Ana Sayfa Blog Sayfa 776

Beyazıt ve Halepçe için anma: Hesabını sormak için yana yana geldik

Halepçe ve Beyazıt Katliam’ları için açıklama yapan üniversite öğrencileri ve 78’liler Girişimi, insanlığa karşı işlenen suçların affedilmeyeceğini belirterek, hesap sormak için bir araya geldiklerini vurguladı

İstanbul Üniversitesi Beyazıt kampüsünde devrimci öğrencilere yapılan katliamın tarihi olan 16 Mart 1978 ile aynı zamanda binlerce Kürdün katledildiği tarih olan 16 Mart 1988’in yıl dönümü için üniversite öğrencileri ve 78’liler Girişimi açıklama yaptı.

Beyazıt Katliamı hatırlatıldı

İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde yapılan açıklamada Beyazıt Katliamı hatırlatılarak, “16 Mart 1978 günü Süleymaniye’ye gitmek üzere kampüsten çıkışa giden devrimci öğrencilerin Süleymaniye’ye açılan çıkış kapısını kullanmalarına polis engel oldu. Öğrenciler Beyazıt Meydanı’na yöneldi. Kapıdan çıkan devrimci öğrencilerin üzerine bomba atıldı ve kurşunlar yağdırıldı. Saldırı esnasında ‘Beyazıt Meydanı komünistlere mezar olacak’ sloganları atıldı.. Hukuk ve İktisat fakültelerinde okuyan 7 devrimci öğrenci; Hatice Özen, Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Turan Ören, Abdullah Şimşek, Hamit Akıl ve Murat Kurt yaşamını yitirdi, pek çok öğrenci yaralandı” denildi.

Kirli bağlantılar saklandı

78’liler Girişimi adına açıklama yapan İsmail Ağan, açılan dava süreci hatırlatarak, saldırının olacağını bildikleri halde hiçbir güvenlik tedbiri almadıkları gibi gerçekleşmesini kolaylaştıran polis amirleri, saldırganların yakalanmasını engelleyenlerin, saldırıyı gerçekleştirenlerin kirli bağlantılarının ortaya çıkarılıp mahkemeye çağrılmalarının sağlanmadığını belirtti.

Adaletin peşindeyiz

Ağan, “Suç ilişkileri MİT’e, Emniyet’e e askere kadar uzanıyordu. Her üç kurumda mahkemeye hiçbir bilgi vermedikleri gibi bu yollu en küçük çatlığı süratle kapattılar. Soykırım, katliam, işkence gibi insanlık suçlarında zaman aşımı olamayacağı biçimindeki insanlığın hukuki müktesep hakkına rağmen ‘zaman aşımı’ ile bitirildi. 16 Mart davası bitmedi, adaletin peşindeyiz” dedi.

Ardından öğrenciler Murat Can Kaya ve Derin Kuş tarafından okunan açıklamada, Beyazıt katliamında yaşamını yitiren devrimci öğrencilerin mücadelelerinin daima devamcısı olacaklarını ve hesabının sorulacağı belirtildi.

İnsanlık suçları affedilmez

Açıklamada Halepçe Katliamı’na da değinilerek, “16 Mart’ın 1988’de Irak’ın, Halepçe’de çoluk, çocuk, kadın, genç, yaşlı demeden bölgede yaşayan Kürtleri kimyasal silahla katletmesinin 35. yılı olduğu hatırlatılan açıklamada, “Halepçe katliamı, iktidarların tarih boyu direnen halklara dönük yapılan kanlı saldırılarından biridir. Katledilen, kanı dökülen, yurtlarından edilen yüz binlerin hesabını sorma bilinciyle bir kez daha yan yana geldik. İnsanlığa karşı işlenen suçların affedilemez olduğunu buradan bir kez daha, Beyazıt’tan yineliyoruz” denildi.

Enkazların başında olanlar yine bizlerdik

Maraş merkezli depremlerde on binlerce insanın iktidarın ihmal politikaları sonucu katledildiğini, yüz binlerce insanın açlık, yoksulluk ve sokağa mahkum edildiğinin hatırlatılan açıklamada, “Baktığınız her yerde bir enkaz, her enkazın başında da üniversiteliler vardı. Sokaklarda ve meydanlarda yıkımın sorumlusu iktidardır diye haykıran yine bizlerdik” denildi.

Saray gençlerin öfkesinden korkuyor

Devletin çözüm üretmek yerine dayanışmayı engellemeye çalıştığının altı çizilen açıklama, “Gençliğin öfkesini örgütlemesinden ve deprem yaşandığı saat itibariyle örülen dayanışma pratiklerinden korkan Saray Rejimi; depremi bahane ederek ilk olarak üniversitelerin kapısını kapattı” denilerek, mücadelenin süreceği vurgulandı.

HABER MERKEZİ

#Beyazıt #Halepçe #için #anma #Hesabını #sormak #için #yana #yana #geldik

Bölgede eko-kırım suçu işleniyor

Doğanın çocukları, depremden sonra Riha’da yaşanan sel afetine karşı seslerini yükseltip yürüdüler

Doğanın Çocukları, Mereş merkezli depremlerle birlikte doğaya yönelik eko-kırım suçlarına karşı yürüyüş yaptı. İzmir Alsancak Halkbank önünde bir araya gelen Doğanın Çocukları, ellerinde “Deprem yıkımı asbest ile sürüyor”, “Çevreyi zehirleyen bakanlık istifa”, “Rant hiçbir şey yaşam her şey”, “Şirketler için değil, doğa için kararname” ve “Dayanışmayı değil, asbesti engelle” dövizleriyle Türkan Saylan Kültür Merkezi’ne yürüyüş yaptı.

Halk sağlığı tehdit altında

Yürüyüş sonrası açıklama yapan Doğanın Çocukları üyesi Emir Saraçoğlu, katliam ve eko-kırım suçlarına karşı olduklarını belirterek, “Depremden sonra bugün Urfa’da yaşanan sel afetinin sonuçları ile birlikte bu konunun tek bir felaket anıyla sınırlı kalmadığını gördük. Doğayla barışık yaşam alanları talebini hep birlikte yükseltmeliyiz. Yıkılan kentleri birer dolar tarlası gibi gören müteahhit akıllı iktidar yayınladığı 126 nolu kararname ile kentleri, sulak alanları hızlı bir şekilde imara açmayı, doğayı ve yıkımın yaşandığı şehirleri betona boğmak istiyor. Bunun yanında bilinçsizce yapılan enkaz kaldırmalarla birlikte oluşan silika ve asbest gibi maddelerin halk sağlığını ne ölçüde tehdit ettiğini biliyoruz” dedi.

Doğa ile barışık yaşam

Depremde yalnız bırakılan halkın şimdi de asbestten zehirletildiğini söyleyen Saraçoğlu, “Kanser olmak istemiyoruz. Ayrıca kaldırılan molozların Mileyha Kuş Cenneti’ne, Altınözü’ne dökülmesi, doğanın tahribatına hız kazandırmış ve egemenlerin insan yaşamına düşman oldukları kadar doğaya da düşman olduklarını bir kez daha göstermiştir. Bu nedenle daha büyük doğa tahribatlarına engel olalım. Yaşam zincirleri kuralım. Onurlu, güvenceli ve doğayla barışık bir yaşam için birlikte mücadele etmeliyiz” diye konuştu.

İZMİR

#Bölgede #ekokırım #suçu #işleniyor

Riha ve Semsûr’da yaşananlar kader değil!

Her felaketi kadere bağlayan iktidar, yaşanan ölümlerin mezar kazıcısı durumunda. Semsûr ve Riha’da yaşanan sel felaketinin başlıca nedenleri arasında bölgede kurulmuş olan 4 büyük barajın yarattığı bölgesel iklim değişimi öne çıkmaktadır

Mereş (Maraş) depremlerinde 50 bine yakın yurttaşın yaşamını yitirmesini ‘kader’ olarak değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Semsûr (Adıyaman) ve Riha’da (Urfa) yaşanan ve 15 yurttaşın yaşamını yitirdiği sel felaketini de kadere bağlaması bekleniyor. Yıllar önce Hopa’da yaşanmış olan sel felaketini ‘kader’ olarak nitelemiş olan Erdoğan’ın Soma’da iş cinayetine kurban verilmiş olan 302 işçinin ölümünü de “Fıtratlarında var” diyebilmiştir. Oysa bilimsel gerçekler, yaşanan sel felaketinin ardındaki nedenin doğal yaşamın metalaştırılması ve sermaye yağması olduğu bilinmektedir. Bölge büyük bir kuraklığa bağlanmış durumdayken, aynı zamanda bir yerde yaşandığı gibi ani ve yüksek miktardaki yağışlarla seller büyük felaketlere neden olmaktadır.

Sömürü politikaları

Sermayenin ve onların iktidarının halklar ve emek üzerinde sürdürdüğü vahşi sömürü ve baskı politikaları doğa üzerinde de aynen devam etmektedir. Depremde on binlerce insanın ölümüne inşaat rantı neden olurken, karar vericiler deprem sonrası ihale ettikleri konutları tarım arazileri üzerine yapabilmektedir. Kurdukları çadır bölgelerinin dere yataklarına yapılması sonucu binlerce yurttaşın yaşadığı çadırlar suya gömülmüştür. Diğer yandan Riha’da bat-çık olarak tabir edilen araç alt geçidinde ortaya çıkan görüntü ranta dayalı sürecin iş bilmezlikle taçlandırıldığını ortaya koyarken, bölge adeta kıyamet döngüsüne bağlanmış durumda.

Kıyamet döngüsü

Son yapılan araştırmalara göre, küresel ısınmanın dünya çapında yarattığı hasar giderek daha net görüldüğü ve iklim felaketlerinin bilançosunun şimdiden milyarlarca dolara mal olduğu belirtiliyor. Araştırmacılar, “Bu bir kıyamet döngüsü: Krizin sonuçları dikkatimizi ve kaynaklarımızı krizin nedenleriyle mücadele etmekten uzaklaştırıyor, uzun vadede daha ağır sonuçlara neden oluyor. Sıcaklıklar daha çok yükseliyor ve ekolojik kayıp artıyor” diye belirtiyor.

Kuraklık ve sel!

Semsûr ve Riha’da yaşanan yoğun yağışların yaşandığı saatlerde Edirne’de bir toplantıda konuşan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Afet Yönetimi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, iklim değişikliğinin sel ve kuraklık olaylarının görülme sıklığı, şiddeti ve süresini artırdığını söyledi. Kadıoğlu, “Dünya var olduğundan beri sel olayları ve kuraklık hep vardı. İklim değişikliği sel ve kuraklık olaylarının sayısını, süresini ve şiddetini artırıyor. Sel ve kuraklık birbiriyle kardeş. Birisi yağışın azlığı, birisi fazlalığı. Bu sene Türkiye kuraklıkla uğraşıyor, bir yandan da seller oluyor” sözleri yaşanılanları özetliyor.

Bölgedeki barajlar sorgulanmalı

Riha ve Semsûr coğrafyasında bulunan devasa büyüklükteki Atatürk Barajı ve Hidroelektrik Santrali, Çamgazi Barajı, Birecik Barajı ve Hidroelektrik Santrali, Hacıhıdır Barajı ve Karkamış Barajı ve Hidroelektrik Santrali bölgede ortaya çıkan sellerin ve kuraklığın başlıca nedenlerinden birisidir. Bölgede yaşanan kuraklık nedeniyle zor günler geçiren çiftçilere, yanı başındaki büyük barajlardan su verilmezken, yer altından su çekmek zorunda bırakılan çiftçiler DEDAŞ’a yüksek faturalar ödemeye mahkûm edilmektedir. Diğer yandan yer altı suları derinlere kaçarken, büyük barajlar bölgesel iklim değişimini tetikler. Aynı zamanda bölgede yağış düzenini de etkileyerek sellerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Birgün dereler azgınca ve sellerle akarken ertesi gün kuru bir dere yatağıyla yüz yüze kalıyor olmamız iklim değişikliğinin sonuçlarıdır.

Barajlar iklimi değiştirir

Barajların iklime ve doğal yaşama olan olumsuz etkileri bilimsel olarak birçok çalışma ile ispatlanmıştır. Barajlar, suyun toplandığı bölgede bulunan bitki ve hayvan çeşitliliğini yok eder. Baraj sahasında bulunan tarım alanları, orman sahaları, Hasankeyf’te olduğu gibi tarihi ve kültürel her türlü varlık sular altında bırakılır. Bulundukları bölgenin iklimini değiştirir ve bölge daha ılıman iklime dönüşürken ciddi oranda nem artışı yaşanır. Bu da bitki ve hayvan çeşitliliğinde değişmelere sebep olur. Su tutumu nedeniyle, barajı besleyen nehrin ekosistemi bozulur. Su tutulan noktanın sonrasında su miktarındaki azalma nehrin alt bölgesindeki ekosistemi değiştirir. Toprak yapısı, bitki örtüsü, hayvan varlığı ve bakteri ekosistemi dahil tüm ekosistem bozulur.

Tarım arazileri yok olur

Nehirlerin binlerce yılda ortaya çıkardığı deltalar barajlar nedeniyle yok olur. Topraklarda tuzlanma gerçekleşir ve tuzlanmış toprağın tekrardan tarıma kazandırılması mümkün değildir. Yer altı su kaynakları bozularak su döngüsü geri dönülmez biçimde ortadan kalkar. Barajlar devasa su kütlesi depoladıklarından yer kabuğu üzerinde gerilim oluşturur ve bu gerilme belli bir değeri aştığında bölgenin sismik (deprem) olarak aktif hale gelmesine yol açar. Taşkınlar sırasında toprak ve kayalarda bulunan inorganik cıva suya karışır ve göl tabanında birikir. Barajlar, sinekler için uygun üreme yeri olup sıtma gibi hastalıkların yayılmasına zemin hazırlar. Ayrıca geniş yüzey alanlı ve sığ baraj gölleri canlı kütlenin çürümesi sonucu atmosfere önemli miktarda sera gazı (çoğunlukla metan) yayar. Sera gazı kirlenmesi olarak bilinen bu olay, hem bölgesel hem de küresel ısınmayı arttırır.

EKOLOJİ SERVİSİ

#Riha #Semsûrdayaşananlar #kader #değil

Amnesty: İran’da çocuklara da işkence yapıldı

İran ve Rojhilat’ta eylemlerde gözaltına alınanlara uygulanan işkenceye dair rapor açıklayan Amnesty, eylemcilere kırbaç, elektrik şoku, tecavüz gibi birçok işkence uygulamasının yapıldığını ve işkenceye uğrayanlar arasında çocukların da olduğunu belirtti

Kürt kadın Jîna Emînî’nin katledildiği Eylül ayından bu yana İran ve Rojhilat’ta devam eden halk ayaklanmasına karşı rejim güçlerinin saldırıları da her geçen gün şiddetleniyor. Uluslararası Af Örgütü’nün (Amnesty) yayınladığı hak ihlali raporu da yaşanan işkenceyi ortaya koydu.

Tecavüz ve elektrik şoku işkencesi

Yayınlanan raporda protestolarda gözaltına alınan ya da tutuklanan eylemcilere işkence yapıldığı bilgisine yer verilerek, “Göstericiler yaklaşık altı ay önce protestoların başlamasından bu yana istihbarat ve güvenlik servisleri tarafından dayak, kırbaç, elektrik şoku, tecavüz ve diğer cinsel şiddet türlerine maruz kalıyor” denildi.

12 yaşında çocuklar da var

Amnesty raporunda, yetkililerin protesto gösterilerini engellemek için gençlere karşı şiddet kullandığı belirtildi. Tutuklu ve yakınlarının ifadelerine dayandırılan raporda, işkence görenler arasında 12 yaşında çocukların olduğu da kaydedildi.

‘İşkence alçaklıktır’

Amnesty Almanya Şubesinden Uzman Dieter Karg da, rapora ilişkin yaptığı açıklamada, “Yetkililerin güçlerini savunmasız ve korkmuş çocuklar üzerinde bu şekilde kötüye kullanmaları, onlara ve ailelerine şiddetli acı ve korkunun yanı sıra ciddi fiziksel ve psikolojik zarar vermeleri alçakçadır” dedi.

DIŞ HABERLER

#Amnesty #İranda #çocuklara #işkence #yapıldı

Emine Şenyaşar: Gözyaşlarım hâlâ yerde

Emine Şenyaşar, Urfa Adliyesi önünde sürdürdüğü Adalet Nöbeti eyleminin 714. haftasında, ‘3 yıldır burada oturuyorum, görmüyor musunuz, sesimi duymuyor musunuz?’ sözleriyle tepki gösterdi

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ve saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti 724’üncü gününde devam ediyor.

 Gözyaşlarım halen yerde

Riha’nın Pirsûs ilçesinden Riha Adliyesi’ne gelen Şenyaşar ailesi “Şenyaşar ailesi için adalet” yazılı pankartın önünde nöbet başlattı. Emine Şenyaşar, adalet mücadelelerinin 3’üncü yılana girdiğini belirterek, “Hastanede ailemizden 3 kişiyi öldüler. Bu nasıl iktidar ve devlet? Kayıtlarımızı çıkarsınlar, herkes görsün nasıl katliamın gerçekleştiğini. 3 yıldır burada oturuyorum, beni görmüyor musunuz, duymuyor musunuz? Gözyaşlarım hala yerde. Oğlum 6 yıldır tek kişilik hücrede tutuluyor. Adalet sağlanıncaya kadar burada oturmaya devam edeceğim” dedi.

Mereş merkezli deprem ve dün etkili olan sağanak yağış nedeniyle meydana gelen sele dikkat çeken anne Şenyaşar, yaşananlardan Erdoğan’ı sorumlu tuttu.

Öte yandan nöbeti sürdüren aileyi, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Cafer Güneş ve il yöneticileri ziyaret etti.

Kaynak: MA

#Emine #Şenyaşar #Gözyaşlarım #hâlâ #yerde

Bolu’da 4.8 büyüklüğünde deprem

AFAD verilerine göre Bolu’da 4.8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi

Merkez üssü Bolu olan bir deprem yaşandı.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), saat 13:55’de gerçekleşen depremin büyüklüğünü 4.8 olarak duyurdu.

AFAD verilerine göre deprem yerin 8.1 kilometre altında meydana geldi.

Bolu Valiliğinden açıklama

Bolu’da meydana gelen 4,8 büyüklüğündeki deprem sonrası Bolu Valiliği “resmi makamlara iletilen herhangi bir olumsuzluk bulunmamaktadır” açıklamasında bulundu.

Bolu Valiliği “İlimizde saat 13:55’de 4.8 büyüklüğünde meydana gelen deprem sonrası tüm ekiplerimiz sahada tarama çalışmalarına ivedilikle başlamış olup şuana kadar resmi makamlara iletilen herhangi bir olumsuzluk bulunmamaktadır. Depremi hisseden tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun.” açıklamasında bulundu.

İSTANBUL

#Boluda #büyüklüğünde #deprem

Onarım çalışması süren Beyoğlu İlçe Sağlık Müdürlüğü’nü su bastı

Beyoğlu İlçe Sağlık Müdürlüğü’nde yaklaşık 2 yıldır bakım ve onarım çalışmaları sürüyor

İstanbul Beyoğlu İlçe Sağlık Müdürlüğü binası uzun bir dönemdir bakım ve onarım nedeniyle adeta inşaat ortamında hizmet veriyor. Binada hizmet veren sağlık emekçilerinin yaptıkları tüm itiraz ve talepler yanıtsız bırakıldı. Son olarak ise ihmalkârlık nedeniyle binayı su bastı.

SES’ten tepki

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Şişli Şubesi, sanal medya hesabından konuya dair görüntüler paylaşarak, “Sayın İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, Kahramanmaraş ve Urfa’nın bir şubesi değil Beyoğlu şubesi. İki hafta önce size resmi yazıyla durumu bildirdik. Herhalde yazımız sümenaltı edildi. Çalıştığımız kurumlarda can güvenliğimiz artık yok” diyerek tepki gösterdi.

Bir sağlık emekçisi, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’ne yaptıkları hiçbir başvuruya cevap verilmediği gibi bu son su baskınına da cevap verilmediğini aktardı. Binada 2 yıldır doğalgazın olmadığını ifade eden sağlık emekçisi, tüm sağlık emekçilerinin soğuktan dolayı montlarla çalıştığını da kaydetti.

Kaynak: MA

#Onarım #çalışması #süren #Beyoğlu #İlçe #Sağlık #Müdürlüğünü #bastı

Uyarılara rağmen nehir yatağına kurulmuştu: Yağmur yağınca çadır kent boşaltıldı

İtirazlara rağmen Dicle Nehri yatağına kurulan çadır kent sağanak yağış nedeniyle boşaltıldı. Uzmanlar bu durumu imara açma girişimi olarak değerlendiriyor

Amed’de tüm itirazlara rağmen Dicle Nehri kıyısında çadır kent kurulurken, dün akşam etkili olan sağanak yağış nedeniyle, çadır kent gece saatlerinde apar topar boşaltıldı.

Olası sel, baraj kapaklarının patlaması, salgın ve boğulma tehlikelerine karşı yapılan uyarıları dikkate almayan Diyarbakır Valiliği ve kayyum yönetimindeki Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Diyarbakır İl Müdürlüğü tarafından yapılmasında ısrar edilen çadır kentteki depremzedeler otobüslerle tahliye edildi. Depremzedeler kentteki Yeşilay Rehabilitasyon Merkezi ve bazı spor salonlarına yerleştirildi.

Uyarıları dinlemediler

Çadır kentin Dicle Nehri kıyısına yapılmasına karşı uyarılarda bulunan ve bu yöndeki yazışmalarına yanıt verilmeyen İnşaat Mühendisleri Odası Amed Şube Başkanı Mahsun Çiya Korkmaz, çadır kenti bekleyen tehlikelerin önceden bilinmesinin zor olmadığını söyledi. Korkmaz, “Ama onlara göre böyle bir ihtimal yoktu. Nehrin taşması, baraj kapağının kırılması ve olası bir sağanak yağış ihtimali yoktu. Bu ihtimalleri düşünmeden nehrin kenarına çadır kent yaptılar” diye belirtti.

Son güne bıraktılar

AFAD’ın bir hafta boyunca Amed için sağanak yağış uyarısı nedeniyle olası sel taşkınlarından kaçınma uyarısı yaptığını ve buna rağmen çadır kentin boşaltılmadığını, sağanak yağışın şiddetlenmesiyle boşaltıldığının altını çizen Korkmaz, “Peki, bir haftadır AFAD’ın kendisi her şeyi biliyorken neden çadır kentin boşaltılması son güne bırakıldı?” diye sordu.

Bizi dinlesinler

Korkmaz, “Biz uyarılarımızı yaptık. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne yazı yazdık. Cevap vermediler. Bu kararı alırken bize danışmadılar. Akıl edemiyorlarsa, gelsinler bize sorsunlar, bizi dinlesinler” şeklinde tepkisini dile getirdi.

Rant tehlikesi var

Amed’de çadır kent için dere kenarının tercih edilmesinin nedeninin rant amaçlı olduğunu belirten Korkmaz, “İleriki süreçlerde nehir kenarını imara açmak gibi bir planları olabilir” uyarısında bulundu.

Çadır kentin kurulduğu yere itiraz etmelerinin tek nedeninin derenin taşması olmadığını ifade eden Korkmaz, sel tehlikesi ardından insanların yeniden oraya taşınmaması gerektiğini belirterek sıcaklar başladığında çadır kentte nem, rutubet, haşere ve salgın hastalık riskinin yüksek olduğuna işaret etti.

AMED

 

 

#Uyarılara #rağmen #nehir #yatağına #kurulmuştu #Yağmur #yağınca #çadır #kent #boşaltıldı

Başhekim yardımcısı tutmadığı nöbetin parasını almış

SES Mêrdîn Şubesi, Nusaybin Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı Zinar Özmen’in nöbet tutmadığı halde, nöbet tutmuş gibi gösterdiğini ve böylece para aldığını belirterek suç duyurusunda bulundu

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Mêrdîn Şubesi, Nusaybin Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı Zinar Özmen hakkında “Görevi kötüye kullanmak”, “Zimmete para geçirmek” ve “Evrakta sahtecilik” suçlarından suç duyurusunda bulundu.

Suç duyurusunda Özmen’in 2022 yılının Kasım ayında nöbet tutmadığı halde kendisine 130 saate varan nöbet yazdırarak, haksız kazanç elde ettiği vurgulanarak, “Son yıllarda ek ödeme, döner sermaye, performans, nöbet ücreti gibi ödemelere bağımlı olarak ücretlendirme politikası, sağlık emekçileri arasındaki iş barışını bozmaktadır” denildi.

Kamera kayıtları incelensin

Yapılanların SES’e iletildiği belirtilen başvuruda, “Hastanenin kamera kayıtları incelendiğinde, ilgili personelin ifadelerine başvurulduğunda Kasım ayında Zinar Özmen’in nöbet tutmadığı kolaylıkla tespit edilecektir. Zinar Özmen’in nöbet tutmadığı halde nöbet tutmuş gibi resmi evrak düzenleyen görevlilerin kimliğinin tespiti ile Zinar Özmen ve bu kişiler hakkında kamu davasının açılmasını talep etmekteyiz” denildi.

MÊRDÎN

#Başhekim #yardımcısı #tutmadığı #nöbetin #parasını #almış

Erdoğan itiraflara devam ediyor: Eldeki imkanlar yetersiz

Yaşanan deprem felaketi karşısında çözümsüz kalan ve eleştirilere hakaretle cevap veren AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan bir itiraf daha geldi: ‘Bu ölçekteki afetler karşısında eldeki imkanlar yetersiz kalıyor’

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, 6 Şubat tarihinde gerçekleşen Mereş merkezli depremler sonrası devlet ve kurumlarının geçirdiği sürece dair yeni itiraflarda bulundu.

Yardım çağrısında bulundu

“Bu ölçekteki afetler karşısında eldeki imkanlar yetersiz kalıyor. Biz de 6 Şubat’ta yaşadığımız depremlerin şiddeti ve yol açtığı yıkımın büyüklüğü üzerine uluslararası yardım çağrısında bulunduk” diyen Erdoğan, “Türk dünyası yardıma ilk koşanlar arasında yer aldı. Aziz milletimiz bu desteğinizi hiçbir zaman unutmayacaktır” ifadelerini kullandı.

Dün de grup toplantısında konuşan AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, deprem bölgesinde birçok enkaza arama kurtarma ekibi gönderemediklerini itiraf etmiş ve ‘Yıkım öyle büyüktü ki her binaya arama kurtarma ekibi göndersek hepsine yetişebilmemiz mümkün değildi” demişti.

115 milyar nere gitti?

Erdoğan, 20 Mart’ta İsveç’te uluslararası bağışlar düzenleneceği bilgisini verirken kamuoyunda, televizyon kanallarında gerçekleştirilen söz konusu yardım programında toplanan 115 milyar liranın akıbeti sorgulanmaya devam ediyor.

Erdoğan’dan itiraf: Birçok enkaza yetişemedik

Kaynak : MA

#Erdoğan #itiraflara #devam #ediyor #Eldeki #imkanlar #yetersiz