Ana Sayfa Blog Sayfa 749

Dönem sinemasında distopya

Onur Dorpec

Sistem ve onula birlikte faşizm çözülüyor ve artan bir ivmeyle uçuruma doğru sürükleniyor. Bu onun kaderiymiş gibi bir yanılgıya kapılmıyorum. Çünkü bu sürüklenme doğal bir son ya da yazılmışın gerçekleşmesi gibi bir durumu ifade etmiyor. Sistem açısından bakıldığında demokrasi alanı ne kadar büyütülürse, kültürel zenginlikler, farklı düşünceler ne kadar açığa çıkarsa onun için o kadar hızlanacak bir son… Çünkü yazgı değil, mücadele, kavga ve direngenliktir tarihin gidişatını belirleyecek olan! Bir şeyleri yazgıya bağlamak kadar insanı yaşam karşısında iradesiz kılan, pasifleştiren ve bunun üzerinden ağır yenilgiler almaya iten bir şey daha yok. Bu yüzden ‘yazgı’ sistemin yürütücülerinin elinde kalan son argüman belki de…

Son zamanlarda egemenlerin düşüncelerini, geleceğe dair fikirlerini anlayabilmek adına daha fazla film ve dizilere verdim kendimi. Kuşkusuz sektör daha çok sistemin yürütücülerinin elinde fakat alternatif olarak yapılanlarda da onların etkisini görüyor olmak çok da anormal bir durum gibi gelmiyor insana. Çünkü bir bütünen yaşamı kontrol etmek istiyorlar ve bütün taktikleri de buna göre şekilleniyor. İstesek de istemesek de yeni doğan bir bebek gözlerini onların tesirinde olan bir dünyaya açıyor ve belki doğumundan da önce, anne karnındayken başlıyor her şey. Haliyle sanatsal üretime de yansıyor bu durum. Özellikle dünyayı kasıp kavuran, bolca reklamı yapılan ve herkes tarafından izlenilen film ve diziler bunlara iyi örneklerdir. Her birinin ekranda gösterdiğinin yanında bir de alt metin var ve esas olarak insanların zihnine gönderilen, bilinçaltını uyaran da bu oluyor. Ama bununla bağlantılı olarak daha da ilgimi çeken bir konu son dönemlerde ‘direniş’ konulu yapımların bir hayli artmış olması. Bunun sistemden duyulan genel rahatsızlıkla da bir ilgisi vardır mutlaka fakat tartışmak istediğim yanı bu değil.

Bir süredir çok fazla ‘direniş’ konulu film ve dizi çekildi. Bu durum her insanın içinde bir kıpırtıya neden oluyor elbette, ister istemez… Yani önce bir distopya çizip sonra ona karşı direnen insanların ortaya çıktığı dizilerden, filmlerden bahsediyorum. Dijital medya platformları bunlarla dolu. Son zamanlarda en çok reklamı yapılan, en çok izlenenlere bakarsak bunu zaten anlayabiliriz. Distopik senaryolardan bahsediyorum.

Aslına bakılırsa ‘Distopya’nın bir süreci var. Özellikle günümüz açısından belirtirsek distopya, insan aklının hiç olmayan bir şeyleri üretmesi değil, var olanın hayal gücüyle harmanlanmış halidir. Distopik yaşam zaten devletin doğumuyla birlikte başladı ve insanlık beş bin yıldır onun içerisinde yaşıyor fakat özellikle neden buna dair üretimler son zamanlarda bu kadar arttı, bunun üzerinde durmak gerekiyor. Kapitalizmin ikinci dünya savaşı sonrası şahlanış ve sallantıyı aynı anda yaşadığını gayet iyi biliyoruz fakat daha yoğun bir şekilde sürdürülemezlik sinyalleri vermesinin 2000 sonrası (meşhur tabirle Z kuşağının gelmesiyle) yoğunlaştığını belirtmek hata olmaz.

Dikkat edilirse artık eskisi kadar çok ütopya filmleri yapılmıyor. Çünkü halen insanların içinde canlı bir şekilde duran bir şeylerin yeniden açığa çıkarılması bir anlam taşımaz. Aklıma Campanella’nın ‘Güneş Ülkesi’ ve Thomas More’un ‘Ütopya’ kitapları geldi. Aslına bakılırsa onlarda olmayan bir şeylerden değil zaten binlerce yıl önce yaşanmış olan, şimdi özlemi duyulan bir şeylerden bahsetmişlerdi. Şimdi ortaya çıkan sonuç bunun tam bir karşıtlığı olsa da çok farklı biçimlerde kullanılıyor…

Özellikle son yıllarda çekilen distopya dizi ve filmlerinin neredeyse tamamı ‘içinde bulunduğun duruma şükret’ mesajı içeriyor ve şükürcülük kadar mevcut olanı koruyabilecek iyi bir yöntem yok. Şimdi tek tek örnek vereceğim. Damızlık Kızın Öyküsü (The Handmaid’s Tale/2017) kitabı ve dizisinde her şey güllük gülistanlık giderken bağnazların yönetime el koyması ve sonucunda ortaya çıkan korkunç distopya ve bunun karşısında bir filizlenen direniş anlatılır. Bütün direnişin amacı eskiye, yani zamanı doğru okursak şimdiye dönüştür. Direniş diye ortaya konulan şey şimdi olanı -yani dönem bazında değerlendirilirse, kapitalizmi- kutsar.

Yüksek Şato’daki Adam (The Man In The High Castle/2015) dizisinde İkinci Dünya Savaşı’nı Almanların kazanması durumunun distopyası çizilir. Almanya, Japonya ve İtalya ile beraber dünyaya hâkim olmuştur ve bütün dünya Nazi kanunlarıyla yönetiliyordur. Dizinin içinde ortaya çıkan direnişçiler esasta gerçekleşmiş olan tarihe dair video kasetleri bulurlar ve tarihin manipüle edildiğini anlarlar ve bunun üzerinde gerçekleşen esas tarihe dönmek için bir direniş başlatılır. Bütün dizinin insanda yarattığı algı nedir biliyor musunuz? ‘İyi ki İkinci Dünya Savaşı’nı Naziler kazanmadı, biz yatalım kalkalım şu anki durumumuza şükredelim.’ Aynı dizide direnişçiler de şimdiyi yeniden yaratmanın derdinde görkemli bir direniş sergiliyor. Kuşkusuz Nazilerin hakim olduğu bir dünya distopik bir dünya olacaktır fakat Amerikan emperyalizminin ortakları ve Ortadoğu’daki küçük ortaklarıyla beraber hakim olduğu ve şu an içinde yaşadığımız düzenin aslında yanılsamadan ibaret olan bir distopya olmadığını kim iddia edebilir ki? Distopik düzenin içinde yaşanan hiçbir senaryoda insanlar bir distopyanın içinde yaşadığının farkında değildir. Ancak direniş odakları bunun farkına varır ve bir şeyleri değiştirmeye çalışır. Şimdi içinde yaşadığımız dünya düzenini komünal değerlerle yaşayan bazı kapitalizm öncesi topluluklara izletsek içlerinde korkunç bir distopya hissi uyanmaz mı dersiniz? İnsanların bu denli toplumundan koptuğu, düzen adı altında aslında büyük bir kültürel karmaşa yaşandığı, insanların tamamen tektipleştiği ve duyguların giderek hiçleşerek neredeyse maddi olana indirgendiği bir distopya… Tam olarak bunun içerisinde yaşamıyor muyuz? Manevi yönü -doğal olarak- gelişkin insanlar için içinde yaşadığımız dünya başlı başlı başına korkunç bir distopya değil midir?

Salgın filmleri de benzer bir durumu ihtiva eder. Saramago’yu belki ayrı değerlendirebilirim fakat ortalama olarak salgın film ve dizilerinin hemen tamamında dünya bulunduğundan farklı bir duruma gelmiştir ve ortaya çıkan direnişçiler dünyayı eski haline yani “şimdiye” döndürmeye çalışır durur. Sonunda genelde direnişçiler hastalığı kontrol altına alır ve şimdinin dünyasına dönülür ve devrim havası yaşanır. Oysa bilinçaltımıza işlenen yine içinde yaşadığımız mevcut düzenin kutsanmasıdır. “Şükürler olsun” deriz. “Şükürler olsun ki biz bu televizyonda izlediğimiz distopyanın içerisinde değiliz. O halde mevut halimize karşı duruş sergilememeliyiz.” ‘Birdbox’ ve ‘Yeryüzündeki Son Aşk’ filmleri bunlara iyi örneklerdir, izleyenler ne demek istediğimi anlayacaktır.

2020 yapımı La Valla (The Barrier) benim beğendiğim dizilerden bir tanesiydi. İspanya’nın Madrid kentinde geçiyor, bir darbe sonucu yaşam düzeni falan değişiyor ve Madrid şehri bariyerle ikiye ayrılıyor. Yıl 2045. Sonra direniş örgütleniyor ve bugünün dünyasına yeniden geri dönüş sağlanmaya çalışılıyor. Düşünsenize bu dizileri, filmleri dünyanın her yanında yüz milyonlarca insan izliyor. İnsanlara genel olarak verilen mesaj “direniş mücadelesi verilecekse şu anı sahiplenmek için verilir, bir şeyleri kökten değiştirmek için değil” biçimindedir. Tüm dünyayı kasıp kavuran La Casa De Papel dizisinde, son zamanlarda yapılmış olan ve dünyada yaygın halde izlenen The Squid Game, Arthdal Chronicles dizileri de insanda bir hayli benzer psikoloji yaratıyor… Bu durum sosyalist ya da bir demokrat gözüyle elbette farklı yorumlara çekilebilir. Haksızlık karşısında ortaya çıkan direnişe yorumlanabilir de -ki öyle yorumlamakta bir beis görmüyorum- fakat durumun pek de öyle olmadığı görülüyor. Mesela Avatar filmini izlerken sürekli olarak oradaki işgalcileri ‘kapitalizm’ ile bağdaştırdık ya, James Cameron bunun böyle olmadığına dair bazı imalarda bulunmuştu. Her filmde mutlaka her düşünce sisteminin kendine göre eğip bükeceği bir yer vardır fakat esas verilmek istenen, bilinçaltına işlenen düşünceye bakmak lazım… Cannes gibi görece bağımsız sinemaya sahiplik eden kuruluşlar için farklı düşünceler belirtilebilir tabi… Ama ana akım bir şeyler yapmışsa mutlaka sorgulamak gerekir. İyi bir şey yapmışsa bile sorgulamak gerekir. Sonuçta sinemanın insanların bilinçaltına güçlü bir şekilde zuhur eden bir yanı var. Direkt olarak gösterilenle bilinçaltında oluşanın antagonizminin de buradan doğduğunu düşünmekten bir zarar gelmez…

#Dönem #sinemasında #distopya

HDP saldırganı yine serbest bırakıldı

HDP İstanbul İl Örgütü’ne ikinci kez saldıran Mehmet Bayezit, mahkeme tarafından yeniden serbest bırakıldı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul İl Örgütü’ne saldıran Mehmet Bayezit, ikinci defa mahkeme tarafından serbest bırakıldı. Bayezit, 21 Şubat’ta parti binasına giderek, saldırıda bulundu. Emniyet ifadesi ardından Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ne sevk edilen Bayezit, çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliği tarafından 22 Şubat’ta serbest bırakıldı.

Serbest bırakıldı

Bayezit, 25 Mart’ta yeniden parti binasına gelerek, elindeki sprey boya ile kapı ve duvarları boyadı. Bayezit, polis tarafından Kağıthane’de bulunan evinde gözaltına alındı. Kasımpaşa Karakolu’na götürülen Bayezit, “Mala zarar vermekten” ifade verdi. Bayezit, ifadesinde binanın “rengini” beğenmediğini, bu nedenle boyadığını söyledi.

Savcılığa çıkarılan Bayezit, adli kontrol şartıyla serbest bırakılması talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Bayezit, akşam saatlerinde hakimlik tarafından serbest bırakıldı.

HABER MERKEZİ

#HDP #saldırganı #yine #serbest #bırakıldı

Riha’da sağanak yağış

Riha’da etkili olan sağanak yağış sonrası bazı sokak ve caddelerde su taşkınları meydana geldi

Riha’da öğlen saatlerinde etkili olmaya başlayan sağanak yağış sonrası bazı cadde ve sokaklarda su taşkınları meydana geldi. Eyyübiye ve Halilye ilçelerinde yaşanan su taşkınlarından sonra yurttaşlar zor anlar yaşadı. Bazı kaya parçaları koparak, suyla birlikte sokaklara saçıldı. AFAD, yağışlı havanın Salı gününe kadar devam edeceği uyarısı yaptı.

Cavsak, Karakoyun ve Mancı derelerinin taşması halinde kentte ikinci bir sel felaketinin yaşanma riski bulunuyor.

Riha’da 15 Mart’ta etkili olan sağanak yağışlardan kaynaklı da sel meydana gelmiş ve 21 kişi yaşamını yitirmişti.

HABER MERKEZİ

#Rihada #sağanak #yağış

Çadırda yangında 4 yaşındaki çocuk yaşamını yitirdi

İskenderun’da depremzede çadırında çıkan yangında yaralanan 4 yaşındaki çocuk yaşamını yitirdi

Hatay’ın İskenderun ilçesinde depremzedelerin kaldığı çadırda gece saatlerinde yangın çıktı. Elektrik kontağından çıktığı tahmin edilen yangında Ertuğ Veli Eker (18) ile kardeşleri Yeşim Eker (17) ve Elif Mislina Eker (4) yaralandı. Durumu ağır olan kardeşlerden Elif Mislina Eker yaşamını yitirdi. Yeşim Eker’in vücudunun büyük bölümünün yandığı ve tedavisinin sürdüğü öğrenildi.

HABER MERKEZİ

#Çadırda #yangında #yaşındaki #çocuk #yaşamını #yitirdi

Kurdistan Bölgesi’nden petrol ithalatı durduruldu

Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin kararının ardından Türkiye’nin Federe Kurdistan Bölgesi’nden petrol ithalatını durdurduğu açıklandı

Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan Irak Petrol Bakanlığı Sözcüsü Asım Cihad, Türkiye’nin Federe Kurdistan Bölgesi’nden petrol ithalatını durdurduğunu açıkladı. Ceyhan’a petrol ihracatlarından sorumlu Irak bürosu da pompalamanın 25 Mart’ta durduğunu bildirdi. Federe Kurdistan Bölgesi yetkilileri, kararın geçici olduğunu belirtiyor.

Ne olmuştu?

Türkiye, Federal Kürdistan Bölgesi ile Ceyhan’a kadar petrol ithal edilmesine ilişkin yaptığı anlaşma ardından Bağdat yönetimi 2014 yılında Türkiye’ye karşı Uluslararası Tahkim Mahkemesi’ne başvurmuştu. Irak hükümeti bu petrolün yönetimi ve elde edilen gelirlerin tamamen kendisine bağlı olması gerektiğini savunmuştu. Ancak Hewler yönetimi Bağdat’ın tepkisine rağmen Türkiye’ye petrol ihraç etmeye başlamıştı.

Tahkim Mahkemesi, Irak Petrol Bakanlığı’nın, devlet petrol şirketi SOMO aracılığı ile “Ceyhan Türk limanı yoluyla petrol ihracatını yönetme yetkisine sahip tek kurum” olduğuna karar vermişti. Irak Petrol Bakanlığı, Türkiye’ye karşı Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nde açtığı davayı kazanmasının ardından Federe Kurdistan Bölgesi ve Kerkük’ten yaptığı günde 450 bin varil ham petrol ihracatını durdurduğunu açıkladı.

HABER MERKEZİ

#Kurdistan #Bölgesinden #petrol #ithalatı #durduruldu

Yeşil Sol Parti Paris’te seçim bürosu açtı

Yeşil Sol Parti, Fransa’nın başkenti Paris’te seçim bürosu açtı

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), Avrupa’da seçim çalışmalarına başladı. Parti, Fransa’nın başkenti Paris’in Drancy banliyösünde seçim bürosu açtı. Açılış törenine parti üyelerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

Seçim bürosu, partinin seçim kampanyası için merkezi bir yer olacak ve seçmenlere parti politikaları hakkında bilgi verilecek. Ayrıca, seçmenlerin partiyle doğrudan iletişime geçebileceği bir platform sağlayacak. Seçim bürosu haftanın 7 günü ziyaretlere açık olacak.

HABER MERKEZİ

#Yeşil #Sol #Parti #Pariste #seçim #bürosu #açtı

Tunus açıklarında 4 günde 5 tekne battı: 67 mülteci kayıp

Tunus kıyılarında son 4 günde 5 tekne batarken, 67 göçmen kayboldu

Tunus kıyılarında bulunan Sfaks kenti açıklarında son 4 günde 5 tekne battı. Batan teknelerde bulunan en az 9 kişi yaşamını yitirdi. Bazı kaynaklar, yaşamını yitiren göçmenlerin sayısının 29 olduğunu belirtiyor. Euronews’in haberine göre 67 göçmene ulaşılamıyor.

HABER MERKEZİ

#Tunus #açıklarında #günde #tekne #battı #mülteci #kayıp

Av. Şaraldı: S ve Y tipleri tecridin geldiği son noktadır

‘İnfazda eşitlik ve umut hakkı’ sempozyumunda ‘S ve Y tipleri tecridin geldiği son noktadır’ diyen Av. Seda Şaraldı, bu cezaevleriyle tutuklular arasındaki kollektif yaşamın sonlandırıldığını ve tutukluların yalnızlaştırıldığını söyledi

Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi (TDİ) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, “İnfazda eşitlik ve umut hakkı” başlığı ile Şişli’de bulunan Nazım Hikmet Ran Kültür ve Sanat Evi’nde sempozyum düzenledi. “İnfaz rejiminde ayrımcılık” başlığıyla yapılan ilk oturumun ardından ikinci oturumda, “Hapishane tipleri ve infaz rejimi” başlığı ele alındı. Bu başlıkta Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat Ahmet Baran Çelik, moderatörlüğü üstlenirken, avukatlar Seda Şaraldı, Rezan Gezer ve Ruken Altun ise konuşmacı olarak katıldı.

İlk olarak konuşan “Yeni hapishane modelleri” başlığında söz alan avukat Şaraldı, Y Tipi Cezaevleri’nin mimarı yapısına değindi. Bu tipte cezaevlerinin güneşe ters konumda yapıldığını dile getiren Şaraldı, tutukluların tek başına tutulduğunu söyledi. Bu tiplerde salt ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen tutukluların kaldığının ileri sürüldüğünü ancak başkaca cezalar alan tutukluların da burada kaldığını söyleyen Şaraldı, yoğun tecrit uygulandığını belirtti.

‘Tecridin geldiği son noktadır’

“Tecrit bir saldırı aracı” diyen Şaraldı, bu haliyle siyasi tutukluların moralinin alt üst edilmeye çalışıldığını ifade etti. Şaraldı, “Bu bir politikadır. S ve Y tipleri tecridin geldiği son noktadır” dedi. Tutukluların bu tiplerdeki hücreleri “kuyu” olarak değerlendirdiğini ifade eden Şaraldı, bir tutuklunun kaldığı Antalya Y Tipi’nin dizaynın da yer aldığı mektubu gösterdi. Tutukluların kaldığı hücrelerin kapılarının otomotik ve uzaktan açılabildiğini söyleyen Şaraldı, tutukluların bu yönüyle gardiyanları dahi göremez hale getirildiğini belirtti.

‘Kapatılması gerekiyor’

Bu tiplerle tutuklular arasında gelişen kollektif yaşamın da sonlandırıldığını ve tutukluların yalnızlaştırıldığını belirten Şaraldı, “Yeni Y ve S Tip’leri açılmaya devam ediliyor. Tutuklulara yönelik tecrit sistemi gün geçtikçe ağırlaşıyor. Türkiye, ABD hapishanesi sistemine geçmeye çalışıyor. Bu tiplerin özellikle ABD’deki cezaevleri ile benzerliği var. Tutuklular kabul edilmez koşullarda tutuluyor ve bu tiplerin kapatılması gerekiyor” diye konuştu.

Sağlık hakkı

“Açık hapishaneler ve denetimli serbestlik” başlığı bağlamında konuşan avukat Ruken Altun, açık cezaevlerinde tutukluların ucuz iş gücü olarak kullanıldığını söyledi. Altun, siyasi tutukluların açık cezaevi haklarının engellendiğini belirtti. “R Tipi hapishaneler ve sağlık hakkı” bağlamında söz alan Av. Rezan Gezer de, bu tiplerde kalan tutukluların hastane raporlarına göre tedavi edilmediğini ve ayrımcılığa maruz kaldıklarını söyledi.

Deprem sonrası ihlaller

Sempozyumun son oturum ise, “İnfazda: cinsiyet, etnik, kimlik ve suç tipine bağlı ayrımcılık ve deprem etkisi” başlığına ayrıldı. İlk olarak söz alan avukat Mehtap Sert, depremin ardından Hatay’da bulunan tutukluların yaşadığı sorunlara dikkat çekti. Depremin meydana gelmesi ile birlikte cezaevini aradıklarını ve “hiçbir sorun yok” şeklinde yanıt aldıklarını ancak daha sonra cezaevleri ile bağlantının koptuğunu bu nedenle yaşanan gelişmelere dair bilgi alamadıklarını belirten Sert, daha sonra tutukluların sevk edildiğini söyledi. Sevk edilen 22 tutuklunun Kuzey ve Doğu Suriyeli olduğunu paylaşan Sert, bu tutukluların sevk sırasında da işkenceye maruz kaldığını dile getirdi. Sert, “Adalet Bakanlığı hala nakil edilenlerin sayısını açıklamadı. Oysa bizim bilgi edinme hakkımız var. Bu bilgiyi vermesi gerekiyor. Bu onun bir sorumluluğudur. Ancak böyle bir paylaşım gerçekleşmedi. İskenderun’da iki cezaevi vardı. Buradaki tutukluların avukat ve aile hakları kısıtlandı. Bu noktada İmralı’daki sistemi deneyimlemiş olduk” diye konuştu.

Kadınlara yönellik ihlaller

Kadınların toplumda kapatılmaya maruz kaldığını bunun üstüne cezaevine atılması ile bu kapatılmanın hat safhaya çıktığına dikkat çeken Av. Jiyan Kaya da, kadınlara yönelik ayrımcılığın önlenmeye dair bir düzenlemenin de olmadığını söyledi. İnfaz düzenlenmesinin “tek tip” için düzenlendiğini dile getiren Kaya, “Kadınların cezaevinde maruz kaldığı şiddet olayları da çok fazla. Türkiye cezaevlerinin yüzde 90’nında çıplak arama yapılmaktadır. Kadınların ihtiyaçları erkek gardiyanlar tarafından yapılıyor. Özel alanları ihlal ediliyor. Bu da psikolojik bir şiddettir. Ayrıca koğuş aramaları da erkek gardiyanlar tarafından yapılmaktadır. Kadınlar vücut çukurlarına kadar aranıyor. Bu da çok ciddi travmalara yol açıyor” dedi.

Cinsel taciz

Cezaevlerindeki atölyelerin erkeklere göre dizayn edildiğini ve bu nedenle kadınların yeterli düzeyde faydalanamadığını belirten Kaya, görüştüğünü söylediği bir LGBT bireyi ve Roman tutukluya dair gözlemlerini aktardı. LGBT’lilerin de erkek gardiyanlar tarafından arandığını dile getiren Kaya, cinsel istismara varan saldırıların yaşandığını ifade etti. Kaya, “Gardiyanlar cinsel içerikli notlarla tacizde bulunuyor. Kadın bedeninde olmasına rağmen erkek cezaevinde tutuluyor” ifadelerini kullandı.

HABER MERKEZİ

 

#Şaraldı #tipleri #tecridin #geldiği #son #noktadır

Konut mağdurları Bakırköy’de sordu: Bu müteahhitleri kim koruyor?

2011 yılında ev sahibi olmak isterken inşaat firmaları tarafından dolandırılan yurttaşlar Bakırköy Adliyesi önünde bir araya geldi. Yurttaşlar 10 yıldır süren davanın sonuçlanmamasına tepki göstererek ‘Bu müteahhitleri kim koruyor?’ diye sordu

Türkiye genelinde 2011 yılında ev sahibi olmak isterken İnnovia 4, Esenyurt Osmanlı İnşaat, FLY Butik ve Esenyurt Spor City firmaları aracılığıyla dolandırılan yurttaşlar, Türkiye Konutla Dolandırılan Hak Sahipleri Platformu’nun çağrısıyla Bakırköy Adliyesi önünde bir araya geldi. Yaşanan mağduriyete ilişkin ortak açıklamayı Türkiye Konutla Dolandırılan Hak Sahipleri Platformu’ndan Fahri Kaygu yaptı.

300 bin konut mağduru

Kaygu, “Konut dolandırıcılığı yapılarak mağdurlardan toplanan paralarla yapılan imalatlar, şirketlerden kaçırılarak kara para aklama suçu işlenmektedir. İdarenin yasaları uygulama ve denetleme konusunda kusurlu davranması nedeniyle Esenyurt’da 30 bin, İstanbul’da 100 bin, ülke genelinde 300 bin kişi konut mağduru olmuştur” dedi.

Müteahhitlerin cezalandırılmamasına tepki gösteren Kaygu, “Kim bu müteahhitler ki hesap sorulmuyor? Paralar toplanılıyor, inşaatlar yapılmıyor, yarım bırakıp tapu tescil engelleniyor. Bazı projelere mafyalar, çeteler çöküyor, mağdurlar şikayet ediyor. Tüketicileri mağdur eden bu müteahhitleri kim koruyor, bunu soruyoruz? Koruyan kim ise millete ve devlete ihanet içindedir” diye belirtti.

Yargılama 10 senedir devam ediyor

Ardından konuşan Tüketici Konfederasyonu Başkanı Aydın Ağaoğlu, Tüketici Kanunu’nun uygulanmamasından dolayı bugün binlerce mağduriyetin yaşandığına dikkat çekti. Ağaoğlu, “28 Mayıs 2014’te yürürlüğe giren Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’dan önce konut satışları başıboş değildi. Bu kanundan önce yapılmış sözleşmelerin bu kanuna aykırı hükümleri geçerli değildir. Yani eskiden yapılmış sözleşmelerin yeni kanuna uygun olması ve tüketiciye teminat verilmesi gerekiyordu. Ama bu yasayı yürütmekle görevli Ticaret Bakanı sadece seyrediyor. Bu projeleri yapanlar sayfa sayfa ilanlar, TV reklamları, tanıtım lansmanları yaptı. Vatandaşın gördüğünü görmek onların da göreviydi. Devlet görevini yapmadı, millet yargıya gitti. Yargılama 10 senedir devam ediyor. Bilirkişilerin kendini bilmez raporları sonucunda insanların ciğeri yandı. Ciğeri yanan bu insanlar, avukat, bilirkişi parası bulmak zorunda kaldı. Bir türlü sonuç alamadılar” dedi.

TMSF de mağdur etti

Yaşanan mağduriyetlerin ardından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) belli dönemlerde bu projelere el koyduğunu hatırlatan Ağaoğlu, bununla beraber yurttaşların umutlanmaya başladığını, ancak sonraki süreçte tekrardan hayal kırıklığı yaşadığına dikkati çekti. Ağaoğlu şöyle konuştu: “Bazı durumlarda TMSF projelere el koydu. TMSF el koyunca yurttaşlar sandı ki ‘müteahhitten kurtuldum artık devlet kurumu var.’ Maalesef bunlarda vatandaşı sürüm sürüm süründürüyor. Üstüne de paralar istiyor. İnsanda utanma olur. Devlet, yargı bu olayı süratle çözmelidir.”

Meclis’teki girişim de sonuçsuz kaldı

Son olarak konuşan HDP’li Züleyha Gülüm ise alanda bulunan insanların mağduriyetlerinin giderilebilmesi için Meclis’e de başvurduğunu hatırlattı. Gülüm, bu girişimlerin Meclis’te de sonuçsuz kaldığına dikkati çekerek şöyle devam etti: “Bir komisyon kurdular. Yalandan göstermelik bir şeyler yazıp çizdiler ilgileniyoruz algısı yaratmak için. Ama çözüm var mı, yok. Bunu sadece sizin mücadeleniz çözecek. Öyle ‘yaptıklarımız yanımıza kar kalacak, kimse bizi yargılayamayacak’ zannetmesinler. Hepsi de yargılanacak.”

Açıklama eylemlerle sona erdi.

HABER MERKEZİ

#Konut #mağdurları #Bakırköyde #sordu #müteahhitleri #kim #koruyor

Tebqa Barış Anneleri’nden mücadele çağrısı

Tebqa Barış Anneleri Meclisi, Cindirêsê’de 20 Mart’ta katledilen 4 yurttaş için yaptığı basın açıklamasında saldırılara karşı birlikte mücadele çağrısı yaptı

Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik Türkiye ve ona bağlı paramiliter güçlerin saldırıları sürüyor. Son saldırı ise Efrîn’in Cindirêsê ilçesinde Newroz’u kutlamak isteyen Ferehedîn Osman, Îsamîl Osman , Mihemed Îsamîl Osman ve Mihemed Osman adlı yurttaşlara yapıldı ve yurttaş katledildi.

Amaç Kürtleri göç ettirmek

4 yurttaşın katledilmesine tepki gösteren Tebqa Barış Anneleri, Tebqa Şehit Aileleri Meclisi önüne gelerek basın açıklaması düzenledi. Açıklamayı okuyan Sûad Ebdo, Türkiye’nin saldırılar ile Efrîn’deki Kürtleri ve yerli halkı göç ettirme amacı taşıdığına dikkat çekerek, saldırı altındaki Efrîn’in “kan gölüne döndüğü ve dünyanın bu durum karşısında sessiz kaldığı” belirtti.

Açıklamanın sonunda direnen tüm halklara, Efrîn ve saldırı altında olan bölgeleri özgürleştirmek için birlikte mücadele çağrısında bulunuldu.

HABER MERKEZİ

 

#Tebqa #Barış #Annelerinden #mücadele #çağrısı