Ana Sayfa Blog Sayfa 781

Enkaz altında kalan 2 çocuk kayıp

Nurdağı Belediyesi’nin AKP’li meclis üyesi Yunus Kaya’nın sahibi olduğu depremde birçok kişiye mezar olan blokların enkazında kalan 2 çocuk bulunamadı

Mereş merkezli depremlerde on binlerce insanhayatını kaybederken bedenine ulaşılamayan yurttaşların haberleri de gelmeye devam ediyor. Dîlok’a (Antep) bağlı Nurdağı’ndan da bezer bir haber geldi.

AKP’li müteahhit Yunus Kaya’nın sahibi olduğu CCK Grup’un ilçede yaptığı tüm binalar yakın zamanda inşa edilmiş olmalarına rağmen Mereş merkezli depremde yıkıldı.

Yıkılan binalarda yurttaşların belirttiğine göre, 300’den fazla kişi yaşamını yitirdi. CCK Grup Yönetim Kurulu Başkanı Yunus Kaya, aynı zamanda AKP’li Nurdağı Belediye Başkanı Ökkeş Kavak’ın kurduğu Kavak İnşaat’ın sahibi Osman Kavak’ın da ortağı olduğu ortaya çıktı.

Yaşananların ardından Nurdağı AKP’li Belediye Başkanı Kavak ve AKP’li Belediye meclis üyesi müteahhit Kaya gözaltına alınarak tutuklandı.

Kaya’ya ait binalarda kayıp çocuklar

İçinde bakanlıkların da olduğu bu organizasyon nedeniyle birçok ailenin yaşam hikâyeleri yarım kaldı.

MA’dan Ömer İbrahimoğlu’nun haberine göre geride kalanlardan biri de oğlunu, gelini ve bir torunu yaşamını yitiren, 2 torunu ise kayıp olan Seyran Ösün (59). Oğlu İsmail, 1 buçuk sene önce Nurdağı’nın Bahçelievler Mahallesi’nde bulunan CCK binaları C Blok’larının 2’nci katında bir daire aldı. Depremde 5 katlı binanın tamamı çökerek içindeki insanların çoğu hayatını kaybetti. Depremin ancak 3’üncü gününde enkaza müdahale eden yetkililer, çoğu kişinin cesetlerine ulaştı. Ösün ailesinden ise baba İsmail, anne Medine ve kızlarının cesetleri çıkarılırken, 9 ve 13 yaşlarında olan Siraç ve İsmet’ten ise bir ize rastlanmadı.

Depremin üzerinden bir aydan fazla süre geçti. Babaanne Seyran Ösün, torunlarının en azından bir mezarı olmasını istediğini dile getirdi.

Bağıra bağıra öldüler

5 çocuğunun olduğunu söyleyen Ösün, depremde 2 çocuğu ve 2 torununun öldüğünü dile getirdi. Depremde yalın ayak dışarı kaçtığını ifade ede Ösün, “Yalın ayak kaçtık nereye sokulacağımızı bilmedik. Çocuklarım bağıra bağıra öldüler. Torunlarımı bulamadım, çocuklarım hayatını kaybetti” şeklinde konuştu.

Bir mezarları olsun yeter

Şeker hastası olduğunu, geçici olarak bir konteynerde kaldıklarını belirten Ösün, bir hafta enkaz başında beklediklerinin altını çizdi. Ösün, devamla şunları kaydetti: “Birkaç gün sonra sabah saat 4 gibi benim oğlumu aradılar. Oğlum gitti enkazın başına orada cesetleri çıkarmışlar. Bana söylemediler. Ben de sabah gittim. Mezarını parçaladım oğlumun. Hükümet yetkilileri depremin 3’üncü günü gelip enkaz kazmaya başladılar. Yetkililer bize ‘Buluruz’ dediler. İkisini de bulamadık. Torunlarım bulunsun başka bir şey istemiyorum. Bir mezarları olsun yeter.”

DÎLOK

#Enkaz #altında #kalan #çocuk #kayıp

Palavra gecesi: 41 milyar nerede?

Depremden 10 gün sonra iktidarın desteğiyle büyük şatafatla yapılan ‘Türkiye Tek Yürek’ kampanyasında beyan edilen 115 milyar liranın sadece 74 milyarının gerçek olduğu, yaklaşık 41 milyarının ise palavra olduğu anlaşıldı

Mereş merkezli depremlerden sonra, henüz yurttaşlar enkaz altından kurtarılmayı beklerken, AKP’li cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın himayesinde gerçekleştirilen ‘Türkiye Tek Yürek’ kampanyasıyla ilgili sorulan nihayet yanıtlandı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, ‘Türkiye Tek Yürek Kampanyası’nda taahhüt edilen 115 milyar 146 milyon 528 bin liranın sadece 74 milyar 118 milyon 164 bin lirasının ‘yatırıldığını’, geriye kalan bölümün ise ortalıkta olmadığını itiraf etti. Böylece, o gece şöhretli sanatçı ve sunucularla yapılan kampanyanın aslında bir ‘yalan rüzgârı’ olduğu, kamu ve özel bağışçıların iktidara yaranmak için bol keseden atıp tuttukları ama pratikte sözü verilen paraların yaklaşık 41 milyar lirasının yatırılmadığı anlaşıldı.

Devlet de yalan söylemiş

Daha da ilginç olan ise, bu ‘palavra’ yarışında yer alan devlete bağlı kurumların da beyan ettikleri miktarları yatırmamış olması. O günlerde, söz konusu olan 115 milyar liranın 86,1 milyarını devlet şirketlerinin verdiği belirtilmiş ve Merkez Bankası dahil olmak üzere bu kamu kurumlarının bağışçı olması çok eleştirilmişti. Ancak Oktay’ın açıkladığı verilere göre, gerçekten yatırılmış olan 74 milyar 118 milyon 164 bin lira, bu miktarı bile karşılamıyor. Yani, özel şirketler ve yurttaşların tamamı yalan söylemiş olsa bile, yine de devletten çıktığı söylenen 86.1 milyarlık rakama ulaşılamıyor?

Yalancıları açıklayın!

Oktay’ın verdiği rakamlardan sonra birçok yurttaş, bu büyük skandala tepki gösterirken, kayıp 41 milyarın kimler tarafından taahhüt edilip de verilmediğinin açıklanmaması soru işaretlerine neden oldu. Yurttaşlar, o gece boyunca milyonlarca liranın sözde havada uçuştuğunu, holdinglerin, şirketlerin, iktidardan ihale kapmak isteyen müteahhitlerin bol keseden bağış açıkladığını belirtirken, taahhütte bulunan ama parayı vermeyenlerin isimlerinin tek tek açıklanmasını istiyor. Geceye SMS atarak katılan dar gelirli yurttaşların bağışlarının anında kayıtlara geçtiğini ama şirketler ve kamu kurumlarının taahhütlerinin ne kadarının gerçekleştiğinin dekontlarla kanıtlanması gerektiğini belirten yurttaşlar, bu büyük ‘palavra gecesi’nin tüm kayıtlarının açıklanmasını istiyor. Bilindiği gibi, bağış gecesinin hemen ertesi günü bağışçılardan Cengiz Holding’in büyük miktarda ‘teşvik’ kopardığı, Kalyon inşaatın da deprem bölgesindeki ihalelerden ciddi pay aldığı ortaya çıkmıştı.

Çay-şeker, terlik ve 41 milyar

Yurttaşlar “Toplanan 115 milyar lira nerede” diye sorarken İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun önceki gün Mereş’te “Kahvaltılık ürün, çay ve şeker, terlik istiyoruz” demesi, tartışmaları yeniden tetiklerken, AKP’nin hazırlayıp TBMM’ye sunduğu Afet Yeniden İmar Fonu’nun kapsamına “Türkiye Tek Yürek” k0ampanyasında toplanan paraları dahil etmemesi de tepki çekti. CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka ise “Her krizi fırsata çeviren, her afette IBAN numarası paylaşan iktidara soruyorum: Toplanan 115 milyar 146 milyon 528 bin lira bağış nerede? Bu bağışları nereye harcadınız? Afet sonrası zararı millet karşılayacaksa, siz ne işe yarıyorsunuz? Yeni konutların inşası iddiasıyla milyarlar toplayanlar, çadır sorununu dahi çözemedi.” dedi.

Aynısı Wan’da da olmuştu

‘Türkiye Tek Yürek’ kampanyasında yaşanan skandalın bir benzeri de 2011’deki Wan depreminden sonra yaşanmıştı. Depremin arından TV’lerde yardım sözü veren iş insanları oradan kaybolmuş, taahhüt edilen yardımların yarısı gelmemişti. O günlerde Türkiye’nin önde gelen 19 televizyonunun ortak yayını ile destek verdiği yardım kampanyasına katılan birçok iş insanı, taahhüt ettiği bağışları yerine getirmemiş, ortak yayında yaklaşık 62 milyon liralık bağış yapılması taahhüt edilirken bu miktarın yarısı bile gelmemişti.

Denetim de yok

115 milyar olarak bildirilen ama 74 milyarı yatırılan ‘Türkiye Tek Yürek’ gecesi bağışları, TBMM’ye sunulan ‘Afet Yeniden İmar Fonu’nun kapsamına da alınmadı. Böylece söz konusu para, tamamen denetimsiz olarak kaldı. AKP’li Cemal Öztürk, bu konudaki sorulara, “Toplanan o paralar bu fona aktarılmayacak. AFAD’a mı, ilgili kurumlara mı artık bilemem ama o paralar bu fonun maksadının dışında bir olay” yanıtını verdi.

Teşvikler tam gaz sürüyor!

Bu arada, bağış gecesinin şaibeli bağışçılarından Cengiz Holding, teşvikleri toplamaya devam ediyor. 2023 yılı Ocak ayında teşvik belgeli yatırım sayısı önceki yılın aynı ayına göre yüzde 116 artarak 1496’ya çıkarken, öngörülen sabit yatırım ise yüzde 150 artarak 83.1 milyar lira oldu. Bunlar arasında bulunan Cengiz İnşaat, Çoruh elektrik ve diğerlerine 83.1 milyar lira teşvik öngörüldü.

HABER MERKEZİ

#Palavra #gecesi #milyar #nerede

Tutuklu kadınlardan Newroz mesajı: Hiçbir korku milyonların akışını engelleyemez

İzmir Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’ndeki tutuklular JINNEWS’e gönderdikleri Newroz mesajında, ‘Hiçbir korku ve kaygı milyonların akışını engelleyemez’ vurgusu yaptı

Bu yıl depremde hayatını kaybedenlere adanan 2023 Newroz’u için birçok yerde ateşler yakılmaya başlandı. İzmir Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’ndeki tutuklular da JINNEWS’e gönderdikleri mektupla Newroz mesajı verdi.
Newroz’larda hayatını kaybedenlerin anılmasıyla başlanan mektupta, “Öncelikle Newroz’un gerçek anlamını eşsiz mücadele ile kazandıran Önder Apo’yu selamlıyoruz. Önderliğin şahsında halkımızın Newroz’unu kutluyoruz. Çağdaş Kawa Mazlum Doğan şahsında bedenlerinde yaktıkları ateş ile özgürlük meşalesi olan Newroz şehitlerini saygıyla anıyoruz” denildi.

Halkımızın mücadelesi karanlığı aydınlığa çevirecek

Newroz’ın karanlığa karşı özgürlük kıvılcımı olduğu belirtilen mektupta kadın tutuklular şunları dile getirdi: “Halkımız asla zalimlerin zulmüne karşı boyun eğmedi. Karanlığa teslim olmadı. İnanıyoruz ki halkımız tarihi mücadelesi ile karanlığı aydınlığa çevirecek. Newrozlaşan halkımız bugün tüm korku duvarlarını yıkmış durumda. Hiçbir korku ve kaygı milyonların akışını engelleyemez.

Her yerde sesimizi yükseltelim

Bizler her ne kadar bulunduğumuz koşullarda bu imkanı bulamasak da, sizlerin moral ve coşkusu bizleri de heyecanlandırıyor. Bizler zindanda da olsak tilileriyle 8 Mart’tan Newroz alanlarına akanları hissediyoruz. Kemal Pir arkadaşın ‘faşizm sesten korkar’ dediği gibi bizler de inatla her yerde sesimizi yükseltelim.

Bizler bu yıl ki Newroz’u özgürlük mücadelesinin 50’nci yılının coşkusu ile karşılıyoruz. ”

Kadınlar son olarak, 2019’da PKK Lideri Abdullah Öcalan için başlatılan açlık grevleri sürecinde hayatını kaybeden Zülküf Gezen, yine Abdulrezzak, Halil Güneş, Vedak Ekmen ve cezaevinde sistematik işkence ve tecavüz sonrası hayatını kaybeden Garibe Gezer andı.

İZMİR

#Tutuklu #kadınlardan #Newroz #mesajı #Hiçbir #korku #milyonların #akışını #engelleyemez

Kazanhan davasında aranan fail polis 3 haftadır yakalanamıyor

Nihat Kazanhan davasında tutuklamaya dönük yakalama kararı çıkartılan fail özel harekat polisi Mehmet Nurbaki Göçmez, 3 haftadır bulunamadı

Şirnex’in Cizîr ilçesinde 14 Ocak 2015 tarihinde Özel Harekât polisi Mehmet Nurbaki Göçmez tarafından katledilen 12 yaşındaki Nihat Kazanhan davası, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) yaşam hakkının ihlal edildiği kararı vermesiyle bozularak yeniden görülmeye başlanmış fail polis hakkında yakalama kararı çıkartılmıştı.

Polis memuru Göçmez aradan 3 hafta geçmesine rağmen yakalanamadı.

Yerel mahkeme direnemez

Kazanhan ailesinin avukatı Şirnex Barosu Başkanı Rojhat Dilsiz, failin aradan geçen zamana rağmen yakalanmamasına dikkat çekerek, “Kazanhan davası ülkedeki cezasızlık politikasının bir örneği niteliğinde. En son AYM’nin de bizi kısmen tatmin ettiği dosyanın ilk duruşmasında fail hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. AYM’nin vermiş olduğu kararlara yerel mahkemenin uyması zorunludur. Her ne kadar belli dosyalarda, belli dönemlerde kararlara uyulmazsa da bu konuda AYM’nin vermiş olduğu karara yerel mahkemenin direnme gibi bir durumu söz konusu değildir” dedi.

Kolluk failleri gizliyor mu?

Sanığın henüz teslim olmadığını hatırlatan Dilsiz, soruşturma süreçlerinin akamete uğratıldığını ve  kolluğun failleri gizleme noktasında ortak hareket ettiğine işaret etti. Dilsiz “AYM’nin vermiş olduğu bu karara yerel mahkemenin uyması zorunlu olduğu için sanık muhtemelen müebbet hapis cezası alabileceğini öngördüğü için teslim olmama gibi bir şüphe uyandırıyor. Davayı takip ediyoruz ancak bu saatten sonra gelip teslim olabileceği yönünde şüphelerimiz var” dedi.

Karar emsal olacak

Devletin görevlilerinin (polis, asker, korucu, bekçi) fail olduğu dosyalarda mahkeme, emniyet ve jandarmanın rahat hareket ettiğini söyleyen Dilsiz, “Fail bunu bildiği için gelip teslim olabileceği konusunda şüphelerimiz var. 24 Mart’ta duruşma var. Duruşmada bu hususları da dile getireceğiz. Fakat mevcut durumda bu dosyanın AYM’den dönmesiyle beraber daha önce benzer suçlar işleyen ve faili kolluk olan dosyalarda mevcut cezasızlık pratiğinden kaynaklı emsal olunabileceğini ve diğer dosyalara da etki edeceğini düşünüyoruz” diye belirtti.

Kaynak: MA

#Kazanhan #davasında #aranan #fail #polis #haftadır #yakalanamıyor

Wan’da çok sayıda kadına gözaltı operasyonu

Wan’da sabah saatlerinde eş zamanlı baskın düzenlendi. Çok sayıda kişi gözaltına alındı

Wan’da sabah saatlerinde eş zamanlı baskınlar düzenlendi. Baskınlarda, Yeşil Sol Parti Wan Eşsözcüsü Gönül Uzunay, Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma Dayanışma Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER) Wan Şubesi Eşbaşkanı Hanım Kaya, Barış Annesi Xecê Barıştan, Serhat Göç İzleme Derneği (GÖÇDER) Eşbaşkanı Gülşen Kurt, yerine kayyım atanan Saray Belediyesi Eşbaşkanı Caziye Duman ve Özlem Tuci gözaltına alındı. Kadınların gözaltı gerekçesi öğrenilemedi.

Gözaltı sayısının artabileceği belirtildi.

WAN

#Wanda #çok #sayıda #kadına #gözaltı #operasyonu

Amêdiyê’de bir helikopter düştü

Duhok’un Amêdiyê ilçesine bağlı Çemankê yakınlarında dün akşam saatlerinde bir helikopterin düştüğü öğrenildi

Türkiye’nin Federe Kurdistan Bölgesi’ne yönelik saldırıları sürerken, Duhok asayişinin KDP medyasına aktardığı bilgiye göre, dün akşam saatlerinde Duhok’un Amêdiyê ilçesine bağlı Çemankê yakınlarında bir helikopterin düştüğü belirtildi.

Nedeni bilinmiyor

Düştüğü anda alev alan helikopterin hedef alınarak mı yoksa teknik nedenlerden dolayı mı düştüğüne dair bir bilgiye ulaşılamadı.

HABER MERKEZİ

 

#Amêdiyêde #bir #helikopter #düştü

Halepçe Katliamı 18 Mart 1988

“Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.”

Aliya İzzet Begoviç

İnsanlar, doğanın kendini yenilediği bahar mevsiminin umudu ve güzelliklerin hayalini yaşarken; hiçbir şeyden habersiz kendi yalnızlığında yaşayan Halepçe halkı bir öğle vakti adını dahi bilemediği kimyasal gazlarla ölüm kapanına yakalandılar. Ne kadar canlı varsa ayırt etmeksizin hepsi yakalanmıştı o zehir kapanına…

Halepçe halkı, habersiz gelen ölüme ve zehir bulutuna yakalanmıştı…

Kaçmaları neredeyse imkansızdı.

Bu zehirli kimyasal silahlar bedenlerinde bir yangının oluşmasına ve acı çekerek ölmelerine neden oldu. Çocuklar kimyasal zehiri bilmediği için gelen kokuya koşarak “bihna sêvê tê /elma kokusu geliyor” diyerek aslında bilmeden ölümlerine koşuyorlardı.

Diktatör Saddam’ın emriyle Irak hava üssünden havalanan bir Mig-21 filosu uçağı Halepçe, Duceyde, İnab, Hurmal ve Sirva kasabalarını kimyasal bombardımana tabii tutuyordu. Mig 21’lerin art arda bıraktığı hardal gazı, siyenit gazı ve sinir gazı bombaları çok geçmeden etkisini savunmasız insanların bedeninde gösteriyor ve binlerce masum insanın nefessiz kalmasına ve ölümüne yol açıyordu.

Kundaktaki bebeklerin, yetmiş yaşındaki dedelerin, ninelerin, gencecik gelinlerin ve evde sofra başında hiçbir şeyden haberi olmayan o genç kızlar umutları, sevdaları, düşlediği yarınlarının hayallerini yaşamadan sessiz ve apansız ölüme gittiler.

Kundaktaki bebeklere ve onlara yarım kalmış ninnilerini söyleyemeyerek ayrılan hayatlara tanık oldu.

Kapılarının önünde oynayan çocuklar, sohbet eden aileler; çalışan babalar; bulaşık ve çamaşır yıkayan, yemek yapan, evi süpüren kadınlar; beşikteki çocuğu uyutmaya çalışan gelin; düğün hazırlığı yapan genç kızlar, henüz isimleri bile konmayan o küçük yavrular, hayvanları otlatan çobanlar ve isimleri ihanetçiye..! çıkmış daha niceleri…

Atılan zehirli kimyasal maddelerle cehennem vahşetini yaşadılar.

Ve çığlığı hiç duyulmadı Halepçe’nin…!

Çünkü Halepçe sessiz ölümdür.

İnsanlık bir kez daha kapitalizmin ikiyüzlülüğüne, vahşetine, insafsızlığına şahit olmuştu.

Resmi rakamlara göre sadece Halepçe’de 6333 kişi şehit ediliyor ve yüzbinlercesi de engelli kalıyordu.

Saddam, 1986-1989 yılları arasında ölümleri inançla meşrulaştırarak “Enfaal Harekâtı” başlattılar. Bu harekatla başlayan ve sonrasında Halepçe’de öldürülenler ile birlikte 185 bin Kürt katledildi. Onbinlerce yerleşim birimi yerle bir edildi. Saddam’ın Dokan Baraj Gölü’nün kapaklarını açmasıyla birlikte binlerce kişi çamurlar altında kalarak can verdi.

Binlerce insan kadın, çoluk çocuk demeden yıllarca zorunlu ikamete tabii tutuldu. İşte Halepçe bu yıkımın ve kirli politikanın en son ve acıklı tablosu olarak hafızalarda yer edindi.

Onun için yazar “Halepçe, yüzyılın yeni bir Hiroşima’sıdır. Hiroşima’dan da öte toplu bir soy kırımıdır.”

Bu yaşananlar hep aynı yüreği parçalar. Aynı coğrafyaya düşen ve değişmeyen acı kederdir…

İbn-i Haldun “coğrafya kaderdir” der. Kader bu olsa gerek, diktatörlerle ve insanlıktan nasibini almayanlarla birlikte bir coğrafyada yaşamak.

Yer gök kundaktaki o bebeklerin sessiz ve habersiz ayrılışına bir kez daha şahit olmuştu. Nefessiz, cansız bedenler öylece kalakalmış ve bir koca kasaba yerle bir edilmişti. İnsan, hayvan ve her ne canlı varsa hepsi bu vahşetin ağına takılmıştı. Yerde nefessiz bırakılan o cansız bedenler zehir kusuyordu.

Umutla doğacak bebeklerini doğurmadan öylece yaşama veda edip giden körpe gelinler…

Doğa bile o zehirden nasibini almıştı. Toprak ve su zehir kokuyordu. Her tarafı bir korku ve ölüm sessizliği kaplamıştı. Halepçe’nin bu ağır yükünü ve halini hiçbir can kaldıramaz. İnsanım diyen herkes bu acıyı asla unutmamalı ve yüreklerinin en derinliklerinde hissedip, saklamalı.

Nefessiz bir şekilde yaşama veda edenlerin yanında binlerce ve yüzbinlerce engelli kalan ve bir daha iyileşme şansı yakalayamayan insanlar o acı hikayeleriyle yaşamaya tutunmaya çalışmışlar…

Peki kimyasal zehrinden kurtulanlar ve hayatta kalanlara ne oldu?

Yüz binlerce insan; çoluk çocuk demeden bir kez daha kendi ülkesinin tacirleri olmuştular…

Umutsuz ve sessiz sedasız, yağmurlu havaların, çamurlu yolların, kayalıkların gece karanlıklarında aç susuz, kurda kuşa yem olacaklarını düşünmeden dere, dağ ve taş demeden; sığınacak bir liman arayan insanların mahşeri kalabalıklarına tanıktı her yer…

Bir taş parçası yaşam sığınakları, bir mağara korunakları olmuştu. Umutsuz ve yürekleri parçalı olarak bir belirsizliğin yolcuları olmuşlardı.

Bir kez daha tarih sahnesine çıkan zalim Dehaklar, Nemrut vari cellatlar kurbanlarını her zamanki gibi kez daha yanı başlarından seçmişlerdi. Kürdistan’ın orta yerinde bu masum gencecik canları almaya ant içmişlerdi. Kusursuz ve kahpe ölümlere bu kan emici cellatlar yeminliydiler.

Kendi coğrafyanın en kadim halklarından biri olan Kürtler bir kez daha özgür olamamanın bedelini canları ve mallarıyla ödüyorlardı. İnsanlık bir kez daha bu vahşet karşısında sessiz kalmış ve kulaklarını sağır etmişti.

Çağın en ileri silahları kontrolsüz Saddam’ın eline vererek kundaktaki bebekler üzerinde denenmesini sağladılar. Celladı besleyip büyüten silah tacirlerinin sesi kesilmiş ve hepsi suç üstü yakalanmışlardı. Herkes çok iyi biliyordu ki bu soykırımın ortakları bu silahları satanlar ile kullananlardı. Ve bu katliama sessiz kalanlar en az diğerleri kadar suç ortağıydılar.

Bakın Eyaz Yûsîf diktatörü ne güzel tanımlamış….

“Me gotî Hîtlerî mirîy, çare şîna bîtîn.

Me nîzanî de kûrê wî Bexda mezun bîtîn.

(Biz Hitler’i öldü, bir daha doğmaz diyorduk.

Oğlunun Bağdat’a büyüdüğünü bilmiyorduk.”

Soykırımlar ve halkların acıları hiçbir zaman bitmez. Dün dünyanın birçok yerinde (Saray Bosna, Nagazaki, Hiroşima ve Halepçe) işlenen bu soykırımlar, kim bilir belki yarın başka bir yerlerde bir kez daha işlenir. Çünkü “unutulan her soykırım tekrarlanır.”

Bir umut mevsiminde baharı beklerken zalimin cehennem ateşine yakalanacağını nerden bilecekti o insanlar. Düşlerine, umutlarına, sevdalarına, güzelliklerine zehirli gazlarla veda etmeden ayrılacaklarını bilmezdi o sevdalı yürekler, gencecik gelinler….

Soykırımdan sağ kurtulanlar yaşadığı acıları, gördüğü vahşetleri yüreklerinde ve beyinlerinde hissettikleri o acı matemleri yüzyıllar boyunca birbirine anlatacak ve nesilden nesile Halepçe’nin ağıtını yakacaklar…

Kendi halklarıyla barış içinde ve farklılıklarıyla yaşamayı beceremeyen Saddam dünyanın öteki ucundan gelen Amerika’nın darbesiyle saklandığı karanlık hücresinden çıkarılarak idam sehpasına götürüldü. Yüzbinlerce kişinin katiline sebep olan bu diktatörün ölümüne tüm dünya şahit oldu ve tarih bir kez daha zalimlerin tarih sahnesinden ayrılışına tanık oldu. Diktatörler korkaktır. Diktatörlerin korkak öldüğünü Saddam’la tüm dünya gördü. Korkaktı çünkü suçunu iyi biliyordu. Döktüğü kanda boğulacağını, yaptıklarının hesabının bir gün mutlaka sorulacağını biliyordu.

Kürt halkı bugüne kadar yaşadığı tüm acıları ne yazı ki ortaklaştığı ve kader birliği yaptığı Türk, Arap ve Acem halkının yetiştirdiği diktatörlerin uyguladığı inkâr ve imha politikalarından çekti. Kürtler kendi ülkelerinde insanlığın karşı karşıya kalabileceği ne kadar kirli politika varsa maruz kaldılar/kalıyorlar. Bu kirli politikalarının sonucunda milyonlarca insan ölüme, yoksulluğa, umutsuzluğa ve hayatlarıyla birlikte yok olup gittiler.

Bu kırım dün de devam etti, bugün de aynı şekilde kesintisiz bir şekilde devam ediyor.

Dolayısıyla Halepçe’de uygulanan politika ile yaşatılan acı ve denenen bu kırım Dersim, Şengal, Geliye Zilan, Newala Qeseba, 33 Kurşun’dur, Roboski ve 17 bin faili meçhul ölümlerin benzer mantığın politikaları ve türevleridir. Devletler değişse de değişmeyen şey Kürtlere karşı politikalarıdır.

Kişiler ve coğrafya değişebilir, uygulanan bir halkın değerleriyle yaşatılmaması ve yok edilme politikalarıdır.

Sonuç itibariyle bu coğrafyada uygulanan tüm kirli politikalar, yaşanan soykırım, inkâr, imha ve asimilasyon politikalarına karşı boşa çıkmış bir halk gerçekliğinin olduğudur. Yaşatılan tüm acılar ve coğrafyada uygulanan bütün kirli politikalar verilen mücadele ve bedellerle açığa çıkmıştır. Kürt meselesi uluslararası bir soruna everilmiş ve Ortadoğu’da çözüm bekleyen sorunların başında gelmiştir. Bu sorun çözülmeden bu coğrafyada rahat bir nefes almak zorlaşmıştır. Bu sorunun çözümü ise yeni bir paradigmada ve politika değişikliğindedir. Yeni bir politika ve yeni bir bakışla sorunu ele almalıdır. Ortaya çıkan bu tablodan ders çıkaranlar sağlam bir kardeşleşme zeminine temel atarken, benzer soykırımcı politikada ve inkarda ısrarcı olanların günün birinde kirli politikalarıyla yok olup gideceği herkesin kabul ettiği bir gerçeklik olmuştur.

 

#Halepçe #Katliamı #Mart

İstanbul’da gözaltında bulunan 11 kişiden 9’u tutuklandı

İstanbul merkezli soruşturma kapsamında 12 Mart’ta gözaltına alınan 11 kişiden 9’u tutuklandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında 12 Mart’ta İstanbul, Ankara ve Adana’da çok sayıda eve polis baskını düzenlendi. Bu baskınla Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Parti Meclisi, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF), Sosyalist Kadın Meclisi (SKM) üyeleri ve Etkin Haber Ajansı’ndan Elif Bayburt’un da aralarında bulunduğu 11 kişi gözaltına alındı.

Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen söz konusu isimlerin dosyası hakkında aynı gün gizlilik kararı getirilerek, söz konusu isimlerin, IŞİD’e karşı savaşırken Kobanê’de yaşamını yitiren Suphi Nejat Ağırnaslı, İvana Hoffman ile Kuzey ve Doğu Suriye’de IŞİD’e karşı savaşırken yaşamını yitiren birçok savaşçı hakkında yaptığı sanal medya paylaşımı üzerinden suçlandığı öğrenildi. Bunun yanı sıra Berfin Ayırkan’ın aleyhte beyanları üzerinden de suçlanan isimler, “MLKP’ye üye olmak” suçlaması yöneltildi. Ancak gözaltına bulunan isimler gözaltı işlemine tepki göstererek, “susma hakkını” kullandı.

9 kişi tutuklandı

Bugün, savcılığa çıkarılmak üzere Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ne götürülen isimler arasında bulunan Gazeteci Elif Bayburt ve Barış Yılmaz, savcılık işlemleri ardından adli kontrol şartı ile serbest bırakılmak üzere Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilirken, gözaltında bulunan 9 isim ise tutuklama talebiyle sevk edildi. Hakimliğe sevk edilen Alev Özkiraz, Birkan Polat, Can Papila, Deniz Bahçeci, Okan Danacı, Özge Doğan, Senem Nur Pektaş, Şükran Yaren Tuncer ve Tanya Kara, Ayırkan’ın aleyhte ifadeleri gerekçe gösterilerek, tutuklandı.

Tutuklanan tüm isimler daha önce SGDF bünyesinde siyasi faaliyetler içinde yer almıştı.

İSTANBUL

#İstanbulda #gözaltında #bulunan #kişiden #tutuklandı

Kılıçdaroğlu selin yaşandığı Riha’da: Bu nasıl bir devlet yönetimidir?

Selin vurduğu Riha’yı ziyaet eden Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu iktidarı eleştirerek ‘Bir pompayı getirip suyu boşaltmak için saatlerce beklenilir mi? Bu nasıl bir devlet yönetimidir’ dedi

Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, dün etkili olan sağanak yağış sonrası sel felaketine neden olan ve en az 12 yurttaşın yaşamını yitirdiği Riha’yı ziyaret etti. İçinde insanların olduğu bir çok arabanın mahsur kaldığı Abide Kavşağı tünelinde yurttaşlarla bir araya gelen Kılıçdaroğlu ve beraberindeki heyet burada yurttaşları dinledi, yapılan çalışmaları inceledikten sonra açıklama yaptı.

Burada bir çok yurttaş tarafından karşılanan Kılıçdaroğlu ve beraberindeki heyet, yurttaşlardan gelen şikayetleri dinledi. Yurttaşlar, arama kurtarma ekiplerinin geç müdahale yaptığı şikayetlerinde bulundular.

Arama kurtarma çalışmalarını inceleyen Kılıçdaroğlu ve beraberindeki heyet ardından burada açıklama yaptı. Yaşanan sorunların faturasını yurttaşların ödediğini belirten Kılıçdaroğlu, “Eğer bir ülke iyi yönetilirse dirençli kentler oluşur. Doğal afetlere karşı dirençli kentler yaratmak zorundasınız. Bunları yaratamıyorsanız bu ülkeyi niye yönetiyorsunuz? Bir pompayı getirip suyu boşaltmak için saatlerce beklenilir mi? Bu nasıl bir devlet yönetimidir. Bütün bu sorunları çözeceğiz. Ülkenin sorunlarını biliyoruz. Kentlerin iyi yönetilmediğini de biliyoruz” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu konuşmasını yaptığı sırada bir grup tarafından yuhalanmasından ötürü, konuşmasını yarıda bırakırken, Kılıçdaroğlunu karşılamaya gelen kitle gruba tepki göstererek, “Hükümet istifa” sloganları attı.

Kılıçdaroğlu ve beraberindeki heyet daha sonra sel felaketinin yaşandığı Abide Kavşağı tündelinden ayrıldı.

HABER MERKEZİ

#Kılıçdaroğlu #selin #yaşandığı #Rihada #nasıl #bir #devlet #yönetimidir

Maden mühendislerine tetikçi muamelesi!

Her yıl yüzlerce maden işçisinin yaşamını yitirdiği ve doğal yaşamın yerle bir edildiği madenlerde patronlar bu suçlardan sorumlu tutulmuyor. Sorumluluk mühendislerin üzerine yıkılırken, patronlar cezaevlerine atılan mühendisleri destekleme projesi hazırladı

Yusuf Gürsucu / İstanbul

Türkiye genelinde meydana gelen ölümlü ve doğal yaşama zarar veren uygulamalarda işverenin suçu olan nedenlerle tutuklanan ve/veya hüküm giyen 50’den fazla maden mühendisi bulunuyor. Ceza alan ve cezaevinde tutuklu olan mühendislere maddi ve manevi destek olmak iddiasıyla, Maden Mühendisleri Mesleki Gelişim Derneği (MMMGD) tarafından sosyal sorumluluk projesi hazırlandığı öğrenildi. MMMGD Yönetim Kurulu Üyeleri ve hukukçu dernek üyelerinden oluşan bir heyetle, 18 Ocak 2023 tarihinde Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü ile görüşülüp, resmi başvuru yapıldıktan sonra start verilen proje işverenlerce organize ediliyor.

Her türlü hukuksuzluk

Başlatılan proje kapsamında tutuklu ve hükümlü maden mühendislerinin moral-motivasyonlarının arttırılması, meslekten kopmalarını önlemek, duruşmalarına katılmak, ziyaret edip ilgilenmek, bulundukları cezaevlerinin kütüphanelerine, mesleki ve madencilik konulu edebiyat kitapları göndermek, sektörel dergileri abone etmek, hükümlülük halleri sonlandığında eski hükümlü kontenjanından iş bulmak, kendilerinin ve ailelerinin elzem ihtiyaçlarının karşılanmasını içeren  proje ile halen çalışan ve hukuksuz uygulamalara göz yummaları ve hukuksuzluğa imza atmaları halinde sahipsiz kalmayacakları mesajı verilerek, mühendisleri adeta sermayenin tetikçisi durumuna itilmak isteniyor. İş Sağlığı ve İşçi Meclisi Güvenliği’nin (İSİG) açıkladığı son verilere göre, son 20 yılda 1989 maden emekçisi iş cinayetinde yaşamını yitirirken, bu katliamların gerçek sorumluları yani işverenlerin sorumluluğu gizleniyor.

Bu bir aldatmaca

Mehmet Torun

MMMGD giişimiyle ilgili görüşüne başvurduğumuz TMMOB Maden Müh. Odası eski başkanı Mehmet Torun, “Bu girişim mafyanın tetikçilerine uyguladığını akla getirirken işverenin sorumluğunun mühendislerin üzerine yıkıldığı bir durumda güya mühendislere sahip çıkılıyormış gibi bir algı peşindeler. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iş cinayetleri ve ölümler artarak devam etmektedir. Bu yasadaki en önemli sıkıntılardan biri işyerinde ‘kaza’ olduğunda, sorumlu tutulacak kişilerin yine aynı işyerinde ücretli olarak çalıştırılan mühendisler olmasıdır. Bu yasa, iş kazalarında işverenlerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaya yönelik bir düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna en son Amasra’da 42 maden işçisi yaşamını yitirdiği patlamadan dolayı, gerçek sorumlulara dokunulmadı ve maden mühendisleri tutuklanarak katliamın üstü örtüldü” diye belirtti.

Doğal yaşam madenlere kurban ediliyor

Türkiye’nin 24 il coğrafyasında yaklaşık 20 bin maden ruhsatı ve bu ruhsatların ormanlar, korunan alanlar (milli park, sit alanı vb.), tarım alanları ve kültür varlıkları üzerine kurulması diakkat çekici. Muğla, Tekirdağ, Kırklareli, Afyon, Kütahya, Uşak, Zonguldak, Bartın, Eskişehir, Karaman, Mereş, Erzincan, Dersim, Ordu, Tokat, Artvin, Erzirom, Bayburt, Şirnex, Sêrt, Êlih ve Sêwaz illerinin yüzölçümünü yüzde 63’ü madenler için ruhsatlandı. Bu illerde bulunan ormanların ortalama yüzde 60’ı, tarım alanlarının ortalama yüzde 57’si, meraların ortalama yüzde 55’i, korunan alanların ortalama yüzde 57’si, potansiyel koruma alanı olması gereken alanların ortalama yüzde 63’ü madenlere ruhsatlı. Bu sonuçlar ise Türkiye coğrafyasında doğal, ekonomik ve kültürel olarak her türlü değer, maden şirketlerinin yağmasına açıldı.

Doğal yaşam yerle bir edilirken, iktidar ve sermaye kolkola girerek bu yağma sürecini kesintisiz sürdürmekteler

#Maden #mühendislerine #tetikçi #muamelesi