Ana Sayfa Blog Sayfa 83

Kiel’de Kadına Yönelik Şiddete Karşı Faşizm Paneli: Birlik Vurgusu

Kiel – 28 Ekim 2025. Almanya’nın Kiel kentinde bulunan Alevitische Gemeinde Kiel e.V., faşizm ve kadın mücadelesini ele alan bir panel düzenliyor. Etkinlik, 7 Kasım 2025 Cuma günü saat 18:30’da Preetzer Str. 300 adresindeki Cemevi’nde gerçekleştirilecek.

PANELİN AMACI: Kadına yönelik şiddete karşı mücadele, evde, işte, sokakta devam ediyor. Bu mücadeleyi büyütmek ve dayanışmayı güçlendirmek için katılım çağrısı yapılıyor. “Aşk ile” ifadesiyle, bir arada olmanın önemi vurgulanıyor.

PANELİN İÇERİĞİ: Etkinlikte, faşist ve sağcı hareketlerin kadınlar üzerindeki etkileri ele alınacak. Dünyada artan saldırılar ve bu baskıların kadınlar üzerindeki etkisi tartışılacak. Soru şu: Kadın, erkek, LGBTI bireyler olarak birleşik mücadele nasıl güçlendirilebilir?

ETKİNLİK DAVETİ: Panel, herkesin katılımına açık ve katılım ücretsizdir. Kadın örgütleri, demokratik kurumlar ve duyarlı yurttaşlar etkinliğe davet edilmektedir.

Abdal Musa Cemi’ne Çağrı: “Canlar, Birlikte Olmanın Zamanı!”

Neumünster Alevi Kültür Merkezi, Abdal Musa’nın ışığında birlik olma çağrısını tüm canlara duyurdu. 8 Kasım 2025 akşamı düzenlenecek cemde, gönüllerin bir araya geleceği ve lokmaların rızayla paylaşılacağı bildirildi. Cemi yürütecek olan Dede Celal Keykubat ile Zakir Hüseyin Sağ, erkânın Alevi geleneğine uygun bir şekilde sürdürüleceğini belirtti.

Cemevi yönetimi, diaspora koşullarında inançsal birlikteliğin önemine vurgu yaparak, “Birliğimizi pekiştirmek için tüm canlarımızı cemevimize bekliyoruz” mesajını paylaştı. Bu çağrıyla birlikte, Alevi toplumu içinde dayanışma ve kardeşlik duygusunu güçlendirmeyi hedefliyorlar.

Abdal Musa, Alevi inanç geleneğinde derin bir yere sahip olup, Hacı Bektaş Veli’den sonra Anadolu’daki yol neferlerinin öncülerinden biri olarak kabul edilmektedir. Sevgiyi, paylaşımı ve rızalık düzenini esas alan anlayışı, onu Alevi yolunun manevi rehberlerinden biri haline getirmektedir.

Etkinlik, 8 Kasım 2025 tarihinde Neumünster Cemevi’nde (Altonaer Str. 12) saat 17:00’de gerçekleştirilecektir. Bu özel günde, tüm canların bir araya gelerek, inançlarını ve değerlerini paylaşmaları bekleniyor.

ATGB’den TELE1’e Destek: “Gazetecilik Suç Değildir!”

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB), TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın gözaltına alınmasına ilişkin açıklama yaptı.

ATGB, açıklamasında bağımsız medyaya yönelik baskılara dikkat çekerek Yanardağ’ın casusluk suçlamasıyla gözaltına alınmasının, basın özgürlüğüne açık bir saldırı olduğunu vurguladı.

ATGB Yönetim Kurulu adına konuşan Başkan Recai Aksu, şu ifadeleri kullandı: “Gazetecilik suç değildir. Merdan Yanardağ’ın gözaltına alınması TELE1’e, bağımsız medyaya ve Türkiye’nin demokratik kamuoyuna yönelik bir saldırıdır. Türkiye’deki gazeteciler yalnız değildir. Gazetecileri korkutamazlar, yıldıramazlar, sindiremezler. Merdan Yanardağ derhal serbest bırakılmalıdır.”

Aksu, Türkiye’de medyanın hükümet kontrolüne girdiği, bağımsız gazetecilerin susturulmaya çalışıldığı bir dönemde sessiz kalmanın mümkün olmadığını belirtti.

ATGB, açıklamasını şu sözlerle sonlandırdı:
“Gazetecilik suç değildir! Özgür basın susturulamaz!”

Köln’de Tele 1 ve Merdan Yanardağ’a Destek Çağrısı

Türkiye’de basına yönelik baskılara ve Tele1’e kayyum atanmasına karşı Avrupa’da da ses yükseliyor.
Tele1 ve Merdan Yanardağ ile Dayanışma Platformu, 1 Kasım Cumartesi günü saat 14.00’te Köln Dom Katedrali önünde bir basın açıklaması düzenleyecek.

Platform adına açıklama yapan gazeteci Mehmet Tanlı, “Tele1’e kayyum atanması, özgür basını susturma girişimidir. Bu karar hukuki olmaktan uzak, siyasi bir susturma hamlesidir. Amaç muhalif medyayı yok etmek” dedi.

Tanlı, Tele1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın casusluk suçlamasıyla tutuklanmasını da sert sözlerle eleştirerek, “Merdan Yanardağ asla bir casus olamaz. Bu bir kumpas ve iftiradır” ifadelerini kullandı.

Köln’deki etkinliğe; Alman ve Türk kökenli politikacılar, yazarlar, sanatçılar, gazeteciler ve sivil toplum temsilcileri katılacak.
Sanatçı İsmail Türker de etkinlikte sahne alarak dayanışma için türkü seslendirecek.

Platform, özgür basın, demokrasi ve dayanışma çağrısında bulunarak Köln ve çevresinde yaşayan tüm duyarlı yurttaşları eyleme katılmaya davet etti.

“Dayanışma yaşatır. Susmayın; susarsanız sıra size de gelir.”

Basın açıklaması:
Köln Dom Katedrali önü
Cumartesi, 1 Kasım 2025 – Saat 14.00
Tele1 ve Merdan Yanardağ ile Dayanışma Platformu – Avrupa

Kadriye Doğan: Aleviler, barışın öncüsü olma sorumluluğunu üstlenmeli

Kadriye Doğan, Alevi toplumunun Barış ve Demokratik Toplum sürecine güçlü bir destek vermesi gerektiğini vurguladı. Doğan, Türkiye’nin demokratikleşmesi ile Alevilerin ve tüm halkların özgürleşeceğini belirterek, “Alevilerin barışın öznesi olması gerekiyor,” dedi.

Demokratik Alevi Dernekleri Eş Başkanı Kadriye Doğan, PKK’nin güçlerini sınır dışına çekmesini tarihi bir gelişme olarak değerlendirdi. Barış sürecinin sadece Kürt sorunuyla sınırlı olmadığını, Alevilerin inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık mücadelesi açısından da önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti. Doğan, “Aleviler her zaman mazlumdan yana oldu; bugün de barıştan, eşitlikten, özgürlükten yana olma sorumluluğumuz var,” dedi.

Doğan, Alevi toplumunun maruz kaldığı baskı ve asimilasyon politikalarına da dikkat çekti. “Çocuklarımız zorunlu din dersleriyle ve ÇEDES programlarıyla Sünnileştirilmeye çalışılıyor. Bu, inancımızın özüne müdahaledir,” diye ekledi. Alevilerin komisyon tarafından dinlenme taleplerinin henüz karşılanmadığını belirten Doğan, bu durumun kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yayımladığı Demokratik Toplum ve Barış Deklarasyonu’nu önemli bir adım olarak değerlendiren Doğan, devletin de aynı samimiyetle adım atması gerektiğini söyledi. “Barış süreci sadece Kürtlerin değil, tüm halkların ve inançların özgürleşme sürecidir,” ifadesini kullandı.

Son olarak, Alevi toplumunun barış sürecindeki rolünü öne çıkaran Doğan, “Türkiye toplumu demokratikleşirse inancımızı özgün bir şekilde yaşayabiliriz,” diyerek tutsakların özgürlüğü ve demokratik siyasetin önünün açılması taleplerini yineledi.

BF Genel Başkan Yardımcısı Deniz Kasal’dan Flensburg Cemevi Açılışına Destek Mesajı

⌈Haber Merkezi⌉ Flensburg Alevi Toplumu’nun uzun yıllar emek vererek hayata geçirdiği yeni dergahın açılışı, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) tarafından güçlü bir dayanışma duygusuyla karşılandı.

Yeni Dergah Umut ve Dayanışma Mekânı Olacak

AABF Genel Başkan Yardımcısı Deniz Kasal, Pazar günü düzenlenen açılış törenine büyük bir mutlulukla katıldıklarını belirterek şu ifadeleri paylaştı: “Canlar, uzun süredir emek vererek hayalini kurdukları Cemevini gerçeğe dönüştürdüler. İnancın, dayanışmanın ve birliğin hayat bulacağı bu dergah, hepimize geleceğe dair güçlü bir umut verdi.”

AABF Üyeliği Süreci Gurur Yarattı

Açıklamada Flensburg Alevi Toplumu’nun AABF üyeliği için sürecin başlatılacak olmasının da ayrıca gurur verici olduğu vurgulandı. Kasal, dernek üyelerinin kararlılığına dikkat çekerek: “Birbirinden azimli ve yürekli üyelerle tanışmak bizleri derinden etkiledi. Gösterdikleri özveri ve heyecan, Flensburg’da güçlü ve köklü bir Cemevi temellerinin atıldığının en açık göstergesi.” dedi.

Başkan Murat Kurt’a ve Yönetimine Teşekkür

Kasal, Flensburg Alevi Toplumu Başkanlığı ve yönetiminin emeklerinden dolayı teşekkür etti. “Başta Başkan Murat Kurt olmak üzere tüm yönetim kuruluna emekleri ve özverileri için gönülden teşekkür ediyoruz. Hızır yoldaşları olsun.”

Ortak Değerlerle Büyüyen Bir Yolculuk

Açıklama, Alevi toplumunun birlik ve dayanışma içindeki büyüyen örgütlülüğünün altını çizerek şu sözlerle son buldu: “Flensburg Alevi Toplumu’nu yürekten kutluyor, ortak değerlerimizle büyüyen bu yolculukta birlikte yürümenin heyecanını paylaşıyoruz.”

, sevgiler

Continue Reading AABF Yöneticisi Gülay Kurtyiğit: “Heidenheim Cemevimizin 30 Yılı Emeğin ve Sevginin Adıdır”Next PSAKD’den Sındırgı Depremi Sonrası Geçmiş Olsun Mesajı

Kaynak: alevihaberagi.com

Kadına Yönelik Şiddete Karşı Farkındalık Paneli Gustavsburg’da Yapılacak

Gustavsburg Cemevi Kadınlar Birliği ve Almanya Alevi Kadınlar Birliği (AAKB), 28 Kasım 2025 tarihinde kadına yönelik şiddetle mücadele konusuna dikkat çekmek amacıyla bir panel düzenliyor. Etkinlikte kadın hakları, toplumsal eşitlik ve dayanışma temaları öne çıkacak.

Etkinlik duyurusunda, kadına yönelik şiddetin sadece bireysel bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal bir yara olduğuna vurgu yapıldı. “Bu yarayı birlikte sarmak, farkındalığı artırmak ve dayanışmayı büyütmek için bir araya geliyoruz” denildi.

Panelde, siyaset, hukuk ve kadın örgütlenmesi alanlarından önemli isimler yer alacak. Konuşmacılar arasında sendikacı ve yazar Yaşar Seyman, DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, Avrupa Alevi Kadınlar Birliği Başkanı Leyla Solmaz, Almanya Alevi Kadınlar Birliği Genel Başkanı Özgür Demir ve AAKB Yönetim Kurulu Üyesi Funda Likoğulları bulunuyor.

Etkinlik, 28 Kasım 2025 Cuma günü saat 18.00’de Kreis Gross-Gerau (Gustavsburg) Cemevi’nde gerçekleştirilecek. Düzenleyici kurumlar, toplumsal dayanışmayı büyütmek amacıyla herkesi bu anlamlı etkinliğe katılmaya davet ediyor.

“Kadına Şiddete Hayır” çağrısı yapan düzenleyiciler, farkındalığı artırmak ve mücadeleyi büyütmek için toplumun tüm kesimlerini bir araya gelmeye teşvik ediyor.

Unutkanlık ve Ölüm Arasındaki İNSAN – MİROV ERDOĞAN YALGIN

Dil, insanların kendi aralarında geliştirdikleri en güçlü ortak değerdir. Dilin kökleri üzerinden insanın var oluşunu gözlemlemek, oldukça zihin açıcı bir etkinliktir. Ağızda çıkan kelimeler, öylesine-boşa söylenmemiştir. Sözcüklerin anlamını bilerek konuşmak, onlara yeni boyutsal anlamlar katmak, büyük bir erdemliliktir. Bu makaleme konu edindiğim İnsan, dilsel açılardan hem “unutkanlık” ve hem “ölümlülük” ekseninde, bizlere derinlikli bir felsefi kapıyı aralamaktadır. Ol kapının eşiğine varmak, ölümle unutulacağını bildiği halde yaşama tutunan insanın, baş edemeyeceği mecburiyetindendir. İlerleyen satırlarda da anımsanacağı gibi dilsel manalarda “insan” sözcükleri, dil-felsefe ilişkisine farklı bir bakış açısı getirmektedir.

Nisyan olan İnsan

Arapçada “ins ve insan” sözcüğü, “nisyan” kökünden türemiştir. Nisyan, “unutmak” anlamına gelir. Dolayısıyla, insan kelimesinin kök anlamı “unutkan varlık” tır. Bu dilsel köken, insanın doğasına dair gizemli bir tespiti içinde barındırır. İnsan, “hatırlamaya çalışan“ ama aynı zamanda “unutmaya mahkûm“ bir varlıktır. Unutmak, insanın doğasalıyla yakından alakalıdır.

Türkçedeki “İnsan nisyan ile malûldür” sözü de bu anlamı sürdürür. Ata sözünde geçen ”ile“ bağlacı, öz Türkçe olup, ”bile, beraber“ anlamına gelmektedir. Malûl kelimesi, yine Arapçadan Türkçeye geçmiştir. Açık  ifadesiyle “hastalıklı, kusurlu, eksikli” anlamlarını taşır. “Malûlen emekli” veya “malûl maaşı” gibi deyimlerde de görüldüğü üzere, malûl sözcüğü, bir tür “yoksunluğa, işlev kaybına” Alzheimer’e işaret eder. Alzheimer hastalığı, insana bulaşan en acımasız kötülüktür. Bu bağlamda “İnsan nisyan ile malûldür” atasözü, “insan hafızası kusurludur. Unutkanlık, onun doğasındaki en büyük eksikliktir” benzeri anlamları ifade eder.

Mirov mirinbar e < İnsan ölümlüdür

Kürtçede insan kelimesi “mirov” sözcüğüyle karşılanır. Mirov, aynı zamanda “insan evladı” anlamına gelir. Ondan türeyen “mirovati” ise “insanlık” anlamını içerir. Mirov kelimesinin kökü olan “mirin” sözcüğü, “ölüm” demektir. Böylece mirov yani insan, kök anlamı itibariyle bir “ölümlü varlık” tır. Kürtçedeki “Mirov mirinbar e” < İnsan ölümlüdür ifadesi, bu felsefi hakikati dile getirir. Buna karşılık “Mirov nemir nîne” < Ölümsüz insan yoktur sözü, insanın faniliğini kesin bir yargı olarak ortaya koyar. İnsan “fani olan-ölen” ama aynı zamanda “yaşama tutkuyla bağlı” tek canlı varlıktır.

Ölümün diğer adı: Hafıza kaybı

Bu iki dildeki (Arapça, Kürtçe) İnsan üzerindeki sözcüklerin köken bilgisi, “insanın iki yönlü yok oluşuna” işaret eder: Arapçada nisyan, insanın “manevi ölümünü”, yani hatırlama yetisini yitirmesini kastederken; Kürtçedeki mirin ise insanın “fiziksel ölümünü” bize anlatır.

Böylece insan, bir yandan unutmanın karanlığında ”ruhsal bir ölüme“ sürüklenirken, diğer yandan ”bedensel faniliğiyle“ dünyadan yok oluşu, yaşamdan kopuşu anlatır. Nitekim “İnsan, hem “ölen” hem “unutan” bir varlıktır.” Unutmak, ölmenin bir tür içsel başlangıcıdır. Ölmek ise unutmanın son hali, biçimidir. Her iki eş anlamsal boyut, ”insan“ denen o kutsal canlı varlık içindir. Aslında İnsanın kendisi, başlı başına bir diğer insan için müthiş bir aynadır. Mühim olanı, o aynaya iyi tarafından bakmak ve gördüğünü anlamaktır.

İnsan, ölüm karşısında belki çaresizdir ama, hafızasına sahip çıkması açısından da aslında çok güçlüdür. Dolayısıyla hafızasını korumak, onun varlık nedenidir. Zira hafıza kaybı, aslında ölümden de beterdir. Ayakta ölümü ifade etmektedir. Hele hele toplumsal hafıza kaybı, kayıpların en değerlisidir. Yerine yenisini koymak, neredeyse imkansızdır. Hafızalarını kaybeden toplumlar, tarih sayfalarında, coğrafi haritalarda, dilsel iz düşümlerde, dahası zamansal ve mekânsal alanda silinmektedir. Bunun en yalın hali, yok olup ölmek demektedir. Nisyan olmak, mirin olmakla eş değerdir. Ölüm, acı bir hakikattir.

Hak ile kalın!

Kadınlar; Özgür Bilincin, Rızanın Ve Hakikatin Taşıyıcılarıdır CELAL FIRAT

Ocakta elini taşın altına koyan, meydanda sözüyle niyaz eden, lokmayı pay eden, suskunluğu öğretiye dönüştüren kadınlar. Onun direnişi; var olmakla sürer, onun inancı, ezberle değil, yaşamakla güçlenir. Aşkı, adaleti ve eşitliği yeryüzünde yeniden kuran, hem ateşin içinde yanmadan duran hem de sözüyle ateşi tutuşturan hakikat taşıyıcısı Analarımız.

Alevi kadını, içinde yaşadıkları toplumun kültürel, inançsal ve tarihsel koşullarını yaşam öykülerine ve sözlü anlatılarına taşımaktadır. Alevi inanç geleneğimizde kadın; yalnızca toplumsal bir varlık değil, ruhsal bütünlüğün, eşitliğin ve “can” olma bilincinin de temsilcisidir.

Kadın, hakikat yolunun eşit talibidir; cem erkânında, semahın döngüsünde ve sözün kudretinde erkekle aynı dairede yer alır. Bugün Alevi kadını, bir yandan inanç yolunun kadim değerlerini koruma, diğer yandan modern dünyanın kimlik dayatmalarına karşı kendi özünü savunma mücadelesi vermektedir.

Bu ikili durum, Alevi kadın anlatılarında, deyişlerde, nefeslerde, ritüel hikâyelerinde derin bir içsel tepki olarak da karşımıza çıkar. Alevi Kadını hem toplumsal baskılara hem de asimilasyon süreçlerine karşı direnirken; inanç özündeki “eşitlik, rıza, aşk ve yol kardeşliği” ilkelerini yaşatma gayretindedir. Böylece Alevi kadını, modern dünyada sadece bir inanç temsilcisi değil, aynı zamanda toplumsal belleğin taşıyıcısı ve direnişin sembolü hâline gelmiştir.

Yüzyıllardır inancın sözlü aktarımının en güçlü taşıyıcısı kadındır. Onun sesi, yalnızca bir bireyin değil, bir inanç dilinin, bir hafızanın ve bir toplumsal vicdanın sesidir. Deyişler, nefesler, ağıtlar ve cem erkânlarında söylenen sözler aracılığıyla Alevi kadını, dilsel sürekliliğin ve kültürel kimliğin korunmasında temel rol üstlenmiştir.

Onun tavrı bir inanç beyanı, bir direniş biçimi ve bir varoluş ifadesi olmuştur. Dolayısıyla “zaman yerine dilimizin taşıyıcısı da” kadınlardır.

Özgür konuşmak ve düşünmek  kadının gönlünde yankılanan hakikat sesidir; çocuklarına, topluma ve ceme bu sesi aktararak inancı diri tutar. O, ana dilde söylenen her nefeste öğretinin canlı kalmasını sağlar; çünkü kadının dili, yolun hafızası, hakikatin dilidir.

İletişim aracından çok inanç, hafıza ve kimlik alanı olan anadil; yüzyıllar boyunca baskıya, inkâra ve asimilasyona rağmen varlığını koruyan bir direniş biçimidir. Ve ana dil; itaatin değil, özgürleşmenin dilidir.

İnancımızda her deyiş, her nefes, her dua; bireyin yalnızca Tanrı’yla değil, aynı zamanda kendi varlığıyla kurduğu bağın ifadesidir. Dildeki her kelime, canı “ben”ini toplumsal ve ruhsal olarak özgürleştirir. Onu başkasının hükmünden, tanımından kurtarır. Çünkü gerçek özgürlük, başkasının diliyle değil, kendi diliyle konuşabilme cesaretidir.

Kutsalın taşıyıcısı olan ana dilin asimilasyona uğraması, sadece bir iletişim aracının değil, bir hakikat yolunun eksilmesidir. Yok olduğunda özgür bilinç, rıza ve eşitlikte yok olur.

Kürtçe İbadet İçin Yola Çıkan DAD: Unutulan Dillerin Sesi

DAD yönetimi, Kürt dil mücadelesi için “anadilde ibadet” yürütme önerisini gündemine aldı. Dernek yöneticisi İmam Şenol, “Anadilde eğitimin olmadığı yerde Kürtçe’nin yaşatılması mümkün değildir” diyerek, devletin bu konuda adım atması gerektiğini vurguladı. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başlamasıyla ana dil sorunu da gündemdeki önemli talepler arasında yer aldı. Kürtçe üzerindeki yasakların kaldırılmasının, Kürt sorununun çözümünde kritik bir adım olacağı ifade ediliyor.

15 Ekim’de Van’da gerçekleştirilen “Kürt dil mücadelesi için strateji ve politikalar çalıştayı”nda, cemevlerinin Kürtçenin korunması için önemli bir mücadele alanı olduğu belirtildi. Çalıştayda, inanç kurumlarına yönelik “Kürt düşmanı politikalara karşı durulacak” kararı alındı. İmam Şenol, çalıştaya katılan tek Alevi kurumu olduklarını hatırlatarak, anadil konusunda büyük bir hassasiyet taşıdıklarını ifade etti.

Şenol, anadil konusunun sorun haline getirilmesinin kabul edilemez olduğunu belirtti. “21. yüzyılda hâlâ ‘Kürtçe serbest olacak mı?’ tartışmaları var. Artık bu süreçle birlikte bir şeyler yapılmalı” diyen Şenol, anadil eğitiminin olmaması durumunda Kürtçe’nin yaşatılmasının mümkün olmadığını vurguladı. Aileler evlerinde Kürtçe konuşsalar da, eğitim dili Türkçe olunca bu dilin yaşama şansı kalmadığını dile getirdi.

Demokratik Alevi Derneği olarak, Kürtçe’nin konuşulması için daha fazla çaba göstereceklerini belirten Şenol, cenaze erkanlarının Kürtçe yürütülmesi gerektiğini ifade etti. “Cemevlerinde Kürtçe ibadet, artık bir zorunluluk haline gelmiştir” diyen Şenol, özellikle Kırmançkî lehçesinin yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu vurguladı. “Ana dilde cem yürütülmesi çok önemlidir. Bunu mutlaka yapacağız” şeklinde konuştu.