Ana Sayfa Blog Sayfa 101

Alevilerin güvenliği için acil önlemler alınmalı!

Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), El Cezire çalışanı Amal Zaamta’nın Alevi toplumuna yönelik nefret söyleminde bulunmasına sert tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, bu tür ifadelerin tarihte yaşanan katliamları hatırlatan tehlikeli bir zihniyetin yansıması olduğu vurgulandı. Alevi inancının değersizleştirildiği, toplumun hedef alındığı ve nefret suçlarının teşvik edildiği bu söylemlerin, toplumsal barışa zarar verdiği belirtildi.

AAAF, Türkiye Cumhuriyeti yetkililerine çağrıda bulunarak, Amal Zaamta hakkında derhal soruşturma başlatılmasını ve gerekli yasal süreçlerin işletilmesini talep etti. Ayrıca, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na (TİHEK) da bu nefret söylemine karşı ciddi yaptırımlar uygulama çağrısı yapıldı. Alevi yurttaşların güvenliğini sağlamak için önleyici ve caydırıcı tedbirlerin alınması gerektiği ifade edildi.

Uluslararası insan hakları örgütleri de bu duruma ilişkin harekete geçmeye davet edildi. Nefret söylemlerinin sadece Alevilere değil, insanlık onuruna karşı işlenmiş bir suç olduğuna dikkat çekilerek, Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve diğer uluslararası kuruluşların göreve çağrılması istendi.

Son olarak, Alevi kurumlarına ve insan hakları savunucularına da seslenilerek, bu tür nefret söylemlerine karşı delillerin toplanması ve suç duyurularında bulunulması gerektiği belirtildi. Alevi toplumuna yönelik saldırıların, tüm topluma yönelik bir tehdit oluşturduğu vurgulanarak, eşitlik ve adalet talep eden herkesin bu meseleye duyarsız kalmaması gerektiği ifade edildi.

Paris FEDA Kongresi: Barış İçin Birlikte Hareket Edelim

Paris Demokratik Alevi Federasyonu, Paris Pir Sultan Abdal Dergâhı’nda gerçekleştirdiği kongresinde Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin önemine dikkat çekti. Kongreye FEDA Eş Başkanları Şahin Polat ve Hüsniye Küçükkeleş ile DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan ve çeşitli Alevi dernekleri katılım gösterdi. Divan başkanlığını Hüsniye Küçükkeleş’in üstlendiği kongre, Pir Rıza Yağmur’un okuduğu gülbeng ile açıldı.

Alevilerin hak ve hakikat arayışının Kürt özgürlük mücadelesinden daha önce başladığını ifade eden DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, Alevi toplumu içinde barış sürecine dair kaygıların bulunduğunu belirtti. Bozan, Alevilerin, “Kürtler kendi meselelerini çözüyor, peki biz ne olacağız?” sorusunu sıkça gündeme getirdiğini vurguladı.

Bozan, barış sürecinin Alevilerin sorunlarını çözme umudunu artıracağını ve bu sürecin eşit yurttaşlık ile inanç kimliğinin kabulü açısından kritik olduğunu ifade etti. Alevi toplumu, barış ve hakikat mücadelesinin merkezinde yer almalı; bu sürecin öznesi olmalıdır. Kongrede ayrıca 17 kişilik yeni yönetim de belirlendi.

Alevilere hakaret eden kişiye Celal Fırat’tan sert yanıt: Yargı harekete geçmeli!

Alevi toplumuna hakaret eden El Cezire çalışanı Amal Zaamta’ya yönelik tepkiler sürüyor. Milletvekili Celal Fırat, Zaamta’nın ifadesinin kabul edilemez olduğunu belirterek, bu tür nefret söylemlerinin toplumsal barışı zedelediğine dikkat çekti. Fırat, Alevi toplumunu hedef alan bu kirli dilin ayrımcılığı körüklediğini vurguladı.

Fırat, yazılı bir açıklama yaparak, Alevilere yönelik nefret söylemlerinin cezasız kalmasının tehlikelerine işaret etti. “Bu katliamcı zihniyete sesiz kalmak, suç ortaklığından başka bir şey değildir” diyen Fırat, yargı organlarını derhal gerekeni yapmaya çağırdı.

İstanbul Milletvekili, cezasızlık politikalarının benzer nefret söylemleri ve saldırgan yaklaşımların artmasına neden olduğunu ifade etti. Alevilere yönelik nefretin meşrulaştırılmasının sadece Alevilere değil, tüm topluma karşı işlenmiş bir suç olduğunu belirtti.

Fırat, devletin, yurttaşları hedef gösteren bu şahsı sınırdışı etmesi gerektiğini vurguladı. Alevi toplumunu hedef alan nefret suçlarının cezasız kalmaması için hukuki sürecin takipçisi olacaklarını söyledi. Fırat, eşit yurttaşlık hukukunun ve birlikte yaşama iradesinin egemen olmasını arzuladıklarını dile getirdi.

Alevi köylerinde kamu hizmeti yine yok, senaryo değişmiyor!

Sivas’ın Doğanşar İlçesine bağlı Dündar Köyü, 40 yılı aşkın bir süredir kamu hizmetlerinden mahrum kalmış durumda. Bölgedeki tek Alevi köyü olan Dündar’ın muhtarı Cepel Kılıç, köyün yollarının bozuk olduğunu ve bu durumun köylülerin yaşamını olumsuz etkilediğini belirtiyor. 1980 yılından beri köye yapılmamış bir yol hizmetinin yanı sıra, iletişim hakları da ihlal ediliyor.

Köydeki ulaşımın toprak yollarla sağlandığını ifade eden Kılıç, bozuk yol nedeniyle araçların sık sık arızalandığını dile getirerek, “Kışın çamur, yazın toz içindeyiz. Her köyün asfaltı yapılmışken, bizim köyümüzün durumu bu” şeklinde konuştu. Dündar köylüleri, cenaze gibi acil durumlarda bile ulaşım zorluğuyla karşı karşıya kalıyor.

Dündar Köyü’nün resmi durumu da belirsizlik içinde. 2024 yılında Hafik ilçesinden Doğanşar ilçesine geçirilmiş olmasına rağmen, bu değişiklik henüz resmiyet kazanmadı. Muhtar Kılıç, bu durum nedeniyle köylülerin başvurularında muğlaklık yaşadıklarını ve hizmet alamadıklarını kaydetti. “Bir yıldır Ankara’dan onay bekliyoruz. Bu durum, köyümüzün kalkınmasını engelliyor” dedi.

Köydeki elektrik ve iletişim hizmetleri de yetersiz. Aydınlatma lambalarının eksikliği ve telefon hatlarının çekmemesi, gençlerin köyde kalmasını zorlaştırıyor. Kılıç, “Bitişiğimizdeki köyde baz istasyonları var, bizim de yararlanabilmemiz için gerekli çalışmaların yapılmasını talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Sonuç olarak, Dündar Köyü, ayrımcılığa maruz kalmadan eşit hizmet talep ediyor. Muhtar Kılıç ve köylüler, yetkililerden gerekli adımların atılmasını bekliyor.

Toplumsal Barışı Zedeleyen Bu Kirli Dili Reddediyoruz CELAL FIRAT

0

El-Cezire İstanbul çalışanı Amel Zaamta’nın Alevilere yönelik iftira ve hakaretlerle dolu yaklaşımını en güçlü şekilde kınıyoruz. Bir bütün olarak Alevi toplumunu hedef alan, ötekileştiren ve nefret suçunu meşrulaştıran bu kirli dil, toplumsal barışı zedelemekte ve ayrımcılığı körüklemektedir. Bu tür nefret söylemlerinin ifade özgürlüğü adı altında cezasız bırakılması kabul edilemez.

Her fırsatta Alevilere yönelik nefret söylemlerinin ve saldırgan yaklaşımların önünü açan cezasızlık politikaları, bu zihniyetin cesaret bulmasına sebep olmaktadır. Suriye’de Alevileri katleden cihatçı selefi örgütlerin söylemlerini tekrar ederek yeni saldırılar için hedef göstermek, katliamları meşrulaştırmak, sadece Alevilere değil, tüm topluma karşı işlenmiş bir suçtur. Bu katliamcı zihniyete sesiz kalmak, gereğini yapmamak suç ortaklığından başka bir şey değildir. Böylesi karanlık bir yaklaşımı lanetliyoruz. Çalıştığı kurum ve yargı organlarını derhal gereğini yapmaya çağırıyoruz.

Devlet gereğini yapmalı ve hukuku işleterek, kendi yurttaşı da dahil Alevileri hedef gösteren, katliam iması yapan bu şahsı sınırdışı etmelidir. Bizler, Alevi toplumunu hedef alan bu nefret suçlarının cezasız kalmaması için hukuki sürecin takipçisi olacağız. İçinden geçtiğimiz bu hassas süreçte nefretin değil eşit yurttaşlık hukukunun ve birlikte yaşama iradesinin egemen olmasını arzuluyoruz.

Kadınlar Garip Dede Dergahı’nda: Onurlu Barış İçin Birlikte Mücadele!

İstanbul’un Garip Dede Dergahı’nda, Türkiye Alevi Federasyonu öncülüğünde düzenlenen “Alevi kadınlar konuşuyor” buluşmasında yüzlerce Alevi yurttaş bir araya geldi. Çerağ Kadınları adına konuşma yapan Aylin Fırat, kadınların susturulmasının Hakk’ın sesini susturmak olduğunu vurgulayarak, “Kadın olmadan cem olmaz, eşitlik olmadan yol olmaz” dedi. Fırat, kadın özgürlüğünün Alevi inancının özünü yaşatmak için gerekli olduğunu belirtti.

Buluşmada, Bahçelievler Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Nermin Yener de bir konuşma yaparak, kadınların maruz kaldığı ayrımcılıklara dikkat çekti. “Kadın, öteki! Kızılbaş kadın, ötekinin ötekisidir. Kadınlar, bu devletten alacakları olduğunu biliyor” diyen Yener, Alevi kurumlarındaki kadın temsiliyetinin yetersizliğine de işaret etti.

Yener, Alevi kadınların hem cinsiyet hem de inanç kimliği açısından maruz kaldığı çifte ayrımcılığı ele alarak, toplumsal eşitlik politikalarının daha kapsayıcı olması gerektiğini ifade etti. Kızılbaş kadınların, hem kadın olarak hem de inançları dolayısıyla yaşadıkları zorlukları dile getirerek, “Onurlu bir barış, eşit temsiliyet ve özgür bir kadın kimliği için mücadeleye omuz verin” çağrısında bulundu.

Buluşma, Alevi kadınların sesi olmayı ve dayanışmayı artırmayı hedefleyen bir platform olarak önemli bir adım olarak değerlendirildi. Katılımcılar, kadın özgürlüğü ve eşitlik mücadelesinin toplumun geleceği için kritik öneme sahip olduğunu vurguladılar.

DAD Ankara Şubesi 5. Kongresi’ni Başarıyla Gerçekleştirdi

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, 5. Olağan Kongresi’ni Tüm Bel-Sen binasında gerçekleştirdi. Kongreye, demokratik kitle örgütleri ve siyasi parti temsilcileri katıldı. Nefeslerin seslendirilmesinin ardından divan kurulu üyeleri seçildi ve tek liste ile yapılan kongrede, gülbengler verilip çerağlar uyandırıldı. 1 dakikalık saygı duruşunun ardından, Alevi toplumu ve inancın değerleri üzerine önemli mesajlar verildi.

Kongrede konuşan DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, yaşanan zamanın tarihi günler olduğuna vurgu yaparak, “Barış içinde yaşamak hepimizin ortak arzusudur. Alevi inancımızı, kültürümüzü yaşatmak ve farklı inançlarla bir arada var olabilmek için mücadele etmeliyiz,” dedi. Karabudak, ayrıca Türkiye’de demokrasi ve eşit yurttaşlık konularında güçlü bir irade sergilenmesi gerektiğini belirtti.

Alevilerin karşılaştığı sorunların sadece fiziksel zulümle sınırlı olmadığını ifade eden Karabudak, asimilasyon politikalarına karşı duracaklarını vurguladı. “Bu, bir kültürel ve inanç soykırımıdır. Bizler, bu politikaların karşısında durmaya devam edeceğiz,” dedi. Karabudak, DAD olarak önümüzdeki süreçte eksiklikleri gidereceklerini ve toplumsal mücadelelerini sürdüreceklerini sözlerine ekledi.

Kongrede yeniden eş başkanlığa seçilen Mustafa Karabudak ve Melahat Teke, yönetim kurulunda Hasan Gürer, Helin Tuğra, Medet Dilek, Hıdır Çelebi ve Hacı Azgın gibi isimlere yer verildi. Kongre, Alevi toplumunun hakları ve inanç özgürlüğü için verilen mücadelenin bir parçası olarak önem taşıdı.

AKP’nin Çaresizliği: CHP ve Demokrasi Güçleri ŞÜKRÜ YILDIZ

Çaresizlik içinde, yenildiğini gören AKP saldırganlaşmış, şiddeti tek çıkar yolu olarak seçmiştir. Bu saldırganlığın arkasında bir bitmişlik, tükenmişlik ve en önemliisi bir ölüm kalım mücadelesi vardır. Başına geleceklerden korkan bir Erdoğan ve etrafında toplanmış, ondan beslenen gruplar vardır. Demokrasi güçlerinin önünde daha fazla imkan ve olanak belirdiği için AKP bu imkanları bastırmaya yönelmiştir. Bu yüzden bugün Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren güçlerin alanı büyümekte, ama aynı zamanda buna karşı iktidar baskısı da artmaktadır.

Bu baskılardan devletin sahibi olduğunu düşünen Kemalistler de nasibini almaya başlamıştır. Kendisini devletin sahibi sanmanın üstenciliğin CHP’yi içine düşürdüğü durum ortadadır. Şaşkınlık ortadadır. İşte tam bu noktada Kemalistleri koruma görevi artık doğrudan demokrasi güçlerinin omuzlarına yüklenmiştir. Çünkü Kemalistlerin siyaset yapma, yönetme, sokakta özgürce yürüme imkanları ellerinden alınmıştır. Yavaş yavaş gelen dalgada önce Milletvekilleri dövülmüş, il başkanları darp edilmiş, sokakta linç girişimlerine uğramışlardır. Dönemin Genel Başkanı kameraların önünde yumruklanmıştı. Buna karşı çıkacak refleksi CHP ortaya koyamamıştır. CHP öyle bir siyasal akıl tutulmasına girmiştir ki, bu saldırıları savuşturacak durumda değildir. Bugün iktidar daha da pervasızlaşarak CHP’nin cumhurbaşkanı adayını tutuklamaya kadar gitmiş, yetmemiş onlarca belediye başkanı tutuklayarak, birçok belediyeye kayyumlar atamıştır. Kimi belediye başkanları da tehdit ile parti değiştirmek zorunda bırakmıştır. İktidar bunu herkesin gözü önünde yapmıştır. Dolayısıyla bu kendisini devlet sanan Kemalistlerin maruz kaldıkları hukuksuzluğa karşı durma sorumluluğu da demokrasi güçlerinin omuzuna yüklenmiştir. Bu görevi üstlenmek, demokrasi güçlerinin, demokrat olmanın sorumluluğu haline gelmiştir.

Haklı oldukları için değil, maruz kaldıkları hukuksuzluk, adaletsizlik için bu sorumluluk omuzlarımızdadır. Demokrat olmanın bir sorumluluğu olarak önümüzde durmaktadır.

Bugün Türkiye’de devlet içerisinde bir iç çatışma süreci yaşanıyor. Erdoğan şahsında ve AKP iktidarı üzerinden yürütülen bu savaş, aslında devletin merkezinde planlanmış topyekûn bir kuvvetler arası savaştır. Erdoğan’ın söylemleri, AKP’nin uygulamaları bir kanadın “devlet konsepti” olarak şekillenmiştir. Burada yargının aldığı kararlar, güvenlik bürokrasisinin yeniden dizaynı ve medyanın tamamen iktidar aygıtı haline getirilmesi bunun göstergesidir. AKP’nin kurucu kadroların dışlandığı, Erdoğan’ın etrafında yeni bir uzlaşmayla kurulmuş bir yapı vardır. Menfaat ve çıkar çeteleri vardır.

CHP’de bu savaşın başka bir kanadını temsil ettiği bilinmektedir. Durumu ortadadır. Çok parçalı hale getirilmesi için operasyon başlatılmıştır. İktidara yaklaştığı görülmüştür. Bunun için darbelenmektedir. Demokrasi güçleri ile ortaklaşması Erdoğan cephesinin korkularını artırmaktadır. CHP’nin kazandığı iddia edilen tüm seçimler bu demokrasi güçlerinin birliği ile mümkün olmuştur. Lakin CHP’nin içindeki Erdoğan cephesi sadece devlet refleksiyle değil, ulusalcı-ırkçı yapılardan beslenen damarlarıyla da CHP’yi demokrasi güçleri ile çatışır hale getirilmek istemektedir. Bir taraf olarak gelişmesini istememektedir. Özellikle Kürtlerin başlattığı barış ve demokrasi süreci karşısında, CHP içerisindeki bu damar medya üzerinden bir parçalanmayı dayatmaktadır. Demokrasi güçlerini yan yana tutmak yerine birbirine düşürmeye, güçlendirmek yerine elini kolunu bağlamaya çalışmaktadır. Böylece AKP ve MHP karşısında demokrasi güçlerini yalnızlaştırma çalışmasının bir parçası olarak rol oynamaktadır.

Bu tabloyu güncel gelişmelerle birlikte değerlendirmek gerekiyor. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, belediyelere yönelik operasyonlar, kayyum atamaları sadece CHP’yi değil, bütün demokrasi güçlerini parçalamayı hedefleyen bir sürecin parçasıdır. Bu böyle okunmuş buna göre demokrasi güçleri pozisyonunu belirlemiştir. CHP yönetimi doğru adımlar atarken, CHP’nin beslendiği iddia edilen medya araçları buna uygun bir tavır göstermemektedir. Her fırsatı Kürtlere saldırmak üzerine kurmuş olan bu yapılar, Erdoğan’ın CHP’yi süreç dışında bırakma çabalarına hizmetten başkaca bir şey yapmamaktadırlar.
Bugün yaşananlar yeni değildir; geçmişte Kürtler bütün bunları çok daha ağır şartlarda yaşadı. Kayyumlar, belediye gaspı, siyasetçilerin tutuklanması, basının susturulması Kürtlerin uzun yıllardır yaşadığı gerçekliktir. Şimdi aynı uygulamalar CHP’nin alanına da yönelince, bunu üstenci bir bakışla değerlendirmek dönemin ruhuna uygun değildir. Selahattin Demirtaş 9 yıl 10 aydır Edirne cezaevinde tutsaktır. Onlarca belediye başkanı Kürt siyasetçi halen içerdedir. Burada kim ne kadar demokrattır tartışması gerekmiyor. Haddini bilmesi gereken bir medya soytarılığı CHP etrafında örgütlendirilmek istenmektedir. Türkiye’nin demokratikleştirilmesi, eşit yurttaşlık temelinde herkesin sahiplendiği bir ülkenin yaratılması demokrasi güçlerinin birliğinde yatmaktadır.

Kürtler her şart altında sorumluluklarına sahip çıkmışlardır. En son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Türk siyasetinin yumrukladığı Kılıçdaroğlu’na CHP’nin kalesi denen yerlerden daha fazla oy vermiş, kendi coğrafyasını kırmızıya boyamıştır. Belediyelerin kazanılması durumu ortadadır.

Kürtleri dışlamak, aşağılamak üzerinden siyaset üretilemez. Hele kendine demokratım, sosyal demokratım diyen bir yapı, gazeteci, yazar, sanatçı bunu nasıl yapabilir…
Unutmamak gerekir ki, AKP artık ölüm kalım mücadelesi veriyor. Bu, demokrasi güçlerinin önünde büyük bir fırsat da barındırıyor. Demokrasi güçleri bu durumu doğru okumalıdır. Farklılıklarına rağmen bir araya gelmek zorundadır. Mazlumlar da zalimler kadar cesur olmayı göze almalıdır. Cesaret sadece sokakta değil, örgütlenmede, dayanışmada, hukuk mücadelesinde, siyasette, meşru zeminleri kurmada gösterilmelidir. Bu noktada demokrasi güçlerinin ajandası iktidara güven üzerine değil, kendi mücadelesinin köklü deneyimine dayanmalıdır. Kürt demokrasi güçleri yılların verdiği mücadele tecrübesi, halkına ve kendisini destekleyen bütün demokrasi güçlerine güvenmektedir.

Demokrasi bloğu disiplinli bir birlik kurmak zorundadır. Halkla bağını güçlendirerek meşruiyet zeminini sağlamlaştırmalıdır. Bugün ortak değerler ve ortak taktikler etrafında buluşmak hayati bir görevdir.

İslamcı-faşist bir iktidar bütün baskı araçlarını kullanıyor ve güçlüymüş gibi görünse de, meşruiyetini yitirmiştir. Zorbalaşmıştır. Mafyalaşmıştır, çetelerin cirit attığı bir yapı olmuştur. Demokrasi güçlerinin görevi, bu meşruiyet boşluğunu dolduracak yeni bir güç kurmaktır. Türkiye’nin önündeki yol bellidir: ya otoriterliğin kalıcı hale gelmesi, ya da demokratik yeniden yapılanma.

Karar bizim, sorumluluk bizim, cesaret bizimdir.

MELEK Yeryüzünde… KATİL Gökyüzünde.. NECATİ ŞAHİN

Odam,
oda değil,
Melek Mozaiği’nin girip çıktığı enternasyonal
Gül Bahçesi sanki …
Beyaz melekler diyoruz ya
Melekler ‘yalnız’ beyaz değildir. Rengarenktir…
Melekleri gökyüzünde arıyoruz ya, Melekleri yeryüzündedir…
Melekleri kanatlı biliyoruz ya, Kanatları kalplerinden fìşkıran Işıktır…
Günlerdir,
Melekler: beyaz, bordo, yeşil, mavi, kahverengi kostümler içinde;
beyaz, siyahi, sarı, çikolata, kızıl tenleri, gülen yüzleri ile odama gelip gidiyorlar.
Her Melek,
kendi dilinin rengini Almanca’ya dolamış, Almanca tatlamış;
O tatlanmış Almanca ile,
O şirin şiveleri ile öyle yürekten bir “Günaydın” diyorlar ki;
Kalplerinden öyle bir ışık yansıyor ki kalbinize;
Gününüzün aydın olmaması mümkün değil..
AYDIN…
Melekler,
Dünyanın dört buçağından…
Kara Afrika’nın ak yürekli insanları; Latin Amerika, Uzakdoğu, Ortadoğu’nun, Almaya’nın güzel yürekli insanları;
Dünya’nın Kuzey-Güney- Doğu-Batı Coğrafyaların gönlü güzel, kalbi iyilikle dolu Melekleri…
Odama gelip gidiyorlar…
Öyle yürekten “iyi günler” diyorlar ki;
Gününüzün iyi olmaması mümkün değil…
İYİ…
Günlerdir düşünüp duruyorum.
“Insan, bu kadar nasıl iyi, güzel, gülen olabiliyor, bunca kötülüğün içinde” diye…
Dayanamadım sordum
bir siyahı Meleğe:
“Nasıl bu kadar iyi olabiliyorsunuz Sevgili Meleğim?”
Cevap derin:
“Şifa dağıtmak iyi insanların işidir.”
İşte,
bu Orduyu,
hatta, daha daha bir büyük Ordu diliyorum İnsanlığa:
Sağlık Ordusu.
GÜZEL, AYDINLIK, İYİ…
Melekler..
yalnız beyaz değildir.
Rengarenktir.
Melekler kanatlı değildir “kalb”lıdir..
İyilik ile dopdolu kalpler.
O kalplerden taşan ışıktır kanatları…
Melekler gökyüzünde değildir.
Melekler yeryüzündedır.
Görmeye göz, işitmeye kulak, söylemeye dil verilmiştir bize…
Melekleri görelim, duyalım, söyleyelim yeryüzüne…
İyi kalbli, güzel gönüllü olduklarını söyleyelim yüzlerine…
Onure edelim…
Bu “Onur Ordusu”nu…
***
Hastane odamda bir yandan bunları düşünürken, bir
GÜZELLİK girdi yüreğime.
Kalsın Yüreğimde…
Diğer yandan da
Bir ÇİRKİNLİK de girdi beynime.
Çıkmıyor bir türlü.
Yazarsam, utanır, çıkar diye düşündüm…
Yazıyorum:
GÜZELLİK…:
Tiran Havaalanı’na bir Meleğin adını vermiş Arnavutluk Devleti:
“NËNA TEREZË Havaalanı…”
“TERESA ANA
MOTHER TERESA
MUTTER TERESA
Havaalanı…”
TERESA ANA,
Osmanlı döneminde, Osmanlı Toprağı’nda, Üsküp’te, 1910’da doğan Arnavut kızıdır.
Hemşire-Rahibe olmuştur.
İnsanlığa merhem olmuştur.
“Derdi, Can Derdi” olmuştur.
Yaralı yüreklere merhem olmuştur.
MELEK olmuştur.
Yeryüzünde…
Arnavutluk Devleti,
“TERESA ANA” adını
Tiran Havaalanı’na koymuştur.
Arnavutluk Devleti böylece,
Meleğini de,
Devletini de,
Milletini de
onure etmiştir.
Güzellik…
*
ÇİRKİNLİK:
Ülkemizde Osmanlı torunu olduğu ile övünen Hükümetimiz ne yapmıştır….?
Çocuklara, kadınlara, İnsanlığa, Doğaya, gökyüzünden bomba yağdıran, ölüm saçan bir kadın pilotun adını,
Ülkemzin ikinci büyük Havaalanına koymuştur:
“SABİHA GÖKÇEN Havaalanı…”
Böylece,
Ülkesinde yaşayan 25 Milyon ALEVİ Yurttaşını renci etmiştir.
Onlara mesaj vermiştir.
Kötülük mesajı…
“Hatırlayın ha…!
Aklınızda kalsın ha…”
SABİHA GÖKÇEN.
1938’de, günlerce DERSİM’i bombalayan pilot…
Melek Yeryüzünde…
Katil Gökyüzünde.

DAD İzmir Kongresi’nde Barış ve Demokratik Toplum Vurgusu Yapıldı

Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi, 5. Olağan Kongresini Yamanlar Cemevi’nde gerçekleştirdi. Kongrede “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” çerçevesinde Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin yükseltilmesi gerektiği vurgulandı. “Barış, mücadele ve demokratik cumhuriyet ile mümkündür” mesajı öne çıktı. Salonda, Dersim önderlerinin fotoğraflarının yanı sıra çeşitli pankartlar da sergilendi.

Kongreye, dernek temsilcileri ve çok sayıda katılımcı destek verdi. Nefeslerin seslendirilmesiyle başlayan etkinlikte, divan kurulu üyeleri seçildi ve Hakk’a yürüyenler için saygı duruşunda bulunuldu. Mevcut eş başkanlardan Nebat Çelik, dil ve kültürün inanç ile olan ilişkisini değerlendirerek, bu değerlerin toplumsal varoluş için gerekli olduğunu ifade etti.

Diğer eş başkan Fırat Dikmen, 27 Şubat’ta başlatılan “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ne Alevilerin dahil olmaları gerektiğini belirtti. Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ise, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın “inceltilmiş Alevilik” politikalarına karşı uyanık olunması gerektiğini dile getirdi. Doğan, bu durumun Alevilerin varlığını inkar eden bir kuşatma olduğunu vurguladı.

Kongre sonunda tek liste ile gidilen oylamada yeni yönetim belirlendi. Fadime Dapaklı, Fırat Dikmen, Baykal Öztürk, Sakine Koğu, Murat Seven, Güler İpin Karagöz ve Nebat Çelik, yeni yönetim kuruluna seçildi. Alevi toplumu, eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü mücadelesini sürdürme kararlılığını bir kez daha ortaya koydu.