Bugün 4 Mayıs. Dersim’in yas günü, Alevilerin yas günü.
Dersim Tertelesi (4 Mayıs 1937-38), sadece geçmişte yaşanmış bir acının yıldönümü değil; bu ülkenin hafızasında inkarın, sürgünün, katliamın ve halen yüzleşilmeyen büyük bir yaranın adıdır.
Böyle bir günde Dersim’de; 89 yıl önce yaşanan acıyı anan, katliamı lanetleyen, yüreği o yangınla tutuşan bir Alevi toplumu vardı…
Bir de; o acıyı unutmuş gibi davranan,
yasın ağırlığını taşımayan, yolun hafızasından uzak düşen bir hâl ile karşılaştık.
Böyle bir günde yapılması gereken şey;
makam, bütçe, maaş, gezi, otobüs konuşmak değil; yas tutmak, hakikatle yüzleşmek ve yüzleşilmesini haykırmak,
yitirdiklerimiz için Hakk’a niyaz etmektir.
Ne yazık ki bugün, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Dersim’de yaptığı toplantıda duyduklarım, bu yolun hafızasını incitmiştir.
Üstelik manidardır ki; demokratik Alevi örgütlülüğünün tüm itirazlarına rağmen kurulan ve Aleviliği devlet eliyle tanımlamaya çalışan bu yapının, Dersim Tertelesi’nin yıl dönümünde böyle bir toplantı yapması, yalnızca bir tercih değil, aynı zamanda bir zihniyetin yansımasıdır.
Dersim’de 89 yıl önce katledilen Pirlerin, Anaların, çocukların hatırası hâlâ diri iken… kız çocuklarının kaçırıldığı o karanlık günlerin yıl dönümünde…
Bir yerde dedeler için maaş konuşuluyor.
Bir yerde Diyanet bütçesinden pay isteniyor. Bir yerde devlet imkanlarıyla gezi ve otobüs talep ediliyor.
Ne kadar ağır…
Üstelik bu sözlerin, yol içinde bildiğimiz, selamlaştığımız canların ağzından çıkması insanın yüreğini daha da burkuyor.
İnsan sormadan edemiyor.
Bu yapılan, gerçekten bu yolun haklarını aramak mıdır, yoksa yolun özünden uzaklaşmak mıdır?
Ancak şunu açıkça ifade etmek gerekir.
Bu taleplerin kendisinden ziyade,
bunların böylesi bir günde ve zeminde dile getirilmesi üzerinde durulması gereken asıl meseledir.
Çünkü mesele sadece bu talepler değil,
asıl mesele, Aleviliğin yüzyıllardır dayandığı rızalık, lokma, talip, ocak ve yol ilişkisini;ödevletin bütçe, maaş ve protokol ilişkisine indirgeme tehlikesidir.
Dedelik, devletin verdiği bir unvan değildir. Dedelik, bordroya yazılacak bir meslek değildir. Dedelik; talibin rızasıyla, yolun erkânıyla, ocağın emanetiyle taşınan ağır bir hizmettir.
Bu yolun dedesi; iktidarın kapısında imkan arayan değil, talibin sofrasında lokmasını bölüşendir.
Bu yolun dedesi; mazlumun yas gününde bütçe konuşan değil, acının başında çerağ uyandırandır.
Bu yolun dedesi; Hakk’ın karşısında eğilir, ama hiçbir iktidarın önünde eğilmez.
Elbette ki dedeler de insandır, geçimlerini sağlamak zorundadır. Ben de bir yol evladıyım; zamanımın büyük bir kısmını bu yola ve hizmete adadım. Bu, inkâr edilemez bir gerçektir.
Fakat şunu açıkça görmek gerekir.
Bu yolun meseleleri, maaş başlığından ibaret değildir. Bu yolun konuşulması gereken çok daha ağır hakikatleri vardır.
Eşit yurttaşlık meselesi…
Zorunlu din dersleri…
Yıllardır bizden alınan dergâhların, ocakların gerçek sahiplerine iadesi…
İnancın tanınması ve özgürce yaşanması…
Bütün bunlar ortadayken, Dersim Tertelesi’nin yıl dönümünde yapılan bir toplantının, bu başlıkları dahi konuşmadan maaş, tur için otobüs, diyanetten pay ve imkan tartışmasına sıkışması üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.
O halde sormak gerekir.
Bu yapılan istişare midir?
Yoksa yolun asli meselelerini görmezden gelen bir yönlendirme midir?
Derdim kimseyi incitmek değildir; ama yolun hakikatini hatırlatmaktır. Özellikle de bu yola talip olanlara…
Çünkü bu yol, bedel ödenerek bugüne gelmiştir. Ve bilinmelidir ki; Hakikat konuşulmadan kurulan hiçbir söz tamam değildir. Rızalık olmadan kurulan hiçbir zemin sağlam değildir.
Dersim’i, Sivas’ı, Maraş’ı, Çorum’u, Gazi’yi anmak; sadece geçmişi hatırlamak değil, bugün nerede durduğunu bilmektir.
Yolumuzdan da, sözümüzden de dönmeyiz.
Hızır Paşa bizi berdar etmeden,
Açılın kapılar Şah’a gidelim…”
Pirim Pir Sultan Abdal
Gerçeğe Hü
