Ana Sayfa Blog Sayfa 70

Hüseyin Mat: “Hamburg AKM’nin 35. Yılı, Alevi Tarihine Işık Saçıyor”

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkanı Hüseyin Mat, Hamburg Alevi Kültür Merkezi – Cemevi’nin 35. kuruluş yıldönümü etkinliğinde yaptığı konuşmada, etkinliğe olan yoğun katılımın Alevi toplumu için büyük bir anlam taşıdığını vurguladı. Mat, bu buluşmanın Alevi tarihine ve geleceğine ışık tuttuğunu belirtti.

Mat, Hamburg Eyaleti’nde 2012 yılında dönemin Belediye Başkanı Olaf Scholz ile imzalanan Hak Eşitliği Anlaşması’nın Alevi toplumu için önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade etti. Ayrıca, Hamburg Üniversitesi Dünya Dinleri Fakültesi’nde Alevilik Teolojisi Bölümü’nün açılmasının, Alevi inancının akademik alanda güçlenmesi açısından büyük bir kazanım olduğunu dile getirdi.

Hamburg’da hizmet veren dört Cemevi’ne de teşekkür eden Mat, bu kurumların toplumsal dayanışma ve özverili çalışmalarından dolayı minnettarlığını iletti. 35. yıl kutlamalarının Alevi toplumuna moral ve güç kazandırdığına dikkat çekti.

Hüseyin Mat, konuşmasının sonunda, Hamburg AKM-Cemevi’nin kurucu üyelerine ve destek veren tüm canlara en içten teşekkürlerini sundu. Birlik ve dayanışma vurgusu yaparak, inançlarının ışığında daha nice başarılı yıllar diledi.

Abdal Musa Festivali: Barış ve ışık için el birliğiyle yola devam!

32. Abdal Musa Festivali, Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) ve üye kurumları tarafından Melbourne Coburg Gölü Parkı’nda gerçekleştirildi. Festival, yoğun yağışa rağmen büyük bir coşkuyla kutlandı. AFA Genel Başkanı Suzan Saka, festivalin açılışında yaptığı konuşmada, Alevilerin adaletsizliklere karşı durma kararlılığını vurguladı. “Karanlığa karşı ışığı, nefrete karşı sevgiyi, bölünmeye karşı birliği büyüteceğiz” diyen Saka, Alevi değerlerine sahip çıkacaklarını belirtti.

Saka, Avustralya’da güven içinde yaşayan göçmenlerin, bu ülkenin geleneksel sahipleri Aborjin ve Torres Boğazı Adalı halklarının mücadelesine de minnettar olduklarını ifade etti. Victoria eyaletinde 12 Aralık’ta yürürlüğe girecek Treaty’yi kutladıklarını belirten Saka, “Barışın, adaletin ve ortak yaşamın güçlenmesi adına çok önemli bir adım” dedi.

Festivalde, Alevilik ve insan haklarının önemine dikkat çekilirken, Saka, “İster Türkiye’de, ister dünyanın herhangi bir yerinde olsun, insan haklarının ihlal edildiği her yerde mazlumların yanında durmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu. 1937-1938 Dersim Katliamı’nda hayatını kaybedenleri anarak, Alevilerin sevgi ve eşitlik temelinde bir toplum oluşturma hedefini yineledi.

Etkinlikte, kültürel faaliyetler, lokma, katmer ve gözleme gibi yiyecek satışlarıyla birlikte Hacı Bektaş Veli Vakfı’nın öğrencilere sunduğu burslara destek amaçlı el emeği ürünlerin satışı gerçekleştirildi. Festival, deyişler ve nefeslerle sona erdi.

Civrak Avrupa Derneği, Seyit Rıza ve dostlarını klamlarla andı

Civrak Avrupa Derneği, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin 88. yıldönümünü, Almanya’nın Hürtk kentinde düzenlediği anma etkinliğiyle andı. Etkinlikte, katliamda yaşamını yitirenler için ağıtlar ve klamlar seslendirildi. Katılımcılar, Pir Ahmet Karabulut’un gülbengleri eşliğinde çerağlar uyandırarak anma gerçekleştirildi.

Etkinlikte, Dersim Tertelesi’nin tarihsel belleğini yansıtan bir sinevizyon gösterimi de yapıldı. Katılımcılar, Kazım Arık ve Ali Ateş’in konuşmalarını dinleyerek, geçmişte yaşanan acıları hatırladı. Ardından Hozan Cömert, duygusal klam ve beyitlerle anma programına katkıda bulundu.

Seyit Rıza ve arkadaşlarının anılması, toplumsal hafızanın canlı tutulması ve inanç özgürlüğünün öneminin vurgulanması açısından büyük bir anlam taşıdı. Civrak Avrupa Derneği, bu tür etkinliklerle geçmişle bağ kurmayı ve adalet arayışını sürdürmeyi hedefliyor.

Hakikatin Sönmez Işığı Kadın NERGİZ GÜZEL

Hakikatin ışığı asla sönmez. Aydınlığın gözleri, gökyüzünde parlayan hakikattir. Hakikat, hafızamızın tanığıdır. Yeryüzünün vicdanı kadındır, topraktır, gökyüzüdür, doğadır. Hiç kimse, hiçbir halk kendi hakikatinden kaçamaz. İnancı tüketmek, hakikatinden kaçmaktır.

Yaşamın adı kadındır. Kadın, mürşid-i kâmildir. İnancımız, dilimiz, doğayla tezahür eder. Varlığın dönüşümü ve yeniden yaratılışı dişildir. Evren dişildir; o nedenledir ki yaratan, yenileyen rahim kadındır, dişildir.

Alevi felsefesi, her zerreyi kutsal kabul eden kadim bir ekolojiyi içerir. Canlı cansız ayrımı yapmadan her varlığa saygı duymak, inancın temelidir. Bu nedenle kadının kutsallığı ile doğanın kutsallığı eşittir; doğanın kirletilmesi, Ana’nın rahmine yapılan bir ihanettir.

İşte bu dişil kutsallığın en yüce tecellisi, Ana Fatma (Fatıma Ana) kültürüdür. O; Hakikatin ve rızalık yolunun kaynağıdır. Kadın, yalnızca doğuran değil, aynı zamanda yolun sırrını taşıyandır.

Bilgeliğini doğadan alan kadın, topraktan canımıza can katmış ve doğanın rahmine tohumu düşürmüştür.

Tarihte, ocaklarda, Ana/Bacıların sadece ev içinde değil, aynı zamanda irşat görevlerinde ve toplumsal kararlarda Dedelerle eşit söz hakkına sahip olduğu bilinmektedir. Kadın, rehberlikten zakirliğe kadar tüm hizmetlerde aktif rol almış, Alevi inancının temel direği olan ‘rızalık’ kültürü de bu eşitlikçi duruştan beslenmiştir.

Bu eşitlikçi anlayışın en köklü ifadesi, Rêheq (Hak Yolu) geleneğidir. Rêheq’te, ocağın bilgeliği ve hizmeti Dede ile Ana tarafından birlikte temsil edilir; “ikrar” alma ve yol yürütme süreçlerinde kadının onayı ve katılımı esastır. Kadın, yalnızca erkeğin eşi değil, yolun bizzat rehberidir.

Tarihte, Bacıyan-ı Rum (Anadolu Kadınları Birliği) gibi yapılar, kadının toplumsal yaşamda, üretimde ve savunmada erkeklerle eşit güç ve sorumluluk üstlendiğini gösterir. Binlerce, milyonlarca insanlığın, kadın hakikatinde buluştuğu zamanlar vardır. Kâlû Belâ’dan beri var olduk, Vardan var olduk. Yolun şahidi anadır; sır ondadır, nur candadır. Her varlık, kadın rahminde can bulmuştur.

İnancımız gereği yaşadığımız toplumda, kadının bilgeliği, yaşamı doğurma hâli ve doğanın bir parçası olması; ataerkil düzene karşı dilinden ve sözleriyle sürdürülmüş, günümüze getirilmiştir. Hakikatinden çıkmamış, rızalıkla bir yaşam çerçevesinde var olmuştur.

İnancımızın temel direklerinden biri olan “Can Canandır” felsefesinin en somut ve destansı örneklerinden biri, Koçgiri ve Dersim direnişlerinin önderleri Alişer Bey ve eşi Zarife Hanım’ın hayatında görülür. Zarife Hanım, döneminin pasifize edilmiş kadın figürlerinden farklı olarak, eşinin gölgesinde kalmamış, doğrudan siyasi ve askeri bir önder olarak tarih sahnesinde yer almıştır. Onun konumu, Alevi inancının kadına verdiği değeri eyleme döker. Alişer önemli kararları almadan önce Zarife’nin siyasi zekasına güvenir, onu (Heval) konumuna yükseltmiştir.Zarife, sadece düşünce üretmekle kalmadı, bizzat silaha sarılarak cephede savaştı ve ön cephede savaşan, askeri bir Can olduğunu kanıtladı .İhanet sonucu katledildikleri son anlarda bile yan yana duruşları, Hakikat yolunda birleşen iki Can’ın, mücadeleyi son nefese kadar birlikte taşıma kararlılığını simgeler.

Alişer ve Zarife’nin direnişi, 1937-38 Dersim Katliamı döneminde Alevi kadınına yönelik sistemsel baskının zirveye ulaştığı bir arka plana sahiptir. Sistem, Alevi kadınına karşı ikili bir baskı uygulamıştır. Alevi cemlerindeki kadın-erkek eşitliği ve kadının sosyal hayattaki aktif konumu, sistem tarafından kabul edilen geleneksel normlardan uzak kabul edildi. Amaç, bu eşitlikçi yapıyı dağıtarak Alevi kadını üzerinde geleneksel ataerkil yapıyı dayatmaktadır. Direnişte aktif rol alan kadınlar özel olarak hedef alındı. Zarife Hanım gibi liderlerin tasfiyesi, diğer kadınların direnişten çekilmesi için bir gözdağıydı. Besê örneğinde olduğu gibi, kadınlara yönelik cinsel şiddet ve onur kırma eylemleri, Alevi inancının kutsal saydığı “rızalık” ve “onur” kavramlarını hedef aldı.

Bu ikili baskıya rağmen, Zarife, Besê ve daha nice isimsiz kadın, “rızalık ve ser vermeyi, sır vermemeye” tercih eden duruşlarıyla Hakikatin Işığı olmayı sürdürmüştür.

Ancak günümüze geldiğimizde, inancının mürşidini geri plana atarak, siyasal İslam’dan etkilenilerek inancını erkekleştirmeye başlanmıştır. Bu, inancımızda rızasız yol demektir. Hakikatin talipleri bilir: İnsan can’dır bizde cins yoktur can kavramı vardır ve can kıymetli olandır; ayrım yapılmaz. Kadının evreni görme ve duyma hâli, sistemin “erk” zihninden çok ayrışmaktadır. Kadın; doğuran, besleyen, büyüten, ilk şifacıdır; kâinatın verdiklerini ilk gören ve kabul edendir.

Günümüz Aleviliğinde ise ne cem-i cemaatlerimizde ne de cemevlerimizde pirlerin yanında analarımız yoktur. Kadının cemden dışlanması, yalnızca bir eksikliği değil, aynı zamanda hizmetlerin ruhani derinliğini azaltan, toplumsal rızalığı zedeleyen ve yeni nesillere aktarılacak ‘Can’ bilgisinin kaynağını kurutan bir durumdur.

Bu durum, aramızdaki cinsiyet ayrımcılığına giden yolun ta kendisidir. İnancımız sözlü geleneğiyle günümüze taşınmıştır; ancak kadın inancı erkekleştirilmiştir. Bugün kadın eve kapatılmış, üreten ve yaratan olarak değil, evin ihtiyaçlarını gideren, çocuk yapan biri olarak dünyadan uzaklaştırılmıştır.

Belki de, kapitale karşı direnç hattı artık benzeşmeye başladı. İçindeki adalet, eşitlik ve toplumcu akıl yavaşça bireyselleşirken, kadını da benzeştirmek ve bilgeliğini almak için savaşlar açnıştır. İktidarlaşma, bıçak darbeleriyle, kadın bedeninde yaralar açmış ve kadını öldürmek için çabalamıştır. Bu duygular inancımızda yoktur, toplumumuzun yasasında yoktur. Savaşta dahi yoldaş olan Alevi kadınının inancın dışına itilmesi asla kabul edilecek bir durum değildir.

Bu nedenle, Alevi kurumları ve talipleri, pirlerin divanında Anaların sesine kulak vermeli, hizmeti tekrar rızalık temelinde, kadın-erkek eşitliğinin gerektirdiği şekilde yeniden kurmalıdır. Hakikate dönüş, kadının bilgeliğine dönüştür. Yol, kadının rehberliğinde tamamlanır.

Alevi Kadın Hareketi Güçleniyor: FUAF Kadın Kampı Fransa’da Coşkuyla Açıldı

Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF), Alevi kadın hareketinin Avrupa’daki örgütlülük sürecindeki önemini vurgulamak amacıyla Fransa Alevi Kadınlar Birliği tarafından düzenlenen kadın kampının coşkuyla başladığını duyurdu. FUAF, Alevi toplumunun eşitlikçi geleneğinde kadının rolünün belirleyici olduğuna dikkat çekerek, bu kampın sadece bir buluşma değil, Alevi örgütlülüğünün geleceğini güçlendiren stratejik bir adım olduğunu ifade etti.

Kampın ilk saatlerinde 100 Alevi kadını, gönülden gönüle kurulan bir çemberde bir araya geldi. FUAF, bu buluşmanın Alevi toplumunun birlik, eşitlik ve paylaşım kültürünün canlı bir örneği olduğunu belirtti. Kadınların emeği, sevgisi ve dayanışmasıyla şekillenen bu ortam, kampın ilk gününde güçlü bir enerji oluşturdu.

Kampın ilk oturumunda, FUAF’ın 10. dönem eşit başkanı Rozbi Demir, “Kurumsallaşma ve Alevi Örgütlülüğü” başlıklı geniş bir sunum gerçekleştirdi. İki saat süren sunum sonrasında yapılan soru-cevap bölümünde katılımcılar, Alevi kurumlarının geleceği ve sürdürülebilir kurumsallaşma konularında değerlendirmelerde bulundu.

FUAF, kamp boyunca gözlemlenen yüksek motivasyonun ve dayanışma kültürünün, Alevi örgütlenmesinin kadınların öncülüğünde güçleneceğini bir kez daha gösterdiğini belirtti. Avrupa’daki Alevi kadın hareketinin bu güçlü duruşu federasyon için önemli bir gurur kaynağı oldu.

Federasyon, kamp süresince yapılan tüm oturumları ve paylaşımları yakından takip ettiklerini vurgulayarak, gelişmeleri kamuoyuna aktarmaya devam edeceklerini açıkladı.

Celal Fırat: Kimliklerimizi köprüye dönüştürelim, bariyer değil!

TBMM’de Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçe görüşmelerinde konuşan DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, barış sürecinin gerektirdiği demokratikleşme adımlarını ve Alevi toplumunun taleplerini dile getirdi. Fırat, toplumsal birlik mesajı vererek, “Kimimiz Türk, kimimiz Kürt, kimimiz Alevi, kimimiz Sünni… Ama hepimiz bu toprakların evlatlarıyız” ifadesiyle farklılıkların bir tehdit değil, ortak bir zenginlik olduğunu vurguladı.

Kültürel çeşitliliği yok sayan uygulamalara karşı çıkan Fırat, kültür politikalarının yeniden şekillenmesi gerektiğini belirtti. Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinin büyük bir kısmının “Milli Kültür” programına ayrılmasını eleştirerek, bu yaklaşımın toplumun tüm kesimlerini kapsamadığını ifade etti. Fırat, kimlik ve inançların folklor olarak görülmesinin yanlış olduğunu vurgulayarak, “Bu toprakların kültürü bir tanenin değil, bütün dillerimizin ve inançlarımızın toplamıdır” dedi.

Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilerin rızalığı olmadan yapılandırıldığını dile getiren Fırat, Aleviliğin tarihsel olarak çoğulculuğun bir örneği olduğunu vurguladı. Ayrıca, yurtdışındaki Alevi ve Kürt topluluklarının göz ardı edilemeyeceğini belirterek, bu bağlamda Rojava’daki Kürtler ile Avrupa’daki Alevilerin bu ülkenin akrabası olduğunu ifade etti.

Fırat, hukuksuzluklara dikkat çekerek, Selahattin Demirtaş’ın uzun süredir cezaevinde tutulmasına ve AİHM ile AYM kararlarının uygulanmamasına sert eleştirilerde bulundu. Barış sürecinin yalnızca güvenlik politikalarıyla değil, zihniyet dönüşümüyle mümkün olabileceğini söyleyen Fırat, “Diller eşit olmalı, inançlar özgür olmalı, hukuk herkese aynı nazardan bakmalı” dedi.

Konuşmasını toplumsal birlik ve eşitlik çağrısıyla sonlandıran Fırat, gerçek barışın, farklı kimlikleri olduğu gibi kucaklamaktan geçtiğini vurguladı. Bu ifadeleriyle, Meclis gündeminde geniş yankı uyandıran Fırat, “Bu ülkenin çatısı Demokratik Cumhuriyet olmalıdır. Zemini hukuk, direkleri eşitlik ve özgürlük… Bu kez başaracağız” dedi.

Dersim Halkına Özür: Geçmişle Yüzleşmenin Zamanı Geldi!

Dersim Katliamı’nın 88. yıldönümü dolayısıyla Malatya’da düzenlenen anma etkinliğinde, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Malatya Şubesi, Seyit Rıza ve altı Dersimli kanaat önderini andı. Etkinlikte konuşan DAD Malatya Şube Eş Başkanı Onur Özkul, Dersim’in yalnızca bir coğrafya değil, aynı zamanda bir halkın tarihi, kültürü ve inanç bütünlüğü olduğunu vurguladı. 88 yıl geçmiş olmasına rağmen, Dersim’in yaralarının hâlâ kapanmadığını belirtti.

Özkul, Dersim Tertelesi’nin muktedirlerin tahakküm ve zulme dayalı politikalarının bir parçası olduğunu ifade ederek, bu sürecin Dersim’in sistematik olarak hedef alındığını gösterdiğini söyledi. Ayrıca, Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemi boyunca Kürtlere verilen sözlerin tutulmadığını ve bu süreçte imha ile asimilasyon politikalarının derinleştiğini aktardı.

Dersim’de yaşananların ağır bir insanlık suçu olduğunu belirten Özkul, kimyasal gazlar, geniş askeri birlikler ve hava saldırılarıyla gerçekleştirilen katliamda binlerce kişinin hayatını kaybettiğini hatırlattı. Katledilenlerin bir kısmının toplu mezara konulmadan derelere atıldığını ve kız çocuklarının ailelerinden koparılarak bilinmeyen yerlere götürüldüğünü ifade etti.

Barış ve Demokratik Toplum sürecine dikkat çeken Özkul, halkların rızalığa dayalı ortak bir yaşam kurmasının mümkün olduğuna inandıklarını belirtti. Taleplerini sıralayan Özkul, Seyit Rıza ve diğer Dersimlilerin mezar yerlerinin açıklanmasını, devlet arşivlerinin açılmasını, sürgün edilenlerin akıbetinin açıklanmasını ve asimilasyon politikalarına son verilmesini talep etti.

Özkul, açıklamasını “Zaman sahipsiz, mekân rızasız, mazlum çaresiz değildir” sözleriyle sonlandırdı.

Ferhat Tunç’tan Alevi geleneğine selam duran tarihi ağıt!

Ferhat Tunç, Dersim 37-38’in acısını modern müzikle ve canlandırılmış arşiv görüntüleriyle günümüze taşıyan yeni eseri “Çigeram”ı yayınladı. Yedi yıldır sürgünde olmasına rağmen üretmeye devam eden sanatçı, bu ağıt formundaki eseri, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idamlarının 88. yılı anısına hazırlanan özel bir kliple dinleyicilere sundu.

Tunç, bu çalışmada bir ilke imza atarak 1937-38 dönemine ait fotoğrafları yapay zeka ile canlandırdı. Klipte yer alan tarihi anlar, izleyiciyi derin bir duygusal yolculuğa çıkarıyor. Özellikle Seyit Rıza’nın iki asker arasında yürüdüğü anlar ve oğlu Reşik Uşen ile el ele görüntüleri, Dersim’in acılı hafızasını günümüzle buluşturuyor.

Klip, Ferhat Tunç’un sürgün dönemindeki pek çok çalışmada imzası bulunan Nihat Ulaş’ın görsel katkılarıyla hazırlandı. Modern müzik ile tarihî görsellerin birleşimi, izleyiciye hem güçlü bir duygu aktarımı hem de tarihsel bir yüzleşme deneyimi sunuyor. “Persmeke Ciğêram / Sorma Ciğerim” adlı klip, tüm dijital müzik platformlarında ve Ferhat Tunç’un sosyal medya hesaplarında izlenebilir durumda.

Mersin’de Seyit Rıza ve yoldaşları anma etkinliği gerçekleşti

Mersin’de, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının katledilişinin 88. yılı dolayısıyla anma etkinliği düzenlendi. Mersin Dersimliler Derneği’nde gerçekleştirilen etkinlikte, Seyit Rıza’nın mücadelesi ve onunla birlikte hayatını kaybedenlerin anısı vurgulandı.

Etkinliğe katılanlar, Seyit Rıza ve arkadaşlarının yıllar önce verdikleri mücadelenin önemine dikkat çekerek, barış ve adalet taleplerinin günümüzde de geçerliliğini koruduğunu belirttiler. Anma programı, konuşmalar ve çeşitli etkinliklerle zenginleştirildi.

Katılımcılar, Seyit Rıza ve diğer Alevi liderlerin tarihsel önemi üzerinde durarak, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık haklarının sağlanması gerektiğini ifade ettiler. Bu tür anma etkinliklerinin, geçmişle yüzleşme ve toplumsal barış için önemli bir adım olduğunu dile getirdiler.

Seyit Rıza ve yol arkadaşları, sadece Alevi toplumu için değil, tüm halklar için bir direniş sembolü olarak anılmaya devam ediyor. Mersin’deki bu anlamlı etkinlik, geçmişin unutulmadığını ve geleceğe dair umutların canlı tutulduğunu gösterdi.

DAD İstanbul Şubesi, Seyit Rıza ve Yoldaşlarını Unutmadı

DAD İstanbul Şubesi, Seyit Rıza ve yoldaşlarını anmak amacıyla lokma paylaştı. Anma etkinliği, Dersim Soykırımı’nı konu alan bir panel ile devam etti. Tarihçi Namık Dinç, Seyit Rıza’nın idamından önce Mustafa Kemal ile görüşmesini eleştirerek, “Katilin suç mahalline kadar gitmesi gibi!” ifadelerini kullandı. Yazar Ergin Doğru ise, Dersim’de uygulanan jenosit yasalarını hatırlatarak, “Bugün Dersim, Teksas’a dönmüşse bu, sistemin yol almasının göstergesidir. Kendi hakikatimize dönmenin zamanıdır” dedi.

Etkinlikte, yaşamını yitirenler için saygı duruşunun ardından çerağ uyandırıldı. Panelde konuşan Dinç, Dersim’in Osmanlı’dan beri Alevilik ve Kürtlük açısından sorun olarak görüldüğünü vurguladı. “1937-38 yılı tamamen yok etme ve soykırım planıdır. Bu uygulamalar, BM sözleşmesinin soykırım tanımına birebir uyuyor” şeklinde konuştu.

DAD İstanbul Şube Başkanı Mevhibe Akdeniz, Dersim Katliamı’nın Yezid zihniyetinin bir devamı olduğunu belirterek, barış sürecine dair umutlu olduklarını ifade etti. Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezar yerlerinin açıklanması gerektiğini dile getiren Akdeniz, cenazelerin Dersim’e naklinin engellenmemesi gerektiğini vurguladı.

Yazar Ergin Doğru, Dersim isminin önemine dikkat çekerek, “Dersim, direnişin adıdır. Biz isyan etmedik, yaşamımızı savunmak için direndik” dedi. Ayrıca, Dersim’deki cemevlerinin devletle bağlanmasının, inançlardan ne kadar uzaklaşıldığını gösterdiğini belirtti. “Siyasal örgütlenme yaratılmadan bunu başarmak mümkün değildir” diyerek, politik mücadele çağrısında bulundu.

Program sonunda, yapılan konuşmaların ardından çerağlar söndürüldü ve lokmalar pay edildi.