Ana Sayfa Blog Sayfa 96

Ayten Kordu: Akit’in Provokasyonlarına Karşı Sesimizi Yükselteceğiz

DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Akit gazetesinin Alevilere ve Dersim’e yönelik nefret söylemi içeren haberine sert tepki gösterdi. Kordu, Akit’in yaklaşımını “habercilik değil, düpedüz provokasyon” şeklinde nitelendirerek yetkililere sorumluluk çağrısında bulundu.

Kordu, Akit’in yayımladığı haberin açıkça nefret dili içerdiğini vurguladı. “Akit, bir kez daha nefret saçan bir haberiyle inancımızı ve kentimizi hedef göstermektedir. Bu dil, habercilik değil, düpedüz provokasyondur. Akit’in oynadığı bu rol, halkları ve inançları karşı karşıya getiren zehirli bir dildir” dedi.

Alevi yurttaşlarla ilgili hassasiyet belirten yetkililerin, bu tür provokatif söylemlere karşı da aynı duyarlılığı göstermeleri gerektiğini ifade eden Kordu, “Akit’in Dersim ve inancımız üzerine yaptığı kaçıncı provokatif haber bu?” diye sordu.

Kordu, Akit’in provokatif söylemlerine rağmen toplumsal barış ve birlikte yaşam mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini belirtti. “Bu kışkırtmalara gelmeyeceğiz. Tam tersine toplumsal barışı, demokrasiyi, birlikte yaşamı inşa etmek için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

Son olarak, nefret diline karşı sessiz kalınamayacağını vurgulayan Kordu, yetkililere sorumluluklarını yerine getirmeleri için çağrıda bulundu. “Bu nefret diline karşı sessiz kalınamaz. Yetkilileri, sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz” dedi.

DAD’dan Alevi Bektaşi Federasyonu’na İki Dilekçe: Hâlâ Cevap Yok

Can TV’de yayınlanan Aleviler Konuşuyor özel programında DAD Eşbaşkanı Zeynel Kete, Alevi Bektaşi Federasyonu’na neden üye olunmadığı sorusunu yanıtladı. Kete, resmi dilekçelerle iki kez başvuruda bulunduklarını ancak herhangi bir yanıt alamadıklarını açıkladı.

Can TV’de Şükrü Yıldız’ın yönelttiği “Neden Alevi Bektaşi Federasyonu’na üye değilsiniz?” sorusuna yanıt veren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, sürece ilişkin dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

Kete, DAD’ın iki kez yazılı başvuru yaptığını belirterek şunları söyledi:

“Biz Alevi Bektaşi Federasyonu’na iki defa dilekçeyle başvurduk. Bu federasyona üye olmak istediğimizi söyledik. Başvurduğumuz dilekçeler bizdedir. Ancak bir türlü olumlu ya da olumsuz bir cevap gelmedi. Hiçbir yanıt verilmedi, nedenini bilmiyoruz.”
“Federasyon tek çatı olmalı”

Kete, Alevi kurumlarının tek bir çatı altında toplanmasının önemine değinerek şöyle devam etti:

“Bir federasyon altında bütün Alevi kurumlarının, bütün süreklerin olması gerekiyor. Söylemler farklı olabilir ama sürek bin birdir. Federasyon tek çatı altında örgütlenmenin avantajlarını sağlar. Dezavantajları olsa da avantajları daha fazladır. Ancak buna rağmen bize herhangi bir geri dönüş yapılmadı.”

“Devlet bile dilekçeye cevap veriyor”

Başvurulara karşı sessiz kalınmasını eleştiren Kete, devlet bürokrasisinde bile bir dilekçeye süresi içinde cevap verildiğini hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:

“Devlet bürokrasisinde bile dilekçeye 15 gün, en fazla 1 ay içinde yanıt verilir. Bizimkisi yıllar oldu, hâlâ cevap verilmedi. Toplum da bu soruyu soruyor. Yani mesele sadece örgütlerimizin meselesi değil, toplumun da merak ettiği bir konu.”

Program sonunda Kete, bu tartışmaların ilerleyen dönemde daha kapsamlı şekilde ele alınması gerektiğini ifade ederek sözlerini noktaladı.

ALEVİ  HUKUKU Av. HÜSEYİN ÖZDEMİR

Çoğumuz  Alevi  akidelerinin tümüyle  kendine özgü bir  hukuk türü olduğunun  farkında değiliz.  Denilebilir ki, Alevi hukuku diye bir hukuk var mı,   varsa bu günün modern kent yaşamında uygulamak mümkün mü? Bu sorulara  olumlu cevap vermek için, önce Alevi inancını, yaşam biçimini, felsefesini Hukuk Fakültelerinde okutulan ‘‘Hukuk tarihi’’ ve ‘‘Hukuk kavaramı’’  hakkındaki görüşlerle kıyaslayarak cevaplamak gerekir.

Konuyu günümüz modern/pozitif hukukunun temelini oluşturan bahse konu bu görüşlerin en başında gelenleri  hukuk felsefesi ve hukuk sosyolojisiyle birlikte kısaca  irdelemeye çalışalım:

1-Hukuk ve Toplum Düzeni: Köklerini Roma hukukundan alan bu görüşe göre, ‘‘Nerede yaşayan bir insan topluluğu varsa orada hukuk vardır.’’ (ubi societessibi İus) Başka bir deyimle  ‘‘Hukuksuz toplum olmaz.’’ Çünkü toplumsal yaşam bir düzeni gerektirir.  Bu görüşten hareketle, farklı bir inanca sahip olan  Alevilerin de kendi toplum düzeni için şüphesiz ki bir hukukları vardı ve halen de vardır.‘Hukuk düzeni, barışı, güvenliği, eşitliği ve özgürlüğü  sağlar.’’ (Hukuk sosyolojisi)

2-Tabii/Doğal Hukuk Grüşü: Bu görüşe göre ‘‘hukuk, en geniş anlamıyla temellerini tabiattan alır.’’ Doğal hukuk ‘‘pateist bir evren içinde kavranır ve doğanın  beşeri statasüne dayanır. Evren  (kozmos) tanrısal bir düzendir. Hukuk,  ‘‘esasen doğanın iradesinin kanunudur’’  Bu nedenle tabii hukuka ayni zamanda  akli hukuk da denilmektedir. Bildiğimiz gibi Alevi tasavvufuna göre evrendeki tüm varlıklarda tanrının zerresi vardır. Tanrı,  insanın bir parçasıdır. (Vahdet-i vucut ve enelhak görüşü.) Alevi hukuku,  sonuçta tümüyle Alevi kültüründen süzülüp ortaya çıktığına göre doğal olarak ayni inançla bütünleşecektir. O  halde  Alevi hukuku da   Tabii/doğal hukukun kendisidir diyebiliriz.

Alevi hukuku ayni zamanda AKLİ’dır.   Bildiğimiz gibi Alevi inancı tinsel esaslardan öte akli esaslara dayanır. Bu nedenle  Alevilerin ibadeti genel anlamda şekli değil,  aklidir.  İnsanların şekli olmayan  yollarla   tanrıya  varmaları mümkündür. Hacı Bektaş Veli’nin  ‘‘Keramet baştadır  taçta değil, hararet nardır sacta değil. Her ne ara isen kendide ara, Küdüst’te, Mekke’de değil’’ vecizesi bunu en anlaşılır örneğidir.  Bildiğimiz gibi  Aleviler tüm müşkülatların tek çozüm yolunun  akıl   olduğuna  inanmışlardır. Bu nedenle Aleviler, aklın eseri olan  pozitif bilime itibar etmişlerdir.  Yine Hacı Bektaş Veli’nin  ‘İlimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır’’ vecizesi  bu anlayışın temelini oluşturur. Bu vecizeyi hukukla açıklarsak,  şu sonuç ortaya çıkıyor: ‘‘Hukuk süzgecinden geçmeyen  bilimnin sonu felakettir.’’ (Hukuk ve Bilim.)

Yukarıda belirttiğimiz gibi Alevi hukuku, Alevi kültürünün nihai eseri olması nedeniyle  Akli Hukuktur. (Adalet, hukukun idesi ve idalidir, bu bakımdanda hukuk bir kültür  görünümüdür.  (Hukuk felsefesi)

3-İçtimai Mukavele Teorisi: Fransız filozofu Jan Jack Russo tarafından ortaya atılan bu teoriye göre, zamanla ortaya çıkan gereksinimler nedeniyle insanlar toplu halde yaşamak zorunda kalmışlardır. Bu aşamada bireyler topluluğun dirlik ve düzenini sağlamak için bir araya gelerek bir sözleşme yaparlar. (toplumsal sözleşme.) İşte bu sözleşme ile  ilk hukuk kurallarının  orta çıktığı kabul edilmiştir. (Hukuk tarihi.)

Toplumsal sözleşme görüşünü Alevi inancıyla kıyaslarsak; Alevilerin de bir toplumsal sözleşmesinin var olduğu, Alevilikteki BİAT kavramıyla açıklamak mümkündür. Biat, yani ikrar, Alevileri cemaatlaştırmıştır.  (ANSİKLOPEDİK BİLGİ: Aleviler biat aracılığıyla önce Hz. Aliye, oradan Hz. Muhammet’e ulaşırlar ve nihayet bu aşamalar sonunda Alevi inanç toplumu oluşur.) Aleviler, toplumun birliğini ve dirliğini kendine özgü bazı AHLAKİ kurallarla sağlamaktadırlar. İşte bu  Ahlaki kurallar Alevi hukukunun esaslarını oluşturmaktadır.

Yukarıda sözü edilen toplumsal sözleşmenin kurallalarını önceleri bireylerin bizzat kendileri denetliyorlardı. Ancak, topluluk zamanla büyüyünce bu kez kuralları daha güçlü daha teşkilatlı bir mekanizma-aygıt- denetlemeye başladı ki bu mekanizmaya bu gün DEVLET diyoruz.

Devlettin ortaya çıkmasıyla birlikte hukuk yeni bir veçhe  aldığı için tarifi de yeni bir anlam almıştır. Buna göre hukuk, devlettin maddi yaptırıma bağladığı kurallar bütünüdür. Bu tarife, maddi yaptırımı olmayan ve fakat toplum düzenini sağlayan ahlak, din, örf adetleri de eklersek bu defa daha geniş anlamda hukuku tarif etmiş oluruz.

 ALEVİ HUKUKUNUN ORTAYA ÇIKIŞI VE ÖZELLİKLERİ: Aleviler bildiğimiz gibi  tarih boyunca hep egemen inançların baskısı altında yaşamışlardır. Bu nedenle Aleviler, sırf egemen inancın hukukuna tabi olmamak için kendi inançlarından -buna kültürleri de diyebiliriz- imbik imbik süzdükleri kurallar içeren, yaptırımı olan bir ALTERNATİF-KARIŞIT hukuk sistemini yaratmışlardır. Böylece Aleviler tarih boyunca hem özü’nü korumuşlar ve hem de özümlenmekten kendilerini kurtarmışlar. Yukarı da açıkladığımız gibi, Alevi Hukuk sistemi diğer tüm egemen inançların hukuk sistemlerinden tümüyle farklıdır. Örneğin, Aleviler hiçbir zaman şeriat hukukunu kabul etmemişler. Merkezi otoritenin hukukuna tabi olmamışlar. Bu durumda Alevi Hukuku,  İslam hukukunun dışında kalan, kendine özgü bir hukuk sistemidir demek yanlış olmaz. Örneğin,  Aleviler, toplumsal yaşamları içinde çıkan sorunlarını şeriattın kadılarıyla değil, dedelerin’lerin ya da mürşit’lerinin önderliğinde Cem Mahkemelerinde yani Cem Meclislerinde çözmüşler.

Alevi toplumu, icat ettikleri bu hukuk sistemiyle kendilerini güçlendirdikleri gibi daha güçlü bir AHLAK kavramını da geliştirmişler. Örneğin, Alevi toplumunun eşitlikçi, paylaşımcı, dayanışmacı olması bu hukuk sisteminin getirdiği disiplin ve bireyin  ‘biat’tın dan ötürüdür. Yine Alevilerin temel ahlak ilkesi olan ‘‘Eline, beline, diline sahip ol’’ ilkesi Alevi Hukukunun temel düstürünü oluşturur. Alevi Hukukunun kuralları emredilicilikten değil, tamamen bireyin sorumluluğuna dayanır. Birey ‘Benlik lanetlenmesiyle’  yani ‘‘nefis terbiyesiyle’’ kendi hukukuna kendini teslim etmiştir. Alevi hukuku, gerçek yaşamın devamı için toplumun bizzat kendi deneyimleriyle,  kolektif belleğiyle edindiği ve koyduğu kurallar bütünüdür. Yukarıda açıklamıştık; Alevi hukuku toplumsal sözleşme  nazariyesine benzer usulla ortaya çıkmıştır. Yenileyelim; Alevilerin toplum sözleşmesinin temeli Biat –ikrar- ve Ahlaktır.

Bütün bu anlatımlardan sonra  diyebiliriz ki; her hukukun bir mahkemesi ve yargılaması olduğu gibi, Alevi Hukukunun da bir mahkemesi, bir yargılaması  vardır. Şöyle;

ALEVİ MAHKEMESİ VE YARGISI:  (formalimz-biçimcilik) Alevi mahkemesi,  Cem meclisi ya da Cem Mahkemesidir,  Alevi yargılaması, cem ayin’inden önce Mürşit’in veya Dede’nin önderliğinde suçla itham olunanın yani sanığın DAR’a (Darı-ı  Didar) çekmekle başlar. Modern/pozitif yargılama uslünde bu tür yargılamaya  Açık Yargılama (aleniyet prensibi) denilmektedir  Bu sırada Dede’nin ya da Mürşit’in görevi günümüz mahkemelerdeki yargıçların görevi gibidir. Sorgulamak ve kanıt toplamak gibi. Tüm cemaatın birebir katıldığı,  çözüm getirdiği ve ceza verdiği bu tür bir yargılamayı icra eden heyete/topluluğa   Halk Mahkemesi demek yanlış olmaz. Keza bu heyeti,  Avrupa yargılamasında uygulanan Juri Heyeti’ne de benzetmek mümkündür. Yine Alevi yargılamasını,  bu gün çağdaş hukuk sistemlerinin uyguladığı Meditasyon yani  ‘hakem’lik sisteminin de bir  başka biçimidir diyebiliriz.

Alevi mahkemesinde suçla itham olunan yani sanık,  meclisin orta yerinde sorgulanır. (Dar meydanı-Dar-ı Didar)  Yargılamanın sonunda suçun çeşidine göre sanığa bir ceza verilir. Ceza tüm ‘heyet’in onayı ile dede ve mürşit tarafından tefhim olunur. Hangi suça hangi cezanın verileceği BUYRUK’ta belirtilmiştir. Buyruk  Alevilerin Ceza kanunudur. Belirtelim ki, Alevi hukukunda hapis ve ölüm cezası yoktur. Yine Alevi hukukunda kolluk kuvetti de yoktur.  Alevilerde en ağır ceza Düşkünlük cezasıdır. Düşkünlük cezası dar’ı düşkünlük ya da düşkünlük meydanın da verilir. Düşkünlük cezasını kaldıran meydana  da mürüvvet meydanı denilmektedir.

(ANSİKLOPEDİK BİLGİ: Alevilik -Bektaşilikte cem; yalnızca dinsel nitelikli bir toplantı, tören değildir, ayni zamanda hem ruhen yenilenme, arınma, hem de toplumsal ve bireysel sorgulama yeridir…  Alevilik-Bektaşilik inancına göre; dünya işleri dünyada çözülür, kişi tanrıya olan borcunu ödeyemeden ölse bile bu yalnızca onun sorunudur. Dünya işleri kapsamında kul borcunu ödemek temel koşuldur.  Bu koşulu yerine getirmeyen yargılanıp düşkün ilan edilir.  Ve toplumdan dışlanır..)

Alevi hukukunda icra edilen yarılama biçimi  esasen bir ÖZELEŞTİRİ niteliğindedir.Yargılamanın temel amacı ceza vermek değil, kişiyi kötülüklerden arındırıp topluma kazandırmaktır. Kişiye toplum içindeki görevlerini, sorumluluklarını hatırlatmaktır. Kısaca Alevi yargılamasının nihai amacı  KAMİL İNSAN yaratmaktır.

(İnsanlara oldukları gibi muamele edersek, onları daha kötü kılarız; eğer onları olması gerektiği gibi ele alırsak, olabilecekleri kadar iyi yaparız)  GOETHE 

 

Kemal Uzun Anma Toplantısı Bergisch Gladbach’ta

Demokrasi ve emek mücadelesinin değerli ismi, öğretmen, sendikacı ve yazar Kemal Uzun için Almanya’nın Bergisch Gladbach kentinde bir anma toplantısı gerçekleştirilecek.

Tarih: 12 Ekim 2025
⏰ Saat: 15:00 – 18:00
Yer: Saal 2000, Schlodderdircher Weg 48a, 51469 Bergisch Gladbach

Toplantıya, Uzun’u tanıyan dostları, yol arkadaşları ve sevenler katılacak.

Kemal Uzun (1940 – 11 Eylül 2025)

1940’ta Artvin Ardanuç’un Bereket köyünde doğan Kemal Uzun, öğretmenlikten eğitim müfettişliğine uzanan meslek yaşamı boyunca aynı zamanda örgütlü mücadelenin de öncülerindendi. 1965’ten itibaren TÖS ve ardından TÖB-DER saflarında yer aldı; 1978’de TÖB-DER Genel Sekreteri seçildi.

12 Eylül darbesi sonrası baskılar nedeniyle 1981’de Almanya’ya iltica etti. Burada da demokrasi, barış ve insan hakları mücadelesini sürdürdü; TÜDAY’ın kurucuları arasında yer aldı. Türk-Kürt dostluğu ve demokratik çözüm arayışlarının aktif savunucusu oldu.

“Türkiye’nin Avrupa Birliği Yolundaki Engeli: Kürt Sorunu” ve “Yaşanmış Gibi Yaşanmamış Bir Ömür” gibi kitaplarıyla düşüncelerini kalıcı hale getirdi. Mütevazı kişiliği ve yol erkanına bağlılığıyla tanınan Kemal Uzun, 11 Eylül 2025’te Köln’de yaşamını yitirdi.

 

Maraş Katliamı’nın En Bilinen İsmi Ökkeş Şendiller Öldü

Maraş Katliamı’nın en bilinen sanığı Ökkeş Şendiller, bugün tedavi gördüğü hastanede öldü. Ökkeş Kenger olarak da bilinen Şendiller, 19 Aralık 1978’de Maraş’ta meydana gelen ve 111 kişinin ölümüne, yüzlerce evin yakılmasına neden olan olayların baş aktörlerinden biriydi. Öğretmenlik mesleğinden ayrılarak siyasete atılan Kenger, katliam sonrası 12 Eylül mahkemelerince ‘beraat’ edilmesine rağmen, toplumsal hafızada silinmeyecek bir yer edindi.

1978’deki katliam sırasında, Çiçek Sineması’na atılan bombanın sorumluluğu, Kenger ve diğer ülkücü militanlar üzerinde yoğunlaştı. Emniyet raporları, Kenger’in patlayıcı madde temin eden biri olarak katliam öncesi ve sonrasında aktif bir rol oynadığını ortaya koydu. Ancak tüm bu delillere rağmen, sıkıyönetim mahkemelerinde beraat ederek özgürlüğüne kavuştu.

Sonrasında soyadını değiştirerek kamuoyuna Ökkeş Şendiller olarak tanıtılan bu kişi, 1991 genel seçimlerinde Milliyetçi Çalışma Partisi’nden Maraş milletvekili seçildi. Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyeliği yaptı ve Alevi Çalıştayı’na davet edildi. Ancak bu davet, birçok sanatçı ve kesim tarafından protesto edildi.

Ökkeş Şendiller’in ölümü, Maraş Katliamı’nın derin yaralarının hala taze olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Bu olay, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık mücadelesinin önemini vurgularken, katliamın failleri ve mağdurları arasındaki adalet arayışının devam ettiğini gözler önüne seriyor.

Alevi Kurumları, İstanbul’da Güç Birliği İçin Çalıştayda Buluşuyor

Alevi kurumları, örgütlenme sorunlarını ve ortak çözüm arayışlarını ele almak amacıyla 5 Ekim 2025 tarihinde İstanbul’da bir çalıştay düzenleyecek. “Alevilerin Örgütlenme Tablosu: Sorunlar, İmkânlar ve Arayışlar” başlığıyla gerçekleştirilecek bu etkinlikte, Türkiye’nin farklı şehirlerinden ve Avrupa’dan birçok Alevi örgütünün temsilcileri bir araya gelecek.

Çalıştayda, Alevi hareketinin tarihsel deneyimlerinden günümüze uzanan tartışmalar, değişen toplumsal koşullar ve geleceğe dair örgütsel ihtiyaçlar masaya yatırılacak. Etkinlik, Alevi kurumlarının uzun süredir dile getirdiği ortaklaşma ihtiyacına yanıt vermek amacı taşıyor. Çeşitli Alevi dernekleri ve federasyonları, bu önemli buluşmayı düzenleyen kuruluşlar arasında yer alıyor.

Çalıştay, Garip Dede Dergahı’nda saat 10.00’da başlayacak ve gün boyunca sürecek oturumlarla 17.00’ye kadar devam edecek. Açılış konuşmasını Veliyettin Hürrem Ulusoy’un yapacağı etkinlikte, oturumların moderatörlüğünü akademisyen Şükrü Aslan üstlenecek. Forum kapsamında, Alevi örgütlenmesinin tarihsel deneyimi, güncel sorunları ve demokratik katılım yolları tartışılacak.

Düzenleyici kurumlar, çalıştayın amacını “Sorunlarımızı birlikte konuşmak, imkânlarımızı çoğaltmak ve yolumuzu ortak akılla açmak için bir araya geliyoruz. Ayrışmanın değil, ortaklaşmanın zamanı” şeklinde ifade ediyor. Bu etkinlik, Alevi toplumu için geleceğe yönelik önemli bir adım olmayı hedefliyor.

AABF Etrafında Kenetlenme Zamanı HASAN SUBAŞI

Aleviler, tarihleri boyunca inançlarını ve toplumsal varlıklarını korumak için hep birlik ve dayanışma içinde oldular. Bu tarihsel tecrübenin, Almanya’daki Aleviler için de belirleyici bir önemi var. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), 1989’da kurulduğu günden bu yana Alevilerin inanç, kimlik ve toplumsal haklarını savunma ve elde etme mücadelesinin adeta motor gücü oldu.

AABF’nin sağladığı tüm kazanımlar örgütlü mücadelenin somut ve kalıcı sonuçlarıdır. Bu nedenle örgütlü birlik, kazanılmış hakların teminatı ve geleceğin güvencesidir!

Alevi yolunun özü, ikrar, rızalık, dayanışma ve ortak irade üzerine kuruludur. Bu değerler, günümüz Almanya’sında demokratik ve katılımcı örgütlenme ilkeleriyle birleşerek Alevi toplumu için güçlü bir toplumsal zemin oluşturmaktadır. Modern toplumlarda hak arayışının yalnızca bireysel çabalarla sınırlı kalması etkisizdir. Örgütlü bir yapı ise hem devlet hem de uluslararası kurumlar nezdinde kolektif bir özne olarak kabul görür. Bu bağlamda AABF, Alevilerin yalnızca inançsal değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal hak mücadelesinin de taşıyıcısıdır.

Almanya’daki Alevi toplumunun örgütlü kapasitesini büyütmesi hem kazanımların korunmasını hem de yeni hak arayışları mücadelesinin güçlenmesini sağlar. Bu bağlamda Almanya’daki Aleviler için örgütlü birliğe katılım, kimliğin ve inancın korunmasının yanı sıra, demokratik hakların genişletilmesi açısından da hayati bir önemdedir.

Bilindiği gibi Aleviliğin temel değerleri — ikrar, cem, dar, görgü, müsahiplik, adalet, eşitlik, paylaşım, rızalık dayanışma ve ahlaki sorumluluk — örgütlü yapılar aracılığıyla çağdaş toplumlarda yaşatılmakta ve demokratik değerlerle buluşturulmaktadır. AABF, bu açıdan da önemlidir.

Hepimizin bildiği gibi, AABF Almanya’da Alevi kimliğini ve Alevi değerlerini korumanın yanı sıra toplumsal barış, eşit yurttaşlık ve birlikte yaşam mücadelesine de önemli katkı sunmaktadır. Bu nedenle örgütlü birlik toplumsal bir zorunluluktur!

Bugün Almanya Alevi toplumunun önünde duran en önemli görev, AABF’nin örgütlü yapısının hem kitlesel hem de kadrosal ve kurumsal olarak güçlendirmektir! Bu görevin eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesi yalnızca Alevilerin haklarının korunması açısından değil, aynı zamanda Almanya’da demokratik, çoğulcu değerlerin ve göçmenlerin kazandıkları hakların korunup güçlendirilmesi ve ırkçılığa karşı sürdürülen mücadele açısından da önemlidir.

AABF’nin 36 yılı aşkın mücadelesi bize şunu göstermektedir: Hiçbir bireysel çaba, örgütlü bir mücadelenin yaratabileceği dönüşümü sağlayamaz! Her canımız bu bilinçle AABF’mizi sahiplenerek, bulunduğu her yerde AABF’ye bağlı olan cemevlerimize üye olmalıdır. AABF’ye atılan her taşı kendine atılmış bir taş olarak görmelidir. Bu bilinç ve sorumlulukla davranarak, içinden geçtiğimiz süreçte çoklu saldırılar altında yoluna devam eden AABF’nin etrafında çelikten bir iradeyle kenetlenmelidir!

alevihaberagi.com

Alevi Kadınların Sesi ve Hafızası Sürecin Temel Taşı Olmalı

Gazeteci Esra Çiftçi, Alevi kadınların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ndeki rolünü vurguladı. Alevi kadınların, hem cinsiyet hem de inanç kimliği nedeniyle çok katmanlı bir dışlanmaya maruz kaldıklarını belirten Çiftçi, bu kadınların barışın gerçek öznesi olduğunu ifade etti. Türkiye’de yeniden gündeme gelen bu süreç, kadınların yıllardır taşıdıkları savaş yükünün yanı sıra, inançları nedeniyle dışlandıkları bir dönemde barış arayışının önemi açısından da kritik bir aşamayı temsil ediyor.

Çiftçi, çatışma süreçlerinin kadınlar üzerindeki etkilerini eleştirerek, savaşın sadece cephede değil, evde ve sosyal yaşamda da sürdüğünü vurguladı. Savaşın yarattığı travmanın, silahların sustuğu anlarda da devam ettiğini ifade eden Çiftçi, kadınların yalnızca güvenlik değil, özgürlük ve görünürlük taleplerinin de göz ardı edildiğini dile getirdi. “Gerçek bir barış, toplumsal dönüşüm hedeflemiyorsa, bu sadece bir suskunluktur” diyerek, kadınların bu süreçte daha aktif bir rol alması gerektiğini belirtti.

Alevi kadınların yaşadığı dışlanma ve baskının iki katına çıktığını vurgulayan Çiftçi, göç eden Alevi kadınların inançlarını gizlemek zorunda kaldıklarını ve sosyal dışlanma ile damgalanma gibi çok boyutlu sorunlarla karşılaştıklarını açıkladı. Ancak son yıllarda bu görünmezliğin kırılmaya başladığını ve kadınların artık daha fazla söz almak istediklerini söyledi. Çiftçi, bu söz alma çabasının bir direnişten örgütlü bir dönüşüme evrildiğini kaydetti.

Çiftçi, barış süreçlerinde kadınların temsilinin önemine de değinerek, mecliste kurulan komisyonun kadın temsiliyetinin eksik olduğunu vurguladı. Alevi kadınların bu süreçte sadece duygu değil, adalet ve vicdan duygusunu da barındırdığını belirten Çiftçi, kadınların olmadığı bir karar alma mekanizmasının her zaman eksik kalacağını ifade etti. Kadınların eşit temsiliyeti için yerel komisyonlarda aktif rol alması gerektiğini savundu.

BÖLÜNEREK YOL YÜRÜNMEZ ERGİN DOĞRU

0

Zaman vardır hep belirsizliği gösterir. Yaşamı saran koyuluklar içerisinde yok olan renkler, insanın zamana yenik düşüşüdür. İnsan belirsizlikler içinde bölünür, gel gitler içerisinde boğuşur durur. Kendinde bölünmüş olan iç denizine mahkûm olur. Bir kıyısı umudun, kavganın dalgaları vurdukça benliğini sorgulatır. Diğer kıyıya düştüğünde yaşam anlamsızlaşır. Varlığına aykırı olsa da arada biat etmenin sesleri yankılanır. Kalbinin sesi bastırır umudun kavganın kıyısı çeker benliğini. Tüm renkleri geride bırakarak mavinin güçlü dalgalarına biner, özgürlüğün sesini dinlersin.

Neden bu bölünmüşlük? Neden bu gel gitler? Beden taşır mı yarım olmayı? Bölünmüş duyguları iç denizinin hangi kıyısında olacağını, ruhunun geçmişten geleceğe taşıdığı duygu nehrinin akıl değirmeniyle buluştuğunda oluşan enerji ile belirlenir. Bölünmüş yaşamın paydasında toplayacağın geleceğin ağırlığı olur. Eksiler bir yana artılar bir yana dizilince artılara eğilir yüreğin. Tıpkı bir kefeye köleliğin sessizliğini, bir kefeye umudun çığlıklarını koyduğunda umudun ağır basması gibi. Ya da bir kefeye karanlığı, bir kefeye aydınlığı koyduğunda aydınlığın ağır basması gibi.

İnsan maviliğin dalgalarında kendini umudun denizinde var etmeli. Bölünmüş yüreğin karamsarlığında kulaç atmamalı. Karamsarlığın dalgalarında atılan kulaçların karaya vurması, kendinde yaşamı öldürmesi kaçınılmazdır.

Zaman olur bölünmüşlük içinde yol alırsın ama nereye gittiğini ve nerede duracağını bilemezsin. Yaşamın fırtınaları sürükler seni kanat açamaz, uçmayı başaramazsın. Çünkü fırtınalarda sürüklenirken belirleyen sen olamazsın. Sen fırtınaların bıraktığı yerde kalır akıbetini beklersin.

İnsan sürüklenen değil rüzgârın yönünü belirleyerek yenilgilerden kurtulur. Yaşamın devinimlerinde yaşayan gel gitler aşılıp, bölünmüşlükten çıktığında önünü görürsün. Önünü görmek bakmayı bilmektir.

Zamanın karşısında sürekli ona esir olmaktansa, zamanı kuşatarak hayallere ulaşmak gerekir. Esaretten sıyrılmak özgürlüğe atılan adımdır. Yüreğin sesi aklın sesine eşlik ederse çıkılır fırtınalardan. Yaşam denilen uzun yolculukta geçilen duraklarda bırakılan her acı sonraki durakta kavuşulacak sevincin ilk taşı olacaktır. Yaşamın duraklarında hapsolmak yerine hep bir sonraki durağı aramak insanı bütünlüklü kılar. Bütünlüğünü sağlayan insan doğruya yol alır.

Zor zamanlarda süzülürken yaşam ona dâhil olmak ve tüm renklerden umudun, sevdanın resmini çizmekle anlam kazanır. Bu yaşama sunulacak güzel bir armağan olur. Yaşamı düz koşmak ve tek renkte solumak yerine adım adım yaşamak tüm renkleri özümseyerek yol almak bizi iç denizimizdeki bölünmüşlükten kurtarır. İç denizimizdeki kıyıları buluşturdukça bütünlüklü, büyük ve sağlam limanı inşa etmiş oluruz.

Büyük yaşam limanına çektiğimiz düş gemileri bizi hayallerimize taşıdıkça var olmanın anlamı derinleşir, yaşamın keyfine varılır. Çünkü yaşam artık anlamlandırılmış ve değerler paydasında toplanılmıştır. Yaşamı esir alan bölünmüşlük bitmiş, bakmayı bilerek özlemi çekilen sevda yaşanır kılınmıştır.

Alevi yurttaşlara yönelik ayrımcılık derhal araştırılmalı!

DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Alevi yurttaşların kamu kurumlarında yaşadığı ayrımcılığı araştırmak amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir önerge sundu. Fırat, Alevi bireylerin eşit yurttaşlık hakkının ihlal edildiğini ve bu durumun toplumsal barışa zarar verdiğini vurguladı.

Önergesinde, Anayasa’nın 10. maddesine atıfta bulunan Fırat, tüm vatandaşların kanun önünde eşit olduğunu ancak bu ilkenin Alevi yurttaşlar için çoğu zaman uygulanmadığını belirtti. Alevilerin, işe alım ve görevde yükselme süreçlerinde kimlikleri nedeniyle dezavantajlı bırakıldığını ifade etti.

Fırat, kamu istihdamında mülakat süreçlerinde ayrımcılığın yaygın olduğunu, yüksek KPSS puanına sahip adayların bile ismi, memleketi veya öz geçmişi nedeniyle eleme sebebi olabileceğini dile getirdi. Alevi kimliğini saklamak zorunda kalan personelin de önemli kadrolara atanmasının neredeyse imkânsız hale geldiğini söyledi.

Bu ayrımcılığın yalnızca Alevi yurttaşların haklarını ihlal etmekle kalmadığını, aynı zamanda toplumda kutuplaşmaya ve eşitlik ilkelerine gölge düşmesine neden olduğunu ifade eden Fırat, Alevi yurttaşların yaşadığı sorunların tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin geliştirilmesi için bir Meclis Araştırması Komisyonu kurulmasını talep etti.