Ana Sayfa Blog Sayfa 715

Trakya’ya sanayi göçü sürüyor

2000’li yıllarda tarım arazilerinin sanayiye kurban edilme süreci tüm Trakya’yı kapsayacak biçimde gelişiyor. İSO tarafından depreme güvenli bölge iddiasıyla hazırlanmaya başlanan yol haritasında Kırklareli adresleniyor

Yusuf Gürsucu / İstanbul

Trakya için 2005 yılında Trakya ve Namık Kemal üniversiteleri tarafından hazırlanan ve bakanlıkça kabul edilen çevre düzeni planının CHP’li belediyerce yok sayılması sonrası Trakya’da sanayi havzaları ortaya çıkarılmış ve Tekirdağ ile Edirne coğrafyası özellikle tekstil işletmeleriyle adeta işgale uğramıştı. O günden bu yana süren işgal sonucu Ergene Nehri zehirli atık taşıyan bir nehre dönüşürken, tarım arazileri katledilip nitelikli sular sanayiye bağlandı. Son 10 yıl içinde ise kaya gazı sondajları ve üretimleriyle birlikte yeraltı suları tükenip zehirlendi. Yeraltı suları bazı bölgelerde 500 metre derinlere kadar gerilerken, daha önce son yıllarda görüldüğü boyutuyla yaşanmamış olan kuraklık ve susuzluk baş gösterdi.

Mereş merkezli depremlerde yaşananlarla birlikte gündeme taşınan büyük Marmara depremi iddiasına yaslanan sermaye kesimleri halen tamamen işgal edilememiş olan Kırklareli’yi sanayi havzası haline getirmeye çalışıyorlar. Trakya’da fay hattından uzak olduğu gerekçesiyle Kırklareli tarafında sanayi tesisleri ve bölgeleri oluşturmak amacıyla hareketlilik izleniyor. İstanbul Sanayi Odası (İSO) ve Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) gibi kurumlar depremin ilk gününden bu yana üretimin İstanbul’a sıkıştırılmaması gerektiği vurgularıyla Kırklareli’yi gözlerine kestirmiş durumdalar. İSO’nun dün (29 Mart) yapılan aylık meclis toplantısında bu konu ile ilgili ciddi adımların atılması için talepleri ve hareket planını görüştü.

CHP ile AKP el ele verdi 

İstanbul Metropolitan Planları’nda (İMP), tüm Marmara bölgesini içeren bir yaklaşımla Kocaeli, Yalova, Bursa, Çanakkale ve özellikle Trakya’ya yeni bir rol biçildi. Trakya ve Namık Kemal üniversitelerince hazırlanan ve AKP hükümetince 2005 yılında kabul edilen Trakya’nın çevre düzeni planı, Trakya Kalkınma Ajansı tarafından revize edilmesine karar verildi ve bu iş İMP’yi hazırlayan şirkete ihale edilerek üniversitelerce planda yer verilen koruma bölgeleri kaldırıldı. Üniversitelerce hazırlanan ve bakanlıkça kabul edilen 1/100.000 çevre düzeni planlarına uygun 1/25.000’lik planlar Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ belediyelerince yıllarca gündemlerine alınmadı. İMP’nin planları iğdiş etmesi beklendi ve iğdiş edilen 1/100.000’lik planlara uygun 1/25.000’lik planlar CHP’li belediyelerce yapıldı. CHP ve AKP meclis üyeleri bu planları el birliği ile onaylandı.

Tarım arazileri yok oluyor

Trakya’da planlı, programlı, kasten ve tasarlanarak adeta bir cinayet işleniyor. Trakya 1. Sınıf tarım arazileri sanayi havzaları ile işgal edilirken diğer yandan bu arazilerin 1/3’ü ve bütün su varlığı kaya gazı ve petrolüne kurban ediliyor. Tekirdağ coğrafyasında yoğunlaşan kaya gazı sondajlarının sayısı 2015 yılıyla birlikte hızla arttı. Trakya topraklarının yüzde 74’ünü tarımsal araziler oluşturuyor. Ziraat mühendisleri topraklardaki verimliliğin Konya, Niğde ya da Eskişehir’deki tarım arazilerinden 3-4 kat daha fazla olduğunu belirtiyorlar. Ayçiçeğinin yüzde 63’ü, pirincin yüzde 44’ü, buğdayın yüzde 9’u Trakya’da üretilirken böylesi bir bölgeyi sanayiye boğmak kabul edilemez. Özellikle, İstanbul’daki sanayi tesislerinin Trakya’ya taşınmasıyla birlikte bölge adeta cehenneme dönüşmeye başladı. Bu durum yetmezmiş gibi ardından kaya gazı sondajları, enerji santralleri, çimento fabrikaları ile işgal edilen Trakya’da tüm nehir ve derelerden su yerine ağır metallerle dolu zehir akıyor. Namık Kemal Üniversitesi Çorlu Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Lokman Hakan Tecer, Ergene Havzası’nda yapılan araştırma hakkında bilgi vererek, 200 bin metreküp atık kirli sunun deşarj edildiğini belirtiyor. Trakya’da bulunan tüm yerleşim alanlarının atık suları, sanayi atıkları ile birlikte Ergene Nehri’ne bırakılmaktadır. Ergene’ye hayat veren temiz su kaynakları hızla yok olmakta ve bu nedenle nehir zehirli atıklarla beslenmektedir. Bu durum Ergene kıyısında her 5 evde yaşayan bir insanın kansere yakalanmasına neden olmuştur. Tüm bu yaşanılan sürece rağmen sorunu gidermek adına bir adım atılmadığı gibi daha da kirlenmesine yol açacak bir biçimde Trakya, sanayi bölgesi haline getirilmektedir.

Trakya Rusya’ya peşkeşe hazırlanılıyor

Avrupa Birliği’nin Rusya’dan doğalgaz alımını kesmesine karşın Trakya’nın AB için doğalgaz dağıtım merkezi olabileceği yönündeki açıklamalar dikkat çekici. Her gelişmeye uygun bukalemun gibi renk değiştirebilen iktidar Saroz Körfezi’ne FSRU tesis inşasına girişip, Katar doğalgazını AB’ye taşıma hazırlıkları yaparken, diğer yandan aynı Katar ABD ile birlikte Yunanistan’ın Dedeağaç bölgesine FSRU tesisi için adım attı. Putin’in Trakya’nın doğalgaz dağıtım merkezi olması halinde doğalgazın ucuzlayacağı iddiasıyla birlikte görüşmeler başlarken, Putin geçtiğimiz günlerde doğalgaz merkezi adımının şimdilik durdurulduğunu açıklarken, bu açıklamanın nedeni 14 Mayıs’ta yapılacak olan seçimleri beklemek istemesiydi.

#Trakyaya #sanayi #göçü #sürüyor

Buzlar çözülmeden

Bir başka önemli OHAL kararnamesi de 24 Şubat tarihlidir ve bu kararname ile depremzedelerin yerleşeceği yeni yerleşim yerleri için mera ve ormanlık alanların da kullanılmasına imkân tanınıyor. Tümüyle yıkılan binlerce binanın enkazı daha kaldırılmamışken ve bu enkazın altında birçoğu da kurtarma bekleyerek ölenlerin cesetleri çıkarılmamışken

Meriç Gök 

Gazeteci ve yazar Cevat Fehmi Başkut’un yazdığı bir oyundur “Buzlar Çözülmeden”. Oyun, Dünya’da henüz iklim krizinin yaşanmadığı, dolayısıyla mevsimlerin bildiğimiz özelliklerini taşıdığı, yani Kış’ın kış gibi olduğu, karın yağdı mı insan boyunu aştığı bir zamanda, bir Anadolu kasabasında geçer. Zor kış koşulları nedeniyle yollarının kapanmasından dolayı dünyadan kopan bir kasabaya yeni bir kaymakam atanmıştır. Fakat atanan kaymakam, yolların kapalı ve haberleşmenin kesik olduğu kasabaya gelemez; bu sırada akıl hastanesinden kaçıp kasabaya sığınmak zorunda kalan bir deli, kasabalı tarafından kaymakam sanılır. Deli kaymakam, buzlar çözülüp yollar açılınca gerçek kaymakamın geleceğini ve durumun anlaşılacağını bildiğinden, ona göre kasabada yapılması gereken her işin,  mutlaka bitirilmesi gereken bir son günü vardır ve bu son gün, aynı zamanda oyuna da adını verir: Buzlar Çözülmeden. Erdoğan’ın da MHP destekli iktidarının bu son döneminde, özellikle yolun sonu göründüğünden beri, yani gelecek seçimin artık kaybedeni olacağını anladığından beri oyunun, tüm işlerini buzlar çözülmeden halletmek zorunda kalan delisi gibi belirli bir son günü vardır: Seçime kadar. O da kollarını sıvayıp var gücüyle çalışıyor: Seçime kadar. Ancak deli kaymakam, kasabanın yıllarca çözülmemiş birçok sorununu, sömürücü, egemen toplumsal kesimleri yani eşraf ve mütegallibeyi karşısına alarak halkın yararına ‘buzlar çözülmeden’ çözerken Erdoğan, kamunun (halkın) çıkarlarına aykırı, fakat temsilcisi olduğu bir avuç doymak bilmez, yağmacı sermayedarın yararına olan işleri yapıyor‒bunların içinde yeni havaalanını (İstanbul) yapan müteahhitler daha çok kâr etsin diye eskisinin (Atatürk) kullanılamaması için pistini kırdırmak ve pistin dibine cami yapmak gibi şeytanın bile aklına gelmeyecek işler de var. Seçime kadar süresi kısıtlı olduğundan bunları yaparken hayli telaş içinde olduğu görülüyor.

Şimdi alelacele yaptığı, yapmaya koyulduğu işlere bakalım: Deprem bölgesine ilk iki gün acil kurtarma ekiplerini ve askerleri göndermeyen iktidar (Erdoğan) 8 Şubat’ta yani depremin henüz ikinci gününde on ilde üç ay geçerli olmak üzere OHAL ilan etti ve 11 Şubat’ta, öğrenci yurtlarına depremzedeler yerleşecek bahanesiyle üniversitelerde bu yılın sonuna kadar yüz yüze eğitimi sonlandırdığını duyurdu. Bununla ilgili kararı, daha sonra YÖK’e aldırtarak kendisinin böyle bir karar almaya hukuki bir yetkisi olup olmadığına dair tartışmayı da bir bakıma sonlandırmış oldu. Fakat üniversitelerin tüm ülkede yüz yüze eğitime kapatılmasının depremzedelerin barınma sorunuyla nasıl bir ilişkisi olduğu sorusu ortada kaldı. Şu tek örnek bile bu kararın ne denli saçma olduğunu göstermektedir: Ankara’da 37 KYK yurdundan sadece ikisinde depremzede kalıyor, buna karşılık öğrenci yurdu olsun olmasın Ankara’daki bütün üniversiteler kapalı. Öğrenim hakkına getirilen bu yasak Corona salgını sırasında eğlence yerlerine getirilen kısıtlamaları hatırlatıyor.  O zaman da eğlence mekânlarında önce saat 22, sonra 23, sonra 24 ve en son 01’den itibaren canlı müzik yapılmasına getirilen yasakla Corona arasında nasıl bir bağlantı olduğu bir türlü anlaşılamamıştı. Ancak bu yasağı izleyen günlerde gelen festival yasakları, bunun aslında bir ‘üst aklın’, ilahi dışında müziksiz bir toplum tasarısının parçası olduğunu gösteriyordu. Bu bağlamda Nazım’ın, 1950’li yıllarda yasaklarla karşılaşan komünist siyah şarkıcı Paul Robeson için yazdığı dizeler akla geliyor:

Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robson

İnci dişli zenci kardeşim

Kartal kanatlı kanaryam

Türkülerimizi söyletmiyorlar bize.

Korkuyorlar Robson.

Bir başka önemli OHAL kararnamesi de 24 Şubat tarihlidir ve bu kararname ile depremzedelerin yerleşeceği yeni yerleşim yerleri için mera ve ormanlık alanların da kullanılmasına imkân tanınıyor. Tümüyle yıkılan binlerce binanın enkazı daha kaldırılmamışken ve bu enkazın altında birçoğu da kurtarma bekleyerek ölenlerin cesetleri çıkarılmamışken TOKİ aracılığıyla yaptırılacak yeni toplu konutların yakın müteahhitlere ihale edilmesi ve hatta bunların bazılarının temellerinin atılması‒ evlerini yitirmiş insanların çadır sorununu çözmeyen iktidarın depremzedelerin konut sorununu çözmeye soyunmuş görünüyor olması, aynı zamanda siyasal iktidarın önceliğinin ne olduğunu da göstermektedir. Tabii bir de bunca yıl bilim insanlarının uyarılarına kulaklarını kapayarak depreme hiçbir hazırlık yapmadığı gibi yıllarca özel iletişim vergisi adıyla vatandaşlarından ‘deprem vergisi’ olarak toplamış oluğu yaklaşık 40 milyar dolar bir parayı da gözde müteahhitlerine peşkeş çekmiş olan bir iktidar söz konusu‒ilginçtir, bu konuda hiç konuşmuyor. İstanbul’da 1999’dan bu yana uygulanan ‘kentsel dönüşüm’ projesinin ise büyük ölçüde ranta dayalı bir uygulama olması da üzerinde durulması gereken bir başka sorun.

Oysa deprem, hiç de beklenmedik bir doğa hadisesi değildi. Doğu Anadolu fayının, ülkenin en tehlikeli faylarından biri olduğu biliniyordu. Üstelik Naci Görür gibi bilim insanları bu konuda yıllardır yetkilileri uyarıyordu. Ayrıca muhalefet de iktidara sorunun acilliğini sık sık hatırlatıyordu. Sözgelimi HDP milletvekili Dilşat Canbaz Kaya, Şubat 2020’de üç soru önergesi vererek İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya Antep, Hatay ve Maraş illerinde yapı yönetmeliğine uyulup uyulmadığını, depreme dayanıklı bina olup olmadığını ve bakanlığın hangi acil durum planlarını hazırladığını sormuştu. Soylu, milletvekilinin bu sorularına üç yıl boyunca yanıt vermedi. Deprem bölgesinde depreme karşı güçsüz binaları güçlendirecek çalışmalar yapmak yerine Soylu’nun bu konuda yaptığı sadece bir çocuk oyunu seviyesindeki o ‘çök, kapan, tutun’ adlı deprem tatbikatı oldu. Halkın bu tür hayati önemde gerçek güvenlik sorunlarıyla ilgilenmek ve bunlara çözüm getirmek yerine tüm mesaisini, asli görevi gördüğü Kürt/HDP düşmanlığı yapmaya harcayan ve AFAD faciasının bir numaralı sorumlusu olan Soylu şimdi, diğer bakanlar gibi bir yerden milletvekili seçilerek kendini kurtarmaya çalışıyor.

Tekrar Erdoğan’a dönersek bir an önce bitirilecek işlerinden biri de OHAL kararnamesiyle getirdiği düzenlemeyi, meclisten geçirerek Orman Kanunu’na eklemek oldu. Böylece güya depremzedelere konut yapmak gibi kulağa hoş gelen bir argümanın arkasına saklanarak, aslında inşaatların arsa maliyetini sıfırlayarak müteahhitlerine daha ucuza mal edecekleri konut yapma fırsatı sunmak için ormanların giderayak talan edilmesine imkân sağlamayı hedefliyor; yani yapı ruhsatı ile ağaç kesme ruhsatını birlikte vermeyi düşünüyor. Nerdeyse her gün alelacele yurdun birçok yerinde hazine arazileri, malum inşaat şirketlerine satılıyor. Özellikle 2022 yılının Mayıs’ından itibaren kıymetli hazine arazilerinin yok pahasına satışına hız veriliyor. Marmaris İçmeler, İzmir Çeşme, Didim Altınkum, Ankara Çayyolu, Bodrum Ortakent özelleştirilerek satılan arazi ve taşınmazların bazılarının bulunduğu yerler.

Deprem nedeniyle evsiz kalan depremzedelerin konut ihtiyacı da onun iştahını öyle kabartmış olmalı ki depremin hemen ardından sanki depremin büyük bir felaketle sonuçlanmasının en büyük sorumlusu değilmiş gibi 20 bin konutun temelini atıyor, üstelik iki ay içinde de 200 bin konutun daha temelini atacağını açıklıyor ‒gerçi bunların bir yıl içinde bitip bitmeyeceği de bir muamma; çünkü hâlâ İzmir’de, hatta Van’da depremzedelere çoktan verilmesi gerektiği halde teslim edilememiş konutlar var. Bazıları güçlü olan artçı sarsıntılarla sallanmaya devam eden bir zeminde, üstelik gerekli zemin etüdü yapmadan yeni konutların inşaatına başlamanın doğru olmadığı da onu hiç ilgilendirmiyor. Esasen onun şehir anlayışında kentler konutlardan, yollardan, köprü ve geçitlerden ibaret yerler; evler de insanların başlarını sokacakları binalar sadece. Onun şehir anlayışında şehir planlaması, kamusal alanlar, kentsel toplumsal doku, kentin kimliğini oluşturan unsurların önemi yok. Varsa yoksa inşaat var; gerektiğinde tarihi bir havaalanını, hastaneyi, stadyumu ve hatta kültür ve sanat kurumunu (Taksim AKM) yıkıp yerine yenisini, fakat mutlaka daha büyüğünü yapmak ve bununla da övünmek var.

Bitirirken, eğer Erdoğan zamanında doğru öncelikleri belirlemiş olsaydı, ülke şimdi bu durumda olmayacak ve en önemlisi birçok insan hâlâ hayatta olacaktı ‒ o zaman da o Erdoğan, bildiğimiz bugünkü Erdoğan olmazdı zaten. Depremde de pandemide olduğu olduğu gibi gerçek ölü sayısını saklayan ‒bölgeden gelen haberlere göre gerçek ölü sayısı, AFAD’ın açıkladığının en az iki katının üzerinde‒  ve sorunları tartışmak yerine çok sevdiği inşaat işine  ‒kendi sarayının da kaçak bir bina olması, kural yerine kuralsızlığın esas olduğu, kaçak yapılı fakat imar aflı Erdoğan Türkiye’sine ne çok uyuyor‒  tam anlamıyla harala gürele girişen Erdoğan’a ve onun şahsında cisimleşmiş bu kadın, yaşam ve özgürlük düşmanı rejime ve döneme nihayet 14 Mayıs’ta her bakımdan gerçekten artık yeter denileceği anlaşılıyor.

 

 

 

 

#Buzlar #çözülmeden

Kılıçdaroğlu kadınlara seslendi: Bay Kemal asla ama asla kazanımlarınızı kaybetmenize izin vermez

Sanal medya hesabından kadınlara seslenen Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu: ‘Bay Kemal asla ama asla kazanımlarınızı kaybetmenize izin vermez. Bay Kemal asla ama asla kadın ve çocuk hakları üzerinden pazarlık yapmaz’

Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sanal medya hesabından paylaştığı videoyla kadınlara seslendi.

Kılıçdaroğlu “Kadınlar omuz omuza durduklarında aradan kimse geçemez” başlığı yaptığı videolu açıklamada, şu ifadeleri kullandı: “Bu aralar, gittiğimiz her yerde, kadınlar sessizce yanıma geliyor. Seçim ile ilgili sorular soruyorlar. Çok ama çok kaygılılar. Başörtülüsü, başı açığı, bekarı, evlisi, annesi… İnanın hiç fark etmiyor. Hepsinin kaygısı aynı. Temel kadın haklarının bir seçimde oylanmasını anlayamıyorlar. Haklarının bir seçim havucu olarak radikal unsurlara sunulması onları dehşete düşürmüş durumda. Kadınların sırtında zaten devasa bir yük var. Çocuğa, yaşlıya, hastaya, evin işine; her şeye yetmeye çalışıyorlar. Ve çoğu ev kadınının hiçbir güvencesi yok bu ülkede.”

‘Haklar tehdit altında’

Kadınların, en temel haklarının alınması tehdidiyle karşı karşıya olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, “Çok ama çok büyük talihsizlik. Onlar için değil, tüm Türkiye için bu çok büyük bir talihsizlik. Bu gece kadınlara seslenmek istiyorum: Türkiye sizleri çok yordu, bunu biliyorum. Özellikle genç muhafazakar kadınlara, ‘Bay Kemal gelirse, kazanımlarınızı kaybedeceksiniz’, propagandasını yaptılar. Aylarca yaptılar, günlerce yaptılar. Sürekli yalan söylediler, iftira attılar, karalamalar yaptılar” şeklinde konuştu.

Kılıçdaroğl, devamında şunları belirtti: “Bunu yapanlar sonra pazarlık masalarına oturdular, sonra sizler bir çırpıda üç beş oy için yarı yolda bıraktılar. Mübalağa etmiyorum, üç beş oy için yarı yolda bıraktılar. Aslında bu yaptıklarının bir adı var ama söylemeye dilim varmıyor. Altını özellikle çizmek isterim: Bay Kemal asla ama asla kazanımlarınızı kaybetmenize izin vermez. Bay Kemal asla ama asla kadın ve çocuk hakları üzerinden pazarlık yapmaz.”

HABER MERKEZİ

#Kılıçdaroğlu #kadınlara #seslendi #Bay #Kemal #asla #ama #asla #kazanımlarınızı #kaybetmenize #izin #vermez

Enkazdan çıkarılan 35 çocuğun kimliği hala tespit edilmedi

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Mereş merkezli depremlerde enkaz altından çıkarılan 35 çocuğun kimliğinin henüz tespit edilmediğini açıkladı

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Mereş merkezli depremzede çocukların durumuna ilişkin açıklama yaptı. Bakanlığın verilerine göre, enkaz altından çıkarılan ve refakatçisi olmayan bin 915 çocuk kayıt altına alındı.

Açıklamada, bin 766 çocuğun ailesine teslim edildiği, 81 çocuğun kuruluş bakımına alındığı, 62 çocuğun tedavi sürecinin takip edildiği ifade edildi.

Bakanlık, 35 çocuğun ise kimliğinin tespit edilmediğini kaydetti. Ayrıca kayıtlı altı çocuğun da hastanede yaşamını yitirdiği belirtildi.

HABER MERKEZİ

#Enkazdan #çıkarılan #çocuğun #kimliği #hala #tespit #edilmedi

Şenyaşar ailesinin iftar sofrasına bugün ÖHD eşlik etti

Urfa Adliyesi önünde Adalet Nöbeti’ni sürdüren Şenyaşar ailesinin iftar sofrasına bugün ÖHD Riha Şubesi eşlik etti

Şenyaşar ailesinin Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti,737’nci gününde devam ediyor. Aile Ramazan ayı dolayısıyla iftarlarını da burada açıyor. Ailenin bugünkü iftarına Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Riha Şubesi misafir oldu.

Her gün adliye binası önünde kurulan iftar sofrası, fırtına nedeniyle adliyenin yanında bulunan bir restoranda kuruldu. İftara Emine Şenyaşar, Ferit Şenyaşar ve ÖHD üyeleri katıldı. İftardan sonra kısa bir açıklama yapan Ferit Şenyaşar, adalet mücadelelerinin 5 yıldır aralıksız sürdüğünü ve bu mücadelede ÖHD Riha Şubesi üyesi avukatlarının kendilerini hiç yalnız bırakmadığını söyledi. “Talebimiz adalettir” diyen Şenyaşar, “Adalet herkese lazım olacak. Bu adaletsizliği göremeyenler halk içine çıkamayacaktır” diye konuştu.

‘Yanlarında olmaya devam edeceğiz’

Ardından konuşan ÖHD Riha Şube Eşbaşkanı İbrahim Halil Öyke de, Şenyaşar ailesinin Adalet Nöbeti’nin 737’nci gününe girdiğini hatırlatarak, “Bugün ailenin iftar sofrasına misafir olduk. Ailenin adalet mücadelesinde her zaman yanlarında olduğumuz gibi bugün de yanlarındayız. Maalesef adliye binalarında adalet sağlanmadığı için insanlar adalet nöbetlerine başladı. Şenyaşar ailesi de bunun bir örneğidir. Ailenin adalet mücadelesi tüm kararlılığı ile devam ediyor. Biz de bu mücadelelerinde yanlarında olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

HABER MERKEZİ

#Şenyaşar #ailesinin #iftar #sofrasına #bugün #ÖHD #eşlik #etti

Alanya’daki kazada 3 depremzede yaşamını yitirdi

Alanya’da depremzedelerin bulunduğu otomobilin şarampole devrilmesi sonucu 3 kişi hayatını kaybetti

Antalya’nın Alanya ilçesinde depremzedelerin bulunduğu otomobilin şarampole devrilmesi sonucu 3 kişi hayatını kaybetti, 1 kişi yaralandı. Sefa Cengiz yönetimindeki otomobil, Uğrak Mahallesi D-400 karayolunda seyir halindeyken direksiyon hakimiyetini kaybederek şarampole devrildi.

İhbar üzerine kaza yerine sevk edilen sağlık ekipleri otomobildeki Ünzile Arık’ın hayatını kaybettiğini belirledi. Sağlık ekipleri, yaralılar sürücü Sefa Cengiz ve Bilge Cengiz’i Gazipaşa Devlet Hastanesi’ne Ayaz Cengiz’i ise Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırdı. Yaralılardan Sefa Cengiz ve Bilge Cengiz, müdahaleye rağmen kurtarılamadı.

Kazada hayatını kaybedenlerin ve yaralananların Mereş merkezli depremlerin ardından Alanya’ya gittikleri öğrenildi.

HABER MERKEZİ

#Alanyadaki #kazada #depremzede #yaşamını #yitirdi

Hasarlı binadan kopan parça ölüme neden oldu

Osmaniye’de depremde hasar gören binadan kopan parça Mehmet Nazif Yaşar’ın başına düşerek ölümüne neden oldu

Osmaniye Alibeyli Mahallesi Cevdet Sunay Caddesi’nde kaldırımda yürüyen Mehmet Nazif Yaşar’ın başına, depremlerde hasar gören binadan kopan beton parçası düştü.

Edinilen bilgilere göre çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine yönlendirilen sağlık ekipleri, Yaşar’ın hayatını kaybettiğini belirledi.

Polis ekiplerince yapılan incelemenin ardından Yaşar’ın cesedi, Osmaniye Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.

HABER MERKEZİ

#Hasarlı #binadan #kopan #parça #ölüme #neden #oldu

Adana ve Mereş’te 4.5 ve 4.0 büyüklüğünde deprem

Adana’nın Saimbeyli ilçesinde 4.5, Mereş’ın Göksun ilçesinde 4.0 büyüklüğünde deprem meydana geldi

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgiye göre, merkez üssü Adana’nın Saimbeyli ilçesi olan 4.5 büyüklüğünde deprem kaydedildi.

Depremin 9,38 kilometre derinlikte olduğu belirlendi.

Mereş
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) verilerine göre; Mereş’ın Göksun ilçesinde saat 20.05’de 4.0 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem, yerin 7.01 kilometre derinliğinde yaşandı.

ADANA

#Adana #Mereşte #büyüklüğünde #deprem

Arazilerine güneş paneli kurulmasın karşı çıkan 7 köylü gözaltına alındı

Wêranşer’de 11 bin dönüm arazinin Kalyoncu Şirketi tarafından güneş paneli ile kapatılmasına tepki gösteren köylülerden 7 kişi gözaltına alındı

Riha’nın Wêranşer ilçesi kırsal Kadıköy Mahallesi’ne bağlı Düzük Mezrası’nda 7 yurttaş gözaltına alındı. Edilen bilgiye göre Kalyoncu Şirketi, kırsal mahallede 11 bin dönüm arazi üzerinde güneş paneli kurmak için iş makinalarıyla köye geldi. Bölgede hem hayvancılık hem de tarım yapan mahalle sakinleri, 11 bin dönüm arazinin kapatılmak istenmesine tepki gösterdi. Bunun üzerine olay yerine gelen Jandarma köylülere müdahale etti. Biber gazı ile yurttaşlara müdahale eden Jandarma, havaya ateş ederek yurttaşları dağıtmaya çalıştı.

İş makinelerin çekilmesiyle gerginlik yatışırken, bu sefer Jandarma mahallede gözaltı yapmaya başladı. Akşam saatlerinde başlayan gözaltılarda şimdiye kadar Sıddık Ayyıldız, Emin Ayyıldız, İsmail Taşkın, Nedim Taşkın, Mehmet Taşkın, Aydın Taşkın ve Naif Taşkın olmak üzere 7 kişi gözaltına alındı. Mahallelilerin verdiği bilgiye göre Jandarma 47 kişilik bir liste çıkarmış ve mahallede adı listede olanları aramaya devam ediyor.

Gözaltına alınan 7 kişinin Demirci Jandarma Karakolu’nda tutulduğu öğrenildi.

RIHA

#Arazilerine #güneş #paneli #kurulmasın #karşı #çıkan #köylü #gözaltına #alındı

Irak Petrol Bakanlığı: Mahkemesi’nin verdiği kararı uygulayacağız

Irak Petrol Bakanlığı, Uluslararası Uzlaşma Mahkemesi’nin verdiği kararı uygulayacaklarını duyurdu

Uluslararası Tahkim Mahkemesi, Irak’ın yetkisi olmadan petrol satılamayacağına ilişkin Türkiye aleyhine verdiği karar sonrası açıklama yaptı. Irak Petrol Bakanlığı, Uluslararası Uzlaşma Mahkemesi’nin Irak’ın çıkarları doğrultusunda verdiği nihai kararını memnuniyetle karşıladığını duyurdu.

Irak Petrol Bakanlığı Sözcüsü Asım Cihad, Irak hükümeti ve Petrol Bakanlığı’nın Federe Kürdistan Bölgesi’nden petrol ihraç etmeye başlama konusunda acele ettiklerini ifade ederek, “Irak’ın amacı, orta ve güney ya da Kürdistan Bölgesi kıyılarından elde edilen petrol gelirlerini artırmaktır. Bu, tüm Irak toplumunu ve tüm yapıları etkiliyor. Irak hükümeti, Uluslararası Paris Mahkemesi kararını uygulayacaktır” dedi.

Asım Cihad ayrıca, Türkiye’nin uluslararası limanı üzerinden yeni petrol ihracatı mekanizmasının Federal Hükümet, Petrol Bakanlığı ve Türkiye’deki temsilcisi olan Irak Petrol Ticaret Şirketi’nin (SOMO) yetkisi altında olacağını belirtti.

HABER MERKEZİ

#Irak #Petrol #Bakanlığı #Mahkemesinin #verdiği #kararı #uygulayacağız