Ana Sayfa Blog Sayfa 845

Abdullah Öcalan için yeni avukat görüş başvurusu

Asrın Hukuk Bürosu avukatları, 23 ayı aşkın süredir haber alamadıkları müvekkilleri PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşme talebiyle Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ve İmralı Cezaevi Müdürlüğü’ne başvurdu

Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından İbrahim Bilmez, Newroz Uysal, Mazlum Dinç ve Cengiz Yürekli, İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ağır tecrit koşulları altında tutulan ve 23 ayı aşkındır kendisinden haber alınamayan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ve İmralı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’ne başvurdu.

Avukatların, Abdullah Öcalan ile görüşmek için haftada iki kez yaptığı başvurulara olumlu ya da olumsuz bir cevap verilmezken, son dönemde ise PKK Lideri ve diğer tutsaklar Veysi Aktaş, Hamili Yıldırım ve Ömer Hayri Konar’a verilen “disiplin cezaları” ile “avukat görüş yasakları” gerekçe gösterilerek görüşler engelleniyor.

HABER MERKEZİ

 

 

#Abdullah #Öcalan #için #yeni #avukat #görüş #başvurusu

İran’da kimyasallı saldırılarda 4 çocuk hayatını kaybetti

İran’da okullara yönelik süren kimyasal gaz saldırılarında 4 çocuk yaşamını yitirdi

İran’da kız çocuklarının eğitim gördüğü okullara kimyasal gaz atılmaya devam ediyor. 30 Kasım’dan bu yana Rojhilat ve İran kentlerinde özellikle kız öğrencilerin eğitim gördüğü okullara yönelik başlayan ve 33 kentte gerçekleşen kimyasal gaz saldırısında birçok öğrenci zehirlendi.

Saldırıları henüz kimin gerçekleştirdiği ve kullanılan kimyasallara dair net bir bilgi edinilemezken, saldırılarda en ez bin öğrencinin zehirlendiği belirtiliyor. Son olarak edilen bilgilere göre, kimyasal saldırı sonucu Karin Alamdari isimli çocuk ile birlikte toplam 4 çocuk hayatını kaybetti.

DIŞ HABERLER

#İranda #kimyasallı #saldırılarda #çocuk #hayatını #kaybetti

Bahçeli kendinden bekleneni yaptı: ‘Milli duruş’ diyerek ırkçılara selam gönderdi

Devlet Bahçeli, Amedspora yönelik ırkçı saldırıyı sahiplenerek ‘Amed diye bir yer yok. Bursa taraftarını selamlıyorum’ dedi

Partisinin grup topolantısında konuşan MHP Genel başkanı Devlet Bahçeli, geçtiğimi günlerde oynanan Bursaspor-Amedspor maçına ilişkin yorumlarda bulundu.

JİTEM elemanı Mahmut YIldırım ve Beyaz Toros resmi açılan maça ilişkin “Bize göre Amed diye bir yer yoktur, Amedspor’dan da bahsedilemeyecektir. Bursa taraftarını selamlıyorum” dedi. Bahçeli’ye göre ırkçı saldırılar milli duruşu temsil ediyor.

Bahçeli’nin ifadeleri şöyle:

“Geçtiğimiz hafta sonu Bursaspor ve Diyarbakırspor arasında oynanan futbol müsabakası esnasında tribünlerden sallanan görsellerin sporun ahlak ve doğasına aykırı olduğu hepimizin malumdur. Bize göre Amed diye bir yer yoktur, Amedspor’dan da bahsedilemeyecektir. Bursaspor taraftarlarını buradan selamlıyorum, milli duruşlarından dolayı tebrik ediyorum. Bölücülerin stadyumu tahrik etmesi bir defa cinayettir, rezaletti. Kürt kökenli kardeşlerim başkadır, bölücü teröristler başkadır. Düşmanlık tohumu ekmeye çalışan kim varsa koparılması gereken çıban başıdır.”

HABER MERKEZİ

#Bahçeli #kendinden #bekleneni #yaptı #Milli #duruş #diyerek #ırkçılara #selam #gönderdi

Asbest kanser vakalarını artırabilir

Mereş merkezli depremlerin ardından oluşan enkazlarda açığa çıkan asbest, başta kanser olmak üzere bir çok hastalığa davetiye çıkarıyor

Mereş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen ve 11 ili etkileyen depremlerin ardından toplum sağlığını ve ekolojiyi de etkileyen çeşitli sorunlar gündeme gelirken bunlardan biri de 2010 yılından bu yana kullanımı yasaklanan asbestin, yıkımdan dolayı ortaya çıkması oldu. İnsan ve doğa yaşamı üzerindeki olumsuz etkileri olan maddenin yoğun miktarda bulunduğu enkazların gerekli önlemler alınarak kaldırılmaması ve yaşam alanlarına yakın yerlere götürülmesi, hem solunan havayı hem de tüketilen suyu tehlikeli hale getiriyor.

Yaşanan sorunlara dair deprem bölgesinde gözlemlerde bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ekoloji Komisyonu üyesi Menekşe Kızıldere Jinnews muhabiri Rozerin Gültekin’e değerlendirmelerde bulundu.

Limandaki yangın zehirli gaz saldı

İktidarın yıllardır ne doğayı ne de insanı merkezine almadan yürüttüğü politikaları hatırlatan Kızıldere, iktidarın ülkeyi bir şirket yönetir gibi yürüttüğünü, uyguladığı politikaların ise rant amaçlı olduğuna işaret etti. Deprem sırasında ayrıca İskenderun limanında çıkan yangın başta olmak üzere çok sayıda yangının da yaşandığını anımsatan Kızıldere, günlerce müdahale edilmeyen yangınlardan çıkan zehirli gazların atmosferi olumsuz olarak etkilediğini ve bu gazların yağmurla birlikte yeryüzüne indiğini belirtti.

Enkaz kaldırılırken asbeste dikkat edilmiyor

İnşaat yapımında kullanılan ve yıkım sırasında fazla miktarda ortaya çıkan asbestin insan ve doğaya zararlı olduğunun altını çizen Kızıldere, tüm bunlara karşı enkaz kaldırma işlemleri sırasında bu hususların göz önüne alınmamasına ve enkazların yaşam alanlarına yakın yerlerde toplanmasının yaratacağı sorunlara dikkat çekti.

Asbestin özellikle eski yapılarda lifli yapıda bulunan bir silikat minarelidir ve izolasyon malzemesi olarak kullanıldığına dikkat çeken Kızıldere, “Asbest solunumla akciğere ulaşan başta kanser olmak üzere birçok sağlık sorununa yol açabilen ve kullanılması yasaklanmış bir malzemedir. Maalesef kullanımı Türkiye’de 2010 yılında kesin yasaklanmış olan asbest depremde yıkılan binalarla birlikte solunabilir durumda açığa çıkmıştır. Deprem bölgesinde tüm iller yıkım sebebi ile yoğun bir toz bulutunun içinde kalmıştır. Maalesef bu kanserojenin tüm bölgede yaygınlaşmış olduğu çok kuvvetli bir ihtimaldir. Enkaz kaldırma ve yıkım sırasında asbestin toz şekilde açığa çıkıp solunmaması için tüm yıkıntılarda asbest analizlerinin yapılması ve yıkım ve enkaz kaldırmanın uygun teçhizatlarla, izolasyon içinde yapılması gerekmektedir” diye konuştu.

Kanser vakaları artabilir

Enkaz kaldırma ve yıkım sürecinin doğru işletilmediğinin dile getiren Kızıldere, yıkımı gerçekleştiren ekiplerde asbesti engelleyecek maskeyi dahi görmediklerini söyledi. Kızıldere, önlemler alınmadığı takdirde deprem bölgelerinde kanser vakalarının artabileceği tehlikesine işaret ederek, “Asbest suya da karışabilen bir maddedir. Yer altı ve yer üstü su varlıkları da asbestle kirlenmiş olma tehdidi altındadır. Deprem bölgesindeki su varlıklarının da analizlerinin yapılması gerekmektedir” diye uyarıda bulundu.

‘Hatay’da yıkıntı hafriyatlar tarım alanlarına yığılıyor’

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın “7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun” kapsamına işaret eden Kızıldere, kanuna göre gerekli çevre güvenliğinin sağlanacağını, yıkıntı atıklarının ise belirlenecek hafriyat döküm sahalarına taşınacağını iddia etmesine rağmen buradaki süreçte hukuka bağlı kalınmadan yürütülmesini eleştirdi. Menekşe, HDP Ekoloji Komisyonu olarak depremin 16’ncı gününde tüm bölgeyi ziyaret edip gözlem yaptıkklarını ancak yıkım hafriyatının taşındığı bölgeler gelişi güzel seçildiğini söyledi. Hatay’da yıkıntı hafriyatının tarım alanlarına yığıldığını gözlemlediklerini söyleyen Kızıldere, “Maraş, Malatya arasında bu hafriyatın su varlıklarına yakın bir şekilde yığıldığını gözlemledik. Bu hafriyatın bu şekilde yönetilmesi tıpkı Çernobil sonrası artan kanser vakaları gibi tüm bölgede bir kanser bakımından bir Çernobil etkisi yaratabilir” sözleri ile olası tehlikelere işaret etti.

Gelecek nesillere borcumuz yeni yaşamı kurmak

Bundan sonraki süreçte izlenecek yol ve HDP Ekoloji Komisyonu olarak alacakları rol hakkında konuşan Kızıldere, doğa ve yaşam düşmanı olan düzene son verilmesi gerektiğinin altını çizerek şunları söyledi: “Artık bu ülkede kentler kurulurken ve yönetilirken ele alınması gereken en önemli etken deprem gerçeğidir. Kontrolsüz inşaat deliliğine son verilmesi gerekmektedir. Doğanın sınırlarına saygılı yaşam kalitesini önceleyen kentleşme en önemli hedef olmalıdır. Bu felakette kaybettiklerimize ve gelecek nesillere borcumuz bu yeni yaşamı kurmaktır.”

 

#Asbest #kanser #vakalarını #artırabilir

Kadın özgürlükçü ve ekolojik bir yaşam örülüyor

Hatay’da kolektif bir emekle depremzedelerin yaralarını saran kadınlar, ekolojik ve kadın özgürlükçü bakışına sahip bir yaşamı inşa ediyor

Depremin etkisini en yıkıcı biçimde hissettirdiği Hatay’da, engellemelere rağmen Sevgi Parkı ve Sabri Emlak’ın bulunduğu alanlarda dayanışma ağı örülüyor. Bu ağlarda Özgür Kadın Hareketi (TJA) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi, bulundukları alanlarda kadın ve çocuklar için canla başla çalışıyor.

Kadınların kolektif emeği

Kadınlar, gece geç saatlere kadar hem kırsal mahalleler, hem de kendi komün alanları için hijyen kitleri ve diğer temel ihtiyaçları paketliyor. Her gün farklı mahallelere doğru yola çıkan kadınlar, hemcinslerinin ihtiyaçlarını karşılıyor. Kimi elbise dağıtırken, kimi yemek yapıyor, kimi çocuklarla oynuyor kimi de psikolojik olarak destek sunuyor. Gece nöbeti de tutan kadınlar, yaktıkları ateş etrafında yeni yaşamın hangi temeller üstüne nasıl kurulacağı yönde tartışmalar yürütüyor.

Onlara dokunuyor temas ediyoruz

Hatay’da yaraları saran yüzlerce kadından biri olan TJA aktivisti Figen Ovat, alana geldiklerinde özgün alanları olmadığını ve hemen bunun için işe koyulduklarınıi kolektif olarak özgün bir alan yarattıklarını söyledi. Kadınların sadece ihtiyaçlarını karşılamadıklarına dikkat çeken Ovat, “Onlara dokunuyor, temas ediyoruz. İletişim bağı kuruyoruz. Neredeyse bir haftadır buradayım, yaklaşık 500 kadınla temas ettim. Dayanışma malzemeleri temin etmekten ibaret değil, moral verme, sohbet etme de dayanışmanın bir parçası. Sadece çayımızı içmek ve sohbet etmek için gelen kadınlar da var. Kadınlar özgün alanlarda kendilerini daha iyi ifade ediyorlar. Çok sevgi dolu bir enerji alıyoruz birbirimizden” diye konuştu.

Ortak bir yaşam örüldü

Her alanda olduğu gibi deprem bölgesinde de kadınlarının öz gücünün ortaya çıktığına işaret eden Ovat, bu alanın yaratılmasında en büyük öznenin kadınlar olduğunu, kadınların birlikte bir yaşam ördüğünü söyledi. Hatay’da ortak bir yaşamın örüldüğünün altını çizen Ovat, “Dayanışma hem ekolojik, hem de kadın özgürlükçü bir yaşam örneğini bize gösteriyor. Geldiğimizden beri bu ortak yaşam alanında para harcamıyoruz, ihtiyaçlar dayanışma ile karşılanıyor. Bu da yeniden doğaya dönüşün ve yeniden birbirimizle iletişimin gücü oluyor. İletişimde olmayı yeniden öğreniyoruz. Bu sürekliliği olan bir süreç ve dolayısıyla bu sürece uzun soluklu bakmak gerekiyor. Bu şehri yeniden inşa etmek için burada kadınlarla dayanışarak, demografik yapının da değişmesine müsaade etmeden ortak ekolojik bir yaşam alanını inşa etmek istiyoruz” diye konuştu.

Kaynak: MA / Eylem Akdağ

 

#Kadın #özgürlükçü #ekolojik #bir #yaşam #örülüyor

Suriyeli depremzedeler kayıplarını arıyor

Suriyeli depremzedeler Whatsapp üzerinden ‘Kayıp İnsanları Bulma’ grubu kurdu. Kayıpları bulmaya çalışıyor

Mereş merkezli depremin ardından hala birçok depremzede, yakınından haber alamıyor.

Depremzedeler deprem sonrası kayıplarını bulmak için birçok yola başvururken, yakınlarından haber alamayan Suriyeli mülteciler de sanal medya hesapları ve Watsapp grupları üzerinden çeşitli çağrılar yaparak, yakınlarını arıyor.

MA’dan Hamdullah Yağız Kesen’in haberine göre Suriye’deki savaştan ötürü 5 yıl önce Humus’tan Türkiye’ye gelen Bedir el Derviş ve Badr Aldarwesh Whatsapp üzerinden “Kayıp İnsanları Bulma” grubu kurdu. Bu gurup sayesinde birinci derece yakınlarını bulan iki Suriyeli daha sonra 8 kişilik bir ekiple kayıpları ailelerine ulaştırmaya çalışıyorlar.

Kimsesiz cenazeler var

Depremde yakınlarından bilgi alamadıkları için 8 kişiyle beraber Whatsapp üzerinden “Kayıp İnsanları Bulma” grubu kurduklarını anlatan Derviş, kayıpları hastanelerde ve adliyelerde aramaya başladıklarını ifade ederek, bu şeklide kayıp kişilerin ailelerine ulaştıklarını, kayıplar arasında hem çocuk hem de yetişkinlerin olduğunu dile getirdi. Derviş, ayrıca çok fazla kimsesiz cenaze bulunduğunu, onların da yakınlarına ulaşmaya çalıştıklarını belirtti. .

Irkçı saldırılar

Badr Aldarwesh da, deprem sonrası ırkçılığa maruz kaldıklarını belirterek, tüm saldırılara rağmen hem Suriyeli hem de Türkiyeli kayıpları ailelerine, yakınlarına ulaştırmayı amaçladıklarını belirtti.

Aldarwesh, şimdiye kadar 150 kişiyi ailesine kavuşturduklarını ifade ederek, kayıpların bulunması için çalıştıklarını, devletin de kendilerine yardımcı olması gerektiğini belirtti.

ADANA

#Suriyeli #depremzedeler #kayıplarını #arıyor

Hataylı kadınlar: Hatay’ı terk etmeyeceğiz

Çadır, hijyen ve su ihtiyacının önemli bir sorun olduğu Hatay’da depremzedeler, yaşanan her zorluğa rağmen Hatay’ı terk etmeyeceklerini söyledi

Hatay’ın Defne ilçesine bağlı Toygarlı ve Maşukiye mahallerinde yaşayan kadınlar, evleri hasarlı olduğu için çadırlarda yaşam mücadelesi verirken bir yandan da açlığa rağmen Hatay’ı terk etmeyeceklerini söylüyorlar. Çadırlarda 10 kişiden fazla insan barınırken kadınların en büyük ihtiyacı ise hijyen kitleri ve su olarak görülüyor.

Hiçbir yere gitmeyeceğim

Maşukiye Mahallesi’nde yaşayan Cida Taktuk, deprem nedeniyle hayatlarının değiştiğini ve artık çadırlarda yaşadıklarını, bebek, hasta sayısının fazla olduğunu belirtti. 7 kişi aynı çadırda kaldığını söyleyen Taktuk, yaşam koşulları gittikçe ağırlaşsa da burada kalacağını belirterek; “Burada kalacağım, burada öleceğim, hiçbir yere gitmeyeceğim. Devlet ister baksın, ister bakmasın. Gerekirse ot yiyeceğim, burada öleceğim” dedi.

En büyük ihtiyaç hijyen ve su

Toygarlı Mahallesi’nde yaşayan Nursel Sümer de, bir çadırda 12 kişi ile kalıyor. Çadırların gönüllüler tarafından verildiğini söyleyen Sümer, çadır sayısı az olduğu için 12 kişinin aynı çadırda kaldığını, su olmadığı için depremden bu yana sadece iki defa banyo yapabildiklerini söyledi. Sümer, en büyük ihtiyaçlarının hijyen ve su olduğunu, çünkü havaların ısınması ile haşerelerin ortaya çıktığını belirtti.

Burayı terk etmek istemiyoruz

Kızının üniversite hazırlık sürecinde olduğunu belirten Sümer, “Kızım üniversiteye hazırlanacak. Çocuklarımın eğitim görmesini istiyorum. Ama imkanımız yok dışarı çıkmaya ve burayı da terk etmek istemiyoruz. Evimiz her şeyimiz burada. Burayı bırakmak gerçekten çok zor” diye konuştu.

Haber: MA / Eylem Akdağ

 

#Hataylı #kadınlar #Hatayı #terk #etmeyeceğiz

İşkence sonucu kaburgaları kırıldı: 250 bin lira ameliyat parası isteniyor

Wan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde gardiyanların işkencesi sonucu 2 kaburgası kırılan tutuklu Ahmet Kaya’nın ameliyatı için ailesinden 250 bin TL isteniliyor

Colemêrg’te (Hakkari), 2014 yılında “tehlikeli maddeleri izinsiz bulundurma ve el değiştirme” ve “örgüt üyeliği” suçlamasıyla gözaltına alınıp tutuklanan Ahmet Kaya’ya, hakkında açılan davada 15 yıl hapis cezası verildi. 9 yıldır tutuklu olan Kaya’nın kaldığı Wan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndeki koğuşa 4 ay önce baskın yapıldı. Koğuş baskınında 15 kişilik gardiyan tarafından kaburgaları kırılan Kaya, gördüğü işkencenin ardından Wan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden Erzurum Dumlu 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sevk edildi.

Dumlu Cezaevi’nde tek kişilik hücrede tutulan Kaya’nın annesi Hüzeyca Kaya, aylardır çocuğunu görmediğini ve büyük bir endişe içerisinde olduğunu söyledi.

İşkenceye uğradı

Anne Kaya, “Oğlumla 4 ay önce telefon görüşmesi gerçekleştirirken gardiyanların gece yarısı koğuş baskını yaptığını ve baskında koğuş arkadaşı ile darp edildiklerini söyledi. Gardiyanların yaptığı işkence sonrası oğlumun kaburgaları kırılmış. Diğer koğuşlarda bulunan tutukluların tepki göstermesi ile gardiyanlar işkenceyi sonlandırmış. Oğlum hastaneye kaldırılmış ve raporda 2 kaburgasının kırıldığı kaydedilmişti. Yaşanan işkence sonrası oğlum Erzurum Dumlu 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sürgün edildi” diye konuştu.

250 bin lira istediler

Oğlunun nefes darlığı, diş eti sorunu, kemik erimesi ve mide rahatsızlıklarının olduğunu dile getiren Kaya, “Kırılan kaburgaları için de ameliyat olması gerekiyor. Cezaevi yönetimi oğlumdan Ankara’da yapılacak ameliyat için 250 bin TL para istiyor. Ben bu kadar parayı nerden getireyim? Hem oğlumu darp ettiler, kaburgalarını kırdılar, hem de bizden para istiyorlar” ifadelerini kullandı.

Oğlunun Erzurum’a sevk edilmesi ile birlikte ekonomik sorunlardan kaynaklı aylardır görüşüne gidemediğini kaydeden Kaya, “Aylardır oğlumun ne durumda olduğunu bilmiyoruz. Oğlumun sağlık durumundan endişe duyuyoruz. Yaşadığı nefes darlığından kaynaklı doktor tarafından verilen ilaçları kullandıktan sonra bizimle konuşabiliyor” dedi.

HABER MERKEZİ

 

#İşkence #sonucu #kaburgaları #kırıldı #bin #lira #ameliyat #parası #isteniyor

Demirtaş Sancar’ın sözünü paylaştı, Kılıçdaroğlu’na çağrı yaptı

Selahattin Demirtaş, Mithat Sancar’ın sözlerini paylaşarak Kılıçdaroğlu’na seslendi: Kendisini HDP’ye bekliyoruz

Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edilen Kemal Kılıçdaroğlu’nu tebrik etti.

Demirtaş’ın Twitter hesabından HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın “Sayın Kılıçdaroğlu’nun adaylığı hayırlı olsun. Kendisiyle genel merkezimizde bunları konuşmak için ziyaretini bekliyoruz” sözleri paylaşıldı.

Demirtaş da “Sayın Kılıçdaroğlu’na hayırlı olsun diyoruz. Kendisini HDP’ye de bekliyoruz” yorumu yaptı.

HABER MERKEZİ

#Demirtaş #Sancarın #sözünü #paylaştı #Kılıçdaroğluna #çağrı #yaptı

Masanın sol ayağı

Deprem paraları konusunda şaibeli olan bir iktidar, daha enkazından hâlâ dumanlar tüterken, düzenlenen bir TV şovuyla yeniden para toplayabilmiş ve paranın akıbetinin meçhullüğünü gizlemiştir

Meriç Gök

Pandemiden bu yana toparlanmak şöyle dursun bir türlü belini doğrultamayan ülke ekonomisi zaten son bir yıldır giderek derinleşen bir krizin içine girmiş bulunuyordu. Erdoğan iktidarı tam da bu krizin içinde debelenirken 6 Şubat’ta yaşanan Büyük Felaket, 20 yıllık AKP iktidarının devralıp daha da katmerleştirdiği bütün ekonomik-toplumsal (özelleştirmeler, imar afları ve ‘Yap İşlet’ ve ‘kentsel dönüşüm’ adıyla yürütülen, aslında büyük sömürü ve rant olan müteahhitlik işlerini ve kâr amaçlı şehirleşmeyi, merkezi-yerel idari ve kurumsal vb.) sorunları tümden faş etti.

Büyük Felaket yukarıda kabaca belirttiğimiz birçok şeyin yanı sıra Erdoğan’ın ‘yeni Türkiye’ retoriğinin de nesnelliğini gözler önüne serdi: Ordu birlikleri artık afet zamanında en azından ilk 48 saatte, yani kelimenin gerçek anlamında hayati saatlerde enkaz altından kurtarılmayı bekleyerek sonunda ölen on binlerce afetzedenin yanında değildi‒ Akar’ın bu konuda yapılan haklı eleştirileri savuşturmaya yönelik “Uzaktan böyle ahkâm kesmekle olmuyor. Hududu kim koruyacak, Suriye’de kim kalacak? Suriye’yi mi boşaltacağız, Irak’ı mı boşaltacağız?” şeklinde inandırıcı olmaktan büsbütün uzak açıklamasıyla bırakın ülkenin başka yerlerinde konuşlanmış olan birliklerin acilen deprem bölgesine sevk edilmesi gereğini, sözgelimi sadece İskenderun’da bulunan 6 bin deniz askerinin neden gemilerde bekletilmiş olduğu dahi izah edilemez. İlkokul çocuklarının içine çoğunlukla harçlıklarını koyup teslim ettikleri sarı zarflarıyla ve afetzedelere dağıtılan beyaz çadırlarıyla hatırladıkları Kızılay, çoktan yatırımlarıyla ve bir yardım derneği yöneticisinden çok bir holding CEO’sunu andıran başkanıyla tam bir şirket olmuştu.  Bir deprem ülkesinde bekçi kadrosunun ancak üçte biri kadar bir personeli olan AFAD’ı bünyesinde bulunduran içişleri bakanlığı,  STK’ların dayanışma ve yardımını özellikle ilk günlerde engellemeyi öncelikli bir görev olarak görebiliyor ve abuk sabuk konuşmalarıyla her daim gündemde olan bakanı “biz bu depremi İstanbul’da bekliyorduk, Maraş’ta bizi hazırlıksız yakaladı” mealinde herhalde sadece hâlâ AKP’ye inanan saf tarikat müritleri tarafından kale alınabilecek laflar edebiliyordu. Ve ilginçtir depremle ilgili en saçma sapan açıklamaları yapan bakanlar, aynı zamanda Maraş depremlerinin böylesine büyük bir felakete dönüşmesinde en çok sorumluluğu olan bakanlar oluyordu ve bunların bazılarının da sakal tıraşı olmayarak hiç soluk almadan fasılasız çalıştıkları izlenimi vermek istedikleri anlaşılıyordu.

Yönetimde olduğu yirmi yıl boyunca çıkarılan imar aflarıyla, şehir merkezlerinde rant uğruna çok katlı yapılaşmalara izin vererek, özellikle toplanan 37 milyar dolar tutarındaki deprem vergilerini depreme hazırlık için kullanmak yerine yandaş müteahhitlere peşkeş çekerek ve 2013 yılında Gezi başkaldırısından duyduğu öfkeyle apar topar TMMOB’den intikam alırcasına meslek odaları tarafından yapılan bina denetimini özel şirketlere vererek 6 Şubat depremlerinin büyük bir felaketle sonuçlanmasından birinci derecede sorumlu olan Erdoğan ve bakanları, yani siyasal iktidar, depremden sonraki ilk 48 saatte gereken müdahaleyi yap(a)mayarak belki de kurtarılabilecek binlerce insanın ölümünden de sorumludur. Kaldı ki depremi izleyen saatlerde ve sonraki ilk günlerde alabildiğine ağır davranılmış olmasını Erdoğan da kabul edecek ve üçüncü günü “İster istemez bazı gecikmeler, eksiklikler de yaşanabiliyor” diyecek ve arama kurtarma çalışmalarına zamanında ve gerektiği gibi müdahale edilmediği eleştirilerinin haklılığını zımnen de olsa kabul edecekti. Elbette bu itiraf, onun bu felaketteki sorumluluğunu ne ortadan kaldırabilir ne de hafifletebilir. Depremin üçüncü gününde, deyim yerindeyse can pazarı şartlarında ‘bant daraltması’ denen yöntemle twitter haberleşmesini ağırlaştırarak bir iletişim suçu da işleyen bu faşizan kleptokratik iktidarın adeta suç delillerini yok edercesine var gücüyle ve palas pandıras enkazın kaldırılması işine girişmiş olması dikkat çekicidir.

Yukarıda belirtildiği gibi deprem paraları konusunda şaibeli olan bir iktidar, daha depremin yıktığı binaların enkazından hâlâ dumanlar tüterken düzenlenen bir TV şovuyla yeniden para toplayabilmiş ve İçişleri Bakanı da, sivil toplum kuruluşlarına ayar verme babından paranın akıbetinin meçhullüğünü gizlemekten başka bir anlamı olmayan (“Yardım kampanyası AFAD tarafından gerçekleştiriliyor, onun için toplanan bağışlarla ilgili ne harcandı, ne kadar harcandı, bunun tamamen geçmiş dönemlerde olduğu gibi bu dönemde de aynı istikamette olacağını söylemek isterim. Bu konuda devletle eş koşmaya çalışan varsa da gereği yerine getirilecektir”) sözler edebilmiştir. Pandemi döneminde, bir yandan gerçek verileri gizlerken bir yandan da attığı lüzumsuz tweet’leriyle sağlık bakanından çok bir PR elemanı gibi çalışan Koca da şehir hastaneleriyle övünen bir iktidarın bakanı olarak, yıllardır boşaltılması için raporlar verilmiş olan devlet hastanelerinde bu raporların gereğini yerine getirmeyerek yüzlerce hastanın ölümünün ve yaralanmasının sorumluluğunu taşımaktadır.

İlk toplantısını 12 Şubat 2022’de yapan 6’lı masanın, bundan tam bir yıl sonra, seçimlere iki ay kala Akşener’in, aday konusunda anlaşamadık diyerek masadan ayrıldığını duyurduğu dünkü açıklamayla bir darbe aldığı açıktır. Akşener’in bu çıkışı, altı parti tarafından oluşturulan masanın eninde sonunda dağılacağını, masanın devrileceğini söyleyip duran Erdoğan’ı doğrulamış olmasının ötesinde, özellikle depreme müdahalenin sevk ve idaresinde son derece yetersiz kaldığı için eleştirilen ve ilk yardım kuruluşlarının ‒AFAD ve Kızılay‒ etkisizliği nedeniyle kendi seçmen kitlesi nezdinde de ağır bir yara almış olan Erdoğan’a seçim öncesinde adeta bir hayat öpücüğü oldu. Ancak Akşener’in masayı terk etmesinden sonra Kılıçdaroğlu’nun sosyalist partileri ziyaret etmeye başlaması, Türkiye’nin geleceğini kurma iddiasıyla yola çıkan masadaki partilerin, solun sosyalist kesimleriyle ve demokrat Kürt hareketiyle aralarına koydukları duvarın da yıkılmış olduğunu göstermektedir‒ depremle birlikte sosyalist partilerin depremzedelerle daha ilk günden oluşturdukları güçlü dayanışmanın da bu duvarın yıkılmasında büyük payı olduğu söylenebilir. Kurulduğundan beri sosyalist ve demokrat Kürt hareketini içeren bir sol ayağı olmayan masanın bu önemli eksiğinin giderilmesi için Akşener’in ayrılışı masada kalanlar için ‒ böyle bir şey düşünüyorlarsa ‒ bir fırsat olabilir. Masanın sosyalist ve demokrat Kürt hareketiyle takviye edilip edilmeyeceği aynı zamanda önümüzdeki sürecin, her yönden ağır hasarlı ülkenin restorasyonuyla sınırlı mı kalacağını yoksa yeni bir ülkenin inşasına mı dönüşeceğini de gösterecektir. Kentleri yağmalayan ve doğayı talan eden bu beton/inşaatperest vahşi kapitalizmi dizginlemeye ve yol açtığı ekolojik yıkımı durdurmaya yönelik adımların atılabilmesi için, ekolojiye kesin öncelik verilerek izlenecek kamucu ekonomi-politikalarla ve her alanda devlet dışı sivil örgütlenmelere tabandan yukarıya dayanarak eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplumu tahayyül eden inisiyatiflere karar vericiler olarak yer veren politikalarla her bakımdan yıkılmış olan ülkede, gerçekten bir yeniden inşa sürecine başlayabilmek için ‒ tabii böyle bir derdi olanlar açısından‒  masanın sol ayağına mutlaka ihtiyaç vardır.

#Masanın #sol #ayağı