Ana Sayfa Blog Sayfa 792

Amed hazır: Yeni yaşamı örme Newroz’u

Finali 21 Mart’ta Amed’de yapılacak Newroz için hazırlıklara dair bilgi veren Tertip Komitesi üyesi Mervan Yıldız, kadınların özel savaş politikaları ve kendilerine yönelik bütün saldırılara karşı alanda olacağını vurguladı

Hazırlıkları süren “Her der Newroz, her dem azadî” ve “Newroz ateşiyle özgürlüğe” şiarıyla startı verilecek 2023 yılı Newroz’u için kent kent katılım çağrıları devam ediyor. İlk ateşin yarın (15 Mart) Colemêrg’in (Hakkari) Şemzînan (Şemdinli) ilçesinde yakılmasıyla start alacak Newroz’un finali ise 21 Mart’ta Amed’de yapılacak. Kent merkezi ve ilçelerinden köylerine kadar hazırlıkları süren büyük Amed Newroz’nun Tertip Komitesi üyesi Mervan Yıldız, çalışmalara dair bilgi verdi.

Yeni yaşamı örecek olan bizleriz

Newroz’un anlamının Kürtler için çok önemli olduğunu ifade eden Yıldız, “Newroz diriliştir, Kürtler açısından isyandır. Kadınlar her gün isyandadır, her gün eylemdedir. Bu seneki Newroza, yeni bir yaşamı örme Newrozu olarak bakıyoruz. Biz kadınlar olarak şunu çok iyi biliyoruz, yeni yaşamı örecek olan biz kadınlarız. Bu sloganlarla bu taleplerle biz kadınlar, Newroza katılım sağlayacağız” diye belirtti.

Taleplerimizle alanda olacağız

Yakın tarihte yaşanan deprem olmak üzere savaşın, salgının ve iktidarın yanlış politikalarının en büyük mağdurlarının kadınlar olduğunun altını çizen Yıldız, “İktidarın yanlış politikalarından depremde ortaya çıkan ağır tablonun ve can kayıplarının öfkesi Newroz alanlarına taşınacak. Deprem öncesinde de, kadına yönelik özel savaş politikaları Kürdistan coğrafyasında çok yaygın. Yine, Sayın Öcalan’ın yürütmüş olduğu kadın felsefesinden yola çıkarak; bu tecrit kırılmadan, kadın üzerindeki kırım politikaları bitmeyecek. Kadına yönelik şiddet bitmeyecek. Kadına yönelik taciz, tecavüz, çocuklara yönelik istismarlar bitmeyecek. Bu taleplerimizle alanlarda olacağız” diye konuştu.

AMED

#Amed #hazır #Yeni #yaşamı #örme #Newrozu

‘Bir şeyin yok’ denilerek eve gönderilen depremzede iç kanamadan öldü

Depremde Samandağ ilçesindeki evinin enkazından sağ çıkarılan Filiz Diayp Miçooğulları, götürüldüğü hastanede ‘bir şeyin yok denilerek’ geri yollandı. Miçooğulları, daha sonra iç kanama sonucu yaşamını yitirdi

Mereş merkezli depremler sonrası yıkımın büyük olduğu yerlerden biri de Hatay’ın Samandağ ilçesi oldu. Depremlerin üzerinden bir aydan fazla zaman geçmesine rağmen hâlâ enkaz kaldırma çalışmaları devam ediyor. Çadıra ulaşamayan aileler ise bitki seralarında kalıyor. Onlarca insanın yaşamını yitirdiği kentte, her enkaz bir hikâyeye dönüşüyor. Bu hikayelerden biri de depremin ikinci günü ailesinin çabası ile yıkılan evlerinin enkazından sağ olarak çıkan, götürüldüğü hastanede ayakta tedavi edilen ve sonrasında yaşamını yitiren Filiz Diayp Miçooğulları’na ait.

Samandağ ilçesinde öğretmen olan Filiz Diayp Miçooğulları ve eşi Yusuf Miçooğulları’nın yaşadıkları bina 6 Şubat gecesi meydana gelen depremde arkadaşlarının anlatımıyla ‘tepetaklak’ oldu. Deprem esnasında Yusuf Miçooğulları yaşamını yitirirken, Filiz Diayp Miçooğulları ise yaralı olarak depremin ikinci günü çıkarıldı.

Halkın kendi çabalarıyla yakınlarını enkazdan çıkardığına, sağ çıkanların da hastanenin ihmalinden yaşamını yitirdiğine dikkati çeken Filiz Diayp Miçooğulları’nın arkadaşı, NUJinha’dan Medine Mamedoğlu’na konuştu:

‘Tsunami söylentileri yolu kitledi hastaneye yetişemediler’

“Filiz ve Yusuf bizim öğretmen arkadaşlarımız. Deprem günü kaldıkları ev yerle bir oldu. Evin yıkılma şekli de içler acısı evin tavanı ve altı yer değiştiriyor bina tepetaklak oluyor. Deprem olduğunda arkadaşımız Filiz ailesi tarafından depremin ikinci günü enkaz altından canlı bir şekilde çıkarıldı. Ailesi Filiz’i devlet hastanesine götürüyor ancak yaşanan deprem nedeniyle hastanede tam bir ilgilenme yaşanmıyor. Filiz’e dışarıdan bakılıp ‘bir şeyin yok’ diyerek eve gönderiyorlar. İç kanama durumu yaşanmadığını söylüyorlar. Daha sonra Filiz ailesiyle eve gittiğinde bir kanaması oluşuyor. Oluşan bu kanamanın başta regl olduğunu düşünüyor arkadaşımız daha sonra bunun regl ile alakası olmadığını düşününce kalkıp hastaneye gidiyorlar. Araştırma hastanesine gitmek için yola çıkıyorlar ancak o zaman tsunami duyumları yayıldığı için trafik kilitleniyor. 1 saatlik mesafe 5 saate çıkıyor. Hastaneye yetişmelerine az bir zaman kala Filiz arabada yaşamını yitiriyor. Hastaneye ulaştıklarında yapılan test sonucunda Filiz’in böbreklerinin patladığını görüyorlar. Buradaki insanları açık açık ölüme terk ettiler. Bu halk bunu hiçbir zaman unutmayacak.”

HATAY

#Bir #şeyin #yok #denilerek #eve #gönderilen #depremzede #iç #kanamadan #öldü

Devlet nerede?

Bir ara baş gösterdi devlet elinde sopası ile aman “birileri beni arıyormuş, nerde devlet diyormuş” diye söylene söylene. “Sessiz olacaksınız” diye diye. Çalışan binlerin kaşıkla topladıklarını kepçeler ile alırken göründü

Veysel Moray

Depremin 37. gününde sahadayım, ilk günden beri yıkımların olduğu yerlerde çalışan, emek veren onlarca gönüllü insanların omuzlarına yüklenmiş koca bir felaketin üzerinden geçen günleri sayalım istedim. Sayalım bakalım avuç içi kadar devlet, dünya kadar sorumluluk. Çalışan demişim başlarken, nedir bu çalışmalar böyle? Nedir ki yanında avuç içi kadar kalmış devlet? İlkin su yoktu, her fenalaşan insana sakinleşmesi için uzatılan bir bardak su var ya işte o su yoktu, bulup getirenler gelince oldu. Ekmek yoktu, “hadi bir iki lokma bişeyler ye ayakta durman lazım” diye teselli cümlesindeki ekmek yoktu, bulup getirenler gelince oldu. Sonra çadırıydı, kıyafetiydi, sobasıydı, odunu, sabunu, ihtiyaç sırasında tırnak makasının sırası gelene kadar çalışanlar yüklendi bütün sorumlulukları.

Bir ara baş gösterdi devlet elinde sopası ile aman “birileri beni arıyormuş, nerde devlet diyormuş” diye söylene söylene. “Sessiz olacaksınız” diye diye. Çalışan binlerin kaşıkla topladıklarını kepçeler ile alırken göründü. Kepçeye de ihtiyaç vardı tabii ama o sıra yoktu, yani kepçe yoktu devlet vardı, tersi de doğrudur.

Bir ara dev ekranlara çıktı kepçeler pardon devlet, telaffuzu zor olan rakamlar, sayılar nasıl okunur dersinde bulduk kendimizi. Yanlış okuyanı tek ayak üstünde beklettiler; hoş, ayakları üzerinde duranları görünce oldu bu da. Başka yolu kalmamıştı zaten iş başa düşünce, baştakilere iş düşmüyor demek.

Geçelim buraları, şimdi biraz daha ciddiyetle soruları yanıtlayalım. “Ne yapabiliriz?” sorusunu da geçelim. “Nereden başlayacağız?” Buna cevap vermemiz gereken andayız. “Gitmek istemeyene, ölmek istemeyene ne yapabiliriz?” sorusunun cevabı belli, nereden başlayacağız?

İki ineği olsa yurdunda kalacak olana, tohumu olsa toprağını sürecek olana, derme çatma bir yeri olsa yaşayacak olana nasıl dokunacağız? İş başa düşüyor, öyle avuçlarımız arasına almaya zaman yok başımızı, dik tutup dik durup nereden başlayacağız?

◦             Ekin zamanı toprağını sürmeye gelelim,

◦             Kayısı ağaçlarını budamaya gelelim,

◦             İki ineği dört kişi alıp da gelelim,

◦             Bir prefabriki beş kişi alıp da gelelim,

◦             Kendi dilinde yardım isteyemeyenler için gelelim.

 

Dağıtılmak istenen her coğrafyaya biz dağılalım. Toparlamak için dağılalım, biz olmak için dağılalım. İnce hesaplar yapanlara incelik göstermenin zamanı geçti çünkü tam da bu zamanda bir araya gelelim. Burada yakılan ateşlerde pişen çaylar henüz sıcak, fazla uzağa gitmiş olamazlar. Geri çağırmak için bir araya gelip haykırmak için, yerinde ve yeniden inşa için…

#Devlet #nerede

Gazeteci Yılmaz 5 yılın ardından tahliye edildi

2017 yılında “Örgüt üyeliği” iddiasıyla 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası verilen gazeteci Uğur Yılmaz 5 yılın ardından tahliye oldu

Bedlîs’te (Bitlis) 2017 yılında “örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası verilen gazeteci Uğur Yılmaz tahliye oldu. Yılmaz, 5 yıl 7 ay 27 gün tutuklu kaldıktan sonra şartlı tahliye ile serbest bırakıldı.

Gazeteciler karşıladı

Karakoçan Cezaevi’nden tahliye edilen Yılmaz’ı ailesinin yanı sıra Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Yönetim Kurulu Üyesi Hakkı Boltan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Xarpêt (Elazığ) İl Eşbaşkanı Mehmet Kılıçtepe, MLSA avukatları Merve Kurban ve avukat Hüseyin Boğatekin karşıladı.

XERPÊT

 

#Gazeteci #Yılmaz #yılın #ardından #tahliye #edildi

KNK Eşbaşkanı: AP’deki konferans Kürtleri susturmak isteyenlere cevaptı

AP’de düzenlenen Kürt Konferansı’nda konuşulan başlıklar ile ilgili değerlendirmelerde bulunan KNK Eşbaşkanı Zeyneb Murad, ‘en önemli başlığın Türkiye’deki Kürt sorunu’ olduğunu vurguladı

Avrupa Parlamentosu’nda (AP) 17’ncisi düzenlenen 8 Mart’ta başlayan Uluslararası Kürt Konferansı, “Avrupa Birliği, Türkiye, Ortadoğu ve Kürtler” ana başlığıyla 2 günlük tartışmaların ardından sona erdi.

Avrupa Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) tarafından Sol Grup, Greens-European Free Alliance (GREENS/EFA), Sosyalistler ve Demokratların Özgür İttifakı Grupları (S&D) ve Brüksel Kürt Enstitüsü ile işbirliği içinde düzenlenen konferans, sonuç bildirgesinin kabulüyle sonuçlandı.

Konferansa KNK’yi temsilen katılan Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Eşbaşkanı Zeyneb Murad, konferansın önemi ve sonuçları hakkında Mezopotamya Ajansı (MA) değerlendirmelerde bulundu. Kürt sorununda Türkiye’nin bir çıkmaza girdiğini ve tartışılan başlıkların da bu yönlü olduğunu söyleyen Zeyneb Murad, Türkiye’nin Rojava’ya ve Federe Kurdistan’a yönelik saldırılarının detaylı bir şekilde tartışıldığını kaydetti.

‘En önemli başlık Türkiye’de Kürt sorunu’

Konferansta DAİŞ’in tasfiyesinde büyük rol oynayan güçlere yönelik gerçekleştirilen saldırılarda uluslararası devletlerin sessizliğinin kınandığına vurgu yapan Murad, Federe Kurdistan’da kimyasal silah kullanımının da geniş olarak tartışıldığını aktardı.

Türkiye’nin Kürtlere yönelik stratejik planlarını farklı şekillerde hayata geçirmek istediğinin belirtildiğini söyleyen Murad, konferansın başlıklarından ‘en önemlisinin Türkiye’deki Kürt sorunu olduğunu’ söyledi. Murad, uluslararası güçlerin bu konulara ciddi bir şekilde yaklaşmasının talep edildiğini belirtti.

‘Tecridin kaldırılması gerekiyor’

Murad, konferansta PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması gerektiği ve diyalog yollarının açılmasına vurgu yapıldığını ifade ederek, tartışılan konulardan birinin de Türkiye’deki siyasi atmosfer olduğunu, Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) yönelik ciddi saldırıların olduğunu belirtildiğini söyledi.

Murad, Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün Kürt sorunu ve Ortadoğu’daki sorunlara etkisinin tartışıldığını ifade etti.

‘Kimyasal silahlar bölgede incelenmeli’

Kürdistan’da kimyasal silah kullanımının tartışıldığını belirten Murad, “Konferansta kimyasal silahların kullanıldığı alanları inceleyen bir uzman görüşlerini dile getirdi. İnceleme yapmak için bölgeye gitmek isteyen uzmanların engellenmesini eleştirdi. Bağımsız bir kurulun gidip bölgeyi incelemesi gerektiğine vurgu yapıldı” şeklinde konuştu.

‘Konferans Türkiye’nin saldırılarına bir cevaptı’

Konferansın Kürtler için büyük bir başarı ve kazanım olduğunun altını çizen Murad, aynı zamanda Türkiye’nin saldırılarına da bir cevap niteliğinde olduğunu belirtti.

Murad, konuşmasını şu şekilde sürdürdü: “Konferansa katılım düzeyi ve tartışılan konular çok önemliydi. Erdoğan’ın Kürtleri susturma çabalarının amacı anlaşıldı. Bir taraftan kimyasal silah saldırıları, diğer taraftan siyaset susturulmak isteniyor. Türkiye diğer devletlerle olan ortaklığını Kürtlere karşı kullanıyor. Bu güçlerin desteğiyle Kürtleri susturmak istiyor. Bu konferans, Kürtlerin sesini kimsenin susturamayacağına bir yanıttı. Bu konferans, Türkiye’nin saldırılarına da bir cevaptı. Avrupa Parlamentosu’nda bu tür önemli konuların tartışılması önemliydi” dedi.

HABER MERKEZİ

#KNK #Eşbaşkanı #APdeki #konferans #Kürtleri #susturmak #isteyenlere #cevaptı

Ortadoğu’da Kürtler kilit mi anahtar mı?

Kürt sorununun çözümünü esas almayan hiçbir hareketin kalıcı başarı şansı yoktur. Kürtlerin oynadıkları rol, kendi kendilerine bahşettikleri bir rol ve misyon değil

Herdem Fırat

Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak olan seçim belki de cumhuriyet tarihinin en ilginç ve değişik seçimi olacak. Daha şimdiden kurulan ittifak ve dengelere bakıldığında bunun emareleri görünüyor.

Kendini Kürt milliyetçisi ve radikal İslam kimliği ile tanıtan Hüda-Par, Türk ırkçısı ve milliyetçisi MHP ile ittifak yapıyor.

Laik ve Kemalist CHP, İslamcı ve anti-Kemalist olan Saadet Partisi ile ittifak yapıyor. Saadet Partisi’nin binasına dev Atatürk posteri asılıyor.

Kendini sosyal demokrat olarak tanıtan Muharrem İnce, ırkçı ve faşist olan Ümit Özdağ ile seçim çalışmaları yürütüyor.

Tabii daha çok ilginçlikler var ama bu birkaç örnekle sanırım meramımızı anlatabildik.

Tüm bu ittifakların ortak özellikleri ise Kürt ve sol-sosyalist karşıtı-düşmanı olması. Bu ittifaklarda yer alan kimi partilerin Kürtlere ilişkin farklı yaklaşımları olsa da genel karakter daha çok ekonomik çıkar ağırlıklı olup siyasi pazarlıklar üzerine kurulmuş olmalarıdır. Daha da spesifik olan neden HDP karşıtı olmalarıdır. HDP’nin durduğu pozisyonu zayıflatmak ve önemsizleştirmek üzerine kurgulanmış olmalarıdır.

Bu tarihi seçime giderken bir de 3. Yol olarak kendini tanıtan Emek ve Özgürlük İttifakı var. Bu ittifakın içindeki en önemli parti ise HDP’dir. Her ne kadar gündemde kapatılma durumu olsa da gündemi belirleyen esas partidir. HDP üzerinden Kürtler için kimileri kilit tanımını yaparken kimileri de anahtar tanımı yapmaktadırlar. HDP her ne kadar bir Kürt partisi değilse de Kürtlerin en temel talepleri bu parti üzerinden gündemleştiği için de HDP’nin tutumu Kürtlerin tutumu olarak değerlendiriliyor.

HDP üzerinden yapılan değerlendirmelere bakıldığında Kürtler kilit midir yoksa anahtar mıdır sorularının cevaplarını doğru vermek için bir defa kilit ve anahtar kavramlarının ne anlamlar içerdiğini bilmek gerekir. Sonrasında bu sorunun cevabını vermek için Kürtlerin genel olarak durumlarını değerlendirmek gerekir.

Kilit, araç olarak bir şeyleri korumak, savunmak, muhafaza etmek için kullanılan bir alettir. Yani bir şeyleri tehlikeden korumak için kullanılan alettir. Soyut olarak anlamı ise bir olayı, durumu çözüme kavuşturmak için oynadığı rol itibariyle en önemli aktördür.

Anahtar ise muhafaza edilen korunan şeye ulaşmak için kullanılan alettir. Soyut anlamı ise kilit rol atfedilen aktörün sorunu çözme yöntemidir. Kilidin açılma biçimidir.

Kilit-anahtar, simbiyotik bir biçimde birbirini besleyen kavram ve araçlardır. Yani birbirinin alternatifi ya da yedeği değil tam tersine bir bütünün ayrı parçalarıdır. Kilit olmadan ne anahtar işe yarar ne de anahtar olmadan kilit işe yarar.

Kürtler yaklaşık 200 yıldır Ortadoğu siyasetinde gündemdedir. Kimilerine göre isyancı, kimilerine göre hegemon güçlerin işbirlikçileri-kuklaları, kimilerine göre din kardeşi, kimilerine göre yol-mücadele arkadaşı, kimilerine göre aşiretçi-dogmatik, kimilerine göre seküler-ilerici… Her ulusta olduğu gibi kuşkusuz Kürtlerde de bu tanımlamaların geliştirilmesinde rolleri olan kesimler var. Bu tanımlamalar çoğu sefer tanıtılanlardan bağımsız olarak yapılıyor. Bundan dolayı tanımlamalar katkı sunmak yerine perdeleyici görev görüyorlar.

Sosyolojik, siyasi ve tarihsel gelişmelerden kopuk olarak yapılan her değerlendirme hakikat-dışı kalmaya mahkumdur. Dogmatizmin de isyancılığın da hatta işbirlikçiliğin de sosyolojik-siyasi nedenleri vardır. Bunları doğru değerlendirmeden yapılan tanımlamalar da doğruyu yansıtmıyor. Zaten sorunun halen bu kadar uzun sürmesinin nedeni de çarpık ve hakikat-dışı değerlendirme ve bunların sonucunda geliştirilen tanımlamalardır.

Bu konular uzun değerlendirmeleri gerekli kılıyor. Bunlara pek girmeden sonuç olarak Kürtlerin şimdiki pozisyonlarına bakalım:

  • Türkiye’de demokratik değişimin en temel dinamiği Kürtlerdir. Seçim ittifaklarının etkili olma politikalarının temelini Kürtlere yaklaşım oluşturuyor. Hem olumlu hem de olumsuz anlamda.
  • Suriye’de özgürlükçü ve demokratik yönetimin yaşandığı tek yer Kürtlerin ağırlıkta olduğu Kürtlerin hakimiyetindeki bölgelerdir.
  • Irak’ta şu anda Federe Yönetimin tüm yanlış ve eksikliklerine rağmen halen çözüm modeline en yakın bölge ve halk Kürdistan ve Kürt halkıdır.
  • İran’da son gelişen eylemlerde de görüldüğü gibi özgürlük ve değişime öncülük eden Kürtlerdir. Kürt kadınlarıdır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin kadın özgürlük mücadelesi JIN JIYAN AZADÎ sloganıyla Ortadoğu’dan başlayıp tüm dünyaya yayıldı. İran son dönemde en yakından tanıklık etti.
  • Hem Ortadoğu’da hem de dünya genelinde şu anda devasa bir örgütleme ağına sahipler. Onlarca ülkede siyasette rol oynuyorlar. Her yerde anti-faşist ve ırkçılık karşısında mücadele eden siyasal-toplumsal mücadele geleneğinin yanında yer alıyorlar.

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın önderlik ettiği Kürt Özgürlük Hareketi sadece kendisine değil tüm halklara, toplumlara yeni katkılar yaptı. Sosyolojik olarak ahlaki ve politik toplum paradigmasını geliştirdi. Siyasi olarak Demokratik Konfederalizm ve Demokratik Özerklik kavramlarını geliştirdi. Ulus modeli olarak Demokratik Ulus’u geliştirdi. Kadın mücadelesinde Jineolojî akademisi ve politik tutum olarak Jin Jiyan Azadî hakikatini geliştirdi.

Suriye’de iç savaş çıktığında birçok kesim Kürtleri tarafsız kalmakla Esed rejimine destek vermekle suçladılar. Kürtlerin izlediği 3. Yol siyasetine her taraftan saldırı oldu. Bir taraftan muhalifler, bir taraftan bölge devletleri, bir taraftan rejim fırsat bulduğunda saldırdılar. DAİŞ Kobanê’ye saldırdığında herkes kentin düşmesini dört gözle bekledi. Ama direniş karşısında birçok kesim tutumlarını değiştirmek zorunda kaldılar. 3. Yol’u küçümseyenler durumun öyle olmadığını gördü. Ancak özgürlük ve demokrasi karşıtları o günden bu güne saldırılarına devam ediyorlar. Saldıran güçlerin son durumlarını değerlendirirsek:

* Türkiye büyük bir iç kriz yaşıyor. İktidar Kürt halkının demokratik haklarını elinden almak için ülkeyi kocaman bir zindana dönüştürdü. Ekonomik olarak Kürtlerle savaşı üst boyuta çıkardığından dolayı bürokraside yolsuzlukların önü sonuna kadar açılırken askeri ekipman yetiştirmek için sonsuz bütçe harcaması yapılıyor.

* İran, son eylemlerle derinden sarsıldı. Ekonomik ve siyasi olarak can çekişiyor. Dünya kamuoyundan gittikçe izole olan bir duruma düştü.

* Suriye, halen Kürtleri kabul edip etmemek arasında gidip geliyor. Demokratik Özerk Yönetim ile demokratik ve eşit müzakere-diyalog zeminine gelmediği için halen dış saldırılara karşı olabildiğince açık haldedir.

* DAİŞ her yerde kara listeye alınmış ve eylem gücünü büyük oranda yitirmiş durumda.

* ÖSO kalıntıları çeteleşerek her yerde başa bela olmuş durumdalar.

* Kendini Kürt muhalefeti olarak tanıtan ENKS ise içler acısı durumda. Toplumsal olarak vaad edecek hiçbir şeyleri kalmamış. ENKS’nin güç ve destek aldığı taraflar da bu süreçte ayakta kalmak için bölge işgalci devletlere ve hegemon güçlere yaslanmayı seçtiler.

Geriye çözüm modeli olarak dünya siyasetinde konuşulan Demokratik Özerklik modeli ve çağın direnişi kaldı. Sadece direnmekle kalmayıp çözüm yolunu da gösterdiler.

Sonuç bağlamında Kürtlerin pozisyonuna bakıldığında anahtar ve kilit rolünü aynı anda oynadıkları görülüyor. Bir yandan insanlığın temel değerlerini kilitleyerek koruma altına alıyorlar, diğer yandan tıkanan sorunlara çözümleyici yöntemler geliştirerek anahtar rolü oynuyorlar.

Kürtler özgürlük mücadeleleri sonucunda hem siyasal hem de fikri değişim dönüşüm sağladılar ve bunu aynı zamanda tarihe mal ettiler. Öğrendiklerini, yaşadıklarını diğer halklarla da paylaştılar. Birlikte yaşamanın yolunu buldular. Geliştirdikleri çatı örgütlemelerle (HDK, DTK, QSD, Kuzey-Batı Suriye Özerk Meclisi vb.) farklı ulus ve inançların bir arada yaşama modelini geliştirdiler. Tüm bunlara bakıldığında Kürtlerin kilit-anahtar konumu daha iyi anlaşılıyor.

Geçen gün Arap sanatçıların kocaman bir orkestra eşliğinde seslendirdikleri bir şarkı yayınlandı. Şarkı PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerine söylenmişti. Onlarca Arap şarkıcının Kürt bir önder için kendi dillerinde bir şarkı seslendirmeleri basit bir olay değil. Daha önce de halklar kendi dillerinde şarkı seslendirmişlerdi. Ancak bu boyutta değildi. Onlarca dilde bir öndere şarkı söylemek normal bir durum değil. Bu durum Kürtlerin diğer halklarla geliştirdiği ilişkinin sonucudur.

Kürtler verdikleri mücadele sonucunda çok önemli bir rol ve misyonun sahibi oldular. Kürt sorununun çözümünü esas almayan hiçbir hareketin kalıcı başarı şansı yoktur. Kürtlerin oynadıkları rol, kendi kendilerine bahşettikleri bir rol ve misyon değil. Üstlendikleri mücadele sonucunda tarihin yüklediği bir rol ve misyondur. Bu rol ve misyon bir avantaj olduğu kadar dezavantajdır da. Üstlendikleri sorumluluktan dolayı en çok saldırının hedefi de oluyorlar. Devletler bazında ve devlet içi oluşan ittifaklar bazında Kürtlerin bu kadar hedef olmasının nedeni kilit-anahtar rolünü birlikte üstlenmeleridir.

Not: Kürtlerden kasıt mevcut düzenin karşısında mücadele eden, sistemle sorunu olan Kürtlerdir. Yoksa Kürt olup bizzat statükonun devamından yana olan, saldırı yapan devletlerin iktidarı ile birlikte hareket eden Kürtler de var.

#Ortadoğuda #Kürtler #kilit #anahtar #mı

Wan Barış Anneleri: Tecride karşı Newroz alanlarında olacağız

‘Her der Newroz, her dem azadî’ şiarıyla 43 noktada kutlanacak 2023 Newroz’u için alanlarda olacak Wan Barış Anneleri, tecrit altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan için alanda olacaklarını söyledi

Bu yıl 43 merkezde “Her der Newroz, her dem azadî” şiarıyla kutlanacak 2023 Newroz’u için hazırlıklar sürüyor. Depremlerden kaynaklı hayatını kaybedenlere adanan Newroz da 7’den 70’e alanlara çıkan herkes öfke ve mücadele mesajları vereceklerini dile getirirken, Wan Barış Anneleri Meclisi üyeleri de PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü mesajıyla alanlarda olacaklarını söyledi.

Kürtler Newroz için çok bedel ödedi

Mezopotamya Ajansı’ndan Ruken Polat’a konuşan annelerden Zekeriya Kaya, depremlerden kaynaklı Newroz’u buruk karşıladıklarını belirterek, “Buradan bütün annelere ve kadınlara sesleniyorum; fistan-kiraslarını giyip alanlara gelsinler. Bu Newroz, beraberinde birlik ve beraberliği getirir. Newroz uğruna bedenini ateşe veren canlarımız oldu ve onlar bizlere birer sembol oldular. Umarım bu Newroz dünyada barışın sesin olur” diye konuştu.

Annelerden Rabia Algör de Kürtlerin Newroz için bedeller verdiğini ifade ederek, aynı zamanda bu yıl alanlara akacak herkesin depremde hayatını kaybedenleri de haykıracağını söyledi. Algör, “Bu Newroz çok farklı bir Newroz olacak ve gerçek baharı bizlere getirecek” ifadelerini kullandı.

‘Önderlik için gidiyoruz’

Bu yılki Newroz’da PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünü haykıracaklarını ifade eden anenlerden Asya Özlü de, “Bu Newroz, önderliğimizin (Öcalan) özgürlüğünü beraberinde getirecektir. Ben her yıl büyük bir aşk ile Newroza gidiyorum bu yıl depremden dolayı hüzünlü gideceğiz. Fakat yine büyük bir coşkuyla herkes alanlarda olacaktır” dedi. Besna Aydoğan da, “Başta önderlik olmak üzere cezaevindeki bütün insanlarımızın Newroz bayramını kutluyorum” diye kaydetti.

Newroz baharı getirsin

Newroz’dan beklentisinin “özgürlük” olduğunu kaydeden Perişan Arslan ise, “Bu yıl Newroz başka olacak. Bu nedenle tüm halkımızın alanları doldurması gerekiyor. İnşallah bu Newroz da eski Newrozlar gibi olur. Newroz baharı getirsin” diyerek duygularını ifade etti.

WAN

 

 

#Wan #Barış #Anneleri #Tecride #karşı #Newroz #alanlarında #olacağız

Uluslararası Koalisyon’un üssüne füze saldırısı

CENTOM tarafından Uluslararası Koalisyon’un Dêrazor’un doğusundaki üssünün dün akşam saatlerinde füzeyle hedef alındığını duyurdu

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Uluslararası Koalisyon’un Dêrazor’un doğusundaki üssünün dün 2 füzeyle hedef alındığını duyurdu.

Saldırının akşam saatlerinde saat 20.23’de Uluslararası Koalisyon üssüne yönelik gerçekleştirildiğini belirten CENTCOM, saldırıda hayatını kaybeden kimsenin olmadığını belirtti.

CENTCOM tarafından yapılan açıklamada, saldırının sivil halkı tehlikeye attığını ve Suriye’deki istikrarı bozduğu ifade edildi.

DIŞ HABERLER

#Uluslararası #Koalisyonun #üssüne #füze #saldırısı

Su yok duş yok: Salgın hastalıklar yayıldı

Semsûr’da yaşanan sağlık sorunlarına dair bilgi veren Rıha Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Doktor Kemal Yüksekkaya, duş ve tuvaletlerin olmamasının salgın hastalıkları arttırdığını ifade ederek, çadır kentlerde sağlık çadırlarının kurulması gerektiğini vurguladı

Deprem kentlerinde su ve hijyen ürünlerinin yeterince olmayışı ile sağlık sorunları her geçen gün artıyor. Sağlık sorunlarının arttığı kentlerden biri de Semsûr (Adıyaman). Kentte yaşanan sağlık sorunlarına dair bilgi veren Rıha (Urfa) Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Doktor Kemal Yüksekkaya, depremzedelerin bir an önce konteynır kentlere yerleştirilmesi gerektiğini belirtti.

Hamile kadınların sağlıklı beslenmeleri gerek

Depremin ilk gününden bu yana sahada olduklarını ve gönüllü sağlık hizmeti verdiklerini aktaran Yüksekkaya, ciddi sağlık sorunlarına tanıklık ettiklerini belirtti. Barınma, beslenme ve su sorununun devam ettiğini dile getiren Yüksekkaya, “Duş, tuvalet, temel hijyeni karşılayabileceğimiz su problemimiz var. Bazı noktalarda ortak kullanım alanları oluşturulmuş olabilir. Özellikle kadınlar için özel tuvalet ve banyonun yapılması da önemli. Bunun yanında gebe olan birçok kadın yaşanan depremlerden kaynaklı, erken doğum yaptı. Çadır kentlerde konteynır da kalan birçok gebe var. Bunların sağlıklı beslenmesi gerekiyor, kalorisi yüksek besinler ve vitamin ilaçlarının alınması gerekiyor” dedi.

Salgın hastalıklar arttı

Su sorunun yaşandığı yerlerde uyuz ve bit salgınlarıyla karşı karşıya kalınacağı uyarısında bulunan Yüksekkaya, “Yeterli suya ve temizliğe erişilmediği zamanlarda, ciddi bit ve uyuz vakalarıyla karşılaşacağız. Temiz suya erişilmediği zaman, ishal başta olmak üzere başka türlü hastalıklar başlayacak. Deprem bölgelerinde aşılama hizmetlerinde de ciddi sorunlar var. Aşılar, 35-40 gündür aksamış durumda. Özellikle çocuklarda kızamık, suçiçeği, kızamıkçık gibi salgın hastalıklara karşı önlem almakta fayda var” diye belirtti.

Sağlık revirleri kurulmalı

Kişisel banyo, hijyen ve suya erişimin sağlanabilmesi adına depremzedelerin çadır kentlerden, konteynır kentlere taşınması gerektiğinin önemine değinen Yüksekkaya, “Elektrik, su ve temel ihtiyaçlar giderilmeli. Konteynır kentlerde sağlık çadırları, sağlık revirleri kurulmalı. Gerekirse bölgesel sahra hastaneleri kurulmalı ki, yurttaşlar sağlığa erişim sağlayabilsin. Depremzedelere psikososyol destek sağlanmalı” dedi.

Haber: Zerrin Sargut – Ömer Akın / MA

 

#yok #duş #yok #Salgın #hastalıklar #yayıldı

ADFE: Deprem bölgelerinde dayanışmayı büyüteceğiz

Olağan yönetim kurulu toplantısını gerçekleştiren ADFE yaptığı açıklamada, “ADFE yönetim kurulu olarak deprem felaketinden etkilenen 11 ilimiz için bütün bileşenlerimizle dayanışmayı büyüterek bölgede yaraları sarmak için yardımlarımıza devam ettireceğimizi bütün kamuoyuna duyuruyoruz” ifadelerini kullandı.

Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) olağan yönetim kurulu toplantısını İkitelli Cemevinde gerçekleştirdiklerini duyurdu. ADFE’nin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Alevi Dernekleri Federasyonu olarak olağan yönetim kurulu toplantımızı İkitelli Cemevinde gerçekleştirdik. Toplantımıza ev sahipliği yapan İkitelli Cemevi Başkanı Bekir Güler’e ve yönetim kuruluna teşekkür ederiz. ADFE yönetim kurulu olarak deprem felaketinden etkilenen 11 ilimiz için bütün bileşenlerimizle dayanışmayı büyüterek bölgede yaraları sarmak için yardımlarımıza devam ettireceğimizi bütün kamuoyuna duyuruyoruz.

ADFE’YE KATILIM

Ayrıca federasyonumuza katılarak bize güç veren Şeyh Muhammed Kerhi Güzelleştirme ve Onarma Derneği’ne, Gelibolu Cemevi ve Kültür Derneği’ne ve Hazreti İmam Ali Kültürünü Tanıtma Yaşatma Vakfı’na teşekkür ediyoruz.

Bu birliğin mücadelemizi büyüteceğine inanıyor, bütün bağımsız kurumlarımızı federasyonlarımızın çatısı altında örgütlenmeye çağırıyoruz. Bir olalım, iri olalım, diri olalım…”

PİRHA/ İSTANBUL