Ana Sayfa Blog Sayfa 9

Newroz, direnişin ve özgürlüğün simgesi olmalıdır!

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), 2026 Newroz’u vesilesiyle yazılı bir açıklama yayımlayarak, Newroz’un direniş ve yeniden doğuşun sembolü olduğuna vurgu yaptı. Açıklamada, Newroz’un sadece mevsimsel bir dönüş değil, aynı zamanda halkların hafızasında yer eden bir direniş hakikati olduğu belirtildi.

Açıklamada, Alevi inancında doğuşun hakikatin ispatı olduğu ifade edilerek, rıza ve ikrar temelinde kurulan yaşamın özgürlükle anlam bulduğu dile getirildi. DAD, Newroz’un, tahakkümcü sistemlere karşı bir direniş günü olarak toplumsal hafızada yer ettiğini vurguladı.

Demirci Kawa efsanesi üzerinden zulme karşı direnişin tarihsel köklerine işaret eden DAD, Dehak’ın zulmüne karşı halkların birliğiyle elde edilen zaferin, günümüzde özgürlük mücadelesine ilham verdiğini kaydetti. DAD, Ortadoğu’da süren savaş ve yıkım politikalarına dikkat çekerek, halkların birlik ve ittifak düzeyini geliştirmenin bu savaş politikalarına karşı direniş için tek çıkış yolu olduğunu belirtti.

Açıklamanın sonunda, “Halklarımız yakılan Newroz ateşleri etrafında kenetlenmeli, rızalı ve ikrarlı yaşamın ifadesi olan ‘Barış ve Demokratik Toplum’ manasına ermeli, yaşanabilir yarınları hep birlikte inşa etmeyi başarabilmelidir” denildi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Demokratik Alevi Derneklerinin Newroza dair vurguları, Alevi inancının özünü ve toplumsal hafızasını yansıtıyor. Newroz, yalnızca bir bayram değil, aynı zamanda zulme karşı direnişin ve özgürlüğün simgesidir. DADın çağrısı, halkların birlik ve dayanışma içinde, savaş ve yıkım politikalarına karşı durarak barış ve demokratik bir toplum inşa etme iradesini pekiştirmektedir. Bu anlamda, Newroz ateşleri etrafında kenetlenmek, geçmişten gelen direniş ruhunu yaşatmanın ve geleceği birlikte inşa etmenin en güçlü ifadesidir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Frankfurtta Sivil Darbeye Karşı Demokrasi Mitingi

Frankfurt’ta, Türkiye’deki sivil darbe sürecinin birinci yıl dönümünde büyük bir protesto gösterisi gerçekleştirildi. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından organize edilen bu miting, demokrasi savunucularını bir araya getirdi. Frankfurt Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı Şahin Karasu, halkın iradesine yönelik saldırılara karşı sert bir duruş sergileyerek, “Ekrem İmamoğlu’na Özgürlük” temasıyla yapılan etkinlikte söz aldı.

Karasu, Türkiye’nin demokrasi tarihinin darbelerle yaralandığını hatırlatarak, günümüzde yaşanan baskıların da benzer bir sivil darbe olduğunu vurguladı. Seçilmiş belediye başkanlarına ve muhalif siyasetçilere yönelik baskıların mahkeme salonlarında alınan siyasi kararlarla devam ettiğini belirtti. Bu durumun adalet ve özgürlük taleplerini daha da ön plana çıkardığını ifade etti.

Konuşmasında, sadece belediye başkanlarının değil, cezaevindeki muhaliflerin ve susturulmaya çalışılan gazetecilerin de sesi olmaya devam edeceklerini dile getiren Karasu, özgür bir basın ve bağımsız bir yargı olmadan toplumsal huzurun sağlanamayacağını vurguladı. İktidara hukuku yeniden inşa etme ve seçilmişleri görevlerine iade etme çağrısında bulundu.

Etkinlikte, Avrupa’da yaşayan Aleviler ve demokratlar olarak geri adım atmayacakları mesajı verildi. “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganıyla demokrasi mücadelesine olan bağlılıkları dile getirildi. Frankfurt meydanından, halk iradesinin yok sayılmasının kabul edilemez olduğunu tüm dünyaya haykırdılar.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Frankfurtta gerçekleştirilen demokrasi mitingi, Türkiyedeki baskıcı yönetimlere karşı yükselen seslerin bir göstergesi oldu. Şahin Karasunun vurguladığı gibi, özgür bir basın ve bağımsız bir yargı olmadan toplumsal huzurun sağlanması mümkün değildir. Alevi toplumu, her türlü ayrımcılığa karşı durarak adalet ve özgürlük mücadelesini sürdürmeli, mazlumların yanında yer almalıdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Gazi Cemevinde Newroz cemi: Barış ve dayanışma vurgusu

Gazi Cemevi’nde 20 Mart 2026 tarihinde gerçekleştirilen Newroz cemi, Alevilik inancı açısından büyük bir anlam taşıyor. Bu etkinlikte, Hz. Ali’nin doğum günü anılarak, barış, kardeşlik ve dayanışma temaları ön plana çıkarıldı. Cemevi Başkanı Hıdır Karadaş, Newroz’un halklar arasında güçlü bir bağ oluşturduğunu belirtti.

Karadaş, yapılan cemde paylaşılan “ballı süt” geleneğinin birlik ve paylaşımın simgesi olduğunu ifade etti. Newroz’un, Alevilerin inancında özel bir yere sahip olduğunu ve bu günün, toplumsal barışa katkıda bulunmayı amaçladığını kaydetti. Ayrıca, etkinlikte Alevi inancına özgü temennilerle birlik mesajı verildi.

Gazi Cemevi’nde düzenlenen bu anlamlı cem, Alevi toplumu için önemli bir dayanışma ve birliktelik fırsatı sundu. Başkan Karadaş, Newroz’un sadece bir bayram değil, aynı zamanda direniş ve yeniden doğuşun bir sembolü olduğuna dikkat çekti. Bu tür etkinlikler, toplumsal barış ve ortak yaşam kültürünü güçlendirmeyi hedefliyor.

Newroz, tarihsel olarak farklı kültürlerin birleştiği bir gün olarak kabul ediliyor. Gazi Cemevi’ndeki cem, bu geleneği yaşatırken, Alevilik perspektifinden barış ve kardeşlik mesajını da güçlendirmiş oldu. Cemevi yönetimi, bu tür etkinliklerin Alevi toplumu için önemini vurgulayarak, geleneklerin yaşatılması adına çalışmalarını sürdüreceklerini açıkladı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Gazi Cemevinde gerçekleştirilen Newroz cemi, Alevilik inancının barış ve kardeşlik vurgusunu bir kez daha gözler önüne serdi. Bu tür etkinlikler, Alevi toplumunun dayanışma ruhunu pekiştirirken, ayrımcılığa ve toplumsal bölünmelere karşı güçlü bir duruş sergiliyor. Newroz, sadece bir bayram değil, aynı zamanda direniş ve yeniden doğuşun simgesi olarak, tüm halkların ortak yaşam kültürünü zenginleştiren bir

— Alevi Gazetesi Editörü

Alevilikte Ramazan Ceminin varlığı tartışması!

Türkiye Alevi Federasyonu, son günlerde bazı cemevlerinde “Ramazan Cemi” adı altında gerçekleştirilen uygulamalara karşı sert bir açıklama yaptı. Bu açıklama, Alevi inancının özünü koruma ve yanlış anlamaların önüne geçme amacı taşıyor.

Federasyon, Alevilik inancının tarihsel kökleri, erkânı, ritüelleri ve hakikat anlayışıyla kendine özgü bir yol olduğunu vurguladı. Bu yolun, rızalık, ikrar, görgü, cem ve paylaşım üzerine kurulu olduğunu belirten federasyon, inancın şekilci ibadetlerden ziyade, kişinin kendini bilmesi ve kamil insan olma yolunda ilerlemesi üzerine inşa edildiğini ifade etti.

Açıklamada, Ramazan Bayramı’nın Alevilerin bayramı olmadığı ve Ramazan orucunun Alevi erkânının bir parçası olarak kabul edilemeyeceği net bir şekilde dile getirildi. “Ramazan Cemi” olarak adlandırılan uygulamanın Alevilikte yer almadığına dikkat çekildi.

Federasyon, Aleviliğin Sünni İslam’ın ibadet takvimiyle şekillenecek bir inanç olmadığını, kendi takvimi, yasaları ve bayramları olan bağımsız bir yol olduğunu kaydetti. Alevi yolunu başka inanç kalıplarına benzetmeye çalışmanın, yolun inkarıyla eşdeğer olduğunu belirtti.

Türkiye Alevi Federasyonu, Alevi inancına sahip tüm canları, bu konularda dikkatli olmaya ve Alevi yoluna sahip çıkmaya çağırdı. Bu açıklama, Aleviliğin özünü koruma ve gelecek kuşaklara aktarma kararlılığıyla sona erdi.

Newroz’da özgürlük, demokrasi ve barış için buluşalım!

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 21 Mart Newroz bayramı dolayısıyla yaptıkları ortak açıklamada, Alevilere, Kürt halkına ve tüm muhalif kesimlere yönelik artan baskılara dikkat çekti. Newroz’un direniş, özgürlük ve demokrasi günü olarak sahiplenilmesi gerektiği vurgulandı.

Açıklamada, Newroz’un farklı inançlar ve kültürler için taşıdığı anlamlar üzerinde duruldu. Bu yıl, zulmün ve baskının zirveye ulaştığı bir ortamda karşılanan Newroz’un, Alevi toplumu, Kürt halkı ve diğer ezilen kesimler için yeniden diriliş günü olacağı ifade edildi. Açıklamada, Alevi inancının asimilasyon baskılarına karşı kararlıca durulması gerektiği belirtildi.

FEDA ve DAKB, Alevi köylerine cami yapılması ve Alevi çocuklarına Sünni İslam inancının dayatılmasına karşı mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Ayrıca, cemevlerinin Alevilerin inanç merkezi olarak tanınması ve eşit yurttaşlık taleplerinin önemine vurgu yapıldı. Bu bağlamda, Alevilerin ayrım gözetmeksizin tüm haksızlıklara karşı durduğu ifade edildi.

Açıklamada, Newroz’un sadece bir kutlama değil, aynı zamanda kadınların taleplerinin gündeme geldiği, ekolojik saldırıların durdurulması ve daha özgür bir yaşam inşası için mücadele günü olduğu kaydedildi. FEDA ve DAKB, Newroz ateşlerinin kötülüklerin yok edilmesi ve iyiliklerin hayat bulması için yakılmasını çağrısında bulundu ve tüm halkları 21 Mart’ta Frankfurt’ta gerçekleştirilecek etkinliğe davet etti.

Kapitalizme karşı olmayan, barışı ağzına almasın! Fikret Başkaya

‘Hristiyanlık denilen bu soyun, dünyanın dört bir yanında boyundurukları altına alabildikleri halklara karşı gösterdikleri vahşet ve zulmün bir benzerine, hiçbir çağda ne kadar yabanıl ne kadar kaba ve ne kadar merhametsiz ve utanmaz olursa olsun, başka hiçbir soyda rastlanmaz.’

William Howitt

‘Savaş siyasetin başka araçlarla sürdürülmesidir.’

Carl von Clausewitt

‘Kara bulutların fırtınayı taşıdığı gibi, kapitalizm de savaşı taşır.’

Jean Jaurès 

Doğrusu insanlar kapitalist bir toplumda yaşıyorlar da kapitalizmin nasıl netameli bir sistem olduğunu bilmiyorlar, merak da etmiyorlar. Aslında bilmeyenler sadece sıradan insanlar değil, yüksek düzeyde eğitimliler de bilmiyor. Tam tersine kapitalizmi meşrulaştırmakta da kusur etmiyorlar. Oysa kapitalizm temelli bir sapma ki bu dünyada canlı yaşamı tehdit ediyor. Her geçen gün güzel gezegenimiz daha da yaşanamaz hale geliyor. Üstelik bu sefil durum “büyüme”, “kalkınma”, “ilerleme”, bizde “muasır medeniyeti yakalayıp üstüne çıkma” adına kutsanıyor. Oysa bidayette kapitalizm, varlığını kolonyalizme (sömürgeciliğe) borçludur.

Kapitalizm sınırsız büyüme, yayılma, genişleme eğilimine ve dinamiğine sahip bir sistem ki her bir kapitalist işletmenin vahşi rekabet koşullarında var olabilmesi, sürekli büyümeyi zorunlu hale getiriyor. Başka türlü söylersek, büyüme veya yok olma ikilemi söz konusu. Hiçbir kapitalist/kapitalist işletme ‘bana bu kadar yeter, burada durayım’ diyemez. Aksi halde güçlüler tarafından yutulur, sahnenin dışına atılır. Aslında kapitalizm savaştır demekte bir sakınca yok. Zira, her bir kapitalist işletmenin varlığı, rakiplerini etkisizleştirmeye bağlı. Çelişkiler belirli sınırı geçtiğinde siyaset devreye giriyor, aralarındaki rekabet de kaçınılmaz olarak sıcak savaşa dönüşüyor.

Kapitalizmin tarih sahnesine çıktığı 16. yüzyıldan bu yana savaşın olmadığı tek bir gün yoktur. Bilen varsa söylesin. Geride kalan beş yüz yılda jenositler, kitle katliamları, vahşet ve savaşlar istisna değil, kuraldı. Tarih bize savaşın kapitalist yayılmanın anahtar aracı olduğunu gösteriyor. Büyük kapitalist güçler kriz zamanında büyük şirketlerin çıkarı için “güvenlik ve istikrar” gerekçesiyle savaşa baş vuruyorlar. Bu anlamda devletler arasındaki “rekabet” kaynaklara ve pazarlara ulaşmanın aracına dönüşüyor. Savaşın insana ve doğaya verdiği zarar: Masum insanların ölümü, yerinden etme, göçe zorlama sıradanlaşıyor. Velhasıl, Siyonist İsrail’in Filistin halkına yönelik jenosit girişimi bir istisna değil.

Emperyalistler savaş çıkarmak için “bahane” üretmekte de zorlanmıyorlar. Son 30 yılda peydahlanan savaş gerekçelerini hatırlamak ne demek istediğimi yeterince açık ediyor: İşte “haydut devlet’, “insanları zalim iktidardan kurtarmak”, “koruma zorunluluğu”, “demokrasi götürmek”, “dünya barışını tehdit” vb. İran’a savaş açmanın gerekçesi ne? Koskoca “Ortadoğu” neden sonu belirsiz bir savaş ortamına sürüklendi? Bir korsanı yakalayıp, Büyük İskender’in huzuruna çıkarmışlar. İskender, “sen nasıl dünyanın huzurunu bozarsın, nasıl istikrarı yok edersin” dediğinde, Korsan, “benim küçük gemim var ve bana korsan diyorlar, senin koskoca bir donanman var ve sana da imparator diyorlar” diyor… Velhasıl emperyalistler savaş gerekçesi üretmekte hiç zorlanmıyorlar.

Kapitalizm emperyalizm peydahlamadan, emperyalizm savaşsız, hegemonya da düşmansız yapamaz. Zira kapitalizm emperyalizmdir. Az sayıda kapitalist-emperyalist devlet dünyanın geri kalanını, sömürüyor, kaynaklarını yağmalıyor, insanları katlediyor, aç ve çaresiz bırakırken, bu arada büyük kapitalist tekellerin kârı da artmaya devam ediyor. Emperyalist ülkeler dünya nüfusunun %21’i ama yeryüzünün kaynaklarının %69’una el koyuyorlar. İkinci emperyalistler arası savaş sonrasının tartışmasız hegemonik gücü olan ABD tek yanlı dayatma gücünü kaybetti. Artık ‘hegemonya krizi” söz konusu. Güçlü rakiplerle yüzleşmek zorunda. Sovyet sisteminin çöküşüyle etkili bir aktör olmaktan çıkan Rusya, zamanla gücünü toplamayı başardı ve hızlı gelişme kaydeden Çin, biz de varız diyor ki artık tek kutuplu bir dünya yok. Tabii hepsi o kadar değil, artık yeryüzünün lânetlileri de savaşların asıl nedeni hakkında eskisi gibi düşünmüyor. Savaş gerekçelerinin hiçbir inandırıcılığı olmadığı giderek daha çok insan tarafından fark ediliyor.

Emperyalist devletler savaş bütçelerini, askeri harcamaları arttırırken, büyük silah üretici tekeller (Lockheed Martin, Raytheon, General Dynamics’ ve diğerlerinin) kasaları dolmaya devam ediyor. Velhasıl savaş kazandırıyor. Savaşların sonucu ne olursa olsun, silah üreticilerinin ve tacirlerin “kazancı kesin…”

Kapitalizm ve emperyalizm varlığını sürdürdükçe, savaşları engellemek asla mümkün olmayacak. Geride kalan dönemde “barış mücadelelerinin” taşı yerinden oynatmakta başarısız olması kaçınılmazdır. Bir şeyi olmadığı yerde aramanın da bir karşılığı olamaz. Kategorik olarak kapitalizmden çıkma perspektifi yokluğunda barıştan söz etmek abesle iştigaldir ve bir gerçekliği olması da asla mümkün değildir. Gazze jenosidi ve Ukrayna savaşı neden durdurulamadı? Savaş kapitalizm için bir gereklilik olduğu için.

Ekonomi kapitalist tekellerin hakimiyeti altında ve devletler de finans kapitalin hizmetindeyken, savaş vahşetini durdurmak asla mümkün olmayacak. O halde ne yapmak gerekiyor? Sorunun kaynağına inmek, savaşın yaratıcısı olan kapitalist sistemle hesaplaşmak… O iş de bu dünyanın tüm zenginliğini yaratan ama yarattığından hak ettiği payı alamayan, üstelik sömürülen, aşağılanan, yaşam için gerekli olandan mahrum edilen işçi sınıfına ve bir bütün olarak yeryüzünün lanetlilerine düşüyor. Bu eller ilelebet armut toplamaya devam mı edecek? Bu güzel dünyayı cehenneme çeviren bir avuç haydut daha ne zamana kadar insanlığın kaderini belirleyecek ve uygarlığın geleceğini karartacak?

İdeolojik kölelikten yakayı kurtarmadan hiçbir ‘temel sorunla’ hesaplaşmak mümkün değildir. Buna savaşlar da dahil. O halde iki şey: Birincisi ideolojik kölelikten kurtulmak ve ikincisi şeylerin seyrini değiştirecek bir örgütlülüğü hayata geçirmek. Buna bir engel yok. Bu insan iradesini aşan bir şey mi? Neden haysiyetli insanlar olarak yaşama iradesini ortaya koyamayalım? Şu lânet olası “sayın seyirciliğin” bir sonu yok mu? Velhasıl komünizmden başka bir gelecek yok! Artık şeyleri adıyla çağırmanın zamanı gelmiş olmalıdır. Boşuna “gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir” demiyoruz.

yeni yaşam gazetesi

Britanya Alevi Federasyonu Newrozda dayanışma örneği!

Britanya Alevi Federasyonu, Enfield Belediyesi’nde bu yıl ilk kez düzenlenen Newroz kutlamasına katılarak etkinliğin önemine dikkat çekti. Federasyon, organizasyonun farklı kimlik ve kültürleri bir araya getiren güçlü bir dayanışma örneği olduğunu vurguladı.

Etkinlik, Enfield Belediyesi’nin öncülüğünde ve Ergin Erbil’in katkılarıyla gerçekleşti. Yerel dernekler ve çeşitli toplumsal kesimlerin katılımıyla, Newroz kutlaması anlamlı bir buluşmaya dönüştü. Bu tür etkinliklerin toplumsal birlikteliği güçlendirdiği ifade edildi.

Federasyonun açıklamasında, Newroz’un sadece baharın gelişini simgelemekle kalmayıp, aynı zamanda adalet, eşitlik ve barışın yeniden filizlendiği bir gün olduğu belirtildi. Newroz’un halkların ortak değerlerini bir araya getiren ve mücadele geleneğini geleceğe taşıyan önemli bir sembol olduğu vurgulandı.

Etkinliğe ev sahipliği yapan Enfield Belediyesi’ne ve bu organizasyona katkı veren herkese teşekkür eden Britanya Alevi Federasyonu, dayanışma ruhuyla katılan tüm kurumların önemine dikkat çekti. Açıklamada, bu tür birlikteliklerin barışa, kardeşliğe ve ortak yaşam iradesine katkı sunduğu ifade edildi.

Federasyon, tüm halkların, Alevi ve Kürt toplumunun ve farklı kültürlerden gelen herkesin Newroz’unu kutlayarak, “Newroz piroz be! Bu bayram; umudun, dayanışmanın ve adaletin bayramı olsun.” mesajını verdi.

Hüseyin Mat: Onurlu barış ateşini birlikte yakalım!

AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, 22 Mart Pazar günü İstanbul Yenikapı’da düzenlenecek Newroz kutlamaları için bir çağrıda bulundu. Mat, “Onurlu barış ateşini birlikte yakalım” diyerek, tüm yurttaşları bu anlamlı günde bir araya gelmeye davet etti.

Newroz’un sadece bir bayram değil, aynı zamanda barışın, direnişin ve halkların ortak umudunun simgesi olduğunu ifade eden Mat, bu kutlamaların toplumsal dayanışmayı artırmak açısından önemli olduğunu vurguladı. Mat, “Onurlu bir barış için Newroz ateşimizi hep birlikte yakacağız” dedi.

Yenikapı’da gerçekleştirilecek etkinliğin festival havasında geçeceğini belirten Mat, halklar arasında eşitlik ve özgürlük mücadelesinin güçleneceğinin altını çizdi. Tüm canları bu kutlamalarda buluşmaya ve kucaklaşmaya davet etti.

Mat, yıllardır süren demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadelesinin birlikte verilmesi gerektiğini hatırlatarak, Newroz’un bu mücadeleyi daha da güçlendireceği inancını dile getirdi.

Koçgiri katliamı kurbanları DAKMEde anıldı!

DAKME’de, 1921 yılında Koçgiri’de Alevi Kürt halkına yönelik gerçekleştirilen katliamda hayatını kaybedenler anıldı. Anma programı, 20 Mart 2026 tarihinde Dortmund Alevi Dergahı’nda gerçekleştirildi. Etkinlik, Pir Cemal Cenan ve Didar Cenan Ana’nın çerağları uyandırmasıyla başladı.

Programda yapılan konuşmalarda, Koçgiri’nin geçmişte yaşanan bir acı olmanın ötesinde, günümüzde de hakikat, yüzleşme ve adalet mücadelesinin önemli bir parçası olduğu vurgulandı. Panelist Şevket Doğan, katliamlarla yüzleşilmeden halkların ortak hafızasının onarılamayacağına dikkat çekti. Koçgiri’nin Alevi toplumunun belleğinde bıraktığı derin izlerin unutulmaması gerektiğini ifade etti.

Anma etkinliğinde, Dakme Müzik Topluluğu tarafından ağıtlar seslendirilerek katliamda yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşunda bulunuldu. Bu tür anmalar, geçmişin acılarını hatırlamak ve gelecek nesillere aktarmak açısından büyük önem taşıyor.

DAD’lı kadınlar Yenikapı’da onurlu barış için

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) üyesi kadınlar, Newroz kutlamaları kapsamında, 19 Mart 2026 Pazar günü Yenikapı’da toplanma çağrısı yaptı. Yapılan açıklamada, inanç özgürlüğü, anayasal eşitlik ve demokratik bir yaşam talep edildi. DAD’lı kadınlar, bu yılki Newroz’u “Nevroz Pîroz be” mesajıyla kutlayarak tüm yurttaşları etkinliğe davet etti.

Toplantının amacı, toplumsal barışın sağlanması ve gerçek demokrasinin tesis edilmesi gerektiği vurgusunu yapmak. DAD’lı kadınlar, bu süreçte inanç özgürlüğünün anayasal güvence altına alınması gerektiğini belirterek, barışçıl bir yaşam için çağrıda bulundu.

Newroz, sadece Alevi toplumu için değil, tüm halklar için bir kutlama ve dayanışma günü olarak kabul ediliyor. DAD’lı kadınlar, bu vesileyle herkesin katılımını beklediklerini ifade etti.

Yenikapı’daki buluşma, Alevi kadınların sesini duyurması ve hak taleplerinin dile getirilmesi açısından önemli bir platform olacak. Bu yılki Newroz, inanç ve kültür özgürlüğü için bir araya gelme, dayanışma ve mücadele etme çağrısını güçlendirecek.