Ana Sayfa Blog Sayfa 818

Haber alınamayan Ebru Söylemez bulundu

Geçtiğimiz cumartesi öğlen saatlerinden bu yana kendisinden haber alınamayan Ebru Söylemez bulundu

İstanbul’da, 11 Mart Cumartesi günü saat 13.45’ten sonra kendisinden haber alınamayan Ebru Söylemez’in 24 saat sonra bulunduğu belirtildi. En son görüldüğü Ümraniye ilçesine bağlı Çakmak mahallesinde motosikleti bulunan Söylemez’in yakınlarının, kamera görüntülerinin incelenmesi için başvurdukları polisten aldıkları “Bugün Pazar” yanıtı tepkilere neden olmuştu.

Arkadaşları, akşam saatlerinde Söylemez’in bulunduğunu duyurdu. Ancak Söylemez’in nerede bulunduğu ve kayıp olduğu 24 saatte neler yaşadığına dair bilgi verilmedi.

Kaynak: MA

#Haber #alınamayan #Ebru #Söylemez #bulundu

İspanyol ve İsrail arama-kurtarma ekipleri: Halk dayanışması takdire şayandı

İsrail ve İspanya’dan arama-kurtarma çalışmalarına katılan ekipler, ‘devletin organize olmamasının felaketin boyutunu büyüttüğü’ söylerek, ‘Halk dayanışması takdire şayandı’ dedi

Mereş merkezli 6 Şubat’ta yaşanan depremler sonrası dünyanın dört bir yanından arama ve kurtarma ekipleri bölgeye gitti. Ekipler, enkaz kaldırma ve sağlık faaliyetlerine kadar birçok çalışmada yer aldı. Depremzedelerin yardımına koşan IsraAID (İsrail Uluslararası İnsani Yardım Forumu) ve Uluslararası Doğal Afet Kurtarma Grubu (İspanya-USAR) üyeleri, karşı karşıya kaldıkları tabloyu ve öne çıkan ihtiyaçlara dair konuştu.

‘Yeniden inşa halk dayanışması ile gerçekleşecek’

USAR personellerinden Juan Rama, 15 personel ve 2 canlı algılama köpeğiyle 8 Şubat’ta bölgeye geldiklerini, Dîlok’un (Antep) Nurdağı ve İslahiye ilçeleri ile Hatay’ın Kırıkhan ilçelerinde çalıştıklarını aktardı.

Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuşan Rama, “Felaketin ölçeği çok büyüktü. Felaketten etkilenen tüm insanların, yaşadıkları trajediye rağmen büyük bir güç ve dayanıklılık sergilediklerini gözlemledik. İnsanlar yiyecek ve barınak konusunda birbirlerine yardım ettiler. Ayrıca bize sıcak yiyecek ve içecekler sunarak yardımcı oldular. Halkın dayanışması takdire şayandı. Felaketten etkilenen bölgelerin yeniden inşasının da halk dayanışmasıyla gerçekleşeceğine inanıyoruz” diye konuştu.

‘Devletin organize olmaması felaketin boyutunu büyüttü’

İsrail merkezli bir sivil toplum kuruluşu olan IsraAID ekibinin sözcülüğünü yapan Shachar May ise, 8 kişilik ekiple ikinci depremden yaklaşık 36 saat sonra Dîlok’a ulaştıklarını aktardı. Büyük bir felaketle karşılaştıklarını ifade eden May, “İlk birkaç gün Maraş’ta çalıştık. Temiz su, psikososyal destek, lojistik yardım ve malzeme sağlama gibi şeylere odaklanarak, yardımda bulunduk. Maraş’ta geçirdiğimiz birkaç gün kaldıktan sonra Adana’ya gittik. Hatay’da, Maraş’ta, Antep’te ve Osmaniye’de çalıştık” diye konuştu.

Devletin organize bir çalışma yürütememesi sonucu felaketin boyutunun büyüdüğüne dikkati çeken May, “Şahit olduğum en vahim durumlardan biri buydu. Isı ve elektrik olmadan çok soğuk olan havada bekleyen insanlar vardı. Her zaman temiz su veya yiyeceğe erişim sıkıntısı vardı. Sık sık insanların ısınmak için çabaladıklarını, ateşlerini yaktıklarını ve aile üyelerinin sağ çıkıp çıkamayacaklarını görmek için arama-kurtarma alanlarının yanında bütün gece beklediklerini gördüm. Hem fiziksel hem de duygusal olarak çok zor bir durumdu. Şahsen ben hiç böyle bir şey görmedim. Aynı zamanda, insanların birbirlerini desteklemek için bir araya gelmelerinden oldukça etkilendim. Aile üyelerini yeni kaybetmiş insanlar bizim için tercüme yapmaya gönüllü oluyorlardı” şeklinde konuştu.

İnsanlar arasındaki dayanışmadan etkilendiği ve heyecanlandığını ifade eden May, “Nereye baksam insanlar bir araya geliyor, verecekleri ne varsa veriyorlar. İstanbul’dan gelen bir gönüllüyle bir gün geçirdiğimi hatırlıyorum ve karavanını alıp gelmiş. Günlerce o karavanla dolaşarak, uzaktaki insanlara ulaşmaya, ihtiyacı olan insanları bulmaya ve onlara yardım ulaştırmaya çalışarak geçirdi. Böyle insanlara ihtiyacımız var” diye kaydetti.

‘İnanılmaz etkilendim’

May, Mereş’teki bir anısına da değinerek, şunları söyledi: “Bölgede yürümeye başladığımızda bizimle konuşan ilk kişi genç bir çocuktu. Sanırım 19 yaşlarında bir öğrenciydi. Kendi aramızda birbirimizle konuştuğumuzu duydu. Hemen yanımıza geldi ve bizimle İngilizce konuşmaya başladı. ‘Ben üniversite öğrencisiyim, çeviri okuyorum. Herhangi bir konuda yardıma ihtiyacınız varsa, bir şeyi bulmak için yardıma ihtiyacınız varsa, lütfen bana bildirin’ dedi. Bina çöktüğünde iki kardeşini, teyzesini, amcasını ve iki yeğenini kaybettiğini söyledi. Bize bunu anlatırken elinde bir kase çorba tutuyordu ve durdu. Çorbasına baktı sonra bana uzattı. ‘Özür dilerim, aç mısın, ister misin?’ dedi. Bundan inanılmaz derecede çok etkilendim.”

‘Suya erişim sağlanmalı’

May, depremzedelerin ihtiyaçlarına da işaret ederek, şöyle devam etti: “Bölgede hijyen malzemelerine odaklanmak gerekir. Kişisel hijyeni sağlamak çok zordu ve bu da hastalık ve salgın gibi ikincil krizlere yol açabilir. 600’den fazla aileye hijyen kiti dağıttık, büyük çadırlar dağıttık, uyku tulumları dağıttık. Müdahalemizin bir sonraki aşamasında psikolojik desteğe geçmeliyiz. İnsanların daha güçlü olmalarına ve kendi öz bakımlarını sürdürmelerine yardım ederek, kriz sırasında tükenmişliği önlemelerine yardımcı olmak gerekir. Ayrıca geçici barınaklarda temiz suya erişim sağlanmalıdır. İnsanların temiz içme suyuna erişimi olduğundan emin olmak gerekir.”

HABER MERKEZİ

#İspanyol #İsrail #aramakurtarma #ekipleri #Halk #dayanışması #takdire #şayandı

Oscar sahiplerini buldu, en iyi film; Her Şey Her Yerde Aynı Anda

95’inci Oscar Ödülleri sahiplerini buldu. En İyi Film Ödülü, ‘Her Şey Her Yerde Aynı Anda’ filminin oldu

Oscar Ödülleri olarak da bilinen 95. Akademi Ödülleri’ni kazananlar belli oldu. Oscar Ödül Töreni, ABD’nin Los Angeles kentindeki Dolby Tiyatrosu’nda düzenlendi. Törenin sunuculuğunu komedyen Jimmy Kimmel üstlendi.

En İyi Film ödülü “Everything Everywhere All At Once”a gitti. Film toplam 7 ödül aldı.

Diğer taraftan, ilk kez Asya kökenli bir kadın, Michelle Yeoh, En iyi Kadın Oyuncu ödülüne sahip oldu. Yeoh aynı zamanda Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) İyi Niyet Elçisi.

Şarkıcı Rihanna ve Lady Gaga törende sahne aldı. Lady Gaga törenin başında giydiği kıyafetini değiştirerek sahneye kot pantolon ve tişört ile makyajsız olarak çıktı.

Oscar Ödüllerinin kazananları şunlar oldu:

  • En İyi Film: “Everything Everywhere All At Once”
  • En İyi Kadın Oyuncu: Michelle Yeoh, “Everything Everywhere All At Once”
  • En İyi Erkek Oyuncu: Brendan Fraser, “The Whale”
  • En İyi Yönetmen: Daniel Kwan ve Daniel Scheinert, “Everything Everywhere All At Once”
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Jamie Lee Curtis, “Everything Everywhere All At Once”
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Ke Huy Quan, “Everything Everywhere All At Once”
  • En İyi Uluslararası Film: “All Quite On The Western Front” (Almanya)
  • En İyi Özgün Senaryo: “Everything Everywhere All At Once”
  • En İyi Uyarlama Senaryo: “Women Talking”
  • En İyi Belgesel: “Navalny”
  • En İyi Kısa Belgesel: “The Elephant Whisperers”
  • En İyi Animasyon Filmi: “Pinocchio”
  • En İyi Sinematografi: James Friend, “All Quite On The Western Front”
  • En İyi Görsel Efekt: “Avatar: The Way of Water”
  • En İyi Film Kurgusu: “Everything Everywhere All At Once”
  • En İyi Film Müziği: “All Quite On The Western Front”
  • En İyi Özgün Şarkı: RRR, “Naatu Naatu”
  • En İyi Ses Kurgusu: “Top Gun: Maverick”
  • En İyi Yapım Tasarımı: “All Quite On The Western Front””
  • En İyi Kısa Film: “An Irish Goodbye”
  • En İyi Kısa Animasyon: “The Boy, The Mole, The Fox and The Horse”
  • En İyi Kostüm Tasarımı: “Black Panda: Wakanda Forever”
  • En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı: “The Whale”

HABER MERKEZİ

#Oscar #sahiplerini #buldu #iyi #film #Şey #Yerde #Aynı #Anda

1992 Newroz ruhu Nisêbîn’de yaşamaya devam ediyor

Nisêbîn’de Newroz ateşi, hafızalara kazının 1992 Newrozu’nun bir mirası olarak her yıl daha gür yanıyor

Newroz ateşinin bu yıl “Her der Newroz, her dem azadî” şiarıyla 43 merkezde yakılması bekleniyor. Depremlerde hayatını kaybedenlere adanan 2023 yılı Newrozunun da geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da yoğun katılımla geçmesi bekleniyor. 2023 Newrozu’nun merkezlerinden biri de Mêrdîn’in Nisêbîn (Nusaybin) ilçesi.

Nisêbîn Newrozu denilince ilk akla 1992’de tarihe “Kanlı Newroz” olarak geçen kutlamalar gelir. 21 Mart 1992’de gerçekleşen kutlamalara on binlerce kişi katıldı. Gün boyu süren kutlamalar sona ererken, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin tarafından ilçe sakinlerine “teşekkür” açıklamaları yapılmaya başlandı. “Teşekkür” açıklamalarının nedeni daha sonra anlaşıldı: Şirnex merkez ve Cizîr ilçesinde Newroz kutlamalarına saldırılar olmuş ve birçok kişi katledilmişti.

Halkın üzerine kurşun yağdırıldı

Haberin kente ulaşmasının ardından yurttaşlar, sabah saatlerinde Şirnex merkez ve Cizîr ilçesinde yaşanan katliamlara karşı sokağa döküldü. 22 Mart’ta sokağa dökülen binlerce Nisêbînli, Çağ Çağ Deresi üzerinde bulunan “Pira Şehîda/Şehitler Köprüsü” olarak bilinen köprüde buluştu. Köprünün üzerinde panzerlerle barikat kuran polislerin “dağılın” anonslarına karşı oturma eylemi başlatan kitle, sık sık sloganlarla katliamları protesto etti. Polisler, burada da halkın üzerine kurşun yağdırmaya başlayarak, üzerlerine panzerleri sürdü.

Çok sayıda kişi açılan ateşle yaralanırken, panzerlerin altında kalan yurttaşlar ezildi. Resmi rakamlara göre burada 16 kişi hayatını kaybetti, 106 kişi ise yaralandı. Katliamdan kurtulmak için kendisini Çağ Çağ Deresi’ne atan yurttaşlardan ikisinin cenazesi Kuzey ve Doğu Suriye’ye bağlı Qamislo kentinden alınarak, ilçeye getirildi. Nisêbîn’de günlerce saldırılara karşı protestolar devam ederken, gözaltı ve işkencelere rağmen o günden bu yana Nisêbîn’de Newroz ateşi her geçen gün gürleşti.

En güzel Newroz kanlı bitti

1992 Newrozu’nun tanıklarından Cemal Uçar, şu an hükümet konağının bulunduğu alanın geçmişte Newroz alanı olduğunu aktardı. Uçar, “Newrozu’muz çok güzeldi. Nisêbîn’de Newroz ilk defa o kadar güzel geçmişti. Kurdistanî bir renkle, mahalli sanatçıların katılımıyla, dengbêjler eşliğinde geçti. Bu sırada Şirnex ve Cizîr’de katliam yaşanmıştı. Çok fazla şehit vardı. 90’larda kontrgerilla, JİTEM eliyle köyleri ateşe verip, çocukları katledenler, bu katliamı yaptı. Kürt halkını korkutmak için bu katliamları gerçekleştirmişlerdi” dedi.

‘Öldürme emri geldi sizi öldüreceğiz’

22 Mart’ta katliamlara karşı sessiz kalmamak için insanların sokağa aktığını anımsatan Uçar, Hecace Mezarlığı’na gitmek isteyen halkın önünün panzerlerle kesildiğini söyledi. Panzer üzerindeki polisin “Dağılmanızı istiyorum. Mardin’den emir geldi, sizi öldüreceğiz. Herkes evine gitsin. Evine gitmeyenler, dağılmayanları öldüreceğiz” dediğini paylaşan Uçar, buna rağmen halkın dağılmadığını ve protestosunu sürdürdüğünü belirtti. Uçar, “Hastane yönünden gelen panzerin, elinde silah, taş ve sopa bulunmayan insanların üzerine sürüldü. Gözlerimizin önünde insanları ezdi. Köprünün iki tarafı panzerle kapatılmıştı. Hastane ve çevre binaların üzerinde mevzi almışlardı. Kendisini suya atabilenler attı. Biz diğer tarafa geçmeye çalışırken, özel timler, askerler ve korucular bizi de taradı. Kendimizi taşların arkasına attık. Hükümet konağının o tarafa geri geldiğimizde çok sayıda kişiyi gözaltına alınmış, arabalara bindirip götürüyorlardı. 92’de gözlerimizle gördüklerimiz bunlardı. Katliam emrini verenleri, katliamı yapanları lanetliyorum” şeklinde konuştu.

‘Unutamıyorum’

“O günleri hatırladığımda tüylerim diken diken oluyor” diyen Uçar, o döneme dair hislerini tam olarak tarif edemediğini, Kendisinin 1991 yılında Vedat Aydın’ın katledilmesine de tanık olduğunu aktaran Uçar, “O dönem de aynı şekilde gözlerimizin önünde binlerce insanı taradılar, insanlar kendilerini sulara attı. Bu katliamı hayatım boyunca ne unutabilirim ne de aklımdan çıkar” dedi. Bugünün iktidarının o dönemin faillerinin aynı zihniyette olduğunu söyleyen Uçar, “O günün zihniyeti ile bugünkü zihniyet birbirinin dostu olmuş durumda” dedi.

Newroz coşkuyla geçecek

O günden bu yana Nisêbîn’deki kutlamaların hep coşkulu geçtiğini dile getiren Uçar, şöyle devam etti: “Devlet, geçtiğimiz yıllarda pandemi vardı diye Newroz’a kimse gelmez diye düşünüyordu. Ama halk Newrozuna sahip çıktı. Bu sene de Newroz coşkuyla geçecek. Nisêbîn halkı, şeref ve haysiyet sahibidir. Var olduğu sürece de kendisine sahip çıkacak.”

Haber: Ahmet Kanbal / MA

#Newroz #ruhu #Nisêbînde #yaşamaya #devam #ediyor

Ev yok ikametgah şart!

Depremde eşini, çocuğunu ve kayınvalidesini kaybeden Serpil Sungu, 60 kişiyle çadırda yaşıyor. Sangu, kira yardımı için ise ikametgah adresi göstermesi gerektiği söylendi

Depremin büyük yıkıma neden olduğu Dîlok’un İslahiye ilçesine bağlı kırsal Kerküt (Boğaziçi) Mahallesi’nde, enkaz altında kalan 80 kişi yaşamını yitirdi. Barınma ihtiyaçları henüz tam olarak karşılanmayan mahallede, halk yaralarını sarmaya devam ediyor. Çadırlarda yaşamaya devam eden yurttaşlar, soğuk havanın etkisiyle zor dönemler yaşıyor.

Yaşanan depremde bir çocuğunu, eşini ve kayınvalidesini kaybeden Serpil Sungu, sağ kurtarmayı başardığı 7 ve 15 yaşındaki çocukları ile birlikte yaralarını sarmaya çalışıyor. Deprem sonrası içeriden eşinin ve çocuğunun sesinin geldiğini belirten Sungu, “Oğlum, eşim, görümcem, kayınpederim ve kayınvalidem içeride kaldı. Oğlumun sesi geliyordu. Eşimde ‘Koltukların yanındayım’ diye bağırdı içerden. Onlara, ‘uyumayın’, ‘birbirinizle konuşun, yardım almaya gidiyorum’ dedim. Yağmur kar yağıyordu. Komşularımızda da hengame vardı. Her yerden sesler geliyordu. O ara da sürekli deprem oluyordu. Hava aydınlanınca çocuğum ‘Beni kurtar’ diyordu, saat 10.00’a kadar oğlum yaşıyordu, bana sesleniyordu, ‘Anne canım acıyor beni kurtar ’diye. Ama kimse yoktu. Benim çocuğum enkazın altında donarak öldü” dedi.

2 çadırda 60 kişi

Daha sonra komşularının yardımıyla görümcesinin, öğlen saatlerinde kayınpederinin de enkaz altından çıkarıldığını söyleyen Sungu, aradan geçen bir günün ardından köylüler ve maden ocağının göndermiş olduğu kepçe yardımıyla cenazelerini çıkarabildiklerini belirtti. Sungu, depremin ardından yaşadıklarını şöyle anlattı: “Depremden sonra 3 gün boyunca arabada kaldık. Ondan sonra 2 çadır geldi. O çadırları kendi imkanlarımızla kurduk. Çadırda 60 kişi kalıyordu. Sırayla yatıyorduk. Birisi kalkınca diğer uyuyordu.”

32’nci günde konteyner

Depremin 32’nci gününde kendilerine konteyner verildiğini ifade eden Sungu, ancak bir ikametgah yeri gösterdikten sonra yetkililerin kendisine kira yardımı verilebileceğinin söylendiğini aktardı. Sungu, “Şu an iki çocuğum hayatta. Ben burayı bırakıp gidemem. Çocuklarımla beraber buraya gelen psikologlardan destek alıyorum. Konteynerde iki çocukla nasıl yaşayacağımı bilmiyorum. Her şeyim evin altında kaldı. Hiçbir şeyim yok. Komşularım bana, ‘enkazın altında kalanlardan gözükenleri al’ diyor. Ama benim için görünen bir şey yok. Bu enkazı her gördüğümde kötü oluyorum, bu nedenle bir an önce kaldırılmasını istiyorum. Çocuklarımın eğitimine devam etmesini istiyorum. Şu an bir evde lazım olabilecek iğneden ipliğe her şeye ihtiyacım var. Herhangi bir gelirim de yok” diye konuştu.

Haber: Delal Akyüz / MA

#yok #ikametgah #şart

İzmir’de bir kadın bir erkek tarafından katledildi

İzmir’de Davut Y. boşandığı Seher G. ve annesi Aysel G.’ye silahla saldırıda bulundu. Saldırı sonrası Seher G. Hayatını kaybetti

İzmir Karabağlar ilçesinde yaşayan Davut Y., boşandığı Seher G. (31) ve annesi Aysel G’ye (62) silahlı saldırıda bulundu. Silah seslerini duyan mahalle sakinleri durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi. Olay yerine gelen sağlıkçılar tarafından ilk müdahalesi yapılan anne Aysel G., İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne, kızı Seher G. ise Sağlık Bilimleri Üniversitesi Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Anne Aysel G. hayatını kaybederken, Seher G’nin ise hayati tehlikesinin sürdüğü öğrenildi.

Olay yerinden otomobili ile kaçan Davut Y.’nin polis ekiplerine teslim olduğu bildirildi. Davut Y’nin emniyetteki işlemleri devam ediyor.

İZMİR

#İzmirde #bir #kadın #bir #erkek #tarafından #katledildi

Çadır kentlerde Suriyelilere ayrımcılık: Su yok, yemek yok, hakaret ve kötü muamele var

Elbistan’da Suriyeli aileler kurulan çadır kentten çıkarılmakla tehdit ediliyor. Çadır kentte kalan mülteciler polisin ve görevlilerin hakaretine maruz kaldıklarını söylüyor

Mereş’in Elbistan ilçesinde kurulan çadır kentlerde kalan mülteciler ayrımcılığa uğruyor.

MA’dan Yüsra Batıhan’ın haberine göre Recep Tayyip Erdoğan Millet Bahçesi’nde kurulan çadır kentte kalan mülteciler polislerin ve görevlilerin kötü muamelesine maruz kaldıklarını ve yemek bile alamadıklarını iddia etti.

Öfke mültecilere yönlendiriliyor

Yaklaşık 4 bin insanın yaşadığı çadır kentte 5 kabinden oluşan iki erkek, iki kadın tuvaleti bulunuyor. Banyoların sayısı ise sınırlı. Bu kısıtlı imkanlarda ortaya çıkan öfke de mültecilere yönlendiriliyor.

Öyle ki, çocuklar için kurulan stantlardan şeker almak isteyen çocuklara öncelikle “Suriyeli misin? “diye sorulup, alınan yanıta göre muamele ediliyor.

Çadır kentte güvenlik önlemi yok

Çadır kentin etrafında hiçbir önlemi alınmamış. Çadır kentte, erkekler tarafından şiddet görmüş ve uzaklaştırma kararı aldıran birçok kadın var. Ancak bu karalar sadece kağıt üstünde geçerli. Çadır kentin etrafında ne bir tel örgü var, ne de girişte görevliler tarafından kontrol sağlanıyor.

Suriyeli aileler yaşadıklarını anlattı

Çadır kentte yaşayan birçok Suriyeli, ayrımcılığa uğradığını belirtiyor. Mülteciler I.A., K.A., ve N.Z., aileleri için yemek almaya gittiklerinde kendilerine 3 veya 5 kişilik yemek verilmediğini aktarırken, Suriyeli olmayan depremzedelere 3 veya 5 kişilik yemek verildiğini söyledi.

Suriyeli olmayan aileler 5 kişilik yemek istediklerinde yanlarında getirdikleri kaplara ya da tabldotlarına 5 kişilik yemek doldurulurken, Suriyeli mültecilerin ise bu talebi, “Tek kişilik yemek veriyoruz” veya “Yemeği isteyen kendi gelip almalı” yanıtı ile reddediliyor.

Kötü muamele var

Çadır kentte kalan N.Z. isimli kadın 5 çocuğuyla birlikte tüm olumsuzluklara rağmen yaşam mücadelesi veriyor. N.Z. çadır kente yerleştirildiği günden bu yana sadece bir kez giysi yardımı aldığına dikkat çekerken, bu esnada da kendisine kötü muamele yapılığını aktardı. N.Z., “Çocuk gidiyor ekmek istiyor, sadece 1 tane veriyor. Çocuk ‘anneme istiyorum’ diyor, hakarete maruz kalıyor. Odun istiyorum, büyük odun veriyorlar. Kim kesecek bunları diyorum, ‘sen keseceksin’ diyorlar” dedi.

3 gün yemeğe erişemedik

Çadıra yerleştirildiği günden beri ekmeğe bile erişmekte zorlandığını söyleyen N.Z. iyi beslenemediği için sütünün kesildiğini ve bebeğini emziremediğini belirterek şunları kaydetti: “Çocuklar 3 gün yemek yemedi. Komşudan bir somun ekmek aldım. Sadece 1 tane noodle verdiler, 2 tane isteyince vermiyorlar.”

10 gündür banyo yok, su vermiyorlar

N.Z., arkadaşları aracılığıyla edindiği bir şarjlı feneri şarj etmek için çamaşırhaneye götürdüğünde elinden alındığını belirterek, “Polisler bana kötü davranıyor, bağırıyorlar. Bana ‘hırsız’ deyip hakaret ettiler. Fenerimi Antep’ten 200 liraya almıştım. Geri vermediler” diye belirtti. Tuvalete gittiğinde “temizlik yapılacak” diye çıkarıldığını aktaran N.Z. sürekli çadır kentten çıkarılmakla tehdit edildiklerini belirterek, “Su vermiyorlar. 10 gündür banyo yok. Çocuklar için meyve suyu ya da bisküvi alamıyorum” şeklinde konuştu.

MEREŞ

#Çadır #kentlerde #Suriyelilere #ayrımcılık #yok #yemek #yok #hakaret #kötü #muamele #var

30 yıl sonra tahliye olan Oral: Bizi inancımız ayakta tuttu

Cezaevinde 30 yıl kaldıktan sonra tahliye olan Ahmet Oral, cezaevinde yşadıklarını anlattı ve ‘İnancımız bizi ayakta tuttu’ dedi

Ahmet Oral, 1993 yılının Mart ayında Agîrî’nin Bazîd (Doğubayazıt) ilçesinde gözaltına alındıktan sonra tutuklandı ve yargılandığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) “devletin birlik ve bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Oral, tutuklandıktan sonra sırasıyla Nevşehir, Erzirom, Mûş, Trabzon ve son olarak Tekirdağ’da bulunan cezaevlerine sevk edildi. Birçok kişi gibi 30 yıl tutuklu kalan Oral, 5 Mart’ta tutulduğu Tekirdağ 1 Nolu T Tipi Cezaevi’nden tahliye edildi. Oral, tutukluluk süreci ve sonrasını Mezopotamya Ajansı’na (MA) anlattı.

‘Kürt sorununu şiddetle bastırma vardı’

Cezaevine girdiği dönemde ülkedeki siyasi atmosfere değinen Oral, Kürtlere yönelik fiziki baskıların yoğun olduğunu ve Kürt realitesinin bastırılmak istendiğini söyledi. Dönemin hükümeti tarafından inkar ve ret politikaların yürütüldüğünü söyleyen Oral, “O dönemde inkar en üst boyuttaydı. Her ne kadar bazı değişiklikler yapılsa da -dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in ‘Kürt realitesini tanıyorum’ gibi- sadece söz düzeyinde yaklaşımlar vardı. Ama pratikte baskının üst düzeye çıktığı bir dönemdi. O dönem Kürt sorununu şiddetle bastırma vardı” dedi.

2 hafta işkence 45 gün sonra müebbet

Yürüttüğü siyasi faaliyetler nedeniyle tutuklandığını kaydeden Oral, gözaltı sürecinde yoğun işkenceye maruz kaldığını aktardı. Oral, 2 hafta işkence gördükten sonra Nevşehir E Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürüldüğünü ve tutuklandıktan 45 gün sonra müebbet hapis cezası ile yargılandığını öğrendiğini ifade etti. Oral, tutukluluğunun 5’inci yılında ise cezanın kesinleştiğini kaydetti.

“O dönemin atmosferi ve ruhu bambaşkaydı” diyen Oral, “Yani müebbet hapis cezası almışsın almamışsın çok fazla umursamıyorduk. Çünkü hepimiz devrimi bekliyorduk. Mücadelenin başarıya ulaşacağına inancımız vardı. O yüzden cezaları düşünmüyorduk. İnsanlar faili meçhul cinayetlerle öldürülürken, köyler boşaltılırken, insanlar sokak ortasında katledilirken biz bu cezayı düşünemezdik. Hiçbir arkadaş düşünmezdi. Bunun sadece mücadelenin bir boyutu olduğunu, mücadelenin bir cephesinin olduğunu düşünürdük. Bu işin cefası çekilmeyene kadar sefası sorulmayacaktı. Bunun farkındaydık” diye konuştu.

‘Bizi ayakta tutun iki şey vardı’

Tutukluluk sürecinde birçok cezaevinde kaldığına dikkati çeken Oral, en son kaldığı cezaevinde 10 yıl geçirdiğini dile getirdi. Tüm cezaevlerinde psikolojik ve fiziksel şiddet yönelimiyle karşı karşıya kaldığını ifade eden Oral, 2000’li yıllarda şiddet yönteminin sadece psikolojik olarak yürütüldüğünü söyledi. Oral, “Bazı dönemlerde çok daha sert politikalar uygulanıyordu. Cezaevleri siyasi konjonktüre göre hareket ediyordu. Mücadelenin seyrine göre bir yükseliş ya da düşüş seyrediyordu” dedi.

Cezaevi sürecinde yoldaşlığın kendisi için en önemli şey olduğunu vurgulayan Oral, şunları söyledi: “Bir ömür olarak baktığımızda çok şeyin yaşandığını söyleyebiliriz. Ama geçmişe baktığımızda ‘bitti, tükendi’ dediğimiz yakındığımız bir durum olmadı. Hiçbir arkadaşımızda da böyle bir durum gelişmedi. Tabi hiç kimsenin de isteyebileceği bir şey değildir cezaevinde olmak. Bir gün bile cezaevinde olmak çok kötü bir duygudur. Ama sonuçta bir dava söz konusu. Bütün bunları unutuyorsunuz. Yani geçmişe dönüp baktığımızda hayıflanmanın hiçbir yararı yok, bu mücadelenin bir gereğidir. Cezaevindeki ilişki tarzı samimiyete, bir amaca yönelik dayanışmaydı. Aslında bir amaca yönelik birliktelikti. Bireysel çıkarların olmadığı bir yerdi. O düşünceler çerçevesinde hareket ediyorduk. Bizi ayakta tutan şeyin iki yönü vardı; Bunlardan biri mücadelenin amacı, diğeri ise zafere olan inancımızdı.”

Dışarıya ilk adım

Cezaevlerindeki arkadaşlarının halen özgürlük inançlarına sıkı sıkıya bağlı olduğunu vurgulayan Oral, “Mücadeleyle her şey elde edilir. Kürtler davaları konusunda asla şüpheye düşmesin” diye kaydetti. Oral, 30 yıl sonra ilk dışarıda çıktığında yaşadığı hislere dair ise şunları söyledi: “Tahliyeme 3 gün kala infazımı yakabileceklerini düşündüm. Sonra zaten böyle bir şey yaşanmadı. Adımlarımı dışarıya atarken dahi tuhaf bir duygu vardı. Doğru dürüst adım atamıyorsun, havalandırmada volta attığın gibi olmuyor. Cezaevinde tahliye olduğumda eş, dost, akrabalarımın beni araması beni mutlu etti. Bu kısa süreye rağmen hala doğru dürüst dışarıya çıkmış değilim. İçerde kala kala sıkıldığımda çıkıp birkaç sokak tarafa gidip tekrar eve geliyorum. Daha yeni çıktığım için ne yapacağımı bilmiyorum. Umudum ve hayallerim hala diri. O noktada şüphe yok. İnsan iradesi ve düşüncesi cezalandırılamaz. Asıl değişmesi gereken cezalandıranın kendisidir.”

İSTANBUL

#yıl #sonra #tahliye #olan #Oral #Bizi #inancımız #ayakta #tuttu

Vinçlerin parasını depremzedelerden istediler

Hatay’da depremler sonrası AFAD’ın kontrolündeki vinçlerin depremzelere kiraya verildiği iddia edildi. Hatay depreminde kızını kaybeden sanatçı Orhan Aydın, vinçler için saatliği 10 bin TL’ye pazarlık yaptılar

Cumhuriyet’te yer alan Mehmet İnmez’in haberine göre Hatay’a giden vinçlerin arama kurtarma çalışmalarına katılmayarak yollarda beklediği ve yurttaşlara kiralandığı iddia edildi. Depremin ikinci günü vinçler, operatörleri olmadığı iddiası ile özellikle yollarda bekletirken vinçleri gören depremzede yakınları ise yardım talep etti. Vinç sahipleri, “Operatör yok. Para verirseniz geliriz” dediği iddia edilirken para veren bir yurttaş ise konuyu yargıya taşıdı.

 Saatini 10 Bin TL istediler

Hatay’daki depremde kızını kaybeden tiyatro sanatçısı Orhan Aydın’dan da vinç sahiplerinin para istediği ortaya çıktı. Sanatçı Aydın, ilk dört gün su, çorba dahil herşeyi para ile sattıklarını, yol kenarlarına park edilen vinç sahiplerine gidip yalvardığını, saatine 10 TL istediğii söyledi. ,

Her şeyi para ile sattılar

“Üç gün, AFAD, Kızılay ve devlet yoktu” diyen Aydın, bekleyen vinçlerin operatörü olmadığı için kendilerinden para istediklerini günlerce bunlara teslim olmamak için isyan ettiğini söyledi. İş makinelerini, vinçleri kiraya vermeye çalıştıklarını dikkat çeken Aydın, “Saatliği 10 bin TL ve günlüğü 50 bin TL’ye pazarlık yaptılar. Biz bu vinçlere para ödedik. 21. yüzyılın vicdansızlığını gördüm. Çorbayı ve suyu dahi para ile satanlar vardı. Bunlara şahit oldum. AFAD neden bunları takip etmedi. Kendi kontrolünde olan vinçlerden para alınmasına nasıl izin verdi.”

HABER MERKEZİ

#Vinçlerin #parasını #depremzedelerden #istediler

Londra Nurhak Kültür Merkezi, Avrupalı Nurhak’lılar depremde hakka yürüyen canlar için toplu taziyede bir araya geldiler

Londra Nurhak Kültür Merkezi, Avrupalı Nurhak’lılar, Ülkedeki Tatlar, Kullar, Barış Beldesi ve Merkezdeki Nurhak’lılar depremde hakka yürüyen canlar için toplu taziyede bir araya geldiler. Depremzedelerle dayanışmak için adeta seferber olan Nurhak’lılar örnek bir dayanışmayla din dil ayrımı yapmadan acılı yürekleri birlediler. Bundan sonra yapacakları çalışmalarında başarılar diliyoruz.

ERDEM TAS LONDRA