Madımak Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçti. 33 aydının, yazarın, düşünürün ve semah dönen gençlerin can verdiği katliama ilişkin görüntüler, hala hafızalardaki yerini koruyor.
Cumhuriyet düşmanı selefi irticacı güruhun, otel önünde saatler boyunca toplanmasına göz yumulması, otelin giriş katlarının camlarının kırılıp içine girilerek ateşe verilmesi ve tüm bu olanları kenardan seyreden güvenlik güçlerinin görüntüleri…
Alevlerin oteli sarmasıyla yükselen tekbir sesleri…
Temmuz’un sarı sıcağında Madımak’ta 33 Can’ın göğe yükselişi…
Sessizliğin ortasında zamanın durduğu bir günün gölgesinde kalakaldı koca yürekler… Her Temmuz’un ikisinde, Anadolu’nun kalbinde yarım kalmış bir türkü, canların feryat figanı yükselir göğe. Tam 33 yıldır sönmeyen lakin tütmeyen dumanın ateşi içten içe yürekleri dağlayan o uğursuz yangın… Madımak Katliamı’nın gölgesi düşer insanlığın üzerine. Sivas semalarından Turnalar uçmaz artık; Turnaların kanatları o günün yangınının isiyle ağırlaşmış hatta yanmıştı.
33 yıldır yaşanan bu sızı, ne unutuldu ne de adaletin şefkatli elleriyle sarıldı. O gün Sivas’ta yakılan bu toprakların aydınlığı, özgürlüğü, edebiyatı, ezgisi ve vicdanıydı.
Ateşin Ortasında Kalan Aydınlık
1993 yılının o kavurucu yaz gününde, Sivas’a Pir Sultan Abdal’ın nefesini, hoşgörünün sesini taşımak istemişti aydınlar, şairler ve ozanlar… Gönüllerinde ezgiler, dillerinde dizeler, ellerinde bağlamalarla giden bu güzel insanlar; cehaletin, bağnazlığın ve örgütlü öfkenin karanlığında boğulacaklarını, diri diri yakılacaklarını bilemezlerdi.
Metin Altıok’un kalemi sığındı otelin kuytusuna; ‘Barış güvercini uçsun dünyada’ diyen Nesimi Çimen’in üç telli curası sustu kara dumanların arasında. Hasret Gültekin’in gencecik ömrü en yanık ezgisiyle yarım kaldı; Muhlis Akarsu’nun barış kokan avazını susturdu o kor ateş.
İrticacı güruhun dışarıda yükselen “Sivas laiklere mezar olacak”, “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak” çığlıkları, içeride sadece sevgiyle çarpan yüreklerin masumiyetiyle karşılandı. Saatler süren o kuşatma, devletin ve dönemin siyasi iktidarının adeta üç maymunu oynadığı bir tiyatro sahnesine dönüştü. Ne polis müdahale etti ne jandarma “dur” dedi. İtfaiyenin yolları kesilirken saniyeler, koca bir insanlık onurunu yakmak için geriye doğru saydı. Ve 33 Can, ülkemin masmavi göğüne birer beyaz güvercin gibi yükseldi.
Tıpkı Seyyid Nesimi, Pir Sultan Abdal, Hubyar Sultan, Kalender Çelebi ve o “üç fidan” gibi…
O gün bugündür Turnalar uçmaz oldu Sivas semalarında. Ateş ve duman arasında çırpınan canları görünce terk etti Turnalar o göğü. Sivas bir daha Turnaların semahını göremez oldu. Hatta Sivas bir daha Sivas olamadı. Oysa bu topraklar tarih boyunca Alevisi, Sünnisi, Ermenisi, Türkü ve Kürdü ile barış içinde bir arada yaşamayı bilmişti. Şimdi ise acısı dinmek bilmez, onulmaz bir yaradır Madımak yüreğimde. Gah Hasret oldum gah Koray; gah Nesimi Çimen oldum gah Asım Bezirci; gah Carina oldum gah Metin Altıok; gah Behçet Aysan oldum gah Asaf Koçak…
“Gah çıktım gökyüzüne seyrettim alemi,
Gah indim yeryüzüne seyretti alem beni…”
Hedef Laik Cumhuriyetti
Katliama giden süreç, örgütlü bir kışkırtmanın eseriydi. Salman Rüşdi’nin dünyada yankı uyandıran “Şeytan Ayetleri” kitabını Türkçe’ye çevirdiği için Selefi Cihatçı İslamcıların hedefinde olan yazar Aziz Nesin’in şenlikler kapsamındaki konuşması bahane edildi. Sivas’taki yerel Bizim Sivas gazetesinin “Müslüman Mahallesi’nde salyangoz satıyorlar!” başlığıyla attığı manşet, gerici öfkenin fitilini ateşledi.
2 Temmuz günü cuma namazının ardından toplanan ve sayıları kısa sürede 15 bini bulan güruh, “Şeytan Aziz”, “Kahrolsun laiklik”, “Müslüman Türkiye”, “Yaşasın şeriat” sloganlarıyla Madımak Oteli’ni kuşattı. Otel önündeki otomobiller ateşe verilirken, otelin camları taşlarla kırıldı. Yaklaşık 12 saat boyunca hiçbir ciddi müdahale ile karşılaşmayan irticacılar, “Allah’ım bu senin ateşin, içeriye gönder”, “Yakın” ve “Cehennem ateşi” çığlıkları arasında oteli ateşe verdi.
Katliamın ardından dönemin devlet adamlarından yükselen sesler ise Türk siyasi tarihinin en utanç verici sayfaları olarak kaydedildi:
Başbakan Tansu Çiller, “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” diyerek katilleri koruyan bir refleks gösterdi.
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı var” sözleriyle vicdanları kanattı.
İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu suçu “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahriklerine” yıkacak kadar küçüldü.
Refah Partisi lideri Necmettin Erbakan ise “Sivas’a girmiş bir ekibin halkı tahrik etmesinin sonucudur” diyerek saldırgan mahlukatları aklamaya çalıştı.
Küllerinden Doğamayan Adalet
Katliamın üzerinden geçen onlarca yıla rağmen, insanlık vicdanındaki o yangın hala sönmedi. Çünkü adalet, Madımak’ın küllerinden bile doğamadı. 15 bin kişilik irticacı katil sürüsünün içinden rastgele seçilen 120 kadar kişi alelacele sanık sandalyesine oturtuldu ancak hiçbir zaman derinlemesine bir yargılama yapılmadı, katliamın gerçek faillerine ne acıdır ki ulaşılmadı.
Davanın 1 numaralı sanığı, Refah Partili Sivas Belediye Meclis Üyesi Cafer Erçakmak hiçbir zaman yakalanamadı. 2011 yılında öldüğünde, katliamdan sonra uzun yıllar Sivas’ta elini kolunu sallayarak yaşadığı, evlendiği ve askere gittiği ortaya çıktı. Daha da acısı, bu katillerin avukatlığını üstlenen Hayati Yazıcı, Kemal Kurt, Mehmet Bulut, Bülent Tüfekçi, Zeyid Aslan, Ali Aşlık, Halil Ürün ve Hüsnü Turan gibi isimler, 2002 yılında iktidara gelen AKP’den milletvekili seçilerek ödüllendirildi.
Siyasi iktidarlardan Madımak Oteli’nin bir “Utanç Müzesi” olması beklenirken, binanın altına katillerin de adının yazıldığı bir anma köşesi yapılması vicdanları bir kez daha kanattı. Katledilenle katili aynı duvarda eşitleyen bu köhne zihniyet, Anadolu insanının gönlünde derin gedikler açtı. Katliamdan sağ kurtulan Serdar Doğan’ın şu sözleri, geride kalanların ömür boyu mahkum edildiği o ağır yükü özetliyordu:
“Aynaya baktığım zaman kaybettiğim kardeşimi, dostlarımı görüyorum. Yaşıyor olmak bazen çok ağır geliyor.”
İç Hukukun Sonu ve AİHM Kapısı
Türkiye’de iç hukuk yolları, yerel mahkemelerin ve Yargıtay’ın verdiği sistematik zamanaşımı kararlarıyla tamamen tıkandı. Müdahil avukatların “Bu bir insanlık suçudur, insanlık suçlarında zamanaşımı uygulanamaz” feryatları siyasi iktidarın aparatı olduğu söylenen Türk yargısının barikatına çarptı. En nihayetinde Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Eylül 2023’te kalan son üç firari sanık yönünden devam eden davayı da zamanaşımından düşürerek iç hukuktaki son kapıyı da kapattı.
Adaletin Türkiye’deki en üst mercii olan Anayasa Mahkemesi (AYM) ise 2014 yılında yapılan bireysel başvuruyu tam 12 yıl boyunca karara bağlamayarak adeta sümen altı etti. AYM’nin bu kararsızlığı ve davayı askıda bırakması, iç hukuk yollarını fiilen etkisiz hale getirdi. Bu tıkanma üzerine mağdur ailelerin avukatları, bizzat hak ihlaline dönüştüğü için davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı. Eren Aysan, Zeynep Altıok ve Mazlum Çimen adına yapılan bu başvuruyla, Madımak katliamı davası artık uluslararası bir boyut kazandı.
Unutursak Kalbimiz Kurusun
Bugün Madımak Oteli, Sivas’ın merkezinde kapanmış bir otel binası gibi görünse de aslında Türkiye’nin adalet arayışının tam merkezinde kanayan bir yaradır. Toplumun yüzleşemediği, devletin ise hesabını vermekten kaçındığı bu karanlık sayfa, Anadolu Alevi toplumu için de bir milattır.
Sivas semalarından Turnalar bir daha eskisi gibi semaha duramayacak, o kara duman biz tamamen adaleti bulana değin o göğü terk etmeyecek. Ancak bilinsin ki; 33 Can’ın bıraktığı o aydınlık meşale, yobazlığın karanlığına teslim olmayacak kadar köklüdür. Unutmadık, unutmayacağız; çünkü unutmak, o ateşi kendi ellerimizle yeniden harlamaktır. Bizim için Madımak hala yanmaya devam ediyor…
33 aydın, yazar, düşünür, ozan ve barışa semah dönen Canları saygıyla, özlemle anıyorum.
Unutmadık, unutturmayacağız.
Karanlığa teslim olmayacağız!
Aşkı niyazla…