Ana Sayfa Blog Sayfa 792

Ağabey Kurkut: Devlet her Newroz Kemal’i bir kere daha katlediyor

Amed’de 2017 yılında Newroz alanında katledilen Kemal Kurkut’un ölüm yıldönümü vesilesiyle konuşan ağabeyi Ercan Kurkut adaletin yerini bulmadığını ifade ederek, ‘Devlet her Newroz öncesi Kemal’i bir kere daha katlediyor’ dedi

Bu yıl depremlerde hayatını kaybedenlere adanan 2023 yılı Newrozu için birçok kentte ateşler yakılırken, bu yıl Amed’te 21 Mart 2017 Newroz kutlamasına katılmak için kente gelen ve kontrol noktasında polis tarafından katledilen üniversite öğrencisi Kemal Kurkut’un da 7’nci yıl dönümü.

Her Newroz aynı şeyi yaşıyoruz

Aradan geçen zamanı anlatan ağabeyi Ercan Kurkut, Kemal’in katledilmesinden sonraki bütün Newroz’ların kendileri için buruk ve hüzünlü bir havada geçtiğini söyleyerek, “Elbette Newroz’un sembollerinden biri Kemal ama sadece Kemal değil, bugüne kadar Newroz’larda şehit düşen birçok arkadaşımız oldu. Kemal biraz daha görünür hale geldi. Bizim için acı bir durum ve 2017 yılından sonra o acı katmerleşti. Bunu katmerleştiren de devletin kendisi oldu. Devlet her Newroz öncesi Kemal’i bir kere daha katlediyor” dedi.

Sözde bir yargılama yapıldı

Kemal’in katledilmesinden sonra başlatılan yargı sürecine değinen Kurkut, “2017 den sonra devlet bir suçlu değil bir sanık çıkardı ve sözde bir yargılama yaparak, bu yargılama sürecinden sonra da bu sanığı serbest bırakıtalar. Yargılama olsaydı Kemal Kurkut davasına ilişkin bir tek kişi gözaltına alınıp tutuklansaydı, belki bir şeyler olabilir diye bilirdik. Şu ana kadar bir suç zinciri işlendi ve bunun içinde; ‘sanık, kaymakamlıklar, emniyet mensupları, cenazeye işkence eden ve yalan söyleyen valilik’ için tek bir soruşturma dahi yok”diyerek adalete olan inançlarının kalmadığını ifade etti.

Kurkut, “Devlet her Newroz öncesi yaramıza yeniden tuz basarak kanatıyor. Umarım bu Newroz, adaletin, insan haklarının gelmesine vesile olur ve bir daha Kemal Kurkut’lar ölmez. Kürt halkının Newroz’unu kutlarım, bu Newroz, 4 parça Kurdistan’da özgürlüğe vesile olsun” dedi.

Devlet dosya bozulsun istemiyor

Kurkut’un Newroz Bayramı’nda herkesin gözü ve kameraların önünde devletin silah verdiği bir polis tarafından katledildiğini belirten avukat Serdar Çelebi de dosyaya dair şunları söyledi: “Oradaki polislerin ifadeleri var; ‘Boş kovanların toplanıp imha edildiği’, ‘ellerin yıkandığı’ ve ‘delillerin karartıldığına’ dair beyanlar vardı. Ama hiçbir zaman buna ilişkin somut bir adım atılmadı. Buna rağmen her şey ortada. Amaç cezasızlık politikasıdır. Gerek yargı gerekse devlet bürokrasisi bunun bozulmasını istemiyor.”

AMED

#Ağabey #Kurkut #Devlet #Newroz #Kemali #bir #kere #daha #katlediyor

YSK’den seyyar sandık kararı

YSK, 14 mayıs seçiminde seyyar sandıklarda oy kullanacaklara ilişkin usul ve esasları belirledi

Engelli yurttaşların 14 Mayıs’ta oy kullanma esasları merak edilirken Yüksek Seçim Kurulu’nun seyyar sandıklarda oy kullanacaklara ilişkin usul ve esasları Resmi Gazete’de yayımlandı.

Başvurular 2 Nisan’a kadar

Seyyar sandıklarda oy kullanacak engelli ya da hastalığı olan kişilerin yakınları YSK’nin internet sitesindeki formu doldurup, doktor raporuyla birlikte 2 Nisan’a kadar muhtarlıklara başvuru yapacak.

Bir önceki seçimde kalıcı olarak yatağa bağlı olduğu tespit edilen ve seyyar sandık listesinde yer alan seçmenlerden ise sağlık raporu talep edilmeyecek.

Görme ve işitme engelli olan seçmenler ise seyyar sandıklarda oy kullanamayacak.

HABER MERKEZİ

#YSKden #seyyar #sandık #kararı

‘Newroz için çok emek verdik, mücadele ettik’

65 yaşındaki Esma Seydaoğlu çocukluğundan bu yana kaçırmadığı Newrozları ve hikayesini anlattı: ‘Şimdi şehirde kutlanıyor. Bu emeklerin karşılığında oldu. Çok emek verdik, çok mücadele ettik’

Kürtçede “Yeni Gün” anlamına gelen Newroz , baharın gelişi müjdelerken Kürt halkı için aynı zamanda diriliş, özgürleşmenin ve kurtuluşun sembolüdür.

Amed’de Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma Dayanışma Birlik ve Kültür Derneği’nin (MEBYA-DER) üyesi Esma Seydaoğlu (65) da 1992 yılından bu yana kaçırmadığı Newrozlara dair tanıklığını ve bu uğurda verilen mücadeleyi anlattı.

‘Ateşi yakın üzerinden atlayın’

Çocukken Newroz’u sadece büyüklerinden dinlediğini anlamını ise mücadeleyle birlikte öğrendiğini belirten Seydaoğlu, Newroz’la ilk tanışma anısını ise şöyle anlattı:

“Çocukken köyde yaşıyorduk. Nenem Mart ayında ‘ateşi yakın üzerinden atlayın’ derdi. Nedenini sorduğumuzda, Dehaq efsanesini anlatarak, bir canavar olduğunu ve bu canavarın gençlerin başını yediğini anlatıyordu. Bu canavardan kurtuluşu kutlamak için her yıl bu ayda ateş yakıp üzerinden atlamamızı istiyordu. Biz de hayvanları otlatmaya giderken yakacak malzemeler toplayıp orada yakıyor, etrafında halaylar çekip şarkılar söylüyorduk. Hiçbir şey bilmediğimiz zamanlarda Newroz’u böyle anlamlandırmıştık.”

1992 kanlı Newrozu

Politik anlamıyla katıldığı ilk Newroz’un 1992 yılındaki Newroz olduğunu ifade eden Seydaoğlu, “1992 yıllında bazı arkadaşlar ‘Newroz’u kutlamaya gidelim’ dedi. ‘Nasıl kutlayacağız?’ diye sordum. Bana nenemin anlattığı ‘ateş yakıyoruz ve üstünden atlıyoruz’ efsanesini anlattılar. Neyse hepimiz evlenmiştik o süreçte çoluk çocuk toplandık ve İskan Evleri’ne gittik. Topladığımız birkaç lastiği orada yaktık. Halaylarla şarkılarla o ateşin üzerinden atladık. O süreçte yeter ki duman kokalım diyorduk, Newroza gittiğimiz belli olsun diye. Tabii kutlamamızı polisler engelledi ama biz orayı terk edip, Şehitlik tarafına doğru gittik orada yine ateş yaktık. Yine halayımızı çekmeye başladık. Baktık yine polisler geldi. O Newroz günü sabahtan akşama kadar 4-5 farklı yerde ateş yaktık. O kadar kalabalık yoktu ama yine de Newroz’u kutluyorduk” diye belirtti.

‘Oğlum şehit düştü yine de Newroz’a  gittik’

Bu kararlılığın daha sonraki Newrozlarda da sürdüğünü vurgulayan Seydaoğlu, her yaktıkları ateşin etrafında zamanla insanların çoğaldığını dile getirdi. Sonraki yıl Batıkent’te Newroz’u kutladıklarını belirten Seydaoğlu, “O süreçte oğlum şehit düştü yine de Newroz’a gittik. Çağırdılar ‘misafirlerin gelmiş’ dediler ben de eve gittim. Televizyonu açtık, izliyorduk. Polisler, Newroz’u engellemişti ve olaylar çıkmıştı. Bir anne polisten kurtulmak için bizim eve geldi. Bu esnada polisler de evin önüne kadar gelmişti. Birçok Newroz’u zor ve zahmetli süreçlerle atlattık” ifadelerini kullandı.

Çok emek verdik, çok mücadele ettik.

Newroz’un sonraki yıllarda daha fazla anlam ifade etmeye başladığına dikkati çeken Seydaoğlu, şöyle devam etti: “Bunun için bize ne kadar zulüm ve zorbalık yapıldığını öğrendik. Sonralarda Ergani yolu üzerinde kurulu Fuar Alanı’nda kutlanmaya başlandı. Çok tarifsiz bir heyecandı, yürüyerek o alana gidiyorduk. Bizim için çok önemli çok kutlu bir süreçti. Şimdi şehirde kutlanıyor. Bu ise emeklerin karşılığında oldu. Çok emek verdik, çok mücadele ettik”dedi.

Kaynak : MA

#Newroz #için #çok #emek #verdik #mücadele #ettik

Semsûr’un köylerine 2 bin 151 cenaze defnedildi

Yaşanan depremlerde ağır hasar alan kentlerden olan ve ölü sayısının henüz tam netleşmediği, toplu definlerin yapıldığı Semsûr’da merkeze ve ilçelere bağlı 378 köyde en az 2 bin 151 cenazenin defnedildiği öğrenildi

Mereş’te (Maraş) 6 Şubat’ta yaşanan iki depremden Kurdistan ve Türkiye’de 11 kent etkilenirken, resmi verilere göre 48 binin üstünde insan hayatını kaybetti. Onlarca binanın yerler bir olduğu kentlerde sayının çok daha fazla olduğu tahmin edilirken, Mezopotamya Ajansı’ndan ( MA) Ömer Akın ve Zerrin Sargut depremin büyük oranda etkilediği ve cenazelerin toplu gömülmesiyle gündem olan Semsûr’un (Adıyaman) köylerine ulaşarak ölü sayısını toparladı.

Definler iki mezarlıkta yapıldı

Hayatını kaybedenlerin çoğu kent merkezinde bulunan Yeni Mezarlık ve Karapınar Mezarlığı’na defnedildi. Kepçelerle yaklaşık 100 metre uzunluğunda ve 2 metre genişliğinde açılan mezarlıklara toplu definlerin yapıldığı Yeni Mezarlık’ta, Adıyaman Mezarlıklar Müdürlüğü’nün gazetecilere verdiği bilgiye göre, , 700’ü aile mezarlığı bölümünde, 2 bin 756 cenaze bir bölümde, 692 cenaze ise başka bir bölümde defnedildi. Yine Yeni Mezarlık’ta bulunan kimsesizler mezarlığına da kimliği tespit edilemeyen 65 kişi defnedildi. Karapınar Mezarlığına ise 350 kişi defnedildi.

2 bin 151 cenaze defnedildi

Kentteki gerçek sayılara ulaşmanın zorluğuna değinen Adıyaman Mezarlık Müdürlüğü yetkilileri de, yaşanan yoğunluktan dolayı mezarlığa defnedilen cenazelerin hepsini tespit edemediklerini ve çok sayıda cenazenin de şehir dışına gönderildiği bilgisini paylaştı.

Semsûr merkez, Sergolan (Gölbaşı), Celîkan (Çelikhan), Bêsnî (Besni), Tût (Tut), Algûş (Gerger), Sincik, Semsat (Samsat) ve Kolik (Kahta) ilçelerine bağlı köylerde toplam 2 bin 151 cenaze defnedildi.

378 köye ulaşıldı

Akın ve Sargut’un kent merkezi ile 8 ilçeye bağlı 378 muhtarı arayarak edindiği bilgiye göre, Semsûr merkezden köylere toplam bin 755, diğer 8 ilçe merkezinden de 58 cenaze köylere götürülerek defnedildi. Köylerde yaşanan yıkımda 326 kişi hayatını kaybederek köy mezarlıklarında toprağa verilirken, Osmaniye’den 2, Hatay’dan 4, Dîlok’tan 6 ve diğer kentlerden de 2 cenaze, yine köylere getirilerek defnedildi. Bir kişinin ise akıbetinin belli olmadığı belirtildi.

Merkez köylere bin 148 cenaze götürüldü

Semsûr merkeze bağlı toplam 135 köyden ulaşılan 107 köye, kent merkezinden bin 148 cenaze götürüldüğü belirtildi. Semsûr merkeze bağlı köylerde 54 kişi hayatını kaybederken, Osmaniye 2, Hatay’da ise 3 kişinin cenazesi bu köylerde toprağa verildi.

Sergolan

Depremin etkilediği ilçelerden olan Sergolan’da (Gölbaşı) ise, ilçeye bağlı toplam 30 köyden ulaşılan 22’de 35 kişinin hayatını kaybettiği bu köylere, ilçe merkezinden 31, Dîlok’tan ise 6 cenaze götürüldü.

Bêsnî

Bêsnî de ise toplam 67 köyden ulaşılan 60 köyde 100 kişinin hayatını kaybettiği köylere, Semsûr merkezden 146, Bêsnî’den 25, farklı kentlerden ise 2 cenaze getirildi. Bêsnî ilçesinde 1 kişi de hala kayıp.

Celîkhan (Çelikhan)

Celîkan ilçesi ile Bulam (Pınarbaşı) beldesine bağlı 28 köyden ulaşılan 23 köyde de 44 kişi hayatını kaybederken, köylere Semsûr merkezden de 6 cenaze götürüldü.

Algûş (Gerger)

Algûş ilçesine bağlı 45 köyden ulaşılan 41 köyde 4 kişi hayatını kaybederken, köylere, Semsûr merkezden 19 kişinin cenazesi getirildiği belirtildi.

Semsat

Semsat ilçesine bağlı 16 köyden ulaşılan 12 köyde hayatını kaybeden kimse olmazken, köylere, Semsûr merkezden 186 cenaze getirildiği öğrenildi.

Tût
Tût ilçesine bağlı 14 köyden ulaşılan 13 köyde ise 25 kişi hayatını kaybederken, köylere Semsûr merkezden 133 kişinin cenazesi getirilerek toprağa verildi.

Sincik

Sincik ilçesine bağlı 24 köyden ulaşılan 21 köyde 48 kişi hayatını kaybederken köylere, Semsûr merkezden 3 kişinin cenazesi götürüldü.

Kolik (Kahta)

Kolik ilçesine bağlı 102 köyden ulaşılan 79 köyde depremde 14 kişi hayatını kaybederken, köylere, Semsûr merkezden 114, Kolik ilçe merkezinden 2, Hatay’dan ise 1 kişinin cenazesi gönderildi.

HABER MERKEZİ

 

#Semsûrun #köylerine #bin #cenaze #defnedildi

Deprem bölgesi için sağanak yağış uyarısı

Deprem bölgesinde yer alan kentlerde yer yer sağanak yağış bekleniyor

Deprem kentlerinde yaşanan selde ölü sayısı 17’ye çıkarken, Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan son değerlendirmelere göre deprem bölgesinde bulunan Adana, Mereş ( Maraş), Dîlok (Antep), Kilis, Semsûr (Adıyaman), Riha’da (Urfa) yeniden yer yer sağanak yağış bekleniyor.

HABER MERKEZİ

 

#Deprem #bölgesi #için #sağanak #yağış #uyarısı

Mülteci kadına tecavüz eden askerlerin davası ertelendi

Wan’da Afgan L.M.’ye tecavüz suçundan tutuklu yargılanan sözleşmeli erler Ahmet Can D. ve Oğuzhan K.’nin yargılandığı dava ertelendi

Wan’da 4 Ocak’ta Serava (Saray) ilçesi sınırında Afgan L.M’ye, İran’a deport işlemleri sırasında iki sözleşmeleri erin tecavüz davası görüldü. Failler Oğuzhan K. Ve Ahmet Can D.’nin tecavüz suçundan  tutuklu yargılandıkları davanın ilk duruşması dün Van 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşmada fail Oğuzhan K.  ve Ahmet Can D. hazır bulunurken, L.M.,  Adli Görüşme Odası’ndan (AGU) video konferans yöntemi ile duruşmaya bağlandı.

Kendilerini akladılar

Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada söz alan L.M., faillerin kendisini darp ederek tecavüz ettiklerini anlattı.  Ardından faillerden Oğuzhan K. ve Ahmet Can D., ifadelerinde bilindik ifadelerle kendilerini aklamaya çalıştı.

 Baronun talebi kabul edilmedi

Duruşmada söz alan Van Baro Başkanı Sinan Özbasar, davaya müdahillik talebinde bulundu. Mahkeme heyeti ise, baronun müdahillik talebini “suçtan doğrudan zarar görmediği” gerekçesiyle reddetti.  Verilen aranın ardından mahkeme heyeti, faillerin tutukluluk hallerinin devamına karar vererek, duruşmayı 8 Haziran’a erteledi.

WAN

 

 

 

#Mülteci #kadına #tecavüz #eden #askerlerin #davası #ertelendi

Yargının takvimle imtihanı

Partimizin kapatılması için yeterli kanıt olmadığı gerekçesiyle ilk iddianame iade edilmiş, bunun üzerine hazırlanan ikinci iddianamenin verildiği tarih olarak ise 7 Haziran günü seçilmiştir. İktidar partisinin ilk kez hezimete uğradığı 7 Haziran 2015’in rövanşını almak için ilmek ilmek kumpaslar kurulduğu yeterince açık değil mi?

Meral Danış Beştaş*

Tarihe mal olmuş, ancak gün gelmiş yargılananların hakikate ve umuda hep göz kırptığı, yargılayanların ise mahkûm edildiği pek çok dava var. Bu davaların neye hizmet ettiği, neyi yok etmeye çalıştığı da bilinen gerçekler. Sokrates’ten bu yana, yargılananların değil, yargılayanların mahkûm edilmiş olması da bir tesadüf olmasa gerek.

Bin yıllardır hakikatin sihri dünyayı ışıtmasın diye karanlık zindanlar hep var oldu. Ama engizisyon mahkemelerinden Abdülhamit’in Yıldız Mahkemesi’ne, DGM’lerden özel yetkililere değin hakikati yargılayan mahkemelerin bizatihi kendisi tarih önünde mahkûm olurken demir parmaklıklar ardından özgürlüğün ateşi yükseldi ve yerküreyi ışıtmaya devam etti. Çünkü evet, hakikatin er geç ortaya çıkmak ve ortamı aydınlatmak gibi gizli bir sihri vardır. Bunu bir kenara yazalım.

İktidarların güç ve beka uğruna haklı olanı mahkûm etmeye dönük gayreti tarih boyunca mahkûm oldu ve olacak. Ancak içinde bulunduğumuz yüzyılda bu türden davaların ileride değil, şimdi mahkûm olması zarureti vardır, geleceğe olan borcumuzdan mütevellit. Zira insanlığın adil ve hür bir yaşama içkin mücadelesi, haksızlıklara ayıracak, keyfiyete kurban edilebilecek tek bir anımızın dahi olmadığı gerçeğini bağırıyor.

HDP, emek ve umut

HDP insanlığın adil ve hür bir yaşama içkin mücadelesi için büyük bir umut ve inançla kuruldu. Bin yıllardır bu toprakların hasret kaldığı barış ikliminin yeşermesi, bir arada ve adil bir yaşamın örülmesi için alınterini inancımıza, emeği direncimize katıp öylece çıkmıştık yola. Ve direncimizin bentleri aşan debisi 7 Haziran 2015’te halkın gücünü göstermesi bakımından önemli idi ve örnekti! Halkın engelleri aşan barış çığlığının önüne yeni setler çekmek isteği ise tarihsel tüm yanılgıların bir kez daha tecrübe edileceğinin işaretini vermede gecikmedi.

Evet, Partimizin kapatma davasından söz ediyorum. Partimizin varoluşsal nedenleri ile birlikte bu “kapatma” sözcüğüne de odaklanmak istiyorum. Bir siyasi partinin “kapatılmanın” ötesinde bir anlamı var çünkü. Türkiye’nin neredeyse çeyrek yüzyılına hükmetmiş bir iktidarın kendi suçlarının üzerini kapatma, gerçeklerin gün ışığına çıkması gayretini kapatma, geçmişle hesaplaşma borcunu kapatma, yoksunluklarla bezeli bir coğrafyanın hakikatini kapatma, umudun penceresini kapatma gayreti ve bunun ete kemiğe büründürülmüş bir davası olarak görmek gerekiyor. Bu davanın yargısal uzamın haricinde toplumsal amacını da böylelikle anlamak mümkün olacaktır çünkü.

Başlangıç kumpas davası

Yargı erkinin yürütme erki içinde bir eriyiğe dönüşümünü anlatmak için mevcut siyasi konjonktürü irdelemek yahut sosyolojik çıkarsamalar yapmak bu yazının konusu olmasın şimdilik. Sadece tarihte kısa bir yolculuk, HDP kapatma davasının hangi saiklerle ortaya çıktığını, hangi amaca hizmet ettiğini, ediyor olduğunu izah için yeterli olacaktır zira. Yine yargının takvim bilimini yeni keşfetmişçesine belli bazı tarihlere nasıl da odaklandığı meselesini de amaç ve saiklerine dair verdiği ipuçları bakımından hatırlamakta ve unutmamakta fayda olacaktır.

Şüphesiz bir hukuksuzluğun başka hukuksuzlukları barındırmak gibi de bir geleneği vardır. HDP kapatma davasının işaret fişeğini yakan hadise, HDP’li siyasetçilerin de içinde olduğu 108 kişi hakkında açılan Kobanê Kumpas Davası’dır. Şimdilik Kobanê Kumpas Davası’nın başlangıcına ve silsile halinde devam eden diğer yargısal sürece girmeyeceğim ancak bileşik kaplar misali hiçbir hukuka aykırılığın diğerinden bağımsız olmadığının da altını çizmek isterim.

Delil üretme arayışı

HDP’li siyasetçilere dönük 2018 yılında ikinci kez başlatılan Kobanê Davası’nın bu kezki maksadı HDP’nin kapatılması için gerekçe teşkilinin sağlanması idi. Bunu, soruşturma dosyasında unutulan ve “soruşturmanın ne şekilde yürütülmesi gerektiği, bu soruşturmanın HDP’nin kapatılması için temel dayanak yapılabileceği” yazılı olan belgeden biliyoruz. Yani aynı suda ikinci kez yıkanılmaz diyen Heraklit’e inat, aynı hadiseden türev alınıp yeni bir Kobanê Davası açılması bir dayanağın gerekliliğinden kaynaklanıyordu. HDP’yi kapatmak için elde delil yoktu, ancak delil bulunmak zorunluluğu var idi. Delil üretmek ise bu iktidarın pek mahir olduğu konulardandı. Ne de olsa ismi, cismi, bir süre sonra sadece harflerden ibaret olacak “gizli tanık” bulmak işin en kolay kısmı idi iktidarın fıtratınca.

İçeride tüm bu hazırlıklar yürütülürken MHP başta olmak üzere BBP ve Vatan Partisi’nin kapatma korosunu oluşturup yüksek sesle dillendirdiği kampanya da son hızla devam ediyordu.

MHP Genel Başkanı’nın her hafta yaptığı grup toplantılarının ana ekseninde partimizin kapatılması “gerekliliği” vurgulanırken, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı inanıyorum ki gereğini yapacaktır” şeklindeki emir cümleleri yargının bağımsız bir kuvvet olmadığının, iktidarca öyle görülmediğinin izahı olarak hep akıllarda kalacaktır.

7 Haziran tarihi

Evet, bu temel noktaları bir kenara not edip adeta Da Vinci’nin şifresi gibi kamuoyuna mesajlar veren tarihlere de biraz göz atalım. Zira iktidarın halklara dayattığı despotizmin ayrıntıları bu tarihlerde gizli.

HDP hakkındaki kapatma davasına ilişkin ilk iddianamenin Anayasa Mahkemesi’ne sunulduğu 17 Mart 2021 günü, Kocaeli Milletvekilimiz Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi bir tesadüf müydü? Hadi diyelim bu garip bir tesadüftü, peki bu manidar günün hemen ertesinde yani 18 Mart 2021 günü Milliyetçi Hareket Partisi’nin Büyük Kongresi’nin yapılacağı bilinmiyor muydu? Elbette biliniyordu ve iktidar küçük ortağına hem bir kapatma davası hem de kapatılmasını istediği partinin bir milletvekilinin düşürülmesini hediye etmişti.

Bu hediye hızlı hazırlandığından olsa gerek Partimizin kapatılması için yeterli kanıt olmadığı gerekçesiyle ilk iddianame iade edilmiş, bunun üzerine hazırlanan ikinci iddianamenin verildiği tarih olarak ise 7 Haziran günü seçilmiştir. İktidar partisinin ilk kez hezimete uğradığı 7 Haziran 2015’in rövanşını almak için ilmek ilmek kumpaslar kurulduğu yeterince açık değil mi? O halde, 7 Haziran 2021’de sunulan iddianamenin büyük eksiklikler barındırdığını, eksikliklerin ise 29 Haziran’da ancak tamamlandığını ekleyip devam edelim.

Bahçeli’nin savcısı

İlk iddianamenin iadesi üzerine 31 Mart 2021 günü Devlet Bahçeli “Beklentimiz, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianameyi yeni baştan düzenleyip tekraren HDP’yi kapatma davasını açmasıdır. Süreç kesinlikle uzamamalı, yeni bir hukuk cinayetine fırsat verilmemelidir” demiş; ikinci kez iddianameyi AYM’ye sunan Yargıtay CBS Bekir Şahin, biz elimizden geleni yaptık diyerek gayretkeşliğini kamuoyuna ilan etmekte bir sakınca görmemiştir. Yalnız Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın iktidara biat ettiğini tüm kamuoyuna duyurma noktasında görmediği sakınca, mesleki kariyerine “sakıncalı” bir çentik atacak, tarih kendisini yargılayacak! Biz şimdiden hatırlatmış olalım.

Yine Bahçeli’nin 22 Kasım 2022 tarihinde “…Böylesi bir parti görünümlü örgütün siyaset hayatımızda bulunması haksızlıktır. Bu bölücü şebeke kapatılmasın da hazine yardımıyla teröristlere yardıma devam mı etsin? AYM’nin hâlâ neyi beklediğini sormayalım mı?..” şeklindeki sorusunun hemen ardından Yargıtay CBS yanıt vermekte yine gecikmemiş, Partimizin hazine yardımına bloke konulmasına dair ilk talebin reddedilmesine rağmen ikinci kez talepte bulunarak ve bu talebini de apar topar bulduğu bir gizli tanıkla gerekçelendirerek halkın vergilerinden oluşan ve eşit bir seçim yarışı için partilere dağıtılan hazine yardımını gasp görevini derhal ifa etmiştir.

Gizli tanık üretimi

Bu mali blokaj meselesindeki tarihler ise iktidar ortağının taleplerinin nasıl da hemencecik karşılık bulduğunu göstermesi bakımından dikkate değerdir. 90’ların “Başbakan Çiller tak diye söyler ben şak diye yaparım” diyen paşalarına adeta selam çakan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 13 Aralık 2022’de Anayasa Mahkemesi’ne dilekçe sunarak HDP’nin hazine yardımı bulunan hesapların bloke edilmesini talep etmiş; 29 Aralık 2022 günü Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan beş gün içinde somut gerekçelerini sunmasını istemiştir. Bu esnada tüm kurumların kapalı olduğu tatil günü olan 31 Aralık 2022 günü CV23TV4Y45UP78 adlı gizli tanık, derhal tutuklu gazeteciler dosyasına ifade vermek üzere mahkemede hazır bulunmuş ancak her nasılsa bu dosyadaki tanıklığı yerine HDP kapatma davasına dair tanıklık etmiştir. Bu tanıklığın hemen akabinde yani 2 Ocak 2023 günü mahkeme emniyetten belge istemiş, emniyet birimleri de aynı gün 100 sayfalık belgeyi tedarik ederek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, Yargıtay CBS 3 Ocak günü ilgili belgeyi AYM’ye göndermiş ve belgeler aynı gün raportöre sunulmuştur. 5 Ocak 2023 günü de HDP’nin alacağı mali yardıma tedbir konulması kararı çıkmıştır.

Gizli tanığın ortaya çıkması, gizli tanığın garip şifreli ismi, ifade vermesi, ifade vermek için gittiği bir dosyada birdenbire her nasılsa tam da Yargıtay CBS’nin ihtiyacı olan tanıklığı gerçekleştirmesi, bu garip gizli tanığın işaret ettiği sayfalarca belgenin anında hazırlanıp toparlanarak AYM’ye gönderilmesi arasındaki süreç ve zamanlama takdire şayan! Evet, yargının takvimle imtihanı konusunda adeta bir delil üretme merkezi kurulmuş ve bu merkez harıl harıl çalışır durumda. Ne gerekiyorsa anında üretiliyor. CV23TV4Y45UP78 kimdir, bu bilgilere nasıl haizdir, tutuklu gazeteciler dosyası diye gidip de ilginç bir ilhamla HDP’nin kapatma davası için gerekli bilgileri nasıl hızlıca toparlayabilmiştir? Yargıtay başsavcısının Ankara’da cevr-ü cefa içinde acele delil beklediğini telepati yoluyla mı sezmiştir?

Seyirci mi kalınacak?

Çok önemli bir seçimin arifesinde milyonları temsil eden ve parlamentoda yoğun bir temsil gücü olan Partimizin kapatılması bu ülkenin on yıllarca aynı despotizme maruz kalması demek değil midir? Yargının kendi kendini sırf HDP kapansın diye imha ediyor oluşuna seyirci mi kalacağız? Bu açık darbeye dur demeliyiz

İlginçlikler silsilesi bu kadarla da bitmiyor ne yazık ki! Şimdi size birkaç tarihten daha söz etmek istiyorum. Bakınız, AYM partimizin alacağı mali yardıma dair kararını 6 Ocak günü açıklayacağını beyan etmiş ancak her nedense 5 Ocak’ta açıklamaya karar vermiştir. Bunun aynı gün 6’lı Masa’nın kritik toplantılarından birisini gerçekleştirecek olmasıyla ilintisini kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Partimizin kapatma davasına dair kararın seçimlerden sonra verilmesine dair talebimizin reddedildiği gün olan 26 Ocak’ta 6’lı Masa’nın bir diğer kritik toplantısının gerçekleşmiş olduğu hususunu değerlendirmeyi de yine siz değerli okuyucuların takdirlerine sunuyorum. Daha sonra ise AYM hukuksuz bu kararı kaldırdı.

Yazının başında da ifade ettim, tarihe mal olan belli başlı davalar vardır, içindeki hukuksuzlukların er geç ortaya çıktığı. Ama bu haksızlıkların, insanlığa borcu büyük!

HDP’nin kapatılmasına dönük dava içinde binbir şifre barındırırken ve olası bir kapatılma halinin ülke halklarının en temel haklarına darbe olacağı açıkken ses çıkarmamanın vebali ağır olacaktır. Bu vebal ülkenin on yıllarına mal olacağı gibi, hukuka olan inancı temelinden sarsmak gibi bir neticesi de olacaktır. Hukuka olan inancın temelinden sarsılmasının ise inşaatın temelinin yıkılması anlamına geldiğini bilmemek en naif tabirle safdillik olacaktır.

Çok, çok önemli bir seçimin arifesinde Türkiye’de milyonları temsil eden ve parlamentoda yoğun bir temsil gücü olan Partimizin kapatılması bu ülkenin on yıllarca aynı despotizme maruz kalması demek değil midir? Yargının kendi kendini sırf HDP kapansın diye imha ediyor oluşuna seyirci mi kalacağız? Bu seyir halinin parça parça ülkenin her bir yanında yeni depremler yaratacağını görmüyor muyuz? Bu vakte kadar görmemiş isek de son düzlükte görmeli ve bu açık darbeye dur demeliyiz, hâlâ çok geç değil!

*HDP Grup Başkanvekili

#Yargının #takvimle #imtihanı

Kılıçdaroğlu’nun HDP ziyareti ertelendi

Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun HDP’ye yapacağı ziyaret ertelendi

Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun HDP Genel Merkez’e yapacağı ziyaret ertelendi.

HDP’den, “Cumhurbaşkanı adayı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun partimize ziyareti program yoğunluğundan dolayı ileri bir tarihe ertelenmiştir” açıklaması yapıldı.

Kılıçdaroğlu, 18 Mart Cumartesi günü saat 13.00’te HDP Genel Merkezi’nde Eş Genel Başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan ile görüşecekti.

HABER MERKEZİ

#Kılıçdaroğlunun #HDP #ziyareti #ertelendi

Ipsos: Bilim kadınlarının yarısı tacize maruz kalıyor

Ipsos’un yaptığı ankete göre bilimle uğraşan kadınarın yarısı iş yerlerinde tacize maruz kalıyor

Ipsos anket kuruluşu tarafından L’Oréal Vakfı için yapılan uluslararası bir araştırmaya göre bilim ile uğraşan her iki kadından biri kariyeri sırasında işyerinde cinsel tacize maruz kaldı. 117 ülkede 5 bine yakın kadın ve erkek araştırmacıyla yapılan anket, 50 kamusal ve özel kurum nezdinde sosyal bilimler dışındaki teknoloji, mühendislik ve matematik bilim dallarında yürütüldü.

Yarısı en az bir kez tacize uğradı

Ankete göre kadınların yüzde 49’u “kariyerleri boyunca kişisel olarak en az bir kezcinsel taciz durumuyla karşı karşıya kaldıklarını” söyledi. Bunların yaklaşık yarısının 2017’de #MeToo hareketinin ortaya çıkışından sonra gündeme getirildiği belirtildi. Kadın araştırmacıların yüzde 65’ine göre, beş kıtada yaşanan bu durumlar kariyerleri üzerinde negatif etkide bulundu. Ancak her beş mağdurdan sadece biri kendi kurumu nezdinde şikayette bulundu.

Kariyer üzerinde olumsuz etki yaratıyor

Ankete göre kadınların yüzde 25’i, insanların kendilerine “uygunsuz ve tekrarlanan şekilde”, takma adlarla (“oyuncak bebek”, “bebek”, “kedicik”, “(argoda) genç kız”…) veya hakaretlerle hitap ettiğine tanıklık ederken, yüzde 24’ü özel veya cinsel yaşamlarıyla ilgili “kendilerini rahatsız eden davetsiz ve tekrarlanan sorularla” karşılaştıklarını belirtti. Bu olayların çoğu kadın araştırmacıların kariyerlerinin başında yaşandı. Tüm bunlar kadınların bilimsel kariyerleri üzerinde olumsuz bir etki yaratırken, mağdurların 52’si “bazı personel üyelerinden kaçındıklarını”, yüzde 25’i “işyerlerinde tehlikede” hissettiklerini söylüyor.

Tetbirler yetersiz

Kadın ve erkek bilim insanlarının yüzde 64’ü ise işyerinde cinsel tacize karşı mücadelede yetersiz tedbirlerden yakınıyor. Dünya genelinde bilim alanındaki araştırmacıların sadece yüzde 33’ü kadınlardan oluşurken, sadece yüzde 4’ü Nobel ödülü elde etti.

HABER MERKEZİ

#Ipsos #Bilim #kadınlarının #yarısı #tacize #maruz #kalıyor

Gazetemiz çalışanı Bayram gözaltına alındı

MA ve JINNEWS muhabiri 11 kişiyle birlikte hakkında açılan soruşturma kapsamında yakalama kararı olan gazetemiz çalışanı Hamdullah Bayram gözaltına alındı

Mezopotamya Ajansı (MA) ve JINNEWS muhabiri 11 kişiyle birlikte hakkında soruşturma yürütülen ve yakalama kararı bulunan gazetemiz çalışanı çalışanı Hamdullah Bayram akşam saatlerinde Mersin kent merkezinde gözaltına alındı.

Gözaltına alınan Bayram Mersin İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

HABER MERKEZİ

#Gazetemiz #çalışanı #Bayram #gözaltına #alındı