Ana Sayfa Blog Sayfa 967

Elbistan’da kömür, kurutulan Amik Gölü ve deprem

Bazarcix’ın ardından Elbistan’daki depremin yaşanacağına yönelik yapılan uyarılar dikkate alınmadı. Binlerce insanın öldüğü ve büyük bir yıkımın yaşandığı bölgede Elbistan ve Amik Gölü gerçeği yaşananların nedenini ortaya koymakta

Yusuf Gürsucu / İstanbul

Depremin en büyük yıkıma yol açtığı Elbistan 200 bin nüfusa yakın bir ilçe ve kent merkezinde ayakta kalan tek katlı bina bile yok. 24 saat boyunca yardımın gitmediği Elbistan’da bebeği kucağında donarak ölen anneler göçük altında gözyaşları kurumuş ve ölmeyi umarak beklerken, devlet ve belediye olanları izlemekle yetindi. Depremin ertesi günü Elbistan’dan bir kadın yurttaş, “Buraya doğru düzgün bir yardım ulaşmadı. Herhangi bir AFAD personeli, yardım personeli, sağlık personeli vs. kimseyi görmedim” diye isyan ediyordu.

Aciz devlet

Devlet yardımlarının hiç uğramadığı Hatay ve Semsûr’da (Adıyaman) insanlar göçük altında kurtarılmayı beklerken deprem sonrası gece havaların soğuk olması göçük altındakileri kurtarmaya çalışan yurttaşları umutsuzluğa sürükledi. Büyük yıkımların yaşandığı Mereş, Semsur ve Hatay’a gerekli yardımlar 2. günün sabahında dahi hala gelmemişti. Diğer yandan kırsal alandaki köy ve kasabalara ise değil yardımların ulaşması, hiçbir haber alınamamış olması o büyük devlet dedikleri yapının acizliğini ortaya koyuyordu.

Ölüm bölgenin kaderi değil

Göçüklerden kurtarılanları götürebilecek bir hastanenin dahi kalmamış olması bölgedeki felaketin boyutunu gösterirken, buna neden olan şeyin sermaye iktidarının politikalarından kaynaklı olduğu bir gerçek. Elbistan sermaye için büyük bir yağma alanına dönüştürülürken, bugün yaşananlar karşısında iktidarın sessizliği yağma anlayışından kaynaklanmaktadır. Elbistan’da inşa edilen termik santralleri ve kömür madenleri ile halk akciğer hastalıkları ile genç yaşlarda ölümlerle karşılaşırken, bugün bu ölümlerin çok daha büyüğünü yaşarken, ölümler bölge için asla bir kader değil.

Elbistan’da insanın değeri yok

Kürt coğrafyasında yaşanan deprem, sistemi ve bölgede süren yağmayı sorgulamamızı zorunlu kılıyor. Elbistan’da yaşanan yıkımın sermaye yanlısı politikalardan kaynaklı olduğunu görmek adına bugünden tartışılmasını gerektiriyor. Afşin-Elbistan coğrafyası Kömürlü Termik Santraler ve onları besleyen linyit kömür madenleri bölgeyi abluka altına aldı. Hem santrallerden çıkan duman ve parteküller hem de maden sahasının yarattığı yıkımlar nedeniyle çok değerli tarım arazileri yok edildi, insanlar ise kirlilikten dolayı kronik hastalıklarla boğuşmakta. Baca filtresi zorunluluğu gelmesine karşın filtreleri takılmayan ve dolayısıyla çalıştırılmayan santralle bölgede halkı zehirlemeye, tarım arazilerini ise yok etmeye devam ediyor. Afşin-Elbistan coğrafyasını kapsayan 120 km2 tarım arazisi kömür madenlerine tercih edilmiş durumda.

17 bin kişi öldü

Onbinlerce dekar nitelikli tarım arazisi acele kamulaştırma ile termik santrallerin yüzde 50 kapasite artışına gitmek ve üçüncü santralin kurulmasının hazırlığını yapmak amacıyla linyit madenleri genişletiliyor. Elbistan’daki santrallerin kum tanesinden bile küçük parçacık madde (PM2,5) ve azot dioksit (NO2) kirliliği nedeniyle bugüne kadar 17 bini aşkın erken ölüme neden olduğu raporlanmıştı. A Termik Santrali 38 yıl, B Termik Santrali ise 18 yıl boyunca Ceyhan Nehri ve Ceyhan Havzası’ndan su kullanmaya devam ediyor. Mevcut 2 santral (Afşin-Elbistan A ve B), bölgede doğrudan, geri dönüşü olmayan bir şekilde yüzbin dönüm birinci sınıf tarım alanını yok etti.

Böyle belediye düşman başına

Elbistan Belediye Başkanı Mehmet Gürbüz’ün sesini deprem sürecinde hiç duyamadık. Halkın olası deprem gibi felaketlerde toplanabileceği ve sığınabileceği alanları ranta bağlayan belediye depremde kılını bile kıpırdatamadı. Ancak Gürbüz, bazı konularda çok başarılı. Geçtiğimiz aylarda Elbistan’da, leonardid madeni için müşteri arayan çağrılarını izledik. Gürbüz, leonardidin milyonlarca yıl önce toprak altında kalmış organik maddelerin doğal yollarla fosilleşmiş hali olduğunu, yüksek oranda karbon, magnezyum, potasyum ve hümik asit içerdiğini, yurt içinden ve dışından çok sayıda firmayla leonardidin organik gübreye dönüştürülmesiyle ilgili görüşmeler yaptıklarını söyledi.

Kömür yeyin kömür…!

Ancak Gürbüz’ün ilgisi çekmeyen gerçek ise, linyit madeni bulunan alanların üst katmanında yer alan bu madenin bulunduğu yüzeyin birinci sınıf tarım toprağı olduğu ve bu toprağı yok edip gübre elde edilecek iddialarının aslında termik santrallerinin ihtiyacına yönelik bir girişim olduğu anlaşılıyordu. Yine sistemin beslediği anlaşılan Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Saltalı’nın, “Türkiye’de leonardit rezervinin yaklaşık yüzde 80-90’ı Afşin-Elbistan Termik Santrali havzasında olduğunu düşünüyoruz. Bu bölgede yapılan araştırmalarda 4,8 milyar ton gidya, 4,2 milyar ton kömür, 1.8 milyar ton leonardit rezervi olduğunu tahmin ediyoruz” sözleri, asıl olanın sermaye çıkarlarını ortaya koyarken, amacın yeni kurulmak istenen termik santraller için kömür varlığını göstermek olduğu anlaşılıyordu.

Amik Gölü ve havalimanı

Yaşanan deprem sonrası yardımların bir türlü ulaştırılmadığı kentlerden biri olan Hatay’da 2007’de açılan havalimanı deprem nedeniyle çalışmıyor. Yolcu garantili olarak YDA inşaata yaptırılan havalimani Amik Gölü’nün kurutulduğu alan üzerine inşa edildi. TMMOB’un defalarca ‘burası fay hattı, havalimanı yapmayın’ diye feryat edip raporlar sunduğu, ancak iktidarın yapılan tüm itirazlara ve raporlara rağmen kulaklarını tıkadığını hatırlıyoruz. Yapılan itirazlara iktidardan gelen tek yanıt, TMMOB’a ‘terörist’ yaftası yapıştırmak olurken, ‘güçlü Türkiye’ye karşı çıkıyorlar’ diyerek yağma sürecinden geri basmadı. Diğer yandan yapıldığı tarihten bu yana havalimanı onlarca kez göle dönüşerek uçuşlara kapandı.

1968’den 2007’ye

Amik Gölü’nün 1968’de başlayıp yüzde 40’ı kurutulan Amik Gölü’nün kalan yüzde 60’lık alanı da AKP iktidarı tarafından kurutularak havalimanının inşası sağlandı. Amik Gölü gibi önemli bir sulak alan bütün yararlarına rağmen sıtma ile mücadele ve tarım alanı açma gibi iddialarla Süleyman Demirel’in DSİ Genel Müdürü olduğu dönemde gölün yüzde 40’ındaki suları drenaj kanalları ile Asi Nehri’ne ve oradan da Akdeniz’e boşaltarak kurutulmuştu. Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından yürütülen ve 1968 yılında başlayıp 1974 yılına kadar kurutma işlemi yapıldı. 2002 yılında ise AKP Amik Gölü havzasında havalimanı inşaatını başlatmak için ihale düzenleyerek büyük bir ekolojik yıkıma son imzayı attı.

Kurutulan Amik Gölü havzası ve fay hattı üzerine yapılan havalimanına karşı çıkan TMMOB’u iktidar ve uzantıları ‘terörsit’ olarak nitelemişti

Tamamen katledildi

Muratpaşa, Karasu ve Afrin nehirlerinin göl havzasına dökülmesi ile beslenen Amik Gölü, bu nehirlerin havza içine dökülmesi engellenerek Asi Nehri’ne bağlandı. Dünya çapında kapitalist talanların son hızla salgın gibi yayıldığı bu yüzyılda sermayeye daha çok kazandırma arzusu ile yok oluşa bağlanan ve kuş göç yolunun önemli bir uğrak yeri olan Amik Gölü, havalimanı ile tamamen katledildi. Amik Ovası’nın önemli bir ekosistemi olan Amik Gölü, yeraltı sularını besleyerek ve boşaltarak, taban sularını dengeleyerek su rejimini düzenlemekteydi.

Çiftçi yeraltı suyuna mahkum

Amik Gölü’nün kurutulmasıyla yaşamsal işlevi bitmiş ve deniz seviyesinden düşük olan gölün yerindeki ova bir drenaj sorunuyla karşı karşıya kalmıştı. Buna dayalı olarak kurutulduğu ilk zamanlar verimli olan araziler giderek çoraklaştı. Gölün kurumasıyla beslenemeyen yeraltı sularının seviyeleri 20 metre derinlikten giderek 400 metre derinliğe kaçtı. Bu durum Kürt coğrafyasında olduğu gibi Hatay’da da çiftçiyi enerji kullanımına mahkum ederken, çiftçilerin en pahalı girdilerinden biri de su haline getirildi.

#Elbistanda #kömür #kurutulan #Amik #Gölü #deprem

Doğu-Batı çatışma çizgisi: Komplo

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirildiği 15 Şubat 1999 uluslararası komplosunun üzerinden çeyrek asırlık bir süreç geçti. Komplonun amacının tartışıldığı bugünlerde, Abdullah Öcalan’ın İmralı’da kaleme aldığı savunmalarında komploya ilişkin tahlilleri güncelliğini koruyor

Abdullah Öcalan, “Komplonun genelde Doğu-Batı çatışma çizgisi üzerinde gerçekleştiği görülmektedir” tespiti ile komplonun çıkış noktasına işaret ediyor. Komploda devamla Yunanistan’ın rolüne dikkat çeken Abdullah Öcalan, “Beni Anadolu’nun, Türkiye’nin zayıflatan noktası olarak değerlendirmektedirler. Batı’nın şımarık çocuğu ve uç noktası olarak Yunan siyaseti beni hep ilkesiz, sadece zarar veren bir pozisyonda görmek istemiştir. Tersine ilişkimin kendilerine zarar vereceğini görür görmez ateşe atmaktan çekinmemiştir. Fakat son komplodaki rolü, esas olarak dostluğu kullanan hain işbirlikçilik biçimindedir. Bizzat planlayan ve uygulayan değil, daha çok taşerondur” tespitini yaparak Yunanistan’ın bunun karşılığında Kıbrıs ve Ege konularında taviz istediğinin altını çiziyor.

Türkiye’ye getiren güçlerin rolleri

Abdullah Öcalan, kendisinin Türkiye’ye getirilmesinin esas emrini verenin ise ABD olduğuna işaret ederek, diğer güçlerin rollerine dair de “Bizzat teslim etme emrini verenin Başkan Clinton olduğu özel temsilcisi Blinken tarafından basına açıklanmıştır. Bunu terörizme karşı tavırla izah etmek dar bir yaklaşım olur. Bunun arkasında İsrail’in olduğu kesindir. İsrail sağının savaş yanlısı aşırı uç kesiminin Türkiye’ye verdiği sözle bağlantısı güçlüdür. Dönemin İsrail Başbakanı sağcı blok Likud lideri Benyamin Netenyahu’dur. İsrail Ortadoğu’nun stratejik dengesinde Türkiye’yi yanında tutmak için komplonun gerçekleştirilmesinde baş aktör durumundadır; fakat yalnız değildir. Ayrıca İsrail sol demokratlarıyla, Şimon Perez çizgisiyle bağlantısı olacağını tahmin etmiyorum. Unutmamak gerekir ki, İzak Rabin suikastı da sağ uçlarla bağlantılıdır. Clinton, komplonun hazırlıkları yoğunlaştığında Monica şantajıyla etkisiz duruma getirilmiştir ve İsrail lobisinin bir dediğini iki etmeyecek durumdadır. Hem karısı Hillary hem de Monica’nın elinde şantajla birçok başkanlık kararını çıkarmak imkan dahiline girmiştir. Burada İsrail ve Yunan stratejisi arasında Türkiye konusunda geçici bir işbirliği durumu doğmaktadır. Clinton bunu koordine etmektedir. Koordinasyonun temelleri Londra’da atılmış olup, beni izole ederek Kürtleri ve PKK’yi kendi kontrollerine almanın hesabı çok güçlüdür. Benim önderlik konumum Kürtler üzerinde geleneksel Batı politikasını sarsmaktadır. Olayın özü de bu gerçekliğe dayanmaktadır. Avrupa bu nedenle tasfiye edilmemi çıkarlarına uygun bulmuştur. Çünkü uzun süredir yürüttüğü Kürt politikası yine benim yüzümden boşa çıkmaktadır. Birleştikleri daha genel bir özellik, Doğu kültürünü benim şahsımda çözememiş olmalarıdır” tespitinde bulunuyor.

Komploda kültürel temellerin etkisi

Uluslararası komplonun gerçekleştirilmesinde maddi çıkarlar kadar kültürel yönün de olduğunu belirten Abdullah Öcalan, buna ilişkin şöyle diyor: “Batı kültürünün beni eritebilecek bir yapıda olamaması, dışlanması gereken bir kişilik olarak görülmemde etkili olmuştur. Maddi, ekonomik çıkarlar belirleyici olmakla birlikte, kültürel temel de göz ardı edilemez. Güya ikinci bir Lenin veya Humeyni çıkarmak istemeyen havaları etkili olmuştur. Kendi kültürlerinin işbirlikçisi veya taklitçisi olmayan, kendini aşağılayıp onları üstün olarak kabul etmeyen birisine hiç de hoşgörülü yaklaşmadıkları netçe ortaya çıkmıştır. Uygar-barbar çizgiyi bu olayda korumuşlardır. Kişiliğim konusunda uzun süre gözlem yaptıkları belliydi. Kendi mantalitelerine aykırı olduğumu çoktan kararlaştırmış gibi bir atmosferde buldum kendimi. Bu atmosfer bilinçli yaratılmış bir durumdu.”

Çözüm yaklaşımına karşı çözümsüzlükte ısrar

Komplonun gerçekleştirilmesinin bir diğer nedeninin Kürt sorununun çözümünün istenmemesi olduğunu vurgulayan Abdullah Öcalan, şu ifadeleri kullanıyor: “Avrupa kapitalizminin son iki yüz yıllık Kürt politikasına özünde bağlı kalınmıştır. Bu politikanın temelinde, başta Türkler olmak üzere İran ve Arapları kendine bağlı kılmakta Kürtleri bir tehdit aracı olarak kullanma yatmaktadır. Ben Kürt sorununda ya savaş ya barışla nihai bir çözümü zorlamaktaydım. Onlar ise bu sorunu hep ellerinde kullanacakları bir koz olarak bulundurmayı esas almaktaydılar. Bu silahın ellerinden alınması hiç de çıkarlarına gelmiyordu. Geleneksel sömürgecilik politikasının en kirli bir kalıntısı olarak değerlendirmekten vazgeçmek istemiyorlardı. Stratejik olarak çözümlenmiş bir Kürt sorunu, onlar için henüz zamanı gelmemiş bir konuydu.

Ne öl ne de kal politikası

“İran, Irak ve Türkiye ile hesaplarını tam olarak görünceye kadar Kürt kozunu saklı tutma pozisyonu açıkça görülüyordu. Bu, tıpkı Türkiye’de bazı kesimlerin çıkarlarını sorunun sürüp gitmesine bağlamaları gibi bir tavırdır; Kürtler açısından ‘ne öl ne de kal’ politikasıdır. Ölmeyecek kadar sahip çıkma, yaşamayacak kadar uçurumda tutma gibi vahşi bir yaklaşımdır. Biraz destek verselerdi, doğru temelde son derece olumlu koşullar doğabilirdi. Örneğin bugünkü Kosova ve Makedonya’da gösterdikleri yaklaşımı Kürtler için de ısrarla sergileseler, sorunlar çoktan hal yoluna girerdi. Benzer bir durum İsrail ile Araplar ve Rusya ile Çeçenler için de geçerlidir. Çıkarları sorunların uzun vadeli sürmesinde yatmaktadır. Ama Avrupa’nın içini, yakınını ilgilendirdiğinde, hızlı ve yoğun davranabilmekte ve çözüm geliştirebilmektedirler. Benim durumum konjonktürel olarak bu tür çözümü çıkarlarına uygun kılmadığından dışlanmayı olağan kılmaktadır.”

‘Kürt hareketi ve önderliğinin tasfiyesi’

Abdullah Öcalan, Türkiye’ye getirilmesinin bir diğer nedenini de “Teslim edilmemde Kürt özgürlük hareketi ve Önderliği’nin tasfiyesi belirgin bir amaçtır” sözleri ile ifade ediyor. Kürt işbirlikçilerle yıllarca yürütülen ilişkilerin bu tasfiyeyle tekrar işlevsel kılınmak istendiğini kaydeden Abdullah Öcalan, “Güya liberal demokratik Kürt önderliği yaratılacak, her devletin kendisi için hazırladığı Kürt ögeler doğacak boşluktan çeşitli örgütler yaratacaklardı. Bu konuda Almanya başı çekmektedir. Alman yanlısı Türk, Kürt, Arap ve İranlı gruplar yaratmak, eski bir Ortadoğu politikasıdır ve bu politika Enver Paşa’dan beri işlevsel olmuştur. Iraklı Kürtler bu politikanın kurdu olmuşken, son dönemlerde Türkiye’de de ileri adımlar atılmak istenmiştir. Dış güçlerin himayesi altında palazlanmak bir geçim tarzına dönmüştür. Kürt özgürlük hareketinin tasfiye edilmemesi, bir kez daha tasfiye ve parçalama çabalarına ağırlık vermeye yol açacak ya da dağılıp gideceklerdir. Ayrıca sınırlı da olsa gelişen barış koşullarını istismar etmeye çalışacaklar; özgürlük hareketinin özgür sivil toplumu yaratamaması istismar çabalarını arttıracaktır. Dolayısıyla gerek eski tarikat tarzı gerici örgütlenmelere, gerekse işbirlikçi sahte sivil toplum kuruluşlarına dikkat etmek, halkı aldatmalarına fırsat vermemek büyük önem taşır” değerlendirmesi yapıyor.

Her savaşın bir barışı var!

Uluslararası güçlerin komplo ile amaçladıklarının tersine İmralı sürecini çözüm eksenli nasıl ele aldığını ise Abdullah Öcalan şu sözlerle ifade ediyor: “İmralı sürecini Anadolu ve Mezopotamya’nın kardeş kültürlerindeki barışın dirilmesine vermek savaştan daha zor, sonuçları ise daha devrimci ve üretkendir. Kültürel varlıkların özgür kullanımına dayalı bir barış, Anadolu ve Mezopotamya Rönesansı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin devrimci özüne de en doğru yanıt olacaktır. Her savaşın bir barışı olduğu ilkesini gözeterek, halkların çıkarına en uygun barış çabaları son derece gerekli ve önemlidir. Savaşlarının barışını getiremeyenler başka güçlerce hem de kendileri aleyhine kullanılmaktan kurtulamazlar. Barışı araştırmak ve sınırlı da olsa geliştirmek, kayıp veya boş işlerle vakit kaybetmek anlamına asla gelmez. Savaşlarının gerçekçi barış yollarını geliştiremeyenler, askeri olarak kazansalar bile sonunda boşa çıkarılmaktan kurtulamazlar. Barış konusunda yanlış bir hesap en önemli askeri kazanımları bile anlamsızlaştırır. Halkına ve askerine karşı sorumlu önderler barış sorunlarını en az askeri sorunlar kadar incelemeyi ve gerçekçi çözümler bulmayı amaç edinen kişiliklerdir. Bunu beceremeyen önder ve komutanlar kaybetmekten kurtulamazlar. İmralı sürecindeki barış çabalarına yönelik tutumların kimlerden kaynaklandığına bakıldığında, sürekli yozluk, marjinallik, hizipçilik ve düşmanlığı bir sanat haline getirenlerin bunda rol oynadığı görülecektir. Çünkü anlamlı ve ciddi olan bir barış; sahte, topluma hizmet etmeyen ve bireyi yüceltmeyen kaosu ortadan kaldırır, yasa dışı durumları önler, düzenin meşru geçim ve yaşam tarzını egemen kılar.

En uzun süreli kriz

“Yeteneği ve yaşam tarzı buna göre denk olmayanlar ve zamanında dönüşmeyenler, barışı ne anlar ne de isterler. Bunlar savaşın acılarını ve zorluklarını da bilmezler. Buna rağmen sürecin ciddiyeti görülmelidir. Tam başarıya gitse de gitmese de, bu süreç önemlidir. Bunun ardından gelişecek bir savaş bile eskisinden farklı olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin yaşadığı en uzun süreli krizi, geçmiş savaşın sonucudur. Bu doğru itiraf edilmeden ve adil bir barışa dönüştürülmeden kriz ortadan kalkmaz. Çünkü nedeni doğru teşhis edilmek istenmiyor. O halde tedavi de doğru olmayacaktır. Türkiye 2000’li yıllarda bu çelişkiyi yaşamaktadır. Kriz ya yeni ya daha kanlı bir savaşla, ya da adil ve onurlu bir barışla ortadan kaldırılabilir. Aksi halde günlük olarak yaşanan toplumsal kabustan kurtulamaz.”

*JINNEWS’ten alınmıştır.

#DoğuBatı #çatışma #çizgisi #Komplo

6 yaşındaki çocuk Yunanistan ekibi tarafından kurtarıldı

Hatay’da altı yaşındaki kız çocuğu Yunan arama kurtarma ekibi tarafından enkazdan kurtarıldı

Maraş merkezli iki büyük depremin ardından yardıma gelen Yunan ekipler Hatay’ın İskenderun ilçesinde altı yaşındaki bir kız çocuğunu sağ kurtardı.

Yunanistan Devlet Ajansı ERT’in haberine göre, Yunanistan Özel Afet Müdahale Birimi’nin (EMAK) Hatay’ın İskenderun ilçesindeki çalışmaları sonucunda 50 yaşında baba ve altı yaşındaki kızı enkaz altından kurtarıldı.

Kurtarılan babanın eşi ve yedi yaşındaki kızının ise enkaz altında vefat ettiği belirtildi.

EMAK’a bağlı arama kurtarma uzmanı 21 itfaiyeci, iki doktor, üç acil yardım sağlık personeli, iki arama kurtarma köpeğinden oluşan ekip, Yunan Silahlı Kuvvetlerine ait C-130 tipi uçakla dün Atina yakınlarındaki Elefsina Havaalanı’ndan hareketle Türkiye’ye gelmişti.

HABER MERKEZİ

#yaşındaki #çocuk #Yunanistan #ekibi #tarafından #kurtarıldı

Semsûr’de hastane koridoru cenazelerle dolu

Semsûr’da yaşamını yitiren onlarca kişi bir hastanenin koridorunda battaniyelere sarılı bir şekilde bekletiliyor

Merkez üssü Mereş ve Dîlok olan depremlerden en çok etkilenen kentlerden biri olan Semsûr’de durum gittikçe ağırlaşıyor. Semsûr’de çekilen bir görüntüde; yaşamını yitiren onlarca kişinin battaniyelere sarılı şekilde bir hastanenin koridorunda bekletildiği görülüyor. Görüntüyü çeken kişi Semsûr için ‘sahipsiz’ derken, kimsenin yardım etmediğini ifade ediyor.

HABER MERKEZİ

#Semsûrde #hastane #koridoru #cenazelerle #dolu

HDP Marmara ve Ege’de deprem yardımı için seferber oldu

HDP, İstanbul, Bursa ve Kocaeli ve Ege Bölgesi’ndeki kentlerde başlattıkları yardım kampanyasında toplanan temel gıda ve yaşam malzemelerini deprem bölgesine gönderdi

Halkların Demokratik Partisi (HDP), İstanbul, Kocaeli ve Bursa il örgütlerinin deprem bölgesine göndermek için başlattığı yardım kampanyasından toplanan temel gıda ve yaşam malzemeleri, Amed, Rîha, Meletî, Xerpêt, Mereş, Osmaniye, Mêrdîn, Adana, Hatay ve Semsûr’a doğru yola çıktı. Halkın yoğun ilgi gösterdiği yardım kampanyasında kuru gıda, uyku tulumu, battaniye, mont, bot, kışlık kullanılmamış giysi, içlik, çorap, bere, atkı, eldiven, çocuk bezi, kadın pedi, çocuk maması, elektrikli soba ve el feneri gibi ihtiyaç malzemeleri toplanarak deprem bölgelerine gönderildi.

Yardım kampanyasını sürdüren sivil toplum örgütleri ve HDP il örgütleri, temel ihtiyaçlar noktasında destek olmak isteyen yurttaşlara, HDP il, ilçe örgütleriyle iletişime geçme çağrısında bulundu.

İzmir

İzmir’de Aliağa ve Menemen ilçesinde toplanan 1 tır yardım malzemesini Hatay’a gönderilmek üzere yola çıkarıldı. HDP’nin İzmir’in 27 ilçesinde yardım toplama çalışmaları devam ediyor.

Aydın

HDP Aydın il ve ilçe örgütleri yardım çalışmaları kapsamında 4 kamyon yardım malzemesi topladı. Kamyonlar bu gece saat 00:00’da Hatay’a gönderilecek.

Denizli

HDP Denizli il ve ilçe örgütleri de Merkezefendi ve Pamukkale ilçelerinde bir tır yardım topladı. Buradaki yardımlarda saat 19.00’da Mereş’e gönderilmek üzere yola çıktı.

Manisa

HDP Manisa il ve ilçe örgütleri 2 tır insani yardım malzemesi topladı. Tırlardan biri Mereş öğlen saatlerinde yola çıkarken, diğeri ise Dilok’a gönderilmek üzere gece 00.00’de yola çıkacak.

Muğla

HDP Muğla’da il ve ilçe örgütü binalarında yardımları toplayarak, deprem bölgesine yarından itibaren göndermeye başlayacak.

HDP Ege bölgesinde tüm il ve örgütlüğü olduğu ilçe örgütlerinde insani yadım malzemelerini toplama çalışmalarını sürdürecek.

HABER MERKEZİ

#HDP #Marmara #Egede #deprem #yardımı #için #seferber #oldu

Sancar: Herkesi yaraları sarmak için el ele vermeye çağırıyoruz

Antakya ve Samandağ ilçelerinde deprem bölgesine giden HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Hatay ve Antakya’nın tamamen kaderine terk edilmiş durumda olduğunu belirterek sivil dayanışmaya da izin verilmediğini söyledi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, depremin yıkım yarattığı Hatay’ın Antakya ve Samandağ ilçelerinde ziyaretlerde bulundu. Sancar’da HDP milletvekilleri Tülay Hatimoğulları, Züleyha Gülüm, Hüseyin Kaçmaz’ın yanı sıra HDP Hatay, Adana ve Mersin il eş başkanları ve partililer eşlik etti. Antakya’da Armutlu Mahallesi’nde yaşanan yıkımı gözlemleyen Sancar, yurttaşlara da sohbet etti.

Gözlemlerin ardından açıklama yapan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, depremin etkisini bölgeye gelince doğrudan gördüğünü belirtti. Antakya’nın tamamen kaderine terk edilmiş durumda olduğunu belirten Sancar, “Geçtiğimiz bölgelerde pek çok yıkılan bina gördük. Ama kurtarma çalışması yoktu. İnsanlar sokakta kalmış. Barınma, ısınma imkanları, şu, ekmek, çadır yok. Kısacası burada devlet, iktidar yok. Acı, öfke ve elimizde olan tek imkan dayanışma var. Ancak yardımların da her türlü yöntemle engellenmeye çalışıldığını görüyoruz. 1999 Gölcük depreminin yaralarını sivil dayanışma ile sarabilmiştik. Fakat şimdi ona da imkan verilmiyor. Yine de haklarımıza yaralarını sarmak için el ele vermeye çağırıyoruz” dedi.

Dayanışma çağrısı

Felaketin boyutlarının çok büyük olduğuna da dikkati çeken Sancar, “Deprem bir doğal felaket. Ama onu toplumsal yıkıma ve insani trajediye dönüştüren yönetimlerdir. Eğer tedbirler önceden alınsa, acil yardım ve müdahale çalışmaları hızla organize edilse, bu kadar büyük can kaybı olmazdı. Ülkenin kaynakları insanca yaşam ve bu tür felaketler için kullanılsaydı yıkım bu kadar olmazdı. Bizim şimdi ki görevimiz dayanışmayı yükseltmek. Düzenin yıktığı yerleşim ve hayatları birlikte inşa edeceğiz. Bu düzenin yıkıma devam etmemesi de bizlerin mücadelesiyle olacak. Kayıplarımız için baş sağlığı diliyor, geriye kalanlara sabır diliyoruz. Bu ülkeyi bu yıkımdan hep birlikte çıkarmak hepimizin boynunun borcudur” diye konuştu.

Heyet ardından Samandağ ilçesine geçerek burada ziyaretlerde bulundu.

HABER MERKEZİ

#Sancar #Herkesi #yaraları #sarmak #için #ele #vermeye #çağırıyoruz

HDP Deprem Kriz Koordinasyonu: Yardımlarımız engelleniyor

HDP Deprem Kriz Koordinasyonu adına açıklama yapan DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, yardım çalışmalarının AFAD tarfından engellendiğini belirterek bu durumun kabul edilmemesi ve siyaset malzemesi yapılmaması gerektiğini vurguladı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Deprem Kriz Koordinasyon Merkezi adına Demokratik Toplum Kongresi Eşbaşkan Berdan Öztürk, Med Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED) Eşbaşkanı Safiye Akdağ, 10 kenti etkileyen şiddetli depremlerin, etkileri, sahada edindikleri bilgiler, gözlemler ve hükümetin engellemelerine ilişkin açıklama yaptı.

Depremde yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar dileyen Med-Tuhad-Fed Eşbaşkanı Safiye Akdağ, il ve ilçelerde koordinasyon kurulundan olan arkadaşlarının şu an depremin her yerinde ziyaretlerde bulunduklarını ve kriz masalarının kurulduğunu söyledi. Kriz masasına birçok sivil toplum ve meslek örgütleri ile TJA’nın öncülük ettiğini dile getiren Akdağ, “Depremin etkisini yarattığı her yerde şu an kriz koordinasyonunda olan arkadaşlar mevcut. Gerekli yardımları her anlamda yaparlar. Halkımıza yardıma herkesi çağırıyoruz en önemli ihtiyaçların alınması gerekir. El feneri, soba, bebek maması, bebek bezi, ped ve kışlık kıyafetler yardımı yapılması lazım. Biz bu konuda koordinasyon adına çağrıda bulunuyoruz” diye konuştu.

‘AFAD sorumluluğunu yerine getirmedi’

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Başkanı Berdan Öztürk felaketlerin farklı ülkelerde de gerçekleştiğini fakat alınan önlemlerle bunun önüne geçildiğine dikkati çekerek, “İki gündür gözlemledik bu bize bazı şeyleri açık ve net bir şekilde anlatıyor ki felaketler yaşandı, fakat felaketleri daha da büyüten şu an ki iktidarın olaylara müdahale edememesi. AFAD’ın bu anlamda gerekli sorumluluğunu yerine getirememesi söz konusu. İki gündür hâlâ çok sayıda insanımız enkazlar altındaysa bu da bunun net bir göstergesidir. Gerekli müdahaleler yapılmamasına rağmen bizim tarafımızdan ilk günden beri HDP ve diğer kurumlarımızın kurduğu merkezi ve il, ilçe koordinasyonun da bulunanlarla bir seferberlik yaşadık” diye belirtti.

‘Çalışmalarımız engellendi’

AFAD’ın beş kişiden oluşan bir ekibi varken Merkez Koordinasyon krizinden 15-20 hatta daha fazla arkadaşların orada çalışma yürütmek istemelerine rağmen engellemelerle karşı karşıya kaldıklarına vurgu yapan Öztürk, bu durumun kabul edilmemesi ve siyaset malzemesi yapılmaması gerektiğini vurguladı. Öztürk, şöyle devem etti: “Burada insanı, vicdani ve ahlaki bir durum söz konusudur. İnsanlarımız iki gündür bu kış koşullarında kurtulmayı beklerken yardıma giden kişilerin engellenmesi kabul edilebilecek bir durum değildir. Siyaset malzemesi yapılmamalıdır. Bu koordinasyon vasıtasıyla birçok ilimizden halkımız yardımlar gönderdi. Fakat bu yardımların ulaştırılması noktasında da zorluklar çıkartılıyor. Bizler siyaset malzemesi yapmıyoruz. Bunu yapmak vicdansızlıktır. Yardımlar illa AFAD eliyle yapılacaksa ona da razıyız. Derdimiz HDP’nin bunu yapması değil insanı, vicdani görevimiz çerçevesinde biz bu duruma yaklaşıyoruz.”

‘Amasız fakatsız yardımlar gönderilmeli’

AFAD’ın ve diğer yetkililerin HDP’nin eliyle gelen yardımlara zorluk çıkarmaması gerektiğini dile getiren Öztürk, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu yardımların âmâsız fakatsız ihtiyaç sahiplerine gönderilmesi gerekir. Bu konuda tavrımız nettir. Temel ihtiyaçları geçiyoruz artık bizlerden su ve ekmek isteyen var. Yardımları engellemek bu felaketin daha da derinleşmesi demektir. Buradan bütün kamuoyuna sesleniyoruz, burada sorumluluk hepimize ait hepimiz insanız. Hepimizin bu anlamda felaketin gerçekleştiği yerlere gidip mücadeleyi büyütmesi gerekir. Var olan zorluklara karşı herkesin sesini yükseltmesi lazım ancak bu şekilde göçük altında ki insanlarımızın yaşamını kurtarabiliriz. Söz konusu depremdir. Geçen her süre zarardır ve yardımlara engel olanlara iktidarzede diyebileceğimiz bir durumla karşı karşıyayız.”

HABER MERKEZİ

#HDP #Deprem #Kriz #Koordinasyonu #Yardımlarımız #engelleniyor

Depremzedeler için toplanan yardımlar Êlih’den yola çıktı

Êlih ve Sêrt’teki sivil toplum örgütleri ve HDP il örgütleri, topladığı 3 TIR gıda ve yaşam malzemesini yıkımın ağır olduğu Semsûr ve Meletî kentlerine gönderdi

Êlih ve Sêrt’e sivil toplum örgütleri (STÖ) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) il örgütleri tarafından başlatılan yardım kampanyası doğrultusunda toplanan 3 TIR gıda ve yaşam malzemesi hasarın büyük olduğu Semsûr ve Meletî kentlerine gönderdi. Halkın yoğun ilgi gösterdiği yardım kampanyası çerçevesinde kuru gıda, uyku tulumu, battaniye, mont, bot, kışlık kullanılmamış giysi, içlik, çorap, bere, atkı, eldiven ve çok sayıda çocuk bezi, kadın pedi, çocuk maması, elektrikli soba ve el feneri gibi ihtiyaç malzemeleri toplandı.

Yola çıkartılan TIR’larda enkazda çalışmak üzere gönüllüler de eşlik ediyor. Sivil toplum örgütleri ve HDP il örgütleri, yardım kampanyasının sürdüğünü ve il, ilçe örgütleriyle iletişime geçme çağrısında bulundu.

HABER MERKEZİ

#Depremzedeler #için #toplanan #yardımlar #Êlihden #yola #çıktı

Deprem bölgesinde gazetecilere polis engeli: Gerekçe ‘OHAL ilanı’

Amed’de enkaza dönüşen binalarda yapılan arama kurtarma çalışmalarını takip eden gazeteciler ‘OHAL ilanı’ gerekçesiyle polislerce engellendi. Gazetecilere konuşan depremzedeler de gözaltına alınmakla tehdit edildi

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın deprem bölgesi olan 10 ilde üç ay boyunca ilan ettiği Olağanüstü Hal’i (OHAL) gerekçe gösteren polis, Amed’de haber takibi yapan gazetecileri engelledi. Amed’in Yenîşehîr ilçesinde Elazığ Caddesi üzerinde yıkılan 12 katlı Diyar Galeria İş Merkezi’nin enkazını iki gündür takip eden gazeteciler polis tarafından alandan çıkartıldı. İktidar yanlısı basını alanda tutan polis, OHAL’i gerekçe göstererek, Turkuaz Basın Kartı sorulan muhalif basında çalışan gazetecileri “Sizi burada istemiyoruz” diyerek, arama kurtarma çalışması yapılan enkaz yerinden uzaklaştırdı. Merkez Rezan ilçesine bağlı Tesisler Semti’nde bulunan Cengizler Apartmanı enkazını takip eden gazeteciler de alandan uzaklaştırıldı.

Mezopotamya Ajansı(MA) haberine göre yıkımın olduğu bölgelerde haber takibi yapan gazetecileri Genel Bilgi Taraması’ndan (GBT) geçiren polis, nerede çalıştığını sorduğu gazetecilere konuşan depremzedeleri de gözaltına almakla tehdit ediyor.

AMED

#Deprem #bölgesinde #gazetecilere #polis #engeli #Gerekçe #OHAL #ilanı

‘OHAL devlet güvenliği için ilan edildi’

Depremden bölgelerinde OHAL ilan edilmesinin bölgeye bir faydası olmayacağını söyleyen Prof. Dr. Kaynak: ‘OHAL bir takım görüntülerin ve haberleşmenin engellenmesi ve bir takım istatistik rakamların kullanılmasını engellemek amacıyla da kullanılabilir’

Merkez üssü Mereş Bazarcix ve Elbistan olan depremler, birçok kentte büyük yıkıma neden oldu. 7,7 ve 7,6 şiddetindeki iki depremin ardından bölgede bulunan yollar ve viyadükler çöktü. Binlerce yurttaş hayatını kaybetti. Binlercesi hala enkaz altında. Birçok bölgede enkaz alanlarına ulaşılamazken AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün yaptığı açıklamada, 10 ili kapsayan 3 ay sürecek Olağan Üstü Hal (OHAL) ilanını duyurdu.

İlan edilen OHAL durumuna ilişkin İzmir Emek ve Demokrasi güçleri adına Erkan Gökber ve İzmir Sağlık Platformu Üyesi Prof. Dr. Süleyman Kaynak, Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Delal Akyüz’e yaptığı değerlendirmede OHAL’in deprem bölgesine katkısının olmayacağını aktardı.

İzmir Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Süleyman Kaynak, depremin geniş bir coğrafyada etkili olduğunu belirterek, mevcut tablonun çok ağır olduğunu söyledi. Kaynak, depremlerde hasarın çok büyüklüğüne ve ilk 24 saatin kritik olduğuna işaret ederek, “İlk 24 saat içerisinde ne AFAD ne de diğer devlet kurumların yeteri kadar devrede olmadığını tanık olduk. İlk 24 saate yapılmayan müdahalenin 48’inci saate de etkili olmadığını görüyoruz” dedi.

OHAL haberlerin engellenmesi için kullanılabilir

OHAL’in ilan edilmiş olmasının idari bir karar olduğunu belirten Kaynak, OHAL’in deprem bölgesine bir faydası olmayacağını söyledi. Kaynak devamla, “OHAL bir takım görüntülerin ve haberleşmenin engellenmesi, haberlere yasaklarının gelmesi ve bir takım istatistik rakamların kullanılmasını engellemek amacıyla da kullanılabilir. OHAL’in deprem ve can güvenliği açısından bölgedeki insanların sağlığı açısından herhangi bir fayda sağlayacağını düşünemiyoruz. Şuanki organizasyon yetersizliği devam edecek. Sağlık açısından avantaj sağlayacağını düşünmüyorum. OHAL ilan edildikten sonra oradaki yollar düzelecek mi? Hayır. Onun dışında arama kurtarma sürecinin bittiği bir dönemden geçiyoruz” diye belirtti.

‘Devlet günenliği için OHAL ilan edildi!

İzmir Emek ve Demokrasi Platformu üyesi Erkan Gökber ise OHAL’in depremde zarar gören halkın sorunlarını çözmek adına ilan edilmediğini vurgulayarak, OHAL’in devletin kendi güvenliğini sağlamak için ilan edildiğine vurgu yaptı. Gökberk, “Halkın yaşadığı çaresizliği hep birlikte görüyoruz. Yaşanan sorunlara karşı sivil insiyatifler, halk insiyatifleri mahalle ve ilçelerde kurulmaya başlandı. AFAD’ın gitmediği birçok yere tedarik zinciri oluşturmaya çalışıyoruz. Henüz birçok yere yardım gidilmemiş, insanlar enkaz altında. Bunun üstünü örtmek üzere OHAL ilan edildi. Halk insiyatifleri bastırılmaya çalışılıyor. Birçok yerde çalışmalarımız devam ediyor. OHAL’in buna bir müdahalesi olur mu hep birlikte göreceğiz” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

 

#OHAL #devlet #güvenliği #için #ilan #edildi