Ana Sayfa Blog Sayfa 714

Berk: Kürt olduğumu onu tayınca anladım

54 yıl önce ‘Doğu Gecesi’ etkinliğinde PKK Lideri Abdullah Öcalan’ı görüp, dinleyen 82 yaşındaki Yusuf Berk, ‘Kürt olduğumu o gece anladım ve o günden beri mücadelenin içindeyim’ diyerek 4 Nisan için Amara’ya çağırdı

Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Özgür Kadın Hareketi (TJA), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD FED), PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın doğum günü olan 4 Nisan etkinlikleri kapsamında fidan dikme ve çeşitli etkinlikler düzenleneceğini, final olarak da gelenekselleşen Amara Yürüyüşü ‘nü yapacaklarını açıkladı.

Her yıl Amara Yürüyüşü’ne katılan ve 54 yıl önce misafir olarak gittiği İstanbul’da bir grup öğrenci tarafından düzenlenen “Doğu Gecesi” etkinliğinde PKK lideri Abdullah Öcalan ile tanışan 82 yaşındaki Yusuf Berk (Apê Ûsiv), ilerleyen yaşına rağmen bütün eylem ve etkinliklerde yer alıyor. MA’dan Mahmut Altıntaş’a konuşan Berk, bunun nedeni olarak da, “54 yıl önce Başkanı tanıdım, onu dinleyince Kürt olduğumu anladım. Ve o günden beri mücadelenin içindeyim” sözleriyle anlattı.

Coşku ile karşılandı

1969’da Riha’dan İstanbul’a Kürt siyasetçi Fevzi Şeyhanlıoğlu’nun evine misafir olarak gittiğini aktaran Berk, “Beyoğlu’nda bir grup üniversite öğrencisi ‘Doğu Gecesi’ etkinliği düzenliyordu. Ben de Şeyhanlıoğlu’nun misafiri olarak geceye katıldım. Feridun Yazar ve Apê Musa gibi isimler de etkinliğe katılmıştı. Ayşe Şan şarkılar söylüyordu. Ben Kürtçe konuşuyordum, Kürt olduğumun farkında bile değildim. Bir yabancı gibi etkinlikte duruyordum. Daha sonra Ankara’dan öğrenci kafilesi geldi, başkan Apo en öndeydi. Başkan içeri girdiğinde herkes büyük bir coşku ile ayağa kalkıp karşıladı” dedi.

Konuşması çok etkiledi’

Doğu Gece’sinde Öcalan’ın konuşmasından çok etkilendiğini sözlerine ekleyen Berk, şöyle devam etti: “Başkan o gece Kurdistan’dan bahsetti. Konuşması beni çok etkiledi. Başkan’ı tanıyınca Kürt olduğumu, haklarımın olduğunu ve Kurdistan’ın var olduğunu anladım. Kürt olduğumun farkına varmam Başkan’ı tanımamla başladı. Başkan’ı tanıdığım günden beri mücadelenin içindeyim.”

‘Kurdistan Özgür olacak’

Abdullah Öcalan’ın uluslararası komployla Türkiye’ye getirilmesine değinen Berk, İmralı’da devam eden tecrit uygulamalarına şu ifadeler ile tepki gösterdi: “Başkan’ın yakalandığını duyduğumda çok üzüldüm, çok ağladım, zoruma gitti. Kaç yıl geçti ama ben inanıyorum ki Başkan bir gün çıkacak ve Kurdistan özgür olacak. Fakat tecridin kırılması tamamen biz Kürtlere bağlı. Tecrit devam ettiği sürece Kurdistan özgür olmayacaktır.”

‘Kürtler Amara’ya gelsin’

Birçok defa Amara’ya düzenlenen yürüyüşlere katıldığını da paylaşan Berk, “Her 4 Nisan’da Başkan’ın evine giderim. Başkan yanımızda olmayabilir ama ruhen o bizimle, biz de onunlayız. 4 Nisan bizim için Kurdistan’ın günü. Umudumuz Başkan’dır, Başkan çıkmadan çözüm olmaz. Ancak Başkan çıkınca kurtuluruz. Bütün Kürtler 4 Nisan’da Amara’ya gelsin. Amara Kürt halkının evidir. 4 Nisan’da da derdimiz ve isteğimiz Başkan’ın bırakılması olacaktır. Biz artık dünya gözüyle Başkan’ı aramızda görmek istiyoruz” şeklinde konuştu.

HABER MERKEZİ

#Berk #Kürt #olduğumu #onu #tayınca #anladım

Seçime 45 gün kaldı: Yeşil Sol Parti halkların umudu olacak

14 Mayıs seçimlerinde partilerinin halkların umudunun temsilcisi olacağını ifade eden Yeşil Sol Partisi MYK üyesi Ahmet Asena Demokratik Cumhuriyet için ciddi bir adım atılacağını söyledi

Halkların Demokratik Partisi (HDP), süren kapatma davası nedeniyle 14 Mayıs seçimlerine Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) listelerinde girecek. Emek ve Özgürlük İttifakı, seçim ittifak protokolünü 24 Mart’ta Yüksek Seçim Kurulu’na sunarken, ittifak bileşeni partiler ise seçim çalışmalarını tüm hızıyla sürdürüyor.

Seçimlere Emek ve Özgürlük İttifakı çatısı altında girecek olan Yeşil Sol Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Ahmet Asena ve Amed Eşsözcüsü Abbas Şahin seçim stratejileri, hedefleri ve çalışmalarına dair Mezopotamya Ajansına konuştular.

‘Depremin öfkesi toplumsal dinamikleri ortaya çıkardı’

Türkiye halklarının AKP ve MHP iktidarına karşı uzun yıllardır direndiğini belirten Asena, bu kesimlerin şiddet ve baskıyla sindirilmeye çalışıldığını söyledi. Son olarak Mereş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerden sonra ortaya çıkan öfke ve isyanın toplumsal dinamiklerini ortaya çıkardığını ifade eden Asena, “Bu sesler ve itirazlar önümüzdeki seçim, bizler için ciddi bir alan açtı” diye belirtti.

‘Demokratik Cumhuriyete ihtiyaç var’

Seçimin stratejik önemine değinen Asena, “Sadece sandığa gidip, ‘oyu verdik, Erdoğan’ı gönderdik, 80-100 vekil seçtik’ diyerek, bitmeyecek bir süreç bu. Bu çok önemli stratejik bir hedef olarak önümüzde duruyor .Bunun için bugün Yeşil Sol Parti ile seçime giren Emek ve Özgürlük İttifakı’na, seçmenin teveccüh etmesi lazım, halkın buraya doğru yönelmesini sağlamamız lazım. Bunu gerçekleştirebilirsek seçim stratejisi açısından toplumsal örgütlenmeyi sağlamış, Erdoğan’a ‘güle güle’ demiş ve Demokratik Cumhuriyetin kurulması adına ciddi bir adım atmış olabiliriz” ifadelerini kullandı.  Asena, “Temsili demokrasi artık sınırlarına dayanmış vaziyette ve yerelden yönetimlerle oluşturulacak, insanların katılımlarını sağlayacak bir Demokratik Cumhuriyet’e ihtiyaç var” dedi.

Kadın ve gençlerin yüzü Yeşil Sol’a dönüyor

Asena, “Yeşil Sol’u tanıtmanın ötesinde hazırlanmış olan Emek ve Özgürlük İttifakı programını, hazırlanıp kamuoyuna sunulacak olan seçim beyannamesini, Kürt halkına kendimizi anlatmak ve ilk defa oy kullanacak 7 milyon civarında seçmenin yüzünü buraya doğru dönmesini sağlamak. Bu noktada gençliğe, onların tavırlarını ortaya koymalarına ihtiyaç var. Gençlik her zaman toplumsal dinamiklerin önünde gelen mızrak ucudur. Bu görevin seçimlerde yerine getirileceğini düşünüyoruz. Kadın mücadelesinin yönünü bize dönmesini hedefliyoruz. Adımları zaten atılmış vaziyette, alanlar, sokaklar ‘jin, jiyan, azadî’ sloganıyla inliyorsa, bu mücadelenin tabanlarının bize doğru yöneleceğini tahmin ediyoruz. Önemli stratejik hedeflerimizden bir tanesi de bu” diye konuştu.

‘Yeşil sol halkların umudu temsil ediyor’

Asena, bu seçimde halkların umudunun Yeşil Sol Parti olacağını ifade ederek, “O umudun dışa vurumu bu seçimlerde Yeşil Sol olacak. Baktığımız zaman tarihimizde mücadele eden insanlar sürekli olarak HDP geleneğine bakalım, kaçıncı parti olduğunu görüyoruz. Bu seçimlerde de umudun temsilcisi Yeşil Sol” ifadeleriyle sözlerini sonlandırdı.

 ‘Rejimi çöp sepetine atacağız’

Seçimleri bir milat olarak tanımlayan Yeşil Sol Parti Amed Eşsözcüsü Abbas Şahin ise “Talan edilmiş doğa, yok edilmiş insan hakları, askıya kaldırılmış bir hukuk sistemi var. Halk değişim istiyor. Değişimi gerçekleştirecek ve bu rejimi tarihin çöp sepetine atacağız” dedi. Seçimin demokrasi ile otokratik bir rejim arasında gerçekleşeceğine dikkati çeken Şahin, 7 Haziran 2015 seçimlerini hatırlattı. Şahin, seçimlerin ardından belli güçlerin devreye girdiğini ve ülkeyi kaosa sürüklediğini belirtti.

‘Üçüncü yol demokrasi yolu’

Ülkede antidemokratik uygulamalara dikkat çeken Şahin, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın tüm baskıcı politikalara karşı yürüttüğü mücadeleye değindi. Şahin, 3’üncü Yol’un demokrasi yolu olduğunu belirterek, “Üçüncü yol, demokrasi yolu, bize şunu gösterdi; 14 Mayıs bizim için milattır, bir cumhurbaşkanlığı bir de parlamenter seçimi olacak. Güçlü bir parlamentonun olabilmesi için bizim alanlarda çok ciddi anlamda efor sarf etmemiz gerekiyor” diye konuştu.

 ‘Bu halk alternatifsiz değil’

“Parti olarak ülke sorunlarına dair politikalarının net olduğunu dile getiren Şahin, “Demokratik siyasetin sürekli baskı altına alınıp, partilerin kapatıldığı, parti mezarlığına dönüştürülen siyasete karşı her gelen partimiz bir sonrakini aşabilecek şekilde kurgulanarak demokratik siyaset içine girdi. Bu halk alternatifsiz olmadığını her zaman göstermiştir. Yeşil Sol Parti de tam bu nokta da Türkiye halklarına umut olarak ortaya çıktı” dedi.

‘Halk bizden değişim bekliyor’

Şahin  “En önemli şeyin parlamenter sistemi güçlendirmek  demokratik bir anayasanın yapılması, demokratik bir anayasa yapıldıktan sonra kurumların gerçekten işlevli bir hale getirilip yasama, yürütme ve yargının bağımsız bir şekilde hareket etmesini örgütlemeliyiz. Şunu da çok iyi görmek gerek, halkımız bizden bir değişim süreci bekliyor ve biz bu değişimi gerçekleştireceğiz. Bu değişim sadece 14 Mayıs’la sınırlı olan bir şey değil çünkü bizler biliyoruz ki faşist zihniyetler hiçbir zaman vazgeçmezler, biz değiştireceğiz” dedi.

‘Varlık yokluk süreci’

Önümüzdeki haftadan itibaren seçim çalışmalarına sahada daha aktif bir programla yürüteceklerini ifade eden Şahin, “Bir seferberlik ruhuyla ev ev, sokak sokak ulaşmadık hiç kimse kalmayacak şekilde bir çalışma yürüteceğiz. Çünkü bu artık varlık yokluk sürecidir. Bu varlık yokluk süreci, sadece 14 Mayıs’la sınırlı değildir, 14 Mayıs’tan sonra da demokratik kurumları işlevsel hale getirip bu baskıcı rejimleri tarihin çöp sepetine atacağız” İfadelerini kullandı.

Şahin, “Halkımızın her bir bireyi bir partidir. Bir parti çalışanıdır, özgürlük sevdalısıdır” diyen Şahin, halklara çağrı yaparak, “benim oyumla ne olacak?” demeden herkesin sandığa gitmesini istedi.

İSTANBUL/ AMED

#Seçime #gün #kaldı #Yeşil #Sol #Parti #halkların #umudu #olacak

Freedom House: 14 Mayıs seçimi AKP için zorlu olacak

ABD’li düşünce kuruluşu Freedom House 14 ülkede seçimleri mercek altına alan analizde, Türkiye için deprem bölgelerinde ilan edilen OHAL ile özellikle muhalefet partilerinin çalışmalarının engellenebileceğine dikkat çekti

Mayıs ayında yapılacak seçimlere az bir süre kalırken, iktidarın baskı politikaları da devam ediyor. Washington’daki düşünce kuruluşu Freedom House ise seçimlerden önce dijital ortamda Türkiye’deki seçim sürecine ne gibi müdahaleler olabileceğini mercek altına aldı.
VOA Türkçede yer alan habere göre, “Dijital Çağda Seçim İzleme” başlıklı pilot araştırma projesi kapsamında Türkiye’nin de yer aldığı 14 ülkede yaklaşan seçimler inceledi.

Seçimler AKP için zor geçecek

Freedom House’un 2023 Dünyadaki Özgürlükler raporunda 32 puan ile Türkiye’yi Özgür Olmayan Ülke kategorisinde değerlendirilirken, proje için Türkiye’nin incelendiği analizde, 14 Mayıs seçimlerinin AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP için önemli zorluk yaratabileceği yorumunu yaptı.

Temel haklar kısıtlanacak

Analizde depremlerin ardından ilan edilen 3 aylık olağanüstü halin iktidara temel hakları kısıtlayabilecek yetkiler verdiğini belirtti. Ve bu durumun ise seçimlerde özellikle muhalefet partileri zorlayabileceği belirtildi. Öte yandan analizde, muhalefet ittifakındaki anlaşmazlıkların, Erdoğan’ı devirme çabalarına zarar verebileceği belirtilirken, ayrıca seçim yasalarındaki değişikliklerin küçük partileri dezavantajlı konumda bırakabileceği tespiti dile getirildi.

Doğru bilgiye erişim zorlaşıyor

Analizde, Türkiye’deki seçimlerden önce dijital ortamda gerçekleşebilecek müdahaleleri dört başlıkta sıraladı: “Web sitesi ve sosyal medya engellemeleri ve içerik kaldırma; Bilgi manipülasyonu; Tutuklamalar ve yargılamalar; Taciz ve korkutma.” Türkiye’de binlerce web sitesine erişimin engellendiğine ve bunların arasında birçok bağımsız medya ve yurttaş gazetecilik kuruluşlarının yer aldığına dikkat çeken kuruluş, böylesi teknik sansürün seçmenlerin sandığa gitmeden önce doğru ve çeşitli bilgi kaynaklarına erişmesini engellediğini kaydetti.

En az 1197 habere erişim engeli

Yazıda, 2020’de sosyal medya yasasının uygulamaya girmesinden sonra ilk yılda en az bin 197 haberin kaldırıldığı ve ayrıca AKP yanlısı kamu yayıncılarının ve AKP’nin sosyal medya içeriğine müdahalesinin, seçmenlerin adaylara ve seçim kampanyalarına dair bağımsız analizlere erişimini zorlaştırdığını ifade etti.

Puanlama nasıl yapılıyor?

Siyasi haklar ve internet özgürlüklerini göz önünde bulunduran “Seçim Kırılganlığı Endeksi”, düşünce kuruluşunun her yıl yayınladığı Dünyadaki Özgürlükler ve İnternetteki Özgürlükler raporlarına, verilere ve analizlere dayanıyor.

Dijital alan, insan hakları ile seçim sistemi ve siyasi katılım olmak üzere üç kategoriye sahip endeks, her ülkeyi 25 gösterge üzerinden 0 ve 4 arası puanlandırıyor. Puanlamada en fazla 100 puan alınabilirken, bu skor seçim kırılganlığının en az olduğunu gösteriyor. 0 puan ise seçim kırılganlığının en fazla olduğunu gösteriyor. Freedom House bu endekste, 14 Mayıs’taki seçimler için Türkiye’ye 33 puan verdi.

HABER MERKEZİ

#Freedom #House #Mayıs #seçimi #AKP #için #zorlu #olacak

Uşak’ta şiddet gören kadın özsavunmada bulundu

Uşak’ta Z.K. isimli kadın kendisine şiddet uygulayan Adem Alagöz’e karşı öz savunmasını kullandı

Uşak’ın İslice Mahallesi’nde Adem Alagöz ve Z.K. arasında bilinmeyen bir nedenden tartışma çıktı. Adem Alagöz tarafından şiddet gören Z.K., kendini savunurken bıçakla Adem Alagöz’ü yaraladı. Ağır yaralanan Alagöz olay yerine gelen ekiplerce hastaneye kaldırıldı.

Adem Alagöz hastanede hayatını kaybetti., Z.K ise gözaltına alındı.

HABER MERKEZİ

#Uşakta #şiddet #gören #kadın #özsavunmada #bulundu

‘6284 sayılı kanunda değişiklik rejim değiştirmekle eşdeğer’

Seçim ittifaklarıyla birlikte 6284 sayılı kanunun hedef alınmasına tepki gösteren feminist aktivist Zozan Özgökçe, ‘6284 sayılı kanunun uygulanmaması üzerine yapılmış bir ittifak kadınların öldürülmesine göz yummak demektir’ dedi

Seçim takviminin açıklanmasının ardından siyasi partiler seçimi kazanabilmek için çeşitli ittifaklar kurarken,  AKP-MHP’nin yer aldığı Cumhur İttifakına dahil olan Yeniden Refah Partisi (YRP) ve Hür Dava Partisi (HÜDA PAR), içerisinde 6284 sayılı Ailenin Koruması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlemesine Dair Kanun’da değişikliğin de yer aldığı 30 öneri sundu. Kadına yönelik şiddetin, kadın katliamlarının, taciz ve tecavüzün giderek artmasında rolü olan AKP, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilirken 6284 sayılı kanuna sığınmışken, dönem dönem söz konusu kanunu hedef almasına yönelik tepiler de sürdü. Son olarak ittifaka katılan diğer partilerle yeniden gündeme gelmesi ise tartışılmaları yeniden alevlendirdi.

Konuya dair JINNEWS’e konuşan feminist aktivist Zozan Özgökçe, kadın kazanımlarının hedef alınmasına ve pazarlık konusu yapılmasına tepki göstererek, 6284’nin şiddet gören ve görme ihtimali olan kişilerin korunması ve buna ilişkin alınan her türlü tedbiri içermesi bakımından önemli olduğunun altını çizdi.

İttifak kadın haklarını ezmek üzerine kurulmuş

Uzun süre Wan ve çevre illerde kadın hakları alanında çalışan Özgökçe, kanun kabul edilene dek kadınlar olarak sürekli sokaklarda olduklarını hatırlattı. Özgökçe, içerisinde koruyucu niteliğinde maddeler ile kadınları ve çocukları gözeten bir yasa olarak 6284’ü hedef alan Cumhur İttifakı’nı, kadına yönelik şiddetin meşrulaştırılması, yaygınlaştırılması ve kadınların korunmaması için kurulan bir ittifak olarak değerlendirdi. Özgökçe, “İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunun uygulanmaması üzerine yapılmış bir ittifak kadınların aile içinde, aile dışında, kamusal alanda öldürülmesine göz yummak demektir. Aynı zamanda kız çocukların istismar edilmesini onaylamak demektir. Bu ittifak kadınların ezilmesi, katledilmesi üzerine kurulmuş oluyor” dedi.

Kadınlara ‘oy vermeyin’ çağrısı

Cumhur İttifakı’na özellikle kadınların oy vermemesi çağrısında bulunan Özgökçe, “Kadınları koruyan uluslararası bir sözleşmenin olmamasını şart koşmak ne demek?” diye sordu. Özgökçe, ülkenin yarısının kadınlardan oluştuğunu söyleyerek, her an her kadının şiddete, tecavüze, tacize maruz kalabileceğini dile getirdi. Özgökçe, bunun kadınların korunmasını engellemek olduğuna dikkat çekti.

‘Kanunu değiştirmek rejimi değiştirmekle eşdeğer’

6284’ün doğru bir şekilde uygulandığında kadınların her karakola, her sağlık kuruluşuna ulaşabileceğini anımsatan Özgökçe, şimdilerde uygulamanın çok daraltıldığını söyledi. Özgökçe sözlerine şunları ekledi: “Örneğin Van’ın Erciş ilçesinde bir kadın şiddet görüp ilçede bulunan karakola gittiğinde onu başka bir karakola gönderiyorlar. Yani şiddet gören kadınlar tek bir yere gitmek zorunda kalıyor. Bu, kadınların aile içindeki şiddeti rapor etmelerinin önündeki en büyük engel.” Kadına yönelik artan şiddete dikkat çeken Özgökçe, buna bir dur demek gerekirken şiddeti engellemeye yönelik kanunda değişiklik düşünmenin ülkedeki kadınlar için rejim değişikliği ile eşdeğer tutabileceğine işaret etti.

 

İktidarın ‘kutsal aile’ tahayyülü

İktidarın çizmek istediği ve kutsadığı aile modelinin aslında bu toplumun tabanında olmadığını söyleyen Özgökçe, illa anne, baba, çocuktan oluşan bir aile yapısı olmadığını; boşanmış kadınların, ebeveynlerden birinin yaşamadığı ailelerin, sadece dede nine ya da ailenin diğer fertleri ile yaşayan bireylerin olduğunu belirtti. Özgökçe, “Yalnız yaşayan çok insan da var. LGBTİ+ bireyler var. Eğer siyaset yapan bir siyasi parti, bir iktidar bunları görmezse zaten görüyoruz ki toplumun çok dışında demeçler veriyorlar. Bu söylenenler ‘Beni ifade etmiyor’ diyen çok kişi var” dedi.

‘Faşizmden öte bir hal’

Özgökçe, son olarak kendine benzemeyen kendi yaşam tarzını benimseyen herkesi, her oluşumu reddeden; bilimden, siyasetten ve insan odaklı olmaktan uzak olarak gördüğü sistem için şu sözlere yer verdi: “Faşizmden daha öte bir hal aldı. Bütün kötülükleri bir arada barındıran bir sistem haline geldi. Bu seçim ne getirecek bilmiyorum ama umut ediyorum ki daha demokratik bir ortam olur artık.”

HABER MERKEZİ

#sayılı #kanunda #değişiklik #rejim #değiştirmekle #eşdeğer

Tutukluları 22 saat duvara baktırıp aç susuz bıraktılar

Deprem sürecinde yaşanan hak ihlallerine dair konuşan İHD Hapishaneler Komisyonu Eşsözcüsü Nuray Çevirmen, deprem sürecinde çoğunluğu Efrînli olan 23 tutuklunun havalandırmada duvara dönük bir şekilde 22 saat boyunca aç ve susuz bir şekilde soğukta bekletildiğini belirtti

Sürgün, tecrit ve keyfi uygulamaların sürdüğü cezaevlerinde ve özellikle deprem kentlerinde olanlarda hak ihlalleri arttı. Geçtiğimiz günlerde İnsan Hakları Derneği (İHD) tarafından açıklanan rapora göre, deprem bölgesinde bulunan cezaevlerinde en az 41 tutuklu işkence ve kötü muameleye uğradı. Rapora göre, Deprem günü kapılara vurdukları gerekçesiyle birçok tutukluya ise disiplin cezası verildi.

Her sevk edilen cezaevinde işkence

Yine rapor göre birçok tutuklu işkenceye uğrarken, Mereş Türkoğlu 1 Nolu L Tipi Cezaevi’nden sevk edildiği Samsun Kavak S Tipi Cezaevi’nde cezaevinde görüştüğü bir tutuklu, Türkoğlu Cezaevi’nde işkenceye uğradığını ve 11 gün geçmesine rağmen vücudunda yaralar gördüğü ve yine Hatay T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan bir tutuklu da deprem sonrası sırasıyla Bandırma, Antalya ve Bodrum’da bulunan cezaevlerine sevk edildiği, götürüldüğü her cezaevinde darp edilerek işkenceye uğradığı kaydedildi.

İşkence arttı

Hazırladıkları rapora dair konuşan İHD Hapishaneler Komisyonu Eşsözcüsü Nuray Çevirmen, kendilerine yapılan başvuruların arttığına işaret etti. Çevirmen, “Türkoğlu L Tipi Hapishanesinden sevk edilen mahpuslar, Samsun Kavak’ta çıplak arama dayatmasından dolayı işkence ve kötü muameleye maruz kaldılar. Depremin ilk yaşandığı günlerde pek çok işkence kötü muamele, hapishanelerde isyan çıktığına dair haberler, ölüm ve yaralanma haberleri hızla yayınlamaya başlandı. Hatay T Tipi’nde 19’u Efrîn’li olmak üzere 23 kişinin bulunduğu siyasi bir koğuş var. Orada kalanalar depremin ertesi günü, 7 Şubat’ta koğuşlarının kapısının kendiliğinden açıldığını ancak koğuş kapsını kimin açtığını görmediklerini ifade ediyorlar. Bir süre koğuşta birilerinin kendilerini almasını bekliyorlar, herhangi bir isyan söz konusu değil. Daha sonra bir duman çıktığını, yangın çıktığını görünce de dışarı çıkıyorlar ve kaos kargaşa yaşanıyor” diyerek aktardı.

22 saat soğukta beklettiler

Tutukların havalandırmada duvara dönük bir şekilde 22 saat boyunca aç ve susuz bir şekilde soğukta bekletildiğini kaydeden Çevirmen, “Bu şekilde işkence ve kötü muameleye maruz kalmışlar, sürekli olarak dövülmüşler. Cezaevi müdürünün bile bu işkence ve kötü muameleye tepki gösterdiğini ifade ediyorlar. Buna rağmen jandarma işkence ve kötü muameleye devam etmiş. Getirildikleri hapishanelerde de çıplak arama dayatmasından kaynaklı özellikle Hatay’dan getirilenlere herhangi bir tepki vermemelerine rağmen çıplak elle 2-3 kere vurularak ‘geçin’ denmiş. Sonuç olarak Hatay’da çok büyük işkence ve kötü muameleye maruz kaldı bu insanlar. Depremin büyük travmatik durumunu yaşayan insanlar, 22 saat boyunca o soğukta bekletildiler” diye aktardı.

Cezasızlık var

Son dönemlerde başvuruların olmadığı Hatay Cezaevi’nden deprem sonrası işkence ve kötü muameleye dair başvurular aldıklarını kaydeden Çevirmen, işkencenin takip edilmediğini ve cezasızlığın hüküm sürdüğünü belirtti.

Irkçı saldırılar var

Hatay’da işkence ve kötü muameleye maruz kalan tutukluların büyük çoğunluğunun Efrînli Kürt olmasında ırkçı saiklerin etkili olduğuna işaret eden Çevirmen, şunları söyledi: “Türkiye’de işkence ve kötü muamele yaygın bir vaziyette. Ailenizi, çocuğunuzu, eşinizi, yakınızı koruma imkânınız yok. O nedenle cezaevinde yaşanan işkence ve kötü muamelede devletin bizzat sorumluluğu vardır. Bu sorumluluğu göz ardı edip, yapılan işkence ve kötü muamele cezasızlık ile ödüllendirildiği zaman, bu vakalar kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkıyor.”

HABER MERKEZİ

#Tutukluları #saat #duvara #baktırıp #aç #susuz #bıraktılar

2 yolcu otobüsü devrildi: 3 ölü, 46 yaralı

Erzîngan ve Yozgat’ta yolcu otobüslerinin devrilmesi sonucu meydana gelen kazada 3 kişi hayatını kaybetti, 46 kişi yaralandı

Riha’dan (Urfa) Trabzon’a giden yolcu otobüsü, Erzîngan-Sêwas (Erzincan-Sivas) karayolu Kızıldağ mevkiinde, bölgede etkili olan yoğun kar yağışı nedeniyle saat 04.00 sıralarında sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu yoldan çıkarak devrildi.

2 kişi hayatını kaybetti

Kazada 2 kişi hayatını kaybetti, 21 kişi de yaralandı. Yaralılar ambulanslarla hastaneye kaldırılırken, yoğun karın etkili olduğu bölgede yolcu otobüsü yapılan çalışmaların ardından kaldırıldı.

Sêwas’tan Ankara’ya giden yolcu otobüsü ise kar ve buzlanma nedeniyle Yozgat Yerköy ilçesi 100. Yıl Mahallesi yakınlarında kontrolü kaybederek yoldan çıktı.

İlk belirlemelere göre, devrilen otobüste 1 yolcu hayatını kaybetti, 25 yolcu da yaralandı. Yaralılar yolcular, ambulanslarla Yozgat’taki hastanelere kaldırıldı.

HABER MERKEZİ

#yolcu #otobüsü #devrildi #ölü #yaralı

5 kentte okullara kar tatili

Kar yağışı nedeniyle 5 kentte eğitim ve öğretime bir günlük ara verildi

Kar yağışı nedeniyle birçok kentte eğitim ve öğretime bir günlük ara verildi. Valiliklerden yapılan açıklamaya göre, Nevşehir, Gümüşhane ve Yozgat’ın genelinde okullar tatil edilirken, Sivas’ın Akıncılar ilçesindeki okullarda bir günlük eğitim ve öğretime ara verildi.

Samsun’un Salıpazarı ilçesinde bulunan Tahnal İlkokulu ve Ortaokulu, Konakören İlkokulu ve Ortaokulu ile Cevizli İlkokulu’nda da eğitime yarın için ara verildiği duyuruldu. Diğer okullarda olumsuz hava şartları nedeniyle okullarına ulaşamayan öğrencilerin de izinli sayılacakları belirtildi.

Nevşehir ve Gümüşhane valiliklerinden yapılan açıklamaya göre, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan engelli ve hamile personelin de idari izinli sayılacağı kaydedildi.

HABER MERKEZİ

#kentte #okullara #kar #tatili

Med Müzik TV’nin Youtube kanalı kapatıldı

Med Müzik TV’nin Youtube kanalı, şirket tarafından herhangi bir neden gösterilmeden kapatıldı

Med Müzik TV’nin yayın yönetimi adına yapılan yazılı açıklamaya göre TV’nin youtube kanalı kapatıldı. Kanal yönetimi uluslararası yayıncılık ilkelerinde, kanala yönelik faşist saldırıların karşılık bulmasının son derece üzüntü verici olduğu belirterek, “Bütün yayınlarımız kültür sanat içeriğinden oluşan müzik kanalımız, topluluk kuralları ihlali gerekçe gösterilerek kapatılması, Kürt halkının değerlerine yapılan bir saldırı niteliği taşımaktadır” dedi.

Hiçbir gerekçe gösterilmedi

Kanal açıklamasında şunlar belirtildi: “Kürt halkının ulusal değerleri ve simgeleri hiçbir gerekçe gösterilmeden yasaklanmakta ve yayıncılık ilkelerine aykırı şekilde sansürlenmektedir. Faşist yönetimlerin aldığı yerel kararların, uluslararası platformlarda da uygulanması siyasi ve taraflı bir girişimdir. GOOGLE ve YOUTUBE Kürt halkının içeriklerini bu temelde defalarca sansürlemiş yada kısıtlamıştır. Bu uygulamaların sona erdirilmesi ve Kürt ulusal değerlerine saygı gösterilmesini beklemekteyiz. Kürt ulusal değerlerinin simgelerine ve kültürüne yapılan bu haksız uygulamayı kınıyoruz.”

Kürt halkının değerlerine haber, kültür ve sanat yoluyla ulaşılmasını engelleme girişimlerine karşı asla yılmayacaklarını belirten kanal yönetimi, “Her zamankinden daha da güçlü seviyelere ulaşan kült kültür sanatının halkla buluşturulması adına en güçlü şekilde yayıncılık ilkelerimize bağlı kalarak, daha da güçlü seviyelere yükselteceğiz. Halkımızın bize ulaşması için mümkün olan her platformda varlığımızı en güçlü şekilde sürdüreceğiz” ifadelerine yer verdi.

HABER MERKEZİ

#Med #Müzik #TVnin #Youtube #kanalı #kapatıldı

Tonlarca kayısı enkaz altında

Deprem ambarlardaki kayısıya zarar verdiği gibi, üretim için gerekli olan ekipmanın da enkaz altında kalmasına yol açtı. Kayısı kasaları, brandalar, traktörler enkaz altında kaldı. Tüm Köy Sen yöneticisi Mazlum Köse, ‘Böyle giderse kayısıyı dalında yarı fiyatına tüccara satmak zorunda kalacağız’ diyor

Hüseyin Kalkan

Deprem bölgedeki kentlere her bakımdan zarar verdi. Sadece bir ömür boyu birikimin ürünü olan evleri yıkmadı, sahip olduğu her şey enkaz altında kaldı. İnsanlar tehlikeye rağmen ağır hasarlı evlerine girip eşyalarını kurtarmaya çalışıyorlar. Ev eşyalarının yanı sıra geçen yılın ürünü olan ve satılmayı bekleyen tonlarca kayısı ve tarım aletleri enkazın altında kalmış. Bu yıkımda en çok etkilenen merkezlerden biri de Akçadağ’ın Ören Köyü. Örenli ve Tüm Üretici Köylü Sendikası (Tüm Köy Sen) Yöneticisi Mazlum Köse, enkaz altında kalan emeklerini ve kayısılarını şöyle anlatıyor: “Geçen sene tüccar bir oyun oynadı. Kuru kayısının fiyatının düşeceğini yaydılar ve üreticinin malını ucuza kapattılar. Kayısının kilosunu 30 liraya sattık. Arada 1 ay geçmeden 60 lirayı buldu, iki ay geçmeden 90 lira oldu. Bu nedenle insanlar bu yıl elindeki kayısıyı satmadı. Kendi imkanları ile depoladı ve fiyatın yükselmesini beklemeye başladı. Sosyal medya üzerinde WhatsApp grupları oluştu, belli bir örgütlenme meydana geldi. Üretici acil ihtiyaci için bir miktar kayısıyı satılsa da, büyük miktarı satmadı. Ben de öyle yaptım. Bir kısmını sattım, büyük bölümünü beklettim. Bir traktör almıştım, onu ödedim, işçilerin parası ödedim. Beklemeye başladık. Bölgedeki üreticilerin hemen hemen hepsi öyle yaptı. Ören’in hemen hemen hepsi böyle yaptı. Bu sene Ören’de rekolte de yüksekti.”

Her adımda zarar

Mazlum Köse

Mazlum Köse, depremle birlikte ortaya çıkan durumu şöyle anlatıyor: “Bu defa da deprem vurdu, tonlarca kayısı enkaz altında kaldı. Bazıları kendi imkanları ile malını çıkardı. Çıkaranlar yok pahasına satmak zorunda kaldı. Mesela benimkinin kilosuna 115 lira vermişlerdi. Satmadım. 70 liraya satmak zorunda kaldım. Malın hepsi çıkmadı, daha enkaz altında kalan bir bölümü var. Kayısı bizim Ören için tek geçim kaynağıdır. Gerçi Malatya içinde öyledir ya. Hem devlet politikaları, hem masrafların artması yüzünden artık kimse arpa-buğday ekmiyor. Tütün ekimi yasaklandı. Pancar ekimi yasaklandı. Geriye kaldı fasulye, buğday. Fasulye ekse kazanmıyor, buğdayı ekse kazanmıyor. Tek kayısı var. Kayısı da böyle bir şeyle karşılaşınca ekonomik olarak yıkıldık.”

‘Önümüzdeki süreç zor olacak’

Kayısı üretimi hem zor hem masraflı bir iş. Büyük insan gücü ve bakım ister. Kalabalık aileler kayısıyı kendi emeği ile indirmeye ve işlemden geçirmeye çalışırlar. Buna rağmen bazı ekipmana sahip olmaları gerekir. Mazlum Köse kayısı üretiminde üreticiyi bekleyen zorlukları şöyle anlatıyor: “Önümüzdeki süreç zor olacak. Masraflar devam ediyor. Kayısının ilaçlanması gerekiyor. Gübre atılması gerekiyor. İki sene önce 50 kiloluk bir gübreyi 60 lira, 80 liraya alırken şimdi 1000 lirayı geçti. Bir tarafta masraflar çok arttı bir tarafta bu depremle karşılaştık. Sonuç olarak insanların kendisini toparlaması için birkaç senenin geçmesi lazım. Bizim köy 700 hane. Yüzde 80’i yıkıldı. Kış koşullarından korumak için traktörlerimizi de ambarlarımıza koymuştuk. Ambar üzerine yıkıldığı için onlarda da ciddi zararlar meydana geldi. Tamamen kullanılmaz hale gelenler var, tamir etmek için ciddi bir masraf gerektirenler var. Evlerimizde yıkıldı. Eşyalar enkaz altında kaldı. Onu da saymıyoruz. Enkazda çıkarılan kayısıları bir aracı vasıtasıyla sattık.”

Can da gitti mal da….

Köse, depremden sonra kayısının yok pahasına elde çıkarma sürecini şöyle anlatıyor: “Depremde iki canımızı kaybettik, iki de yaralımız vardı. Burada imkan yaratamadığımızdan tedavi için İstanbul’a gitmek zorunda kaldık. Çocuklar kendi imkanları ile götürdüler bizi. Oraya gittik. İnsan can derdine düşünce mal gözüne gelmiyor. 15. günde, insanlar biraz kendini toparlayınca kayısıyı enkaz altından çıkarma derdine düştü. Benim çıkan kayısıyı bir aracı vasıtasıyla bir tüccara sattık. 70 liraya sattık. Kilo başı en az 50 lira zarar etmiş oldum. Toplamda yüzbin lira zarar etmiş oldum. Bu sadece benim sorunum değil. Köyün büyük bölümü aynı şeyi yaşadı. Bizim köyün rekoltesinin bu sene iyi olduğunu söylemiştim. Havzayı biliyorum. Bizim oranın 5 bin ton kuru kayısı rekoltesi vardır. Bunun bir kısmı çıkarılıp yok pahasına satıldı. Bir kısmına daha ne olduğu belli değil. Enkazın altında kaldı. Çıkarılır mı çıkarılmaz mı bilmiyoruz. Çıkarılsa kaça satılır belli değil. Binalarda depremden dolayı su tesisatları patladı. Ciddi manada su kayısıyı ıslattı. Bu kayısının fermente olması demektir. O zaman bir işe yaramaz. Belki daha da değer kaybı olacak, belki de satılmayacak duruma gelecek. Tahminen bizim köyde yaklaşık olarak 2500 ton kayısı enkazın altında kalmıştır.”

Ekipmanlarda enkaz altında

Deprem sadece ambarlardaki kayısıya zarar vermekle kalmadı. Önümüzdeki dönem için de riskli bir durum yarattı. Üretim için gerekli olan ekipmanlar enkaz altında kaldı. Kayısı kasaları, brandalar enkaz altında kaldı. Bunların ya yenilenmesi gerek ya da kayısının yarı fiyatına dalında tüccara satılması gerekecek. Mazlum Köse, önümüzdeki süreçle ilgili şu tahminde bulunuyor: “İnsanların traktörleri gibi ilaçlama makinaları da enkaz altında kaldı. Kayısı ilginç bir üründür, bütün bakımlarını gününde, zamaninda yapmak gerekiyor. Zamanı geçti mi başka olumsuzluklarla karşılaşıyorsun. Şu anda iş aletleri enkaz altında kaldığı için köylüler belki ilaçlarını atamayacaklar. Belki de ilaç parası bulamayacaklar. Bizim köyde 200 ilaç makinası vardı. Depremde 150 tanesi tahrip olmuş. 50 tane kalmış, bu 50 tane üç gün içinde ilaçlamayı bitirmek zorunda. Traktörün mazot parası var mı yok mu belli değil. Bütün bu sorunlar üst üste geldi. Kayısı üretimi ile ilgili bütün ekipmanımız enkazın altında kaldı. Mesela benim 1100 kayısı kasam vardı, üretimde kullandığım. Bunların hepsi enkaz altında kaldı. Bunun tanesi 110 lira civarında. Yani yaklaşık olarak 120 bin lira civarinda zarardayım. Bu hemen herkes için böyle. Sergi brandalarımız, çadırlarımız hepsi gitti. Yeniden bu teşkilatı kurmak için çok ciddi bir maliyet gerekiyor. Bunu ne kadar yapabileceğiz belli değil. Mesela benim ekonomik gücüm bu ekipmanı yine de yerine koymaya yetmez. Ben zorunlu olarak kayısıyı yaş olarak dalında satacağım. O zaman da yarı yarıya zarara girmiş olurum. Tüccar bu zor durumumuzdan yararlanacaktır. Malımızı ucuza alacaklar. Çünkü onlar da biliyor ki kasam yok, sergi malzemem yok, traktörüm yok. Onun istediği fiyatta vermesen ne yapacağım? Bu tehlikede önümüzde duruyor.”

Tahmini kayıp

Malatya Borsası’nın verilerine göre 1000 ton kayısı enkaz altında kaldı. Borsa’nın verilerine göre bunun 500 tonu Doğanşehir’de, 500 tonu da Akçadağ’da. Mazlum Köse ise bu rakamların doğru olmadığını söylüyor. Resmi kurumlar kaybı az göstermek, deprem yıkımını küçültmek için bu rakamları telaffuz ettiklerini söylüyor. Köse, Meletî genelinde 10-15 bin ton kayısının enkaz altında kaldığını tahmin ediyor ve şunları söylüyor: “Bence bütün üreticiler bizim gibi, kayısısını satmadı, gerçek değerini bulması için malını bekletti. Bir yıl önce manipüle edilmişti ve kayısısını sattıktan sonra fiyatlar yüzde yüz oranında artmıştı. Bu yüzden bu yıl temkinli davrandı. Bu defa da üreticinin malı enkaz altında kaldı. Ne kadar kayısının enkaz altında kaldığına yönelik benim tahminim şöyle; Şehir merkezindeki enkazın altında kayısı yok. Köylerde var, ilçelerde var. Akçadağ’ın ilçe merkezinde bir mahallesinde, Ören ve Akçadağ’ın diğer köylerinde çok mal enkaz altında kaldı. Ayrıca Doğanşehir merkez, Doğanşehir’in köyleri. Bunların büyük bir bölümünün bizim gibi kayısısını satmadığını tahmin ediyorum. Bütün havzayı hesaba kattığımızda tahminen 10-15 bin ton kayısı enkaz altında kalmıştır.”

#Tonlarca #kayısı #enkaz #altında