne kadar tedarik ettikleri soba ve odunlarla 150 kişiyle cemevinde idare ettiklerini belirten Sapan, depremin 3’üncü gününden sonra gıda, giyim gibi temel ihtiyaçlarının sivil toplum örgütleri ve yardım kuruluşları tarafından gönderildiğini ve ihtiyaçlarının karşılandığını söyledi.

Yaşlı nüfusun çok olduğu mahallede var olan gençlerle ne yapabilecekleri konusunda toplantılar aldıklarını aktaran Sapan, gelen yardımların hepsini depremden kaynaklı depo olarak kullandıkları cemevinde istiflediklerini ve düzenli bir şekilde dağıttıklarını aktardı. Hala ilk günlerde yurttaşların gönderdiği yardımları tükettiklerini dile getiren Sapan, ellerinde gelen yardımlardan az bir miktar kaldığını belirtti.

‘Kaderimize mi terk edileceğiz?’

Çadırları olduğunu, konteynırların da gelebileceğini, fakat yapılar noktasında büyük endişeler taşıdıklarını kaydeden Sapan, yapıların inşasına ilişkin “Köylere ne zaman ulaşılacak?” diye sordu. Sapan, “İlçeleri görüyoruz. İnsanlar yurt dışına gidiyor. Ama köylerde böyle bir şansımız yok. Çünkü topraklarımız var, bu topraklarda büyüdük. Köylerde bağ, bahçe, ağaç. Bunlarda birer canlı olarak baktığımız zaman insanların burayı terk etmek, bırakmak gibi bir şansı yok. Gelecek açısından kaygılarımız var. Yapılar nasıl bir süreçte tamamlanacak, ya da yapılacak mı, olacak mı noktalarında ciddi endişelerimiz var. Çünkü burası Alevi-Kürt köyü. 350 yıllık bir geçmişi var ama hiç kimsenin bizi bu güne kadar kabul etmediği gibi bu günde yapayalnız kendi kaderine terk edilmiş bir şekilde mi bırakacak? Bu noktada çok ciddi endişelerimiz var” ifadelerini kullandı.

AKP’li belediyenin tutumu

Devlet tarafından çok sınırlı yardımın gittiği mahalle için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve kaymakamla görüştüğünü belirten Sapan, bir çalışma planlandığı yönünde bilgiler aldığını, fakat pratikte henüz bir şey görmediğini kaydetti. AKP’li Belediye Başkanı’nın depremin üzerinden yaklaşık 2 ay geçmesine rağmen hala kendisini arayıp “Geçmiş olsun” dememesinden yakınan Sapan, “143 tane evi yıkılmış, yerle bir olmuş. Her zaman ayrımcılık yapabilirsiniz. Size oy çıkan mahallelere, köylere öncelik tanıyabilirsiniz ama böyle bir süreçte ben bunu kabul etmiyorum, hesap soracağım” diyerek ayrımcılığa karşı mücadele edeceğini ve köylülerin hakkını kimseye yedirmeyeceğini vurguladı.

Yaşlılar yalnız kaldı

Bundan sonraki süreçte kalıcı yöntemlere gidilmesi gerektiğinin altını çizen Sapan, “İnsanlar bu süreci ne kadar süre kaldırabilecek? Bu süreçte en ihtiyaç duyduğumuz ve bu sürecin üstesinden gelebilecek gençlerdir. Zaten burada yaşlı bir nüfus, kronik hastalığı olanlar var. 90’lardan itibaren ekmek davasıyla göçe maruz kalmış bir köyüz. Kimi Avrupa ülkelerinde yaşamını sürdürmek durumunda. Dolayısıyla burada yaşlılar yalnız. El atacak bir çocuğu, ihtiyacını giderebilecek hiç kimse yok. Dolayısıyla önümüzdeki yapı süreci insanları kaygılandırdı” şeklinde konuştu.

‘Topraklarımızı terk etmeyelim’

Depremzedelere kendi topraklarını ve köylerini terk etmemesi çağrısında bulunan Sapan, sözlerini şöyle tamamladı: “Hiçbir yer kendi topraklarımızdaki, kendi köyümüzdeki, evimizin önündeki çadır kadar huzurlu, mutlu etmeyecektir. Buradan gitmek sorunu çözmeyecektir. Kimsenin kendi köyünü terk etmesinden yana değilim. Bunun içinde mücadele etmeye çalışacağım. Bu önü karanlık süreci görmeyerek, burayı terk edersek büyük sıkıntı orada başlayacak. Sesimi duyabilen depremzedeler için bunu söyleyebilirim. Kendi topraklarımızı, emeklerimiz terk etmeyelim. Bu emekleri bırakmayalım. Mücadele edelim. Tekrardan evlerimizi yapalım, tekrardan burada bir hayat, yaşam sürdürme düşüncesiyle hareket edelim.”

Haber: Rukiye Adıgüzel/ MA

#Aleviler #yıkılan #evlerinin #yeniden #inşasında #ayrımcılıktan #endişe #duyuyor

3 ayda en az 700 doktor Türkiye’den gitmek için başvurdu

TTB yurtdışına gitmek için ‘İyi Hal Belgesi’ne başvuran doktor sayısını açıkladı buna göre 2023’ün ilk 3 ayında 700 doktorun yurt dışına gitmek için belge talep etti

Türkiye’de yaşanan ekonomik kriz ve baskı ortamıyla birlikte yurtdışına beyin göçü devam ediyor. Türk Tabipleri Birliği (TTB) yurt dışında çalışmaya gitmek isteyen doktorların almakla yükümlü olduğu İyi Hal Belgesi’ne başvuran hekim sayısını açıkladı. Buna göre, TTB’den yapılan paylaşımda, 2023’ün ilk üç ayında 700, mart ayında ise 235 doktorun başvuruda bulunduğu belirtildi.

En çok başvuru 2023’te

11 yılın ilk üç ayında belge için başvuru yapan doktor sayısına ait bir grakik de paylaşılırken, grafiğe göre en çok başvuru 2023’te yapıldı. TTB’nin Twitter hesabından yapılan paylaşımda şu ifadeler kullanıldı: “TTB’ye ‘İyi Hal Belgesi’ başvuru sayısı; Mart ayında 235, 2023’ün ilk üç ayında 700 oldu. Deprem bölgesinde görev alanlar başta olmak üzere, tüm meslektaşlarımızı tüketen ağır, güvensiz ve güvencesiz çalışma koşulları sona erdirilmelidir.”

HABER MERKEZİ

 

#ayda #doktor #Türkiyeden #gitmek #için #başvurdu

Sincan’a sevk edilen 25 yıllık tutuklu 3 aydır güneşe çıkarılmıyor

25 yıldır tutuklu bulunan Vahyettin Sarı, Patnos’tan sevk edildiği Sincan Cezaevi’de doktorun kemik erimesi nedeniyle güneş görmesi gerektiğini belirtmesine rağmen 3 aydır güneşe çıkarılmıyor

Wan’da 1997 yılında tutuklanan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan 25 yıllık tutuklu Vahyettin Sarı, Patnos L Tipi Cezaevi’nden Sincan 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sevk edildiği 31 Aralık 2022’den bu yana günün 23 saatini tek kişilik güneş görmeyen kör bir hücrede geçiriyor. Patnos Cezaevi’ndeyken neredeyse her hafta Wan’daki ailesiyle görüşebilen Sarı’nın, 1200 kilometre uzaklıktaki Ankara’ya sevk edilmesinden sonra ailesiyle görüşme imkanı da kısıtlandı.

Günün 23 saatini o tek kişilik hücrede

Aradan geçen 3 ayın ardından ilk defa kardeşini görebilme imkanı bulan Ahmet Sarı, kardeşi Vahyettin Sarı’nın bu üç ay içinde kendilerine yansıtmadığı birçok sorunla karşı karşıya kaldığını aktardı. Kardeşinin Sincan 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tek kişilik hücresinde tutulduğunu ve aradan geçen 3 aya rağmen güneşi görmekten dahi mahrum bırakıldığını anlatan Ahmet Sarı, kardeşinin kimseye haber verilmeden hukuksuz bir şekilde sevk edildiğini ifade etti. Üç aylık süre içinde kardeşinin aile ile çok kısıtlı görüşebildiğini belirten Sarı, “Kardeşim hala tek kişilik bir hücrede tutuluyor. Bununla da kalmıyor temel haklarından da yoksun bırakılıyor. Günün 23 saatini o tek kişilik hücrede geçiriyor. Günde sadece bir saat bir-iki arkadaşıyla sohbet amacıyla havalandırmaya çıkarılıyor” dedi.

Doktor tavsiyesine rağmen güneş görmüyor

Kardeşinin Sincan’a sevk edilmesi ardından doktor muayenesinden geçirildiğini ve kemik erimesi kuşkusuyla sevk talep ettiğini anlatan ağabey Sarı, “Doktor kardeşime kemik erimesinden dolayı güneşi görebilen bir havalandırmada kalması ve hastaneye gitmesi gerektiğini söylemiş. Ancak üç aydır sevki yapılmadığı gibi hala güneş görmeyen ‘kör hücre’ diye tabir edilen bir odada tutuluyor” dedi.

Kardeşi Vahyettin Sarı’nın 25 yılı aşkın süredir cezaevinde bulunduğunu ve müebbet hapis cezası almasına rağmen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlara uygulanan ağır şartlarda tutulduğunun altını çizen Ahmet Sarı, bu hukuksuzluğun bir an önce giderilmesini istedi.

Haber: Abdurrahman Gök/MA

#Sincana #sevk #edilen #yıllık #tutuklu #aydır #güneşe #çıkarılmıyor