Ana Sayfa Blog Sayfa 99

Alevilik Dersleri 2025-2026 Eğitim Yılı’na Merhaba Dedi!

Almanya genelinde Alevilik Dersleri, 2025/2026 eğitim-öğretim yılında da Alevi inancını, kültürünü ve dayanışma değerlerini çocuklara aktarmaya devam edecek. Öğretmenler, veliler ve cemevlerinin işbirliği ile Alevi kimliği ve değerleri derslerden günlük yaşama taşınacak.

Yeni dönemde Alevi tarihi, kültürü ve inanç içeriklerine odaklanılacak. Öğrenciler, türkü ve deyişleri birlikte söylemenin yanı sıra hikâyeler paylaşacak ve yaratıcı projeler geliştirecekler. Derslerde saygı, empati, dayanışma ve sorumluluk gibi değerlerin güçlendirilmesi hedefleniyor.

8 Kasım 2025 tarihinde Frankfurt Cemevi’nde düzenlenecek ARU Öğretmenleri Eğitim Kongresi ile Alevilik Dersleri öğretmenleri bir araya gelerek mesleki deneyimlerini paylaşacak. Kongrede, ders içeriklerinin cemevleriyle işbirliği içinde daha da geliştirilmesi tartışılacak.

10-15 Şubat 2026 tarihleri arasında Almanya genelinde Hızır Ayı Etkinlik Haftası kutlanacak. Bu etkinlikte öğrenciler, ihtiyaç sahiplerine yardım ve destek olma değerini yaşatmak için çeşitli projeler gerçekleştirecek. Hasta çocuklara hediyeler götürmek, huzurevlerinde kitap okumak ve çevre koruma çalışmaları gibi etkinlikler planlanıyor.

Alevilik Dersleri’nin başarısında velilerin ve cemevlerinin desteği kritik bir rol oynayacak. Veliler, öğretmenler ve cemevleri, öğrencilerin toplumsal yaşamla bütünleşmelerine katkıda bulunacak.

AABF Genel Sekreter Yardımcısı ve Eğitim Sorumlusu Şenay Can, eğitim sürecinin bilgeliğe dönüşmesini ve çocukların sevgiyle öğrenip öğretmelerini diledi. Yeni eğitim ve öğretim yılının başarılı geçmesi temennisiyle, öğrencilerin ve gençlerin yanında Hızır’ın olmasını umduğunu belirtti.

FEDA ve DAKB, Haval Arslan’ın gözaltını kınadı!

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Belçika’da gözaltına alınan gazeteci Haval Arslan’ın derhal serbest bırakılmasını talep etti. Yapılan yazılı açıklamada, Arslan’ın maruz kaldığı muameleyi yasal ve diplomatik bir hata olarak nitelendirildi.

Açıklamada, Haval Arslan’ın resmi işlemlerindeki gecikmelerin haksız bir tutuma neden olduğu vurgulandı. FEDA ve DAKB, Arslan’ın uluslararası basın kuruluşları tarafından dikkatle takip edilen bir basın emekçisi olduğuna dikkat çekerek, bu durumun kabul edilemez olduğunu ifade etti.

Arslan’ın Kürt, Alevi ve kadın kimliğiyle basın alanında sürdürdüğü mücadelenin önemine değinilen açıklamada, “İş ve ev adresi bilinen Haval Arslan’ın derhal serbest bırakılmasını ve ilgili makamların kendisinden resmi olarak özür dilemesini bekliyoruz” denildi.

Gözaltının yalnızca Haval Arslan’a değil, Avrupa’daki Kürt ve Alevi kadınlara yönelik bir saldırı olarak değerlendirildiği ifade edildi. FEDA ve DAKB, Haval Arslan’ın özgürlüğüne kavuşuncaya dek yanında olacaklarını belirtti.

Makbul Alevilik Projesinin Yeni Merkezi: Horasan Erenleri Cemevi HASAN SUBAŞI

Türkiye’de devletin Alevilerle kurduğu ilişki hiçbir zaman eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü temelinde şekillenmedi. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çizgide Aleviliğe yaklaşımın ana karakteri, kontrol altına alma, bağımsız örgütlenmeleri dağıtma ve inancı resmi ideolojiye eklemleme çabası oldu. Balım Sultan ile başlayan Bektaşiliğin saraya bağlanma süreci, Cumhuriyet döneminde Diyanet aracılığıyla Sünniliğin tek meşru inanç formu haline getirilmesiyle devam etti. Bugün gündeme gelen “Horasan Erenleri Cemevi” projesi bu tarihsel çizginin güncellenmiş bir versiyonudur.

Horasan Söyleminin İdeolojik İşlevi

MHP ve devletin “Horasan Erenleri” vurgusu, tarihsel bir gerçekliği yansıtmıyor. Bu söylem, Aleviliği İslam’ın alt bir yorumu ve Türklüğün kültürel eki olarak yeniden tanımlama girişimidir. Böylelikle Aleviliğin özgün inançsal yapısı, kamil insan, kamil toplum anlayışı ve rızalık ütopyası, Türk-İslam sentezi kıskacına alınarak eritilmek istenmektedir. Bu ideolojik çerçeve yalnızca inanç alanına değil, siyasal düzleme de müdahaledir. Demokratik Alevi kurumlarının bağımsız iradesi “Ali’siz Alevilik” yaftalarıyla itibarsızlaştırılmakta; buna karşı devlet eliyle “makbul Alevilik” inşa edilmektedir.

29 Ekim’de Bahçeli tarafından Hacıbektaş’ta açılacak külliye, Alevi toplumunu bölme, demokratik kurumları etkisizleştirme ve devletin “makbul Alevilik” politikalarını kurumsallaştırma girişimidir. Maraş, Çorum, Sivas ve daha birçok katliamın baş sorumlularından biri olan faşist MHP ve kurdurduğu Horasan Erenleri Dernekleri Federasyonu, 29 Ekim’de Hacıbektaş’ta içinde cemevinin de yer aldığı külliyeyi birlikte açacaklar. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde Horasan Erenleri Dernekleri Federasyonu’na bağışladığı arsa üzerinde inşa edilen “Horasan Erenleri Cem ve Kültür Evi Külliyesi,” zulüm düzenini ayakta tutan tüm güçlerin Alevileri asimile etme ve Aleviliğin içini boşaltarak Türk-İslam sentezi kulvarlarına çekip başkalaştırma politikalarının ortaya çıkardığı bir kurumsallaşmadır.

Alevi yol önderi Hacı Bektaş Veli’nin dergâhının bulunduğu topraklarda, elinde Alevilerin kanı olan bir partinin Türkmen Alevilerini kendi yanına çekmek için kurduğu Horasan Erenleri Dernekleri Federasyonu öncülüğünde “Horasan Erenleri Cemevi” adıyla “külliye” açması sıradan bir gelişme değildir. Hacıbektaş’ın Bala Mahallesi Dedebağ mevkiinde yer alan 5 bin 788 metrekare büyüklüğündeki arsa üzerine kurulan “Horasan Erenleri Cemevi” merkezli bu külliye yalnızca devletin uzun yıllardır yürüttüğü “makbul Alevilik” projesinin merkezi olmayacak, bununla birlikte Alevi yol önderi Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na alternatif bir “inanç merkezi” olarak da işlev görecektir.

Faşist MHP, Horasan Erenleri Dernekleri Federasyonu aracılığıyla Hacıbektaş’ta inşa ettirdiği Horasan Erenleri Cemevi üzerinden hem Alevileri bölüp parçalama uğraşını daha güçlü bir şekilde sürdürecek hem de Alevileri Türk-İslam sentezi kulvarlarına çekme yöneliminin önünde en ciddi engel olarak gördüğü, Avrupa ve Türkiye’deki demokratik Alevi kurumlarını daha etkili bir şekilde hedef alarak güçten düşürmeye çalışacaktır.

Hacıbektaş’ta “Horasan Erenleri Cemevi” adıyla neden bir külliye kurduklarına ilişkin MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım bizim söylediklerimizi doğrulayan önemli açıklamalar yapmış. Yıldırım yaptığı açıklamada şunları söylüyor:

“Horasan Erenleri Cemevi’ni özellikle vurguluyoruz ki, Anadolu’ya İslam’ı yayanlar, Türklüğü getirenler bunlar. Horasan Erenleri Cemevi, bundan sonra Türkiye’de örnek olsun. Biz, Alevilik Horasan’dan nasıl çıktıysa burada yaşatılsın istiyoruz. Tüm maksadımız doğru şekilde, doğru bir kaynaktan yaşatılması. Almanya’sı, İngiltere’si, Avusturya’sı ‘Ali’siz Alevilik bir dindir. Aleviliğin Ali ile, Ehlibeyt’le, İslam’la alakası yoktur’ algısı yaparak ayrı bir din çıkartmaya çalışıyor. Böyle bir akım var.”

Yıldırım, Hacıbektaş’ta neden “Horasan Erenleri Cemevi” adıyla bir külliye kurduklarını çok açık seçik bir dille anlatmış. Amaçlarının Alevileri “Türk İslam Ülküsü” anlayışı üzerinden “Türk-İslam Sentezi” kulvarlarına çekmek olduğunu açıkça söylüyor. Bu söylemini, Horasan Erenleri’nin Anadolu’da Türklüğü ve İslam’ı yaydıklarına dair ileri sürdüğü bilimsel gerçeklikten uzak savına dayandırılıyor. MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım, bu açıklamasında Horasan Erenleri Dernekleri Federasyonu ve önemli bir asimilasyon merkezi olacağı şimdiden belli olan Horasan Erenleri Cemevi’ni, Avrupa ve Türkiye’deki demokratik Alevi kurumlarına karşı alternatif bir örgütleme olarak kurduklarını da aynı açıklıkla dile getirmiş. Yıldırım’ın “Almanya’sı, İngiltere’si, Avusturya’sı ‘Ali’siz Alevilik bir dindir. Aleviliğin Ali ile, Ehlibeyt’le, İslam’la alakası yoktur’ algısı yaparak ayrı bir din çıkartmaya çalışıyor” söyleminin başka bir anlamı yoktur.

Yaşar Yıldırım bu söylemlerini MHP adına dile getiriyor. Geçmiş dönemlerde Alevilere yönelik yapılan toplu katliamların merkezinde yer alan bir partinin adına dile getirilen bu söylemlerde, Alevi toplumunu yok olmanın eşiğinden dirilişe, dirilişten örgütlenme ve özgürleşme eşiğine taşıyan Alevi kurumlarımızın iğrenç yalanlarla nasıl hedef alındıklarını çok net bir şekilde görüyoruz. Aleviliği kendi özü üzerinde yaşatmak ve Alevi toplumunun her türlü hak ve özgürlüğünü elde etmek için onurlu bir mücadele yürüten demokratik Alevi kurumlarımızı hedef alan bu bozkurtların özünde Alevilik diye bir dertleri, davaları yoktur. Bunlar, siyasi öncü güçleri olan faşist MHP’nin kendilerine verdikleri görevleri yerine getirmek için kurulmuş olan çakma Alevi örgütleridir. Hızır Paşacılığı kendilerine yol edinen bu düşkünlerin asıl amaçları, Aleviliği kullanarak Alevi toplumu içinde Turancılık ve Anadolu Müslümanlığı temelli düşünceleri yayarak asimilasyonu derinleştirmek ve toplumumuzu kendi öz değerlerinden koparıp uzaklaştırarak asimile etmektir. Çünkü bu ırkçılar da çok iyi biliyorlar ki, bunları başarmadan Alevileri devletin ve düzeninin yeni bir koltuk değneği yapmak asla mümkün değildir.

İYİ Parti’nin ve MHP’nin kurdukları Alevi örgütlerini kitlesel bir güce dönüştürme çabalarına hız verdikleri bu süreçte, MHP ve AKP iktidar bloku da “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı” yerine Alevi Bektaşi İnanç Başkanlığı’nı kurmanın hazırlıklarını yapıyor. Alevi diyaneti işlevi görecek bu kurum aracılığıyla cemevleri denetim altına alınacak, zamanla cemevleri “minaresiz camilere” dönüştürülecek. Bu hedeflerine yürürken inandırıcı olmak için yıllardır Alevi kurumlarının mücadelesiyle toplumsallaşan “Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir” talebini kabul edecekler. Alevi diyanetine bağlayacakları bu cemevlerine maaş bağladıkları dedeler atayacaklar. Cemevlerimiz, bu memur dedeler eliyle cemevi olmaktan çıkarılıp minaresiz camilere dönüştürülecek. Görünen o ki, AKP iktidarı MHP ile birlikte hazırlığını yaptığı yeni Alevi açılımını bu temelde şekillendirerek Alevilere dayatacak.

29 Ekim’de Hacıbektaş’ta faşist şef Devlet Bahçeli tarafından açılacak merkezinde Horasan Erenleri Cemevi’nin olduğu külliye, AKP iktidarının hazırlığını yaptığı bu yeni Alevi açılımı politikasından bağımsız bir gelişme değildir. Tam aksine bu külliye, açılım politikasının hayata geçirilmesinde etkili rol oynayacak merkezlerden biri olacaktır. Böyle bir işlev yükledikleri için Hacı Bektaş Veli’nin dergâhının olduğu topraklarda bu asimilasyon merkezini kurdular.

Horasan Erenleri Cemevi isimli asimilasyon merkezi, CHP’ye yönelik ağır ve kapsamlı saldırıların sürdüğü bir süreçte açılıyor. Çoklu krizlerin, çatışmaların, saflaşma ve uzlaşmaların iç içe yaşandığı bu politik süreçte, demokratik Alevi hareketi yaşanan bu çoklu gelişmeleri dikkate alarak çok yönlü bir mücadele yürütmelidir. Bu süreçte hem Alevi toplumunun hem de Alevi kurumlarının birliğini güçlendirmek hayati önemdedir! Aleviler, demokratik Alevi hareketinin çoklu mücadele yürüteceği bu süreçte kitlesel olarak demokratik Alevi güçlerinin ve bu güçlerimize bağlı olan cemevlerinin yanında olmalıdır. Türkiye yeniden şekillenirken eğer her türlü hakkı elinden alınmış bir toplum olarak kalmak istemiyorsak, hak ve özgürlüklerimizi elde etmemiz için mücadele eden örgütlü Alevi güçlerimizin etrafında kenetlenelim! Bilelim ki özgürleşen ve örgütlü olan bir Alevi toplumunu kimse asimile edemez, Aleviliğin öz değerlerinden koparamaz!

Bozkurtların kurduğu Horasan Erenleri Dernekleri Federasyonu’na, Horasan Erenleri Cemevi Külliyesi adıyla kurulan asimilasyon merkezine, bunların siyasi iradesi olan faşist MHP’ye ve aynı kulvarda yol alan gerici, faşist örgüt ve partilere karşı sürdürülecek mücadelenin merkezine Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı oturtmalıyız. Çünkü bu Hızır Paşa örgütlenmelerinin hepsi Alevi diyanetinin yolunu döşeyen Cemevi Başkanlığı’nın kitleler içindeki ayaklarıdır.

Alevi hareketinin sert ve çoklu kuşatmaların altında olduğu bir süreçte, Alevi kurumları iç sorunlarını hızlı ve kalıcı bir şekilde aşarak kuşatmayı nasıl yaracağına ve yeniden şekillenme sürecine giren Türkiye’de Alevilerin hak ve özgürlüklerini nasıl elde edeceğine odaklanmalıdır. Bunun başarılabilmesi için herkes, Aleviliğin ve Alevilerin geleceği için atılması gereken adımları atmaktan ve üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmekten asla geri durmamalıdır! Sorun varsa çözüm de vardır! Bu gerçeklerin demine hü diyerek, hep birlikte örgütlü Alevi güçlerimizin öncülüğünde süren Alevi özgürlük mücadelesine güçlü bir şekilde omuz verelim!

FUAF, Turan Eser’i Anarken Alevi Değerlerini Yüceltti

Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF), Alevi toplumunun önemli isimlerinden Turan Eser’i Hakk’a yürüyüşünün birinci yıldönümünde andı. FUAF, Eser’in sadece bir yol arkadaşı değil, aynı zamanda toplumsal mücadeleye katkılarıyla tanınan bir öncü olduğunu belirtti.

Açıklamada, Eser’in kurumların gelişmesi ve Alevi toplumunun birliği için gösterdiği çabaların büyük bir anlam taşıdığı vurgulandı. “Bazı boşluklar asla dolmaz. Turan Can da işte o doldurulamaz boşluklardan birini bıraktı” denildi. Eser’in aramızdan ayrılışının üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, bıraktığı boşluğun hala hissedildiği ifade edildi.

FUAF, Eser’in emeklerini ve hayallerini bir miras olarak gördüklerini belirterek, bu mirasa sahip çıkma kararlılıklarını dile getirdi. “Onun bıraktığı yerden azimle devam edeceğimize söz veriyoruz” ifadesi dikkat çekti.

Federasyonun açıklamasında, Eser’in anısının her zaman yüreklerinde yaşayacağına dair inançları dile getirildi. “Ne zaman bir adımı daha ileriye taşısak, onun yüreği bizimle birlikte atacak” ifadeleriyle, Eser’in sevgi dolu kalbi ve hoşgörüsü hatırlandı.

Alevi kurumları Melbourne’de: Suriye’deki azınlıklara ses verin!

Avustralya’daki Alevi kurumları, Suriye’deki inançsal azınlıkların yaşadığı hak ihlallerine dikkat çekmek amacıyla Melbourne’de bir araya geldi. ‘Suriye Krizi ve Azınlık Hakları’ temalı toplantı, Victoria Alawi İslami Derneği ve Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu tarafından düzenlendi. Epping’deki Alawi Merkezi’nde gerçekleşen etkinlikte, Suriye’deki Alevi toplumu başta olmak üzere, diğer azınlık grupların karşılaştığı ayrımcılık, zorla kaybettirme ve yerinden edilme sorunları detaylı bir şekilde ele alındı.

Toplantıda, uluslararası kamuoyuna ve Avustralya hükümetine ahlaki sorumluluk çağrısı yapıldı. Sarwat Hbous’un açılış konuşmasında, Suriye’deki azınlıkların maruz kaldığı zulümlere dikkat çekildi. Robert Tawil, toplantının amacının Avustralya kamuoyunun vicdanına seslenmek ve milletvekillerinden destek talep etmek olduğunu belirtti.

Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Suzan Saka, Suriye’deki Alevilerin korunması için uluslararası iş birliğinin gerekliliğini vurguladı. Saka, “Sadece hükümetlerin değil, adalet ve insan onuruna değer veren herkesin bu konuda sorumluluğu vardır” dedi. Katılımcılar, Suriye’deki Alevi, Dürzi, Asuri ve Ortodoks Hristiyan toplulukların yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, bu durumun bir insanlık suçu olduğunu ifade etti.

Toplantının sonunda, Avustralya hükümetine şu çağrılar yapıldı: Suriye’deki insan hakları ihlallerine karşı yaptırımların sürdürülmesi, bağımsız soruşturmaların desteklenmesi ve yerinden edilen aileler için sığınma yollarının açılması. Katılımcılar, bu taleplerin acil bir şekilde karşılanması gerektiğini vurguladı.

Cuma Erçe, hükümetle yapılan kritik görüşmenin ayrıntılarını paylaştı!

PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi kurumları olarak hükümetle yürütülen görüşmelerin ayrıntılarını paylaştı. Faruk Çelik ve Ali Arif Özzeybek ile yapılan görüşmelerde Alevi sorununa dair ilkelerin korunması gerektiğini vurgulayan Erçe, “Alevilik müzakere edilecek bir inanç değildir” dedi. Barış ve Demokratik Toplum Süreci çerçevesinde Alevi sorununa duyulan ilginin artığına dikkat çeken Erçe, hükümetin bu süreçte Alevi kurumlarıyla olan temaslarını eleştirdi.

Erçe, Alevi kurumlarının taleplerinin hükümet tarafından sulandırılmaya çalışıldığını ifade ederek, “Kendi güdümlerindeki kurumlarla bu işi yapmayı tercih edecekleri bellidir” dedi. Ali Arif Özzeybek ile yapılan görüşmede, Alevilerin taleplerinin yeterince ciddiye alınmadığını belirten Erçe, “Madımak Oteli’nin İnsan Hakları Müzesi’ne çevrilmesine dair ifadeler kabul edilemez” diyerek bu konudaki kaygılarını dile getirdi.

Alevi kurumlarının, mevcut Meclis komisyonlarıyla yürütülen süreçte de aktif bir rol oynamak istediklerini kaydeden Erçe, ancak bu masanın Alevi sorununu yeterince temsil etmediğini belirtti. “Bizim müstakil sorunlarımız var ve bunları birebir görüşmek istiyoruz” diyen Erçe, Alevilerin hakları için gerçek bir diyalog ve samimiyet beklediklerini vurguladı.

Sonuç olarak, Cuma Erçe, Alevi kurumlarının hükümetle görüşmelere kapalı olmadığını fakat bu görüşmelerin ilkelerden taviz verilmeden sürdürülmesi gerektiğinin altını çizdi. Alevi sorunlarının çözümü için gerekli adımların atılmasını ve gerçek bir demokratikleşme sürecinin yaşanmasını talep etti.

Aleviliğin hukuk ve adalet anlayışının dönüşümü nasıl gerçekleşti? İSMAİL PEHLİVAN

Günümüzde Alevi toplumunun geleneksel inanç ve toplumsal yapısı sistemli iç ve dış stratejilerle dönüştürülerek, iç hukuk sisteminin (ikrar, musahiplik, görgü cemi, düşkünlük) işlevsiz bir hal almasına neden olmuştur. Geçmişte devletin resmi mahkemelerinden uzak duran ve kendi iç adalet mekanizmalarını işleten Aleviler, bugün bambaşka bir sosyal gerçeklikle karşı karşıya kalmıştır. Geleneksel Alevi hukukunu temsil eden kurum olan Ocak Sistemi’nin erozyonu sosyal denetimin zayıflamasına yol açmıştır. Kent yaşamında bu kurumun hayat bulacak koşullardan mahrum olması, Alevilerin inanç ve sosyal yaşamında büyük değişimlere neden olmuştur.

***

Alevilik’te Görgü Cemi, Cem’de rızalık ilkeleriyle buluşan canların birbirleriyle helalleşmesini, varsa küskünlüklerin giderilmesini ve manevi hesaplaşmaların yapılmasını sağlayan önemli bir ritüeldir. Bu cemler, Alevi inancının temel ahlak kurallarını oluşturan “eline, beline, diline; işine, aşına, eşine; özüne, sözüne, gözüne sahip olma” ilkelerinin toplumsal düzeyde uygulanış biçimi olarak görülür. Görgü Cemi, sadece bireysel bir arınma değil, aynı zamanda toplumsal bir düzenleme işlevi de görürdü. Cem’e giren her can, diğer canların tanıklığında, kendi vicdanı ve inancı doğrultusunda sorgulanırdı. Bu sorgulama, sorunların, hataların ve olumsuz davranışların ortaya dökülerek çözüme kavuşturulmasını sağlardı.

***

Kentleşmede Görgü Cemi’nin işlev kaybı, Alevilerin birbirine yabancılaşmasını tetikledi. Kırsal Alevi topluluklarında, Cemevi ve Dedeler, bir tür mahkeme işlevi görüyordu. Topluluk içinde yaşanan anlaşmazlıklar (mülkiyet, aile içi sorunlar, kavgalar vb.) Görgü Cemi divanı tarafından sorgulamalarla ele alınıyordu. Dede, hem bir yargıç, hem de arabulucu olarak sorunları çözüyor, toplumsal huzuru sağlıyordu. Kentleşme ile birlikte bu toplumsal denetim mekanizması işlevsiz hale geldi. Bireyselleşen kent yaşamı, topluluğun birey üzerindeki denetim etkisini olanaksız kıldı; Anadolu Aleviliği’nin geleneksel kurallarının geçerliliğini yitirmesine yol açtı.

***

Görgü Cemi, bireyin toplumsallaşma sürecini, bağlı olduğu Anadolu Alevi Ocağı’nın Pir’i ve Cem’de bulunan talipler tarafından onaylanmasını sağlayarak ona önemli sorumluluklar yüklerdi. Cem’de, canlar birbirleriyle helalleşir, varsa aralarındaki kırgınlık ve küskünlükler giderilirdi. Bu sayede toplumsal birlik ve dayanışma pekiştirilirdi. Her can, kendi iç muhasebesini yapar ve varsa yaptığı hatalar için pişmanlığını dile getirirdi. Bu, bireysel bir arınma ve manevi temizlenme süreciydi.

Görgü Cemi, Alevi toplumunda düzenleyici bir rol oynardı. Ortaya çıkan sorunlar, topluluğun rehberi olan Dede’nin öncülüğünde çözülürdü. Dede, bu süreçte hakemlik yapar ve adaleti sağlardı. Görgü Cemleri, Alevi inancının canlı tutulmasını ve kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlardı. Kişinin Cemlere kabul edilmesi, Anadolu Alevi kimliğinin toplumsal düzeyde onaylanması anlamına gelirdi. Görgü Cemi, Alevilik’te adalet, eşitlik, birlik ve manevi arınma ilkelerinin toplumsal hayata yansıdığı, canlı bir organizmaydı. Lakin bu ritüel, günümüzde kırsalda kısmen sürdürülse de kentlerde uygulanamaz olmuştur.

***

Alevilik’te ikrar, bireyin Hakk, Muhammed, Ali Yolu’na ve inancına bağlılık yemini etmesi anlamına gelir. Bu, yalnızca sözlü bir ifade değil, aynı zamanda manevi bir sözleşme, bir taahhüttür. İkrar, Alevi inancının temel direklerinden biri olarak kabul edilir ve bir bireyin yola tam anlamıyla girmesinin ifadesidir.

İkrar, bir kişinin yolun kurallarını, ilkelerini ve ahlakını kabul ettiğini, bunlara bağlı kalacağını ve topluluğun bir parçası olmayı gönüllü olarak seçtiğini gösterir. Bu taahhüt, Alevi inancındaki en önemli değerlerden biri olan rızalık ilkesiyle yakından ilişkilidir. Rızalık, hem bireyin kendi iradesiyle yola girmesini hem de topluluk içinde diğer canların rızasını alması anlamını taşır.

İkrar, genellikle Musahiplik Cemi veya Görgü Cemi gibi ritüellerde yapılır. Bu törenlerde, talip (yola girmek isteyen kişi) Dede ve Cem’deki diğer taliplerin huzurunda ikrar verir. Bu eylem, kişinin toplumsal ve manevi bir sorumluluk üstlendiğinin ilanıdır.

Alevilik’te ikrar, sadece dini bir ritüel değil, bireyin manevi, ahlaki ve toplumsal kimliğini pekiştiren derin anlamlar taşıyan sosyal bir yaşam sözleşmedir. Bu söleşme, bir Alevi için yolun ve topluluğun bir parçası olmanın en temel şartıdır. İkrar, Musahiplik ve Düşkünlük Anadolu Aleviliği’nin olmazsa olmazıdır.

Musahiplik ve Düşkünlük Kurumları’nın işlevsiz hale gelmesi toplumsal birliktelikte önemli kırılmalara neden olmuştur. Bu durum değişim ve yabancılaşmaya öncülük etmiştir.

Musahiplik, Alevilik’te en temel sosyal ve hukuki kurumlardan biriydi. Yol kardeşliği olarak da bilinen bu kurum, iki ailenin ömür boyu birbirine maddi ve manevi olarak destek olmasını sağlıyordu. Musahiplik, aynı zamanda anlaşmazlıkların çözümünde de önemli bir rol oynuyordu. Kent yaşamı, bu güçlü bağın kurulmasını ve sürdürülmesini zorlaştırdı. Komşuluk ilişkilerinin zayıflaması ve bireysel hedeflerin öne çıkması, Musahiplik gibi geleneksel dayanışma ağlarını işlemez hale getirdi.

***

Düşkünlük Kurumu’nun ortadan kalkması, Alevilerin inanç bağlarını oldukça zedeledi. Düşkünlük, Alevi hukukunun en ağır yaptırımıydı. Topluluk kurallarına aykırı hareket eden, suç işleyen veya yolun ilkelerini ihlal eden bireyler düşkün ilan edilir ve topluluktan soyutlanırdı. Düşkün ilan edilen kişiyle selamlaşılmaz, alışveriş yapılmaz ve sosyal olarak dışlanırdı. Bu yaptırım, bireyleri topluluk kurallarına uymaya zorluyordu. Ancak, kentlerde bireyler, Alevi toplumunun dışında kendilerine yeni yaşam alanları bulabildiğinden, Düşkünlük Kurumu gücünü tamamen yitirdi.

***

Devlet hukuku, otorite kaybına yol açan başlıca faktördür. Kent yaşamında devletin resmi hukukuyla tanışma zorunlu ve kaçınılmaz bir sondu. Alevilerin, kentlerde inancın pratiklerini yaşayabilecekleri alanları bulamaması sonucu kaçınılmaz olarak inançtan uzaklaşmasını zorunlu kıldı. Bu nedenle geleneksel iç hukuki çözüm yollarından uzaklaşarak, devletin resmi mahkemeleriyle tanıştı. Artık anlaşmazlıkları kendi içlerinde çözmek yerine, hukuk araçlarını kullanarak, resmi hukuk sisteminde aramaya başladılar. Bu durum, Alevilerin kendi hukuk geleneklerinden kopmasına ve devletin resmi kurumlarına entegre olmasına yol açtı.

***

Otorite kaybı toplumsal kopuşun zeminini oluşturdu. Köyde Dedeler ve Pirler, hem manevi hem de hukuki otoriteydi. Onların kararları sorgulanmazdı. Kentleşme ile bu otorite sarsıldı. Aleviler, kendi inanç öncülerinden çok, devletin kurumlarına güvenmek zorunda kaldı. Bu durum, topluluk içi otokontrolü ve saygınlığı zayıflattı, toplumsal kopuşu hızlandırdı.

***

Kentleşme, Anadolu Alevi toplumunun kendi içinde oluşturduğu ve yüzyıllardır uyguladığı adalet sistemini temelinden sarstı. Geleneksel inanç ve sosyal yaşam bağların zayıflaması, toplumsal denetimin kaybolması ve devletin hukuk sisteminin şemsiyesi altında sistemleştirilmek istenmesi nedeniyle, Alevi hukuku işlevsiz hale getirildi. Bu kötü gidişata Alevi STK’lar engel olmak için çözüm üreteceği yerde adeta öncü oldu.

Kentleşme ve modernleşme nedeniyle Alevi toplumunun hukuk ve adalet anlayışı, geleneksel rıza toplumundan bireysel hak ve yasal mücadele eksenine kaydı. Bu süreçte, Alevilik sadece bir inanç olarak değil, aynı zamanda eşit haklar talep eden bir kimlik ve toplumsal hareket olarak da yeniden tanımlanmaya başladı. Bu dönüşüm, Alevi toplumunun modern Türkiye’deki yerini ve geleceğini şekillendirmeye devam etmektedir.

ilk halk tv sayfasında yayınlanmıştır

Alevi köylerine yönelik yeni saldırılar: HTŞ çeteleri harekete geçti!

HTŞ’li gruplar, Suriye’nin Hama ilindeki Alevi köylerinde sivil yurttaşlara yönelik yeni bir katliam gerçekleştirdi. Geçiş Hükümeti’ne bağlı çeteler, Hama’nın Hawrat Ammourin Mahallesi’nde birçok eve baskın düzenleyerek Alevi sivilleri hedef aldı.

Hawar Haber Ajansı’nın aktardığına göre, silahlı gruplar köylerde arama yaparak birçok kişiyi gözaltına aldı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, yerel kaynaklara dayanarak, Suriye Geçiş Hükmeti Savunma Bakanlığı’na ait 100 araçlık bir askeri konvoyun Eyn El Werd ve El Rimîle köylerine girdiğini bildirdi. Konvoyun gelişi güzel ateş açtığı, yurttaşlara hakaret ettiği ve birçok kişiyi tutukladığı belirtildi.

Ayrıca, Horat Emorîn köyünde, çevre köylerden gelen silahlı kişiler tarafından çok sayıda dükkân yağmalanıp yakıldı. Bu saldırılarda ölü ve yaralıların olduğu bilgisi teyit edildi. Alevi köylerinde yaşanan bu olaylar, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık açısından büyük bir tehdit oluşturmaktadır.

Elbistan’da Eğitimci Hasan Yıldız’ın Anısına 4 Metrelik Zülfikar

Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Deretopallı köyünde, Alevi kimliği ve eğitimci kişiliğiyle hafızalarda yer eden Hasan Yıldız’ın mezarı, torunlarının özel bir çalışmasıyla yeniden anlam kazandı. 1949 yılında hayata veda eden Yıldız’ın kabri başına, Alevi inancında adaletin, direnişin ve hak yolunun simgesi olan Zülfikar’ın 4 metre yüksekliğindeki mermerden bir anıtı dikildi.

CAN TV’de Hüseyin Kelleci’nin hazırlayıp sunduğu Can Bizim Eller programında tanıtılan mezar, Alevi toplumu açısından dikkat çekici bir örnek olarak öne çıktı.

“Öğren ki öğretsin, karanlığa ışık veresin”

Mezar taşında Hasan Yıldız’ın eğitimci kimliğini yansıtan şu sözler yer alıyor:
“Öğren ki öğretsin, karanlığa ışık veresin. Hasanî Xalle”

Hasan Yıldız’ın yeğeni Halis Üstündağ, dayısının köy gençlerinin aydınlanması için büyük çaba verdiğini anlattı:
“Dayım gençleri toplar, okutur, eğitirdi. Burada 2-3 yıl eğitim verdi. Evini büyütmek isterken soğuk almış, ardından zatürreye yakalanmış. O yıllarda yol da yoktu, doktor da. 49 yaşında hayata gözlerini yumdu. Bugün torunları, onun anısını bu anlamlı eserle yaşatıyor.”

Bir diğer yeğen Hüseyin Yıldız ise amcasının dönemin aydınlarından biri olduğunu vurguladı:
“Mezarın yapımı için Malatya’dan gelen ustalar iki gün boyunca çalıştı. Ortaya çıkan bu Zülfikar, hem amcamızın inancına hem de aydınlık yoluna bir nişane oldu.”

Alevi Kimliğine Anlamlı Bir Vurgu

Torunları tarafından 2023’te yaptırılan bu anıt, Hasan Yıldız’ın Alevi kimliğine güçlü bir gönderme niteliği taşıyor. 4 metre yüksekliğindeki Zülfikar, yalnızca bir mezar süsü değil; aynı zamanda hak, adalet ve ışığın simgesi olarak gelecek kuşaklara da mesaj veriyor.

AAKB Genel Başkanı Özgür Demir: “Kurtuluş Kadının Ellerindedir”

Almanya Alevi Kadınlar Birliği (AAKB) Genel Başkanı Özgür Demir, Jin Dergisi için kaleme aldığı “Kurtuluş Kadının Ellerindedir” başlıklı yazısında, Alevi inancında kadın–erkek eşitliğinin yolun özünde yer aldığını, ancak günümüzde bu eşitliğin pratikte görünmez kılındığını vurguladı.

Demir, Alevilik’te kadın ve erkeğin birlikte “can” olduğunu belirterek, “Kadınıyla erkeğiyle birlikte Alevi hukukunu örgütlerde hâkim kılmak, gerçek dönüşümün ön koşuludur. Kadınlar karar mekanizmalarında eşit temsil edilmeden, inanç önderliği kadınlara da açılmadan kurumlarda rızalık ve eşitlik sağlanamaz” dedi.

“Hünkâr’ın sözü yolun eşitlik temelidir”

Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’nin “Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde. Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerindedir. Bizim nazarımızda kadın–erkek farkı yoktur. Eksiklik senin görüşündür” sözünü hatırlatan Demir, bu anlayışın Alevi yolunda eşitlik ve özgürlük mücadelesinin temel taşı olduğunu vurguladı.

Demir, tarih boyunca Ana Fatma, Kadıncık Ana ve Bacıyan-ı Rum’un öncülüğüne işaret ederek, “Bugün Alevi kadınların inanç ve toplumsal hayatta yaşadığı eşitsizlikler, bu özden kopuşun somut göstergesidir” dedi.

“Alevi kurumlarında eşitsizlik politik bir sorun”

Demir, cemlerde kadın ve erkek yan yana otursa da karar alma süreçlerinin çoğunlukla erkeklerin elinde olduğunu, dedeliğin erkeklere özgülenip kadınların sınırlı rollere sıkıştırıldığını, Alevi kurumlarında kadın temsil oranının düşük olduğunu kaydetti.

“Kadınların inanç alanında ikincilleştirilmesi, yolun özüne ihanettir” diyen Demir, bu durumun yalnızca kültürel değil, aynı zamanda politik bir sorun olduğuna dikkat çekti.

“Kurtuluş, kadınların ellerinde”

Çözümün erkeklerin izin vermesinde değil, kadınların kendi iradeleriyle haklarını talep etmesinde yattığını vurgulayan Demir, şöyle devam etti:

“Gerçek kurtuluş, kadın–erkek eşitliğinin her alanda yaşatılmasıyla mümkündür. Bu kurtuluş, başkalarının lütfuyla değil; kadınların kendi elleriyle olacaktır. Hünkâr’ın dediği gibi: ‘Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde.’ Bunu hakikate dönüştürmek kadın–erkek yan yana, can cana mücadeleyi büyütmekle mümkündür.”