Qers ve Agirî’de şap hastalığı nedeniyle hayvan pazarları kapatıldı
Qers ve Agirî’de hayvan pazarı şap hastalığı olan SAT-2 varyantı nedeniyle kapatıldı. Dün Agirî’de Tarım ve Orman Bakanlığı Hayvan Sağlığı Müdürlüğü tarafından kapatılan hayvan pazarı, 20 ile 25 gün arasında kapalı olacak. Qers’te ise bugün Kars ve Selim Belediyesi Hayvan Pazarları kapatıldı. Qers’teki hayvan pazarlarının ne zaman açılacağına dair ise bir bilgi edinilemedi.
HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, 8 Mart dolayısıyla verdiği kanun teklifinde, bugünün tatil olmasını isterken, kadınların ped gibi hijyen ürünlerine de ücretsiz ulaşmasını talep etti
Deprem, baskı ve yaklaşan seçimlerin gölgesinde tüm engellere rağmen kadınların sahada olduğu 8 Mart dolayısıyla Halkların Demokratik Partisi (HDP) Êlih (Batman) Milletvekili ve Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün resmi tatil olmasına, ped ve tamponların ücretsiz olmasına ilişkin Meclis’e paket kanun teklifi sundu.
Kadınlar hijyen ürünlerine ulaşabilsin
“17.03.1981 Tarih ve 2429 Sayılı Bayram ve Genel Tatiller Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” olarak sunulan teklifinin gerekçesinde, kadınların birçok hayati sorunla yüz yüze olduğu vurgulanarak, yıllardır süren mücadeleye saygı olarak 8 Mart’ın tatil olması istendi. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifi” gerekçesinde ise regl yoksulluğu ve kadınların hijyenik pedlere ulaşamamasındaki sorunlara dikkat çekilerek, özellikle yaşanan depremde bunun öneminin bir kez daha anlaşıldığı belirtildi.
Kadınların özgün ihtiyaçları karşılanmadı
Başaran ayrıca “Afetin ilk anından itibaren kadınların yaşadığı sorunların tespiti, alınması gereken tedbirlerin, izlenmesi gereken politikaların belirlenmesi amacıyla” Meclis’e araştırma önergesi verdi. Önergede, kadınların deprem bölgelerinde özgün ihtiyaçlarını karşılayamadığı, güvenli alanlarda kalamadıkları, kendilerini ve çocuklarını istismardan korumak için nöbet tuttukları belirtildi.
Yardımlar herkese ulaşmadı
Kadınların barınma ve şiddet sorununa dikkat çekilen, güvenlik açısından ciddi risklerle karşı karşıya oldukları belirtilen önergede, yardımlara ulaşmada mülteci, engelli ve ve LGBTİ+ların sorunlar yaşadığı da belirtildi.
Önergede depremin üzerinden bir ay geçmesine rağmen kadınların gıda, barınma ve giyim ihtiyaçlarının henüz karşılanmadığı belirtilerek, cezaevlerindeki kadınların durumuna da dikkat çekildi. Önergede, “OHAL süreci kapsamında verilen görüş yasaklarıyla tutuklu/hükümlü kadınlara işkence edilmiştir” denilerek sorunların tespiti için araştırma komisyonu kullanılması gerektiği belirtildi.
Freedom House, Türkiye’nin ‘Özgür Olmayan Ülke’ kategorisinde olduğunu söyleyerek seçimler konusunda uyarılarda bulundu: Türkiye incelenmeli
ABD merkezli düşünce kuruluşu Freedom House, Türkiye’de seçimlere dikkat çeken “Demokrasi Mücadelesinde 50. Yıl” başlıklı raporunu açıkladı.
Buna göre Türkiye özgür olmayan ülkeler kategorisinde değerlendirildi. Raporda seçimlere ve ‘Dezenformasyon yasasına’ da bir başlık ayrıldı ve iktidarın politikaları nedeniyle Türkiye’nin izlenmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye 5 yıldır ‘Özgür Olmayan Ülke’ statüsünde
Türkiye’yi “Özgür Olmayan Ülke” kategorisinde değerlendiren rapor, Türkiye’de 2016 darbe girişiminin siyasi haklar ve sivil özgürlükleri uzunca bir süredir gölgelediğine dikkat çekti. Rapor, ayrıca “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP olayı, kilit demokratik kontrol ve dengelerin kaldırılmasını ve siyasi rakiplerin tasfiye edilmesini haklı çıkarmak için kullandı” ifadelerine yer verildi. 2018 yılına kadar Türkiye’yi raporda “Kısmen Özgür Ülke” olarak değerlendiren Freedom House, yıllık raporunda ilk kez 2018’de statüsü “Kısmen Özgür Ülke” kategorisinden “Özgür Olmayan Ülke” kategorisine düşürdü ve 2018’den bu yana Türkiye “Özgür Olmayan Ülke” olarak sınıflandırılıyor.
Seçim uyarısı
Türkiye’nin bu yıl önemli bir seçime hazırlandığını not düşen rapor, geçen yıl seçim kanununda yapılan değişiklikler ile hükümetin seçim sonuçlarına gelen itirazları değerlendirecek hakimlerin belirlenmesini kontrol edeceğine dikkat çekti. Ayrıca raporda, geçen yıl yürürlüğe giren “dezenformasyon yasasıyla” muhalefetin kampanyalarının ve bağımsız medyanın daha fazla baskıya uğrayabileceği değerlendirmesi yapıldı. 2022’deki bu gelişmeler nedeniyle Türkiye, 2023’te özellikle incelenmesi gereken ülkeler listesinde yer aldı.
Basın açıklaması ile tutuklu gazetecilerin 9 aydır iddianamesinin hazırlanmamasına tepki gösteren DFG ve MKGP, tutukluluk sürecinin bir infaza dönüştüğüne dikkat çekerek, ‘Hani tutuklu yargılanma istisna, tutuksuz yargılanma esastı’ dedi
Amed’de 8 Haziran’da düzenlenen operasyonda 20’si gazeteci 22 kişi gözaltına alındı. Operasyonda gazetecilerin evleriyle birlikte çalıştıkları Pel, Piya ve Ari isimli yapım şirketleri ile JINNEWS bürosunda da arama yapıldı.
Piya ve Ari Yapım’da 30 günü aşkın süre “arama” adı altında polis ablukası sürdü, çalışanlarının dahi binaya girmesine izin verilmedi. 8 gün süren gözaltının ardından Diyarbakır Adliyesi’ne çıkartılan gazetecilerden 16’sı tutuklandı. Gazetecilerin tutukluluğunun üzerinden 9 ay geçmesine rağmen henüz iddianameleri çıkmadı.
Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKGP), gazetecilerin tutukluluğunun üzerinden 9 ay geçmesine rağmen iddianame hazırlanmamasını Diyarbakır Adliyesi önünde bir araya gelerek protesto etti.
“Özgür basın susturulmaz” pankartının açıldığı açıklamada tutuklu gazetecilerin fotografları taşındı. Tutuklu Gazetecilerin aileri ve HDP Milletvekili Remziye Tosun’un da katıldığı açıklamanın Türkçesini DFG yönetcisi Cuma Daş, Kürtçesini ise MKGP üyesi Rozo Metina okudu.
İddianame neden hazırlanmıyor
Açıklamayı okuyan Cuma Daş, 16 gazetecinin tutukluluğu üzerinden 9 ay geçmesine rağmen ortada hazırlanmış bir iddianamenin olmadığını söyledi. Tutukluluk süresinin bir işkenceye ve yargısız infaza dönüştüğüne dikkat çeken Daş, “Bu işkenceyi ortadan kaldırmaktan sorumlu dosya savcısı, bu haksız tutukluluk süresine kılıf aramaya çalışmaktadır. ‘Dijital dokümanlar çok fazla’ gerekçesi uyduran savcıya soruyoruz: ‘Gazetecilerin bunca süre tutuklu kalması çok fazla değil mi?’ Arkadaşlarımız gözaltındayken yandaş medyada algı yaratmak için servis edilen haberlerde, 80 saatlik program dökümlerinin incelendiği belirtilmiş ve buradan örgütsel bağ kurulduğu iddia edilmişti. Belli ki o 80 saatlik program dökümünden ‘örgüt üyeliği’ çıkartamayan savcı bu kez de farklı dijital doküman arayışlarına girmiştir. Savcı, bir ayını geride bırakan depremi gerekçe yaparak, dijital dokümanların eline ulaşmamasını Emniyet İl Müdürlüğü binasının hasar görmesine bağladı. Peki, depremden önceki 8 ay boyunca ne yaptınız, neden hazırlamadınız?” diye sordu.
Bırakın bahaneyi
Dosya savcısının bu tutumunun iddianameyi savcının değil de polisin hazırladığına işaret ettiğini söyleyen Daş, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu duruma müdahale etmesi gerekirken, “Dijital dokümanlar çok fazla” gerekçesine sığındığını söyledi.
Savcılığın bahaneleri bırakıp iddianameyi hazırlamasını isteyen Daş, “Bırakın bu bahaneyi; bu kadar kapsamlı olduğunu söylediğiniz bu soruşturmanın savcısını neden diğer dosyalardan muaf tutmuyorsunuz? Neden bu dosyaya tek kişinin yargılandığı bir dosya muamelesi yapıyorsunuz? Diyelim ki “dijital dokümanlar çok fazla’, bırakın tüm meslektaşlarımızı ve iddianameyi öyle hazırlayın. Hani tutuklu yargılanma istisna, tutuksuz yargılanma esastı!” diye konuştu.
Tutuklama cezalandırmaya dönüştü
16 gazetecinin 9 aydır cezaevinde olmasının bir cezalandırmaya dönüştüğüne vurgu yapan Daş, bu durumun seçimlere giderken enkaz olup halkın üstüne çöken siyasal iktidardan bağımsız olmadığını bildiklerini söyledi. Savcı ve hakimlere seslenen Daş, “Bugün olan, yarın olmayacak olan iktidarın talimatıyla hareket etmeyi bırakın, bu yanlıştan dönün, haksız ve hukuksuz uygulamadan vazgeçin. Gazetecileri sırf iktidarın güdümünde yayın yapmadıkları için yargılamayın. 16 gazeteci arkadaşımızı derhal tahliye edin ve iddianamelerini hazırlayın” diye konuştu.
İran’da kız öğrencilerin eğitim gördüğü okullara yönelik zehirli gaz saldırıları devam ediyor. Lise öğrencisi Nazi Alamdari, hayatını kaybeden öğrencilerin sayının gizlendiğini söyledi
İran ve Rojhilat’ta kız çocuklarının eğitim gördüğü okullara yönelik 30 Kasım 2022’den beri zehirli gaz saldırıları sürüyor. Saldırılarda yüzlerce kız öğrencinin zehirlendiği ortaya çıktı.
MA’dan Berivan Kutlu’ya konuşan İranlı lise öğrencisi Nazi Alamdari sayıların gizlendiğini ve rejimin kız öğrencileri eğitimden uzaklaştırmak istediğini söyledi.
Bakanın açıklamaları
Zehirlenme vakalarının ardından İran Sağlık Bakanı Yunus Panahi bir açıklama yaptı. Bakan haberi doğrulayarak, soruşturma açtıklarını söyledi ve “Anlaşılan o ki bazıları tüm okulların, özellikle de kız okullarının kapatılmasını istiyor” dedi.
“Zehrin malzemelerin piyasada bulunabilen malzemelerden oluştuğunu” söyleyen Panahi, “Zehrin öldürücü olmadığını ve paniğe yer olmadığını” eklese de saldırılar sonucu 4 çocuğun yaşamını yitirdiği belirtildi.
Alamdari: Amaç kız çocuklarını eğitimden uzak tutmak
İran’da lise son sınıf öğrencisi olan Nazi Alamdari, okullara atılan zehirli gazlarla amaçlananın kız çocuklarını eğitimden uzak tutmak olduğunu söyledi.
Saldırının olduğu bir okulda müdürün çocukları bırakarak kaçtığını ifade eden Alamdari, “Müdür çocukların üzerine kapıyı kilitleyip kaçıyor. Daha sonra okuldan çıkarılan öğrenciler bu olayın ardından bir hafta okula gidemedi” dedi.
Olayın üstü kapatılıyor
Aynı sokakta bulunan bir diğer özel okula da kimyasal saldırı olduğunu ifade eden Alamdari, “Saldırı olduğu gün çok korktuk. Devlet okulunda okuyan bir arkadaşımız hayatını kaybetti fakat bu durum medyaya yansımadı. Olayın üzerini kapatmak istiyorlar” diye konuştu.
Alamdari, “Kim yapıyor bilmiyoruz ama bildiğimiz bir şey var yapanlar okumamızı istemiyor” diye devam ederek, tüm saldırılara rağmen kız öğrenciler olarak eğitim hayatına devam edeceklerini söyledi.
Rejimin politikası
Kimyasal gaza maruz kalmadığını ancak kalan arkadaşlarından bu durumu dinlediğini ifade eden Alamdari, “Arkadaşlarımız, ‘saldırıda önce okullarda hafif bir gaz kokusu oluyor. Olay günü ise farklı ve ağır kokulu bir gaz geliyor, iki gaz etkileşime girerek bizi zehirledi’ diye anlattı. Biz artık korkmuyoruz bu saldırılardan. Okuyan bütün öğrenciler olarak bu saldırıların rejim tarafından yapıldığına inanıyoruz, Rejim bizi okuldan uzaklaştırmak istiyor ama vazgeçmeyeceğiz” şeklinde konuştu.
Kerkük’te yaşanan sel nedeniyle çöken bir evde bir anne ve iki çocuğu hayatını kaybetti
Kerkük’te dün akşam saatlerinde Bacwani köyünde yoğun yağmur yağışı nedeniyle meydana gelen selde bir ev çöktü. Evin çökmesi sonucu bir anne ve iki çocuğu hayatını kaybetti.
Bu sabah saatlerinde bulunan anne ve 2 çocukların cenazeleri hastaneye kaldırıldı.
Hatay’da yaşanan depremi anlatan depremzede ve dayanışma çalışmalarına katılan Mert Arslanyürek, ‘Serinyol Mahallesi, AFAD İl Koordinasyonu’nun hemen karşısında olan bir mahalle ancak buraya depremin 3’üncü gününe kadar kimse gelmedi’ dedi
Mereş (Maraş) merkezli 6 Şubat’ta yaşanan depremlerde yerle bir olan Hatay’da enkazlar henüz tam olarak kaldırılmadığı gibi çadır sorunu da çözülebilmiş değil. Birçok kentte olduğu gibi Hatay’da da ilk günden beri sahada olanlar gönüllüler.
Yurttaşların çalışmaları geç başlatan AFAD’a tepkileri de dinmiyor. Hatay’ın Antakya ilçesine bağlı Serinyol Mahallesi’nde yaşayan ve birçok yakınını kaybeden Mert Arslanyürek, mahallelerinin karşısında AFAD İl Koordinasyonu’nun bulunmasına rağmen 3-4 gün mahalleye kimsenin gelmediğini belirterek tepkisi dile getirdi.
Haritadan silinen mahalleler var
Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Eylem Akdağ‘a konuşan Arslanyürek, gönüllülerle arama kurtarma çalışmaları yürüttüklerini ve kentin yok oluşuna tanklık ettiklerini söyledi. Kendisi de depremzede olmasına rağmen Hatay Deprem Dayanışması’nda yer alan Arslanyürek, “Haritadan silinen mahalleler var. Bulunduğumuz mahallenin nüfusu 20 bin civarı, burada çok katlı binalar enkaza dönüştü. Evim gibi müstakil evler daha az hasar gördü” diye belirtti.
Su ve çadır yok
Depremin ardından yaşananları anlatan Arslanyürek şunları söyledi:
“Serinyol Mahallesi, AFAD İl Koordinasyonu’nun hemen karşında olan bir mahalle ancak buraya depremin 3, 4’üncü gününe kadar kimse gelmedi. Aileler AFAD önünde yalvararak, yardım istedi. Maalesef 3-4’üncü gününe kadar AFAD bulunamadı. Mahallemizde bir de askeri kışla var orada da göçükler oldu, o yüzden oradan da bir yardım göremedik. 4’üncü günden itibaren belli başlı mahallelere profesyonel ekipler gelmiş olmasına rağmen çok yetersiz kalındı. Bugün gelinen noktada hala insanlar su ve çadır bulamıyor. Şebeke suyunun geldiği mahalleler var ancak güvenilir değil. Belediye suların kullanımının tehlikeli olduğuna dair açıklama yaptı.”
Dayanışma çağrısı
Depremin 2’nci gününden bu yana Hatay Deprem Dayanışması Koordinasyonu’nda yer aldığını belirten Arslanyürek, ” Şimdi de mahallelerde yardımları ulaştırmaya devam ediyoruz, çocuklarla da etkinlikler yapıyoruz. Yine gönüllü avukatlarımızla hukuki süreç çalışmalarını yapıyoruz. Yardımlar gelmeye devam ediyor ama kısıtlı, azaldı. İçme suyu büyük bir sorun, bunun çağrısını yapıyoruz. Hem buradaki yerel halkımıza hem de Türkiye halklarına dayanışma çağrısında bulunuyoruz” dedi.
Baas Rejimi tarafından Kürt kültür ve sanatının yasaklandığı bir dönemde ürettiği Kürtçe şarkılar ile Mihemed Şêxo, Kürt sanat tarihine damgasını vurdu. Qamişlolu sanatçının hayalleri bugün Rojava Üniversitesi’nde gerçekleşiyor
Kürt müziğinin öenmli seslerinden Mihemed Şêxo, yıllarca eserleri ile Kürt halkının acılarını dile getirirdi. Ünlü Kürt dengbêjlerden biri olan Mihemed Şêxo, sanat deneyimini Beyrut, Bağdat, Federe Kürdistan ve Rojhilat (İran Kürdistanı) arasında yaşadı.
Kürt müziğini folklorik açıdan daha geniş düzeylere taşıyan Mihemed Şêxo, kendi imkanları ile bir müzik okulu kurdu ve Kürt müziği üzerinde büyük bir etki yarattı.
1948 yılında Rojava’nın Qamişlo kentine bağlı Xecokê köyünde 14 kişilik yoksul bir ailede büyüyen Mihemed Şêxo, ailenin en büyük erkek çocuğudur.
Ünlü Kürt sanatçı, Eman Dilo, Hebis ve Zîndan, Rabe ji Xewê Felek, Mahabad ve Nesrînê gibi 120 şarkıyı besteledi. Mihemed Şêxo, şarkılarını Taha Xelîl, Yûsif Berazî, Omer El Elî, Kemal Şemas ve Mistefa Cuma’nın aralarında bulunduğu 18 şairden aldı.
Bugün ölümünün üzerinden 34 yıl geçti ancak ses hâlâ kulaklarda ve yüreklerde.
Kürt sanat tarihine damga vurdu
ANHA’dan Silava Ebdurrahman’a konuşan Mihemed Şêxo’nun kardeşi Beha Şêxo, kardeşi ile ilgili “Bu hayattan erken ayrıldı. Ancak ardından büyük ve zengin bir miras bıraktı. Bu miras Kürt halkının acılarını ve tarihini ifade ediyor. Mihemed Şêxo, Kürt sanat tarihine mührünü vurdu. Bu nedenle Kürdistan sanatçısı olarak tanınıyor” sözlerini ifade etti.
Mihemed Şêxo’nun Kürdistan’ın birçok bölgesini gezdiğini hatırlatan Beha Şêxo, Mihemed Şêxo’nun kendisini bölgesel bir sanatçı olarak görmediğini ve bunun Kürdistan’ın tüm parçaları üzerine yaptığı konuşmalarında kendisini gösterdiğini belirtti.
‘Kürtçe Mihemed Şêxo gibi sanatçılar aracılığıyla korundu’
Mihemed Şêxo’nun sanatını klasik Kürt sanatından aldığını, Kürt sanatının ve gelişiminin okulu haline geldiğini belirten Beha Şêxo sözlerine şöyle devam etti:
“Mihemed Şêxo şarkılarını büyük bir özenle besteledi, halkına ve ülkesine sahip çıktığını gösterdi. Kürt dili o dönem yasak olduğundan dolayı ve Kürdistan’ı işgal eden rejimlerin baskıları nedeniyle Kürtçe okuma, konuşma ve eğitim zordu. Ancak bu dil Mihemed Şêxo gibi sanatçılar ve sanat aracılığıyla korundu.”
Mihemed Şêxo, şarkılarında aleni bir şekilde siyasi sözleri söylemese de özgün ve güçlü Kürtçe sözler seçiyordu. Ancak Şam hükümeti tarafından tutuklandı ve kendisine işkenceler edildi.
Kardeşinin Baas rejiminin baskıları sonucu Suriye’den ayırılarak Federe Kurdistan’a gittiğini sanatı ve silahıyla devrime katıldığını hatırlatan Beha Şêxo, ardından Rojhilat’a giderek orada devrimci ve sanat hayatını sürdürdüğünü belirtti.
Beha Şêxo şöyle devam etti: “Mihemed Şêxo’nun hayali de birçok savaşçı, siyasetçi ve devrimci sanatçıların hayali gibiydi. Bu hayalin gerçekleşmesine yaklaşmışız. Kürtlerin elde ettiği kazanımların zafere ve halkın özgürlüğüne vesile olmasını ve böylece Mihemed Şêxo’nun ve arkadaşlarının hayallerinin gerçekleşmesini diliyoruz.”
Rojava Üniversitesi’nden Kürt Edebiyatı Bölümü Öğretim üyesi Beşîr Mela Newaf da Mihemed Şêxo ile ilgili şu sözleri ifade etti:
“Kürtçe nefes almak bile işgalci iktidarlar tarafından yasaklanmıştı. Mihemed Şêxo, Rojava’daki Kürt halkının yaşadığı karanlık ve zor bir süreçte yaşadı. Baas rejimi Suriye’de iktidara geldikten sonra, Kürtlerin dillerini ve tarihlerini asimile etmek için Kürtlere ve Kürt diline karşı savaş açtı. Mihemed Şêxo da karanlık dönemin yurttaşlarından biriydi ve Kürt dilinin ve sanatının gelişiminin öncüsü oldu. Mihemed Şêxo, Kürt folkloru için kendinden önceki ve kendinden sonraki sanatçıların mirası arasında bir köprü oldu. Şarkıları bugüne kadar Kürt halkının dilinde yankılanıyor. Mihemed Şêxo’nun şarkılarının çoğu Yûsif Berazî’nin ‘Bêbihar’ şiirlerinden ve sözlerinden oluşuyordu. Onun da sözleri Kürt halkının acısını dile getiriyordu ve bugüne kadar Mihemed Şêxo’nun şarkıları için canlı kaldılar. Kürt savaşçıları ve devrimcilerinin fedakarlıklarıyla kurduğumuz Rojava Üniversitesi’nde Mihemed Şêxo ve sanatçı arkadaşlarının eserlerini öğretiyoruz. Bu da onların hayaliydi.”
Mihemed Şêxo, Baas zindanlarında serbest bırakıldıktan sonra 6 Mart 1989’da kalp krizi geçirdi ve 9 Mart’ta Qamişlo’daki Wetanî Hastanesi’nde yaşamını yitirdi. Cenazesi Hilêliyê Mezarlığı’nda toprağa verildi. Mihemed Şêxo, her yıl 9 Mart’ta mezarı başında anılıyor.
Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik devam eden saldırılarını değerlendiren Şengal Özerk Yönetim Kurulu Eşbaşkanı Azad Hisên, amacın Êzidî fermanını sürdürmek olduğunu ifade etti
Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye ile Federe Kurdistan Bölgesi’ne yönelik saldırıları, resmi verilere göre 45 bin insanın hayatını kaybettiği Mereş (Maraş) merkezli depremler sürecinde de devam etti.
Yine 27 Şubat’ta Şengal’in Behrava köyü yakınlarında Şengal Direniş Birlikleri’ne (YBŞ) ait bir araca İnsansız Hava Aracı (SİHA) tarafından düzenlenen saldırı sonucu YBŞ komutanları Pîr Çeko ve Agir Cefrî hayatını kaybetti, bir YBŞ’li de yaralandı.
Türkiye DAİŞ ile ittifak içinde
Yaşanan saldırıları değerlendiren Şengal Özerk Yönetim Kurulu Eşbaşkanı Azad Hisên, Êzidilerin yeni soykırımlarla karşı karşıya olduklarını ifade ederek, “Bu siyasi tabloda 3 Ağustos 2014 fermanının devam ettiğini görüyoruz. Çünkü 2014’te DAİŞ’e karşı silahlanan, Şengal’i savunanlar bugün hedef alınarak, şehit ediliyor. Bu da fermanın devam ettiği anlamına geliyor. KDP kamplarında her gün onlarca kişi öldürülüyor. Yaşadıkları çadırlar yakılıyor, o çadırlarda insanlar yakılıyor. Bu da soykırımının bir parçasıdır” dedi.
Çok yönlü saldırılara maruz kaldıklarını ifade eden Hisên, “Fermanda DAİŞ ile ittifak içinde olanlar, bugün de yine DAİŞ ile ittifak içindeler. Çünkü DAİŞ’i buraya getiren Türk devletiydi. DAİŞ’i güçlendiren de Türk devleti” dedi.
Sessizlik tehlikeyi arttırır
Hisen, Türkiye’nin saldırıları karşısında Irak hükümetinin sessizliğine dikkat çekerek, “Bugün Êzidîler üzerinde bir saldırı varsa yarın sıra Irak’a gelecektir. Türkiye’nin planı Kerkük’ten Musul ovası üzerine kurulu. Irak da Şengal’in bugün yaşadığı duruma düşebilir. Hedef gösterilerek katleden bu insanlar Irak topraklarının en önemli ve stratejik bir bölümünü korudu. İşte bu yüzden yetkililere diyoruz ki, bu sessizlik tehlikeyi getiriyor. Irak’ın uyanması gerekiyor ve bu saldırılara karşı sessizliğini bozmalıdır” dedi.
Êzidîler topraklarını terk etmeyecek
Hisên, saldırıların amacının Türkiye’nin Şengal’deki planlarını gerçekleştirmek olduğunu belirterek, “Birinci hedefleri Êzidîlerin Şengal’i terk etmesini ve bir daha geri dönmemesini sağlamaktır. 74 fermanda Êzidiliğin köklerini kurutup bitirmek istediler. Ancak Êzidîler Şengal’den çıkmayacak. Atalarımız bize hep, ‘Şengal’de kimse kalmasa bile, Şengal Dağı’nda yeşeren ağaçlar düşmanın Şengal üzerinde hakimiyet kurmasına izin vermeyecektir’ derdi. Bizler bu toprakları terk etmeyeceğiz. Êzidîlere çağrımız; saldırılara karşı ortak tutum alalım” diye konuştu.