Ana Sayfa Blog Sayfa 90

Diyarbakır’da Alevi Buluşması: İnancımızla Güçleniyoruz

Diyarbakır’da 18-19 Ekim tarihlerinde düzenlenen Alevi Çalıştayı, “İnancımızla örgütleniyor, demokratik toplum inşasına ikrar veriyoruz” temasıyla gerçekleştirildi. Çalıştayda Aleviliğin inançsal, toplumsal, siyasal ve kültürel boyutları ele alınarak, güncel sorunlara yönelik çözüm önerileri tartışıldı. Katılımcılar, mevcut siyasal atmosferin toplumsal dinamikler üzerindeki etkilerini değerlendirirken, Aleviliğin demokratik toplum paradigmasıyla olan ilişkisi ve yeniden örgütlenme gerekliliği üzerinde fikir birliğine vardı.

Çalıştayda, Türkiye’deki Kürt sorununa dair çözümsüzlük ve toplumsal yıkımın ardından Abdullah Öcalan tarafından başlatılan “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” de gündeme geldi. Bu sürecin, inançların anayasal güvence altına alınması ve eşit yurttaşlık temelinde tanınması için önemli fırsatlar sunduğu vurgulandı. Katılımcılar, Aleviliğin bu süreçte aktif bir rol üstlenmesi gerektiği konusunda ortak bir görüş belirtti.

Alevilikte kadın-erkek eşitliği ilkesinin önemine dikkat çekilen çalıştayda, mevcut eril tahakkümün toplumsal tahribat yarattığı ifade edildi. Kadınların inançsal alanda yeniden etkin rol alabilmesi için Kadın Meclisleri gibi örgütlenmelere ihtiyaç duyulduğu belirtildi. Ayrıca, Alevi kurumlarının mevcut durumu ele alınarak, tarihsel toplumsallığa uygun yeni örgütlenme modellerinin gerekliliği tespit edildi.

Sonuç bildirgesinde, Alevi toplumu için yeni örgütlenme biçimlerinin şart olduğu vurgulandı. Alevi süreklerinin ve kurumlarının “musahiplik hukuku” temelinde “Yolda Birlik” ilkesiyle hareket etmesi gerektiği ifade edildi. Çalıştay, her Alevi topluluğunun kendi anadiliyle ritüel gerçekleştirme hakkını savunarak, Rêya Heq inanç süreklerine yönelik asimilasyon politikalarına karşı mücadele etme kararlılığını ortaya koydu.

Alevi toplumunun geleceği için çocuklar ve gençlerin Yol’un erkânını yaşayarak var etmeleri gerektiği, bu konuda özgün çalışmaların hayata geçirilmesi gerektiği de üzerinde durulan bir diğer önemli madde oldu. Doğanın korunması ve yaşam hakkının savunulması, Aleviliğin temel ilkelerinden biri olarak hatırlatıldı.

Frankfurt’ta Alevi Birliği Seçimsiz Genel Kurulu Coşkuyla Başladı

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) tarafından düzenlenen seçimsiz genel kurulu, Frankfurt’ta yoğun bir katılımla başladı. Alevi toplumunun farklı bölgelerinden gelen delegelerin katıldığı etkinlikte, birlik ve dayanışma mesajları ön plana çıktı.

AABF İnanç Kurulu’ndan Hasan Ali İçlek ve Genel Sekreter Ufuk Çakır, yaptıkları konuşmalarla katılımcılardan büyük destek aldı. Çakır, Kerbela’dan bu yana toplumsal özgürlük mücadelesinde hayatlarını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşu yaptırdıktan sonra delegeleri ve konukları selamladı.

Divan kurulunun seçilmesinin ardından genel kurul gündemi onaylandı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi hareketinin tarihsel mücadelesi ve demokratik örgütlenmenin önemine vurgu yaptı. Erçe, Alevi toplumu için dayanışmanın gerekliliğini ifade etti.

AABF Genel Başkanı Hüseyin Mat ise Türkiye gündemi ve Avrupa Alevi hareketinin mevcut durumu üzerine değerlendirmelerde bulundu. Mat, Alevi kurumlarının ortak tutum ve dayanışma içinde olmasının önemini vurgulayarak, demokratik ve eşit yurttaşlık mücadelesinin taviz verilmeden sürdürülmesi gerektiğini belirtti.

Genel kurul çalışmalarının gün boyunca devam edeceği bildirildi.

Diyarbakır’da Alevi Çalıştayı: Birlik ve Dayanışma Zamanı

Diyarbakır’da Alevi Pir ve Analarının yanı sıra araştırmacı ve yazarların katılımıyla düzenlenen Alevi Çalıştayı başladı. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) tarafından gerçekleştirilen bu etkinlikte, Alevilerin karşılaştığı sorunlar, örgütlenme biçimleri ve demokratik toplumdaki rolleri ele alınıyor. Çalıştay, iki gün sürecek.

Birçok kentten gelen Alevi pirleri ve analarının yanı sıra, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar da katılımcılar arasında yer aldı. Çalıştayda, “Ortadoğu kaosunda Aleviler, riskler ve çıkış yolları” gibi önemli başlıklar tartışılacak.

Açılış konuşmasını yapan DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Alevilik ve Alevilerin meselelerinin önemine değinerek, “Alevilik inançtır, siyasettir. Eşitliği, özgürlüğü, demokrasiyi talep eder ve bunun siyasetini yapmalıdır” dedi. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Doğan Hatun da Alevilerin demokratik toplumdan vazgeçmediğini belirtti.

İlk günün sonunda, etkinlik, Ali Sizer’in deyişleri ile devam etti. Çalıştayın ikinci günü yarın yapılacak oturumlarla sürecek.

Doç. Dr. Yalçın Çakmak: Alevi inancım hedef alındı, yalnızca ben değilim!

Munzur Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Yalçın Çakmak, yaptığı bir paylaşımın Alevi inancını hedef aldığını vurguladı. Çakmak, “Bu süreçte, Alevilere yönelik geçmişten gelen Alevi fobisinin daha dolaylı yöntemlerle hedef alındığını düşünüyorum. Benim şahsım değil, Alevi inançları sorgulanmaktadır ve bu kabul edilemez” dedi.

Çakmak, Alevi inancının önemli metinlerinden biri olan “Buyruk”ların Anadolu’da 500 yıldır bilinen ve okunan nüshalar olduğunu belirterek, “Buyruklar, Alevilerin ilm-i hâlidir. Nasıl ki diğer dinlerin kutsal kitapları referans alınıyorsa, Alevi toplumu da bu metinlerden yararlanmaktadır. Ancak bu durum, bazı kesimlerce yanlış anlaşılıyor” ifadesini kullandı.

Yaşanan olayların kişisel bir mesele olmadığını vurgulayan Çakmak, “Bu, yüzyıllardır var olan bir inancı sorgulama cüretidir. Alevilere yönelik tarihsel bir önyargının yeniden su yüzüne çıkartılması kaygı vericidir. Benim endişem, bu durumun Alevi-Sünni çatışmasına yol açabileceğidir” dedi.

Çakmak, yaşananların Alevi inancını sorgulamak amacıyla yapıldığını, bu tür yaklaşımların toplumsal barışı tehdit ettiğini belirtti. Alevi inancının tarihsel köklerine sahip çıktıklarını ve bu tür saldırılara karşı duracaklarını ifade etti.

Aleviliği tanımlamak değil, Alevilerin haklarını teslim edin!

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin cemevleri üzerinden Aleviliği Türk-İslam potasına sıkıştıran açıklamalarına tepki gösteren Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), devletin Alevilik üzerindeki tanımlamalarının geçersiz olduğunu vurguladı. Yapılan açıklamada, “Alevilik, devletin ya da herhangi bir egemen yapının tanımlayacağı bir kimlik değildir” denildi.

Bahçeli’nin, Meclis kürsüsünden “Cami ne kadar bizimse Cemevi de bizimdir” sözleri, Aleviliğin inanç özgürlüğüne yapılan bir müdahale olarak değerlendirildi. FEDA ve DAKB, devletin Aleviliği tanımlamayı bırakması ve Alevilerin haklarını tanıması gerektiğini belirtti. Açıklamada, Aleviliğin yalnızca kendi inanç ve gelenekleri içinde var olduğu ifade edildi.

FEDA ve DAKB, Alevilere yönelik yıllardır süregelen inkâr ve asimilasyon politikalarının acı sonuçlarına da dikkat çekti. Bu tür bir anlayışın, yeni söylemlerle sürdürülmeye çalışıldığını belirten kadın ve erkek örgütleri, gerçek kardeşliğin inançlar üzerinden değil, hakikatin kabulü ve eşit yurttaşlıkla mümkün olacağını vurguladı.

Aleviler, cemevlerinin ibadethane olarak yasal güvence altına alınmasını talep etti. Devletin eşit anayasal hakları güvence altına alması ve halklar arasında kardeşliği güçlendirmesi gerektiği ifade edildi. “Aleviler hiçbir inkârı kabul etmeyecek ve hakikat er ya da geç yerini bulacaktır” denildi.

“Alevi Raporu” İktidar Masasında: Açılım mı, Seçim Hamlesi mi?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi yönündeki çıkışı, Ankara kulislerinde yeni bir “Alevi açılımı” tartışmasını yeniden alevlendirdi. Nefes Gazetesi’nin haberine göre, Bağımsız İstanbul Milletvekili Doğan Demir, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli’ye kapsamlı bir “Alevi raporu” sundu.

Ancak muhalif çevrelerde bu gelişme, “samimi bir inanç özgürlüğü adımı mı, yoksa seçim öncesi yeni bir politik manevra mı?” sorusunu gündeme getirdi.

Bahçeli’den dikkat çekici çıkış

Bahçeli geçtiğimiz hafta TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “Cemevinin ibadethane olarak tescili hususunda atılgan olmak, engelleri birer birer kaldıracak irade cesaretini sergilemek gerekmektedir” dedi. Bu açıklamanın hemen öncesinde ise Bahçeli’nin desteğiyle Hacıbektaş’ta açılan Horasan Erenleri Dergahı Cemevi Külliyesi dikkat çekti.

Demir’in hazırladığı rapor Erdoğan ve Bahçeli’de

Nefes Gazetesi’nin haberine göre, Alevi Bektaşi Federasyonu’nda uzun yıllar görev yapan Doğan Demir, geçtiğimiz aylarda hem Erdoğan hem de Bahçeli ile bir araya geldi. Demir’in iki lidere sunduğu raporda şu başlıklar öne çıkıyor:

  • Cemevlerinin ibadethane olarak yasal statü kazanması

  • Cemevlerinin masraflarının Diyanet bütçesinden karşılanması

  • Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın müze statüsünden çıkarılıp ibadete açılması

  • Zorunlu din derslerinin kaldırılması ve Alevilik dersinin seçmeli hale getirilmesi

  • Devlet kadrolarında Alevilere daha fazla temsil hakkı verilmesi

Kulislerde farklı sesler

Ankara kulislerinde, “Alevi açılımına MHP’nin AKP’den daha istekli olduğu” konuşuluyor. Bazı kaynaklar, AKP’nin içindeki tarikat ve cemaatlerin baskısı nedeniyle sürece mesafeli yaklaştığını belirtiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2014’te söylediği, “Alevi kardeşlerim cemevine ibadethane diyorsa, benim itirazım olmaz. Ama şahsi görüşüm, böyle bir yasal statü İslamiyet’te bölünmeye sebep olur” sözleri de yeniden gündeme taşındı.

Muhalif çevrelerden tepki: “Alevi kimliği seçim malzemesi olmasın”

Alevi örgütleri ve muhalif siyasetçiler, hükümetin olası bir “Alevi açılımı” hamlesine temkinli yaklaşıyor. Yıllardır eşit yurttaşlık taleplerinin ertelendiğini hatırlatan çevreler, “Seçim öncesi verilen sözlerin, sandık sonrası unutulmasından bıktık” diyor.

Bir Alevi kanaat önderi, gazetemize yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Alevilik bir kültür değil, bir inançtır. Bunu nihayet anlamaları olumlu. Ancak samimiyet görmek istiyoruz. Alevi yurttaşlara eşit yurttaşlık hakkı sağlanmadan yapılan her açıklama, seçim öncesi vitrin süsü olmaktan öteye gitmez.”

Gerçek bir açılım mı, politik vitrin mi?

Bahçeli’nin çıkışı ve Demir’in raporu, Alevi toplumu açısından önemli bir dönüm noktası olabilecek nitelikte. Ancak geçmiş deneyimler, bu tür “açılım” söylemlerinin çoğunlukla seçim öncesi vaatlerle sınırlı kaldığını gösteriyor.

Alevi kamuoyu, bu kez gerçek bir adım atılıp atılmayacağını dikkatle izliyor.

Alevi Ansiklopedisi Sempozyumu’nda önemli sonuçlar açıklandı!

1. Alevi Ansiklopedisi Sempozyumu, 10-12 Ekim 2025 tarihlerinde Dortmund’da gerçekleştirildi. Sempozyumda, Alevi Ansiklopedisi’nin gelişimi, hedefleri ve yayın politikaları gibi konular tartışıldı. Türkiye, Almanya, Fransa ve İngiltere’den yaklaşık 100 akademisyenin katılımıyla, sekiz ayrı tematik çalışma grubu oluşturuldu. Bu gruplar, Alevilik çalışmalarının kapsamını genişletmek ve kolektif bir bellek oluşturmak amacıyla bir araya geldi.

Yapılan tartışmalar sonucunda, Alevi Ansiklopedisi için uluslararası bir yayın ve bilimsel danışma kurulu oluşturuldu. Bu yapı, ansiklopedinin akademik disiplinle hareket etmesini ve içeriklerin bilimsel bir denetimden geçmesini sağlayacak. İlk yayın dönemi 2025-2026 arasında gerçekleşecek ve yayımlanacak tüm maddeler, editoryal kurulun denetiminden geçerek bilimsel danışma kurulunun hakemliğine sunulacak.

Seminerin ilk gününde, Alevilik çalışmalarının tarihi gelişimi, Alevi hareketinin dünü ve bugünü üzerine çeşitli değerlendirmeler yapıldı. Uzmanlar, Aleviliğin görünürlüğünün arttığını ve Alevi toplumu üzerindeki etkilerini ele aldı. Ayrıca, Alevi Ansiklopedisi’nin yalnızca akademik içeriklerle sınırlı kalmayıp, sözlü kültürü belgeleyen video kayıtlarıyla da zenginleşeceği vurgulandı.

Çalıştaylar, Alevilik konusundaki çeşitli temaları kapsayarak katılımcılara özgür bir tartışma ortamı sundu. Alevilik, diaspora, toplumsal cinsiyet ve diğer önemli konular, katılımcı akademisyenler tarafından ele alındı. Alevi Ansiklopedisi’nin geleceği, bu tür kolektif çalışmalarla şekillenecek ve Alevilik alanındaki akademik üretimi destekleyecek.

Bir Canın Bedeli – Hakan Tosun İçin TÜRKAN DOĞAN

İstanbul’un kalabalığında, bir sokak ortasında bir insanın ömrü yere düştü.

Bir gazeteci, bir belgeselci, bir doğa ve hakikat tanığı; Hakan Tosun’ du bu.

Bir ülkenin vicdanı, en çok da susmayanların kanında belirir.

Hakan Tosun, bir gazeteci değil yalnızca; bir tanıktı. Halkın gözüyle görmeyi, halkın diliyle anlatmayı seçen bir vicdan işçisiydi. Onun kameraya bakan gözü, yalnızca görüntü değil, hakikat toplamaya çalışıyordu. Bu yüzden katledildi. Bu yüzden bugün, sessizliğin değil dayanışmanın günü.

Hakan’ın ölümü, bir bedenin düşüşü değil; hakikatin hedef alınışıdır.

Bu topraklarda her susturulan ses, hepimizi biraz daha eksiltir; her yürekli insanın ardından kalan sessizlik, hepimize bir soru sorar: “Tanık olmaya devam edecek misin?”

Hakan, yaşamı boyunca kamerayı bir göz olarak taşıdı; insanın, doğanın ve toplumsal hafızanın sınırlarını kaydetti.

Kaz Dağları’nda altın madenine karşı nöbet tutan köylülerin yanında yürüdü, köklerine bağlı ağaçların gölgesinde sessiz direnişi izledi.

Ege zeytinliklerinde toprağa elini değdirdi, her filizde, her meyve dalında yaşamın sürekliliğini gördü. Soma’da işçilerin yasını belgeseline taşıdı; ellerin, terin ve sessiz çığlıkların hafızaya kaydedilmesini sağladı.

İstanbul’un meydanlarında, Emekliler Meclisi’nde Gezi Direnişi’nde halkla birlikte yürüdü; her adımı, yaşamı ve Can’ı savunmanın bir yoluydu.

Hakan, Alevi geleneğinde Can’ın doğa, insan ve toplumsal hafıza ile ayrılmaz bütünlüğünü yaşamaya devam ettirdi .Toprakla el ele, suyla nefesleşerek, her canlıya saygı göstererek yürüdü; her kare, yalnızca bir görüntü değil, Can’ın ve yaşamın bir tanıklığı oldu. İnsan, doğa ve toplumsal vicdan onun gözünden kaydedildi; her adım bir öğrenme, her çekim bir kutsama gibiydi.

Ölümü bile yaşamın yanındaydı. Organlarını bağışladı; beş bedende yeni nefesler, yeni yaşamlar doğdu. Hakan’ın bakışı, yalnızca gözlerinde değil; toprağın, suyun ve havanın hafızasında yankılanıyor. Bir doğa tanığı olarak başladığı yolculuk, insanın ve doğanın sınırlarını aşarak devam etti. Her Can, onun yolculuğunda bir halkın, bir doğanın, bir geleceğin sesi oldu.

Unutmak yeniden öldürmektir; hatırlamak ve sahiplenmek, adaletin ve yaşamın devrimci bir biçimde sürdürülmesidir.

Hakan’ın kamerasına poz veren çocuklar, belgelerinde adı geçen köylüler, projelerine omuz veren herkes bu yolun taşıyıcılarıdır. Kurde, kuşa, böceğe seslenen bir insanın mirasını korumak, insanı ve yaşamı savunmak demektir. Her Can bir ekosistemdir; her Can bir toplumsal bellektir; her Can bir direnişin kendisidir.

Ve Alevi dedesinin sözüyle: “Toprak Can’ın evidir; Can toprakla birleştiğinde yaşam tamamlanır. Hakan’ın yolu bu birleşimde, her nefeste yaşamaya devam edecek.”

Hakan Tosun’un adı, sadece bir insanın adı değil; bir inancın, bir direncin ve bir vicdanın simgesidir. Düşmanları tanıyoruz; her bir adımını, her bir kirli planını biliyoruz. Ama unutmasınlar ki halkın adaleti, hiçbir zulmün önünde eğilmez; halkın adaleti, ne zamana kadar beklerse er ya da geç sebep olanın kapısında duracaktır.

Toprak emanetini aldı.
Mücadelen bizimle kalıcak.
Işıklar içinde uyu…

Şimal Deniz İçin Adalet Talebi: Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ses Verdi

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, Sarıyer Şube Saymanı Şimal Deniz’in tutuklanmasını sert bir dille kınadı. Dernek, Deniz’in tutuklanmasının adaletin değil, baskının sesi olduğunu vurguladı. Açıklamada, demokrasi, düşünce özgürlüğü ve inanç eşitliği mücadelesinin asla susturulamayacağı belirtildi.

Dernek, Pir Sultan’ın izinden giderek hak, adalet ve özgürlük mücadelesi verenlerin her türlü hukuksuzluğun karşısında duracağını ifade etti. Şimal Deniz’in derhal serbest bırakılması gerektiği vurgulandı ve “Adalet istiyoruz, hemen şimdi!” çağrısı yapıldı.

Açıklamanın sonunda, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi Bektaşi Federasyonu logolarıyla birlikte “Hukuksuz Şekilde Tutuklanan Sarıyer Şube Saymanımız Şimal Deniz Yalnız Değildir” mesajı paylaşıldı. Bu dayanışma ifadesi, derneğin tutuklu üyeleri için gösterdiği güçlü destek ve bağlılığı temsil ediyor.

Hakan Tosun, binlerce dostunun katılımıyla son yolculuğuna uğurlandı

Darp edilerek katledilen gazeteci Hakan Tosun, Nurtepe Cemevi’nde gerçekleştirilen törenle binlerce kişi tarafından uğurlandı. Törende, Hakan’ın dostları adına yapılan açıklamada, “Asla susturamayacaksınız bizleri. Hak yolundan ayrılmayan mazlumları sizler öldürebiliyorsanız bizler de Pir Sultanlar gibi ölür ölür diriliriz. Yürü bire Hızır Paşa, başaramayacaksınız” ifadeleri yer aldı.

10 Ekim gecesi saldırıya uğrayan Hakan Tosun, 14 Ekim’de tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Tosun’un kimler tarafından katledildiğini sorgulamak amacıyla birçok kişi Nurtepe Metro meydanında toplandı ve Nurtepe Cemevine kadar yürüyüş düzenlendi.

Törende Hakan Tosun’un kardeşi Öznur Tosun, “Hakan, her canlı için duyarlı bir insandı. Böyle bir insanı katletmenin hesabını verebilecekler mi? Söylemek istediğim çok şey var ama şu anda sadece acımı yaşamak istiyorum” dedi.

Hakan Tosun’un dostları adına konuşan İsmail Akyıldız ise, “Biz, Köroğlu’nun, Pir Sultan’ın soyundan gelenleriz. Onların mirasını sahipleniyoruz. Bu nedenle bizim kolumuzu, kanadımızı kırmak istiyorlar. Bugün burada, sadece Hakan’ı uğurlamak için değil, bu onurlu tarihe ve değerlere sahip çıktığımız için toplandık” şeklinde konuştu.

Törende ayrıca TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Hakan Tosun’un önemli bir yaşam mücadelesi verdiğini belirterek, “Hakan, birçok değerli işe imza attı. Bu katliam, adalet mücadelesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor” ifadelerini kullandı. DEM Parti Milletvekili İbrahim Akın ise Hakan’ın gerçek bir yaşam mücadelesi verdiğinin altını çizdi.

Törenin ardından Hakan Tosun, Nurtepe Cemevinden alınarak Ayazağa Mezarlığı’na defnedildi.