Ana Sayfa Blog Sayfa 804

Kent kent Newroz programı

Bu yıl ‘Her der Newroz, her dem azadî’ şiarıyla gerçekleştirilecek Newroz’un programı netleşti

Her yıl milyonların katıldığı ve kitlesel kutlamalara sahne olan Newroz, bu yıl “Her der Newroz, her dem azadî” ve “Newroz ateşiyle özgürlüğe” şiarıyla gerçekleştirilecek. Mereş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde yaşamını yitirenlere adanan 2023 Newrozu’nun startı, 10 Mart’ta Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) öncülüğünde Amed’te, 11 Mart’ta Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve HDP öncülüğünde İstanbul’da açıklanan deklarasyonlarla verildi.

İlk ateş Şemzînan’da

İsyan havasında 43 merkezde gerçekleştirilecek 2023 Newrozu’nun programı belirlendi. kutlamaların kent kent programı 2023 Newrozu’nun ilk ateşi, 15 Mart’ta Colemêrg’in Şemzînan (Şemdinli) ilçesinde yakılacak. 16 Mart’ta Halepçe Katliamı’nın yıldönümü dolayısıyla anma etkinlikleri gerçekleştirilecek. 17 Mart’ta da Mereş merkezli depremlerin 40’ıncı günü olması nedeniyle kutlama yapılmayacak. Newroz kutlamalarının finali ise 21 Mart’ta Amed’te gerçekleştirilecek. 43 merkezin yanı sıra tüm il, ilçe, köy ve beldelerde Newroz ateşi yakılarak, kutlamalar gerçekleştirilecek.

43 merkezde gerçekleştirilecek 2023 Newrozu’nun kent kent programı şöyle:

18 Mart

Colemêrg, Xarpêt-Dep (Karakoçan), Agırî-Panos, Muş-Kop (Bulanık), Aydın-Germencik

19 Mart

İstanbul, Wan, Mêrdîn-Qoser (Kızıltepe), Colemêrg-Gever (Yüksekova), Dêrsim, Çewlik, Êlih, Sêrt, Îdir, Mûş, Ankara, Mersin, Antalya, İzmir, Aydın, Muğla, Denizli, Manisa, Bursa, Tekirdağ, Balıkesir, Kocaeli-Gebze, Agirî-Bazîd (Doğubayazıt), Bedlîs-Tetwan (Tatvan), Sakarya-Arifiye

20 Mart

Qers, Agirî, Erdexan, Mêrdîn-Nisêbîn (Nusaybin), Erzirom-Qereyazî (Karayazı),

21 Mart

Amed, Şirnex-Cizîr (Cizre), Riha-Weranşar (Viranşehir), Çanakkale

HABER MERKEZİ

#Kent #kent #Newroz #programı

Ali Sunal: Çadır satmak, istifa etmemek normal mi, normal olan hesap sormak

Güldür Güldür Show’un dün yayınlanan bölümünde sahneye çıkan tiyatrocu Ali Sunal, deprem ile ilgili, ‘Çürük binalara imar affı vermek, çadır satmak, istifa etmemek normal mi; normal olan hesap sormak!’ dedi

Show TV’de yayınlanan Güldür Güldür Show’da sahneye çıkan tiyatrocu Ali Sunal, Mereş depremlerinde yaşananlara ilişkin konuşmasıyla sanal medyada gündem oldu.

“Çürük binalara imar affı vermek, böyle bir zamanda çadır satmak, bir kişinin bile sorumluluk hissedip istifa etmemesi normal mi?” diye soran Sunal, iktidarı eleştirerek, “Hayır, bu normal değil. Artık normal olan bir vatandaş olarak hesap sormak” diye konuştu.

Sunal’ın konuşması şöyle:

“Normalleşmenin peşindeyiz. Mesela fay hattına bina yapmak mıdır normal olan? Ya da depremden sonra arama kurtarmanın gecikmesi normal midir? Denetlenmemiş binalar, parayla satın alınan mimar diplomaları, beceriksiz müteahhitler, liyakatsiz görevliler normal midir? Çürük binalara imar affı verilmesi normal midir? Binlerce insanı ölüme göndermek normal midir? Ve böyle bir felaket sonrası bir kişinin bile sorumluluk hissedip ‘Arkadaş ben yanlış yaptım, özür diliyorum’ dememesi normal midir sizce? Hayır, bu normal değil. Artık normal olan bir vatandaş olarak hesap sormak. Artık normal olan her felaketi kadere bağlayanı değil o felaket olmadan önce bilimi dinlemektir. Bundan sonra normal olan yetki veren kişinin akrabasına, ailesine, partilisine, arkadaşına yaptırması değil, uzman olana yaptırmasıdır.”

HABER MERKEZİ

#Ali #Sunal #Çadır #satmak #istifa #etmemek #normal #normal #olan #hesap #sormak

Depremzedelere yüksek faturalar: 12 günlük fatura 800 TL

Amed’de deprem sonrası evlerinde kalmayan depremzedelere yüksek elektrik, su ve doğalgaz faturaları gönderildi

Mereş merkezi 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin yıkıma yol açtığı kentlerden Amed’de depremzedelere katlamalı elektrik, su ve doğalgaz faturaları kesildi. Bu süre içerisinde kimi çadırda kimi başka illere geçici yerleşen depremzedeler, önceki aylara oranla ikiye katlanan faturaları görünce şaşırdı.

Rezan (Bağlar) ilçesine bağlı Mevlana Halid Mahallesi Şengül-3 Apartmanında ikamet eden Emre Açam, depremde hasarlı binasını terk ettiğini, toplam 10 gün kalmadığı eve şişirilmiş faturalar geldiğini belirterek, “Depremde 10 gün Kırşehir’de, 10 gün de çadırda kaldık. Normal şartlarda aylık 300 TL gelen faturalar bu ay 450 TL’ye çıktı.İnsanlar perişan olmuş durumda, doğal afet ilan edildi, bu faturalar neyin nesi?” diye sordu.

Gidecek başka yeri olmadığı için hasarlı evine döndüğünü vurgulayan Açam, “Bir aydır Çevre, şehircilik ve İklim Değişikli Bakanlığı İl Müdürlüğü’nü evin hasarını incelemesi için bekliyoruz, ancak daha gelmediler. Kiralık ev arıyorum, bulamıyorum. Olan evler için 8 bin ile 9 bin TL arasında kira isteniyor” dedi.

12 günlük fatura 800 TL

Doğal afet ve benzeri olaylarda Avrupa ülkelerinde sosyal devlet anlayışının harekete geçtiğine dikkati çeken Orhan Bayık da, “Yaşanan depremden kaynaklı faturalar 45 gün olarak hesaplanmış ve 800 TL civarında geldi. Bu bir zulümdür. Sadece benim değil etrafıma kime sorduysam, gelen yüksek faturadan şikayetçidir. Gidilecek bir işimiz kalmadı, bu yükseklikteki faturaları nasıl ödeyelim. Umut ediyorum 2 ya sonra bunlardan kurtulacağız” diye konuştu.

Çaresizlikten hasarlı evine dönenlerden Eray Bilmez, “Dört kişilik bir aileyiz. Aylık elektrik doğalgaz faturası 350 ile 400 TL arası geliyordu. Depremde evimizde çatlaklar oluştuğu için sadece 12 gün kalabildik. Gelen fatura ise 800 TL” diye belirtti.

Depremden dolayı işini kaybeden ve eve ekmek götüremediği için faturayı nasıl ödeyeceğini düşünen Mesut Balta ise şunları ifade etti: “Doğalgaz faturam 662 TL, su faturası da 300 TL geldi. Her iki fatura da Şubat ayına ait, yani deprem ayına ait. İki fatura da 20 günlüktür. Evimize hasar nedeniyle giremiyorduk. Doğalgaz parasını ödeyemediğim için aboneliğini kapatmak istedim. Kapatmam için de faturayı ödemem gerekiyor. Çünkü iş güç yok. Bir de bu felaket oldu ve ben bu borcu ödeyemiyorum. Her gün sokaklardayız, gidecek yerimiz de yok. Ben eve ekmek götüremezken, nasıl bu faturayı ödeyeyim?”

Haber: Mehmet Güleş / MA

#Depremzedelere #yüksek #faturalar #günlük #fatura

Kırıkhanlılar: En büyük ihtiyacımız su

Deprem bölgesi Kırıkhan’da çadırlarda kalan halk içme suyuna ulaşamıyor

Hatay’a bağlı Kırıkhan ilçesi Gündüz Mahallesi’nde depremzedelerin kurdukları çadırlarda su sıkıntısı yaşanıyor. Evleri ağır hasarlı olduğu için İskenderun Caddesi üzerindeki çadırlarda kalan yurttaşlar, içme suyunun tedarik edilmesini istiyor.

Evlerinin yıkıldığını söyleyen ve gönüllülerin getirdiği suyu alan Sevim Hasan, “Çadırlarda kalıyoruz. Ama yardımları göremiyoruz. En büyük ihtiyacımız su. Suda zehirli madde var, içmeyin diyorlar. Hastalık yaratıyor. Çeşme suyunu içtiğim zaman kanser olacağım. AFAD yok. Allah kimseyi muhtaç etmesin. İnsanlık kalmamış, her gelen bir tekme vuruyor” diye konuştu.

Çadırlarda kalan Yüksel Demir adlı kadın ise, Kırıkhan için suyun en fazla ihtiyaç olduğunu söyledi. “Su olmazsa olmaz” diyen Demir, “Talebimiz su. Bize su gelmiyor. Bize en çok içecek su lazım. İtfaiye ile su geliyor ama o su içilmiyor. İçme suyu yok. İlk 5 günden sonra Kırıkhan’a su hiç gelmedi. Su istiyoruz” diyerek temel insani talebini haykırdı.

‘Çadır yok, korkarak evde kalıyoruz’

Sarsıntılardan korkarak yaşadıklarını belirten Kudret Karahalhaslı ise, çadır verilmediği için evinde yaşamak zorunda kaldığını ifade etti. Karahalhaslı, “Geçen deprem oldu, çadır olmadığından dolayı dışarı da kaldık ve hasta olacaktık. Muhtara başvurduk bize çadır getirsin diye. Muhtar bize ‘çadır ele geçmiyor’ dedi. Çadır olmadığından dolayı evde korka korka kalıyoruz. Bazı geceler yatamıyoruz. Bir şey olursa çocukları dışarı kaçırayım diye bekliyoruz” şeklinde konuştu.

Çadır ihtiyacının yanında suya da ihtiyaçları olduğunu söyleyen Karahalhaslı, “İçme suyumuz yok. İçme suyu lazım” şeklinde konuştu.

‘Susuz ve açız’

Duş almak, bulaşık ve çamaşır yıkamak için tankerle su getirilmesi gerektiğini belirten Hüseyin Hancıoğlu, “İçme suyu da istiyoruz. Yemeklere diğer suları kullanamıyoruz. Su sıkıntısı yaşıyoruz. Suyumuzu istiyoruz, başka derdimiz yok” diye konuştu.

Evi ve işyeri yıkılmasına rağmen devletten herhangi bir yetkilinin gelip durumlarını sormadığını söyleyen Murat Güler, “Türkiye Cumhuriyeti’nin o kadar büyük olduğuna inanır ve güvenirim. Ne AFAD’ı ne Kızılay’ı ne herhangi kimsesi gelip bir soru sormamış. Susuz ve açız. Su almaya, ekmek almaya kendi imkanlarımla gidiyorum” dedi.

Kurtlusoğuksu mevkiinde AFAD merkezi olduğunu ve orada her şey bulunmasına rağmen halka dağıtılmadığını söyleyen Güler, “Niye dağıtılmıyor. Kimler durduruyor. Askeriyede var diyoruz ‘Muhtarı getirin’ diyorlar. Muhtarı götürüyoruz, onu dahi içeri almıyorlar. Neden? Benim devletimi küçük düşürmek mi istiyorlar. Devleti yönetenler neden ilgilenmiyor? Hadi ben ulaşıyorum bir nebze ulaşamayan insanlar ne yapacak. Temizliğini yapamıyor. İhtiyacını göremiyor. Bu olabilecek birşey mi?” diye tepki gösterdi.

Yetkililerin her yere su ulaştığı açıklamalarını hatırlatan Güler, “Suyun, herşeyin bol olduğunu görüyorum, gözlemliyorum. Ama neden ulaşmıyor bu insanlara. Kurtlusoğuksu Fidan Çiftliğimizde gözümle gördüm. Ama hiçbir yetkiliye ulaşamıyoruz. Oradaki her şey neden bize ulaşmıyor. Ne Kızılay’ını gördük ne AFAD’ını. Hiç kimseyi görmedik” dedi.

Haber: Müjdat Can – Eylem Akdağ / MA

#Kırıkhanlılar #büyük #ihtiyacımız

İstanbul’da 9 gözaltı

İstanbul merkezli soruşturma kapsamında gazeteci Elif Bayburt’un da aralarında olduğu en az 9 kişi gözaltına alındı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında İstanbul, Ankara ve Adana’da çok sayıda eve polis baskını düzenlendi.

Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Parti Meclisi, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF), Sosyalist Kadın Meclisi (SKM) üyeleri ve Etkin Haber Ajansı’ndan Elif Bayburt’un da aralarında bulunduğu en az 9 kişi gözaltına alındı.

İstanbul’da gözaltına alınan isimler, Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Gözaltı gerekçesi, avukat kısıtlığı kararı nedeniyle öğrenilemedi.

Gözaltına alınanların isimler şöyle: Deniz Aşe Akşar, Elif Bayburt, Tanya Kara, Okan Danacı, Senem Pektaş, Birkan Polat, Deniz Bahçeci, Can Papila, Devrim Barış.

Kaynak: MA

#İstanbulda #gözaltı

Jin Dergi ‘Afet yönetiminde cinsiyet ayrımı var!’ kapağı ile yayında

Her pazar yayımlanan web dergi Jin’in ikinci sayısı ‘Afet yönetiminde cinsiyet ayrımı var!’ manşetiyle okuyucu ile buluştu

Bu sayıda; Hicran Urun, ‘Afetler en çok kadınları etkilerken afet yönetimi neden cinsiyet körü?’ yazısında 6 Şubat Mereş depremleri ile birlikte yeniden gündeme gelen afet yönetimindeki cinsiyet eşitsizliğini ele alırken,  Ayşe Düzkan, ‘sermaye ve devlet iş başına, yalnızlarla da dayanışma’ yazısıyla kadınların güvenliğinin afet zamanlarında daha fazla azaldığına, böylesi zamanlarda devlet ve patriarkanın daha fazla ortaklaştığına vurgu yapıyor.

Oya Açan ise, ‘Depremde kadın olmak’ başlıklı yazısıyla deprem sürecinde yaşanan yokluk ve yoksunluğun yeni oluşmadığına, sistematik bir şekilde 20 yıldır devam ettiğine ancak afet dönemlerinde daha da derinleştiğine değiniyor.

Ayşegül Yılgör de, ‘Yeni bir hayat-Yeni bir ekonomi mümkün’ yazısında mevcut yönetim anlayışlarına karşılık yeni bir yaşamı kurmanın yollarına değiniyor.

Yeni sayıda yer alan isimlerden biri de tutuklu bulunan HDP Eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ.  Yüksekdağ cezaevinden ‘Yaşasın halkların dayanışması’ başlığı ile kaleme aldığı yazıda yıllardır tüm yönetimlerde ayrımcılığa uğrayan kadınların direnişle yaşamın her anını nasıl dönüştürdüğünü anlatıyor.

Selma Güngör ise, ‘Hygieia hâlâ derman’ yazısıyla deprem bölgesinde yaşanan hastalıklar için tedavi önerilerini kaleme alıyor.

Yeni sayıda yer alan başlıklar;

Afetler en çok kadınları etkilerken afet yönetimi neden cinsiyet körü? / Hicran Urun

sermaye ve devlet iş başına, yalnızlarla da dayanışma / ayşe düzkan

Depremde kadın olmak / Oya Açan

Yeni bir hayat-Yeni bir ekonomi mümkün / Ayşegül Yılgör

Yaşasın halkların dayanışması / Figen Yüksekdağ

Hygieia hâlâ derman / Selma Güngör

Yeni sayıda yer alan yazıları okumak için tıklayınız.

İSTANBUL

#Jin #Dergi #Afet #yönetiminde #cinsiyet #ayrımı #var #kapağı #ile #yayında

Adana’da 4 büyüklüğünde deprem

Adana’da 4 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

AFAD, Adana Yüreğir’de 4 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğini açıkladı.

HABER MERKEZİ

#Adanada #büyüklüğünde #deprem

HDP’li eski vekil Binici tutuklandı

HDP önceki dönem milletvekili İbrahim Binici tutuklandı

Halkların Demokrarik Partisi (HDP) önceki dönem Riha Milletvekili İbrahim Binici tutuklandı. Evinden gözaltına alınan Binici, Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Burada ifadesi alınan Binici, 2013 yılında Riha Viranşehir’de siyasi parti faaliyetleri kapsamında yaptığı bir konuşması nedeniyle yargılandığı Urfa 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen 1 yıl 18 aylık hapis cezasının kesinleşmesi üzerine tutuklanıp Sincan Cezaevi’ne götürüldü.

Binici’ye “propaganda” suçlamasıyla 2020’de verilen hapis cezası itiraz üzerine Yargıtay’a taşındı. Yargıtay verilen hapis cezasını Aralık 2022’de onayladı. Yargıtay tarafından verilen onama kararının ardından Binici, tutuklandı.

Binici, Kobanê Davası’ndan 9 ay tutukluluk sürecinden sonra 26 Haziran 2021’de tahliye olmuştu.

HABER MERKEZİ

#HDPli #eski #vekil #Binici #tutuklandı

Sana kayıp diyorlar!

Hasan Aksoy

Şehit gazeteci arkadaşlarımızdan Nazım Babaoğlu, gazeteciliğe 1992 yılında Özgür Gündem gazetesi Urfa bürosunda başladığında 17 yaşındaydı. Özgür basın çalışanları içinde en genç muhabirlerden biriydi. Hâlâ da en genç gazetecidir Nazım…

Gazete bürosunda çalışmaya başladığı zaman Urfa Ticaret Lisesi’nden yeni mezun olmuş, üniversite sınavlarına hazırlanan 17 yaşında tığ gibi bir gençti. İnce uzun boylu ve sessizliği ile dikkat çeken genç bir gazeteci adayıydı. Ticaret Lisesi mezunu olması nedeniyle on parmak daktilo bilmesi ise onun için bir avantajdı.

Kısa sürede haber yazmanın mesleki kurallarını kavrayan Nazım, yaptığı haberlerin gazetede yayınlandığını görünce daha büyük bir hevesle gazeteciliğe sarılmaya başladı. Babaoğlu, o genç yaşına karşın, Urfa’da gazetecilik yapmanın, özgürlük mücadelesinin bir parçası olmak anlamına geldiğini de çok iyi biliyordu. Bu bilinçle, bir yandan gazetede kendisine verilen görevleri yaparken, bir yandan da okuyor, araştırıyor ve kendini geliştirmeye çalışıyordu.

Nazım’daki bu isteği ve hevesi fark eden gazetenin Urfa bürosu sorumluları, onun kendisini daha da geliştirmesi için 1993 yılında İstanbul’a, gazetenin merkezine gönderdiler. O kısacık ömründe ilk kez İstanbul gibi büyük bir metropol kente giden Nazım Babaoğlu, elbette ilk başlarda ürkekti, çekingendi. Ne de olsa ilk kez evinden, ailesinden ayrılıyordu. Fakat Nazım, İstanbul’da kaldığı süre boyunca gazete merkezinde, gazeteciliğin mutfağını da öğrenmek için büyük bir hevesle çalıştı.

Gazete mutfağında işlerin nasıl yürüdüğünü öğrenmenin yani sıra haber yazma teknikleri konusunda da kendini geliştirdi. Hatta, Nazım, yıllar sonra özgür basın literatüründe iş cinayetleri olarak anılacak haberlere de daha o yıllarda imza attı. İstanbul’daki Tuzla tersanelerinde yaşanan iş cinayetleri ile ilgili ilk haber yapan gazetecilerden biri de Nazım oldu.

Birkaç ay İstanbul’da gazetenin merkezinde çalıştıktan sonra tekrar Urfa’ya dönen Nazım, artık gazetecilik konusunda büyük iddialara sahip bir gazeteci olmuştu. Nazım, daha o yıllarda Ortadoğu konusunda uzman bir gazeteci olmayı önüne hedef olarak koymuştu.

1993 yılının 18 Şubat’ında gazetenin Urfa büro temsilcisi Kemal Kılıç’ın JİTEM tarafından katledilmesinden sonra Nazım, yaptıkları gazeteciliğin ciddiyetini ve büyük önemini daha derinden kavramıştı. Daha büyük bir heves ve ciddiyetle özgür basın mücadelesine bağlanan Nazım Babaoğlu, sadece haber yapmakla kalmayıp, gazetenin okurlarına ulaşması için de büyük bir çaba içine girdi.

Kemal Kılıç’ın katledilmesinin ardından canla başla çalışmaya başlayan Nazım, sadece haberler yapmakla kalmayıp, Urfa’daki gazete bayilerinin JİTEM tarafından Özgür Gündem gazetesini satmamaları için tehdit edilmeleri üzerine, sokaklarda gazete satmaktan tutun da, gazetenin her işiyle ilgilenmeye başladı.

Fakat ne yazık ki, Nazım da Murat Yoğunlu aracılığıyla JİTEM’in kendisine kurduğu tuzağa düşecekti. 12 Mart 1994 günü sabah saatlerinde Anadolu Ajansı’nın Siverek muhabirliğini yapan Murat Yoğunlu, telefonla Özgür Gündem’in Urfa bürosunu aradı. Siverek’te çok önemli bir haber olduğu söyleyerek mutlaka Siverek’e bir muhabirin gelmesini ısrarla istedi. Nazım, Murat Yoğunlu’nun ısrarlı telefonları üzerine Siverek’e gitti.

Siverek, o yıllarda DYP Urfa Milletvekili Sedat Bucak ve ailesinin koruculuğu kabul etmesi nedeniyle adeta JİTEM’in bölgedeki merkez karargâhı haline gelmişti. Korucular ve JİTEM elemanları bölgede terör estirmeye, yurtsever olarak tanınan insanları kaçırıp katletmeye, taciz, tecavüz gibi insanlık dışı suçlar işlemeye başlamıştı.

Siverek’te Bucak aşiretine bağlı 4 korucunun ilçede görev yapan bir kadın öğretmenin evini basarak, öğretmene ve kız kardeşine tecavüz ettikleri haberinin gazetede manşetten yayınlanması ise Özgür Gündem muhabirlerine yönelik ölüm tehditlerinin artmasına neden olmuştu. Özgür Gündem gazetesi Urfa bürosu temsilcisinin ve büroda çalışanların ölüm tehditleri üzerine dönemin Urfa Valisi T. Ziyaeddin Akbulut’a yaptıkları başvurulara ise yanıt bile verilmiyordu.

Görgü tanıklarının anlatımlarına göre Nazım, sabah saatlerinde kendisini tuzağa çeken Yoğunlu ile buluşacakları Siverek’teki İrfan Gazetesi’ne gittiğinde, burada Bucak Aşireti’ne mensup iki korucu tarafından zorla Sedat Bucak’ın evine götürüldü. Ve bir daha da Nazım’dan haber alınamadı.

Urfa bürosu ve gazetenin merkez yöneticilerinin Nazım’ın bulunması için yaptıkları başvurulardan sonuç alınamazken; Nazım’ın Sedat Bucak’ın evine getirildiğine ise yine Bucak korucuları tarafından kaçırılan iş insanı Hüseyin Taşkaya’nın kardeşi Aziz tanıklık etti.

Ağabeyinin akıbetini öğrenmek için Sedat Bucak’ın evinin önünde bekleyen Taşkaya, iki korucunun Nazım’ı eve getirdiğini gördü. Aziz Taşkaya, savcılık ifadesinde Nazım’ı Sedat Bucak’ın evinde gördüğünü söyledi; ancak bundan da hiçbir sonuç alınamadı.

Yıllar sonra faili meçhul cinayetleri aydınlatmak amacıyla göstermelik olarak özel yetkili mahkemeler kurulunca Babaoğlu ailesi de, Diyarbakır Özel Yetkili Savcılığı’na başvurarak, Nazım’ın akıbetinin araştırılmasını talep etti.

Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı Ahmet Karaca, 24 Nisan 2010’da 2010/1028 numaralı dosya ile yapılan başvuruyu, Urfa Savcılığı’ndaki dosya ile birleştirdi. Aziz Taşkaya’nın ifadesini de alıp Nazım’ın dosyasına ekledi. Nazım’ın dosyası hala Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’nda faili meçhullere bakan savcılıkta bekletiliyor.

Nazım Babaoğlu, 19 yaşında genç bir gazeteci olarak Siverek’te gözaltına alınıp kaybedildiğinde, Ergenekon davasından tutuklanan ve yargılanan Albay Ahmet Şentürk, Siverek Jandarma Komutanı; AKP’den 4 dönem Tekirdağ milletvekilliği yapan T. Ziyaeddin Akbulut ise Urfa Valisiydi.

Nazım Babaoğlu’nun gözaltına alınıp kaybedilmesinden sorumlu olan dönemin bu mülki amirleri hakkında yapılan tüm başvurulara rağmen hiçbir soruşturma açılmadı. Babaoğlu’nu gözaltına alan Bucak aşireti korucuları ve aşiretin reisi Sedat Bucak hakkında da hiçbir dava açılmadı.

Nazım! Sana kayıp diyorlar. Senin nerede öldürüldüğünü de biliyoruz, katillerini de…

#Sana #kayıp #diyorlar

Karamollaoğlu: ‘İttifak içi ittifak’ yapılabilir

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Meclis seçimleri için ‘İttifakın içinde bulunan partilerden özellikle yeni kurulanlar arasında bir seçim ittifakı yapılmasını önemsiyorum’ dedi

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Meclis seçimleri için çeşitli ittifak formülleri üzerinde çalışılıldığını, bunlardan birinin de “ittifak içi ittifak” olabileceğini belirtti.

Karamollaoğlu TV5’te yayınlanan “Gündem Türkiye” programında gazeteci Mustafa Yılmaz’ın sorularını cevaplandı. Karamollaoğlu, Millet İttifakı’nın son toplantısında ortak cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinin ardından gelişen yeni süreçler hakkında bilgi verdi.

“İttifakın içinde bulunan partilerden özellikle yeni kurulan Gelecek ve DEVA Partisi’yle Saadet Partisi arasında bir seçim ittifakının yapılmasını önemsiyorum” diyen Karamollaoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Üç parti ayrı ayrı seçime girdiğimiz zaman alacağımız oy mertebeleri anketlerde şöyle veya böyle görünüyor. En fazla 3/4 milletvekili çıkartılabiliyor. Ancak biz bir araya geldiğimiz zaman mecliste 30-40 milletvekili ile temsil edilme imkânımız var.

AK Parti bir sene öncesinden beridir yüzde 15’ten fazla seçmeni kaybetti. Onlar gidecek yer aradılar, kısmen belli bir yerlere niyetlendiler ama hâlâ bu seçmenin yüzde 5 ile 7’si adres arıyor.

Az önce ifade ettim bir ittifak içerisinde bir araya gelirsek 30-40 milletvekili çıkarabiliriz ama doğuracağı sinerjiyle birlikte 130-140’lara çıkarabiliriz.”

HABER MERKEZİ

#Karamollaoğlu #İttifak #içi #ittifak #yapılabilir