Ana Sayfa Blog Sayfa 819

İsrail Filistin halkını katletmeye devam ediyor: 3 genç öldürüldü

İsrail, işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyindeki Cenin kentine düzenlediği saldırıda 3 Filistinliyi öldürdü

İsrail, işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyindeki Cenin kentinde 3 Filistinliyi öldürdü.

Filistin resmi ajansı WAFA’nın görgü tanıklarına dayandırdığı habere göre, İsrail askerleri, Cenin kentine bağlı Caba beldesine baskın düzenledi. İsrail askerleri, Caba beldesi yakınlarındaki El-Favvara bölgesinde içinde üç gencin bulunduğu araca ateş açtı. Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada da İsrail askerlerinin Cenin’in Caba beldesi yakınlarında açtığı ateş sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybettiği belirtildi.

İsrail ordusu, yılbaşından bu yana Filistinli nüfusun yoğunlukta yaşadığı Batı Şeria’nın farklı noktalarında baskın ve gözaltı operasyonlarını artırdı. İsrail askerleri, baskınları protesto eden Filistinlilere plastik merminin yanı sıra sık sık gerçek mermi ile saldırıyor.

DIŞ HABERLER

#İsrail #Filistin #halkını #katletmeye #devam #ediyor #genç #öldürüldü

Sanatçı Ali Baran’a havaalanında gözaltı

Kürt sanatçı Ali Baran İstanbul’da gözaltına alındı

Yeni albüm çalışması için Almanya’dan İstanbul’a gelen Kürt sanatçı Ali Baran, havaalanında gözaltına alındı. Sabiha Gökçen Havalimanı’nda polis tarafından gözaltına alınan Baran’ın “propaganda yapma” iddiasıyla ifadesi alınmak üzere savcılığa götürüldüğü öğrenildi.

Baran’ın savcılıkta ifade vermesi bekleniyor.

İSTANBUL

#Sanatçı #Ali #Barana #havaalanında #gözaltı

Acının ortaklaştıran gücü ve bu güçle dayanışmak… – Leyla Güven yazdı

‘AKP-MHP faşist iktidarı, halkın dipten gelen öfke dalgasını gördüğü için çare arıyor. Acının ortaklaştıran gücünü ve başkaldırmanın bu güçten geleceğini fark eden iktidar, bildiği tüm yollardan toplumu susturmak istiyor. Ama artık çok geç’

Leyla Güven*

“Gittiler gecenin karanlığında ellerinde doğmamış güneşin izi” geride kalanlar ise ne ölü olacaklar ne de diri. Sonsuz bir yasa bürünüp “Neden ben değil onlar” sorusuyla yaşayacaklar besbelli. Acının tarifi yapılamaz kuşkusuz. Çünkü acı insanın ruhunda, her coğrafyada, her zeminde aynı hassasiyeti aynı tahribatı yaratır. Roboskî’de bombalarla katledilen çocuklarla enkaz altında kalan çocukların bir farkı olabilir mi? Taybet Anne’nin sokak ortasında 7 gün bekletilen cenazesi ile Hataylı annenin enkaz altındaki bedeni arasında bir fark olabilir mi? Ceylan Önkol’un, Uğur Kaymaz’ın bedenlerindeki yaralarla enkaz altındaki çocukların bedenlerindeki yaraların bir farkı olabilir mi? Enkaz kıyılarında çocuklarının kurtuluşu için çırpınan Hataylı, Maraşlı, Adıyamanlı, Malatyalı annelerin bir farkı olabilir mi?

Hep kavga olmadı mı yaşamları?

“Annem çok küçükken öldü beni öp, sonra doğur beni” diyor ya sevgili Cemal Süreya, işte bütün anneler evlatlarını, sevdiklerini 6 Şubat sabahı yeniden doğurmak istediler ama bu kez doğum sancıları çok farklıydı. Maalesef birçoğu ölü doğdu. Annelerin dizi boş kaldı. Annelerin acıları bununla da bitmedi. Bu kez de geride kalan çocukları için mücadeleye devam etmek zorundalar. Gerçeklik odur ki hayat sadece ölenler için duruyor. Geride kalanlar için ise devam ediyor. Bütün varlığı, hatıraları, umutları enkaz altında kalan anneler, bu kez de geride kalanlar için enkaz kıyılarında bir tas çorba, bir dilim ekmek, bir çadır, bir soba diye çırpınıyorlar. Zaten hep kavga değil midir kadınların yaşamı? Kadınlar yaşamak ve yaşatmak için sistemlerle, devletlerle, erkeklerle hep kavga etmek zorunda kalmadılar mı? Özdemir Asaf’ın “Siz hiç birikmiş bir özlemi, gelmeyecek bir gideni, olmayacak bir nedeni beklediniz mi?” dizelerini aklıma getirdi bütün bu yaşananlar.

Yaşamı anlatıyorlar…

Annelerimiz enkazın başında dokunuşlarıyla her şeye rağmen yapıcı, umut dolu sözleriyle, karşılıksız emekleriyle herkese moral ve yaşam kaynağı olmaya çalışıyorlar. Yaşamın devam ettiğini, yaşamanın aslında direnmek olduğunu anlatıyorlar. Maraş’ta, Sivas’ta, Dersim’de, Sur’da, Cizre’de öldürülüp tekrar dirilen halkının gerçekliğini anlatıyorlar. Yüreğimizin sızlayan yarası Dersim’in kayıp kızlarına Maraş’ın, Adıyaman’ın, Malatya’nın, Hatay’ın da kayıp kızlarının eklendiğini söylüyorlar. Annelerimiz çok dirençli olduklarını, nice badireler atlattıklarını, doğal afet de devlet afeti de gördüklerini anlatıyorlar. Van, Elazığ, Marmara depremlerini de gördük, kargo ile gelen evlatlarımızın cenazesini de gördük, Şırnak’ın Nusaybin’in, Yüksekova’nın kepçelerle yerle bir edildiğini de gördük. Dolayısıyla annelerin acıları da direnişleri de evrenseldir.

Kadınların öfkesi, onların kabusu olacak

Anneler Türkçe, Kürtçe, Arapça, Ermenice, Süryanice haykırdıkları ağıtlarda topluma halkların kardeşliğini anlatıyorlar. Bugün onların hawarları/çığlıkları dağlarda, ovalarda, vadilerde her dilde yankılanıyor. Nasıl ki Dersim Katliamı’na tanıklık eden kayalar ağlıyorsa depremi yaşayan illerimizin dağı, taşı, toprağı da bu hawarları/çığlıkları bağrında bir isyan olarak saklayacaktır. Charles Dickens “İnsan bedenini örten ne olursa olsun duygular onu deler geçer” diyor ya deprem meydanlarındaki insanların duyguları da başta devletin çürümüşlüğünü, riyakarı, arsızı, soysuzu delip geçiyor ama unutulmasın ki her şey halkın hafızasında kayıt altında. Hiç kimse hamasi nutuklarla bu sorumluluktan kurtulamaz. Annelerin, kadınların haklı ve meşru öfkesi onların kabusu olacaktır. Çünkü yaralayanlar ölene dek yaralanmışlardır.

Dayanışma 8 Mart’ı

Hiç kuşku yok ki 2023 yılının tüm etkinliklerinin tek gündemi deprem olacaktır. Ülkedeki bütün kadın hareketleri, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinliklerini, felaketi yaşayan illerde kadınların, annelerin yaralarını sarmak, onların acılarına, kederlerini ortak olmak için değerlendiriyor. Çünkü bu doğal afet zaten zirvede olan yoksulluğu, sefaleti, kadına yönelik şiddeti ve her türlü imkansızlığı daha da büyütecektir. Bu nedenle de bütün kadınların görevi, enkaz altında, yanında, yakınındaki kadınların sessiz çığlığını yüksek sesle duyurmaktır.

Bu zihniyeti teşhir etmek önceliğimiz olmalı

Hayatın zaten hiçbir zaman normal olmadığı bu coğrafyada kadın olmanın dayanılmaz acılarına yenileri eklenince yük çok ağır oluyor. Çocukların evden ekmek almak için çıkıp “terörist” damgasıyla mezara girdiği, çocuk istismarının “münferit”, maden göçüğünde ölmenin “fıtrat”, erken müdahale edilmediği için enkazda donmanın “kader” olduğunu belirten zihniyeti teşhir etmek biz kadınların önceliği olmalıdır. Bu ülkede toprakların yüzde 93’ü, nüfusun ve sanayi kuruluşlarının yüzde 98’i, barajların yüzde 95’i ve enerji santrallerinin yüzde 50’sinden fazlası deprem bölgesi içinde kalıyor. Bu konuda hiçbir önlem almayan erk zihniyet Kürt’ün inkarı üzerinden kurduğu savaş konseptiyle sınır içinde ve sınır ötesinde ülkenin bütün kaynaklarını seferber ederek dağı, taşı bombalıyor.

Hesap soracağız

Tam da 8 Mart vesilesiyle yıkılan kentlerin kadınlarıyla bu konuda erkçi sistemden hesap soracağız. AKP-MHP faşist iktidarı, halkın dipten gelen öfke dalgasını gördüğü için çare arıyor. Acının ortaklaştıran gücünü ve başkaldırmanın bu güçten geleceğini fark eden iktidar, bildiği tüm yollardan toplumu susturmak istiyor. Ama artık çok geç. “Yoksul vahşilere” medeniyet götüren beyaz adam kibri ve pespayeliği ile ortaya koyduğu hiçbir projesi tutmayacaktır. Bu hayatta kalmaktan belki de utanan kalabalığın, cesedi korumak için battaniyeden yaptığı siperler ve yok oluşun sembolü ölüm torbasına aktarmış görüntüleri toplumu hiçbir noktaya saptırmadan direk iflas etmiş düzene, tükenmişlik yaşayan devlet olgusuna götürmektedir.

Biz kadınlar acılarımıza tutunup bu kadar büyük bir yıkımdan çıkmanın yeni bir başlangıç ile mümkün olacağını biliyoruz. En etkin protesto ışığın sızdığı çatlaktan bir isyan yaratmaktır. Acıya verilen ilk tepki kaynağını tespit edip bertaraf etmektir. Biz kadınlar günlerdir dinmeyen acımızın kaynağını biliyoruz. Artık dayanışma ile sevgi ile umut ile sorumlulardan hesap soracak ve hepsini tarihin çöp sepetine gönderecektir.

Yaralı yüreklerden öpüyoruz…

Bizler zindanlarda kısıtlı imkanlarla takip edebildiğimiz acı görüntülerde asılı kaldık. Her yurttaş gibi bizim de yüreğimiz enkaz başında bekleyenlerle, afetten etkilenenlerle birlikteydi. Elimizden gelebilecek tek şey belki de yanınızda olup elinizi tutabilmekti ama maalesef onu da yapamadık. Bizler tutsak kadınlar olarak, bu yıkımı yaşayan halkımızın yaralı yüreğinden öpüyoruz.

*Demokratik Toplum Kongresi Eşbaşkanı Leyla Güven’in Elazığ Kadın Kapalı Cezaevi’nden kaleme aldığı bu yazı JinNews’te yayınlanmıştır.

#Acının #ortaklaştıran #gücü #güçle #dayanışmak #Leyla #Güven #yazdı

Yine bir çift maaş vakası: İletişim Daire Başkanı, Bisiklet Federasyonu’nda

Türkiye Bisiklet Federasyonu, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Yönetim ve Destek Hizmetleri Daire Başkanı Halil Cem Öztürk’ün yönetim kurulu üyeliğine getirildiğini duyurdu

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Yönetim ve Destek Hizmetleri Daire Başkanı Halil Cem Öztürk, Türkiye Bisiklet Federasyonu Yönetim Kurulu Üyeliğine getirildi.

Federasyondan yapılan açıklamada, “Türkiye Bisiklet Federasyonu Yönetim Kurulu üyeliğine getirilen Halil Cem Öztürk’ü tebrik eder, yeni görevinde başarılar dileriz” denildi.

Bu karar sonrası Twitter’da halk çift maaş ve liyakatsiz atma değerlendirmesinde bulunarak duruma tepki gösterdi.

İşte o tweetlerden bazıları

HABER MERKEZİ

#Yine #bir #çift #maaş #vakası #İletişim #Daire #Başkanı #Bisiklet #Federasyonunda

2023 Newrozu depremzedelere adanıyor

Bu yıl ‘Her der Newroz, her dem azadî’ ve ‘Newroz ateşiyle özgürlüğe’ şiarıyla gerçekleştirilecek Newroz, depremde yaşamını yitirenlere adanacak

Bu yıl Mereş merkezli depremlerde yaşamını yitirenlere adanacak olan Newroz’un startı veriliyor. 2023 Newrozu’nun startı, Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) öncülüğünde 10 Mart’ta Amed’te, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve HDP öncülüğünde 11 Mart’ta İstanbul’da açıklanacak Newroz Deklarasyonu ile verilecek.

Newroz meydanlarıdan seçime

Deprem bölgesinde 8 Mart etkinliklerine de yansıyan iktidara karşı öfke, Newroz meydanlarına taşınacak. Newroz meydanları, aynı zamanda seçim gündeminin de startı olacak.

Final Amed’de

2023 Newrozu’nun ilk ateşi, 15 Mart’ta Colemêrg’in (Hakkari ) Şemzînan (Şemdinli) ilçesinde yakılacak. 43 merkezi kutlamanın yanı sıra tüm ilçe, köy ve beldelerde kutlanacak Newroz’un final kutlaması ise 21 Mart’ta Amed’de olacak.

Ancak 16 Mart Halepçe Katliamı’nın yıldönümü, 17 Mart ise Mereş merkezli depremlerin 40’ıncı günü olması nedeniyle her iki günde kutlama gerçekleştirilmeyecek. Birçok merkezde ise 18 Mart Cumartesi ve 19 Mart Pazar günü kutlamalar gerçekleştirilmeyecek, anma etkinlikleri düzenlenecek.

Katılımcılar siyah giyinecek

Deprem ve seçim atmosferinde gerçekleştirilecek olan bu yıl ki Newroz, isyan havasında kutlanacak. Newroz’a katılacak konuşmacılar ve sanatçılar siyahlar giyinerek, depremde yaşamını yitirenleri anacak ve devletin depremdeki tutumunu protesto edecek.

43 merkezde kutlama ve anma

Kutlama ve anmaların gerçekleşeceği 43 merkez şöyle; Amed, Dêrsim, Çewlig (Bingöl), Êlih (Batman), Sêrt (Siirt), Qers (Kars), Îdir (Iğdır), Colemêrg (Hakkari), Wan, Agirî, Erdexan (Ardahan), Muş, Ankara, Mersin, Antalya, İzmir, Aydın, Muğla, Denizli, Manisa, Çanakkale, Bursa ve İstanbul kentleri ile Xarpêt’in (Elazığ) Dep (Karakoçan), Riha’nin Wêranşar (Viranşehir) ve Pirsûs (Suruç), Merdîn’in Nisêbin (Nusaybin) ve Qoser (Kızıltepe), Şirnex’in Cizîr (Cizre), Balıkesir’in Bandırma ve Ayvalık, Tekirdağ’ın Trakya, Kocaeli’nin Gebze, Agirî’nin Patnos ve Bazîd (Doğubeyazıt), Bêdlîs’in Tetwan (Tatvan), Mûş’un Kop (Bulanık), Erzirom’un Qereyazî (Karayazı), Colemêrg’in Gever (Yüksekova) ve Şemzînan (Şemdinli), Konya’nın Cihanbeyli, Wan’ın Erdîş (Erciş) ve Aydın’ın Ermencik ilçesi.

Haber: Özgür Paksoy / MA

#Newrozu #depremzedelere #adanıyor

Aydoğan ailesine ‘HDP önüne oturun’ baskısı

Oğu Efrîn’de hayatını kaybeden Aydoğan ailesi, kendilerini istihbarat diye tanıtan kişilerin taciz ve baskılarının hedefinde. Aile, zorla HDP önünde oturtulmak istendiklerini belirtti

Kurdistan’da özel savaş politikalarının bir devamı olarak çocukları mücadelede olan birçok aile istihbarat birimlerinin hedefinde. Mêrdîn’in Stewrê (Savur) ilçesine bağlı kırsal Barman (Yeşilalan) Mahallesi’nde yaşayan Aydoğan ailesi, kendilerini istihbarat olarak tanıtan kişilerin baskı ve tacizlerine maruz kaldıkları gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.

Defalarca alı konuldu

Türkiye’nin Efrîn’e yönelik saldırılarında hayatını kaybeden YPG’li Dijwar Aydoğan’ın (Renas) ailesi olan Aydoğan ailesi bir yılı aşkın bir süredir “istihbarat elemanı” olduklarını söyleyen kişilerin taleplerini kabul etmedikleri gerekçesiyle defalarca alıkonuldu. 58 yaşındaki baba Ramazan Aydoğan, 3 Mart günü tekrar kayıt dışı şekilde gözaltına alınarak, istihbarat elemanı olarak çalışması istenildi. Bunun üzerine 7 Mart’ta aile İnsan Hakları Derneği (İHD) Mêrdîn Şubesi’ne başvurda bulundu.

Ajanlık dayatması

Hukuki destek için İHD avukatlarına vekalet vermek üzere notere giden Ramazan Aydoğan, Artuklu ilçesinde bulunan 2’nci Noter önünde yeniden aynı şahıslar tarafından gözaltına alındı. İHD avukatlarının müdahalesi sonucu Aydoğan serbest kalırken, aile yaşadıklarına ilişkin suç duyurusunda bulundu. Yaşadıkları süreci anlatan Ramazan Aydoğan, “Karakolla başladı. Bismil istihbaratı ile devam etti. Stewrê Jandarma karakolu eklendi. Devlete çalışmamız, ajanlık yapmamız istenildi. Yapmamam durumunda öldürmekle tehdit ettiler. Elfan Karakolu’nda da aynı şekilde baskı gördüm. Ardından Mêrdîn istihbaratı ara ara beni gözaltına aldı” dedi.

Ölüm tehditleri

Aydoğan her gözaltına alındığında ölümle tehdit edildiğini belirterek, “7 Mart’ta notere gidiyordum, geldiler. ‘Neden cevap vermiyorsun’ diye sordular. Verecek cevabımın olmadığını söyledim. ‘Devlete neden çalışmıyorsun. Devlete hainlik yapıyorsun’ dediler. Biri isminin Hamza olduğunu, diğeri de Amedli ve isminin Şeyhmus olduğunu söyledi, Kürtçe konuşuyordu. Kendileriyle çalışmamı istediler. Arabamın eylemlerde kullanıldığını söylediler. Kendilerine çalışmamam durumunda arabayı da beni de yok edeceklerini söylediler. Arabamı sattım. Son gözaltımda da ‘seni çırılçıplak soyacağız. Depremden daha beterini senin başına getireceğiz. Ya bize çalışacaksın ya da yaşatmayacağız’ diye beni ölümle tehdit ettiler” diye anlattı.

HDP önünde oturtmak istediler

Anne Emine Aydoğan da, sürekli taciz edildiklerini ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Amed İl Örgütü binası önünde oturmaya zorlandıklarını dile getirerek, defalarca askeriye tarafından evlerine baskın yapıldığını söyledi. Aydoğan, “Oğlumun neden dağa çıktığını sordular. Ben de oğlumun onların uyguladığı baskılardan dolayı gittiğini söyledim. Diyarbakır’da HDP önüne giderek oturmamı istediler. Oturmayacağımı söyledim, hepimizi tarayacaklarını, evimize kimyasal atacaklarını söylediler. Oğlum kimsenin zoruyla gitmedi. Onların şiddetinden kaçıp gitti. Oğlumun gidişinin HDP ile alakası yok” dedi.

Cenazesi kayı onu bulsunlar

Oğlunun 2019’da Efrîn’e dönük saldırılar sırasında hayatını kaybettiğini ve cenazesinin bulunamadığını kaydeden Aydoğan, “Ben onlardan oğlumun cenazesini istiyorum. Cenazesi kayıp, ortaya çıkarmalarını istiyorum” dedi.

Haber: Ahmet Kanbal / MA

#Aydoğan #ailesine #HDP #önüne #oturun #baskısı

4 çocuğunu kaybeti: Ne AFAD geldi ne Kızılay

Depremde 4 çocuğunu kaybeden yurttaş iktidara tepki gösterdi: Depremden 10-11 gün sonra gelip, ‘Nasılsınız?’ diye sordular

Depremin ağır tahribat yarattığı kentlerden Semsûr’un köylerinde halk, kendi imkanlarıyla yaralarını sarmaya çalışıyor. Kent merkezine 18 kilometre uzaklıkta bulanan bin 700 nüfuslu Balyan (Yaylakonak) Beldesi’nde 260 ev yıkıldı.

MA’dan Ömer Akın’ın haberine göre depremde 4 çocuğunu yitiren Abuzer Küçükboğa kendi imkânlarıyla enkazından çıktığını söyleyerek iktidara tepki gösterdi “Ne AFAD ne Kızılay geldi. Hiçbir devlet yetkilisi gelmedi. Depremden 10-11 gün sonra gelip, ‘Nasılsınız?’ diye sordular. Enkaz altında kalan insanları kaç gün sonra soruyorlar” dedi.

4 çocuğu hayatını kaybetti

Küçükboğa o gece yaşananları şöyle anlatttı: “Sarsıntıyla hemen uyanıp, eşimi uyandırdım. Yan tarafta uyuyan çocukları almaya gitmek istedim ancak bulunduğum odanın kapısı açılmadı ve bir anda ev çöktü. Çocukların odasına ulaşmaya çalışırken duvar üzerime yıkıldı ve bedenimin yarısı enkaz altında kaldı. Eşimde alt kata düştü. En büyük çocuğum Mehmet (6) ile Ayşe (4) Yusuf (2) ve Emir (1) enkaz altında kalarak yaşamını yitirdi. Yardım edecek kimse yoktu. Çünkü herkesin evi yıkılmıştı ve aileleriyle enkaz altındaydılar.”

Kimse yardıma gelmedi

Enkazdan kurtulanların diğerlerini kurtarmaya çalıştığını söyleyen Küçükboğa, kendi imkanlarıyla bir saat sonra enkazdan çıkabildiğini aktardı. Küçükboğa, “Çok yağmur ve kar yağıyordu. İnsan dışarda kalamıyordu. Çocuklarımı çıkarmaya çalıştım ama bütün ev yıkıldığı için bir şey yapamadım. Ne AFAD ne Kızılay geldi. Hiçbir devlet yetkilisi gelmedi. Depremden 10-11 gün sonra gelip, ‘Nasılsınız?’ diye sordular. Enkaz altında kalan insanları kaç gün sonra soruyorlar” tepkisinde bulundu.

Vali sorumludur

Sorumlulardan birinin Adıyaman Valisi olduğunu söyleyen Küçükboğa, “Deprem olduğu zaman çıkıp ‘Adıyaman iyidir’ diyen bir vali var. Ardından da çıkıp helallik istiyorlar. Hakkımızı nasıl helal edelim. Hatay, Maraş ve Malatya hepimiz biriz. Ama burada insan hakkı yok. Olsaydı 4 gün sonra değil ilk gün gelirlerdi” ifadelerini kullandı.

Kürtler bir olmalı

“Gemiyi kurtaran kaptandır” atasözünü hatırlatan Küçükboğa, “Bizim kaptanımız yok. Gemi nasıl kurtulsun? 3 gün burada açtık. Allah Kürtlerden razı olsun. Bütün desteği Kürtler gönderdi. Urfa, Diyarbakır, Bingöl, Siirt’ten yardım geldi. Burası CHP’li belediye olduğu için birde İzmir, İstanbul ve Mersin’den yardımlar geldi. Artık Kürtlerin bir olması lazım. Kürt olduğumuz için ölüyoruz. Artık bir olmamız lazım” dedi.

Sadaka istemiyoruz

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın depremin ilk günlerinde 10 bin TL para desteği verileceğini belirttiğini hatırlatan Küçükboğa, “Şimdi 10 bin TL vereceklerini söylüyorlar. Bu parayı sadaka olarak biz onlara vereceğiz. Bana çocuklarımı getirsinler ben onlara 300-500 bin TL vereceğim onlara” dedi.

HABER MERKEZİ

 

 

#çocuğunu #kaybeti #AFAD #geldi #Kızılay

9 aydır iddianame hazırlayamayan savcı: Döküman çok fazla

Tutuklu 16 gazetecinin iddianamesini 9 aydır hazırlanmadı. Soruşturma savcısı bu durumu ‘Dijital doküman çok fazla’ diyerek açıklamaya çalışıyor

Amed’te 8 Haziran’da düzenlenen operasyonda 20’si gazeteci 22 kişi gözaltına alınmış 8 günlük süren gözaltının ardından Diyarbakır Adliyesi’ne çıkartılan gazetecilerden 16’sı tutuklanmıştı.

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eşbaşkanı Serdar Altan, JINNEWS Müdürü Safiye Alagaş, Mezopotamya Ajansı editörü Aziz Oruç, Xwebûn Yazıişleri Müdürü Mehmet Ali Ertaş ile gazeteciler Zeynel Abidin Bulut, Ömer Çelik, Mazlum Doğan Güler, İbrahim Koyuncu, Neşe Toprak, Elif Üngür, Abdurrahman Öncü, Suat Doğuhan, Remziye Temel, Ramazan Geciken, Lezgin Akdeniz ve Mehmet Şahin’in tutukluluğunun üzerinden 9 ay geçmesine rağmen henüz iddianameleri çıkmadı.

Savcı ise avukatlara verdiği demeçte  “Dijital doküman çok fazla” diyerek bu durumu açıklamaya çalıştı.

Emniyet depremde hasar gördü denildi

Gazetecilerin avukatı Resul Temur, konuya ilişkin görüştüğü savcının “Dijital materyaller çok fazla onların dökümünün yapılması lazım” dediğini belirtti. Savcı materyallerin dökümünün ise depremde hasar gören Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün yeni bir yere taşınması ardından tamamlanacağını belirtti.

Gerekçeler aynı

Amed Baro Başkanı Nahit Eren de gazetecilerin soruşturmasının tamamlanmasına ilişkin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı ile görüştü. Başsavcı, iddianamenin hazır olmamasına “Dijital doküman çok fazla, elimizden bir şey gelmiyor” gerekçesini gösterdi.

Kaynak: MA

#aydır #iddianame #hazırlayamayan #savcı #Döküman #çok #fazla

Gürbüz: Ölü sayısını takip edemedikleri için sayıyı az veriyorlar

Deprem kenti Semsûr’a dair bilgi veren HDP Semsûr İl Eşbaşkanı Bekir Gürbüz, ‘Resmi olmayan rakamların açıklanmamasının nedeni, yetkili kurumlarca takibinin yapılmaması ve enkazlara müdahale edilmemesiydi. Kayıtlarda olmayıp yaşamını yitiren birçok insan var’ dedi

Mereş’te (Maraş) merkezli yaşanan depremle yerle bir olan kentlerden olan Semsûr’da ( Adıyaman) birçok ilçe ve köylerde yeterli çalışma depremden bir ay geçmesine rağmen henüz yapılmış değil. Resmi verilerle 11 binden fazla insanın yaşamını yitirdiği kaydedilse de kent halkı bu sayının 30 binin üzerinde olduğuna işaret ediyor.

İlk günden beri dayanışma

Çalışmaların geç başladığı kentte ilk günden beri Halkların Demokratik Partisi (HDP), sivil toplum örgütleri ile Semsûr Emek ve Demokrasi Platformu sahada halkın yaralarını sarmaya çalışıyor. Çalışmalara dair Mezopotamya Ajansı’ndan Zerrin Sargut’a konuşan Kriz Koordinasyon Masası’nda yer alan HDP Semsûr İl Eşbaşkanı Bekir Gürbüz, dayanışmanın önemine değindi.

İmar affı felakete yol açtı

Depremin Semsûr’da büyük bir yıkıma yol açtığına değinen Gürbüz, onbinlerce insanın yaşamını yitirdiğini, 50 bini aşkın insanın enkaz altında kaldığını belirtti. Gürbüz, Sergolan (Gölbaşı), Besnî (Besni), Tût (Tut) ve Cêlîk (Çelikhan) ilçeleri ve bağlı köylerde yaklaşık 11 bin binanın yıkıldığını aktararak, “Yıkılan binaların birçoğu son 5 yılda oturma izni ve ruhsat alan yapılar. İktidar, fay hatlarının olduğu bir bölge olmasına rağmen 3 milyona yakın imar affı getirerek, büyük bir felaket yaşattı. Deprem için alınması gereken birçok önlem vardı ancak yaşayarak gördük ki herhangi bir önlem alınmadı. Deprem olduktan sonra anında deprem bölgelerine müdahale etmesi gereken ekipler, 3 gün sonra geldi” dedi.

Kayıtlara yansımayan daha fazla

Semsûr’da resmi kayıtlara yansımayan binlerce insanın yaşamını yitirdiğini belirten Gürbüz, “Resmi olmayan rakamların açıklanmamasının nedeni, yetkili kurumlarca takibinin yapılmaması ve enkazlara müdahale edilmemesiydi. Kayıtlarda olmayıp yaşamını yitiren birçok insan var” diye konuştu. Depremzedelerin ihtiyaçlarının büyük bir bölümünün Kriz Koordinasyon Merkezi’nce karşılandığını kaydeden Gürbüz, “Hem Kurdistan’dan hem de dışardan birçok kurum, parti ve kişinin yardımları oldu” diyerek dayanışma çağrısında bulundu.

SEMSÛR

#Gürbüz #Ölü #sayısını #takip #edemedikleri #için #sayıyı #veriyorlar

Emniyet Genel Müdürü: Deprem kentlerinde 140 kayıp başvurusu var

Meclis’te deprem bölgesinde kayıplarla ilgili bilgi veren Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Resul Holoğlu 140 kayıp başvurusu yapıldığını ve bunlardan 55’nin ise çocuk olduğunu söyledi

İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızını 6 yaşındayken evlendirdiğinin ortaya çıkmasının ardından kurulan Meclis Çocuk İstismarının Araştırılması Komisyonu, dün Adalet, Aile ve Sosyal Hizmetler, İçişleri, Sağlık ve Milli Eğitim bakanlıklarının deprem bölgesindeki çocuklarla ilgili çalışmalarını dinlemek için toplandı. Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Resul Holoğlu da burada deprem bölgesindeki kayıp yurttaş başvuruları ile ilgili bilgi paylaştı.

3 bin 602 kimlik tespit edildi

Holoğlu, “8 Mart 2023 tarihi itibarıyla deprem bölgesinde afet sebebiyle kaybolduğu gerekçesiyle 55 çocuk hakkında kayıp müracaatı bulunmaktadır. Şu ana kadar bize yapılan büyük kayıp müracaatları da 140 yetişkin afet bölgesinde kayıp sebebiyle aranmaya devam ediliyor” dedi. Kimlik tespiti işlemlerinin devam ettiğini belirten Holoğlu, şimdiye kadar 3 bin 602 çocuğun kimliğinin tespit edildiğini belirtti.

162 kimliği bilinmeyen çocuk

Holoğlu, “Kimlik tespiti çalışmaları kapsamında hâlen 15 ilimizde bulunan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kurumlarında bakım ve gözetim altındaki 51 çocukla Sağlık Bakanlığı kurumlarında tedavi gören 162 kimliği belirlenemeyen çocuğun bunlardan 137’si 0-1 yaş arası olmak üzere, Hatay Sulh Ceza Mahkemesinde alınan karar doğrultusunda kimliklerinin tespiti amacıyla DNA örnekleri ve fotoğrafları alınarak kimliklendirme çalışmalarına devam edilmektedir” dedi.

ANKARA

#Emniyet #Genel #Müdürü #Deprem #kentlerinde #kayıp #başvurusu #var