Ana Sayfa Blog Sayfa 780

İran’da tutuklu aktivist cezaevinden sloganlarla çıktı

İşçi eylemlerine katıldığı gerekçesiyle 4 yıl 7 ay tutuklu kalan insan hakları ve işçi aktivisti Sepideh Qolian dün tahliye olurken, Qolian cezaevi çıkışı ‘Hamaney, ey zalim seni toprağa gömeceğiz’ sloganı attı

İşçi eylemlerine katıldığı gerekçesiyle 4 yıl 7 ay hapis cezası alan insan hakları ve işçi aktivisti Sepideh Qolian, dün tutuklu bulunduğu Evin Cezaevi’nden tahliye edildi.

Qolian’ın tahliye haberini erkek kardeşi Mehdi Qolian sanal medya hesabından yayınladığı video ile duyurdu. Videoda Qolian cezaevinden çıkarken,”Hamaney, ey zalim seni toprağa gömeceğiz” sloganı atıyor.

‘Tüm tutukluların bırakılmasını diliyorum’

Qolian’ın sanal medya hesabından ise şu paylaşım yapıldı: “Dört yıl yedi ay sonra Haft Tappeh Şeker Kamışı Şirketi davasından tahliye oldum. Bu kez İran’ın özgürlüğü umuduyla çıktım. Arkadaşlarım Sepideh Kashani, Niloufar Bayani, Zahra Zatabji, Bahareh Hedayat, Jalrokh Iraei, Nahid Taqawi ve başta kadın mahkumlar olmak üzere tüm siyasi tutukluların serbest bırakılmasını diliyorum.”

İşçi eylemlerine katıldığı gerekçesiyle tutuklanan Qolian, Ahwaz’daki Evin, Bushehr ve Sepidar cezaevlerinde toplam 4 yıl 7 ay kaldı.

Kaynak: NUJİNHA

#İranda #tutuklu #aktivist #cezaevinden #sloganlarla #çıktı

Yeşil Sol: Üstümüze düşen sorumluluğu yerine getireceğiz

HDP’nin seçimlere Yeşil Sol ile girme kararı ve yaşanan süreci değerlendiren Yeşil Sol Parti Eşsözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, ‘sorumluluk almaya hazır olduklarını’ ifade ederek, toplumdaki değişim talebine üçüncü yolun cevap olabileceğini söyledi

İttifak tartışmaları, Cumhurbaşkanlığı adaylığı ve Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) açılan kapatma davası ile 14 Mayıs’ta yapılacak seçim için bütün partilerin çalışmaları, görüşmeleri devam ediyor.

Kapatılma davasına karşı B ve C planlarını devreye koyan HDP dün gerçekleştirdiği Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında Yeşil Sol Parti ile seçimlere girme kararı alırken, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) seçime girme yeterliliği açıklanan Yeşil Sol Parti de bu karara ortak olduğunu açıkladı.

Partiler uzlaşırsa biz hazırız

Mezopotamya Ajansı’ndan Özgür Paksoy’a konuşan ve üçüncü Yol’un savunucusu olduklarını belirten Yeşil Sol Parti Eşsözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, HDP’nin bu kararı üzerine Emek ve Özgürlük İttifakı’nda yer alan partilerin uzlaşması durumunda seçimlerde sorumluluk almaya hazır olduklarını söyledi.

Dört adalet kavramını önemsiyoruz

Partilerinin dört adalet kavramı üzerinde siyaset yürüttüğünü belirterek, yaşanan ekonomik kriz, işsizlik ve yoksulluğa karşı iktisadi adaleti, iklim değişikliği ve ekosisteme yönelik çevre iklim adaletini, Türkiye’de farklı etnik ve inançsal kimliklerin tanınmasında da bir tanınma adaleti politikası ve yine en önemli başlıklardan birinin de katılım adaleti olduğunu dile getirdi.

Uçar, “Özellikle siyasal çoğunluğun önündeki yasal, kültürel, fiili bütün engeller kapsamında Türkiye’nin içinde barındırdığı bütün çoğulcu yapıların, farklı etnik kimliklerin siyasal hayata kavuşabilmesini sağlamak. Aslında demokratik siyasetin zemini, bu dört adalet bağlamı üzerinden Türkiye’de toplumsal adaletin zemini açısından çok kıymetli bir yerde duruyor. Biz de bütün politikalarımızı bu dört adalet kavramının hayata geçirilmesi üzerinden planlıyoruz” dedi.

50’ye yakın il 212 ilçede örgütlüyüz

Yeşil Sol Parti’nin 10 yıllık siyasi hayatında çalışmalarını HDP içerisinde belli bir konsensüs içerisinde yürüttüğünü dile getiren Uçar, “Son dönemlerde tek adam rejimiyle birlikte demokratik siyasete ciddi bir saldırı var. HDP başta olmak üzere demokratik siyaseti savunan bütün siyasi partiler, toplumsal kesimler ve çevreler bir abluka altına alınmaya çalışıldı. Bu süreç bağlamında bizler de bir buçuk yıl önce hem demokratik siyasetin daha güçlü hayat bulması hem de demokratik siyasetin olması gerektiği seviye açısından bir karar aldık. Bu karar çerçevesinde aslında yaygın bir örgütlenme gerçekleştirdik. Bugün itibariyle 50’ye yakın il ve 212 ilçede örgütlüyüz” diyerek seçimler için örgütsel yeterlilikleri olduğunu ifade etti.

HDP tek adam rejiminin ablukasında

HDP’ye açılan kapatma davasının Türkiye siyaseti açısından demokrasi ayıbı olduğunu belirten Uçar, “7 Haziran seçimlerinde HDP’nin Türkiye halkları, farklılıklar adına, çoğulcu ve katılımcı demokrasi adına kazanmış olduğu başarı, HDP’nin bugün karşılaşmış olduğu kapatma dahil bütün saldırıların temelini oluşturuyor. Bugün yaşamak zorunda bırakıldığımız tek adam rejimini engelleyen format aslında HDP 7 Haziran seçimlerinde yaşattı. Ama 1 Kasım seçimleriyle birlikte durum farklı bir hal aldı. Siyaset tek adam rejiminin her türlü saldırısıyla bir abluka altına girmiş oldu” diye konuştu.

HDP bileşeni olarak sorumluluğumuzu yapacağız

Seçim stratejisini bileşenleriyle belirleyen HDP’nin Yeşil Sol Parti ile seçimlere girme kararını değerlendiren Uçar, “Sadece bir seçim ittifakı değil, bir mücadele ittifakı olarak kendisini ifade eden Emek ve Özgürlük İttifakı var. Dolayısıyla ilgili bütün kurumların kararını önemli buluyoruz. Biz örgütsel yeterliliğimizi tamamladığımızda, HDP’nin bir bileşeni olarak eğer seçim sürecinde bir sorumluluk düşerse almaya hazır olduğumuzu ifade ettik” dedi.

‘Üçüncü yolla yeni bir yol mümkün’

Hem Türkiye hem dünya açısından yaşananların çoklu kriz olduğunu belirten Uçar, “Bu çoklu krizler karşısında sadece siyasi partilerin değil, bu krizlere maruz bırakılan bütün toplumsal kesimlerin de bir arayışı var. Bu arayışın kendisini Üçüncü Yol olarak tarif ettik. Bugün Türkiye toplumunun tek adam rejimiyle birlikte yaşamış olduğu ekonomik, ekolojik, hukuki şiddet, ister istemez hem siyasi partiler hem de toplumsal kesimler açısından yeni bir yolun mümkün olduğunu ifade etti. Mevcut sistemin dayattıklarına karşı sistem dışı bir arayışı ifade ediyor. Bizim açımızdan bir siyasetin yaşam bulması, onun ne kadar toplumla bütünleştiğiyle alakalı bir durum” diye konuştu.

Toplumun değişim talebi var

Saldırılara karşı toplumda ortak hareket etme motivasyonu oluştuğunu dile getiren Uçar şunları dile getirdi: “Türkiye’de toplumda en büyük talebin bir değişim talebi olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Bu değişim talebi birinci aşamada mevcut iktidarın, tek adam rejiminin değişmesi, ikinci aşamada ise Türkiye’den nasıl bir siyasetin gerçekleşebileceği, hangi siyaset mekanizmalarla yer alabileceği, toplumun bu siyaset mekanizmalarıyla neresinde yer alacağı… Üçüncü Yol bir anlamda toplumun demokratik olmayan siyasete, demokratik bir biçimde müdahale etmesidir. Bunu yapabilme koşulumuz var. Toplumdaki değişim talebi bize hem rehberlik hem öncülük ediyor. Biz de bu sürecin bir anlamda sözcüsü, bir anlamda emekçisi, bir anlamda yürütücüsü olmaya çalışacağız.”

ANKARA

#Yeşil #Sol #Üstümüze #düşen #sorumluluğu #yerine #getireceğiz

İstanbul’da Newroz çalışmaları hız kazandı

Bu yıl ‘Her Der Newroz, Her Dem Azadî’ şiarıyla Yenikapı’da yapılacak olan İstanbul Newroz’u için çalışmalar tüm hızı ile devam ediyor

HDK ve HDP öncülüğünde “Her Der Newroz, Her Dem Azadî” şiarıyla İstanbul’da kutlanacak Newroz için hazırlıklar tüm hızı ile devam ediyor. Yenikapı Miting Alanı’nda saat 11’de yapılacak Newroz için kentin birçok noktasına pankart asıldı. Pazar esnafı başta olmak üzere, ev ev, esnaf esnaf gezen HDP’liler dağıttıkları bildiriler ile herkesi Newroz’a davet etti.

İSTANBUL

#İstanbulda #Newroz #çalışmaları #hız #kazandı

Günay: Genel eğilim tek parti ile seçime girmek

Partileri ve bileşenlerinin genel eğiliminin tek parti çatısı altında seçime girmek olduğunu vurgulayan HDP Parti Sözcüsü Günay Günay, muhalefetin Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretmek yerine koltuk tartışması yaptığını söyledi

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta milletvekili ve Cumhubaşkanlığı seçimlerinin yapılacağını açıklamasının ardından karar Resmi Gazete’de yayımlanırken, siyasi partiler de seçim çalışmaları hız kazandı. Mereş merkezli iki büyük depremin ardından yaşanan yıkımın olduğu kentlerde halkla dayanışma içerisinde olan Emek ve Özgürlük İttifakı da seçimlere dair hazırlıklarını sürdürüyor. Diğer yandan Millet İttifakı (Altılı Masa), adaylık tartışmaları süresince İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, masadan kısa süreliğine ayrılması ve sonrasında cumhurbaşkanı adayını açıklamak için tekrar bir araya gelmeleriyle yapılan tartışmalar sonucunda Altılı Masa Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığında netleşirken, seçim takvimi de açıklandı. Emek ve Özgürlük İttifakı yaşanan deprem dolayısıyla cumhurbaşkanı adayı çıkarıp çıkarmama konusunu yeniden değerlendireceklerini açıklamıştı. Seçim takviminin belirlenmesiyle birlikte gündem yoğunlaşırken Emek ve Özgürlük İttifakı’nın seçim gündemli toplantıları da sürüyor.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay seçim gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Muhalefet çözüm olamadı

Altılı Masa’nın son bir yada bir buçuk yıllık sürecine bakıldığında sorunların çözümü için ciddi bir çaba sarf etmediklerini aktaran Günay, “Bir mutabakat metni yayınladılar ve onda bile ‘İstanbul Sözleşmesini imzalayacağız’ gibi bir ifadeye yer veremediler. Kadınların taleplerine rağmen açık yüreklilik ile bunu söyleyemediler ya da iktidarın yaptığı gibi kadını aile ve çocuk politikalarının içine, bu kavramlara sıkıştıran bir tablonun ötesine geçemediler. Bu bile aslında iktidarın belirlediği, o sınırlar içerisinde bir muhalefet halinin olduğunu gösteriyor. Özünde Türkiye halklarına, kadınlara ve gençlere çözüm vadeden, bu konuda demokratik bir gelecek vadeden bir çözüm bulmadıklarını gösterdi” ifadelerini kullandı.

Koltuk tartışması

Millet İttifakı’nda yaşanan son gelişmelerin demokrasinin inşasından ziyade bir koltuk hikayesi üzerinden yürüdüğünü söyleyen Günay, “Meseleyi demokrasi olarak değil, iktidarda nerede durdukları üzerinden tartışan ve değerlendiren bir tavır var. Muhalefetin iktidara göre pozisyon alma halini tekrardan doğruladı. Elbette Türkiye için ihtiyaç olan çok köklü değişikliklerin, doğrudan bir demokrasi hattını örmek, bir alternatif ve bir çözüm yolunu inşa etmek olarak görülebiliyor ama bir kez daha bu hattan uzaklaşıldığını ve bu hat olmadığını görmüş olduk” dedi.

HDP çözüm üretiyor

HDP’nin demokratik siyasetin birleşik hattı üzerinden yürüdüğünü aktaran Günay, bu hattın partileri olumlu anlamıyla etkilemesinin de mümkün olduğunu sözlerine ekledi. Günay, “Fakat biz kendi cephemizden kendi siyasi hattımız üzerinden bir tavır ve tutum sergiliyoruz. Bu tavır ve tutum elbette belki birilerini etkiliyor olabilir, demokratikleşme ve olumlu anlamıyla. Buna bir şey diyemem ama esas mesele HDP kendi yolunda yürümeye devam eden, Türkiye’deki sorunlara gerçekten çözümün nasıl geleceğini tanımlayan ve Türkiye halkları açısından demokratik siyaset zeminin nasıl olması gerektiğini her defasında vurgulayan ve bu hattı örmek için mücadele içerisinde olan bir parti. Bu hat üzerinden, demokratik siyasetin birleşik hattı üzerinden bir mücadele yürütüyor ve şu da bir hakikat; HDP sahada olan partilerden biri, halkıyla sokaklarda olan, bu konuda halkın nabzını çok doğru bir yerden tutan bir partidir. Kendi hattını da söylemini ve söylemini de hep bu halkın istemleri doğrultusunda bir yön verdi ve değerlendirdi” diye konuştu.

‘Tutumumuz açık ve nettir’

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı Adayı olarak Millet İttifakı’nda belirlenmesinin ardından HDP’yi Cumartesi günü ziyaret edeceği ve HDP’nin bakanlık istediği iddialarına ilişkin ise Günay şunları ifade etti: “HDP atacağı her türlü stratejik adımı mutlaka halklar lehine kazanımlara dönüştüren bir partidir. Bundan sonraki tavrı da tutumu da halklar lehine kazanımlara dönüştürmek için olacak. Mesele koltuk meselesi değil, mesele bir makamın paylaşılma meselesi değil, iktidarın paylaşılma meselesi değil. HDP’nin alacağı tavır Türkiye halklarına, kadınlara ve gençlere ne kazandıracak; demokrasi adına, özgürlükler adına, temel hak ve özgürlükler adına ne kazandıracak meselesidir. HDP bu tavır ve tutumda olacak. Bugüne kadar HDP’nin devraldığı o siyasi mirası ve mücadele geçmişi çok büyük bedeller ödenerek bugüne taşındı. Bedel ödemek, direnmek ve mücadele etmek üzerine siyasi hattı olan bir parti ama her direnişiyle de halklar lehine kazanımlar elde etti. HDP için bu konuda esas olan ilkeleri ve halklar lehine kazanımlar elde etmektir. Yeniyi inşa ederken bu kazanımlar nasıl olacak, HDP kendi tavrını, tutumunu, stratejik aklını, politik tutumunu belirlerken Türkiye halkları ne kazanacak tartışması üzerinden yürütür. Fikriyatının temel noktalarından biridir. Biz bu süreci yönetirken de, seçim sürecine girerken de elbette kendi politik tutumumuz çok açık ortada.”

Politik tutumlarına ilişkin 27 Eylül’de yayınladıkları deklarasyonu hatırlatan Günay, “Hatırlarsanız 27 Eylül’de yayınladığımız deklarasyon HDP’nin tutumunu çok açık bir şekilde ifade etmişti. Bu konuda özellikle parlamento seçimlerini çok güçlü önemseyen, parlamento seçimlerinde en güçlü çoğunluk ve temsiliyet ile Meclis’te olup ve tek adam rejiminin anlamsız hale getirdiği, şekli bir mekanizmaya dönüştürdüğü parlamento iradesini yeniden en aktif bir şekilde işletmede elbette yer alacağız. Bu bir kader seçimi. Türkiye halkları cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken, demokratik bir cumhuriyetle mi yola devam edecek yoksa bu cumhuriyet otoriter ve bugüne kadar ötekileştirdiği, yok saydığı bir hatta devam mı edecek? Bu yeni gelecek olan için de geçerli dolayısıyla Türkiye halkları cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken HDP demokratik bir cumhuriyetin inşasının nasıl olacağı üzerinden tartışmalar ve mücadele hattı yürütecek. Bizim hattımız budur ki son yaşanan deprem felaketi de bunun ne kadar elzem olduğunu bir kez daha gösterdi. Mevcut tek adam rejiminin nasıl Türkiye toplumunun hayatına kast ettiğini gösterdi. Aşırı merkezileştirilmiş, içi boşaltılmış, liyakattan uzak kurumların nasıl halkların canına kast ettiğini ve yaşamlarına mal olduğunu gösterdi. Bu tek adam rejiminin sonucuydu. Bunu değiştirmek ve demokratikleştirmek, ikinci bir yüzyılda daha demokratik bir Türkiye mücadelesi yürütmek elbette ki HDP açısından önemlidir” dedi.

Tek listeyle seçime girecek

HDP ve bileşenlerinin tek parti çatısı altında seçime girmesine yönelik baskın bir eğilimin olduğunu kaydeden Günay, “Emek ve Özgürlük İttifakı’nın birkaç gün sonra tekrar toplantısı olacak ve tartışmalarımız sürüyor. Daha kapsamlı tartışmalar yürütülecek. Sonuçta Emek ve Özgürlük İttifakı, Türkiye’de gerçekten emeğin ve özgürlüklerin tanımlanması ve mücadele açısından çok önemli bir ittifak. Başka bir Türkiye’nin mümkün olduğunu söyleyen bir ittifak ama tartışmalar devam ettiği için yakın zamanda tekrar toplantılar gerçekleşecek. Ama özenle belirtmek gerekir ki bizim HDP ve bileşenlerimizin genel baskın eğilimi tek parti çatısı altında seçime girmektir. Bu faşizm koşullarında dar parti hesapları yapmak yerine demokrasi güçlerinin birlikte kazanacağı bir formül bulmak gerekir. Birlikte büyümemizin ön koşulu güçlü bir meclis grubu ile diğer iki ittifaka karşı kurucu siyaset yapmaktır” diye konuştu.

Haber: Melek Avcı / Ankara – JinNews

#Günay #Genel #eğilim #tek #parti #ile #seçime #girmek

HDP ‘iki dönem’ kuralını esnetmeyecek

17-25 Mart tarihleri arasında Genel Seçimler için milletvekili aday adayı başvurularını alınması beklenen HDP’de, Belediye eşbaşkanlarının aday olmayacağı ve iki dönem kuralının esnetilmeyeceği öğrenildi

Halkların Demokratik Partisi (HDP), 14 Mayıs’ta gerçekleştirilecek Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimler için çalışmalarını sürdürüyor. Tüm kentlerde İl Seçim Koordinasyonu oluşturan HDP, partinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) ve Parti Meclisi (PM) üyeleriyle çalışmaların her aşamasını takip edecek.

İsim havuzu oluşturuldu

HDP, aday adayı başvurularını 17-25 Mart tarihleri arasında almaya başlayacak. Tüm kentlerde eğilim yoklaması çalışmalarını tamamlayan HDP, isim havuzu oluşturdu. HDP, sembol isimlere de adaylık teklifi götürecek.

Seçilmişler başvuramayacak

Yerel seçimlerde Belediye Eşbaşkanı, Belediye Meclis üyesi ve İl Genel Meclisi üyesi seçilenler, başvuru yapmayacak. HDP Merkez Yürütme Kurulu toplantısında da masaya yatırılan milletvekili adaylığı için iki dönem kuralının esnetilmemesinde görüş birliğine varıldı.

Haber: Özgür Paksoy / MA

#HDP #iki #dönem #kuralını #esnetmeyecek

Kontrolsüz ve kaçak nakiller şap hastalığını yaydı

Veteriner Hekim Çağdaş Topal, şap hastalığının yayılmasının önüne geçilmesinin endüstriyel hayvancılık ile değil, ekolojik tarım ve hayvancılık politikalarına dönüş ile olabileceğini söyledi

Türkiye genelinde hayvanlarda görülen SAT2 serotipi şap hastalığı nedeniyle birçok ilde canlı hayvan pazarları kapatılıp, karantina işlemi uygulanmaya başlandı. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından tüm hayvan nakilleri durdurulurken, birçok ilde de valilikler tarafından süt ve et ürünlerinin satışı yasaklandı. 2 ay önce ilk vakaları görülen hastalık, alınmayan önlemler ve hayvan hareketliliğinin kısıtlanmaması nedeniyle neredeyse tüm illere yayıldı. Çift tırnaklı hayvanların akut seyirli, çok bulaşıcı ve zoonotik karaktere sahip viral bir enfeksiyon olan hastalığın bulaşma oranı da yüksek. Hayvan topluluklarında bulaşıcılığı yüzde 100’e kadar ulaşabilen hastalık için Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından aşı üretimi için çalışmalar başladı.

Mücadele edilmesi zor bir hastalık

Tarım, Hayvancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen) İzmir Şube Başkanı Veteriner Hekim Çağdaş Topal, hastalığın yayılma hızı, etkileri ve nedenleri ile ilgili Mezopotamya Ajansı’ndan Tolga Güney’e konuştu.

Üretilen aşı denenmeden uygulanacak

Topal, hastalığın hava yolunun yanı sıra dışkı, idrar ve süt ile birlikte de bulaşabildiğini, 7 serotipi olan hastalığın serotipler arasında çapraz bağışıklığı olmadığı için mücadelesinin de zor olduğunu belirtti. Her serotip için ayrı bir aşı üretimi yapılması gerektiğini aktaran Topal, “SAT2 serotipi daha önce Türkiye’de görülmedi. Fakat Uzak Asya ve bazı Avrupa ülkelerinde görüldü. Şu an kullandığımız aşılar bu serotip için etkili değil. Bu nedenden dolayı Şap Enstitüsü tarafından bir aşı üretimi başlamış durumda. Ancak daha önce SAT2 ile ilgili aşı çalışması yapılmadığından dolayı üretilen aşının deneme aşaması yapılmadan uygulamaya konulacak. Umarım etkili bir aşı üretilebilir” dedi.

Hızlı bulaşıyor

Topal, “Hastalık ilk önce ağızda salya akıntılarına neden olur. Salya akıntısı tırnak, meme ve deriye de bulaşarak lezyonlar oluşturur. Yoğun ateşle başlar. Ölüm oranı daha önceki serotiplerde yüksek değilken, bu serotipte fazla. Hastalık toprakta uzun süre aktif olarak kalabiliyor. Yemlerde 5 aya kadar toprakta canlılığını koruyabiliyor. Bu nedenden dolayı özellikle hayvan hareketlerinin yoğun olduğu yerlerde, sürü arasında bulaşma yoğundur” diye belirtti.

Hastalığın tüm Türkiye’ye yayıldığını belirten Topal, hayvan hareketlerinin kısıtlanmasıyla mücadele edilebilecek bir hastalık olmadığını, hayvan sağlığı ve politikalarıyla ilgili yetkili kurumların daha bilimsel tabanda uygulamalar yapması gerektiğini ifade etti.

Kontrolsüz nakiller

Hastalığın yayılmasında kontrolsüz hayvan hareketlerinin etkili olduğunu belirten Topal, daha önce kaçak hayvan nakillerine büyük cezalar verilirken bu cezaların düşürüldüğünü söyledi. 800 lira olarak uygulanmaya başlayan cezanın bu yıl 150 lira olduğunu belirten Topal, “Hayvanlar iller arasında nakil yapılırken veteriner kontrolünden geçmiyor. Normal bir uygulamada veteriner kontrolü yapıldıktan ve araçlar dezenfekte edildikten sonra nakillere izin verilir. İdari yaptırımların azalmasıyla kaçak hayvan hareketleri daha kolay bir hale geldi. Aynı zamanda deprem felaketi ile birlikte hayvan geçişleri daha da arttı. O bölgede meralar, ağırlar kullanılamaz hale gelince, insanlar yok fiyatına hayvanlarını sattılar. Bu hayvanlar hiç bir kontrol olmadan Türkiye’nin her yerine yayıldı” diye aktardı.

Alternatif ekolojik tarım ve hayvancılık

Bir başka nedenin de endüstriyel hayvancılık olduğuna işaret eden Topal, “Ticari hayvancılıkla hayvanları bir araya getirildi, yoğun popülasyonlar şeklinde bir arada tutmak hastalıklarda mutasyonu hızlandırmaktadır” dedi. Topal, bunun alternatifini neoliberal politikalarla üretmenin mümkün olmadığını, tüketimin azaltılarak küçük popülasyonlar halinde üretim yapılabileceğini, tamamen önlenmesinin ciddi bir politika gerektirdiğini belirtti. Beslenme alışkanlıklarını değiştirmek gerektiğini vurgulayan Topal, alternatif ekolojik tarım ve hayvancılık yapılarak doğaya dönüş olması gerektiğini ifade etti.

HABER MERKEZİ

#Kontrolsüz #kaçak #nakiller #şap #hastalığını #yaydı

Dün Halepçe, bugün Zap

Şêx Mahmud Berzenci İsyanı’ndan Dersim’e, Halepçe’den Zap ve Heftanin’e 103 yılda Kürt halkına karşı yürütülen soykırım saldırılarında onlarca kez kimyasal silahlar kullanıldı

Bugün Saddam Hüseyin’in binlerce Kürt’ü kimyasal silah ile katlettiği Halepçe Katliamı’nın yıl dönmü. Her yıl olduğu gibi bu yıl da katliamda yaşamını yitireler anılacak. Dün Helepçe katliamda var olan sessizlik, bugün Türkiye’nin Federe Kürdistan Bölgesi’nde kullandığı belirtilen kimyasal silahlara karşı da sürüyor.

Kürt halkına karşı yürütülen kimyasal silah saldırıları Helepçe ve Federe Kürdistan ile sınırlı değil. 1920’lerden bu yana Kürt halkına karşı kimyasal silahlar kullanılıyor. Şêx Mahmud Berzenci İsyanı’ndan Werxelê ve Zap’a kadar birçok kez kimyasal silahı kullandı.

Halepçe Katliamı’nın 35’inci yıl dönümünde RojNews, Kürt halkına karşı kimyasal silah kullanımının kısa bir tarihini derledi.

1920 yılında başladı

1920’li yıllarda Süleymaniye’de Şêx Mahmud Berzenci’nin direnişine karşı İngilizler savaş uçaklarından zehirli gaz atarak 10 bine yakın Kürdü katletti. 1937-1938 yıllarında Dersim Katliamı sırasında Türkiye’nin zehirli gaz kullanması sonucunda 70 bin sivil Kürt katledildi.

Halepçe

İran ile Irak arasında 8 yıl süren savaşın son günlerinde savaş iyice şiddetlenmişti. İran Kürdistanı (Rojhilat) ve Federe Kürdistan sınırları da bu savaşın yürütüldüğü yerlerdendi.

Bu savaşta İran ve Irak birbirlerine karşı ağır silahlar kullanarak sivilleri hedef aldı. Bunlardan biri de Rojhilat’taki Serdeşt kentiydi. 1987 yılında Serdeşt, Baas rejimi tarafından bombalandı. Bombardıman sonucunda 130 sivil katledildi ve binlerce yurttaş yaralandı.

16 Mart 1988’de Halepçe semalarını savaş uçaklarının sesi doldurdu. Kuzey Teşkilat Ofisi başkanı Ali Hasan Mecid liderliğindeki Baas rejimi, Kürt halkına karşı kimyasal silah kullanmaya başladı.

Halepçe Katliamı sonucunda 5 bin sivil katledildi, yaklaşık 10 bin kişi de yaralandı.

1994-2011 yılları

İnsan Hakları Derneği (İHD) tarafından 26 Ağustos 2011 tarihinde “Türkiye’de savaş döneminde kimyasal ve biyolojik silah kullanıldığı iddiaları üzerine” isimli yayınlanan raporda, 1994-2011 yılları arasında 46 kez kimyasal silah kullanıldığı ve bu saldırılarda 437 PKK’linin yaşamını yitirdiği belirtilmişti.

Belgelerle kanıtlandı ancak sessizlik sürdü

25 Şubat 1986’da Türk Silahlı Kuvvetleri, Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından yayınlanan kararda, “İhtiyaç duyulan durumlarda göz yaşartıcı ve mide bulandırıcı bombalar kullanılabilir, tünellerin kullanılmaması için ise zehirli gazlar kullanabilir” ifadeleri yer almıştı. Karar, 23 Ağustos 1989 tarihinde İkibine Doğru isimli dergide Orgeneral Necdet Öztorun imzasıyla yayınlanmış, Türk ordusu yıllarca bu belge konusunda sessiz kalmış ve belge 2010 yılında Alman Federal Hükümeti’ne teslim edilmişti. Almanya Dışişleri Bakanlığı da Ocak 2011’de yaptığı açıklamada, sadece böyle bir emrin gerçekten var olup olmadığını belirlemeye çalıştığını belirten bir açıklama yaptı. Ama hiçbir sonuca ulaşılamadı.

Askerden itiraf

11 Mayıs 1999’da Şirnex’ın Ballıkaya mevkiinde bir mağarada 20 PKK’li katledilmişti. 2011 yılında ROJ TV ve ANF’de yayınlanan çatışma sonrası görüntülerde bazı askeri yetkililerin, “Askerlerimiz şu anda zehirlenme tehlikesiyle karşı karşıya. Ama yine de, kahramanca gelip içeri giriyorlar. Aradan bir gün geçmesine rağmen gaz halen etkisini sürdürüyor” ifadeleri yer alıyordu. Askeri yetkili kimyasal ve zehirli gazlar kullanıldığını itiraf ediyordu.

Türkiye’nin Federe Küridtsan’da PKK alanlarında kimyasal silah kullanımına dair bazı örnekler;

1989’da Cudi Dağında kimyasal silah kullanıldığı belgelendi.

1994 yılında Semsûr’daki (Adıyaman) Bezar Dağında kimyasal silahlar kullanıldı ve 22’si yeni katılan ve halen sivil olan 28 PKK’li yaşamını yitirdi.

1994 yılında Wan yakınlarındaki Reşkê Dağında kimyasal silah kullanımı sonucu 42 PKK’li yaşamını yitirdi.

1995 yılında Sêrt’in (Siirt) Şêx Cuma Vadisinde kimyasal silahlarla 80 PKK’li yaşamını yitirdi.

1999 yılında Êlih’in (Batman) Sason’da 15 PKK’li ve 2 sivil kimyasal silahlarla yaşamını yitirdi.

22-24 Ekim tarihleri arasında Colemêrg’ın (Hakkari) Geliyê Tiyarê Bölgesinde (Kazan Vadisi) Türkiye’nin kimyasal silah kullanımı sonucu 35 PKK’li yaşamını yitirdi.

Geliyê Tiyarê

Dönemin Hakkari İHD yöneticileri ve yaşamını yitiren PKK’lilerin aileleri saldırının gerçekleştiği alanda incelemelerde bulunmuş ve konuyu uluslararası gündeme taşımıştı. Aileler ve görgü tanıkları PKK’lilerin vücutlarında hiçbir mermi izinin olmadığını, cenazelerin yandığını ve yeşil lekelerin oluştuğunu belirtmişti.

17 Şubat 2018’de Efrîn’in Şiyê ilçesine bağlı Erendê köyünde kimyasal silahlarla 6 sivil yaralandı.

2019 yılında Türkiye’nin saldırıları sırasında, Serêkaniyê’de sivillere karşı kimyasal silah kullanıldı. Türkiye’nin kimyasal silah saldırıları sonucunda vücudu yanan 13 yaşındaki Mihemed Hemîd’in görüntüleri dünya kamuoyunun gündemine girmişti.

Garê

2021 yılında Federe Kürdistan’a başlayan saldırılarda 46 PKK’li kimyasal silah saldırıları sonucunda yaşamını yitirdi. 2022 yılından şu ana kadar ise Türkiye’nin kimyasal silah saldırıları sonucunda 55 PKK’li yaşamını yitirdi. Yani 2021 yılından şimdiye kadar toplamda 101 PKK’li yaşamını yitirdi.

14 Nisan 2022 gününden itibaren Zap, Avaşîn ve Metîna alanlarına yönelik olarak gelişen saldırılarda kullanılan kimyasal silahlarda Türkiye, KDP’nin etkin desteğini de almıştır.

KDP ortak oldu!

Saldırılar devam ederken KDP, yabancı heyetlerin bölgeyi ziyaret etmesine ve kimyasal silah kullanımının araştırılmasına izin vermedi. 17 Nisan 2022 tarihinde KDP, kimyasal saldırılarına karşı bin 200 maskeye el koyduğunu açıkladı.

Nükleer Savaşın Önlenmesi için Doktorlar (IPPNW) heyetinden Dr. Josef Savary ve Dr. Jan van Aken, kimyasal silahların kullanıldığı bölgelere incelemelerde bulunmak amacıyla gitmek istedi ancak KDP heyetin Medya Savunma Alanları’na girmesine izin vermedi.

IPPNW, Türk devletinin kimyasal silah kullanmasına ilişkin hazırladığı raporda, “Kanıt elde edildi, soruşturma başlasın” ifadelerine yer verdi.

IPPNW ayrıca, Türkiye’nin Federe Kürdistan’da kimyasal silah kullanıp kullanmadığının tespiti için bağımsız bir soruşturma başlatılması gerektiğini bildirdi.

Önceki yıllarda başka bazı örgütler ve dünyanın diğer ülkelerinden gelen heyetler de Federe Kürdistan’a giderek kimyasal silah kullanımını araştırmak istediler ancak KDP onlara da izin vermedi.

Kimyasal saldırılar aralıksız devam ediyor

103 yıldır Kürt halkına karşı kimyasal silahlar kullanılıyor. Şimdiye kadar bu silahlarla binlerce Kürt katledildi. Ancak dünya sessiz! Özellikle son yıllarda Türkiye Federe Kürdistan’a yönelik aralıksız saldırılar düzenlemektedir. Bu saldırılarda kimyasal silah kullanıldığına dair bazı görüntüler haber ajansılarına da yansıdı.
Görüntüleri izleyen TTB Genel Başkanı ve Adli Tıp Uzmanı Şebnem Korur Fincancı, ‘kimyasal kullanılmış olabileceğini ve olayın araştırılması gerektiğini’ belirtmiş sözlerinin ardından 27 Ekim’de tutuklanmıştı. Fincancı 3 ay tutukluluğunun ardından serbest bırakıldı.

Kaynak: RojNews

#Dün #Halepçe #bugün #Zap

Selde can kaybı 15’e yükseldi

Semsûr’da ve Riha’da etkili olan yağışların neden olduğu selde can kaybı sayısı 15’e yükseldi

Selin etkili olduğu Riha’da suyla dolan Abide Köprülü Kavşağı ve alt geçidindeki arama kurtarma çalışmalarında 1 kişinin daha cenazesine ulaşıldı.

Riha ve Semsûr’da önceki gün akşam saatlerinde başlayan yağmur sonucu bazı dereler taşmış, evler, araçlar ve yollar suyun içinde kalmıştı. Tayyip Erdoğan’ın katılımı ile 3 ay önce açılan Abide Köprülü Kavşağı’nı da su basmıştı. Alt geçitten çıkarılan araçta 2 kişinin cenazesine ulaşılmıştı.

Semsûr’da ise konteynırın suya kapılması nedeniyle 1 yurttaş hayatını kaybetti.

HABER MERKEZİ

#Selde #kaybı #15e #yükseldi

Çağlayan Adliyesi önünde gözaltına alınan 45 kişi serbest bırakıldı

Çağlayan Adliyesi önünde gözaltına alınan ESP, SGDF ve Kaldıraç üyesi 45 kişi, ifade işlemlerinin ardından serbest bırakıldı

Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Parti Meclisi, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) ve Sosyalist Kadın Meclisi (SKM) üyeleri, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 12 Mart’ta gözaltına alınan üyelerinin serbest bırakılması için dün Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi önünde protesto gösterisi düzenledi.

Eylem sonrası polisler tarafından darp edilerek gözaltına alınan 45 kişi, akşam saatlerinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı.

İSTANBUL

#Çağlayan #Adliyesi #önünde #gözaltına #alınan #kişi #serbest #bırakıldı

Tutuklu yakınları Newroz’da özgürlüğü haykıracak

İstanbul’da 19 Mart Pazar günü yapılacak Newroz’da alanda olacak tutuklu yakınları, ‘Hem Öcalan’ın hem de çocuklarımızın özgürlüğünü haykıracağız. Abdullah Öcalan’dan iki yıldır haber alınmıyor’ diyerek barış taleplerini de yineledi

“Her der Newroz, her dem azadi” ve “Newroz ateşiyle özgürlüğe” şiarıyla gerçekleştirilecek 2023 Newrozu için hazırlık çalışmaları devam ediyor. Dün startı Colemêrg’in (Hakkari) Şemzinan (Şemdinli) ilçesinde verilen Newroz, İstanbul’da ise 19 Mart Pazar günü Fatih ilçesinde bulunan Yenikapı Meydanı’nda yapılacak.

Her kesimin renkleri ve talepleri ile yer alacağı Newroz’da İstanbul’un birçok noktasında hasta ve infazı yakılan tutukluların serbest bırakılması için Adalet Nöbeti eylemini gerçekleştiren tutuklu yakınları da olacak. Aileler tecrit altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan için ile tutuklu çocukları için özgürlük talep edeceklerini belirtti.

‘Barışın Newroz’u olacak’

Tutuklu yakınlarından Fince Akman, diğer halklar için “baharın gelişi” anlamına gelen Newroz’un Kürt halkı için baskı ve zulme karşı “direnişi” temsil ettiğini belirterek, “Eski Newrozları hatırlıyorum çok fazla şiddet vardı. Bırakmıyorlardı kutlayalım. Fakat yine de mahalle aralarında araba tekerleklerini yakarak ateşi harlıyorduk. Bu yıl ki Newroz barışın Newroz’u olacak” diye belirtti.

‘Kimse gözümüzü korkutamaz’

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecride değinen Akman, “Hem Öcalan’ın hem de çocuklarımızın özgürlüğünü haykıracağız. Abdullah Öcalan’dan iki yıldır haber alınmıyor. Kimse gözümüzü korkutamaz. Hiçbir dinde, hukukta böyle bir şey yok. Yaklaşan seçimde de AKP ve MHP’nin gitmesi için uğraşacağız, evde oturmayacağız” dedi.

Newroz ateşini birlikte yakalım

Tutuklu yakını Kumru Akgül, başta tüm tutuklu anneleri olmak üzere herkese şu çağrıyı yaparak şunları söyledi: “Bu yıl ki Newroz Kürt halkı ve tutuklular için umarım Özgürlüğün Newrozu olur. Öcalan’ı özgürleştirmek ve tecridi kırmak için bütün annelere ‘fistanlarınızı giyin gelin Newroz ateşini birlikte yakalım’ diyorum. Em nebin yek em ê herin yek bi yek.”

‘Biz kadınlar onun sayesinde özgürlüğü tanıdık’

7’den 70’e herkesi 19 Mart’ta Yeni Kapı’ya çağıran tutuklu yakını Gülsüm Öztürk ise, “Öcalan serbest bırakılmadığı sürece durmayacağız. Bunu iyi bilsinler. Biz kadınlar onun sayesinde yaşamı, özgürlüğü tanıdık. Çağrımız şudur ki; Sayın Abdullah Öcalan serbest bırakılsın. Artık kanın dökülmesini istemiyoruz, annelerin gözyaşlarının durmasını istiyoruz” diye konuştu.

İSTANBUL

#Tutuklu #yakınları #Newrozda #özgürlüğü #haykıracak