Ana Sayfa Blog Sayfa 799

İzmir’de HDP’lilere ve Barış Anneleri’ne gözaltı operasyonu

İzmir’de HDP yöneticileri ve Barış Anneleri’nin olduğu en az 13 kişi gözaltına alındı

İzmir’de sabah saatlerinde polis tarafından düzenlenen baskınlarda çok sayıda kişi gözaltına alındı. Şimdiye kadar en az 13 kişinin gözaltına alındığı öğrenilirken, gözaltına alınanların sağlık kontrollerinin ardından Çankaya TEM Şube Müdürlüğü’ne götürüldüğü belirtildi.

Gözaltına alınanlardan isimleri öğrenilenler şu şekilde: “Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Yöneticisi Mahsun Koç, HDP Parti Meclisi üyesi Mehmet Sabri Gül, HDP yöneticisi Hediye Korkut, Edibe Sincar, Gülizar Dağ, Nüfusa Ataç, Famile Arı, Elfedin Kol ile Barış Anneleri Sultan Yağmekan, Hanife Gümüş, Ayten Gülmez, Zeynep Çelik, Fatma Sürme”

İZMİR

#İzmirde #HDPlilere #Barış #Annelerine #gözaltı #operasyonu

İranlı Atlet Hiwa Azizpour’dan günlerdir haber alınamıyor

Kız çocuklarına yönelik zehirli gaz saldırılarını protesto ettiği için gözaltına alınan atlet Hiwa Azizpour’dan bir haftadır haber alınamıyor

İran’ın Kum kentinde başlayan ve birçok kentte yayılan kız çocuklarının eğitim gördüğü okullara zehirli gaz saldırılarında binlerce çocuk zehirlendi. Saldırıları protesto etmek için 7 Mart’ta başlayan eylemlere çok sayıda kişi katıldı.

Protesto eylemine katıldığı için evine baskın yapılan atlet ve spor öğretmeni Hiwa Azizpour’dan bir haftadır haber alınamıyor. Rejim güçleri tarafından yapılan baskında Hiwa Azizpour’un evi dağıtıldı. Daha sonra gözaltına alınan Azizpour’dan haber alınamıyor.

İnsan Hakları Örgütü Hengaw, Azizpour’un Sine’deki evinden alınarak kaçırıldığını belirterek, hayatından endişe duyulduğunu ifade etti.

DIŞ HABERLER

#İranlı #Atlet #Hiwa #Azizpourdan #günlerdir #haber #alınamıyor

Aydeniz: Yası direnişe çevireceğiz

Depremde yaşamını kaybedenlerin hesabını sormanın yanı sıra, tecridin kaldırılması ve kadın özgürlüğü talepleri ile Newroz alanlarında olacaklarını ifade eden DBP Eş Genel Başkanı Aydeniz, ‘Kürt halkı bir ağızdan Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü isteyecek’ dedi

Bu yıl “Her der Newroz, her dem azadî” şiarıyla gerçekleştirilecek ve Mereş merkezli depremlerde yaşamını yitirenlere adanan Newroz kutlamalarının startı, Amed’te açıklanan deklarasyonla 10 Mart’ta verildi. Bu yılki Newroz’a ilişkin DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz değerlendirme yaparak tüm halkı Newroz alanlarına çağırdı.

‘Hesap soracağız’

Mereş’te yaşanan depremi hatırlatan Aydeniz, öncelikle yaşamını yitirenlerin yakınlarına baş sağlığı diledi ve şunları belirtti: “Bizler her yıl büyük bir coşku, zılgıt ve şölenlerle karşılıyorduk. Newroz’dan günlerce önce hepimizi heyecan sarıyordu. Ancak bu yıl ne yazık ki büyük bir deprem yaşandı ve binlerce kişi yaşamını yitirdi. Hala bu depremin yaraları sarılmış değil, yası da sürüyor. Bu yas içerisinde Newroz’u karşılıyoruz. Bizim kültürümüze göre Newroz sadece şenlik, şölen değil aynı zamanda mücadele anlamını taşır. Bizler bu Newroz’da kültürümüzü devam ettireceğiz. Mücadele ile karşılayacağız. Yasımızı mücadeleye dönüştüreceğiz. Deprem doğal bir afet, bu doğru ancak bilançonun bu kadar ağır olması sistemden kopuk değil. Biliyoruz ki bu depremin sonucunun bu kadar ağır olmasının nedeni rant politikaları. Çünkü bu yasın nedeni savaş politikaları. Tek adam tarafından yönetilen sistemdir, faşizmdir bunun nedeni. Newroz’daki mücadele ve serhildanımız bundan hesap sormak olacak. Halklara karşı yürütülen bu politikalara karşı birlikte hesap soracağız.”

Verilecek olan mesaj

Aydeniz, tüm bu nedenlerden dolayı bu yılki Newroz’un biraz farklı olduğunu söyledi. “Her yıl Kurdistan, Türkiye, Mezopotamya ve Ortadoğu’da Newroz ateşi yükseliyor” diyen Aydeniz devamla, “Bu yıl da bu ateş yanacak. Bu yaşanan afetin yanında tarihi günlerden de geçiyoruz. Önümüzde seçim var ve Kürt halkının talepleri var. Newroz’da bu taleplerini haykıracaklar. Kürt halkı politik bir duruş ile hesap soracak ve mesajlarını dile getirecek. Geçtiğimiz yıl Kürt halkı bir ağızdan Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü istediğinin mesajını verdi. Kuşkusuz bu yıl da temel mesaj ve talep bu olacak. Sayın Öcalan üzerindeki tecrit bugün her tarafa yayılmış durumda. Sistemin yönetim tarzı olmuş durumda. Binlerce siyasi partili tutsak bu sistemle tecrit altında. Özellikle de hasta siyasi tutsaklar bundan daha çok etkileniyor ve hayati tehlikeleri var. Bu tecrit tutsaklarla da sınırlı değil ve halk içerisinde de yaygınlaştırılıyor” ifadelerini kullandı.

‘Tecride karşı ses olacağız’

Depremde ortaya çıkan tablonun sorumlusunun açıkça tecrit yönetimi olduğunu belirten Aydeniz, şunları dile getirdi: “İktidar depremin mağduriyetini ortadan kaldırmak ve sorunlara kulak vermek yerine bu krizleri bir fırsat olarak değerlendirdi. 3 aylık süre için alınan OHAL kararı, buna bir örnektir. Yaptıklarının üzerini örtmek için özgür basının sesini engellemeye çalıştı. Bunun yanında dijital medyayı engelledi. Hakikatin topluma ulaşmaması için bu engelleri çıkardı. Ancak gerçekleri saklayamadılar. İki gün boyunca devlet ortada yoktu. OHAL ilan edildiği gibi alanlara çıktılar. Bu halkın sesini kısmak, ortak muhalif sesleri kısmak ve deprem bölgesine ulaştırılan yardımların engellenmesi içindi. Tüm bunlar tecridin tam da kendisi. Bu uygulamalar tecrit politikaları ile bağlantılı. Bu yüzden de biz tecridi sistemin yönetim tarzı olarak ele alıyoruz. Bu yüzden de bu yılki Newroz bizim için oldukça önemli. Halkın sesi olacağız ve halk da kendi sesi olacak.”

Kadınların özgürlüğü için…

Newroz alanlarındaki bir diğer mesajın da kadın özgürlüğü olacağını kaydeden Aydeniz şu değerlendirmeyi yaptı: “Kadın özgürlüğü ile toplumsal özgürlük gelecek. Kadın katliamlarının giderek arttığını görüyoruz. Erkek-devlet zihniyeti bunları engellemek yerine bunun önünü açıyor. Kadınlar bu erkek-devlet sistemine karşı demokratik bir sistem talebini dile getirmek için Newroz alanında olacak. Kalıcı bir özgürlük için kadınlar Newroz’da olacak. En önemli rol kadınların olacak. Bugün milyonlarca kadın tüm dünyadaki kadınlar Kurdistan’da yükselen ‘Jin jiyan azadî’ mücadelesini selamlıyor. Bu mücadele tüm dünyaya yayıldı. Tüm kadın hareketleri bu slogan etrafında bir oluyor. Bu Newroz’da da bu sloganı yükselteceğiz. Daha da güçlenip amacımıza ulaşacağız.”

Halk cevap verecek

“Devletin yaklaşımını krizde gördük” diyen Aydeniz, “Ekonomik krizde nasıl yaklaştıklarını gördük. Korona salgınında nasıl bir çalışma yürüttüler bu da ortadaydı. Yine orman yangınlarında, doğa talanında ve depremde de bugüne kadar yaptıklarını gördük. Tüm bunlara karşı seçimlerden umutluyuz. İnanıyoruz ki hepimiz için iyi olacak. Biliyoruz ki Kürt halkı seçimde en iyi cevabını verecek. Çünkü Kürtler kritik bir rolde. Kürtler bu kritik rolünü oynayacak ve seçimde de mesajını, cevabını verecek” diye konuştu.

Katılım çağrısı

Bu yıl 43 merkezde Newroz’u karşılayacaklarını ifade eden Aydeniz, “Halkımızla birlikte alanlarda olacağız. Birlikte ve tek sesle mesajımızı vereceğiz. İnanıyorum ki Kürt halkı bu bilinçle karşılayacak. Tüm halkımızı bekliyoruz. Gelin birlikte mesajımızı verelim” çağrısı yaptı.

#Aydeniz #Yası #direnişe #çevireceğiz

AKP ve Yeniden Refah Partisi’nin seçim pazarlığı kadın hakları!

Cumhur İttifakı’na davet edilen Yeniden Refah Partisi, kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun olan 6284 sayılı yasanın kaldırılması şartına AKP’nin olumlu baktığını söyledi

Seçimler öncesi 90’lı yıllarda ve Kobanê direnişi sırasında yüzlerce insanın öldürülmesinden sorumlu Hizbullah tarafından kurulan HÜDA-PAR’ın desteğini alan AKP siyasal İslamcı Yeniden Refah Partisi’ni (YRP) de saflarına katma gayretinde.

Geçtiğimiz günlerde Binali Yıldırım ile buluşan YRP Genel Başkanı Fatih Erbakan taleplerini ilettiklerini ifade etmişti.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Doğan Aydal, bir televizyon programına konuk olarak, Cumhur İttifakı ile seçime ilişkin yaptıkları görüşmenin başlıklarına dikkat çekti. İttifaka katılım için 30 madde ile ilgili dikkat çeken bir açıklamada bulunan Aydal, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un kaldırılması talebinin yer aldığı listeyi AKP’ye ilettiklerini ve kendilerine “Hiçbir problem yok” yanıtının verildiğini söyledi.

Aydal, “Bizim taleplerimiz yazılı olarak kendilerine iletildi, bu iletilme esnasında da bütün bu maddeler tek tek okundu ve karşı taraftan ‘hiçbir problem yok’ dendi” ifadelerini kullandı.

Yeniden Refah Partisi’nin Cumhur İttifakı’na katılmak için AKP’ye ilettiği şartlar arasında yer alan maddelerden birkaçı şu şekilde:

“Kendi logomuzla seçimlere girilmesi,

*LGBT derneklerinin kapatılması,

*6284 kalkması (Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun),

*Süresiz nafakanın kalkması,

*Ahlak ve maneviyat öncelikli eğitim sisteminin getirilmesi.”

HABER MERKEZİ

#AKP #Yeniden #Refah #Partisinin #seçim #pazarlığı #kadın #hakları

Wan halkı Newroz’da tecride karşı özgürlüğü haykıracak

Wan Newroz Tertip Komitesi’nden Ceyda Dindar, hazırlıklara başladıklarını belirterek Newroz alanında tecride öfkenin ve sisteme isyanın dile getirileceğini söyledi

Bu yıl “Her der Newroz, her dem azadî” şiarıyla gerçekleştirilecek. Mereş (Maraş) merkezli depremlerden dolayı depremzedelere adanan 2023 Newrozu’na ilişkin Wan Newroz Tertip Komitesi üyesi Ceyda Dindar hazırlıklarına ilişkin konuştu. Newroz hazırlıklarına başladıklarını belirten Dindar, Wan’da “Her der Newroz, her dem azadî” sloganıyla alanlarda olacaklarını söyledi.

İsyanı haykıracaklar

Bu yıl ki Newroz’u 11 bir kenti olumsuz etkileyen deprem felaketinin acıları ile karşıladıklarını söyleyen Dindar, “Geçmiş yıllarda Newroz coşkuyla kutlanıyordu. Maalesef bu sene Newroz’u yurttaşların acılarını paylaşarak geçireceğiz” ifadelerini kullandı. Newroz alanlarının özgürlük, barış ve eşitliğin simgesi olduğunu söyleyen Dindar, “Önümüzde bir seçim süreci var. Bu seçim süreciyle birlikte Kürt halkı olarak Newroz’da isyanımızı ve mevcut sistemin değişeceğini haykıracağız. Bu anlamda bu günden sonra her gün alanlarda çalışmalarımızı güçlü bir şekilde sürdüreceğiz” dedi.

Tecride karşı öfke

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecride de dikkat çeken Dindar, “2023 Newroz’nun tecridin kırılma noktası olacağını, Kürt halkının alanlara sımayacağına ve Newroz’un coşkusuyla tecridi kıracağımıza inanıyoruz” şeklinde konuştu. Dindar, tecridin başta cezaevleri olmak üzere tüm topluma yansıdığın söyledi. Dindar, “Halkımızdan da güçlü bir katılım bekliyoruz. Bu katılım ile birlikte tecridin de kırılacağına inanıyorum. Herkesi Newroz alanlarına bekliyoruz” çağrısı yaptı.

Kaynak: JinNews

#Wan #halkı #Newrozda #tecride #karşı #özgürlüğü #haykıracak

Deprem ve düşmanlık politikaları

Nitekim aynı dayanışma 1999 depreminde de yaşanmış fakat zamanla ve kolaylıkla yeniden bir Yunanistan ve Ermenistan düşmanlığı politikasına çark edilmiştir

Meriç Gök

Vasilis Maltsios’a sevgiyle

6 Şubat depremleri sadece dıştan lüks görünümlü fakat gerçekte çürük çarık binaları, inşaat mevzuatına aykırı yapılmış olduğu halde her seçim öncesinde çıkarılan ‘imar affı/barışı’ adıyla vatandaşlardan para alınarak ‘yasallaştırılmış’ konutları, sözgelimi dört kat olması gereken yere on dört kat yapı izni verilerek yapılan yüksek binaları değil, aynı zamanda ‘yatay mimari’ lafının sadece kulağa hoş geldiği için kullanıldığı, kentsel dönüşüm de dâhil şehirlerin hafızasını ve kimliğini yok eden rant odaklı şehirleşme politikasını da yerle bir ederken bir şeyi daha yerle bir etti. Erdoğan’ın MHP destekli yönetiminin yıllardır izlediği ve sık sık “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” sözüyle de ifade edilen yabancı düşmanı ideoloji ve politikasını da yerle bir etti. Büyük Felaketin hemen ardından “sahada yardım eden 88 ülkeden” biri olan Yunanistan’dan kurtarma birlikleri üstelik güpegündüz geldi. Yunan kurtarma ekipleri içlerinde dört çocuğun da olduğu çok sayıda insanı kurtarmıştı. Bunu izleyen günlerde Yunan karikatürist Soloup, depremde Yunan kurtarıcıyla depremzedeler arasında yaşanan bu insani dayanışmayı, dört dilde ‘dayanışma’ yazarak vurguladığı çizimiyle anlatıyordu. Soloup karikatüründe bir de çerçeve içinde Yunanca “dostlar hem gece, hem gündüz gelir” notunu yazmıştı. Karikatürist böylece yıllardır Yunanistan’a dönüp ülkesinin çıkarlarını koruyan bir yöneticinin değil, ancak akıl sağlığı yerinde olmayan birinin söyleyebileceği gibi bir şarkının “bir gece ansızın gelebiliriz” nakaratını tekrarlayıp duran Erdoğan’ın tehdit dolu diline de çok anlamlı bir karşılık veriyordu.

Elindeki AFAD personeli sayısı, bekçi sayısının ancak üçte biri kadar olan ve üstelik bu personeli de ilk iki gün deprem bölgesine ulaştır(a)mayan ve Erdoğan kabinesinin kuşkusuz en tutarsız ve en ‘yabancı düşmanı’ bakanı olan Soylu, depremin hemen akabinde, şimdiye kadar ‒ Taliban Afganistan’ı hariç ‒ sürekli hakaret ettiği yabancı ülkelere yardım çağrısı yapacaktı. Dışişleri bakanlığı yıllardır kapalı tuttuğu Ermenistan sınır kapısını birden açacaktı ‒ tabii ki yardım gelmesi için… Her ne kadar özellikle depremin ilk günlerde Soylu’nun AFAD elemanları, yurt dışından (örneğin Hollanda, Almanya) gelen kimi çadırlara ve yardım malzemelerine  ‘AFAD’ etiketi yapıştırmakla mesai yapmış olsalar da Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu deprem sırasında gösterilen yabancı desteğine, Ankara’da yabancı ülkelerin büyükelçilerini davet ettiği bir toplantıda teşekkür ederken aslında daha çok bu ülkelerle yıllardır kırıp döktükleri ilişkileri, deprem vesilesiyle bir parça olsa da onarmak için çaba gösteriyordu.

Türkiye resmi politika envanterinde konjonktüre göre öne çıkan veya geriye itilen hasım millet veya devlet ile hasım yabancı siyasal çevre, örgüt ve hareketler vardır. Deprem sırasında Türkiye ile dayanışma gösteren bu ülkelerin, bir süre için de olsa “hasım ülke” statüsünden çıkarıldığı görülüyor‒ ne zamana kadar; şimdilik belli değil.

Faşizan AKP iktidarının ceza mühimmatında ünlü ‘dezenformasyon’ yasasının dışında, son zamanlarda kâh bir pop sanatçısına kâh bir biliminsanına, “muhalif” olarak nitelenen televizyon kanallarındaki bir TV programcısına veya bir gazetenin köşe yazarına hatta bir sosyal medya kullanıcısına karşı sıklıkla başvurulan ünlü bir TCK maddesi daha var: TCK 216. Ancak son yıllarda “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama”yı cezalandıran böyle bir maddeye gerçekten ihtiyaç olduğunu herhalde en çok mevcut rejimin temsilcisi sayılabilecek kişilerin sözleri gösteriyordur. Bunun sadece son bir örneğiyle yetinelim: Bilindiği gibi Bursa’da oynanan Bursaspor-Amedspor maçında Türkiye faşist hareketi değişmeyen rezervi Kürt düşmanlığını bir kez daha kusmuştur. Bursaspor-Amedspor maçında gerek maç sırasında, saha içinde yapılan fiili saldırılar ve tribünlerde açılan malum görseller, gerek maç öncesi ve sonrası stadyum dışında yaşanan linç girişimleri henüz kamuoyunda tartışılırken Bahçeli’nin yaptığı Kürt düşmanı açıklamalar ve ardından bunca tepkiye rağmen bir MHP heyetinin Bursaspor’u Bahçeli adına ziyaret etmesinin de bu madde kapsamında olduğu açıktır‒ hal böyleyken bu olaylardan tutuklu yargılanan tek bir sanık yoktur.

Evet, Büyük felaket, son yıllarda ülkeye yapılan sığınmacı akını nedeniyle ve demografi argümanıyla da harmanlanarak daha bir hararetle dile getirilen, içi kof olmakla birlikte yaşamda bir hayli etkili olan bir yabancı düşmanlığının ne kadar yersiz olduğunu ortaya koymuştur.  Bununla birlikte toplumda bu sorunun kalıcı çözümü için yapılması gereken pek çok şey var. Sadece depremde ortaya konan uluslararası dayanışmanın tek başına bu milliyetçilik hastalığını sonlandırmaya yeteceğini düşünmek saflık olur. Nitekim aynı dayanışma 1999 depreminde de yaşanmış fakat zamanla ve kolaylıkla yeniden bir Yunanistan ve Ermenistan düşmanlığı politikasına çark edilmiştir. Bu nedenle her şeyden önce nefret suçlarına kaynaklık eden mülteci/sığınmacı düşmanlığı dâhil, her türlü nefret ideolojisiyle çok yönlü ve fasılasız mücadele edilmelidir. Okul eğitiminin ilk yıllarından itibaren çocukların bu konularda eğitimine önem verilerek her türlü ayrımcı ve ötekileştirici zihniyete karşı bilinçli ve duyarlı yetişmeleri sağlanmalıdır. Nefret söylemlerine başta görsel ve yazılı medyada olmak üzere her türden sosyal medya mecralarında kesinlikle göz yumulmamalı; ilgili kurumlar bu konuda görev ve sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmelidir. Nefret suçlarına yol açabilecek türden nefret söylemlerinin yayılmasında, bu tür söylemler kimden gelirse gelsin, bunlar kendini ne kadar vatan ve devlet-sever gösterirse göstersin, bu kişilere gerçekten caydırıcı olabilecek cezalar getirilmelidir. Öte yandan her türlü nefret suçunun önlenmesi için başta devlet/kamu görevlileri olmak üzere tüm toplumun nefret ideolojileri ve söylemleri konusunda eğitilmesi gerekmektedir. Böyle bir eğitimin verilebilmesinin de önünde sonunda bu faşizan iktidardan kurtulup gerçekten özgürlükçü ve demokratik bir siyasal iktidarın kurulmasına bağlı olduğu açıktır.

Katolik Portekiz’deki en önemli dini bayramlardan biri olan “Azizler Yortusu”nda 1 Kasım 1755 tarihinde meydana gelen ve cemaat dolu otuz kilisenin de yerle bir olduğu ve kimi kaynaklara göre yaklaşık elli bin insanın öldüğü Lizbon depremi, teodise sorusunu yeniden gündeme getirir: Tanrı acı çekilmesine neden izin veriyor? Çeşitli yönleriyle bu büyük felaket Aydınlanma çağının Voltaire, Rousseau, Immanuel Kant, J. W. Goethe ve H. v. Kleist gibi birçok felsefeci, düşünür ve yazarı tarafından teodise sorununun farklı açılardan ele alınmasına vesile olur. Umarım ve dilerim ki 2023 depremleri ardından gelecek süreç, lime lime yıkılmakta, dağılmakta ve çürümekte olan bu ekoloji, emek, kadın, Kürt ve özgürlük düşmanı sömürü, yağma ve talan düzeninin ve devlet aygıtının restorasyonuyla sınırlı kalmaz; bu büyük felaket on binlerce insanın, kendilerine konut diye satılmış olan tabutlarıyla birlikte bir gece kendilerini ansızın yerin altında bularak hayatlarının sonlanmadığı, başta gerçek yaşama hakkı ve güvenliği olmak üzere tüm hak ve özgürlüklerinin güvence altında olduğu bir toplumun inşa sürecine de vesile olur.

#Deprem #düşmanlık #politikaları

Haber alınamayan Ebru Söylemez bulundu

Geçtiğimiz cumartesi öğlen saatlerinden bu yana kendisinden haber alınamayan Ebru Söylemez bulundu

İstanbul’da, 11 Mart Cumartesi günü saat 13.45’ten sonra kendisinden haber alınamayan Ebru Söylemez’in 24 saat sonra bulunduğu belirtildi. En son görüldüğü Ümraniye ilçesine bağlı Çakmak mahallesinde motosikleti bulunan Söylemez’in yakınlarının, kamera görüntülerinin incelenmesi için başvurdukları polisten aldıkları “Bugün Pazar” yanıtı tepkilere neden olmuştu.

Arkadaşları, akşam saatlerinde Söylemez’in bulunduğunu duyurdu. Ancak Söylemez’in nerede bulunduğu ve kayıp olduğu 24 saatte neler yaşadığına dair bilgi verilmedi.

Kaynak: MA

#Haber #alınamayan #Ebru #Söylemez #bulundu

İspanyol ve İsrail arama-kurtarma ekipleri: Halk dayanışması takdire şayandı

İsrail ve İspanya’dan arama-kurtarma çalışmalarına katılan ekipler, ‘devletin organize olmamasının felaketin boyutunu büyüttüğü’ söylerek, ‘Halk dayanışması takdire şayandı’ dedi

Mereş merkezli 6 Şubat’ta yaşanan depremler sonrası dünyanın dört bir yanından arama ve kurtarma ekipleri bölgeye gitti. Ekipler, enkaz kaldırma ve sağlık faaliyetlerine kadar birçok çalışmada yer aldı. Depremzedelerin yardımına koşan IsraAID (İsrail Uluslararası İnsani Yardım Forumu) ve Uluslararası Doğal Afet Kurtarma Grubu (İspanya-USAR) üyeleri, karşı karşıya kaldıkları tabloyu ve öne çıkan ihtiyaçlara dair konuştu.

‘Yeniden inşa halk dayanışması ile gerçekleşecek’

USAR personellerinden Juan Rama, 15 personel ve 2 canlı algılama köpeğiyle 8 Şubat’ta bölgeye geldiklerini, Dîlok’un (Antep) Nurdağı ve İslahiye ilçeleri ile Hatay’ın Kırıkhan ilçelerinde çalıştıklarını aktardı.

Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuşan Rama, “Felaketin ölçeği çok büyüktü. Felaketten etkilenen tüm insanların, yaşadıkları trajediye rağmen büyük bir güç ve dayanıklılık sergilediklerini gözlemledik. İnsanlar yiyecek ve barınak konusunda birbirlerine yardım ettiler. Ayrıca bize sıcak yiyecek ve içecekler sunarak yardımcı oldular. Halkın dayanışması takdire şayandı. Felaketten etkilenen bölgelerin yeniden inşasının da halk dayanışmasıyla gerçekleşeceğine inanıyoruz” diye konuştu.

‘Devletin organize olmaması felaketin boyutunu büyüttü’

İsrail merkezli bir sivil toplum kuruluşu olan IsraAID ekibinin sözcülüğünü yapan Shachar May ise, 8 kişilik ekiple ikinci depremden yaklaşık 36 saat sonra Dîlok’a ulaştıklarını aktardı. Büyük bir felaketle karşılaştıklarını ifade eden May, “İlk birkaç gün Maraş’ta çalıştık. Temiz su, psikososyal destek, lojistik yardım ve malzeme sağlama gibi şeylere odaklanarak, yardımda bulunduk. Maraş’ta geçirdiğimiz birkaç gün kaldıktan sonra Adana’ya gittik. Hatay’da, Maraş’ta, Antep’te ve Osmaniye’de çalıştık” diye konuştu.

Devletin organize bir çalışma yürütememesi sonucu felaketin boyutunun büyüdüğüne dikkati çeken May, “Şahit olduğum en vahim durumlardan biri buydu. Isı ve elektrik olmadan çok soğuk olan havada bekleyen insanlar vardı. Her zaman temiz su veya yiyeceğe erişim sıkıntısı vardı. Sık sık insanların ısınmak için çabaladıklarını, ateşlerini yaktıklarını ve aile üyelerinin sağ çıkıp çıkamayacaklarını görmek için arama-kurtarma alanlarının yanında bütün gece beklediklerini gördüm. Hem fiziksel hem de duygusal olarak çok zor bir durumdu. Şahsen ben hiç böyle bir şey görmedim. Aynı zamanda, insanların birbirlerini desteklemek için bir araya gelmelerinden oldukça etkilendim. Aile üyelerini yeni kaybetmiş insanlar bizim için tercüme yapmaya gönüllü oluyorlardı” şeklinde konuştu.

İnsanlar arasındaki dayanışmadan etkilendiği ve heyecanlandığını ifade eden May, “Nereye baksam insanlar bir araya geliyor, verecekleri ne varsa veriyorlar. İstanbul’dan gelen bir gönüllüyle bir gün geçirdiğimi hatırlıyorum ve karavanını alıp gelmiş. Günlerce o karavanla dolaşarak, uzaktaki insanlara ulaşmaya, ihtiyacı olan insanları bulmaya ve onlara yardım ulaştırmaya çalışarak geçirdi. Böyle insanlara ihtiyacımız var” diye kaydetti.

‘İnanılmaz etkilendim’

May, Mereş’teki bir anısına da değinerek, şunları söyledi: “Bölgede yürümeye başladığımızda bizimle konuşan ilk kişi genç bir çocuktu. Sanırım 19 yaşlarında bir öğrenciydi. Kendi aramızda birbirimizle konuştuğumuzu duydu. Hemen yanımıza geldi ve bizimle İngilizce konuşmaya başladı. ‘Ben üniversite öğrencisiyim, çeviri okuyorum. Herhangi bir konuda yardıma ihtiyacınız varsa, bir şeyi bulmak için yardıma ihtiyacınız varsa, lütfen bana bildirin’ dedi. Bina çöktüğünde iki kardeşini, teyzesini, amcasını ve iki yeğenini kaybettiğini söyledi. Bize bunu anlatırken elinde bir kase çorba tutuyordu ve durdu. Çorbasına baktı sonra bana uzattı. ‘Özür dilerim, aç mısın, ister misin?’ dedi. Bundan inanılmaz derecede çok etkilendim.”

‘Suya erişim sağlanmalı’

May, depremzedelerin ihtiyaçlarına da işaret ederek, şöyle devam etti: “Bölgede hijyen malzemelerine odaklanmak gerekir. Kişisel hijyeni sağlamak çok zordu ve bu da hastalık ve salgın gibi ikincil krizlere yol açabilir. 600’den fazla aileye hijyen kiti dağıttık, büyük çadırlar dağıttık, uyku tulumları dağıttık. Müdahalemizin bir sonraki aşamasında psikolojik desteğe geçmeliyiz. İnsanların daha güçlü olmalarına ve kendi öz bakımlarını sürdürmelerine yardım ederek, kriz sırasında tükenmişliği önlemelerine yardımcı olmak gerekir. Ayrıca geçici barınaklarda temiz suya erişim sağlanmalıdır. İnsanların temiz içme suyuna erişimi olduğundan emin olmak gerekir.”

HABER MERKEZİ

#İspanyol #İsrail #aramakurtarma #ekipleri #Halk #dayanışması #takdire #şayandı

Oscar sahiplerini buldu, en iyi film; Her Şey Her Yerde Aynı Anda

95’inci Oscar Ödülleri sahiplerini buldu. En İyi Film Ödülü, ‘Her Şey Her Yerde Aynı Anda’ filminin oldu

Oscar Ödülleri olarak da bilinen 95. Akademi Ödülleri’ni kazananlar belli oldu. Oscar Ödül Töreni, ABD’nin Los Angeles kentindeki Dolby Tiyatrosu’nda düzenlendi. Törenin sunuculuğunu komedyen Jimmy Kimmel üstlendi.

En İyi Film ödülü “Everything Everywhere All At Once”a gitti. Film toplam 7 ödül aldı.

Diğer taraftan, ilk kez Asya kökenli bir kadın, Michelle Yeoh, En iyi Kadın Oyuncu ödülüne sahip oldu. Yeoh aynı zamanda Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) İyi Niyet Elçisi.

Şarkıcı Rihanna ve Lady Gaga törende sahne aldı. Lady Gaga törenin başında giydiği kıyafetini değiştirerek sahneye kot pantolon ve tişört ile makyajsız olarak çıktı.

Oscar Ödüllerinin kazananları şunlar oldu:

  • En İyi Film: “Everything Everywhere All At Once”
  • En İyi Kadın Oyuncu: Michelle Yeoh, “Everything Everywhere All At Once”
  • En İyi Erkek Oyuncu: Brendan Fraser, “The Whale”
  • En İyi Yönetmen: Daniel Kwan ve Daniel Scheinert, “Everything Everywhere All At Once”
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Jamie Lee Curtis, “Everything Everywhere All At Once”
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Ke Huy Quan, “Everything Everywhere All At Once”
  • En İyi Uluslararası Film: “All Quite On The Western Front” (Almanya)
  • En İyi Özgün Senaryo: “Everything Everywhere All At Once”
  • En İyi Uyarlama Senaryo: “Women Talking”
  • En İyi Belgesel: “Navalny”
  • En İyi Kısa Belgesel: “The Elephant Whisperers”
  • En İyi Animasyon Filmi: “Pinocchio”
  • En İyi Sinematografi: James Friend, “All Quite On The Western Front”
  • En İyi Görsel Efekt: “Avatar: The Way of Water”
  • En İyi Film Kurgusu: “Everything Everywhere All At Once”
  • En İyi Film Müziği: “All Quite On The Western Front”
  • En İyi Özgün Şarkı: RRR, “Naatu Naatu”
  • En İyi Ses Kurgusu: “Top Gun: Maverick”
  • En İyi Yapım Tasarımı: “All Quite On The Western Front””
  • En İyi Kısa Film: “An Irish Goodbye”
  • En İyi Kısa Animasyon: “The Boy, The Mole, The Fox and The Horse”
  • En İyi Kostüm Tasarımı: “Black Panda: Wakanda Forever”
  • En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı: “The Whale”

HABER MERKEZİ

#Oscar #sahiplerini #buldu #iyi #film #Şey #Yerde #Aynı #Anda

1992 Newroz ruhu Nisêbîn’de yaşamaya devam ediyor

Nisêbîn’de Newroz ateşi, hafızalara kazının 1992 Newrozu’nun bir mirası olarak her yıl daha gür yanıyor

Newroz ateşinin bu yıl “Her der Newroz, her dem azadî” şiarıyla 43 merkezde yakılması bekleniyor. Depremlerde hayatını kaybedenlere adanan 2023 yılı Newrozunun da geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da yoğun katılımla geçmesi bekleniyor. 2023 Newrozu’nun merkezlerinden biri de Mêrdîn’in Nisêbîn (Nusaybin) ilçesi.

Nisêbîn Newrozu denilince ilk akla 1992’de tarihe “Kanlı Newroz” olarak geçen kutlamalar gelir. 21 Mart 1992’de gerçekleşen kutlamalara on binlerce kişi katıldı. Gün boyu süren kutlamalar sona ererken, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin tarafından ilçe sakinlerine “teşekkür” açıklamaları yapılmaya başlandı. “Teşekkür” açıklamalarının nedeni daha sonra anlaşıldı: Şirnex merkez ve Cizîr ilçesinde Newroz kutlamalarına saldırılar olmuş ve birçok kişi katledilmişti.

Halkın üzerine kurşun yağdırıldı

Haberin kente ulaşmasının ardından yurttaşlar, sabah saatlerinde Şirnex merkez ve Cizîr ilçesinde yaşanan katliamlara karşı sokağa döküldü. 22 Mart’ta sokağa dökülen binlerce Nisêbînli, Çağ Çağ Deresi üzerinde bulunan “Pira Şehîda/Şehitler Köprüsü” olarak bilinen köprüde buluştu. Köprünün üzerinde panzerlerle barikat kuran polislerin “dağılın” anonslarına karşı oturma eylemi başlatan kitle, sık sık sloganlarla katliamları protesto etti. Polisler, burada da halkın üzerine kurşun yağdırmaya başlayarak, üzerlerine panzerleri sürdü.

Çok sayıda kişi açılan ateşle yaralanırken, panzerlerin altında kalan yurttaşlar ezildi. Resmi rakamlara göre burada 16 kişi hayatını kaybetti, 106 kişi ise yaralandı. Katliamdan kurtulmak için kendisini Çağ Çağ Deresi’ne atan yurttaşlardan ikisinin cenazesi Kuzey ve Doğu Suriye’ye bağlı Qamislo kentinden alınarak, ilçeye getirildi. Nisêbîn’de günlerce saldırılara karşı protestolar devam ederken, gözaltı ve işkencelere rağmen o günden bu yana Nisêbîn’de Newroz ateşi her geçen gün gürleşti.

En güzel Newroz kanlı bitti

1992 Newrozu’nun tanıklarından Cemal Uçar, şu an hükümet konağının bulunduğu alanın geçmişte Newroz alanı olduğunu aktardı. Uçar, “Newrozu’muz çok güzeldi. Nisêbîn’de Newroz ilk defa o kadar güzel geçmişti. Kurdistanî bir renkle, mahalli sanatçıların katılımıyla, dengbêjler eşliğinde geçti. Bu sırada Şirnex ve Cizîr’de katliam yaşanmıştı. Çok fazla şehit vardı. 90’larda kontrgerilla, JİTEM eliyle köyleri ateşe verip, çocukları katledenler, bu katliamı yaptı. Kürt halkını korkutmak için bu katliamları gerçekleştirmişlerdi” dedi.

‘Öldürme emri geldi sizi öldüreceğiz’

22 Mart’ta katliamlara karşı sessiz kalmamak için insanların sokağa aktığını anımsatan Uçar, Hecace Mezarlığı’na gitmek isteyen halkın önünün panzerlerle kesildiğini söyledi. Panzer üzerindeki polisin “Dağılmanızı istiyorum. Mardin’den emir geldi, sizi öldüreceğiz. Herkes evine gitsin. Evine gitmeyenler, dağılmayanları öldüreceğiz” dediğini paylaşan Uçar, buna rağmen halkın dağılmadığını ve protestosunu sürdürdüğünü belirtti. Uçar, “Hastane yönünden gelen panzerin, elinde silah, taş ve sopa bulunmayan insanların üzerine sürüldü. Gözlerimizin önünde insanları ezdi. Köprünün iki tarafı panzerle kapatılmıştı. Hastane ve çevre binaların üzerinde mevzi almışlardı. Kendisini suya atabilenler attı. Biz diğer tarafa geçmeye çalışırken, özel timler, askerler ve korucular bizi de taradı. Kendimizi taşların arkasına attık. Hükümet konağının o tarafa geri geldiğimizde çok sayıda kişiyi gözaltına alınmış, arabalara bindirip götürüyorlardı. 92’de gözlerimizle gördüklerimiz bunlardı. Katliam emrini verenleri, katliamı yapanları lanetliyorum” şeklinde konuştu.

‘Unutamıyorum’

“O günleri hatırladığımda tüylerim diken diken oluyor” diyen Uçar, o döneme dair hislerini tam olarak tarif edemediğini, Kendisinin 1991 yılında Vedat Aydın’ın katledilmesine de tanık olduğunu aktaran Uçar, “O dönem de aynı şekilde gözlerimizin önünde binlerce insanı taradılar, insanlar kendilerini sulara attı. Bu katliamı hayatım boyunca ne unutabilirim ne de aklımdan çıkar” dedi. Bugünün iktidarının o dönemin faillerinin aynı zihniyette olduğunu söyleyen Uçar, “O günün zihniyeti ile bugünkü zihniyet birbirinin dostu olmuş durumda” dedi.

Newroz coşkuyla geçecek

O günden bu yana Nisêbîn’deki kutlamaların hep coşkulu geçtiğini dile getiren Uçar, şöyle devam etti: “Devlet, geçtiğimiz yıllarda pandemi vardı diye Newroz’a kimse gelmez diye düşünüyordu. Ama halk Newrozuna sahip çıktı. Bu sene de Newroz coşkuyla geçecek. Nisêbîn halkı, şeref ve haysiyet sahibidir. Var olduğu sürece de kendisine sahip çıkacak.”

Haber: Ahmet Kanbal / MA

#Newroz #ruhu #Nisêbînde #yaşamaya #devam #ediyor