Ana Sayfa Blog Sayfa 76

Ayten Kordu: “Alevilerin Haber Alma Hakkına Saldırı!”

DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Alevi Haber Ağı’na yönelik erişim engelini sert bir dille eleştirdi. Kordu, bu durumun Alevi toplumunun haber alma hakkına bir saldırı olduğunu vurguladı. Alevi inancının ve kültürünün özgürce ifade edilmesi gerektiğini belirten Kordu, medyanın önemli bir kamu hizmeti sunduğunu ifade etti.

Kordu, “Bu engellemeler, sadece Alevi toplumu için değil, tüm yurttaşlar için bir tehdit oluşturuyor. Herkesin haber alma hakkı vardır ve bu hak, demokratik bir toplumun temel taşlarından biridir” dedi.

Alevi Haber Ağı’nın, Alevi kimliğini ve kültürünü yansıtan önemli bir platform olduğunu dile getiren Kordu, bu tür engellemelerin kabul edilemez olduğunu belirtti. “Haber alma özgürlüğü, inanç özgürlüğü ile ayrılmaz bir bütündür” ifadelerini kullandı.

Son olarak Kordu, tüm yurttaşları bu tür uygulamalara karşı duyarlı olmaya ve Alevi toplumunun haklarını savunmaya davet etti. Alevi toplumu, inançları ve kültürel değerleri ile eşit yurttaşlık haklarına sahiptir.

Alevi kurumları destekledi, ama sürecin öncüsü olamadı!

HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Alevi kurumlarının Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne yönelik destek açıklamalarının yeterli olmadığını, bu sürecin Alevi toplumu tarafından öncelikli gündem haline getirilmediğini vurguladı. Kenanoğlu, Alevi heyetinin süreci kendi tabanına aktarma konusunda yetersiz kaldığını belirtti. “Toplantılara katıldın diye ‘Biz bu sürecin içindeyiz’ olmuyor” diyen Kenanoğlu, Alevi toplumu içinde sürece yönelik kaygıların bulunduğunu ifade etti.

Alevi kurumlarının, sürece dair çekinceli bir tutum sergilediğini belirten Kenanoğlu, bu durumu “endişe ve korumacı yaklaşım” olarak tanımladı. Alevi inancının barışa yönelik bir tutum benimsediğini hatırlatan Kenanoğlu, bu noktada Alevi kurumlarının daha etkin bir rol alması gerektiğini belirtti. Örneğin, 11 Temmuz’da yapılan silah yakma törenine Alevi kurumlarının katılmaması, bu tutumun bir örneği olarak gösterildi.

Kenanoğlu, Alevi kurumlarının geçmişle yüzleşme konusunda tereddüt etmemesi gerektiğini vurguladı. “Madımak, Roboski, Maraş, Çorum gibi katliamlarla yüzleşmeden kalıcı barış sağlanamaz” diyen Kenanoğlu, Alevi kurumlarının sürecin öznesi olması gerektiğini dile getirdi. “Artık biz eşit yurttaşlık talebinde bulunuyoruz” yerine “Biz bu işin öznesiyiz” denilmesi gerektiğini belirtti.

Alevi toplumu ve kurumlarının, Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde aktif rol almasının önemine de dikkat çeken Kenanoğlu, “Alevi kurum yöneticilerinin bilgi ve birikimi yüksek. Yeter ki bunda karar versinler” dedi. Türkiye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı olduğunu vurgulayan Kenanoğlu, bu sürecin Alevi toplumu tarafından sahiplenilmesinin gerekliliğine işaret etti.

Cuma Erçe: “Alevi Haber Ağı’ndaki Erişim Engeli Hemen Kaldırılmalı”

PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Haber Ağı’na uygulanan erişim engelinin derhal kaldırılması gerektiğini vurguladı. Erçe, bu engelin Alevi toplumunun bilgiye ulaşma hakkını ihlal ettiğini belirtti.

Erçe, Alevi Haber Ağı’nın, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık anlayışı çerçevesinde önemli bir platform olduğunu ifade etti. Erişim engelinin, Alevi toplumu üzerindeki baskının bir yansıması olduğunu dile getirdi.

Alevi Haber Ağı’nın, demokratik bir kamuoyunun oluşmasına katkı sağladığını aktaran Erçe, bu tür engellemelerin hakikatleri karartma çabası olduğunu söyledi. Erçe, halkın sesinin susturulamayacağını ve bu tür uygulamalara karşı durulması gerektiğini vurguladı.

Son olarak, Erçe, yetkililere seslenerek, Alevi Haber Ağı’na getirilen erişim engelinin derhal sonlandırılmasını talep etti. Alevi toplumunun sesi olan bu platformun önemine dikkat çekti.

Aydın Deniz: Sansür Hakikatin Sesi Olamaz!

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz’den Sansüre Tepki

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Alevi Haber Ağı’na uygulanan sansürü kınayarak, “Hakikatın sesi susturulamaz” dedi. Deniz, Alevi inancının ve kültürünün özgürce ifade edilmesi gerektiğini vurguladı.

Deniz, sansürün Alevi toplumu üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek, bu tür müdahalelerin inanç özgürlüğüne ve eşit yurttaşlık haklarına aykırı olduğunu ifade etti. Alevi halkının kendi haklarını savunma konusunda kararlı olduğunu belirten Deniz, sansür uygulamalarının toplumu geriye götüreceğini söyledi.

Ayrıca, Deniz, Alevi kültürü ve inancının toplumda hak ettiği yeri bulması için mücadele etmeye devam edeceklerini dile getirdi. “Biz, gerçeklerin peşindeyiz ve sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz” diyerek, her türlü baskıya karşı duracaklarını açıkladı.

Bu açıklamalar, Alevi toplumu içinde birlik ve dayanışma duygusunu pekiştirirken, Aydın Deniz’in liderliğinde gerçekleşen bu tepkilerin, inanç özgürlüğü mücadelesinde önemli bir adım olduğu değerlendiriliyor.

Dersim Ocak Evlatları: Barış mücadelesi en yüce ibadettir

Dersim Ocak Evlatları, Seyit Rıza Meydanı’nda düzenledikleri açıklamada, “Barış için çabalamak en kutsal ibadettir” vurgusunu yaptılar. Barış Süreci’ne destek vermek amacıyla bir araya gelen Dersim Ocak Evlatları, barış için emek verme kararlılıklarından bahsettiler.

Açıklamayı Şıx Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete okudu. Kete, barışın kıymetini ve savaşın yarattığı yıkımları dile getirerek, bu topraklarda rızalık, eşitlik ve adalet temelinde bir inançla barış çabalarına destek vermek için toplandıklarını ifade etti.

Pir Kete, tarihi bir örnek vererek Pir Seyid Rıza’nın barış için devlete uzattığı elin geri çevrilmesini hatırlattı ve bu tür acıların bir daha yaşanmaması için barışın şart olduğunu belirtti. “Barış; 72 milletin katıldığı en kutsal cem erkânıdır” diyerek, barışın tüm inançlar için ortak bir değer olduğunun altını çizdi.

Dersim Ocak Evlatları, devletin barışa yönelik olumlu adımlarını umut verici bulduklarını belirterek, sorunların diyalogla çözülmesi gerektiğini vurguladılar. Barışın, insanların eşitliği ve özgürlüğü üzerine kurulu bir toplum için temel bir gereklilik olduğunu ifade ettiler.

Açıklamanın ardından barış adına lokmalar paylaşılırken, analar tülbentlerini savaşın sona ermesi için Seyit Rıza büstüne bağladılar. Bu etkinlik, barışa olan inancın ve kararlılığın bir göstergesi olarak önemli bir anlam taşıdı.

Suriye’de Alevi kadınlar, fidye ve zorla evlilik tehlikesiyle karşı karşıya

Suriye’de Alevi kadınlar, fidye, zorla evlilik ve tecavüz tehdidi altında yaşam mücadelesi veriyor. AHAD-DER Adana Şubesi Kadın Komisyonu Üyesi Canser Dayanır, bölgede Alevi köylerine yapılan baskınlarda birçok kadının kaçırıldığını ve bu kadınların akıbetinin hala bilinmediğini vurguladı. Suriye İçişleri Bakanlığı, kıyı bölgelerinde 42 kadın ve kız çocuğunun kaçırıldığına dair iddiaların incelendiğini, ancak yalnızca bir vakasının gerçek bir kaçırılma olayı olarak kabul edildiğini açıkladı.

Dayanır, kadın örgütleri ve sivil toplum temsilcilerinin, Suriye’deki kadınların yaşadığı sistematik şiddetin “rakamların ötesinde bir gerçeklik” olduğunu belirttiğini ifade etti. 2011’den beri süren savaş ve çatışmaların, kadınların fiziksel ve toplumsal şiddete maruz kalmasına neden olduğunu aktardı.

Özellikle Alevilere yönelik katliamların tüm dünyanın gözü önünde gerçekleştiğine dikkat çeken Dayanır, bölgedeki kadınların daha karmaşık bir mağduriyet yaşadığını dile getirdi. Savaşın getirdiği tehlikeler karşısında Alevi kadın ve kız çocuklarının kaçırılma, tecavüz ve şiddet tehdidi ile karşı karşıya olduğu belirtildi.

Dayanır, Suriye’deki kadınların sesini duyurmak için mücadele edeceklerini vurguladı. İdlib’in batısındaki Alevi köylerine yapılan baskınlarda kadınların kaçırıldığı, bazılarının fidye için tutulduğu ve zorla evlendirildiği bilgilerine ulaşıldığını kaydetti. Ancak bu duruma dünya kamuoyunun kayıtsız kaldığını, kaybolan kadınların akıbetinin hala bilinmediğini söyledi.

AHAD-DER olarak, Suriye’deki Alevi kadınların yanında olduklarını ve onların isyan çığlıklarını duyurmak için mücadeleye devam edeceklerini ifade eden Dayanır, tüm Ortadoğu’da halkların eşit ve barış içinde yaşadığı bir ortam yaratma hedefini yineledi.

Alevi Haber Ağı’na Yönelik Sansür, Hakikat Arayışına Darbedir

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Alevi Haber Ağı’na uygulanan sansürü kınadı. Yapılan açıklamalarda, bu sansürün Alevi toplumuna yönelik bir saldırı olarak değerlendirildiği vurgulandı. Alevi inancının ve kültürünün ifade edilmesi gereken bir platform olan Alevi Haber Ağı’nın susturulması, temel insan haklarına aykırı bir durum olarak nitelendirildi.

FEDA ve DAKB, Alevi toplumu olarak eşit yurttaşlık hakkının savunulması gerektiğini belirtti. Alevi cem evlerinin, cemevi hakkının bir lütuf değil, hukuki bir hak olduğuna dikkat çekildi. Bu bağlamda, Esenler Pir Sultan Abdal Cemevi’nden yapılan eşit yurttaşlık çağrısı, toplumun farklı kesimlerine ulaşarak Alevi kimliğinin tanınması noktasında önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir.

Organizasyonlar, Alevi kültürü ve inancının özgürce yaşanabilmesi için toplumun tüm bileşenlerinin dayanışma göstermesi gerektiğini ifade etti. Sansür uygulamalarının, toplumda yaratılan ayrışma ve ötekileştirme politikalarının bir parçası olduğu belirtildi. Alevi inancına sahip bireylerin, eşit haklara sahip olarak yaşamaları gerektiği vurgulandı.

Sonuç olarak, FEDA ve DAKB, Alevi toplumu için haklarını savunmanın ve kültürel kimliklerini korumanın önemine dikkat çekti. Bu tür sansür girişimlerinin, Alevi inancının ve değerlerinin yok sayılmasına neden olabileceği uyarısında bulunarak, tüm Alevi bireylerini dayanışmaya davet etti.

Sansüre Karşı, Alevi Haber Ağı Yanındayız

Alevi Haber Ağı’nın X hesabına Türkiye’den erişim engeli getirilmesini kabul etmiyoruz.

Bu karar, sadece bir basın kuruluşuna değil, halkın haber alma hakkına, ifade özgürlüğüne ve demokratik değerlere yönelik bir saldırıdır.

Alevi Haber Ağı, yıllardır Alevi toplumunun sesi olmuş; hakikati, emeği, adaleti ve eşitliği savunan bir yayın çizgisiyle halkın yanında durmuştur.

Bu susturma girişimi, hakikati karartamayacak, dayanışmamızı zayıflatamayacaktır.

Biz Alevi Gazetesi olarak, basın özgürlüğünü, çoğulculuğu ve demokratik ifade hakkını savunmaya devam edeceğiz.

Dayanışmayla, birlikte, özgür basını ve halkın sesini büyüteceğiz.

Alevi Gazetesi Yayın Kurulu

#SansüreHayır #AgiAleviEngellenemez

http://alevihaberagi.com

Alevi Haber Ağı’nın X Hesabına Türkiye’den Erişim Engeli

Alevi Haber Ağı’nın sosyal medya platformu X (eski Twitter) üzerindeki hesabına (@AgiAlevi) Türkiye’den erişim engeli getirildi. Platform tarafından yapılan bildirimde, kararın Ankara 11. Sulh Ceza Hakimliği’nin 2025/8161 D.İş sayılı kararı doğrultusunda alındığı belirtildi.

X’in Alevi Haber Ağı’na ilettiği yazıda, “X’in Türkiye yerel kanunları kapsamındaki yükümlülüklerine uymak için hesabınıza Türkiye’den erişim kısıtlanmıştır” ifadeleri yer aldı. Böylece Alevi Haber Ağı’nın X hesabı, Türkiye’den erişilemez hale geldi.

“Bu Karar Halkın Haber Alma Hakkına Yönelik Bir Saldırıdır”

Alevi Haber Ağı Yayın Kurulu, erişim engeline ilişkin yaptığı açıklamada, kararı “haksız, keyfi ve ifade özgürlüğüne aykırı” olarak nitelendirdi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bu karar, Alevilerin, ezilenlerin, kadınların, gençlerin, emekçilerin, doğayı savunanların ve demokratik bir Türkiye isteyenlerin sesini kısma girişimidir.
Doğru bildiklerimizi söylemekten vazgeçmeyeceğiz. Halkın haber alma hakkını savunmaya devam edeceğiz.”

Yayın Kurulu ayrıca, tüm Alevi kurumlarına, demokratik kitle örgütlerine, insan hakları savunucularına ve gazetecilere dayanışma çağrısında bulundu.

“Sansür, ancak birlikte durursak geriletilebilir. Gerçekleri söylemeye ve paylaşmaya devam edeceğiz.”

#SansüreHayır #AgiAleviEngellenemez

Alevi Haber Ağı, açıklamasını #SansüreHayır ve #AgiAleviEngellenemez etiketleriyle duyurarak, kamuoyunu dayanışmaya çağırdı.

Türkçe bilmeyen analarımızın torunları bugün Kürtçe bilmiyor DEVRİŞ ÇİMEN/AZİZ ORUÇ

Kürt Alevilerinin ibadetinde Kürtçe veya Arap Alevilerinin Arapçayı kullanmamaları, bugünlerde önemli bir tartışma konusu. Bunun nedenlerine dair değerlendirmelerde öne çıkan temel belirleme, Türk ulus-devletinin tekçi, inkarcı politikalar sonucu uyguladığı asimilasyon ve dil yasağı oluyor. Bu süreçte Kürt Alevilerinin, inanç kimliklerinin yanısıra ulusal kimlikleri de önemli oranda baskılandı, inkar edildi. Alevilikte Türkçenin varlığına işaret ederken cumhuriyetin Kürtçe üzerinde uyguladığı yasak ve baskıların bu sonucu doğurduğuna dikkat çekiliyor. Bu politikanın sonuçlarını bizzat yaşayanlara sorduk.

Dosyamızın 4. bölümünde Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanı Hüriye Kabayel ile “Türkçe bilmeyen analarımızın torunları bugün Kürtçe bilmiyor” diyen Uryan Xızır Ocağı pîrlerinden Pîr Mustafa Mısır, sanatçı ve zakir olan Ali Sizer ve Dersimli yazar Gülfer Akkaya’nın görüşlerine yer veriyoruz.

Türk kimliğine hapsetme

Aleviliğin özü itibarıyla çok renkli ve çok dilli olduğuna işaret eden FEDA Eşbaşkanı Hüriye Kabayel, şunları belirtti: “Bugün Alevilik, Türklerden başka Kürtlerin, Arapların, Farsların, Balkan halkların içinde yaşayan bir inançtır. Alevilik, insanın gönlünden doğan bir hakikat yoludur. Bunun nefesleri, deyişleri ve gulbangları vardır. Bunlar, söylendiği dilin melodisiyle, ruhuyla anlam bulur. Bir nefesin Kürtçe söylendiğinde yarattığı duygu ile Türkçe söylendiğinde yarattığı duygu aynı değildir. Çünkü dil, sadece kelimelerden ibaret değildir; kültürün, tarihin ve hafızanın taşıyıcısıdır. Ayrıca inançlar ve dinler iki temel nedenden dolayı tek dilli olamazlar. Birincisi, inançlar ve dinler genellikle bir topluma değil bütün insanlığa hitap ederler, bütün insanlıkla ilgilenirler. İkincisi, Alevilik de diğer dinler ve inançlarda olduğu gibi bütün insanlığa açıktır. Şunu açıkça söylemek gerekir: Devlet, uzun yıllardır Aleviliği ve Kürt kimliğini Türk kimliği içerisinde tanımlamaya çalışıyor. Bundan yola çıkarak ibadeti Türkçeye hapsetmek, aslında kimliği de Türklüğe hapsetmek demektir.”

Kürtçe’nin kullanılması zayıfladı

Kendi çocukluğunda yapılan cemlerden örnekler veren Hüriye Kabayel, bunların çoğunun Kürtçe olduğunu hatırlatarak şöyle devam etti: “Maraş, bu meselenin en çarpıcı örneklerinden biridir. Benim çocukluğumda büyüklerimiz cemlerde nefesleri ve gulbangları Kürtçe ifade ediyordu. Maraş’ta Kürt Alevilerin yoğun yaşadığı Elbistan, Pazarcık ve az sayıda Göksun ve Afşin ilçelerine bağlı kırsal köylerdeki cemlerde Kürtçe inanç diliydi. Ama 1978 Maraş merkezinde gerçekleşen katliam, aynı zamanda bir kültürel ve ruhsal yıkımdı. İnsanlarımız, kimliklerinden dolayı hedef alınarak evlerinden sürüldü ve öldürüldü. Geride kalanlarda ise derin bir korku gelişti. Devlet politikaları bu korkuyu sürekli diri tuttu. Önemli bir kesimin ise Avrupa ve büyük şehirlere göç etmeleri teşvik edildi. Okullarda Türkçe dayatılarak, Kürt köylerinde eğitimde Kürtçe konuşulması yasaklandı. Fiilen engellenen Aleviliğin bu koşullarda ibadetinin yapılması, ibadette Kürtçenin kullanılması da zayıfladı. Belirtilen koşullarda insanlarımız cem ve ibadetlerinde Kürtçeyi kullanmamaya başladı. Bu bir tür oto-asimilasyona dönüşerek kuşaktan kuşağa geçti. Kürtçe deyişlerin ve gulbangların olmadığı iddiası yaygın ve etkili bir biçimde hayatımızı ve inancımızı etkiledi. Bugün Maraş’ta genç kuşakların çoğu anadilini aile ortamının dışında kullanmıyor. Cemlerde ise kullanmaya çekiniyor. Elbet bunu sadece bireysel bir tercih olarak göremeyiz, zira sistematik politikaların sonucudur. Böylece hem toplumsal hafıza dağıtıldı, hem de anadil büyük oranda zayıflatıldı. Dolayısıyla şunu net söylemek gerekir: Maraş’ta Kürt Alevilerin kendi dillerinde konuşamaması veya ibadet edememesi, devletin yürüttüğü sistematik göçertme, asimile etme politikalarının sonucudur.”

‘Dil kırımı yaşandı’

Uryan Xızır Ocağı pîrlerinden Pîr Mustafa Mısır da anne ve babasının geçmişte Türkçe bilmediklerine, gulbang ve dualarını anadili Kürtçe olarak yaptıklarına dikkat çekerek şunları aktardı: “Anam hakka yürüyene kadar da Türkçe bilmezdi. Örneğin çocukken anam beni yıkarken, üç tas su döker ve Kürtçe ‘kadası, belası, ağrısı ve acısı gitsin’ derdi. Babam da seher vakti kalktığında güneşe doğru, ‘Ya Ali, ya Xızır, ya sare şev, bere barbanga, tu me meke tengiya, berê bide cîrana, pişt ra bi me de’ derdi. Yani gün aydınlığını veya kapılarını ilk açtıklarında böyle bir tür ibadet veya sesleniş ile başlardı. Şunu anlatmak istiyorum. Bizim ocağımız Dersim, Pertek Zeve (adı Dorutay olarak değiştirilmiştir) köyünde bulunan Üryan Xızır Ocağı’dır. Dolayısıyla biz Kürt bir aileden gelip, Kürt bir ocakzadenin evlatlarıyız. Fakat bizim taliplerimiz veya mürşit olduğumuz ise Türkmen olan Hubyar Sultan Ocağı’dır. Yani Kızıldeli Sultan tekkesine mensup olanlar, Edirne’den çıkıp ta Dersim dağlarında yaşayan Ağuçan ve Kureyş Baba Ocakları’na kadar geliyorlar. Ve bunlar da tersinden Edirne’ye kadar gidiyorlar. Kendi aralarında böyle bir bağ ve gelenek oluşturmuşlar. Dolayısıyla eskiden dil değil de, gönül ve inanç bağları vardı. Zamanla pîrler birbirlerinin dillerini, karşılıklı olarak, hem Kürtçe hem de Türkçe biliyorlardı. Dikkat çektiğim nokta şudur, bu insanlar Türkçe bilmiyor iken hangi dilde ibadet ediyorlardı? İnançları, ibadetlerinin bir şekli yok muydu? Elbette vardı. Yani Türklük temelinde inşa edilen Cumhuriyet ile biz Aleviliği öğrenmedik. Öncesi de var ama özellikle Cumhuriyet ile birlikte dayatılan bir asimilasyon var ki, sonuçları, yürütülen tartışmalarda da görüldüğü gibi, etkili oldu.”

‘Pîrlerimiz cemlerde Kürtçe konuşurlardı’

Cumhuriyetle beraber herkesin Türkçe konuşmaya zorlandığını ve bunun dilde kırılma yarattığını hatırlatan Pîr Mustafa Mısır devamında şunları söyledi: “Ayrım yapmak için söylemiyorum ama Kürt Alevilerin yaşadığı coğrafyaya baktığımızda, asimilasyon ile yaratılmak istenenlerin yükünü sırtlayan bir durum yaşanıyor. Yani kendisini yok sayan, karşıdakini var etmeye çabalayan bir bakış açısı oluşturulmuş ki, bunun inançla da bağı var. İnsana insan gözü ile bakan, karşıyı incitmeyen, kırmayan, Xızır’a inanan bir hoşgörü yoluna ikrar veren insanlarız. Bizim kuşaktakiler yedi-sekiz yaşında okula gitmeye başlayınca, Türkçe öğrenmek zorunda kaldı. Cemlerimize giderken, dilim döndüğü kadar hem Kürtçe hem de Türkçe konuşuyorum. Pîrlerimizin yüzde sekseni cemlerde Kürtçe konuşurlardı. Türkçe’nin dayatılmasıyla birlikte dilde bir kırılma yaratıldı. Bunun sonucunda Türkçe bilmeyen analarımızın torunları bugün Kürtçe bilmiyor. Tarihsel gelişme ve dayatlardan koparılmış ‘Alevilerin dili Türkçedir’ tartışması yürütüldü. ‘Bugün Aleviler yaşananlardan ötürü ağırlıkta Türkçe dilini kullanılıyor’ denilseydi, belki tartışmanın bir kıymeti olurdu. Ama tek dile sıkıştırmak yanlış ve haksızlıktır. Arap, Kürt, Türkmen Alevileri var. Eğer mesele Türklerin dili ile sınırlı olmuş olsaydı, o zaman bütün Türkler Alevi olurdu. Ya da mesele Kürtlerin dili ile sınırlı olsaydı, o zaman bütün Kürtler Alevi olurdu.”

Dilde kendini görebilmek

Kürtçenin baskı ve yasaklardan dolayı bir kırıma uğradığına işaret eden Pîr Mustafa Mısır şunları belirtti: “Toplu halde Kürtçeyi kullanmakta zorlanıyoruz, çünkü dilimiz kırılmıştır. Kabul etmek gerekiyor ki, genç kuşakta dil kırılmasının etkileri daha yoğun görülüyor. İnsanlarımız kendi dillerini kendi çocuklarına öğretmiyor ve onu kullanmaları için teşvik etmiyor. Oysa dil ve kimlik insanın anne ve babası gibidir. İnsanın anne babası gidince, bir daha geri getirebilir misin? Dil de öyledir, gidince bir daha onu getirmek zordur. Stockholm’da katıldığım bir erkanda Kürtçe yaptığım konuşmadan sonra bir canımız duygusallaşmış halde, gözü yaşlı gelip, sarılarak ‘Sen de babamın konuşma halini gördüm’ dedi. Yani yaşam da, dil de işte budur; bir deyişi, bir konuşmayı veya bir müziği dinlerken, kendinden olanı bulabilmek veya kendini görebilmektir. Dolayısıyla çocuklarımıza bu yaklaşımlar karşısında direnmeleri, kendilerini korumalarını öğretemezsek istediği kadar camiye veya cemevine gitsin, yetersizlikler çıkar. Çünkü insanın kendi kimliği ile varlığını, inancını ve kültürünü kabul etmeyen devlet politikaları böylesi bir sonuç geliştirdi. Yani bizler kendi dilimizi saklamak zorunda bırakıldık. Okula giderken ‘çabuk Türkçe öğren ki, Kürt olduğunu anlamasınlar’ diyorlardı. Geçmişte cemevlerimiz yoktu ama insanlarımız inancını koruyordu. Herkesin evi kendisi için cemevi işlevi görüyordu.”

‘Kürt’ten dede olmaz mı?’

Günümüzde Aleviliği Türklükle özdeşleştirmeye çalışan bir eğilimin olduğuna dikkat çeken Pîr Mustafa Mısır, son olarak şunları söyledi: “Türkmen Alevileri topluyor ve ‘Her şey Türk’tür’ diyorlar. Bu bir çarpıtmadır. Almanya Karlsruhe’de yürüttüğüm bir erkanda, gerçekleşen lokma paylaşımında yanımda oturan can’a nereli olduğunu sordum. Malatya Darıcalı olduğunu söyleyince, ben de ‘Tu Kurmancî?’ diye sordum, o da ‘Erê ez Kurmanc im’ dedi. Sohbetimiz sırasında, sonradan Gümüşhaneli olduğunu öğrendim bir can söze girdi; ‘Hem dede olacaksın, hem de Kürt’ dedi. Bu cahillik karşısında ben de, ‘Yani Afgan’ından olabiliyor, Arnavut’undan olabiliyor, Arab’ından olabiliyor da Kürt’ten dede olamaz mı?’ dedim. Daimi boşuna dememiş; ‘Ben beni bilmezdim hatır kırardım. Meğer ilmim noksan imiş bilmedim. Ben insandan başka ilah arardım. Meğer kamil insan imiş bilmedim.’ İnkarsız, asimilasyonsuz ve baskısız bir bakış açısı ile farklılığa ve çoğulluğa hoşgörü ile yaklaşmamız gerekiyor.”

* * *

İbadetin dili edeptir

CAN TV programcısı aynı zamanda sanatçı ve zakir olan Ali Sizer, Aleviliğin özgürlükçü ve çoğulcu bir özelliğe sahip olduğunu belirterek şunları anlattı: “Kürtlerin yaşadığı Adıyaman’da doğdum ve Kürt’üm. Annem Türkçe bilmiyordu. Babam Türkçenin yanısıra Osmanlıcayı da biliyordu. Ama bütün muhabbetlerimiz, özellikle belirtiyorum, Kurmancîydi. Çünkü inkar olduğu zaman, buna bir de baskı eklenince, seni inkâr eden o anlayışa karşı durmak bir sorumluluk ve zorunluluktur. Çünkü bu bir varlıktır ve bu bir hakikat yoludur. Sanat Alevi yolu temelinde yürütüldüğü zaman çok muhteşem bir şey oluyor. Mahsuni demiş, ’40 yıl yandım daha çiğsin dediler’. Bizde de öyledir, yani henüz tamamlanmadık. Saz Alevisi olmuşuz, söz Alevisi olmuşuz, ses Alevisi olmuşuz ama yol Alevisi olamadık henüz. Çünkü yolu belirlemek 21. yüzyılda çok zahmetli bir şeydir. Kapitalizmin ve faşizmin hortladığı bu dönemde bence bunlar bilmeden konuşulan şeylerdir. Alevilik sevgiyle beslenmiş, saygıyla kendini korumuş. İdamlar, yanmalar, yakılmalar, sürgünler yaşamış… Ama kendini bir şekilde kamufle edip geçmiştir. Aleviliğin adı çok değişti ama cismimiz aynı kaldı. İbadetin dili ise edeptir. İbadetin dili ne Türkçedir, ne Kürtçedir, ne Farsçadır, ne Arapçadır. Onu birilerine benzetmek ya da birilerine çekmek büyük bir faşizmdir. ‘Sen ibadetini benim dilimle yapacaksın’, ya da ‘sen ibadetini benim gibi yapacaksın’ gibi dayatmalar asla kabul edilmez. Bizim burada da Kurmancîdir. Kendimize göre gulbanglarımız, deyişlerimiz ve semahlarımız var. Ama konuyu Türkçe ile sınırlandıran kişilerin ifadeleri şaşırtıcı değil, çünkü öyle büyüdüler, öyle okudular. Üniversitede de öyle ders veriliyor. Saz dersleri dedikleri kurumlar var. Mesela bir sürü Alevi kurumu var. Alevi kurumlarının hiçbirinde ben Kürtçe bir nefesin öğretildiğini sanmıyorum, istisnadır. Ara ara belki olmuştur. Ama çok azdır ve yüzde 90’ı Türkçedir. Öyle olunca da tabii ki insanlar diyecektir ‘ibadetin dili Türkçe’dir’.”

* * *

Alevilik ‘tekçi’ bir forma indirgenemez

Yazar Gülfer Akkaya da tartışmalara dair şunları söyledi: “Ağırlıklı olarak sözlü aktarıma dayalı bir inanç ve yaşam biçimi olan Alevilikte anadilinin kullanılması özel bir önem taşır. Kadim ve kadıncıl Aleviliğin kuşaktan kuşağa aktarılmasında annelerin çocuklarıyla kurduğu ilişki bu inancın en temel sütunlarından birini oluşturur ve bu ilişkide anadili konuşulur. Ne devletler ne fetvalar ne patriyarka bunu bugüne dek engelleyememiştir. Çocuk inanca ve o inancın biçimlendirdiği yaşama ilişkin ilk bilgilerini okuldan, cemden, deyişlerden, gulbanglardan değil annesinden alır. Aktüel tartışmaya ilişkin işin esas bir diğer sorunlu yönü ise dil, ırk, cinsiyet, sürek olarak çoğulcu bir varoluşa sahip olan Aleviliği her ne gerekçeyle olursa olsun ‘tekçi’ bir forma indirgeme yaklaşımıdır. Tek tanrılı erkek egemen perspektifli inançların aksine Alevilik gücünü bu çoğulculuktan, kendisi olarak sürek’e katılabilme imkanından alır. Aleviliğin hakikat kapısını açan anahtar da tüm insanları, kurdu, kuşu, ağacı bir gören bu yaklaşımdır. Alevilikte ‘ibadet dili’, ‘ibadet yeri’, ‘ibadet şekli’ diye dayatılmış bir tekleştirici standart olamaz. İnancına şeriat gözüyle değil hakikat gözüyle bakar. Bazen bir ağaçtır ziyaretiniz, bazen bir tepe, bazen bir göze… Kurmancî veya Kirmanckî, Türkçe ya da Arapça, Farsça ya da Azerice, hatta Arnavutça ya da Almanca, İspanyolca ve Romanca, ‘yetmiş iki dil bizdedir’. Siyasi iktidarın tekçi dayatmalarının ülkeyi cehenneme çevirdiği bu süreçte, Aleviliğin ibadet dilini tek bir dile indirgemeye çalışmak ise başka türlü bir kırılmadır. Bir türlü kültürel hegemonya kuramamaktan yakınan Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürmemek, her sözü, her davranışı bin kez düşünüp öyle söylemek gerek. Sonuç olarak Alevilik ne tek bir dile, ne tek bir ırka, ne tek bir cinse, ne tek bir coğrafyaya sığmaz. Her kim ki bu çoğulculuktan uzaklaşıp ‘Binbir sürek’i’ bire indirmeye çalışırsa yanlış yapar. Alevilerin yedi ulu ozandan biri olan Aşık Seyyid Nesîmî’nin dediği gibi: ‘Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam.”‘

Yeni Özgür Politika