Ana Sayfa Blog Sayfa 825

İran ile Suudi Arabistan barışıyor

İran ile Suudi Arabistan 7 yıl aradan sonra diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılması ve büyükelçiliklerin karşılıklı olarak açılması konusunda anlaştı. Varılan anlaşma uyarınca iki ülke birçok konuda işbirliği yapacak, ilişkileri daha da güçlendirmeye çalışacak.

Anlaşma; İran, Suudi Arabistan ve Çin tarafından yapılan ortak açıklamayla duyuruldu. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani ve Suudi Arabistan Ulusal Güvenlik Danışmanı Musaid bin Muhammad el-Aiban anlaşmaya imza attı.

Suudi Arabistan ve İran yetkilileri Pazartesi günü Çin’in başkenti Pekin’de müzakerelere başlamıştı. İki ülke de Çin’i, anlaşma sağlanmasına yönelik katkısından dolayı övdü.

İran ve Suudi Arabistan, 2001’de imzaladıkları, güvenlik alanında işbirliği yapmalarını öngören anlaşmayı yeniden hayata geçirecek. Ticari ve ekonomik ilişkiler de geliştirilecek. Suudi Arabistan’da 2 Ocak 2016’da aralarında Şii din adamı Nimr el Nimr’in de bulunduğu 47 kişi “terör” suçlamasıyla idam edilmişti.

İdamlara tepki gösteren İranlı yetkililerin açıklamalarının ardından Suudi Arabistan’ın Tahran Büyükelçiliği ve Meşhed Konsolosluğu, İran’daki göstericiler tarafından ateşe verilmişti. İki ülke ilişkileri daha önce de Mart 2015’te Yemen’de başlayan kriz nedeniyle gergindi ve o dönem diplomatik ilişkiler tamamen kesilmişti.

İran ve Suudi Arabistanlı yetkilileri, Nisan 2021’de Irak’ın arabuluculuğunda Bağdat’ta doğrudan görüşmeler yapmak üzere bir araya gelmiş ve görüşmeler daha sonra Umman’da devam etmişti.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Sözcüsü, anlaşmayla ilgili yaptığı açıklamada, ABD’nin Yemen’de iç savaşın sona ermesine yardımcı olacak ve Ortadoğu’da gerginliği azaltacak tüm adımları memnuniyetle karşıladığını söyledi.

TAHRAN

#İran #ile #Suudi #Arabistan #barışıyor

Nazım Babaoğlu’nun akıbeti soruldu: Onu katleden bu düzendir

Amed’de kayıp yakınlarının yaptığı 735’incisinde gözaltında kaybedilen Özgür Gündem gazetesi muhabiri Nazım Babaoğlu’nun akıbeti soruldu. Eylemde konuşan Babaoğlu’nun abisi Burhan Babaoğlu, ‘Onu katleden üç, beş eşkıya değil bu maşayı elinde tutan düzendir. Düzen değişecek’ dedi

İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla gerçekleştirdikleri eylemin 735’incisinde 12 Mart 1994 tarihinde Riha’da gözaltında kaybedilen Özgür Gündem gazetesi muhabiri Nazım Babaoğlu’nun akıbeti soruldu.
Rezan (Bağlar) ilçesinde bulunan Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde yapılan eyleme kayıp yakınları, İHD Amed Şube Başkanı Abdullah Zeytun ve İHD Amed yöneticileri, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP), JINNEWS ve Mezopotamya Ajansı (MA) katıldı.

Asıl sorumlu bu düzendir

Eylemde ilk olarak konuşan Abdullah Zeytun, Amedspor ve Bursaspor’un oynadığı maça dikkat çekerek, “Toplumsal barış ve birlik toplumun inançlarına, kültürlerine saygı duymaktan geçiyor. Geçmişle bir hesaplaşma ve yüzleşme olsaydı bu suçlarla özdeşleşen suçlar rahatlıkla gösterilmez ve acı hatıralar hatırlatılmazdı” dedi.
Sonrasında söz alan Nazım Babaoğlu’nun abisi Burhan Babaoğlu, “Onu katleden üç, beş eşkıya değil bu maşayı elinde tutan düzendir. Düzen değişecek. Sayımız az olabilir ama arkamızda bir tarih var haklıyız, gururluyuz. Sonuna kadar mücadelemiz devam edecektir” şeklinde konuştu.

Hakikatin peşini bırakmayacağız

DFG adına konuşan gazeteci Kadri Esen de Nazım’ın kaybettirildiğini ve o günden beri kendisinden haber alınamadığına dikkat çekti. Esen, “Sadece Nazım değil hakikat uğruna Apê Musa, Hüseyin Deniz, Hafız Akdemir, Ferhat Tepe, Yahya Orhan, Kemal Kılıç ve daha sayamadığımız birçok arkadaşımız katledildi ve kaybettirildi. Bizlerde buradan bir kere daha söylüyoruz hakikatin peşini bırakmayacağız” sözlerini kullandı.

1994’ten sonra bir daha haber alınmadı

Babaoğlu’nun kayıp hikâyesini okuyan İHD Kayıp Komisyonu üyesi Fırat Akdeniz,”12 Mart 1994 sabahı Siverek’teki yerel bir gazetenin çalışanı ve ilçenin Anadolu Ajansı (AA) temsilcisi Murat Yoğunlu, Özgür Gündem Urfa Bürosu’nu telefonla arar. Murat Yoğunlu, gazetenin yetkililerine Siverek’te korucularla ilgili çok önemli bir haber olduğunu ve mutlaka muhabir göndermelerini söyler. Bunun üzerine Nazım Babaoğlu, sözü edilen haberi takip etmek ve Murat Yoğunlu ile buluşmak üzere Siverek ilçesinde bulunan İrfan Matbaası’na gider. Görgü tanıklarının beyanlarına göre; Nazım Babaoğlu, İrfan Matbaası adlı işyerine gittiğinde Bucak Aşireti’ne mensup korucular tarafından zorla dışarı çıkartılarak bir araca bindirilip Sedat Bucak’ın evine götürülür. Nazım Babaoğlu’ndan 12 Mart 1994 tarihinden bu yana bir daha haber alınamaz” dedi.

Dosya AİHM’de

Dosyaya dair de bilgi veren Akdeniz, “Nazım Babaoğlu ile ilgili soruşturma dosyası ise 2014 yılında zamanaşımına uğramıştır. Ailenin tüm başvurularına, tanık beyanlarına rağmen Nazım Babaoğlu dosyasında bir gelişme sağlanmaz. İç hukuk yollarından bir sonuç elde edemeyen aile, dosyayı AİHM’e taşır. Nazım Babaoğlu dosyası halen AİHM’de karar aşamasındadır” diyerek Baboğlu’nun akıbetini sormaya devam edeceklerini söyledi.

Eylem, yapılan konuşma ve okunan açıklamanın ardından gözaltında kaybedilen Nazım Babaoğlu ve diğer tüm kayıp ve faili meçhul siyasi cinayetlere kurban gidenler için 1 dakikalık oturma eylemiyle sona erdi.

AMED

#Nazım #Babaoğlunun #akıbeti #soruldu #Onu #katleden #düzendir

Demirci Kawa’dan Çağdaş Kawalara

Birçok halkın farklı anlamlar yükleyerek kutladığı Newroz, yüzyıllarca süren bir gelenek. Farklı anlam içerikleriyle kutlansa da Newroz’un değişmeyen tarihi ise 21 Mart

Kurdistan-İran çıkışlı olduğu konusunda hemen hemen tüm tarihçilerin hemfikir olduğu Newroz, Kürtler tarafından kesintisiz bir biçimde bir direniş ve diriliş geleneği olarak kutlanıyor. Nihayetinde Kürt mitolojisinde Newroz’un kuruluş miti de bir başkaldırı etrafında şekillenmiş halde yüzyıllarca aynı içeriğini korudu.

Newroz destanı

Tarihi kaynaklara göre, Milattan Önce (MÖ) 612 yılında zalim kral Dehaq ile Demirci (Hesinkar) Kawa arasındaki mücadeleye dayanan Newroz’un bu tarihten önceye dayandığına dair tezler de öne sürülüyor. Kürt mitolojisine göre, Kral Dehaq bu günkü Kurdistan’ın içinde bulunduğu Mezopotamya’da varlığını sürdüren Asur İmparatorluğunun Ninova’da (bugünkü Musul ve çevresi) yaşıyor. Kral Dehaq bir hastalığa yakalanır ve her iki omzunda da yılan benzeri iki yara belirir. Dehaq’ın emrindeki hekimlerin teşhis ve tedavisini bilmedikleri bu hastalık, günden güne ilerlerken, Dehaq, emrindeki hekimleri hastalığa çare bulmamaları durumunda öldürmekle tehdit eder. Hekimler, Dehaq’a her gün yaralarına iki gencin beynini sürmesi gerektiğini söyler. Bu teklif üzerine Kral Dehaq askerlerine emir verir ve hayatını devam ettirebilmek için her gün iki gencin beynini yaralarına sürer.

İsyanın öncüsü: Kawa

Bazı yazılı kaynaklar, Dehaq’ın sarayında yaşayan Kürt aşçılar her gün gönderilen iki gençten birinin yerine kestikleri keçilerin beynini Dehaq’a gönderir, yerine keçi kesilen gençler ise dağlara gönderilir. Bazı kaynaklarda ise, çocuklarını canını korumak için aileler dağlara sığınır. Dehaq’ın zulmünden kaçanların sayısı artık bir isyanı başlatabilecek duruma gelmiştir. İsyanın önderi de artık belli olmuştur: Zalim Dehaq’ın tedavisi için çocuklarını yitiren Demirci Kawa adındaki Kürt demirci. Kawa, hem kendi çocuklarını hem de diğer Kürtlerin çocuklarını korumak için bir arayış içine girer. Kawa’nın önderliğinde birçok kişi ayaklanma için örgütlenir ve hazırlanır. Kawa bir plan yapar ve fırsat bekler. Bir gün Kral Dehaq’ın askerleri Kawayê Hesinkar’ın çocuklarını almaya gelir. Kawa da askerlere “Siz gidin ben çocuklarımı kendi ellerimle getirip kralımı kurban edeceğim” der. Böylece askerler şok içinde geri döner ve olayı Kral Dehaq’a anlatır. Kral Dehaq da şaşırır ve Kawa’yı beklerler. Kawa çocuklarının elinden tutar, çekicini kaldırır ve Kral Dehaq’ın sarayına gider.

Ateşın yakıldığı gün

Kral Dehaq, Kawa Hesinkar’ı çocuklarıyla birlikte kendilerine doğru yürürken görünce çok sevinir. Kawa, çocuklarınızı Kral Dehaq’ın ayağına getirir. Çocuklarını öldürmek için çekicini kaldırır ve yakın bir mesafeden Kral Dehaq’ın kafasına vurur ve onu öldürür. Daha sonra sarayın çatısına çıkar ve burayı ateşe verir. Kawa Hesinkar’ın ateşini bekleyen direnişçiler saraya saldırır ve zapt eder. Kawa’nın başardığını gören Kürtler bulundukları dağlarda, bunu yaktıkları ateşlerle kutlar. Dehaq’tan kurtulmayı “yeni gün” yani “Newroz” olarak gören Kürtler, bu olayın her yıldönümünde, ateşler yakarak kutlamalar yapar.

Çağdaş Kawalar

Baba Tahir Hemedani, Melaye Ciziri, Ahmed Xani, Celadet Ali Bedirxan, Ağrı İsyanı Önderi İhsan Nuri Paşa, Pîremêrd ve Cegerxwîn gibi birçok yazar ve aydının eserlerinde yer alan Newroz, 1980’lerden sonra farklı siyasi anlamlar yüklendi. “Yeni Dehaqlara” karşı “Çağdaş Kawalar” ortaya çıktı. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sırasında Diyarbakır Cezaevi’nde binlerce Kürt ağır işkencelere ve insanlık dışı uygulamalara maruz kaldı. Bu işkencelerde birçok insan hayatını kaybetti. Ancak çağın “Çağdaş Kawası” olarak tanımlanan Mazlum Doğan, Türkleştirmeye ve işkenceye karşı bir Newroz günü, 21 Mart 1982’de yaktığı üç kibrit çöpüyle Newroz’a yeni dönemin ruhunu verir. Doğan’ın yaktığı ateş, Kürt halkı için bir kez daha umut oldu. 1990’da Zekiye Alkan, 1992’de Rahşan Demirel, 1994’te Ronahi ve Berivan baskılara karşı bedenlerini ateşe vererek bu umudu artırdı.

HABER MERKEZİ

#Demirci #Kawadan #Çağdaş #Kawalara

Rojhilat’ta 4 kişi idam edildi

Kürdistan İnsan Hakları Ağı, İran rejiminin Urmiye Cezaevinde 4 kişinin idam ettiğini duyurdu

İran ve Rojhilat’ta devam eden halk ayaklanmasında rejim güçlerinin saldırısının yanı sıra idamlar da sürüyor. Kürdistan İnsan Hakları Ağı, dün Doğu Kürdistan’ın Urmiye kentinde bulunan merkez cezaevinde 4 kişinin idam edildiğini duyurdu.

Son dört idamla birlikte on üç haftada Rojhilat cezaevlerinde en az 12 kişi idam edildi.

İnsan Hakları Derneği’nin Ocak ayında yayınladığı verilere göre, protestolarda 64’ü çocuk ve 39’u kadın olmak üzere en az 488 kişi rejim güçlerinde katledildi. En az 107 protestocu da ölüm veya hapis cezası alma riskiyle karşı karşıya.

Dernek, 2023’ün ilk 26 gününde en az 55 kişi idam edildiğini ve bu kişilerden 37’sinin, uyuşturucuyla ilgili suçlardan idam edildiği belirtildi. Bu kişilerin de, tıpkı protestocularda olduğu gibi yasal süreç ve adil yargılanma hakları olmaksızın idam edildiği vurgulandı.

HABER MERKEZİ

#Rojhilatta #kişi #idam #edildi

Qasimlo’nun eşi Helen Krulich hayatını kaybetti

PDKİ eski sekreteri Dr. Abdurrahman Qasimlo’nun eşi Helen Krulich yaşamını yitirdi

İran Demokratik Kurdistan Partisi’nin (PDKİ) eski sekreteri Dr. Abdurrahman Qasimlo’nun eşi Helen Krulich dün Paris’te yaşamını yitirdi. Fransa’nın başkenti Paris’te yaşayan Helen Krulich 89 yaşındaydı.

Eşi Abdurrahman Qasimlo katledilmişti

Dr. Abfurehman Qasimlo, Avustralya’nın başkenti Viyana’da 13 Temmuz 1989 tarihinde İran devleti tarafından katledilmişti.

Kaynak: JİNNEWS

#Qasimlonun #eşi #Helen #Krulich #hayatını #kaybetti

Cumartesi Anneleri Bursa’da yaşananları kınadı: Yol verenler yargılanmalı

Cumartesi Anneleri Bursaspor taraftarlarının Yeşil ve Beyaz Toros pankartı açmasını kınadı: Yol verenler yargılanarak cezalandırılmalıdır.

Cumartesi Anneleri/ İnsanları kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemi 937’inci haftasında online gerçekleştirdi.

Bu haftaki açıklamada, Bursaspor maçında açılan pankartlara tepki gösterilerek, “‘Beyaz Toros’ ve ‘Yeşil’, bizim hafızamızda faili belli cinayetlerin, zorla kaybetmelerin simgesidir. Bursa Stadyumu’nda yaşananlar, 90’lı yılların karanlık zihniyetinin sahiplenilmesidir” denildi.

“Ayten Öztürk’ü ve zorla kaybetme suçuna ortak olanları unutmayacağız” denilen açıklamanın tamamı şöyle:

“5 Mart 2023 tarihinde Bursaspor ile Amedspor arasında oynanan karşılaşmada, 1990’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerin, zorla kaybetmelerin sembolü olan ‘Beyaz Toros’ların ve ‘Beyaz Toros’larla anılan insanlığa karşı suçların faillerinden biri olarak bilinen ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım’ın posterleri açıldı.

‘Beyaz Toros’ ve ‘Yeşil’, bizim hafızamızda devletin gücü ve imkanları kullanılarak işlenen faili belli cinayetlerin, zorla kaybetmelerin simgesidir. Bu nedenle Amedspor maçında Beyaz Toros ve Yeşil görselinin kullanılmasını ve Amedsporlu futbolculara yönelik saldırıları bir grup fanatiğin histerisi olarak göremeyiz. Bursa Büyükşehir Belediye Stadyumu’nda yaşananlar örgütlü bir eylemdir. Bu eylem, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu, Bursa Valisi Yakup Canpolat, Bursa Emniyet Müdürü Tacettin Aslan ve stadyumda görevli hakemler ile kolluğun yol vermeleri sonucunda gerçekleşmiştir.

Bursa Stadyumu’nda yaşananlar, 90’lı yılların karanlık zihniyetinin sahiplenilmesidir. ‘Bu suçları biz işledik, buradayız, yine işleriz’ mesajıdır. İnsanlığa karşı işlenmiş suçların yargılanan, aranan sanıklarına ‘korunuyorsunuz’ mesajıdır. Kısacası cezalandırılması gereken bir suçtur. Suçu işleyenler ve suçun işlenmesine yol verenler yargılanarak cezalandırılmalıdır.

Yeşil’in kim olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz: Yeşil, 1990’lı yıllarda adı faili meçhul bırakılan cinayetler, insan kaçırmalar, zorla kaybetmelerle anılan bir JİTEM ve MİT mensubudur. 937. haftamızda, Yeşil’in sanık olarak yer aldığı Ayten Öztürk dosyasını kamuoyu ile paylaşıyoruz. 32 yaşındaki Ayten Öztürk Mazgirt ilçesine bağlı Akpınar’daki Tunceli İl Özel İdaresi’ne ait bir fabrikada çalışıyordu. 27 Temmuz 1992 akşamı mesai çıkışı sonrası içinde 4 kişi bulunan beyaz bir arabayla kaçırıldı. 13 gün sonra Elazığ Karşıyaka Kartaltepe mevkiindeki boş arazide gömülü olarak bulundu. Bedeni parçalanmış, gözleri oyulmuş olan Ayten’in kimlik teşhisi ancak giysilerinden yapılabildi.

JİTEM komutanları, JİTEM elemanları Ayten Öztürk’ün, Yeşil ve ekibi tarafından OHAL Valiliği’nce kendisine tahsis edilen araç ile kaçırıldığını, sonra da Diyarbakır JİTEM’e götürüldüğünü ve burada üç gün boyunca işkence gördükten sonra infaz edildiğini açıkladı. Bu açıklamalar basında da yer aldı.

Ayten Öztürk’ü kaçıranlar, işkence ile katledenler, bedenini kaybedenler bu insanlığa karşı suçu örtbas edenler biliniyor olmasına rağmen sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkan verecek şekilde etkili bir soruşturma ve kovuşturma yürütülmedi. Dosyada tanıklar, deliller, itiraflar olmasına rağmen Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’de görülen dava, 21 Eylül 2022’de zamanaşımından düşürülerek cezasızlıkla sonuçlandı.

937. haftamızda bir kez daha hatırlatıyoruz: Tüm bu yıldırma ve gözdağı politikaları karşısında yılmayacağız; mücadelemizde ısrar ederek yolumuza devam edeceğiz. Yolumuza devam ederken, bu suça ortak olanları da unutmayacağız.

Kaç yıl geçerse geçsin Ayten Öztürk için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 238 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

HABER MERKEZİ

#Cumartesi #Anneleri #Bursada #yaşananları #kınadı #Yol #verenler #yargılanmalı

61 yaşındaki değişi 31 yılın ardından tahliye edildi

Hasta tutuklu 61 yaşındaki Nimet Değiş 31 sonra tahliye edildi

Kırşehir S Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki hasta tutuklu 65 yaşındaki Nimet Değiş , 31 yılın ardından tahliye edildi. 2022’nin Temmuz ayında infazını tamamlayan Değiş, tahliye edilmesi gerekirken cezaevi yönetimi tarafından “pişman mısın?”, “Çıkınca ne yapacaksın, nereye gideceksin?” sorularına yanıt vermediği gerekçesiyle infazı yakıldı.

Depremde S tipine sevk

Daha önce Maraş Türkoğlu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Değiş, yaşanan depremin ardından Kırşehir S Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edilmişti. Dün tahliye edilen Değiş, ailesi ve yoldaşları tarafından karşılandı.

AMED

#yaşındaki #değişi #yılın #ardından #tahliye #edildi

Şenyaşar ailesi : Riha’da Nemrut’lara karşı İbrahim’ler kazanacak

Adalet Nöbet’leri 719’uncu günde olan Şenyaşar ailesi sanal medya hesaplarından ‘Riha’da Nemrut’lara karşı İbrahim’ler kazanacak’ mesajı paylaştı

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde, 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ve saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti, 719’uncu gününde devam ediyor.

Mücadelede başarı mutlaktır

Hafta sonu adliyenin kapalı olmasından dolayı nöbetlerini Pirsûs’taki evlerinde sürdüren Şenyaşar ailesi, sanal medya hesaplarından ise şu mesajı paylaştı: “Bir yerde mücadele varsa, orada umut vardır. Kadınların desteğinin ve emeğinin olduğu her mücadelede başarı mutlaktır. Riha’da Nemrut’lara karşı İbrahim’ler kazanacak.”

Kaynak : MA

#Şenyaşar #ailesi #Rihada #Nemrutlara #karşı #İbrahimler #kazanacak

Rojhilat ve İran’da doktorlardan ortak eylem çağrısı

İran ve Rojhilat’ta eylemler devam ederken, son süreçte kız öğrencilerin zehirlenmelerine karşı doktorlar da ortak eylem çağrısında bulundu

Geçtiğimiz yıl Eylül ayında katledilen Kürt kadın Jîna Emînî’nin ardından İran ve Rojhilat kentlerinde başlayan halk ayaklanması devam ediyor.

Son olarak 2022’den bu yana özellikle kız öğrencilerin okuduğu okullarda sık sık zehirlenmeler yaşanırken, halk rejimin sorumlu olduğunu dile getiriyor.

NuJINHA’da yer alan habere göre, okullarda gerçekleşen zehirlenmelere tepkiler sürerken, dün eylem yapan bir grup sağlık çalışanı da kamuoyuna ortak eylem çağrısı yaptı.

Gerçek sebepler ortaya çıkarılmalı

İran Sağlık Sistemi Teşkilatı Yönetim Kurulu’na hitaben yapılan çağrıda doktorlar, bu olaylara müdahale edilmesi ve telafisi mümkün olmayan felaketlerin önlenmesi gerektiğini vurguladı. Doktorlar açıklamalarında “Ortak ekipler görevlendirerek gerçek sebepleri ortaya çıkarmak ve şüpheli ölümler gibi geçmişteki yanlış anlaşılmaları gidermek, olayı bilimsel ve net bir akıl yürütmeyle araştırmak tıp sistemimizin, sağlık ve tıp eğitimi ve adli tıp yetkililerinin görevi değil mi? Olayların nedenlerini çözüyor musunuz? Kızlarımızın eğitim merkezlerine yönelik bu zehirli ve seri saldırılar yarın daha yeni ve daha karmaşık yöntemlerle toplumun diğer kesimlerine de sirayet etmeyecek mi?” dedi.

HABER MERKEZİ

#Rojhilat #İranda #doktorlardan #ortak #eylem #çağrısı

Gazi Katliamı’nın sorumluları hiçbir zaman yargılanmadı

Gazi Katliamında asıl sorumluların hala yargılanmadığına dikkati çeken katliamı tanığı Ümit Doğan ve Hıdır Karataş, ‘İnsan öldürenler cezalarını çekmeliler. O günden bugüne kadar tüm katliamlarda adaletsizlikler devam ediyor’ dedi

Yadigar Aygün / İstanbul

Kürt ve Alevi yurttaşların çoğunlukla yaşadığı İstanbul Gazi Mahallesi’nde 12 Mart 1995 tarihinde çoğu polis kurşunuyla 22 yurttaş katledildi yüzlerce kişi ise yaralandı. Katliamın üzerinden 28 yıl geçmesine rağmen, katliamın asıl failleri ortaya çıkarılmadı yargılanmadı. Gazi Mahallesi’nde gerçekleşen katliamın faillerinin hala bulunmadığına dikkati çeken Gazi Mahallesi muhtarı ve katliamın tanığı Ümit Doğan, yaşadıklarını anlattı.

Doğan, “Biz Gazi Mahallesi’nde Alevi, Sunni, sağ sol ayrımı yaşamadık. Bütün komşular bir birine saygılı bir yaşam sürüyor. O dönemde bu birlikten beraberlikten rahatsız olanlar düğmeye bastı. Ben 14 yaşındayım. Kahveler tarandı. Halk öz savunma yapmak için sokağa çıktı. Halk ile asker ve polis karşı karşıya geldi. Rast gele halkın üzerine ateş açıldı. Özlem Tunç’u öldü diye çöp tenekesine attıklarını gördüm. Hasan Gürgen’in üzerinde beyaz gömleği vardı ölmüştü. Tahtanın üzerinde getirilmişti. Olaylar biraz yatıştığında gece halama giderken silah seslerini duydum. Cemevinin önünde arkadaşlarımız vurulmuştu. O süreçte gördüğümüz hep, taş, sopa, mermi kurşun… Çok can kaybedildi. Adem Albayrak sivil giyimli polis halkı taradı. Katliamın üzerinden 28 yıl geçti hala failler bulunmadı. Katliam hala faili meçhul. Çözülmedi. İnsanları öldürenler cezalarını çekmemeliler” dedi.

Gazi Mahallesi’nde gerçekleşen katliamın planlanmış, daha önceden hazırlanmış olduğunu söyleyen Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı (Gazi Cemevi) Başkanı Hıdır Karadaş, katliamda ağabeyinin yaralandığını söyledi. Türkiye’de gerçekleşen pek çok katliamı hatırlatan Karadaş, “Gazi katliamını anlamak için katliamın öncesine gitmek gerekiyor. Sivas Katliamı, Maraş katliamı, Çorum Katliamı, burada yaşanan katliamlar bir şekliyle o bölgede yaşan insanların göçertilme operasyonuydu. O katliamlardan sonra Sivas, Malatya, Maraş, Çorum ciddi manada boşaldı. O bölgelerin tamamı Alevi kesimi göçe zorlandı. O göç ile beraber insanlar kentlere geldi. Tanıdık eş dost genelde aynı bölgelere geldi. Gazi mahallesi de aslında böyle kuruldu. Gazi Mahallesi kurulurken tamamen dayanışmaya dayalı, tamamen imece usulüne dayalı gençlerin yeni gelenlere ücretsiz ev yapar teslim ederlerdi. Gazi halkı öyle dayanışma içindeydi. Bu birilerini rahatsız ediyorlardı. Gazi katliamından önce belirli karanlık odakların, güçlerin hazırlıkları vardı. Katliamından bir yıl önce toplum üzerinde korku psikolojisi yaratılıyordu. Halk üzerinde bir korkuyu salmak burada Alevi Sünni çatışması yaratmak gibi bir dertleri vardı. Katliamın perde arkası Gazi’den Türkiye’ye bir fotoğraf vermekti” dedi.

Karanlık güçler

Katliam olduğunda Sarıyer’de olduğunu ifade eden Karadaş, “Annem, babam, ağabeyim Gazi’deydi. Ağabeyim topuğundan vurulmuştu ve yürüyemiyordu. Katliamı öğrenince Gazi mahallesine geldim. İlk günler içeri giremedim. Etrafı çevirmişlerdi. Tamamen kitleyi provoke etmek için elinden geleni yaptılar. Karanlık, derin güçler, halkı bu katliamla birlikte Alevi-Sunni çatışması yaratarak halkları ayrıştırmak ötekileştirmek istedi. Aleviler ve Sünniler, birbirlerini korudular. Gazi’de yaşayan insanlar aydınlar, Aleviler Sünniler, devrimciler, demokratlar, bu senaryoya uymadılar. Karanlık güçler, bunu başaramadılar” diye belirtti.

Gazi katliamın üzerinden 28 yıl geçmesine rağmen hala asıl sorumluların yargılanmadığına dikkati çeken Karadaş, dava sürecinde pek çok hak ihlalinin yaşandığını vurguladı. Türkiye’de yaşanan katliamların cezasızlık politikasıyla sonuçlandığını belirten Karadaş, “Burada katledilen canlarımız için hak ve hukukun araması için elinden geleni yaptılar. 1-2 tane göstermelik sorumlu bulundu. Davanın üzeri örtüldü. Adaletsizliğin boyutunu bu davada görmüş olduk. Adalet var desek adalet kelimesine yazık olur. O günden bugüne kadar adaletsizlikler devam ediyor. Madımak, Çorum, Maraş, Dersim, Roboski, Ankara Gar Katliamında gerçekten asıl sorumlular hukukun önüne çıkarıldı mı? Bütün katliamların asıl sorumluların hiçbiri yargılanmadı” diye konuştu.

Karadaş, son olarak ise 12 Mart’a Gazi Katliamı için yapılacak anmaya çağrıda bulundu. Karadaş, “Her yıl olduğu gibi bu yılda Gazi Mahallesi’nde Saat 12:00’ de Cem evi önünde toplanıp canlarımızı anmasını yapacağız. Bütün canlarımızı anmamıza bekliyoruz. Bir daha böyle katliamların yaşanmaması için, bu ülkedeki demokrasinin hukukun, adalet dediğimiz olgunun açığa çıkarılması için birlik ve beraberliklerimizi için tüm canlarımızı anmamıza bekliyoruz” dedi.

#Gazi #Katliamının #sorumluları #hiçbir #zaman #yargılanmadı