Ana Sayfa Blog Sayfa 95

Alevilerin Sesi Dergisi’nin 296. Sayısı Yayında!

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun yayın organı olan Alevilerin Sesi Dergisi’nin 296. sayısı yayımlandı. Dergi, Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca ve Kırmancki/Zazaca dillerinde hazırlanmış olup, toplumsal hafıza, adalet arayışı, inanç mücadelesi ve güncel gelişmeler gibi konuları ele alıyor.

Bu sayıda, yaşamını demokrasi, eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü mücadelesine adamış Turan Eser’e özel bir bölüm ayrıldı. Eser’in anısına yazılan yazılarda, onun mücadelesi ve değerleri dile getirildi.

Diğer bir önemli dosya ise Zini Gediği üzerine. Bu bölüme, Alevi toplumunun hafızasında derin yaralar açan Zini Gediği olayının etkileri ve bu olayın yarattığı toplumsal hafıza üzerine çeşitli yazılar yer alıyor. Yazarlar, Zini Gediği’nin unutulmaması gereken bir tarih olduğunu vurguluyor.

Dergideki diğer konular arasında, Alevi inancı, eğitim ve kültürel etkinlikler de yer almakta. Bu sayıda, Alevi kültürünün yaşatılması ve bu konudaki çalışmaların önemi de vurgulanıyor.

Kasım Yeşilgül: Alevi Mücadelesinin Sembolu, Bilim ve Barış İçin Yoldaş

Kasım Yeşilgül, 4 Kasım 1948’de Sivas’ın İmranlı ilçesine bağlı Arık köyünde dünyaya geldi. Anadolu’nun yoksul ama onurlu coğrafyasında büyüyen Yeşilgül, ilk öğrenimini köyünde tamamladı. Ailesi, onun eğitim yolunda ilerlemesini teşvik etti ve 1960 yılında henüz 12 yaşında iken Ankara’ya giderek ortaokul ve lise eğitimini burada sürdürdü.

Yeşilgül, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde yüksek öğrenimine başladı. Ancak Türkiye’nin çalkantılı siyasal ortamı, özellikle de 12 Mart 1971 askeri darbesi, eğitim hayatını derinden etkiledi. İkinci sınıftayken politik baskılar nedeniyle eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalan Yeşilgül, Fransa’ya gitme kararı aldı. Fransa’da Strasbourg Üniversitesi’nde Fransız Dili ve Edebiyatı üzerinde öğrenim gördü ve sonrasında Sorbonne Üniversitesi’nde İş Hukuku alanında master yaptı. Master tezini, “Fransa ve Türkiye Sosyal Güvenlik Hukuku’nun Karşılaştırılması” başlığıyla hazırladı.

Akademik yaşamında Alevilik inancı ve felsefesi üzerine derinlemesine araştırmalar gerçekleştiren Yeşilgül, önemli makaleler kaleme aldı. Bu eserleriyle Aleviliğin düşünsel derinliğine ışık tuttu ve modern dünyada Aleviliğin konumunu tartışmaya açtı. Avrupa’da ve Türkiye’de çok sayıda konferans düzenleyerek görüşlerini geniş kitlelerle paylaştı.

Yeşilgül, yalnızca akademik bir kariyere sahip olmakla kalmayıp, Alevi hareketinin de öncüsü oldu. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu adına Avrupa Birliği ve Avrupa Parlamentosu nezdinde diplomatik ilişkiler yürüttü. Onun girişimleriyle, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yönelik İlerleme Raporlarında Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tanınması ve Alevi çocuklarına zorunlu din dersinin kaldırılması gibi maddeler yer aldı.

Kasım Yeşilgül, 1 Ekim 2005 tarihinde Fransa’nın Strasbourg kentinde, uzun süredir mücadele ettiği lenf kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. Arkasında yalnızca bir yaşam değil, Aleviliğin eşitlik ve özgürlük mücadelesine adanmış bir miras bıraktı. Onun adı, Alevi hareketinin hafızasında daima yaşayacak ve yeni nesillere aktarılacaktır. Kasım Yeşilgül, tüm kuşakların ortak değeridir.

Zeynel Abidin Koç: Alevi örgütleri sürece daha fazla dahil olmalı!

Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç, Alevi örgütlerinin Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde daha aktif bir rol alması gerektiğini vurguladı. 2 Ekim tarihinde Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları ile yapılan görüşmelerde, Alevi örgütlerinin Meclis’teki süreçte daha fazla söz sahibi olmaları gerektiği ifade edildi.

Koç, Alevi örgütlerinin Meclis komisyonlarına dahil edilmesinin önemine dikkat çekerek, mevcut iktidarın Alevi taleplerine duyarsız kaldığını belirtti. Ayrıca, 29 Ekim’de yapılması planlanan Alevi Açılımı’nın detaylarının henüz net olmadığını ancak bu konuda umutlu olduklarını dile getirdi.

Alevi örgütlerinin inanç taleplerinin sınırlı olduğunu, ancak demokratikleşme sürecinin tüm topluma fayda sağlayacağını vurgulayan Koç, Alevi kurumlarının haklarının tanınması ve inanç merkezlerinin kamusal alanda yer bulması için mücadelenin devam edeceğini açıkladı.

Koç, muhalefet partileriyle daha sık görüşmeler yapacaklarını ve bu süreçte Alevi taleplerinin masada yer alması için çalışacaklarını ifade etti. Alevilerin taleplerinin, Türkiye’nin demokratikleşmesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Koç, bu nedenle Alevi örgütlerinin taleplerinin her platformda gündeme gelmesi gerektiğinin altını çizdi.

Ana Narin Gülçiçeği: “Madem silahlar bırakıldı, neden barış olmasın?”

PİRHA’ya konuşan Babamansur Ocağı evladı Ana Narin Gülçiçeği, barış çağrısında bulunarak, “Bir daha acı yaşamak istemiyoruz. Silahlar bırakıldıysa neden barış olmasın?” dedi.

Barış tartışmalarının yeniden gündeme geldiği günlerde PİRHA’ya konuşan Ana Narin Gülçiçeği, bir ana olarak en büyük dileğinin barış olduğunu ifade etti. Hükümetin barış konusundaki söylemlerini samimiyetsiz bulduğunu belirten Gülçiçeği, “Bir ana olarak gerçekten fazla inandırıcı bulmuyorum. Barış ancak halkın talebiyle hayata geçebilir” diye konuştu.

“Kürt ve Alevi kadınları mücadeleyi hiç bırakmadı”

Kadınların barış sürecinde belirleyici bir rol oynadığını söyleyen Gülçiçeği, özellikle Kürt ve Alevi kadınlarının tarih boyunca direnç gösterdiğini vurguladı. “Kürt ve Alevi kadınları mücadelesini hiçbir zaman bırakmadı. Bu toplumda kadınlar hep direnerek var oldu” dedi. Analara düşen en büyük görevin barışı sahiplenmek olduğunu söyleyen Gülçiçeği, “Evlatlarımız ölmesin, anaların yüreği yanmasın” ifadelerini kullandı.

Alevi inancının yok sayılması

Röportajda inanç özgürlüğüne dair sorunlara da değinen Ana Narin Gülçiçeği, devletin Alevi toplumuna yönelik yaklaşımını eleştirdi. Cemevlerinin ibadethane olarak tanınmamasına dikkat çeken Gülçiçeği, Kültür Bakanlığı’na bağlama girişimlerinin de inancın özüne aykırı olduğunu söyledi. Kutsal ziyaretgâhlara yönelik müdahalelerin kabul edilemez olduğunu belirterek, “Alevi kimliği hâlâ görmezden geliniyor” dedi.

“Barış kadınların omuzlarında yükselecek”

Ana Gülçiçeği, barışın ancak kadınların güçlü iradesiyle kalıcı hale gelebileceğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Bir daha evlatlarımız ölmesin, anaların gözyaşı dinsin. Barış kadınların omuzlarında yükselecek.”

DEM Parti Eş Genel Başkanları Alevi Kurumları ile Buluştu

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Alevi kurum temsilcileriyle bir araya geldi. Görüşme, DEM Parti Genel Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Toplantıda, Alevilerin karşılaştığı sorunlar detaylı bir şekilde ele alındı. Eş Genel Başkanlar, Alevi toplumu ile ilgili meselelerin çözümüne yönelik fikir alışverişinde bulunarak, bu konulara dair duyulan hassasiyeti vurguladılar.

Ayrıca, Barış ve Demokratik Toplum Süreci üzerine de kapsamlı tartışmalar yapıldı. Bu bağlamda, Alevi kurumlarının rolü ve katkıları üzerinde durularak, toplumda adalet ve eşitliğin sağlanması için öneriler geliştirildi.

Görüşmeye, Halklar İnançlar Komisyonu Eşsözcüsü Yüksel Mutlu, PM üyesi Zeyno Bayramoğlu ve Dersim Milletvekili Ayten Kordu da katılarak destek verdiler. Bu buluşma, Alevi toplumu ile siyasi temsilciler arasındaki diyaloğun güçlenmesine katkı sunmayı hedefliyor.

Ezilenlerin mücadelesine Aleviler olarak omuz veriyoruz!

FEDA ve DABK, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair yaptıkları açıklamada, Aleviler başta olmak üzere tüm ezilenleri geleceği kazanma mücadelesine davet etti. “İçinde bulunduğumuz sürecin başarıya taşınmasını tarihi ve hayati bir görev olarak ele alıyoruz” ifadeleriyle başlayan açıklamada, Alevilerin barış sürecini nihayete erdirip anayasal haklarını elde etmesi gerektiği vurgulandı.

Alevilerin tarih boyunca çeşitli zulümlere maruz kaldığını belirten federasyonlar, bu duruma karşı direnişin onurlu bir şekilde sürdüğünü ifade etti. Suriye’deki Arap ve Kürt Alevilere yönelik devam eden baskılar ve saldırılar, uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirildi. Ayrıca, Türkiye’de Alevilere, Kürtlere ve diğer ezilenlere yönelik uygulanan baskılara karşı mücadele edilmesinin Alevilerin asli görevi olduğu belirtildi.

Alevilik inancının kadınlara özel bir yer verdiği ifade edilerek, Alevi kadınlarının barış ve demokratik toplum mücadelesinin öncüsü olduğu kaydedildi. “Alevi kadını olmadan barışın da, demokratik toplumun inşası da eksik kalacaktır” denildi. Emekçilerin, gençlerin ve tüm ezilenlerin gücüne ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Aleviliğin dilinin halkların ortak hakikati olduğuna dikkat çekilerek, her dilde ibadetin doğal bir hak olduğu belirtildi. Son olarak, FEDA ve DABK, bütün ezilenleri barış ve demokrasi mücadelesine davet etti ve “Emin olmalıyız ki, örgütlenir ve mücadele edersek mutlaka kazanacağız” mesajı verildi.

Alevi öğretisinde edebli kelamda dil İSMAİL PEHLİVAN

“Eyvah neler açtın başıma benim
Beni ellik ellik gezdiren dilim
Her zaman karıştın işime benim
Sarılmış yarayı azdıran dilim” Ozan Emekçi

Dil, insanlığın iletişim aracıdır. Dil, bir toplumun sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik ve inanç anlayışlarındaki çatışma ve uzlaşmaların ana kaynağıdır.

Alevi toplumunun bazı unsurlarının son zamanlarda kullandığı dil ve üslup beraberinde çatışmaları getirdi. Adeta ‘itibar suikastı’na girişildi. Sosyal medyada kullanılan bu çirkin dilin Alevi öğretisinde yeri olmadığı halde bazı unsurlar bunu akıl edemediler. Saldırgan ve incitici sözcüklerle toplumda kutuplaşma yaratılmaya çalışıldı.

Anadolu Alevi Öğretisi ve inancında kullanılan dilin önemi, inancın özünü, kimliğini ve sürekliliğini sağlaması açısından hayati bir role sahiptir. Bu rol, sadece iletişim kurmaktan öte, geleneksel kültür mirasının ve inanç birliğinin korunması anlamına da gelir.

Yol ve Erkan’ın yaşatılması, ancak uzlaşıcı ve hoşgörülü kültür hazineli Alevilik felsefesinin içerdiği bir DİL ile mümkündür.

***

Teknolojinin yol açtığı hızlı iletişim ağlarının sağladığı olanaklar kötü amaçla kullanıldığında tam bir belirsizlik haline tanıklık ediyoruz. Modern hayatın dayattığı kültürel yaşam bu duyguyu besleyen bir tarza dönüştürüldü. Sosyal medya at izi ile it izinin ayırt edilemediği bir alan haline geldi.

Büyük filozof Konfüçyüs’e sormuşlar:

– Bir memleketi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?

– Büyük Filozof şöyle cevap veriyor:

– Hiç şüphesiz, dili gözden geçirmekle işe başlardım.

Dinleyenlerin hayret dolu bakışları karşısında sözlerine devam eder:

– Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa TÖRE VE KÜLTÜR bozulur. Töre ve kültür bozulursa ADALET yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey DİL kadar önemli değildir.’ ifadeleri ile cevap vermiştir.

***

Alevi sivil toplum örgütlerine (STK) bu alanda büyük sorumluluk düşmektedir. Anadolu Alevi inancının doğru aktarımı ve yaşatılması doğrultusunda teknolojik olanaklar kullanılarak toplumsal barışa hizmet eden adımların acilen atılması zorunlu bir görevdir.

“Çağdaş medeniyetlere sahip toplumlar düzeyindeki haklara sahip olmak isteyen toplumlarda, STK’lara büyük görevler düşmektedir. STK’lar, temsil ettikleri toplulukların sorunlarını çözmede ancak takdir edilecek çalışmalar yaparak güçlü bir dinamizme ve desteğe sahip olurlar. Bunun için de güç birliği yapmak zorundadırlar. Bu güç birliğinin devamını ise ortak bir DİL’i konuşmakla sağlayabilirler. Çünkü iletişim deyince de akla DİL gelir. Dil bir toplumun aynasıdır.” (Hüseyin Aldoğan-Dede)

***

Alevi toplumu içinde yaşanan güncel iletişim sorununa, inancın tarihi ve felsefi özünden kopmadan, modern çözümler sunacak yol ve yöntemler geliştirilmelidir.

Bu konuda Alevi STK’lara önerilerim şunlardır:

1-Sosyal medya ve diğer mecralarda, Alevi inanç felsefesinin özündeki sevgi, hoşgörü ve “eline, beline, diline sahip olma” ilkelerine uygun bir dilin benimsenmesi için somut kampanyalar başlatılmalıdır. Çatışmacı ve kutuplaştırıcı söylemlerin, inancın temel değerleriyle çeliştiği sürekli hatırlatılmalıdır.

2-Eleştirilerin, kişiler yerine fikirlere, ilkelere veya uygulamalara yöneltilmesi teşvik edilmelidir. Kişileri hedef alan, incitici ve yaftalayıcı dilden kesinlikle uzak durulmalıdır.

3-Temsil gücüne sahip tüm Alevi kuruluşları (Dernekler, Vakıflar, Cemevleri) için ortak bir etik ve üslup rehberi hazırlanmalı. Bu rehber, özellikle demeçlerde, yazılı iletişimde ve medya organlarında (TV, sosyal medya) kullanılacak kapsayıcı ve yapıcı dile önem verilmelidir.

4-Panel, sempozyum ve kurultaylarda konuşmacıların (Dedeler, Ana’lar, Yöneticiler, Yazarlar) temel konularda ortak bir terminoloji ve söylem birliği kullanması sağlanmalıdır. Bu, inancın ve taleplerin medya ve kamuoyu nezdinde doğru, güçlü ve etkili temsilini artıracaktır.

5-Dedeler ve Ana’lar gibi manevi rehberlerin, Cemlerde ve toplantılarda söylem birliğini koruma ve çirkin dil kullanımının inançsal ve toplumsal zararlarını vurgulama konusunda öncü olması önemlidir. Manevi rehberler ile dernek ve Cemevi yöneticileri, sosyal medyada paylaştıkları mesajlarda ve yaptıkları canlı yayınlarda, hoşgörülü ve yapıcı dilin önemini sık sık vurgulamalı, böylece takipçilerine rol model olmalıdır.

6-Deyişler, nefesler ve duvaz-imamların Alevi kimliğini aktarmadaki rolünü korumak ve genç kuşaklara doğru biçimde ulaştırmak temel hedef olmalıdır.

Gençlere yönelik düzenlenen eğitimlerde, “Dört Kapı Kırk Makam”, “Enel Hakk”, “Hak-Muhammed-Ali Öğretisi”, söylence ve mitolojik anlatımlar gibi temel felsefi kavramların orijinal ve zengin dilinin öğretilmesine öncelik verilmelidir.

7-Hakk aşıkları Türkçe deyişlerinin, nefeslerinin ve saz mirasının (hem müzikal hem edebi olarak) gençlerin ilgi duyduğu görsel ve dijital platformlara (podcast, kısa videolar, animasyonlar) aktarılması sağlanmalıdır. Bu, kültürel mirasın dilini gençlerin erişimine sunar.

Edebi yaşam anlayışların sadece inanç bilgisi değil, aynı zamanda toplumsal tarih, değer yargıları ve mizah anlayışını da içerdiği bilinciyle, bu metinlerin güncel olaylarla ilişkilendirilerek anlatılması “Toplumsal Bellek”in aktarımı sağlanmalıdır.

8-Sazın “ortak dili temsil eden en önemli araç” olduğu gerçeğinden hareketle, genç Zakir ve Ozanların yetiştirilmesine yönelik profesyonel programlar desteklenmeli. Bu, Alevi coğrafyaları arasında inançsal bütünlüğü koruyan iletişim mirasının sürekliliğini sağlar.

9-Anadolu’da Kürtçe, Zazaca, Türkçe gibi dillerin zorunlu etkileşimine rağmen, temel felsefenin aktarıcı dili genellikle Türkçe olan deyişlerin önemi korunmalı, ancak diğer dillerdeki kültürel ve inançsal ifadeler de saygıyla kucaklanmalıdır.

10- Alevi kurumları, “Eline, Beline, Diline Sahip Ol” prensibini merkeze alan kısa, çarpıcı ve profesyonel video/görsel içerikler üretmeli. Bu içerikler, Ozan Emekçi’nin dizeleri gibi öğretici metinleri kullanarak, eleştiri ve hakaret arasındaki farkı net bir şekilde göstermeli.

11- Temsil gücü olan kuruluşların bir araya gelerek, sosyal medya üzerinden yapılan saldırgan ve incitici paylaşımları izleyecek, değerlendirecek ve gerekirse uyarıda bulunacak bir çalışma grubu oluşturması faydalı olacaktır. Bu kurul, öncelikle eğitici ve rehberlik edici bir rol üstlenmelidir.

12- Topluluğun, kurumsal birliği ve huzuru bozan çirkin dil kullanan hesapları topluca raporlama ve engelleme (bloklama) konusunda teşvik edilmesi ve eğitilmesi gerekir. Bu, çatışmacı dilin dijital alanda zemin bulmasını zorlaştırır.

13- Gençlere ve aktivistlere yönelik “Fikre Eleştiri, Kişiye Saygı” ilkesini öğreten kısa eğitimler düzenlenmelidir. Tartışmaların, bireyleri hedef almaktan (itibar suikastı) çıkarılıp, düşüncelerin yapıcı bir zeminde tartışılmasına odaklanması hedeflenmelidir.

14- Hakk aşıklarının ve Zakirlerin deyişlerinin taşıdığı kültürel mirasın ve felsefi derinliğin genç kuşaklara aktarılması, inancın sürekliliği için hayati öneme sahiptir. Ayrıca menkıbelerin de gençlerin anlayabileceği şekilde anlaşılır bir dile dönüştürülerek, verdiği mesaj anlatılmalıdır.

Alevi Hakk aşıklarının (Şah İsmail Hatayi, Pir Sultan, Kul Himmet, Nesimi, Yunus Emre vb.) deyiş ve nefeslerindeki Alevi felsefesini içeren kelimeler ve kavramlar (Dört Kapı Kırk Makam, Enel Hakk vb.) güncel Türkçe’ye ve gençlerin anlayacağı dile tercüme edilerek yayımlanmalıdır. Bu sayede felsefi dilin karmaşıklığı genç zihinler için aşılabilir hale gelir. Örneğin: Bir deyişin hem orijinal metni hem de her bir kıtanın taşıdığı felsefi anlamı açıklayan kısa dipnotlar eklenerek görsel içerik üretilebilir.

15- Sazın “ortak dili temsil eden bir araç” olduğu gerçeğinden hareketle, gençlerin saz öğrenimini destekleyen online/hibrit kurslar açılmalıdır. Bu kurslarda sadece enstrüman eğitimi değil, aynı zamanda çalınan deyişlerin edebi ve inançsal arka planı da anlatılmalıdır.

16- Alevi felsefesinin temel kavramlarının (cem, rızalık, görgü, musahiplik, dar-ı didar) genç bir ses tonu ve güncel bir anlatım diliyle anlatılan podcast serileri hazırlanmalıdır.

17- Gençlerin ilgi duyduğu grafik tasarım, animasyon ve kısa film gibi alanlar desteklenerek, temel Alevi öğretisi ve dili (Alevilik’teki doğa sevgisi, insan odaklı yaşam tarzı) sanatsal içeriklerle ifade edilmelidir. Bu, dilin sadece sözle değil, görsel bir kimlikle de aktarılmasını sağlar.

18- Anadolu coğrafyasındaki dil zenginliğini (Kürtçe, Zazaca, Türkçe, Arapça) kabul eden, ancak Alevi öğretisinin temel taşıyıcı dilini koruyan kapsayıcı etkinlikler düzenlenmelidir. Bu, gençlerin dil farklılıklarını bir ayrışma sebebi değil, bir kültürel zenginlik olarak görmesine yardımcı olur.

Sorunların çözümünün dışarıdan bir dayatma ile değil, inancın kendi içinden gelen otokontrol ve etik kuralları olduğunun bilinciyle topluma hizmet edilmelidir.

Sosyal medyada ve bireysel ilişkilerdeki çatışmacı ve incitici dil sorununa karşılık yapıcı, edebi ve inançsal ilkelere dayalı bir söylem birliği geliştirecek yol ve yöntemlerle sağlanabilir.

Dil, toplumsal birlik ve huzurun korunması açısından hayati bir öneme sahiptir.

Aşkı muhabbetlerimle…

halktv.com.tr

Filistin’in Zaferi İçin Birlikte Mücadele: Soykırımcı İsrail Yenilecek!

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Siyonist İsrail devletinin Filistin halkına yönelik saldırılarını şiddetle kınadı. Yayımladıkları ortak açıklamada, uluslararası topluma İsrail’in işlediği suçlara karşı yaptırım uygulama çağrısında bulundular.

Açıklamada, “Filistin halkı özgürlüğe, adalete mutlaka ulaşacak, Filistin kazanacaktır” ifadesi yer aldı. Federasyonlar, bu bağlamda Filistin’deki soykırımın durdurulması için uluslararası toplumun harekete geçmesi gerektiğini vurguladılar.

AKP hükümetine de eleştirilerde bulunan ABF ve PSAKD, “Soykırımcı İsrail ile yapılan tüm ekonomik ve askeri anlaşmaların iptal edilmesi” çağrısında bulundu. Bu talep, Türkiye’nin uluslararası insan hakları normları çerçevesinde sorumluluk almasının önemini ön plana çıkarıyor.

Açıklama, “Nehirden denize özgür Filistin” sloganıyla sona ererken, Filistin halkının mücadelesine destek mesajı verildi. Bu ifade, Filistin’in özgürlük mücadelesinin uluslararası dayanışma ile güçleneceğine dair bir umut taşıyor.

Ayten Kordu: Akit’in Provokasyonlarına Karşı Sesimizi Yükselteceğiz

DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Akit gazetesinin Alevilere ve Dersim’e yönelik nefret söylemi içeren haberine sert tepki gösterdi. Kordu, Akit’in yaklaşımını “habercilik değil, düpedüz provokasyon” şeklinde nitelendirerek yetkililere sorumluluk çağrısında bulundu.

Kordu, Akit’in yayımladığı haberin açıkça nefret dili içerdiğini vurguladı. “Akit, bir kez daha nefret saçan bir haberiyle inancımızı ve kentimizi hedef göstermektedir. Bu dil, habercilik değil, düpedüz provokasyondur. Akit’in oynadığı bu rol, halkları ve inançları karşı karşıya getiren zehirli bir dildir” dedi.

Alevi yurttaşlarla ilgili hassasiyet belirten yetkililerin, bu tür provokatif söylemlere karşı da aynı duyarlılığı göstermeleri gerektiğini ifade eden Kordu, “Akit’in Dersim ve inancımız üzerine yaptığı kaçıncı provokatif haber bu?” diye sordu.

Kordu, Akit’in provokatif söylemlerine rağmen toplumsal barış ve birlikte yaşam mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini belirtti. “Bu kışkırtmalara gelmeyeceğiz. Tam tersine toplumsal barışı, demokrasiyi, birlikte yaşamı inşa etmek için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

Son olarak, nefret diline karşı sessiz kalınamayacağını vurgulayan Kordu, yetkililere sorumluluklarını yerine getirmeleri için çağrıda bulundu. “Bu nefret diline karşı sessiz kalınamaz. Yetkilileri, sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz” dedi.

DAD’dan Alevi Bektaşi Federasyonu’na İki Dilekçe: Hâlâ Cevap Yok

Can TV’de yayınlanan Aleviler Konuşuyor özel programında DAD Eşbaşkanı Zeynel Kete, Alevi Bektaşi Federasyonu’na neden üye olunmadığı sorusunu yanıtladı. Kete, resmi dilekçelerle iki kez başvuruda bulunduklarını ancak herhangi bir yanıt alamadıklarını açıkladı.

Can TV’de Şükrü Yıldız’ın yönelttiği “Neden Alevi Bektaşi Federasyonu’na üye değilsiniz?” sorusuna yanıt veren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, sürece ilişkin dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

Kete, DAD’ın iki kez yazılı başvuru yaptığını belirterek şunları söyledi:

“Biz Alevi Bektaşi Federasyonu’na iki defa dilekçeyle başvurduk. Bu federasyona üye olmak istediğimizi söyledik. Başvurduğumuz dilekçeler bizdedir. Ancak bir türlü olumlu ya da olumsuz bir cevap gelmedi. Hiçbir yanıt verilmedi, nedenini bilmiyoruz.”
“Federasyon tek çatı olmalı”

Kete, Alevi kurumlarının tek bir çatı altında toplanmasının önemine değinerek şöyle devam etti:

“Bir federasyon altında bütün Alevi kurumlarının, bütün süreklerin olması gerekiyor. Söylemler farklı olabilir ama sürek bin birdir. Federasyon tek çatı altında örgütlenmenin avantajlarını sağlar. Dezavantajları olsa da avantajları daha fazladır. Ancak buna rağmen bize herhangi bir geri dönüş yapılmadı.”

“Devlet bile dilekçeye cevap veriyor”

Başvurulara karşı sessiz kalınmasını eleştiren Kete, devlet bürokrasisinde bile bir dilekçeye süresi içinde cevap verildiğini hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:

“Devlet bürokrasisinde bile dilekçeye 15 gün, en fazla 1 ay içinde yanıt verilir. Bizimkisi yıllar oldu, hâlâ cevap verilmedi. Toplum da bu soruyu soruyor. Yani mesele sadece örgütlerimizin meselesi değil, toplumun da merak ettiği bir konu.”

Program sonunda Kete, bu tartışmaların ilerleyen dönemde daha kapsamlı şekilde ele alınması gerektiğini ifade ederek sözlerini noktaladı.