Ana Sayfa Blog Sayfa 803

İhvan’a bağlı Filistinli dernek Efrîn’de ‘sömürge evleri’ inşa ediyor

Filistin’e bağlı ‘El Eyş Bîkeramê′ derneği, Türkiye’nin paramiliter gruplarla birlikte girdiği Efrîn’de yeni ‘sömürge evleri’ inşa ediyor

Filistin İhvanı’na bağlı ‘El Eyş Bîkeramê′ derneği, Türkiye’nin paramiliter gruplarla birlikte girdiği Kuzey ve Doğu Suriye kenti Efrîn’in batısındaki Marat köyünün çevresindeki 10 dönümlük araziye yeni evler inşa ediyor.

ANHA’nın Efrîn’deki yerel kaynaklara dayandırdığı habere göre, şu ana kadar yaklaşık 100 ev yapıldı.

Türkiye’nin 18 Mart 2018’de ÖSO ve bağlı paramiliter gruplarla birlikte girdiği Efrîn’de bölgenin Kürt nüfusu göç ettirilerek demografik yapısı değiştirilmek isteniyor. Bölgeye paramiliter grupların ve ailelerin yerleştirildiği daha önce birçok kez basına yansımıştı.

DIŞ HABERLER

#İhvana #bağlı #Filistinli #dernek #Efrînde #sömürge #evleri #inşa #ediyor

Kayyum seçim gelmeden taşınmazları satışa çıkardı

Seçim tarihinin açıklamasının ardından Mardin Büyükşehir Belediye kayyumu, birçok belediye taşınmazını satışa çıkardı

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2023 Genel seçimlerinin tarihini 14 Mayıs olarak açıklamasının ardından kayyum yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi taşınmazları tekrardan satışa çıkardı. Kayyum Mahmut Demirtaş yönetimi önceki kayyum Mustafa Yaman döneminde satılığa çıkarılan ancak tepkiler üzerine satışı iptal edilen belediyeye ait 11 adet taşınmazı yeniden satılığa çıkardı. Kayyum yönetimi tarafından ilana verilen ihale dokümanına göre; satış ihalesi “Kapalı Teklif Usulü” ile yapılacağı belirtildi.

İmar planı değiştirildi

Kayyum belediyesi tarafından verilen iki ayrı ihale deTapu kaydında “susuz tarla” olarak geçen taşınmazın imar planının değiştirilerek, “Akaryakıt ve Servis İstasyon Alanı ile Ticaret-Turizm Alanı” yapıldığı görüldü. Söz konusu taşınmaz için muhammen bedel olarak ise, 48 milyon TL bedel belirlendi.

Parseler satılıkta

Artuklu ilçe sınırlarında bulunan 10 adet taşınmaz alanı imar planında “konut alanı” olarak görülürken, satışa çıkarılan alanın tamamının 92 bin 400 metrekare olduğu görüldü. Kayyum yönetimi satışa çıkardığı 10 adet taşınmaz için ayrı ayrı muhammen bedel belirlerken, toplamda 58 milyon 224 bin TL değerindeki her bir taşınmaz için şu fiyatlar belirlendi:

“* Acar Mahallesi 123 Ada, 1 Nolu Parsel: 3 milyon 305 bin TL

* Acar Mahallesi 124 Ada, 1 Nolu Parsel: 3 milyon 309 bin TL

* Acar Mahallesi 125 Ada, 1 Nolu Parsel: 2 milyon 845 bin TL

* Acar Mahallesi 126 Ada, 1 Nolu Parsel: 4 milyon 520 bin TL

* Acar Mahallesi 131 Ada, 1 Nolu Parsel: 5 milyon 930 bin TL

* Acar Mahallesi 132 Ada, 1 Nolu Parsel: 6 milyon 705 bin TL

* Acar Mahallesi 133 Ada, 1 Nolu Parsel: 8 milyon 45 bin TL

* Acar Mahallesi 134 Ada, 1 Nolu Parsel: 8 milyon 200 bin TL

* Acar Mahallesi 135 Ada, 1 Nolu Parsel: 6 milyon 700 bin TL

* Acar Mahallesi 141 Ada, 1 Nolu Parsel: 8 milyon 665 bin TL”

Haber: Ahmet Kanbal / MA

#Kayyum #seçim #gelmeden #taşınmazları #satışa #çıkardı

Şenyaşar ailesi: Göz yumanlar kaybetmeye mahkum

Adalet Nöbeti eylemlerini sürdüren Şenyaşar ailesi, ‘Adaletsizliğe şahit olup göz yumanlar kaybetmeye mahkumdur’ dedi

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ve saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti 720’nci gününde devam ediyor.

‘Göz yumanlar kaybetmeye mahkum’

Hafta sonu adliyenin kapalı olmasından dolayı nöbetlerini Pirsûs’taki evlerinde sürdüren Şenyaşar ailesi, sanal medya hesapları üzerinden adalet nöbetlerini anlatan bir video paylaştı. Video, “Riha’dan Ankara’ya bir koridor açtık. Bu koridorun adı adalet’tir. Adaletsizliğe şahit olup göz yumanlar kaybetmeye mahkumdur” notuyla paylaşıldı.

RIHA

#Şenyaşar #ailesi #Göz #yumanlar #kaybetmeye #mahkum

İran’da kız öğrencilerin zehirlenmesi: Kan tahlil sonuçları saklanıyor

İran’da 24 kentte en az 5 bin kız öğrencinin zehirlendiğini belirten Dr. Abbas Mansouran, kullanılan gazın sinir gazı olduğunu düşündüklerini belirtti

İran’da Eylül 2022’de Jîna Emînî’nin katledilmesinden bu yana protestolar devam ederken, kadınları hedef alan saldırılar yoğunlaştı.

30 Kasım 2022’den bu yana genellikle kız öğrencilerin eğitim gördüğü okullarda toplu zehirli gaz saldırıları sürüyor. Hastaneye kaldırılan öğrencilerde solunum sıkıntısı, mide bulantısı, baş ağrısı ve uzuvlarda uyuşma gibi belirtileri görülüyor. Şu ana kadar 238 okulda 5 binden fazla öğrenci zehirlendi. Saldırıları üstlenen herhangi bir grup olmazken, resmi verilere göre 4 öğrenci zehirli gaz sonucu hayatını kaybetti.

Yerel kaynaklardan edinilen bilgilere göre ölü sayısının daha fazla olduğu ifade ediliyor. Saldırılara ilişkin Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuşan Enternasyonal ve Sosyalist Hareket aktivisti Epidemiyolojist Dr. Abbas Mansouran, saldırıların profesyonel bir şekilde yapıldığını belirtti.

Tahlillerin yapılması engeleniyor

Zehirli gazlar hakkında bilgi veren Mansouran, gazın etkisinin sinir gazıyla benzer olduğunu vurguladı. Dr. Mansouran, rejimin ilk günden bu yana kimyasal gazlara ilişkin bilgileri sır gibi sakladığını, okullara gönderilen ambulanslarda, hastanelerde iktidarın ajanlarının bulunduğunu belirtti. Kan tahlil sonuçlarının saklandığını ifade eden Mansouran, özel kliniklerde kan tahlillerinin yapılmasının yasaklandığını, rejimin gazlara ilişkin bilgilerin yayılmasını yayılmasını istemediğini belirterek bu saldırıların arkasında rejimin olduğunu söyledi.

Azot gazı kullanılıyor

Gaz hakkında bilgi veren Mansouran, bu gaza maruz kalanlarda kusma, baş ağrısı, el ve ayakta hissizleşme, geçici felç görüldüğünü. Gaza maruz kalanların bazılarının kükürt kokusu aldığını, atık su ve çürük balık koktuğunu ifade etti.

Bütün bunları göz önüne aldığımızda bu gazın sinir gazı olduğunu düşünüldüğünü belirten Mansouran, gazın ileride çocuklarda nasıl bir etki göstereceğinin de bilinmediğinin altını çizdi. Mansouran, başta bunu reddeden rejimin şimdi ise ‘azot’ gazı olduğunu kabul ettiğini söyledi. Mansouran, “azot çok nadir durumlarda insanları etkilediğini, oksijen olmadığında azot gazının insanları zehirlediğini” belirtti.

Kullanılan gazın profesyonel bir ortamda hazırlandığını vurgulayan Dr. Mansouran, “Bu gazların hazırlanması için gereken teknik donanım ne herhangi bir örgütte, ne de halkta olabilir. Bu gazlar çok profesyonel bir silaha dönüştürülmüş. Biz bunların halkın elinde olduğunu düşünmüyoruz. Ki bunları üretmek için geniş bir laboratuvar gerekir, bu laboratuvarlar ise halkın elinde yok. Kullanılan silahların amacı kız öğrenciler” şeklinde konuştu.

Kız öğrenciler hedefte

Şuana kadar 24 kentte en az 5 bin kişinin zehirlendiğin kaydeden Mansouran, ilk kullanımın 3 ay önce Kum’da ortaya çıktığını, yayılarak devam ettiğini ve hedef olarak seçilen okulların Jîna Emînî’nin katledilmesinin ardından eylemlere katılan kız öğrencilerin eğitim gördükleri okullar olduğunu belirtti.

Bu durum olayların ne kadar sistematik olduğunu gösterdiğini söyleyen Mansouran, bu gazların kullanımında nasıl sonuçlar yaratacağına dair ellerinde bir veri olmadığını, devletin öğrencileri öldürmek istemese bile, onları zehirlediğini ifade etti.

Kadınlar cezalandırılmak isteniyor

Rejimin tüm çabalarına rağmen “jin, jiyan, azadî” eylemlerinin sürdüğünü ifade eden Dr. Mansouran, eylemlere katılan kız öğrencilerin, devletin kutsal saydığı tüm değerleri alt üst ettiğini, rejimin kimyasal saldırılarla toplumda bir travma yaratmak istediğini belirtti.

Kız çocuklarının 44 yıllık değerleri yok ettiği için rejim tarafından cezalandırılmak istendiğini söyleyen Mansouran, kadınların devrim hareketinin birçok yere yayıldığını vurguladı.

İran halkları devrim arifesinde

İran halklarının birlikte hareket ederek bir devrim arifesinde olduğunu söyleyen Dr. Mansouran, rejimin geçmişte eylemleri bastırdığı fakat bu eylemleri bastıramadığını belirtti.

Zehirlenme vakalarında 100 gözaltı

Bu arada İran İçişleri Bakanlığı konuya dair yaptığı açıklamada, Tahran, Kum, Zincan, Huzistan, Hemedan, Fars, Gilan, Batı Azerbaycan, Doğu Azerbaycan ve Rezevi Horasan eyaletlerindeki okullarda toplu zehirlenme vakalarının failleri olduğu şüphesiyle 100’den fazla kişinin gözaltına alındığını açıkladı.

Haber: Berivan Kutlu / MA

#İranda #kız #öğrencilerin #zehirlenmesi #Kan #tahlil #sonuçları #saklanıyor

Eksiklikler sorunları büyütüyor

Deprem bölgesinde birçok konuda eksikliklerin yaşandığını ifade eden HDP Milletvekili Dr. Necdet İpekyüz, travma yaşayan tüm yurttaşlar için rehabilitasyon süreçlerinin geliştirilmesi gerektiğini söyledi

Mereş merkezli 6 Şubat’ta art arda meydana gelen depremlerde resmi verilere göre, 47 bin 975 kişi yaşamını yitirdi. Mereş Elbistan merkezli depremin üzerinden 35 gün geçmesinde rağmen barınma, sağlık ve gıda gibi birçok sorun devam ediyor. Depremin ardından Elbistan’ı terk eden depremzedeler ilçeye dönmeye başlarken, birçoğu kış koşullarına uygun olmayan koşullarda ayakta kalmaya çalışıyor. Aradan geçen süreye rağmen çadır alanlarında tuvalet ve banyo ihtiyaçları karşılanmadı. Recep Tayyip Erdoğan Millet Bahçesi’nde kurulan ve binden fazla çadırın bulunduğu çadır kentteki depremzedeler, sağlıklı beslenmek için gerekli koşullara erişemiyor. Uzmanlar ise, havaların ısınmasıyla birlikte var olan sorunların daha da artacağına dair uyarılarda bulunuyor.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Êlih Milletvekili Dr. Necdet İpekyüz, deprem bölgesinde yaşanan sağlık sorunlarına ilişkin MA’dan Yüsra Batıhan’a değerlendirmelerde bulundu.

Hastaneler zarar gördü

Depremden birçok sağlık merkezi ve hastanenin zarar gördüğünü belirten İpekyüz, deprem sonrası temel sorunun ilk yardım alanında yaşanan eksiklikler olduğunu söyledi. Deprem bölgesinde birçok sağlık probleminin açığa çıktığına dikkat çeken İpekyüz, “Kronik hastalarda, hamilelerde, bebek ve çocuklarda sağlık problemleri açığa çıktı. Beslenemedikleri, soğukta kaldıkları için problemler açığa çıkmaya devam edecek. Sağlık; hastane, doktor, hemşire ve sağlık çalışanları ile çözülebilecek bir sorun değil. Depremde korumak, önlemek önemliyse, sağlıkta da korumak ve önlemek önemlidir. Temiz günlük kullanılabilecek içme suyun temin edilmesi, deterjan, hijyen malzemelerinin sağlanması, konaklama yerinin hijyeninin sağlanması, çeşitli aşıların yapılması, kent ve ilçe merkezinde temizlik yapılması önemlidir. Sıcaklarla beraber burada da bir yığın mikroorganizma üreyecektir. Burada temizlik ve ilaçlama çalışmasının yürütülmesi, insanların kalori hesabı ile beslenmesi, yemeklerin steril ortamda hazırlanması lazım. Ancak burada böyle bir anlayış yok. Dikkate alınmıyor ve görmemezlikten geliniyor” dedi.

Çöken sistem

Kırsal kesimlerde yaşayan depremzedelerin sağlık sorunları için herhangi bir çabanın olmadığını dile getiren İpekyüz, sağlık alanında anadilde eğitim verilmemesinin ayrıca sorunlar yarattığını söyledi. İpekyüz, “İnsanlar kalabalık yerlerde kalıyor ve uyuz başta olmak üzere birçok hastalık başladı. Banyo yapmamak ve aynı kıyafeti giymek, temizlenmemek buna ortam yaratıyor. Sıcaklarla beraber, dizanteri, tifo, koleraya yol açabilecek bütün hastalıklar ortaya çıkacak. Bunları önlemeye yönelik ortam yaratılması, ilaç desteği verilmesi lazım. Sağlık Bakanlığı kronik hastaların ilaçlarına yönelik bir düzenleme yaptı ama vatandaşın cebinden ödediği paralar konusunda bir düzenleme yapmadı. Reçete almış bir vatandaş, eczaneye gittiğinde 200 lira fark ödemek zorunda kalıyor. Üretim, yaşam alanı yok, para insanların aklına gelebilecek bir şey değil. İnsanlar çaresiz. Çöken sistem, yurttaşı ruhsal çöküntüye doğru itiyor ve bu çok tehlikeli” uyarısında bulundu.

‘Kağıt üzerinde var’

Travma yaşayan tüm kesimlere yönelik rehabilitasyon süreçlerinin geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan İpekyüz, “Burada birçok işlem kağıt üzerinde yapılıyormuş gibi gösteriliyor. Bu ülke ‘mış’ gibi yönetiliyor ama yaşamın kendisi mış değil. Buraya tümüyle destek olmak, özellikle uzuv kaybı konusunda protez çalışması yürütmek, önemli merkezlerin kurulması, var olan kurumların da bu konuda özel çaba yürütmesi lazım” şeklinde konuştu.

MEREŞ

#Eksiklikler #sorunları #büyütüyor

İran’da patlama: 5 ölü

İran’ın Tewrêz kentinde yaşanan patlamada 5 kişi hayatını kaybetti

İran’ın kuzeybatısındaki Tewrêz kentinde büyük bir patlama meydana geldi. Patlamada 5 kişi yaşamını yitirdi, 4 kişi ise yaralandı. Tewrêz İtfaiye Müdürlüğü Sözcüsü Ekber Deşti, patlama sonucunda 3 evin ve çevrede bulunan bazı arabaların zarar gördüğünü belirtti.

Deşti, “Patlamanın neden kaynaklandığını şu an araştırıyoruz. Sonuçları kamuoyu ile paylaşacağız” diye kaydetti.

DIŞ HABERLER

#İranda #patlama #ölü

Seçim yasakları Resmi Gazete’de

Resmi Gazete’de yayımlanan seçim yasaklarına göre yayın organları saat 18.00’a kadar seçim sonuçlarına ilişkin haber, tahmin ve yorum yapamayacak

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde uygulanacak yasakları Resim Gazete’de yayımlandı. Buna göre yayın organları saat 18.00’a kadar seçim sonuçlarına ilişkin haber, tahmin ve yorum yapamayacak.

Bütün yayınlar saat 21.00’den sonra serbest olacak. YSK tarafından gerek görülmesi halinde saat 21.00’den önce de yayınların serbest bırakılmasına karar verilebilecek. Oy verme günü emniyet ve asayişi korumakla görevli personel dışında kimse silah taşıyamayacak.

14 Mayıs günü alkollü içki satılamayacak. İçkili ve umumi yerlerde alkollü içki verilmesi ve içilmesi yasak olacak. Eğlence yerleri oy verme süresi boyunca kapalı kalacak. Bunun yanı sıra eğlence yeri niteliğindeki lokantalarda yalnızca yemek verilebilecek.

Bütün kahvehane, kıraathane ve internet kafeler gibi umumi eğlence yerleri da seçim günü kapalı olacak. 14 Mayıs günü düğünler seçim yasaklarına ve belirtilen kurallara uyulmak şartıyla saat 18.00’den sonra yapılabilecek.

ANKARA

#Seçim #yasakları #Resmi #Gazetede

Futbol siyaset ilişkisi

Futbolu artık hiç kimse ‘sadece bir oyun’ olarak görmüyor. Futbolun küresel etkisi ve ticari çekiciliğinin olması herkesi ona ilgi göstermeye zorluyor

Tayyar Özbey*

Dünyada siyaset ile futbol ilişkisi her geçen gün güçlü bir hal alıyor. Devletler ve siyasetçiler zaman zaman futbol üzerinden kitlelere mesaj verme gereğini duyuyorlar. Kitlelerin futbola gösterdiği bu ilgi ve sempati sebebiyle siyasetçiler bu alanı her zaman için kullanışlı bir alan olarak görmüşlerdir. Bu anlamda futbol ve yaşamın diğer alanları arasındaki ilişkiyi göstermek için Simon Kuper 1994 yılında İngiltere’de “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir”, yine Ajax taraftarı olduğunu dile getiren Simon Kuper, 2003’te “Ajax-Hollandalılar ve Savaş” adlı bir kitap daha yazdı. 2009 yılında ise Simon Kuper ve Stefan Szymanski ile birlikte “Futbolun Şifreleri” adlı kitabı piyasaya sürdüler. Bu kitaplar futbolun farklı yönünü ortaya koymakta ve futbola farklı bir perspektiften bakmamız gerektiğini anlatıyor. Futbolun nasıl siyaset için bir aparata dönüştüğünü göstermektedir.

Futbol, kitleleri yönlendirmede kullanılan etkili bir güç olması nedeniyle siyasette araçsallık yapmaktadır. Bu tutumun yanında başka hiçbir sosyal olayda görülemeyecek oranda, katılımcıları ve izleyicileri arasındaki yaş, cinsiyet, kültür ve sosyal sınıf farklılıklarını aşarak benzer duyguları harekete geçiren bir olgudur. Günümüzde spor, teknoloji, siyaset ve ekonominin aşırı iç içe geçişliğin en iyi örneklerinden birini teşkil etmektedir. Futbolu artık hiç kimse ‘sadece bir oyun’ olarak görmüyor. Futbolun küresel etkisi ve ticari çekiciliğinin olması herkesi ona ilgi göstermeye zorluyor. Önemli olan futbolun ayrışmaya ve çatışmaya mahal vermeden mecrasında devam etmesidir.

İspanya’nın Katalon bölgesinin başkenti Barselona’dır. Katalon bölgesinin merkezi İspanya hükümetiyle yaşadığı siyasi sorunlar nedeniyle zaman zaman Barselona futbol takımına yansımakta ve gerginliklerin yaşanmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla futbolda yaşanan gelişmeler ve olaylar sebebiyle futbolun sadece futbol olmadığını, taraftarlarda sadece adrenalini yükselten ve heyecanla yaratan bir spor dalından öte milyonları besleyen ve ilgilendiren bir spor endüstriyeli olduğu hemen herkes hemfikirdir. Futbol bu endüstriyel faktörün yanında aynı zamanda siyasetle de yakın bir ilişki içindendir. Devletin derin yapıları devletin içindeki azınlıkları ve siyasi farklılıkları bastırmak için futbolu bir baskı aracı olarak kullandığı ya da siyasi düşüncelerinden o kitleyi uzaklaştırmak için zaman zaman bir araç olarak kullanmıştır. Onun için futbol devletin derin yapıları için kullanılabilecek güçlü bir aparattır. Siyahi futbolculara yönelik zaman zaman gelişen ırkçı saldırılar devletlerin zamanında sömürgelerini küçümsemek ve siyasi taleplerini engellemek için bu ırkçılık tohumunu ektiklerini unutmamak lazım. Bu tespitler futbol siyaset ve insan hakları ilişkisini ortaya koymakta olup, futbol ile birlikte başka birçok insani değerleri sorgular hale getiriyor. Öyle ki bazı müsabakalarda siyaset futbolun önüne geçen bir olguya dönüşü veriyor.

Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinde yaşanan bazı toplumsal sorunlar futbol siyaset ikileminde bocalamalara ve yaşanan olaylarla birlikte siyaset daha çok konuşulur hale gelebiliyor. Daha önceki yıllarda Cizrespor futbolcularının ve teknik heyetlerinin Amedspor’un Bursa’da karşı karşıya kaldığı benzer bir durumu çoğu kez yaşaması ve saldırılara uğraması futbolun çirkin yüzünü ve ülkedeki ırkçılığı göstermek açısından önemlidir. Bu davranışlar futbolun birleştirici yanının olduğu gibi ayrıştırıcı ve ırkçı yanını göstermesi açısından önemlidir. Amedspor’un Bursa’da yaptığı maç öncesi ve sonrası karşı karşıya kaldığı şiddet sarmalı tam da yukarıda bahsettiğimiz durumun tespitidir. Devlet Bahçeli’nin grup toplantılarında yaşanan olayları destekler mahiyetteki açıklamaları ve mecliste bu müsabaka ile ilgili verilen soru önergeleri futbol siyaset ilişkisini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Futbolun gerçekten sadece oynanan bir oyundan ibaret olmadığı gerçeğini bize göstermektedir. Bursa’da Bursalı taraftarların faili meçhul cinayetlerle özdeşleşen “Beyaz Toros” arabasının pankartını açması yine birçok insan hakkı ihlallerinin müsebbibi ve faili meçhul cinayetlerinin kapalı kutusu, korkulu yüzü ve aynı zamanda sembol isimlerinden “Yeşil”in fotoğraflı pankartının seyirciler arasında gösterilmesinin iyi organize edilmiş provokatif bir eylem olduğu aşikardır. Kesici ve yaralayıcı maddelerin ve o pankartların üst aramalara rağmen nasıl içeri koydukları kafalarda soru işaretlerinin belirmesine neden olmaktadır. “Yeşil” gibi faili meçhul cinayetlerin piyonu ve kara kutusu posterinin taşınması geçmişte yaşanmış acılı hafızayı Kürtlere yeniden hatırlatma ve şiddet üzerinden toplumu tehdit etme davranışıdır. Kitlenin bu eylemi göstermesi politize olmuş bilinçli bir eylem içinde olduklarının göstergesidir. Geçmişte yaşanmış olayların ne olduğunu Kürtlerin karşı karşıya kaldığı sorunların iyi bilindiği, bu sorunlar üzerinden can yakıcılığın nasıl tasarlandığını ve iyi organize olmuş bir kitleyi gördük. Futbolun sadece futbol olmadığını siyasetin çirkin yanına hizmet eden ve kitlelere mesaj verme eyleminde önemli bir rol oynadığını net bir şekilde görmüş olduk.

“Amed” ismi Diyarbakır’ın tarihsel ismidir. Amed ismi Kürt halkıyla özdeşleşen, toplumsal karşılık bulan ve giderek güçlenen bir kimliktir. Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında “Amed” yoktur ve bu yaşanan olayları destekler mahiyetindeki açıklaması Amed’in temsil ettiği değerleri inkâr etme zihniyetinin doğal bir bakışıdır. Bu bakış onun siyasetten var olmasının nedenidir. Devlet Bahçeli’nin Bursaspor taraftarlarının Amedspor’a karşı taşkınlıklarını, şiddetini ve yaşananları desteklememesi ayağına kurşunu sıkmasıdır, desteklememesi o kitleyle bağını koparması demek. Çünkü bu şiddet politikaları onun düşüncesini besleyen ve var eden en önemli damardır. Bunlara arka çıkmaması kendini inkâr etme ve bu kitleyle bağını koparmadır.

Bu anlamda şiddet, faşizmin ideolojik kılıcı, tek çözüm yöntemi ve kendisini var etme nedenidir. Olaylara mahal veren şey zayıflayan faşist ideolojinin kendini bu şiddet zemini üzerinden tekrar konsolide etme isteğidir. İdeolojinin derinliği ve beslediği kitlenin pervasızlığı ve acımasızlığın başlıca nedeni karşısındaki gücün boyun eğmemesi ve giderek büyük bir güç kazanmasından kaynaklıdır.

Toplum; Bahçeli’nin neyi temsil ettiğini iyi görmeli, ortaklık yaptığı ittifaka verilecek her destek bu ideolojiyi büyütme, kendi inkarına ve bu kimliğinin uğradığı hakaretleri onaylamadır. Bu bağlamda toplumsal hafızayı güçlü ve canlı tutmak, birlikteliği artırmak esas politika olmalıdır.

Emniyetin bu şiddete zafiyet göstermesinin başlı başına birçok soru işareti barındırdığını söyleyebiliriz. Amedspor oyuncularının kente vardığı andan itibaren ve kaldığı otel önünde provokatif eylemlere rağmen herhangi önlemin alınmaması, yaşanan şiddet olaylarına rağmen maça ara vermemesi, Amedli yöneticilerin federasyon yöneticilerine ulaşamaması ve yaşanan bu olaylara rağmen federasyonun herhangi bir açıklamada bulunmaması yaşananları daha gizemli hale getiriyor. Bu tür olayların yaşanmasında organizasyonu düzenleyen federasyonun, ilin valisinin, emniyet yetkilisinin tavrı ve tutumları şiddet olaylarında belirleyici rol oynamaktadır.

Sonuç itibariyle futbolun sadece futbol olarak kalması, heyecan, tutku, zevk ve mutluluk veren, dostluk, birliktelik duygusunu geliştiren ve yaşatan bir alan olarak kalması başlıca temennimizdir. Futbolun bu temennide kalması için sorumluların görevini yerine getirmeleri, gerekli önlemleri almaları, futbolun ayrıştıran bir yöne evirilmesine izin vermemek sorumluların başlıca görevi olmalıdır.

* İnsan Hakları Derneği (İHD) Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi

#Futbol #siyaset #ilişkisi

Newroz’un milyonlarla buluşma yolculuğu

PKK Lideri Abdullah Öcalan, Ankara’da ilk Newroz ateşini nasıl yaktıklarını, anlamını, dönemin koşullarını anlatıyor: Ülkemizin adını ağzımıza alalım mı? Herkes Doğu diyordu o zaman. Burası artık Kurdistan dedik. Samimiydik, inançlıydık. 1973 Newroz’u böyle karşılandı

Kürtlerin “yeniden doğuş” olarak nitelendirdiği Newroz’a sayılı günler kaldı. Engellemeler, saldırılar ve katliamlara rağmen Newroz ateşini yakmaktan vazgeçmeyen Kürtler, bu yıl bir kez daha “Her der Newroz, her dem azadî” ve “Newroz ateşiyle özgürlüğe” şiarıyla özgürlük taleplerini meydanlarda haykıracak.

Newroz’un kutlandığı tarih olan 21 Mart, 50 yıl önce 1973’te PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Ankara’da bulunan Çubuk Barajı’nda Kürt gençlerini bir araya getirmesiyle farklı bir anlama kavuştu; bu tarihten sonra Kürtler için “yeniden doğuşun” anlamı oldu. Kürtlerin özgürlük mücadelesinin “işaret fişeği” olarak tanımlanmaya başladı. Yüzlerin bir araya geldiği meydanlarda, önce binler daha sonra milyonlar bir araya gelmeye başladı.
Öcalan, geçmiş dönemlerde yaptığı değerlendirmelerde Newroz sürecini genişçe ele alarak, direnişle özdeşleşen kutlamalara büyük önem atfetti. Öcalan, Newroz’u “diriliş, başkaldırı, isyan” olarak nitelendirdi.

Küçük bir grupla başladı

Abdullah Öcalan, 1994 yılında yaptığı değerlendirmelerde, küçük bir grubun az bir umutla ve çok az bir hazırlıkla 1973 yılının Newroz’unu karşılamaya çalıştıklarını belirterek, “Ülkemizin adını ağzımıza alalım mı? Herkes Doğu diyordu o zaman. Burası artık Kurdistan olsun dedik. Kitaplarda böyle sözcükler geçiyor. Birçok sol grup vardı, bir grup da bu ülke için olsun dedik. Ama birkaç kelimeden daha fazla bilgi dağarcığı yok, genel teorik uluslar üzerine çok şey söylüyor, ama biz nasıl bir ulusuz, nasıl bir ülkeyiz genel teori parti üzerine çok şey söylüyor, ama biz partileşmenin neresindeyiz, nasıl başlayacağız? Büyük bir sır var, cevabı oluşturmak gerçekten birkaç büyük cephe savaşından daha fazla sorumluluk isteyen, yaratıcılık isteyen bir savaş ister. İşte buna da kör-naçar girmeye çalışacaktık” diye anlattı.

Samimiyet, inanç…

Bu dönemde grup kurduklarını ifade eden Abdullah Öcalan, “Biraz o dürüstlüğümüz, o topraklara halen olan ilgimiz, o ‘beni unutma’ diyen dağlar, taşlar, kurtlar, kuşlar varsa devrim teorisi, varsa devrim partisi bize göre de ‘biraz oluşamaz mı?’ dedirtiyordu. Ve gerçekten ahım-şahım bir yanımız yoktu ama, bir soysuz gibi işte metropole kavuştum, yüksek okula da kapağı attım, hele de cebime sıcak paralar gelir deyip, gerçekten kendimi yere atmadım. Biraz daha ileri amaç, onun biraz daha genel düşüncesi ve biraz daha çıkara bulaşmamış arkadaşlık ilişkileri kurduk. Samimiydik, inançlıydık, artık güçlenmek de istiyorduk. 1973 Newroz’u böyle karşılandı. Dikkat edilirse anlamlı bir karşılayış, ülke adını ağzımıza alıyoruz, ayrıca sömürgedir diyoruz. İlk defa bu sözcükler çıkıyor. Ve bunun için bir de bağımsız bir grup yerindedir. Çünkü o zamanın Marksizm-Leninizm adına ahkam kesenler ufak bir grup oluşturmayı bile Marksizm’e ihanet sayıyorlardı. Biz bu anlamda ihanetse olsun dedik, kendi grubumuza yönelme gereği duyduk. Bunlar önemli gelişmelerdir” dedi.

Ulusal hareketin mayalanması

PKK Lideri, ulusal kurtuluş hareketinin ilk Newroz ateşinin yakıldığı Ankara’da mayalandığını belirterek, “Düşmanın kalesinde, Ankara’sında, Anıtkabir’in dibinde mayalandı, ulusal kurtuluşçu düşünce biraz ortaya çıktı, sosyalizmle tanışma, çağdaşlığın düşünce biçimleriyle tanışma gerçekleşti, dedim ya oburcasına, ne kadarını hazmeder demeden atıştırıyorduk ama, hiç olmazsa gerekli olanı özümseriz diyorduk. O yılları böyle değerlendirmek gerekiyor velhasıl ruhumuzu satmadığımızı düşünebilirim, söyleyebilirim. Bin bir yerden düzene bağlanmak istenilen kişiliğimizi satmamaya büyük özen gösterdiğimi belirtebilirim. Örneğin Diyarbakır’ın da beni yerel gerici mihraklara bağlamadığını söyleyebilirim. Biraz bağımsız, özgür kalmaya çalışıyoruz. Seni her taraftan yutmak isteyen, hele biraz memurlaştın mı, biraz böyle para gördün mü, biraz yüksekokul gördün mü her taraftan seni bağlamaya çalışan ve en kötüsü de senin kendi içindeki ihtiras, kendi içindeki o döneme göre çok tutkulu düzen içi yaşamın, paracıl yaşamın kendi geriliğine kalkarken, başkalarının yaşamına dört elle koşuşun seni götürebilirdi. Artık tesadüf müdür, istisna mıdır veya biraz yitirilmeyen bazı insani, halkımıza özgü yanlar mıdır bizi böyle tedbirli olmaya götürdü ve işte söylendiği gibi bir genel ülke lafı, bir sömürge lafı, bir grup niyeti öyle sanıyorum ki bu yıllara karşı bizi sigortalayan temel gerçekler oluyor” şeklinde konuştu.

İnsanlığın kazanılması

Abdullah Öcalan, insanlığın kolay kazanılmadığını ifade ederek, “Şerefli, onurlu olmak öyle sanıldığı gibi kolay değil. Kendine de karşı saygıyı yitirmek çok kolay, saygı kazanmak ise bu yıllarda çok zor. Her şey seni senden alıp götürüyor. Ama her şey bu yıllarda gerçekten seni senden alıp soğana çeviriyor ve sen zenginleşiyorum diyorsun müthiş köleleşiyorsun, özgürleşiyorum diyorsun görülmemiş ihaneti yaşıyorsun, bağımsızlaşıyorum ve böylece çağdaşlaşıyorum diyorsun. İlk çağın kölelerini anladık, prangaya vururlardı, pazarlarda alıp satarlardı ve sonuçları belliydi. Ama bu çağdaş kölelik, bu Kürt köleliğinin de gerçekten ne tarihte eşine rastlanıyor, ne de çağdaşlıkta böyle kölelik biçimlerine tanık oluyoruz. Onun gerçeği içinde yutulmamak, bu nedenle Ankara’sında yutulmamak çok önemli oluyor” ifadelerini kullandı.

Kurdistan uçuşuna hazırlandık

Kurdistan seyahatine giden süreci anlatan Abdullah Öcalan, şöyle devam etti: “O Ankara ki, TC’nin kuruluşundaki başkentinde ölüm fermanımızın çizildiği Ankara’dır. O 1925’lerin İstiklal Mahkemelerini çıkaran Ankara, Kürtlükten ne varsa olası bir gelişmenin önünü darağaçlarında bitirten bir Ankara. 1925’lerde, daha ilk kuruluşunda, o zayıf dönemde böyle olan 1970’lerde nasıl olur? Hele o geliştirdiği, çok çapul bile diyemeyeceğimiz, talan ekonomisiyle kendi halkını bile korkunç bir soyguna çeviren o asalak güruhuyla buradan nasıl sağlam çıkarsın. Onun hikayesini sizlere çok anlattım ve bu anlamda devrimci gençliğin eylemine yüksek değer biçtik. Türkiye devrimci gençliğinin eylemine de, onlardan olmaya da tereddüt etmedik, yeni dünyamızı onlarla da yaşamaya çalıştık. Fakat onların düzene bağlanışları köklü, kopuşları sınırlıydı. Bizimki öyle olamazdı. Yavaş yavaş kendi grubumuzla bir Kürdistan uçuşuna hazırlandık.

Tohum serpme hareketi

Diğer baharları bir tarafa bırakayım ama, benim 1977 baharını böyle bir uçuşla ve gerçekten ver elini Ağrı deyip geldiğimi çok iyi hatırlıyorum. Yani başında düzenin çok etkili bir Kürt ajanı var. Onu anayım mı, anmayayım mı bilemiyorum. Bir Ağrılı, Pilot diyorduk, sınırlı da olsa bir yurtseverlik düşüncesi var mıydı? Bu da araştırılmaya değer. Burada önemli olan; Ağrı Dağı eteklerindeki toplantıyı yaptığımızda, devletin gölgesinin bu kadar yakınında ama o dağın da gerçekten tam bir kutsallık ifade eden gerçeğinde bunun ne kadar ciddi bir adım olduğunun biraz farkındaydık. Şunu da söylüyordum; ‘Bu bir tohumlanma hareketidir. Ankara’da mayalandık, şimdi tohumlar saçılıyor, bundan sonra ölüm de gelse nasıl, ne biçimde gelirse gelsin, hiç umurumuzda bile değil’ ve başladık o zamanki Kürdistan seferine. Gerçekten tam bir tohum serpme hareketiydi. Ben işte oradan çıkış yaptım, Kars’ın içine, oradan Digor’a gittim. Orada küçük bir toplantı yaptım ve bazı yiğit çocuklar vardı. Bazıları şehit düştü ve halen savaşanlar da var.

Yaprak kıpıldamayan yıllar

Her an hatırlıyorum, şimdi oralar gerillanın yatağı haline de gelmiştir. Fakat anlamlıdır, yani biz geçtiğimizde bir yaprak bile kıpırdamıyordu. Orada baharı karşılıyoruz, Newroz’u karşılıyoruz. Faşist Erzurum’undan, biraz Erzincan’ından Dersim’ine geçerken kar altından böyle yeni yeni kar çiçekleri de çıkmış, bir şeyler söyler ama, bakacak halim bile yok. O da bir gerçek, yani o sert rüzgarlar altında bir çiçek çıksa bile neye yarar, neyi ifade edebilir? Yani bunu şunun için söylüyorum; biraz yaşamdan bahsediyorsunuz. Benim kendi gerçeğimde özellikle bir de bu yönlü gerçekçi olma durumum var. Çiçekleri anlamamak, yaşamın belirtilerini görmemek ne kelime, fakat gerçekleri de bir tarafa itmek pek anlamlı olmuyor. Hiçbir zaman o dönemde iyi bir çiçekçi olamadım, çiçeklere iyi bakamadım ama, hep çiçeklerin günün birinde iyi bakılması gerektiğinin farkındaydım.

Haki Karer’in hazırlığı

Dersim’i araştırdık, biraz görüştük, birkaç söz sarf ettik. Oradan bir Karakoçan toplantımız vardı. Diğer bağlamda 1 Mayıs’ta orada akşam bir katliam haberi gelir. İstanbul’un Taksim Meydanı’nda 37 emekçi bir provokasyonla katledildi. Oradan Diyarbakır’a uzanıyoruz bir 6 Mayıs toplantımız var, bu sefer Diyarbakır’ı biraz daha anlamlı kılabilecek bir toplantı. Ardından ver elini Antep, büyük şehidimizin oldukça coşkulu hazırladığı ve sabaha kadar gerçekten coşkusundan bir Newroz’u yaşar gibi, tutkusundan bir şey kaybetmeyen Haki yoldaşın sorumluluğunda biraz eylemle karşılanmış bir Antep, biraz grubun büyütüldüğü bir Antep gördük ve biz de sabaha kadar konuştuk. Ardından ver elini Ankara. Ne arıyorsun Ankara’da? Ölümü arıyoruz aslında. Ben gidip Kürdistan’da bunu yaptım, Ankara’da beni ne yaparsan yap diyordum ve nitekim daha on beş gün geçmeden Haki’nin şahadet haberi geldi. Bize cevap gelince anladık, yani idam fermanı verilmiş ve şurada-burada infazlar başlamış. Antep’e tekrar indik, şunun için söylüyorum; inerken sanki gök başımızın üstüne yığılıyor, yer yarılıyor içine giriyoruz.

Bir adım ileri…

Biraz duyarlı olanlar süreçlere böyle bakmak zorunda. Hiçbir hazırlığı yok, sadece ufak bir tohumlanma yapmışsın, en ufacık soğuk bir rüzgar kasıp kavurabilir ve nitekim kasıp kavurmaya da başlamış. Haki’nin cenazesini Türkiye’ye yolladık, o bir Karadeniz çocuğuydu. Daha sonra aile temelinde büyük bir düşmanlık da geliştirildi. Düzen böyle karşılık verdi, fakat gerçekten o tam bir arkadaştı. Anısı üzerine düşünme gereği duyduk ve madem bu güzel arkadaşımız uğruna şehit düşecek kadar kendini feda ediyor, biz o düşünceyi bir adım daha ileri götürelim ve partileştirelim dedik.”

Haber: Özgür Paksoy/MA

#Newrozun #milyonlarla #buluşma #yolculuğu