Ana Sayfa Blog Sayfa 733

7 kez ameliyat geçirdi, su basan çadırda kalıyor!

Depremden sonra 7 kez ameliyat olan depremzede İsmail Göçek kaldığı çadırın sağlığı için elverişli olmadığını belirterek, konteynır talebinde bulundu

Mereş  (Maraş) merkezli depremin üzerinden 49 gün geçmesine rağmen birçok depremzede halen kötü koşullarda yaşam mücadelesi veriyor. Özellikle yaşlı, engelli ve kronik rahatsızlıkları olan depremzedeler, çadırlarda hijyen sorunu yaşıyor. Sağlık sorunu yaşayan depremzedelerin konteynır talepleri ise karşılanmıyor.

Bazarcix’a (Pazarcık) bağlı Şahintepe Mahallesi’nde enkaz altında kalarak, 2 bacağından yaralanan İsmail Göçek de enfeksiyon kapma riskine karşı konteynır talep eden depremzedelerden biri. Depremde bacaklarının üzerine yıkılan tavanın altına kaldığını belirten Göçek, depremden 5 saat sonra aile ve komşularının kendisini enkaz altından çıkardığını aktararak, devletin hiçbir şekilde yardıma gelmediğini kaydetti. Enkazdan çıkarıldıktan sonra hastaneye götürüldüğünü ve şu ana kadar 7 defa ameliyat geçirdiğini aktaran Göçek, hastaneye gidip gelirken çok zorlandıklarını belirtti.

Konteynır talebi karşılanmadı

Sağlık probleminden kaynaklı çadırda zorlandığını aktaran Göçek, en ufak bir yağmurda çadırı su bastığını aktardı. Kaymakamlık ve belediyeye Konteynır talebinde bulunduğunu, fakat kimsenin ilgilenmediğini belirten Göçek, “Devlet dairelerine gidiyoruz, ‘e-Devlet üzerinden yap’ diyor. E-Devlet’ten yapıyoruz, ‘Buraya gelin’ diyorlar. Bizde ne yapacağımızı şaşırdık. Bir sonuç çıkmıyor. Bir konteynır verilse bundan daha iyi olur. Tek isteğimiz buydu ama o da maalesef olmadı” dedi.

 Haber: Ruken Adıgüzel / MA

#kez #ameliyat #geçirdi #basan #çadırda #kalıyor

Günler geçti depremde kapanan yollar açılmadı

Mereş merkezli depremlerin üzerinden günler geçmesine rağmen depremde kapanan Dîlok’un İslahiye ilçesine bağlı köy yolları açılmadığı gibi hayalen ve sel oluşma tehlikesi de devam ediyor

Mereş ( Maraş) merkezli 6 Şubat’ta yaşanan depremde etkilenen yerlerden olan Dîlok’un (Antep) İslahiye ilçesinde birçok köy yolu yaşanan depremin şiddetiyle toprak kayması ve kayalardan düşen parçalar yüzünden kapandı.

Can kaybı riski var

İki dağ arasından geçen derenin önünün kapanması nedeniyle, biriken su gölete dönüştü. Yolların kapanması yurttaşların mağduriyetlerini artırırken, diğer yandan biriken suya yağmurlarda eklenince bölgede sel ve heyelan riskini arttı. Yurttaşlar zor koşullarda çadırlarda yaşamaya devam ederken, olası sel ve heyelan felaketinde can ve mal kaybı riski ile karşı karşıya.

Dağ yollarını kullanıyorlar

Mezopotamya Ajansı’dan ( MA) Delal Akyüz’ün haberine göre, depremde büyük bölümü yıkılan Köklü ve İdilli sakinleri, dağlardan kayaların kopma riski devam etse de ihtiyaçları oluştuğunda şehir merkezine gidebilmek için dağ yolunu kullanmak durumunda kalıyor.

45 gün geçti yollar açılmadı

Sel ve heyelan riskinin devam etmesine rağmen yolun açılmamasına mahalle sakinleri tepki gösterirken, Köklü Mahalle Muhtarı Ökkeş Kaplan, depremde hem can hem de mal kayıplarının çok olduğunu dile getirdi. Hayatın bitme noktasına geldiğini söyleyen Kaplan, “Depremin üzerinden 45 günden fazla zaman geçti ama yollar daha açılmadı. Belediyeden geldiler, başka yerlerden yetkililer geldi, açılması için talepte bulunduk ama yapılmadı. Evlerimize giremiyoruz, birçok sorun yaşadık” dedi.

Sel tehlikesi var

Kapanan yolun yanından depremden önce dere geçtiğini, ancak yolun kapanması nedeniyle alt köylerde sel tehlikesi oluştuğuna dikkat çeken Kaplan, “Şu an burada biriken su var. Taşlar düşmeye devam ediyor. 15 gündür kimse gelip sormuyor. Yağan yağmurlarda burada biriken suyun bölgede bulunan mahallelerde sellere neden olma tehlikesi var” diyerek yollarının açılmasını istedi.

DîLOK

#Günler #geçti #depremde #kapanan #yollar #açılmadı

Wan Gölü için tehlike çanları: Metrelerce küp kanalizasyon akıtılıyor

Küresel ısınma, çevre kirliliği ve yetersiz kanalizasyon hizmetlerinden kaynaklı Wan Gölü’nde sular çekilirken yurttaşlar ve çevreciler, sorunun donanımlı bir atık tesisi olmadığından kaynaklandığını söyledi.

Yaklaşık 200 bin yıllık doğal mirası ile dünyanın tek sodalı gölü olan Wan Gölü’nde kirliliğin ve kuraklığın etkisiyle koku ve çekilmeler meydana geldi. Gölün kirlenmesinde düzensiz yapılaşma, yetersiz kanalizasyon hizmeti, hızlı nüfus artışı ve erozyon temel etken olarak belirtiliyor.

Atıklar göle dökülüyor

Zorava (Tuşba) ilçesinde bulunan arıtma tesisinde saniyede 1800 lt/sn, günde 56 bin 400 metreküp kanalizasyon atığı akıtılan gölde kirlilik ve koku büyük bir sorun oluşturuyor. Öte yandan gölü besleyen 100’e yakın akarsudan yerleşim yerlerinden geçen 19’u ise evsel atıklar nedeniyle kirlenirken, bu durum da gölün kirlilik seviyesinde artışa neden oluyor.

Dip çamuru sorunu

Kuraklık nedeniyle adacıkların oluştuğu, mikrobiyalitlerin ortaya çıktığı gölde, bir diğer sorun ise dip çamuru. Wan Gölü’nün zemininden 807 bin metreküp dip çamuru çıkarılıyor. Gölün iç kısmından karaya doğru gemiler ve iş makinesine bağlı bilgisayarla nerede ne kadar dip çamuru olduğu tespit edilerek çıkarılması gereken çamur, ilkel yöntemlerle çıkarılarak, hafriyat kamyonları ile yine göl kıyısına boşaltılıyor.

‘Kokudan evde duramıyoruz’

İskele Mahallesi’nde altı yıldır ikamet ettiğini belirten Aygül Erçetin, arıtma tesisinden etrafa yayılan kokudan dolayı evlerinin kapı ve pencerelerini açamadığını söyledi. İnsanların evinin kapısında oturabildiği yaz mevsiminde, kokudan dolayı sürekli içeride oturmak zorunda kaldıklarını ifade eden Erçetin, yetkilerin atık soruna bir çözüm bulmasını istedi.

Birsen Savur adlı yurttaş ise, yetkililerin eski arıtmayı daha teknolojik bir sistem kuracakları gerekçesiyle değiştirdiklerini belirterek, yeni arıtma sisteminin Avrupa Birliği (AB) Standartları’nda olması gerektiğini söylediklerini ancak halen bir sonuç alınmadığı için kokudan evde duramadıklarını söyledi. Şu anda yürütülen dip çamuru temizleme çalışmalarının ise kendilerine yeni sorunlar yarattığını kaydeden Savur, Kamyonlarla pislik taşıma sırasında oluşan tozların evlerin içine girdiğini söyledi.

Tesis çöpünü göle atıyor

Bir diğer mahalle sakini Esma Savur da, 21 yıldır yaşadığı mahallede eskiden kokunun bu kadar yoğun olmadığını hatırlatarak, son yapılan arıtma sisteminden sonra kokunun arttığını vurguladı. Mevcut kirliliğin sebebinin de arıtma tesisi olduğuna dikkat çeken Savur, tesisteki her türlü çöpün göle aktığını ifade etti

Sulak alanlar yok olacak

Konuyla ilgili konuşan Van Çevre Derneği (ÇEVDER) Eşbaşkanı Arzu Dinçer de, Sulak alanların küresel ısınmaya bağlı kuraklık ve çevre kirliliğinin de etkisiyle gün be gün azaldığını, gerekli tedbirleri alınmadığı takdirde bu alanların yok olacağını söyledi.

Haber: Rahime Tekin-Elfazi Toral / JINNEWS

#Wan #Gölü #için #tehlike #çanları #Metrelerce #küp #kanalizasyon #akıtılıyor

 Şêxo: ENKS katliamlarda Türkiye’nin ortağıdır

Efrîn İnsan Hakları Örgütü Sözcüsü İbrahim Şêxo, Efrîn Newrozu’nda 4 yurttaşın katledilmesinde paramiliter güçler ve bölgede Türkiye ile birlikte hareket eden ENKS’nin de suç ortağı olduğunu belirtti

Türkiye ve paramiliter gruplar tarafından 24 Mart 2018’de Efrîn’e yönelik saldırılardan sonra çok sayıda insan göçe  zorlandı ve kentin demografisi değiştirilerek dışarıdan çok sayıda kişi taşındı. Suriye’nin çatışmasız, göç alan en huzurlu kenti Efrîn, bu tarihten sonra hak ihlalleri, katliamlar, kadınlara, doğaya karşı suçlar merkezine döndü. Efrînli birçok yurttaş Türkiye’ye bağlı paramiliter gruplar eliyle katledilirken, en son 20 Mart’ta Efrîn’in depremden etkilenen Cindirês ilçesinde Türkiye’ye bağlı Ehrar El Şerqiye üyeleri Newroz kutlamak isteyen aynı aileden 4 yurttaşı katletti. 4 sivilin katledilmesinin ardından Cindirês ve Efrîn halkı bu saldırıya karşı ayaklanarak sert tepkiler gösterirken, halkın saldırıya karşı öfkesi sokaklarda halen devam ediyor.

Efrîn İnsan Hakları Örgütü Sözcüsü İbrahim Şêxo, 4 sivile yönelik saldırı, Efrîn’de yaşanan baskı ve hak ihlallerine ilişkin Mezopotamya Ajansına  (MA) konuştu.

‘Newrozu kutladıkları için katledildiler’

4 yurttaşı katleden Ehrar El Şerqiye üyelerinin DAİŞ mensubu olduklarını aktaran Şêxo, Newroz kutlamak isteyen yurttaşlardan Newroz ateşini söndürmelerini istediklerini, yurttaşların karşı çıkması ile silahla taradıklarını söyledi. Şêxo, “Saldırı sonucunda 4 sivil hayatını kaybederken, 2 kişi de yaralandı. Katliamın ardından Efrîn halkı arasında protesto eylemleri başladı ve katledilen 4 yurttaş, Cindirês mezarlığında kitlesel bir şekilde defnedildi. Türk devletinin işgalinden 5 yıl sonra ilk defa Cindirês’te halk ayaklandı. Katledilen yurttaşların siyasi partiler ile herhangi bir bağlantıları yoktu, sadece Newroz ateşi nedeniyle katledildiler. Göğüslerinde 10’ar kurşun vardı” dedi.

‘Türkiye Efrîn de işgalci bir devlettir’

2018’den bu yana Efrîn’de hak ihlalleri yaşandığını, ancak Türkiye’nin baskılarına rağmen Efrîn halkının topraklarından vazgeçmediğinin altını çizen Şêxo, Türkiye’nin saldırılarının amacının Efrîn’in demografisini değiştirmek ve Kürtler ile Araplar arasında savaş başlatmak olduğunu söyledi. Halka baskı ve kötü muamelede bulunan grupların Türkiye’ye bağlı olduğuna dikkat çeken Şêxo, “Efrîn’de 30’a yakın çete grubu var ve kendilerini Suriye Ordusu olarak adlandırıyorlar. Hepsi de Türk istihbaratına bağlı. Türk devleti Efrîn’de çeteler eliyle suç işliyor. Türkiye, Efrîn’de işgalci bir devlettir. Türkiye, bu suçların sorumluluğunu üstlenmemek için çeteleri kullanıyor” ifadelerini kullandı.

‘BM Raporları çözüm getirmiyor’

Şêxo açıklamasının devamında, Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına değinerek uluslararası arenada suçlara karşı bir sessizliğin olduğunu belirtti.  Raporların sadece belgelendiğini söyleyen Şêxo, suçluların cezalandırılmadığını ve bu raporların Suriye için bir çözüm getirmediğinin altını çizdi.

‘ENKS katliamlarda Türkiye devletinin ortağıdır’

Barzani Yardım Derneği’nin depremden sonra yardım etme gerekçesiyle Efrîn’in Cindirês ilçesine gittiğini söyleyen Şêxo, Barzani Derneği’nden halka hiçbir yardımın gitmediğini söyledi. Şêxo,”Barzani’nin yardım derneği Cindirês’teydi. ENKS’nin bazı kesimleri de ‘Efrîn’de ofislerimizi açacağız’ diyorlardı. Ama insanlarımız katledildiğinde bunların hiçbirini yanımızda görmedik. Protestolar başlayınca bayraklarıyla geldiler, ancak daha sonrasında halkın öfkesi büyüyünce halka slogan atmamalarını ve protestoların durdurulması gerektiğini söylüyorlar. Barzani kendi ofislerini orada açmış. ENKS de bu katliamlarda Türk devletinin ortağıdır. Eğer protestolar devam etmez ise halkın durumu daha da kötüleşecek” şeklinde konuştu.

‘Efrîn halkı katliamlara karşı boyun eğmedi’

Hatay Valisi’nin Cindirês’e ziyareti nedeniyle Heyet Tahrîr El Şam’ın (HTŞ) silahlı güçlerini bölgeden çektiği bilgisini de paylaşan Şêxo,”Halkın saldırıya karşı direnişinin sürmesi halinde Efrîn’de çok şey değişecektir. Uluslararası örgütler yanlarında olursa Cinderês’in durumu çok farklı olacaktır. Bu nedenle Türk devleti protestoları durdurmak istiyor. Şimdi Efrîn’de Barzani ve ENKS var ama halkın yanında durmuyorlar. Karşılarında silahlı kuvvetler var ama sivil halkımızın elinde hiçbir şey yok. Ancak halkın yaptığını bugüne kadar hiçbir siyasetçimiz yapamadı. Efrîn’de büyük bir direniş var. Katledilmelerine rağmen boyun eğmediler” dedi.

‘Efrîn’i kurtaralım’

Efrîn’deki protestoların sahiplenilmesini isteyen Şêxo, “Eğer halkın protestoları devam etmez ise büyük katliamlar yaşanabilir. Belki de son kez diyoruz, Efrîn’i kurtaralım” diye konuştu. Efrîn’deki halk ayaklanmalarının Kürtlerin desteğiyle sürdürülebilir olduğunun altını çizen Şêxo, Kürt halkına şu çağrıda bulundu: “Her şeyden önce Mahabad’da, Amed’de, Hewler’de, Kurdistan ve Avrupa’daki bütün Kürt halkının Efrîn’deki katliamlara tepki göstermeli, Efrin’deki halk ayaklanmasına destek olmalı. Bugün Kürt halkının tarihsel sorumluğu Efrîn halkının yanında olmaktır. Efrîn işgal edildi, depremden etkilendi, son olarak da bir katliam yaşandı. Efrîn halkının protestolarına devam etmesi ve haklarını talep etmesi için Kürt halkının vereceği desteğe ihtiyacı var. Eğer bugün de Efrîn halkının yanında durmazsak durumları daha da kötüleşecek ve bizde bunun suçlusu olacağız.”

HABER MERKEZİ

#Şêxo #ENKS #katliamlarda #Türkiyenin #ortağıdır

KA.DER: Seçimlerde eşit temsiliyet  için kadınlara daha çok öncelik verilmeli

14 Mayıs’ta yapılacak seçimler için aday listeleri oluşturulurken, KA.DER Meclis’te kadınların temsiliyeti için daha çok kadın vekil olması gerektiği vurgusu yaparken, siyasette erkek egemen ve cinsiyetçi dile karşı mücadelenin ancak böyle verilebileceğini belirtti

Kadın kazanımlarına yönelik saldırıların ve yine kadınlara yönelik saldırıların arttığı bir süreçte kadınlar 14 Mayıs’ta seçime gidiyor. Seçimler için aday adayı havuzları oluşturulurken, kadınlar önceki dönemlerde olduğu gibi bu kez de vekil sayısının eşitsiz olmasını istemiyor.

188 ülke içinde 129’uncu sırda

Seçimlere az bir süre kalmasıyla bu dönem kaç kadın milletvekilinin seçileceği ise merak konusu. 27’inci dönem milletvekili listesinde 600 vekilden 104’ünü kadın, 497’sini erkekler oluşturuyor. Parlamentolar Arası Birlik ve Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin hazırladığı “Siyasette Kadın 2021” haritası verilerine göre ise, Türkiye, parlamentolardaki kadın temsilinde 188 ülke arasında 129’uncu sırada.

En çok kadın vekil HDP’den

Var olan partiler arasında Halkların Demokratik Partisi’nde (HDP) 56 vekilden 22’si (yüzde 39.29), Adalet ve Kalkınma Partisi’nde (AKP) 285 vekilin 54’ü (yüzde 18.95), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 130 vekilin 16’sı (yüzde 11.94), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) 48 vekilin 4’ü (yüzde 8.33), Türkiye İşçi Partisi’nde (TİP) ise 1 (25.00) kadın vekil bulunuyor. Oy dağılım oranlarına bakıldığında ise en çok kadın vekilin bulunduğu parti HDP.

Sadece 2 kadın grup başkanvekili

Yine 18 bakanlık koltuğundan sadece Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık yer alıyor. Meclis’te grubu olan 5 siyasi partiden 15 grup başkanvekili bulunuyor. Partilerin grup başkanvekilliğinde de eşit temsiliyeti esas alan HDP’den Meral Danış Beştaş, AKP’den ise Özlem Zengin bulunuyor.

20 kentte hiç kadın vekil yok

Kadın Adayları Destekleme Derneği’nin (KA.DER), 2019’da yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’nin 20 şehri Cumhuriyet tarihi boyunca bir tane bile kadın milletvekili çıkarmadı. Türkiye tarihi boyunca hiç kadın vekil çıkarmayan şehirler şunlar: Semsûr (Adıyaman), Artvin, Erdexan (Ardahan), Bayburt, Burdur, Erzincan, Giresun, Gümüşhane, Karabük, Karaman, Kilis, Kırıkkale, Kırklareli, Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Osmaniye, Rize, Sinop, Yozgat.

Kadınlar kendilerini var ediyor

Yapılacak seçimler için konuşan KADER İzmir Şube Başkanı Banu Önkol İçhedef, Türkiye siyasetinde kadın olmanın “Ataerkil, eril bir ortamda kendini var edebilmek” olduğunu belirtti. Önkol, kadınların cinsiyetçi-eril ortamda kendilerini rahat ifade edebilmeleri, karar mekanizmalarında kadın erkek eşitliğinin sağlanması açısından dernek çalışmalarını yürüttüklerini söyledi.

Kadın erkek eşitliği sağlanmalı

Kadınların siyasete katılımı önündeki en büyük engelin ekonomik ve kültürel engeller olduğunu ifade eden Önkol, “Ekonomik anlamda bağımsızlığını kazanan kadınlar maalesef aile ve çevrenin engellemesiyle karşı karşıya. Toplumun belirlediği toplumsal normlardan kaynaklı kadın siyasete atılmakta güçlük çekiyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmış olsa mecliste de kadın temsiliyeti, kadınların varlığı artmış olacak. Kadın erkek eşitliği sağlanmalı” dedi.

Kadınlara arka sıralarda yer veriliyor

Dernek olarak kadın adayların adaylık sürecinde desteklenmesi için siyasi partilere maddi manevi destek çağrısında bulunan Önkol, başvuru ücretlerinde kadınlara maddi imkan sağlanması ve kadın adayların aday olması için üst sıralarda gösterilmesi gerektiğini belirtti. Kadın adayların seçilmemesi için alt sıralardan aday gösterilmeye çalışıldığına dikkati çeken Önkol, kadınların listelerde 12-13’üncü sıralara verildiğini belirterek, gelecek seçimlerde kadın adayların ön sıralarda yer alması için desteklenmesi gerektiğini söyledi.

Eşbaşkanlık kadınlar için büyük kazanım

Türkiye siyasetinde eşbaşkanlık sistemiyle bir ilke imza atan HDP’nin tüzüğüne de işaret eden Önkol, “Her siyasi partinin kendi siyasi kültürüyle alakalı tüzüğü var. Bu anlamda eşbaşkanlığı kabul eden ve bu yolda yürüyen siyasi partileri destekliyoruz, bunun devamlılığı olması gerektiğini düşünüyoruz. Eşbaşkanlık sistemi kadın mücadelesi açısından büyük bir kazanım. Bunun için siyasette de erkek egemen, cinsiyetçi dile karşı da mücadele edeceğiz. Kadın cumhurbaşkanı da, kadın bakanda olması gerekiyor” dedi.

HABER MERKEZİ

 

 

 

#KA.DER #Seçimlerde #eşit #temsiliyet #için #kadınlara #daha #çok #öncelik #verilmeli

İran’da 4,2 ve 4,7 büyüklüğünde iki deprem

İran’da peş peşe 4,2 ve 4,7 büyüklüğünde iki deprem meydana geldi

İran’ın Fars ve İlam eyaletlerinde 4,2 ve 4,7 büyüklüğünde deprem meydana geldi. İki deprem ülkenin Buşehr, Loristan ve Huzistan eyaletlerinde de hissedildi.

İran Ulusal Sismoloji Merkezinin verilerine göre, merkez üssü Fars eyaletinin Heşt kenti olan 4,2 büyüklüğündeki depremin 10 kilometre yerin altında meydana geldiği, Buşehr eyaletinde de hissedildiği belirtildi.

18 kilometre derinlikte yaşandı

Diğer yandan merkez üssü İlam eyaletinin Murmuri kenti olan 4,7 büyüklüğündeki deprem de İran resmi haber ajansı IRNA’ya göre, 18 kilometre derinlikte meydana geldi ve Loristan ile Huzistan eyaletlerinde de hissedildi.

Sarsıntılar sonrasında can ya da mal kaybı olup olmadığına ilişkin ise henüz açıklama yapılmadı.

HABER MERKEZİ

#İranda #büyüklüğünde #iki #deprem

Bazîd’te gözaltına alınan Ergül ailesi serbest bırakıldı

Bazîd’te önceki gün akşam saatlerinde yapılan baskında Ergül ailesinden gözaltına alınan 5 kişi serbest bırakıldı

Agirî’nin (Ağrı) Bazîd (Doğubeyazıt) ilçesinde bulunan Uluyol Mahallesi’nde önceki gün saatlerinde polislerin, Ergül ailesinin evine baskın düzenlemesi sonucu gözaltına alınan Beritan Ergül, Gülcan Ergül, Serhat Ergül, Leyla Ergül ve Harun Rojhat Ergül ifade işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.

Arama kararı çıkarıldı

Edinilen bilgilere göre aile fertlerinden Botan Ergül hakkında ise gözaltı kararı alındı. Botan Ergül’e ulaşamayan polislerin Ergül hakkında arama kararı çıkarttığı da belirtildi.

AGIRÎ

#Bazîdte #gözaltına #alınan #Ergül #ailesi #serbest #bırakıldı

Jin Dergi ‘Kadın düşmanı erkek ittifaka oy yok’ kapağı ile yayında

Her pazar yayımlanan web dergi Jin’in dördüncü sayısı ‘Kadın düşmanı erkek ittifaka oy yok’ manşetiyle okuyucu ile buluştu

İstanbul Sözleşmesi’nin seçimlerde pazarlık konusu haline geldiği bugünlerde yeni sayımızda haklarımızı hiçbir ittifaka pazarlık konusu edilmeyeceğine değiniyoruz. Yeni sayıda; Toplum kadınların yönetimine hazır başlıklı Nesli Şahiner’in EŞİK’ten Hülya Gülbahar’la yaptığı söyleşi de siyasal İslam’la kadınların nasıl bir girdaba sokulmaya çalışıldığına yer verilirken, Oya Açan ise ‘Cehennemi zamanlar ve zenginin konforlu ‘yalnızlığı’’ yazısında İstanbul Sözleşmesi’nin önemine değinerek  Özlem Zengin’in ‘Kadın yoktur’dan nasıl da yalnız bırakıldım’ kısmına gelişini çarpıcı bir dille aktarıyor.

Yine Ceylan Çağır kaleme aldığı ‘Çarpıtılmış bilme biçimlerinin reddi olarak jineolojî’ yazısında jineolojî’nin kadın yaşamı için hayatiliğine değinirken,  Jin ekibinin yaptığı çeviri de ise; ‘Kürt Newrozu: Ve jin, jiyan, azadî ile yenilenen mitler’ yazısıyla Demirci Kawa’dan başlayan devrimci ayaklanışın Mazlum Doğan’lardan Mahsa Amini’lere nasıl kuşak kuşak aktarıldığı anlatıldı.

Evindar Dülek ise ‘Acıdan umuda…’ yazısında deprem bölgesinde insanların acılarından sıyrılıp yaşama direnci geliştirmesini ve Newroz’un nasıl da güç getirdiğine değinmiştir. Şevin Murat ise ‘Zafere cemre düştü’ yazısıyla tüm baskılara rağmen bu Newrozu’n zaferi güçlendirdiğini kaleme aldı.

Yeni sayıda yer alan başlıklar;

Toplum kadınların yönetimine hazır / Söyleşi Nesli Şahiner

Cehennemi zamanlar ve zenginin konforlu ‘yalnızlığı’ / Oya Açan

Çarpıtılmış bilme biçimlerinin reddi olarak jineolojî / Ceylan Çağır

Kürt Newrozu: Ve jin, jiyan, azadî ile yenilenen mitler / Çeviri-Jin Ekibi

Acıdan umuda… / Evindar Dülek

Zafere cemre düştü / Şevin Murat

Yeni sayıda yer alan yazıları okumak için tıklayınız.

İSTANBUL

 

#Jin #Dergi #Kadın #düşmanı #erkek #ittifaka #yok #kapağı #ile #yayında

Amed’de siyaset ve seçimler tartışıldı

DİTAM öncülüğünde Amed’de ‘Türkiye Siyasetinde Kürtler ve Seçimler’ başlığıyla toplantı düzenlendi. Toplantıda Prof. Dr. Hamit Bozarslan, ‘Kürtler, hak meselesinde de çok önemli bir aşama kaydetti’ dedi

Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM), Prof. Dr. Hamit Bozarslan’ın katılımıyla Amed’in Peyas ilçesinde bulunan bir otelde “Türkiye Siyasetinde Kürtler ve Seçimler” başlığıyla toplantı düzenledi. Moderatörlüğünü DİTAM Başkan Yardımcısı Sedat Yurtdaş’ın yaptığı toplantı, “Tarihsel Olarak Kürtlerin Oy Verme Davranışı” ve “Kutuplaşan Türkiye’de Kürtlerin Tutumu ve 2023 Seçimleri” alt başlıklarıyla düzenlendi. Bir diğer konuşmacı olarak katılması planlanan Ahmet Türk ise sağlık sorunları nedeniyle toplantıya katılamadı.

Kürtler kilit rolde

Akademisyenler, hak savunucuları, aktivistler ve kentteki birçok STÖ temsilcisinin katıldığı toplantının açılışında konuşan DİTAM Başkan Yardımcısı Meral Özdemir, yaklaşan seçimlerin kritik önem taşıdığını vurgulayarak, “Cumhuriyetin ikinci yüzyılına ramak kala Türkiye’nin 13’üncü Cumhurbaşkanının seçileceği bu seçimde Kürtler belirleyici ve kilit bir role sahip” dedi.

Toplantıya görüntülü olarak bağlanan Prof. Dr. Hamit Bozarslan, Millet İttifakı’nın demokratik olmadığına işaret ederek, “CHP, İttihat ve Terakki’nin devamıdır. Altılı Masa’daki partilerin programında 2 bin soruna dair çözüm önerisi var. Ama bunların içinde Kürt sorunu yoktur” diye belirtti.

‘Kürtler önemli bir aşama kaydetti’

Türkiye’nin bir özgürleşme sürecinden geçtiğini dile getiren Bozarslan, devamla şöyle konuştu: “Bu özgürleşme süreci nedir? Benim adım var, kimliğim var demektir. Bunu yapan da Kürtlerdir. Burada çok önemli bir aşama kaydettiler. Kürtler, hak meselesinde de çok önemli bir aşama kaydetti. Türkler bu özgürleşmeyi kabul edecek mi? Türklüğün üstünlüğünden, efendi olma talebinden vazgeçecek mi? Türklerin bugün içine kapandıkları korku zindanından çıkmaları gerekiyor. Kürtlerin mücadelesinin, Türklerin özgürleşme mücadelesinin bir parçası olduğunu görmeleri gerekiyor.”

Toplantı, soru ve değerlendirmelerle son buldu.

AMED

#Amedde #siyaset #seçimler #tartışıldı

İzmir’de deprem protestosu: Tüm sorumlular yargılansın

İzmir’de bir araya gelen siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları, depremin iktidar tarafından katliama dönüştürülğünü belirterek, tüm sorumluların yargılanmasını istedi

Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) , Dev-Tekstil, Dostluk ve Kültür Derneği (DKDER), Söz ve Eylem, Köz, Kaldıraç, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) ve Halkevleri, Mereş merkezli meydana gelen depremin ardından yaşanan ihlallere ilişkin basın açıklaması yaptı. Karşıyaka Çarşı girişinde yapılan açıklamaya HDP İzmir İl Örgütü ve Partizan da destek verdi.

Depremi katliama dönüştürdüler

Kurumlar adına açıklamayı yapan Kaldıraç okuru Seher Can, depremin ardından kapitalizmin, faşizmin, talancı ve rantçı düzenin tüm gerçekliği ile insanların hayatı üzerine çöktüğü vurguladı.

Deprem sonrasında yaşananlara dikkat çeken Can, “Bölgeye gitmek isteyen gönüllülerin deprem bölgesine hızlıca ulaşmalarının önüne geçilmiş. On binlerce insan enkaz altındayken bankaların ve cemaat yurtlarının para kasaları öncelikli olarak kurtarılmıştır” dedi. Depremi katliama dönüştüren AKP’nin sorumluluk alıp istifa etmek yerine halka hala yalan söylemeye devam ettiğini söyleyen Can, “Televizyonlarda kentsel dönüşümü engellediler diye bas bas bağıranlar, kentsel dönüşüme değil rantsal dönüşüme karşı çıkan halkı suçlu ilan etmeye çalışıyor” diye belirtti.

Can, yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

* Deprem ve sel sürecinde sürecin öncesinden başlayarak, başından sonuna kadar yaşanan tüm hak gasplarının, can kayıplarının, usulsüzlüklerin tüm sorumluları, en aşağıdan en yukarıya, müteahhitten devlet görevlisine, bakanından cumhurbaşkanına kadar halka açık bir şekilde yargılanmalıdır.

* 1999 depreminden bu yana toplanan deprem vergilerinin hesabı verilmelidir.

* Televizyonda yapılan şovda toplanan paraların hesabı verilmelidir.

* Barınma sorunu bir an önce çözülmeli depremzedeler konutlarına ücretsiz kavuşturulmalıdır.

* Depremzedeleri KYK yurtlarına yerleştirmek hiçbir sorunu çözmemekte aksine eğitimi engellemektedir.

* Deprem bölgesinde refakatsiz kalan çocuklar hiçbir maddi-siyasi çıkar için kullanılmamalı üstün yararı gözetilerek devlet tarafından koruma altına alınmalıdır.

* Kadınları şiddete karşı koruyan 6284 sayılı yasa bölgede etkin olarak uygulanmalı, şiddete maruz kalan kadınların başvuru yapabilecekleri mobil şiddet başvuru merkezleri açılmalıdır.

* Bakım emeği yükü altında ezilen kadınlar için; çamaşırhane, mobil kreş kurulmalıdır.”

HABER MERKEZİ

#İzmirde #deprem #protestosu #Tüm #sorumlular #yargılansın