Ana Sayfa Blog Sayfa 698

Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi Seçim Beyannamesi’ni açıklıyor

Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi, ‘Dîsa jin, dîsa jiyan’ ve ‘Buradayız, kadınlarla değiştireceğiz’ sloganlarıyla Kadın beyannamesini açıklıyor

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (HDP) Kadın Meclisi, 14 Mayıs’ta gerçekleştirilecek seçimlere dair Kadın Beyannamesi’ni Ankara’da bulunan bir otelde açıklıyor.

Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi’nin seçim sloganı, Kürtçe “Dîsa jin, dîsa jiyan (Yine kadın, yine yaşam)”, Türkçe ise “Buradayız, kadınlarla değiştireceğiz” olarak belirlenirken, salona kurulan dev LED ekrana, seçim sloganları yansıtıldı. Salona ayrıca, “İstanbul Sözleşmesi için buradayız, kadınlarla değiştireceğiz”, “Ne qeyûm, ne talan, dîsa jin, dîsa jiyan”, “Yeni yaşam için buradayız, genç kadınlarla birlikte değiştireceğiz”, “Ji bo aştiyê dîsa jin, dîsa jiyan”, “Ji bo azadiya jinan dîsa em”, “Kayyım rejimine karşı buradayız, kadınlarla değiştireceğiz”, “Buradayız, eşbaşkanlık sistemiyle değiştireceğiz” ve “Ekolojik toplum için buradayız, kadınlarla birlikte değiştireceğiz” yazılı kırlangıç bayraklar asıldı. Kürtçenin Kurmancî ve Kirmançkî lehçeleri ile Türkçe, Arapça, Ermenice, Lazca, Çerkezce, İngilizce ve Süryanice “Hoş geldiniz” yazısı da LED ekrana yansıtıldı.

Beyanname öncesi Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, programın açılış konuşmasını yapıyor.

Kıran kırana bir kadın mücadelesi var

İlk olarak kürsüye çıkan Buldan, güçlü ruh ve birliktelikte önemli bir noktada olduklarını belirterek, “Kıran kırana bir kadın mücadelesi vardır. Kadınlar her türlü zorluğa rağmen yaşamını, emeğini hiç tereddüt etmeden bu mücadeleye veren kaymetli kadınlar vardır” dedi.

Kadınları selamladı

Buldan konuşmasında, sürgündeki, cezaevlerindeki kadınları, faili meçhulle için adalet arayan, barış nöbetlerinde sabahlayan bütün kadınları, kadın hakları için meydanları, alanları boş bırakmayan bütün kadın örgütlerini ve aktivistlerini, iş yerinde, mahallesinde, tarlada sömürüye meydan okuyan kadınları selamlayarak başladı.

Bu kürsü bizim kürsümüzdür

“Bugün bu kürsü bizimdir. BU seçimler bizimdir, bu seçim de kazanacağımız yüz yıl bizimdir” diyen Buldan, “Kadın beyannamemiz, adalet ve eşitliğin beyannamesi, beyannamemiz Deniz Poraz’ın, saçlarını direniş barağı yapan İranlı kadınların, Urfa’da direnen Emine Şenyaşar’ın, Afganistan’da direnen kadınların mücadelesini ortaklaştıran bir beyannamedir” dedi

Buldan’ın konuşması “jın jiyan azadi” sloganlarıyla sık sık kesildi.

Etkinliğin özel konukları ise Deniz Poyraz’ın annesi Fehime Poyraz, 5 Haziran 2015’te HDP’nin Amed İstasyon Meydanı’nda gerçekleştirdiği mitinge yönelik saldırıda yaralanan Lisa Çalan, oldu.

Zılgıtlar ve alkışlarla salona giriş yapan kadınlar, çalınan şarkılarla halaylar çekti. Tiyatro sanatçısı Berfin Emektar’ın sunuculuğunu yaptığı lansman, katledilen kadınların anısına yapılan saygı duruşuyla başladı.

Seçim beyannamesinin Türkçesini Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Canan Çalağan, Kürtçesini ise HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran açıklayacak.

Açıklamaların ardından Kürtçe ve Türkçe seçim şarkıları tanıtılacak.

Ayrıntıla geliyor…

 

 

#Yeşil #Sol #Parti #Kadın #Meclisi #Seçim #Beyannamesini #açıklıyor

6 yıl oldu: Evin ismi gibi ülkesine aşık bir gazeteciydi

Kürt özgür basın geleneğine güçlü iz bırakan, kadın gazeteci Evin Buldan’ın yitirilişinin 6’ncı yıl dönümün de meslektaşları onu unutmayarak, ‘Evin Buldan ismi gibi ülkesine aşık bir kadın gazeteciydi’ dedi

Kürt özgür basın geleneği, tarihi boyunca sayısız gazetecinin emeği ile direnişi ile bugünlere geldi. Bunlardan biri de Evin Buldan. Colemêrg’in (Hakkari) Gever (Yüksekova) ilçesinde 1990 yılında dünyaya gelen Evin, devlet baskısının yaşandığı bir coğrafyada, bu baskının hedefi olan bir ailenin içinde büyüdü. Aynı zamanda katledilen Kürt iş insanı Savaş Buldan’ın da yeğeni olan Evin henüz 4 yaşındayken, baskılar sonucu ailesi ile birlikte göç yollarına düştü.

 ‘Doğduğu topraklara  geri döndü’

Artan baskılar nedeniyle ailesi 1994 yılında Güney Kurdistan’a göç eden Evin, çocuk yaşta kamp kamp dolaştıktan sonra ailesiyle son olarak Maxmur Kampı’na yerleşti. Burada Selahattin Üniversitesi’nde Radyo Televizyon Bölümü’nü bitiren Evin, daha sonra doğduğu topraklara geri döndü ve gazeteciliğe başladı. 2011 yılında Amed’de Kürtçe günlük gazete olan Azadiya Welat ile ilk adımını atan Evin, gazetenin Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılmasının ardından Rojeva Medya gazetesinde editörlük yapmaya başladı.

‘Kürtçeyi yaşattı’

Kürtçenin yaşatılması mücadelesine kalemi ile katkı sağlayan Evin, 2 Nisan 2017 akşamı evinin önünde geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Ardında özgür basın geleneğine bir miras bırakan Evin, aradan geçen yıllara rağmen meslektaşları tarafından unutulmadı.

‘Hiçbir güç hakikat kalemine engel olamaz’

Evin, 7 Ekim Kürdistan Kadın Gazeteciler Günü dolayısıyla 2016 yılında verdiği bir röportajında şunları söylemişti: “Gurbetelli bize gerçeklerin karanlıkta kalmadığını ve büyük bir mücadele verildiğini gösterdi. Biz de Gurbetelli’nin kalemini yerde bırakmayacağız. Kürtlerin köyleri, evleri, şehirleri bombalanıyor, insanlar katlediliyor, işkence ediliyor. Kürt kadınları yerlerde teşhir ediliyor, dili, kültürü, kimliği yok sayılıyor. Muhalif basın susturuluyor. Gurbetelli o dönemden bu döneme basın geleneğini nasıl getirdiyse bizler de mücadelelerini yürüterek gerçekleri açığa çıkaracağız. Hiçbir güç hakikat kalemine engel olamaz.”

‘Kadın mücadelesine duyarlıydı’

Evin ile hem Maxmur’dan tanışan hem de Azadiya Welat’ta birlikte çalışan arkadaşı Ayşe Kara da, ona dair “Evin benim yanımda yaşamını yitirdi. Benim açımdan büyük bir kayıp ve üzüntü nedeni oldu. Kuşkusuz onunla arkadaş olmaktan, beraber çalışmaktan çok mutluyum. Onunla birçok anımız var. Evin ile hem çok güzel hem de çok acılı günlerimiz oldu. Evin’in en güzel özelliklerinden biri iyi bir yoldaş, sıcakkanlı ve duygulu bir arkadaş olmasıydı. Nujihan Erhan, Deniz Fırat, Gurbetelli Ersöz ve yaşamını yitiren diğer kadın gazetecilerin ölüm yıldönümü geldiğinde onları anmak için özel bir çalışma yapmak isterdi. Kendi aramızda şakalaşırdık. Bir gün ona dedim ki, ‘Evin eğer bir gün sen de şehit düşersen biz de senin için böyle yapalım’. Ne yazık ki bu da benim payıma düştü. Evin sadece gazeteci değildi. Kadın gazeteciydi, kadın haberleri ve kadın mücadelesine hepimizden daha duyarlıydı” demişti.

‘İsmi gibi ülkesine aşıktı’

Evin ile yine Azadiya Welat’ta birlikte çalışan Elif Can Alkan ise ona dair şu sözleri kullanmıştı: “Evin heyecanlı, dinamik ve genç bir arkadaştı. Güler yüzü ve sıcakkanlılığıyla dikkatimi çekti. Her hali ile genç ve Kürdistani özellikleri ön planda olan bir arkadaştı. Kürtçeyi her yerde kullanır ve Kürt diline çok önem verir, severdi. Yaşamında Türkçeye yer yoktu. Yaklaşık 4 yıl Azadiya Welat’ta birlikte çalıştık. Evin’in ismi geçtiğinde herkes neşelenirdi. Evin, ömrünün sonunda kadar mesleğine aşık olarak yaşadı. İsmi gibi ülkesine aşıktı.”

Kaynak: JınNews

#yıl #oldu #Evin #ismi #gibi #ülkesine #aşık #bir #gazeteciydi

Dara Antik Kenti’nde inşaat çalışmalarına tepki

Dara Antik Kenti’de gömü mezarların bulunduğu SİT alanına ‘Karşılama Merkezi’ olarak inşa edilen betonarme yapıyı eleştiren arkeolog Ahmet Avcı, ‘SİT alanına zarar veriyor’ dedi 

Mêrdîn’in Artuklu ilçesine bağlı Dara kırsal mahallesinde bulunan ve tarihi Milattan Önce (M.Ö.) 500’lü yıllara dayanan Dara Antik Kenti’ne, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı eliyle “Karşılama Merkezi” adı altında betonarme bir yapı inşa edildi. Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı Mimarlar Odası Mêrdîn Şubesi, 6 milyon TL bedelle ihaleye verilen inşaatın durdurulması çağrısı yaptı. Ancak tepkilere rağmen inşaat devam ediyor. Birinci Derece SİT alanı içinde devam eden inşaat çalışması kapsamında binanın sıvası tamamlanırken, otopark ve bekleme alanı olarak kullanılacak kısmında parke taşı döşemesi yapılıyor.

‘Mezarların yanı başına inşaat’

Tarihi kaya mezarların hemen yanı başında süren inşaatın, aynı zamanda bölgede kurumuş olan bir dere yatağına yapıldığı öğrenildi. Bölgede inşaat öncesi arkeolojik sondaj çalışması yapılıp yapılmadığı ise bilinmiyor.

‘Dara Tarihi bir kent’

Dara Antik Kenti’nin kazılarında 2009 ile 2014 yılları arasında çalışan arkeolog Ahmet Avcı, Dara Antik Kenti’nin tarihinin Part İmparatorluğu’na dayandığı, Doğu Roma İmparatorluğu döneminde garnizon şehir olarak inşa edildiğinin kaynaklarda yazılı olduğunu söyledi. Dara Antik kentinin Doğu Roma döneminde İpekyolu ve Mezopotamya Ovası’nı Sasanilere karşı korumak için kurulan bir garnizon şehir olduğunu kaydeden Avcı, tarihi kentin içinde, 4 kilometrelik suru ile birlikte su sarnıçları, kaya mezarları, katedralleri ve amfi tiyatroları ile devasa antik bir şehir olduğunu söyledi.

‘Bakanlık eliyle yapılıyor’

Bakanlık eliyle yapımı devam eden binanın Dara’ya gelecek olan ziyaretçilerin ücretlendirilmesi için tasarlanmış bir bina olduğuna dikkat çeken Avcı, “Bu proje aslında DİKA (Dicle Kalkınma Ajansı) adı altında yürütülüyordu. Burası daha çok prefabrik bir bina olarak düşünülüyordu. Şimdi bu bina bu şekilde hangi akla hizmet inşa ettiler, gerçekten akıl alır gibi değil” dedi.

‘SİT alanına zarar veriyor’

Bina inşa edilmeden önce kurum görüşleri alınması gerektiğine dikkat çeken Avcı, “Müze, burada herhangi bir kazı çalışması yürüttü mü? Herhangi bir arkeolojik veri var mı diye burada herhangi bir arkeolojik çalışma yürütüldü mü? Gelişigüzel mi bu bina yapıldı” diye sordu. Binanın SİT alanının içinde olduğuna dikkat çeken Avcı, “Görsel olarak da korkunç, SİT alanına zarar veren bir görselliğe sahip. Dünyanın neresine giderseniz gidin böyle bir manzara ile karşılaşamazsınız. Hem kendi tarihine hem de kendi doğasına bu kadar zarar veren başka bir ülke var mıdır bilemiyorum. SİT sınırları içinde olsa bile daha çok ahşap ya da prefabrik şekilde düşünülüp yapılabilirdi. Görüştüğüm yetkililer, çelik konstrüksiyonlar ile yapıldığını söyledi ama bildiğin betonarme bir bina SİT sınırları içinde. Hem görsel olarak hem de ilerleyen zamanlarda SİT alanına zarar verecek bir yapıya sahip” ifadelerinde bulundu.

Haber: Ahmet Kanbal / MA

#Dara #Antik #Kentinde #inşaat #çalışmalarına #tepki

İsrail’den Suriye’ye yeni hava saldırısı

Şam hükümeti, İsrail’in Humus şehri ve kırsalındaki bazı noktaları hedef alan bir hava saldırısı düzenlediğini, saldırıda 5 askerin yaralandığını duyurdu

İsrail’in Humus kenti ve kırsalını hedef alan füze saldırılarında 5 Şam hükümeti askeri yaralandı. Şam hükümetinin haber ajansı SANA’ya konuşan, adı açıklanmayan askeri bir kaynak, “Sabah 00.35 sularında düşman İsrail işgali Beyrut’un kuzeydoğu yönünden Homs şehri ve kırsalındaki bazı noktaları hedef alan bir hava saldırısı düzenledi” dedi.

Saldırıya ilişkin bilgi paylaşan askeri kaynak, Suriye’nin ‘hava savunma sistemlerinin füzelere karşı koyduğunu çoğunu düşürdüğünü’ aktardı. İsrail’den ise konuya ilişkin açıklama yapılmadı.

Şam hükümeti, en son 31 Mart’ta İsrail’in Şam’da bir noktaya hava saldırısı düzenlediğini, saldırıda 2 askerin yaralandığı açıklamıştı.

HABER MERKEZİ

#İsrailden #Suriyeye #yeni #hava #saldırısı

Kızılay’a bağışlanan yardım kolileri İsmailağa cemaatinden çıktı!

Depremzedelere verilmesi geren çadırları satmasıyla gündem olan Kızılay, bu kez de Ordu’da depremzedelere yollanmak için toplanan giysilerin İsmailağa cemaatine bağlı Yavuz Sultan Selim Vakfı deparlarında bekletilmesiyle gündeme geldi

Depremlerin ardından yurttaşlara gönderilmesi gerekn çadıları satmasıyla gündem olan yeni bir skandalla yeniden gündem oldu. Ordu’da yurttaşların ihtiyaç sahipleri için Kızılay’a bağışladığı kıyafetler ve yardım kolilerin İsmailağa cemaatinin bağlı bir yurdun deposunda bekletildiği ortaya çıktı.

Çürümeye bırakıldı

BirGün’ün haberine göre, ilçesinde depremzede ihtiyaç sahipleri için yurttaşlar tarafından gönderilen kıyafetler İsmailağa cemaatine bağlı Yavuz Sultan Selim Vakfı’na ait kaçak yurtlarda bekletiliyor.

Yerleri yokmuş

Depoyu hatır gönül ilişkisiyle kullandıklarını ve herhangi bir sözleşmelerinin olmadığını söyleyerek durumu itiraf eden Kızılay Fatsa Şubesi Başkanı Adil Keskin ise, “Kızılay’a ait düğün salonu olarak kullanılan bir binamız var ancak orası kirada olduğu için orayı kullanamıyoruz. Yeni bir depoya verecek bütçemiz olmadığı için bu depoyu kullanmak zorunda kaldık. Tır ile gelen yardım malzemeleri ıslandığı için kıyafetler küflenmesin diye kutulardan çıkarıldı” diyerek kendilerini savundu.

Resmi olup olmadığı muamma

Fatsa Milli Eğitim Müdürlüğü yetkililerine, Yavuz Sultan Selim Vakfı’na ait yurdun resmi statüde olup olmadığı sorusuna “Söz konusu yurtla ilgili bir bilgiye sahip değiliz, biz denetlemiyoruz” yanıtı verilirken, daha sonra Fatsa Kaymakamlığı ile yapılan görüşmede ise söz konusu yurtla ilgili gizlilik kararı olduğu ve bu sebeple konuyla ilgili bilgi veremeyecekleri söylendi. Kaymakamlık yetkilileri ayrıca Yavuz Selim Vakfı’na ait olan yurdun kim tarafından denetlendiği sorusunu ise yanıtsız bıraktı.

ORDU

#Kızılaya #bağışlanan #yardım #kolileri #İsmailağa #cemaatinden #çıktı

Yanlış kan verildiği için fenalaşan Kaya hayatını kaybetti

Wan’da özel bir hastanede yanlış kan verildiği iddia edilen ve fenalaşarak hastaneye kaldırılan Makbule Kaya hayatını kaybetti

Wan merkezde bulunan Lokman Hekim Hastanesi’ne 20 Mart tarihinde bel fıtığı rahatsızlığı ile giden Makbule Kaya’ya ameliyat esnasında yanlış kan verildi. İki çocuğu olan 33 yaşındaki Kaya’ya 0 Rh + kan verilmesi gerekirken A Rh + kan verildi.

7 gün yoğun bakımda kaldı

7 gün boyunca aynı hastanenin yoğun bakım servisinde tutulan Kaya daha sonra Van Yüzüncü Yıl Dursun Odabaşı Tıp Merkezi’ne sevk edildi. Ailesi de durumundan 3 gün sonra haberdar edilen Kaya, sabah saatlerinde hayatını kaybetti. Aile bireyleri dün JINNEWS’e yaptıkları açıklama hastaneden şikayetçi olduklarını belirtmişti.

WAN

#Yanlış #kan #verildiği #için #fenalaşan #Kaya #hayatını #kaybetti

‘Özgürlük için Amara’ya’ çağrı: Bu sene milyon olup oraya gidelim

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın  doğum günü olan 4 Nisan için  ‘Özgürlük için Amaraya’ şiarıyla bu yıl gerçekleşecek yürüyüşlere çağrı yapıldı

Uluslararası komployla 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilen PKK Lideri Abdullah Öcalan, 24 yıldır İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ağırlaştırılmış tecrit koşulları altında tutuluyor. Tecridin kırılabilmesi için aile ve avukatların her hafta yaptığı görüş başvuruları ise 2 yıldan fazladır engelleniyor. Milyonlarca insanın “iradem” dediği Abdullah Öcalan’dan iki yılı aşkın süredir de hiçbir  haber alınamıyor. Bu koşullarda Kürt halkı,  Abdullah Öcalan’ın yaş günü olan 4 Nisan’a hazırlanıyor.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Tevgera Jinên Azad (TJA), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD FED), Abdullah Öcalan’ın doğum günü olan 4 Nisan dolayısıyla fidan dikme ve çeşitli etkinlikler düzenleneceğini, aynı zamanda gelenekselleşen Amara Yürüyüşü’nü yapacaklarını açıkladı.

Mezopotamya Ajans’ında Mehmet Güleş’e konuşan HDP Amed İl Eşbaşkanları ve DBP Amed il Eşbaşkanı Hayrettin Altun Amara yürüyüşüne çağrıda bulundu.

‘Sorunların çözümü için Öcalan esas alınmalı’

HDP İl Eşbaşkanı Gülistan Atasoy, savaşa karşı barışın sesi için Öcalan’ın çözüm önerilerine dikkati çekerek, “Gerek Kurdistan’da gerek Ortadoğu ve Türkiye’de yaşadığımız dönem itibariyle çözüm noktasında kendi dayatan çok temel sorunlarla karşı karşıyayız. Bunların başında savaş gerçekliği geliyor. İçinden geçtiğimiz dönem savaşa karşı barışın sesi yükselmesi, tüm toplumsal sorunların eşitlik ve özgürlük felsefesiyle çözülmesi gerektiğine dair çok önemli bir dönem. Bu nedenle dönemin rol ve misyonunu oynayabilmesi için Sayın Öcalan’ın üzerindeki tecridin bir an önce kaldırılması gerekiyor.  Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması hem yaşadığımız dönem hem de coğrafyanın temel sorunları çözüm noktasında esas alınmak durumundadır” dedi

‘Tecridin kalkmasıyla nefes alacağız’

Öcalan üzerindeki tecridin kalkmasıyla toplumun rahat bir nefes alacağını vurgulayan Atasoy, Öcalan’ın çözüm noktasında daha önceki girişimlerini hatırlattı. Atasoy, “Biz bu vesileyle savaşa karşı halkların barış, özgürlük, eşitlik ve demokrasiye ulaşması için herkesi Amara’ya davet ediyoruz. Sayın Öcalan üzerindeki tecrittin kaldırılması ve Türkiye’de halkların birlikte yaşayabileceği bir dönemin kapılarını aralamak istiyoruz” diye konuştu.

‘4 Nisan Özgürlük günüdür’

HDP İl Eşbaşkanı Zeyyat Ceylan, Öcalan’ı sahiplenmenin insanlığa sahip çıkmak olduğunu belirterek, “4 Nisan günü başta Kürt halkı olmak üzere Ortadoğu halkları için özgürlük günüdür. Kürt halkı Sayın Öcalan’ın rol ve misyonunun farkındadır. Bu nedenle her zaman Sayın Öcalan’a sahip çıktı. Bundan sonra da sahip çıkacaklar. Biliyorlar ki Sayın Öcalan dört duvar arasından çıkmadan ve özgür olmadan sorunlar çözülmeyecektir. Tıkanan sorun nedir? Kürt sorunun çözümsüzlüğüdür ve bu nedenle her gün kan akıyor. Antidemokratik uygulamalar yaşamı cehenneme çevirmiş durumda. Artık ne ahlak ne vicdan hiç sınır kalmamış. Kürt halkı bu sorunlarına baktığında çözümü Sayın Öcalan’da görüyor” diye belirtti.

‘Öcalan’ı sahipleneceğiz’

2013-2015 tarihlerinde yürütülen çözüm sürecine işaret eden Ceylan, şöyle devam etti: “Çözüm sürecinde toplumun farklı farklı kesimlerinde bir barış havası oluştu. Bir yumuşama dönemi oldu.  Sayın Öcalan’la yapılan görüşmeler aslında tüm Ortadoğu halkları için bir çözüm getiriyor. Müzakere yapıldığında, Sayın Öcalan’ın sesi topluma ulaştığında, toplumun rengi olumlu yönde değişiyor. Onun için Kürt halkı, Sayın Öcalan’ın onurlu barış sürecine ne gibi katkıları olduğunu biliyor. Sayın Öcalan’ı sahiplenmek aynı zamanda barışa sahip çıkmaktır. Bu 4 Nisan’da da halkımız Amara’ya yürüyecek. Halkımızla ve tüm siyasi partiler ile sivil toplum örgütleri hep birlikte 4 Nisan’da Amara’da Sayın Öcalan’ın doğum gününü ailesiyle kutlayacağız ve Sayın Öcalan’ı sahipleneceğiz. Amed halkını Amara’da kutlamaya davet ediyoruz.”

‘Çözüm paradigması hakları etkiliyor’

DBP İl Eşbaşkanı Hayrettin Altun ise, Öcalan’ın 45 yıldır özgün fikirleri ve çözüm yolları açısından çok önemli bir yere sahip olduğunu hatırlattı. Altun, “45 yıldır Kurdistan’da devam eden bir savaş var. Bu savaşa karşı Kürt halk önderi Sayın Öcalan’ın büyük bir paradigması var. Sayın Öcalan, sadece Ortadoğu’da değil, tüm dünya halkları için çözüm paradigmasıyla etkilemeye devam ediyor. Kürt halkı 40 yıldır Kürt Halk Önderinin doğum gününü her yerde kutluyor. Dolayısıyla bu yıl 2023 yılında Kürt halk önderinin doğum gününü halkça karşılayacağız. Halkımızı 4 Nisan’da Amara’ya davet ediyoruz. Bu aynı zamanda Sayın Öcalan’a sahiplenmektir. Sistem ağır tecridi devam ettirmek istiyor. Tecride karşı önderliğimizi sahiplenmeliyiz” dedi.

Wan’lı kadınlardan  Amaraya çağrı

Yürüyüşün barış ve kardeşlik için önemli olduğunu sözlerine ekleyen Algör, “Kendisini bu hareketten uzak tutanlar, başıma bir şey gelmez diyenlere sesleniyorum; kurunun yanında yaş da yanar bunu unutmasınlar. Kürt halkına yapılanlar unutulmamalı, futbolda bile Kürtlere saldırı gerçekleştirildi. Bunları göz önünde bulundurarak herkes Amara’ya yürümeli. Önderliğin yeni yaşını kutluyorum. Bugün sadece önderliğin doğuşu değil, bütün Kürt halkının doğuşudur” diye konuştu.

Zekiye Kaya da, Abdullah Öcalan üzerinde hayata geçirilen ve tüm cezaevlerine yayılan tecride dikkat çekerek, “O tutuklu bulunmasına rağmen hala barışı ve özgürlüğü temsil ediyor” dedi. Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlüğü için emek verdiğini ve başarı sağladığını kaydeden Kaya, “Bizler, onun başlattığı mücadele yolunda yürümeye devam edeceğiz. Ben bir Barış Annesi olarak herkese sesleniyorum; Önderlik özgür olmadığı sürece toplum özgür olmayacaktır. Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü tekrar tekrar talep edeceğiz. Başta kadınlar, gençler ve bütün halklar olmak üzere 4 Nisan’da Amara’da olalım. O özgür olmadığı sürece çözüm sağlanmayacaktır. Amara’ya özgürlük ve barış için gideceğiz” şeklinde konuştu.

Barış Annesi Perişan Aslan ise, şöyle konuştu: “Abdullah Öcalan’ın yeni yaşı bütün şerefli Kürtlere kutlu olsun. Önderliğin köyüne doğru 4 Nisan’da yapılacak olan büyük yürüyüşe herkes katılmalıdır. Eskiden nasıl milyonlar gittiyse, bu sene de milyonlarla oraya gidelim.”

‘Kadınlar için önemli bir gün’

JINNEWS’ten Gülistan Dursun’a konuşan TJA aktivisti Hamide Göktaş “Sayın Abdullah Öcalan’ın doğum günü, baskı altında olan bütün halkların doğum günüdür” diyerek, Abdullah Öcalan’ın doğum gününün kadınlar açısından da önemli olduğunu aktardı. Abdullah Öcalan’ın 24 yıldır ağır tecrit altında tutulmasına ve 2 yıldır da kendisinden haber alınmamasına işaret eden Göktaş, şöyle konuştu: “2 yıl önce telefon üzeri bir görüşme sağlandı, o günden beri hiçbir haber alınamıyor ve bu haber alınamama durumu bütün dünya açısından sorun teşkil ediyor. Bu da ağır ve zor bir durum. Önümüzde yine bir 4 Nisan var. Halfeti halkı olarak halkı buraya bekliyoruz. Ve umut ediyoruz ki bu 4 Nisan’da eski günlerdeki gibi coşku içerisinde geçer.” Halkın Abdullah Öcalan’a sahip çıkması gerektiğini vurgulayan Hamide, “Bugün onun sayesinde halk varlığının farkına vardı. Dört parça Kürdistan’da, metropollerde, Avrupa’da nerede olursa olsun Abdullah Öcalan’ın fikirleri ile mücadelesini sürdüren her kesim oldukça önemlidir” diye ekledi.

HABER MERKEZİ

#Özgürlük #için #Amaraya #çağrı #sene #milyon #olup #oraya #gidelim

Amed Barosu’ndan ev baskınında katledilen Ekinci için açıklama

Amed Barosu  Çêrmug’da katledilen Mikail Ekinci’nin ölümüne dair, ‘Yaşam hakkını ihlal eden keyfi, hukuk dışı ve orantısız silah kullanımı kabul edilemez’ açıklaması yaptı

Amed’in Çêrmug (Çermik) ilçesine bağlı Bistin (Aynalı) kırsal mahallesinin Gulabaxça mezrasına dün baskın düzenleyen askerler, 28 yaşındaki 3 çocuk babası Mikail Ekinci’yi katletti. Ekinci’nin, “dur ihtarına” uymadığı ileri sürüldü. Olaya dair Çermik Cumhuriyet Savcılığı soruşturma başlatıldı. Amed Barosu, olaya dair yaptığı açıklamada, yaşam hakkının ihlal edildiğini vurguladı.

 ‘Yaşam hakkının özü, bireyin hayatta kalmasıdır’

Baro açıklamasında, “Yaşam hakkının özü, bireyin hayatta kalmasıdır. Tüm insan haklarının temelini ve ön koşulunu oluşturan bu hakkın, hiçbir biçimde sınırlandırılması düşünülemez.” ifadesinin yer aldığı açıklamada, Türkiye’de kolluk güçlerince yetki aşımı, orantısız güç veyahut kasti eylemler ile yaşama hakkının gün geçtikçe artan bir şekilde ihlal edildiğinin görüldüğü belirtilerek, şunlar kaydedildi: “Kanunla kolluk görevlisinin inisiyatifine bırakılan ‘öngörü’, ‘makul şüphe’ ve ‘takdir’ gibi soyut kavramlar sonucu sivil insanların yaşam hakkının ihlal edildiği gözlenmektedir. Türkiye’de kolluk görevlilerinin insan haklarını ihlal etmekle suçlandığı hallerde; fail konumundaki kişiler bakımından öngörülen ayrıcalıklı yargılanma usulleri ve sağlanan güvencelerle, fail/failler cezasız kılınmakta ve ağır insan hak ihlallerine sebep olunmaktadır. Kolluk güçlerinin silah kullanma yetkisini aşması sonucunda, keyfiliğe ve gücün yasaya aykırı şekilde kullanılmasına karşı yaşam hakkının ihlal edildiği gözetilerek, ivedi ve etkin bir şekilde soruşturmanın yürütülmesini talep ediyor, hukuki sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyunun bilgisine sunuyoruz” denildi.

AMED

#Amed #Barosundan #baskınında #katledilen #Ekinci #için #açıklama

Konteynerde esnaflık yaparak ayakta kalmaya çalışıyorlar

Semsûr’da kurulan konteynerlerde esnaflık yapmaya çalışan yurttaşlar dertli. Devletten hiçbir yardım alamadıklarını belirten esnaflar, insan ölümlerine de dikkat çekerek, ‘İlk gün gelselerdi, birçok insan sağ çıkardı. Satılacak bir şey yok hepsi bitmiş durumda. Zor bir süreçteyiz, toparlanacağız umarım’ dedi

Mereş ( Maraş) merkezli 6 Şubat’ta yaşanan depremlerde yerle bir olan kentlerden biri olan Semsûr’da hayat dayanışma yeniden örülmeye çalışılırken, binlerce insanın hayatını kaybettiği kentte yurttaşlar birçok sorunla baş etmeye çalışıyor.

Sağlık, hijyen sorunlarının olduğu kentte barınma hala en temel sorunken, yaşananlardan esnaflar da payına düşeni aldı. Kent merkezinde kurulan konteynerlere yerleştirilen esnaflar, kuruyemişçi, market, kıraathane, şarküteri gibi birçok sektörde yaşadıkları ekonomik kayıpları gidermeye çalışıyor.

Kalan eşyalarımın hepsini almışlar

Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Zerrin Sargut’a konuşan esnaflar yaşadıkları sorunları anlattı. Semsûr’da ulusal ürünlerin sattığı dükkânının depremde yıkıldığını söyleyen esnaf Mahmut Öteleş, 1992’den bu yana esnaflık yaptığını belirtti. Öteleş, “Depremden 4 gün sonra geldiğimde dükkânım yağmalanmıştı. Kalan eşyalarımın hepsini götürmüşlerdi. İhtiyacınız kadar alın kalanları bıraksaydınız, bu dükkân benim ekmek paramdı. İnsanlar enkaz altındayken nasıl başka şehirlerden gelip malzeme çalabiliyorsunuz? Arabanın arkasını doldurup ne yapacaksın? 1 milyon civarında ekonomik kaybım oldu” dedi.

Devletten 1 TL bile yardım almadık

Kıraathane işletmecisi Mevlüt Sever ise, 25 senedir kahvecilik yaptığını dile getirdi. 4 katlı binanın en alt katında bulunan kıraathanesinin depremde yıkıldığını anlatan Sever, “Bize hiçbir şekilde el uzatılmadı, devletten 1 TL almış değiliz. Konteyner kurayla çıktı. ‘Kıraathanemizi konteyner da kuralım. Yaşadıklarımızı bu şekilde atlatırız, unuturuz dedik.’ İşletmemden tek bir çivi bile kurtaramadım, dükkânım yerle bir oldu. Ekonomik kaybım çok. Bir kahve sandalyesini, ya da masayı 500 TL’ye alamazsın. Doğalgaz, kamera sistemi, sandalye, masa ve çay ocağı hepsi enkaz altında kaldı. 500 bin TL kaybım oldu” diye kaydetti.

Hayata nasıl tutunacağız derdine düştük

Depremden sonra kurduğu konteynere artık bir işletme gözüyle bakmadığını dile getiren Sever, eskiye dair bir beklentisinin kalmadığını vurguladı. “Kıraathaneye eve ekmek götürmek niyeti ile bakmıyorum” diyen Sever, “Konteyneri sabah 8’de açıp, akşam 9-10 gibi kapatıyorum. Eski beklenti yok. Umarım en kısa sürede eski günlere döneriz. Arkadaşlarımızın çoğunu kaybettik. Bu süreçten nasıl kurtulacağız? Hayata nasıl tutunacağız derdine düşmüşüz” dedi.

38 yakınımı kaybettim

Esnaflardan Sıtkı Ayhan da 3 yıldır market işi yaptığını dile getirerek, “38 yakınımı kaybettim. Süreç neyi gösterir bilmiyoruz. Deprem olmadan önce hevesliydik, artık öyle bir durum kalmadı. 38 yakınımı kaybettim ve 6’ncı gün enkazdan çıkarıldılar, günlerce yardım beklediler. İlk gün gelselerdi, birçok insan sağ çıkardı. Satılacak bir şey yok hepsi bitmiş durumda. Zor bir süreçteyiz, toparlanacağız umarım” dedi.

SEMSÛR

#Konteynerde #esnaflık #yaparak #ayakta #kalmaya #çalışıyorlar

5 oğlu cezaevinde olan anne: ‘Pişmanlık’ dayatıyorlar, onlar halkı için mücadele etti

5 oğlunun 5’i de tutuklu olan ve 2’sinin infazı yakılan, her biri farklı cezaevinde tutuklu bulunan çocukları için konuşan anne Şemsihan Ertunç, ‘Türkiye’de adalet yok, eğer olsaydı şu an çocuklarımız alakasız bahanelerle içeride tutuklu olmazlardı’ dedi

Hak ihlallerinin arttığı cezaevlerinde özellikle siyasi tutuklara yönelik bir cezalandırmaya dönüştürülen infaz yakmalarla son yıllarda onlarca tutuklunun tahliyeleri engellendi.

Colemêrgli (Hakkari) Ertunç kardeşler de infazları yakılanlar arasında. Siyasi gerekçelerle çeşitli mahkemelerde açılan davalarda Ertunç kardeşlerden Fırat’a 16 yıl, Murat’a 25 yıl, Ali’ye 14 yıl, Recep’e 14 yıl, Ferhat’a ise 12 yıl hapis cezası verildi. 7 yıldır tutuklu olan Ferhat, Trabzon Beşikdüzü T Tipi Kapalı Cezaevi’nde; 10 yıldır tutuklu olan Recep ve Murat Tekirdağ F Tipi Cezaevi’nde; 7 yıldır tutuklu olan Fırat Ertunç, Diyarbakır 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde; 4 yıldır tutuklu olan Ali Ertunç ise Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bulunuyor. Türkiye’nin iki uç kentinde çocukları bulunan anne Şemsihan Ertunç, yıllardır çocuklarını göremiyor.

2’sinin tahliyesi engellendi

Colemêrg’te yaşayan Şemsihan Ertunç’un tutuklu 5 oğlundan Ferhat ve Recep Ertunç, cezalarını tamamlamalarına rağmen infazları yakılarak tahliyeleri 3 ay daha ertelenirken, oğlu Ali Ertunç’un ise tahliye edilmesine az bir süre kala farklı dosyadan tutuklama kararı çıkarılarak tahliyesi engellendi.

Her biri farklı cezaevinde

Çocuklarının cezaları bitmesine rağmen tahliye edilmediğini vurgulayan anne Şemsihan Ertunç, her iki oğlunun da “pişmanlık” yasasından yararlanmadıkları gerekçesiyle infazları yakılarak tahliyelerinin engellendiğini vurguladı. 5 oğlunun her birinin de farklı cezaevlerinde tutuklu olduğunu söyleyen Ertunç, evinde tek başına kaldığını ve evi geçindirebilecek kimsenin olmadığını belirtti.

Eğer adalet olsaydı…

Ertunç, “Eşim vefat etti, 5 oğlum var, her 5’i de şu an cezaevinde tutuklu. Eve bakacak hiç kimsem kalmadı. Cezaevlerinde cezalarını tamamlayan tüm tutukluların serbest bırakılmasını istiyoruz. Bize bu yapılanlar bir zulümdür. Türkiye’de adalet yok, eğer olsaydı şu an çocuklarımız alakasız bahanelerle içeride tutuklu olmazlardı” diye konuştu.

Katillere bile o kadar ceza verilmiyor

Adalet Bakanlığı’na siyasi tutukluların serbest bırakılması yönünde çağrıda bulunan Ertunç, “30 yılı aşkın süredir tutuklu bulunan binlerce kişi, tutukluluk süreleri dolmasına rağmen tahliye edilmiyorlar. İnsanları katledenlere 30 yıl gibi ceza verilmezken, çocuklarımız halkı ve davaları için mücadele etmesinden kaynaklı 30 yıl ve üstü cezalara mahkum ediliyorlar. Tek talebimiz evlatlarımızın derhal serbest bırakılmasıdır” dedi.

Kaynak : MA

#oğlu #cezaevinde #olan #anne #Pişmanlık #dayatıyorlar #onlar #halkı #için #mücadele #etti