Ana Sayfa Blog Sayfa 97

Alevi yurttaşlara yönelik ayrımcılık derhal araştırılmalı!

DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Alevi yurttaşların kamu kurumlarında yaşadığı ayrımcılığı araştırmak amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir önerge sundu. Fırat, Alevi bireylerin eşit yurttaşlık hakkının ihlal edildiğini ve bu durumun toplumsal barışa zarar verdiğini vurguladı.

Önergesinde, Anayasa’nın 10. maddesine atıfta bulunan Fırat, tüm vatandaşların kanun önünde eşit olduğunu ancak bu ilkenin Alevi yurttaşlar için çoğu zaman uygulanmadığını belirtti. Alevilerin, işe alım ve görevde yükselme süreçlerinde kimlikleri nedeniyle dezavantajlı bırakıldığını ifade etti.

Fırat, kamu istihdamında mülakat süreçlerinde ayrımcılığın yaygın olduğunu, yüksek KPSS puanına sahip adayların bile ismi, memleketi veya öz geçmişi nedeniyle eleme sebebi olabileceğini dile getirdi. Alevi kimliğini saklamak zorunda kalan personelin de önemli kadrolara atanmasının neredeyse imkânsız hale geldiğini söyledi.

Bu ayrımcılığın yalnızca Alevi yurttaşların haklarını ihlal etmekle kalmadığını, aynı zamanda toplumda kutuplaşmaya ve eşitlik ilkelerine gölge düşmesine neden olduğunu ifade eden Fırat, Alevi yurttaşların yaşadığı sorunların tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin geliştirilmesi için bir Meclis Araştırması Komisyonu kurulmasını talep etti.

Gergerlioğlu, Ana Fatma Cem Evi Kongresi’nde Alevi toplumuna seslendi

Ömer Faruk Gergerlioğlu, Demokratik Alevi Derneği Ana Fatma Cem Evi Gebze Şubesi’nin 5. Olağan kongresinde önemli değerlendirmelerde bulundu. Gergerlioğlu, Alevi inancının ve kültürünün toplumda daha görünür olması gerektiğine vurgu yaptı. Kongrede, Alevilerin inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık hakları üzerine konuşan Gergerlioğlu, bu hakların sağlanmasının önemini dile getirdi.

Etkinlikte, Alevi toplumu için adalet ve eşitlik mücadelesinin devam edeceğini belirten Gergerlioğlu, “Bizler, inancımızdan ve kültürümüzden asla vazgeçmeyeceğiz. Her bireyin inançlarını özgürce yaşama hakkı vardır” sözleriyle katılımcılara seslendi.

Kongrede, Alevi derneklerinin birlik ve beraberlik içinde hareket etmesinin gerekliliği de vurgulandı. Gergerlioğlu, bu tür etkinliklerin Alevi toplumunun dayanışma içerisinde olması adına önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti.

Son olarak, Gergerlioğlu, Alevi toplumu olarak, her türlü ayrımcılığa karşı duracaklarını ve toplumsal barış için mücadele etmeye devam edeceklerini belirtti. Bu bağlamda, tüm katılımcılara teşekkür ederek, birlik ve beraberlik çağrısında bulundu.

Alevi Bektaşi Federasyonu: Suriye’de Alevi Soykırımına Duyarsız Kalınamaz!

Alevi Bektaşi Federasyonu, Suriye’de Alevi toplumuna yönelik artan saldırılara dikkat çekerek, bu saldırıların soykırıma dönüştüğünü vurguladı. Federasyon, dünya kamuoyunu harekete geçmeye çağırarak, HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) çetelerinin Alevi köylerine yönelik katliamlarının sürdüğünü ifade etti.

Açıklamada, 2011 yılından bu yana devam eden çatışmaların özellikle Hama, Humus ve Lazkiye kırsalında Alevilere yönelik sistematik saldırıları artırdığı belirtildi. ABF, saldırıların 2025 yılı itibarıyla soykırım ve zorunlu göç politikalarına dönüştüğünü, Alevi yerleşimlerinin cihatçı gruplara devredildiğini kaydetti.

Federasyon, dünya ülkelerinin bu duruma sessiz kalmasını eleştirerek, Colani ve HTŞ’nin Alevi yerleşimlerine yönelik gerçekleştirdiği saldırıları kınadı. Alevi kurumlarının, bu katliamları uluslararası platformlarda duyurmak için çeşitli çabalar sarf ettiğini ancak sonuç alamadıklarını vurguladı.

Alevi Bektaşi Federasyonu, dünya kamuoyuna şu talepleri iletti: Suriye’de Alevi soykırımı yaşandığı kabul edilmeli, Colani ve HTŞ’nin savaş suçlusu olarak yargılanması sağlanmalı, Alevilerin yaşadığı bölgelere insani yardım koridorları açılmalı ve uluslararası sivil gözlemcilerin bölgede inceleme yapmasına olanak tanınmalıdır. Ayrıca, Suriye’de tüm halkların barış içinde yaşayabileceği demokratik bir devletin kurulması gerektiği ifade edildi.

Şarköy Cemevi, 7 yıldır toplumsal rızadan yoksun yönetiliyor

Şarköy Alevi Bektaşi Derneği, yerel yönetim tarafından Cem Vakfı’na devredilen Şarköy Cemevi’nin kendilerine tahsis edilmesi için mücadelesini sürdürüyor. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından yedi yıl önce inşa edilen cemevi binası, daha sonra Şarköy İlçe Belediyesi’ne devredildi. İlçe belediyesi ise cemevinin yönetimini Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı’na (Cem Vakfı) aktardı.

Yerel halk, cemevinin Cem Vakfı’na devredilmesine itiraz ederek, bu durumu kabul etmediklerini ifade etti. Şarköy Alevi Bektaşi Derneği yönetim kurulu üyeleri, yaptıkları yazılı açıklamada, Cem Vakfı’nın merkezinin İstanbul’da olduğunu vurgulayarak, “Cemevinin, Şarköy halkı tarafından kurulmuş derneğimize tahsis edilmesini talep ediyoruz” dedi.

Dernek yönetimi, cemevinin gerçek sahipleri olan yerel halkın taleplerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti. Bu durum, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık açısından da önem taşıyor. Şarköy Alevi Bektaşi Derneği, cemevinin yerel bir yapılanmaya devredilmesinin gerekli olduğunu savunarak, taleplerinin karşılanmasını bekliyor.

Kadınlar savaşın yaralarını en derin hissedenler, barışa öncülük etmelidir.

DAD Kadın Sekreteri Nadide Yallı, kadınların savaş sürecinden en çok etkilenen kesim olduğunu vurguladı. Alevi kadınların, hem inançları hem de cinsiyetleri nedeniyle iki kat mağduriyet yaşadığını belirten Yallı, “Barış sürecini özellikle kadınların sahiplenmesi gerekiyor. Biz birlikte olursak yaşanan süreci barışa götürebiliriz” dedi.

Savaşın sadece kadınlar değil, tüm toplum üzerinde büyük etkileri olduğunu ifade eden Yallı, kadınların kaybettikleri eş, çocuk ve akrabalarının acısıyla başa çıkmanın zorluğuna dikkat çekti. Kadınların bu süreçte yalnızca duygusal değil, ekonomik olarak da büyük zorluklar yaşadığını belirtti.

Alevi kadınların ayrımcılığa maruz kaldığını ve savaşın getirdiği travmaların daha da derinleştiğini söyleyen Yallı, “Ötekileştirilen kadınlar bedensel, psikolojik ve ekonomik olarak savaştan çok etkilendiler. Özellikle Alevi kadınlar, bu ayrımcılığı had safhada yaşıyor” dedi.

Yallı, barış sürecinin kadınlara olumlu etkilerinin olacağını ve özellikle Alevi kadınların bu süreçte aktif rol alması gerektiğini dile getirdi. “Kadınlar savaşın bitip barışın gelmesini istiyor. Artık huzur ve insanca bir yaşam istiyoruz” ifadelerini kullanan Yallı, kadınların barış sürecine katılma ve söz söyleme haklarının olmasının önemine vurgu yaptı.

Pir Bektaş Piroğlu’nun Hakk’a Yürüyüşünün 7. Yılı: Bir Ömür Yolda

Pir Bektaş Piroğlu’nun Hakk’a yürüyüşünün üzerinden 7 yıl geçti. Musa-i Kazım Ocağı evlatlarından olan Piroğlu, Alevi toplumu içinde derin bir sevgi ve saygıyla anılan bir dedeydi. Taliplerine her daim kapısını açan, onlara yol erkanını öğretip rehberlik eden Piroğlu, hayatı boyunca birçok insanın yüzünü iyiye, doğruya, güzele çevirmeyi başardı.

Bektaş Piroğlu, 7 yıl önce Manisa’nın Turgutlu ilçesine bağlı Çepnidere köyünde, aşure paylaşıldığı bir sırada geçirdiği kalp krizi sonucu Hakk’a yürüdü. Vasiyeti üzerine Manisa’nın Dilek köyünde deyiş ve semahlarla anıldı. Piroğlu, dedelik göreviyle sadece Anadolu’da değil, Balkanlar ve Avrupa’da da Alevi inancına hizmet etti; 79 yaşında hayatını kaybetti.

Pir Bektaş Piroğlu, 1938 yılında Antep’in Nizip ilçesine bağlı Köseler köyünde dünyaya geldi. Alevi Bektaşi İnanç Kurulu üyesi olan Piroğlu, uzun yıllar boyunca Türkmen ve Çepni Alevilerin post dedesi olarak önemli bir rol üstlendi. Onun öğretileri, Alevi inancının yayılmasına ve yaşatılmasına büyük katkılar sağladı.

Her yıl anma etkinlikleri düzenlenerek Piroğlu’nun hatırası yaşatılmakta ve onun bıraktığı miras, yeni nesillere aktarılmaktadır. Pir Bektaş Piroğlu, toplumun hafızasında sevgi, saygı ve özlemle yer almaya devam ediyor.

Alevilik Tek Dile ve Tek Kimliğe Sığmaz HURİYE KABAYEL

Geçtiğimiz günlerde sanatçı Sebahat Akkiraz’ın Talat Paşa’ya övgüler dizmesi, Alevi toplumu açısından derin bir yara açmıştır. Talat Paşa, Türk devletinin hâlen sürdürdüğü soykırımcı politikanın mimarlarından ve İttihat ve Terakki’nin önde gelen şeflerinden biridir. Onun adı, Cemal Paşa ve Enver Paşa ile birlikte 1915 soykırımıyla, sürgünlerle ve Kürt Alevilere yönelik asimilasyon politikalarıyla anılmaktadır.

Bir Alevi sanatçının, hele de bir kadın sanatçının, insanlığa karşı suç işlemiş bir soykırımcıyı övmesi daha da acı vericidir. Çünkü Alevi inancı, kadın eksenli bir inançtır; kadına değer veren, onu yücelten tek inançlardan biridir. Böyle bir inancın mensubu olan bir kadının Talat Paşa’yı yüceltmesi, Alevi inancına aykırıdır ve Alevileri derinden yaralamıştır. Halkların celladını bir kahraman gibi anmak, Alevi yoluna ihanettir. Zira Alevilik, zulme karşı mazlumdan yana saf tutmayı emreder. Talat Paşa’yı sahiplenmek, mazlumların değil zalimlerin yanında yer almak demektir. Bu, Aleviliği devletin tekçi ideolojisine yamalamaktır.

Sebahat Akkiraz’ın açıklamalarının hemen ardından bu kez müzisyen Erdal Erzincan, “Aleviliğin ibadet dili Türkçedir, Kürt Alevi ya da Türk Alevi yoktur” sözleriyle gündeme geldi. Bu söylem, devletin yıllardır Alevilere dayattığı asimilasyoncu politikanın yeniden üretilmesinden başka bir şey değildir.

Doğrudur; Aleviliğin “hal dili” evrenseldir, gönüllerin ortak dilidir. Ancak bu gerçek, halkların anadillerini yok saymanın bahanesi olamaz. Dersim’de, Koçgiri’de, Maraş’ta Kürtçe ve Zazaca nefesler söylenmiş; Arap Aleviler cemlerini kendi dilleriyle yürütmüş; Türkçe nefesler de aynı zenginliğin parçası olmuştur. “Aleviliğin ibadet dili yalnızca Türkçedir” demek, bu tarihsel mirası inkâr etmek ve tekçi zihniyeti meşrulaştırmaktır.

Alevi geleneği, yüzyıllardır iktidara karşı direnişin sembolü olmuştur. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadar katliamlarla, sürgünlerle, zorunlu iskânlarla yok edilmek istenmiştir. Buna rağmen yol; dille, nefesle, cemle, yani halkların çeşitliliğiyle bugüne taşınmıştır. Aleviliği tek dile, tek kimliğe indirgemek; bu direnişin özünü yok saymak anlamına gelir.

Kürt Aleviler tarih boyunca hem inançları hem de kimlikleri nedeniyle çifte baskıya uğradılar. Koçgiri, Maraş ve Dersim bunun en acı tanıklarıdır. “Kürt Alevi yoktur” demek, bu tarihsel gerçekliği yok saymak demektir. Bu inkâr, yalnızca devletin işine yarar; halkların birliğini değil, parçalanmasını derinleştirir.

Alevi inancı, hakikate yürümek demektir. Hakikat, devletin resmi ideolojisinde değil; halkların yaşamında, cemlerinde, dillerinde ve direnişinde saklıdır. Aleviliği tekleştiren her söylem, yolun hakikatinden sapmadır. Gerçek yol, halkların dilini, kimliğini ve inancını özgürce yaşamasını savunmaktır.

Bugün Aleviliğin dili sorulduğunda verilecek en doğru yanıt şudur: Aleviliğin dili, halkların kendi anadilidir. Türkçe de olabilir, Kürtçe de, Zazaca da, Arapça da… “Hal dili” elbette evrenseldir; fakat bu, anadilleri yok saymanın gerekçesi olamaz.

Kızılbaş geleneği, halkların çeşitliliğini kucakladığı ölçüde özüne sadık kalır. Talat Paşa’yı öven ya da Aleviliği tek dile indirgeyen her yaklaşım, iktidarın asimilasyoncu zihniyetine hizmet eder. Bizim yolumuz, bu zihniyete karşı hakikati savunmaktır. Ancak böyle olursa hem Alevilik hem de halklarımız özgürleşir.

DAD Gebze Şubesi, yeni yönetimiyle Alevi inancına güç katıyor!

Demokratik Alevi Derneği (DAD) Gebze Şubesi, 5. Olağan Kongresini gerçekleştirdi. Kongre, ana merkez olan Ana Fatma Cemevi’nde yapıldı ve Divan Başkanlığını Engin Güleser üstlendi. Kongreye, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da katılım gösterdi.

Kongrede yapılan konuşmalarda, Barış ve Demokratik Toplum Süreci üzerine değerlendirmeler yapıldı. DAD’ın misyonuna vurgu yapılarak, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık temaları ön planda tutuldu.

Yeni yönetim, tek liste ile belirlendi. Yönetim kadrosunda şu isimler yer aldı: Şahismail Tohumcu, Süreyya Destegül, Yusuf Örnek, Sultan Aydın, Ali Karabulur, Bahar Gök ve Haydar Aydemir.

DAD Gebze Şubesi’nin yeni yönetimi, önümüzdeki dönemde toplumsal eşitlik ve hak mücadelesine daha etkin bir şekilde katkı sunmayı hedefliyor.

Şimal Deniz Hemen Serbest Bırakılsın, Adalet Bekliyoruz!

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şubesi, şube saymanı Şimal Deniz’in gözaltına alınıp tutuklanmasına sert bir tepki gösterdi. Dernek, Deniz’in derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu.

27 Eylül akşamı, siyasi şube polisleri tarafından gözaltına alınan Şimal Deniz’in, ertesi gün adliyede uzun süre bekletildiği ve ardından tutuklandığı ifade edildi. Dernek, bu tutuklamanın hukuksuz ve gayrimeşru olduğunu savunarak, Deniz’in daha önce de cemevi faaliyetleri nedeniyle benzer muameleye maruz kaldığını belirtti.

Açıklamada, “Şimal Deniz, zulme boyun eğmeyen bir geleneğin temsilcisi olarak her defasında faşizmi yenerek özgürlüğüne kavuşmuştur. Bugünkü tutuklama da aynı baskı politikalarının bir ürünüdür” denildi.

PSAKD, tüm şubelere ve kamuoyuna dayanışma çağrısı yaparak, Deniz’in kaldığı Bakırköy Hapishanesi’ne mektuplar yazılmasını ve kitaplar gönderilmesini önerdi. “Ona sahip çıkalım” ifadesiyle destek çağrısını yineledi.

Alevi kadınlar: Barışın inşasında öncü rol üstlenmelidir!

Alevi kadınların toplumsal barış sürecindeki rolü, özellikle son yıllarda yaşanan çatışmalar ve savaşlar bağlamında daha da önem kazanmıştır. Araştırmacı Yüksel Genç, Alevi kadınların barışın kurucu öznesi olmaları gerektiğini vurgulayarak, yaşanan travmalar karşısında kadınların kendilerini örgütlemesi ve barışa sahip çıkmasının bir zorunluluk haline geldiğini belirtiyor. Genç, Alevi kadınların, Suriye’deki vahşetlerin bir benzerini yaşamamak için demokratik toplum inşasında aktif rol alması gerektiğini ifade ediyor.

Yüksel Genç, savaşların kadınlar üzerindeki etkilerinin genellikle mağduriyetle tanımlandığını, ancak kadınların bu süreçte öz savunma ve hak talep etme alanlarını da geliştirdiğini dile getiriyor. Rojava örneğinde olduğu gibi, kadınların savaşın edilgen bir mağduru olmaktan çıkıp aktif birer özne haline gelmeleri, toplumsal inşa sürecinde önemli bir yer tutmaktadır. Kadınlar, savaşın getirdiği şiddete karşı durarak yeni yaşam tahayyüllerini gerçekleştirme çabası içinde olmalıdırlar.

Alevi kadınlar, inanç kimlikleri ve geçmişte yaşadıkları mağduriyetler nedeniyle daha zor bir dönemden geçiyorlar. Genç, Türkiye’deki Alevi kadınların, inançsal kimliklerini yeterince sahiplenme ve bu süreçte güç birliği oluşturma alanlarının sınırlı olduğunu vurguluyor. Ancak, Kürt kadın hareketinin örnekleri ışığında Alevi kadınlarının da benzer bir dayanışma ve direniş içinde olmalarının mümkün olduğunu ifade ediyor.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne kadınların etkin katılımı, barışın kalıcı hale gelmesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Kadınların bu süreçteki rolü, sadece mağduriyetlerden kurtulmakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal değerlerin yeniden inşasında da belirleyici olacaktır. Yüksel Genç, Alevi kadınların, barış sürecinin en önemli öznesi olarak kendilerini konumlandırmaları gerektiğini ve bu sorumluluğun bilincinde hareket etmeleri gerektiğini vurgulamaktadır.