Ana Sayfa Blog Sayfa 1034

Tecrit insanlığın ortak bugünüdür

Tecrit altında tutulan beden bir insanın değil, bütün insanlık durumunun ortak ifadesi, onun bütünsel halidir. O aynaya bakan herkes kendini görür

Mehmet Uçar

 Bir ömür yetmez

Bahtı teninden yanık bir serencamdı

Bir ömrün bana giydirdikleri

Kaçamadım şerrinden şamarından feleğin

Daha tüysüz bir çocukken dilim dağlandı

Yasaklarla korumaya alındı bütün düşlerim

Hicri İzgören

 

Katletmek üzere Hallacı Mansur’u alıp götürdüler, çevresinde yüz bin kişi toplandı. Gözünü hepsinin üzerinde dolaştırarak, “Hak, Hak, En-el Hak!” diye bağırdı. Derler ki o sırada dervişin biri ona, “Aşk nedir?” diye sordu. “Aşkın ne olduğunu bugün, yarın ve öbür gün göreceksin” dedi. O gün katlettiler, ertesi gün ateşe atıp yaktılar. Üçüncü günse külünü rüzgâra savurdular.

İnsan kül olur, ama kül yokluğun değil varlığın bir parçasıdır. Ölüm hayata dahildir, varlığın dışında bir hal değildir.

Ölümün kendine has bu yüceliği, farklı okumalara dayanabilir. Hallac’ın örneğinde, bir aşk ifadesidir ölüm.

Bubo Taş ve Mehmet Akar da acıdan sonsuz kurtuluş için tecride karşı çağrı, isyanın soylu bir tasviridir.

Tecrit, insanlığın tarihi değil, ortak bugünüdür.

Kürt tarihinin bütün gerçeği, İmralı’da mutlak tecrit ile işkence gören bir bedende ifadesini bulur. Bu duruma bir isyandır Bubo Taş ve Mehmet Akar.

Hayat, acılarla ve kötülüklerle doludur. Bunun aşılması için, acının bir bütünde toplanması gerekir. Tecrit altında tutulan beden bir insanın değil, bütün insanlık durumunun ortak ifadesi, onun bütünsel halidir. O aynaya bakan herkes kendini görür.

Tecride karşı koymak isteyen insan, dünyanın ve hayatın değişmesi gerektiğini hisseder. Değişim içinse, acıların tarif edilmesi gerekir.

“Acı neden vardır?” diye sormak, “Tanrının aklı”yla tartışmaya niyet etmektir.

Ama, “Acı nereden kaynaklanır?” diye sormak, varlık âleminde kaderini kendi eline almanın ilk adımıdır. Bunu hafızamızda bir takılma taşı yaratan iki isimdir Bubo Taş ve Mehmet Akar

Acıyı yaratan, bazen eksiklik, bazen zorluklardır. Eksiklik, parçanın bütünden kopmasıyla oluşur. Direniş bu anlamda bütün için gereklidir. Zorlukları aşmaksa, insan denen varlığın bir bütün olarak varoluş gayretinin parçasıdır.

Bilim, “nasıl” diye sorar. Felsefe ise “neden” diye merak eder.

İnsan, “neden” sorusunu sormaktan vazgeçtiği an hakikatten de vazgeçmiş ve aklını örtmüş olur. Nereden geldiğini bilmeyen insan, bu aleme ve kendi varoluşuna kesin bir mana verememekten korkar. “Bilmediğinin farkında olmak” insana mahsustur.

Beyin sahibi diğer canlılar, bir şey bilmediklerinin farkında değildirler. Onların beyni, akıl mertebesine ermemiştir. Bu yüzden varoluşun kendisine dair bir dertleri yoktur. Dert, huzursuzluktur. “Varoluşun kendisi, bilinen alemden ibarettir, başka bir anlamı yoktur” demek, aklımızı tatmin edebilir. Alemle barışık yaşamak için iyidir bu. Ama “bilmediği” şeyi bilmeyi istemek, insani maceranın gizli parçası olmaya devam eder.

“Bilinçli” (aklımız sayesinde bilincinde olduğumuz) varlık aleminden silinmek anlamına gelen ölüm, sonsuzluğa dair merakın sınanacağı son kapı, son umuttur. “Neden” sorusunun vardığı son bilinmez cevaptır. Sır kapısıdır. Fedai ruh da bu yüzden sonsuzluk arayışının bir parçası olur.

Mesela başkaları için ölmeyi göze almak, içimizdeki genlerin kendi soyunu devam ettirme arzusundan bir adım öte bir şeydir. İnsan bilinci, hem varlığı hem de kendisini aşma potansiyeline sahip olduğunu burada gösterir. (Bu kudretin adıdır Bubo Taş ve Mehmet Akar.) “Yok oluşa” atılan son adımın, aslında bu maddi dünya uğruna olduğunu biliriz. Çocukları için ölümü göze alan bir anne, Cumartesi Anneleri, beyaz tülbentli anneler, Xerzan Mezarlığı’ndan kemikleri çalınanlar, zulme karşı direnen bir devrimci ya da Urfa Adliyesi önünde 685 gündür adalet bekleyen Emine Şenyaşar anne veya bu dünyada tecridin son bulması için kendini feda eden aynı maddi dünyanın içindedir. Hepsinin hakikati bu dünyadadır, geride bıraktıklarının daha iyi olması için kendi son adımlarını atarlar. İlham kaynaklarının veya son sözlerinin farklı olması, aynanın diğer yüzüdür. “Ölümün bile peşine düşmekten korktuğu insanlardan” olmak, bir parça ermiş olmalarının armağanıdır. İyi bir dünya için, kendi “varoluşlarını” reddetme cesareti ve arzusu taşırlar. Yokluk ve ölüm, onlara hayatla ilgili sınırsız merak duygusunun vardığı son kapıdır. Ondan sonrası “belki”dir veya belkisizliktir. Çünkü “sonra”nın bilinci tecrübe edilmemiştir. Mümkün olmamıştır. (Şeyh Bedrettin, Varidat adlı eserinde, ölümden sonra dirilişi, hayatın bu dünya içinde “devamı” olarak ifade eder, mekânı “bilinen” bu alemdedir.)

“İnsan aklı o kadar büyüktür ki içine bütün evren sığabiliyor” der Hz. Ali. Bütün kâinatı düşünebilen, ona dair sorular sorup cevaplar arayan aklımız, kendi sınırlarını da bilir.

Bu yüzden rüyalara, ilahi söylemlere, sezgiye veya yeni yaşam için bilimsel yöntemlere başvurur. Akıl, kendi sınırlarını bu sayede aşmaya çalışır.

Hz. Ali’nin sözleri, varlığın bütünü ile bunun gelip somutlandığı insanı birleştirir.

Biz kâinatın ruhundan bir soluk taşıyoruz, varoluşumuz değersiz ve anlamsız değildir, der. Kutsal kitaplar bunu anlatır. Göklerin ve dağların yüklenmek istemediği emaneti insanın yüklenmesinin sırrı, insanın kâinatın ruhunu kendi içinde taşıyabilme ve onu aklına sığdırabilme kudretindedir. Yeter ki bu gücüne er(iş)meyi bilsin.

Bu yüzden Tanrı’nın adıyla başlayan kutsal kitaplar, “İnsan”la biter. Varoluşun bir bütün ve tek olduğunu söyleyen düşünürlerin hareket noktası da budur. Alem, insanın hem yurdu hem gurbetidir. Kainatla başlayıp İnsan’la biten varoluş serüveninin özeti budur. Bu yüzden, insanı Tanrı’ya yaklaştırdığı söylenen kutsal kitaplar, Tanrı’yı da insana yaklaştırmakta, noktayı orada koymaktadır. Kur’an’ın ilk kelimesi “Tanrı” (Allah) son kelimesi ise “İnsan”dır (nas). Hapishane Defterleri’ni yazarken Gramsci’nin “insan ve Tanrı’nın doğasının aynı olduğunu varsayması” da bundandır.

Kâbe (varoluşun özünün ve sırrının sembolü) Mekke’de değil, insanın kendisinde, kalbindedir, diyen Hallac-ı Mansur, kutsalları yıkmıyor, kutsal olanı varlık temelinde inşa etmeye çalışıyordu. Alem kutsaldır ve insan da kutsaldır. Ehl-i kitap olmanın asıl manası ‘ehli kulup’ (kalp insanı) olmaktır. Bu yüzden, hakikati Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değil, kendisinde aramalıydı insan. O insanlardandı Bubo Taş ve Mehmet Akar. Varlığın başlangıcı da sonu da aynı yerdeydi. Hakikat yolculuğu, uzağa değil, yakına bakmaktı. Yolculuk, dışa (bu evrenin dışına/ insan varlığının dışına) değil, içe doğru yol almaktı.

Yaşamın içindeki çelişkiler, onun yıkılmasına değil, insani ve hakiki yanlarının açığa çıkmasına yol açar. Böylece direniş ruhu görünür hale gelir.

Direniş Kürtler için hakikattir, hakikat çokluk ve çokluk zamandır. Zaman ise değişimdir.

Şimdi o değişim için 65’inde Bubo Taş ve 24’ünde Mehmet Akar ruhları ile öncülük ediyor.

Sadece iki yüz yıllık tarihi olan modern şehirlerde insanlar, tedirgin, belirsiz ve ucu açık yaşamlarıyla henüz bu ruhları anlamaya ulaşmış değil.

O ruhlar ki bizlere daha tüysüz bir çocukken dilimiz dağlanmaması için direnmeyi öğretenlerdir.

Yaşadıkları gibi görkemli direnenlere bir kez daha selam olsun.

#Tecrit #insanlığın #ortak #bugünüdür

Lal bırakmakla kardeşlik olmaz

HDP Riha Milletvekili Ömer Öcalan ile tecridi, Kürt birliğini, Cumhur ve Millet ittifaklarını konuştuk…

Nezahat Doğan

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girerken tarihi bir dönemece giriyoruz. Yüzyılın en kanayan sorunlarının başında kuşkusuz Kürt sorunu geliyor. Temel haklar ve özgürlükler, anadilde eğitim, demokratik anayasa, cumhuriyetin demokratikleştirilmesi gibi başlıklar yanıt bulmayı bekliyor. Mevcut iktidar bu hukuksuzluk rejimi inşa ederken, mafya-siyaset-iktidar üçgeninde ülkede çetelerin etkinliği de açık olarak görülüyor ve ülkede hukuk ve adalet ayaklar altına alınıyor. Millet İttifakı’nın temel sorulara ilişkin yaklaşımı ise güven vermediği gibi Kürtler konusunda iktidarla benzeşiyor. Tam da bu çıkmazda bir seçim sürecine girildi. HDP ve Kürtlerin anahtar rolde olduğu artık tüm kamuoyu tarafından kabul görüyor. Batıda Emek ve Özgürlük İttifakı kurulurken, bununla paralel Kürt coğrafyasında da Kurdi ittifak konuşuluyor. PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik ağır tecritle girilen sürecin nereye evrileceği, Kürt ulusal birliğinin hangi aşamada olduğu, cumhuriyetin demokratikleşme sancılarını HDP Riha (Urfa) Milletvekili Ömer Öcalan ile konuştuk…

  • Öncelikle tecrit ile başlayalım. İç ve uluslararası hukuk ayaklar altına alınarak uygulanan tecrit elbette siyasi bir karar. Bunun aşılması neye bağlı?

Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu zaten düşünmüyorum. Hukuk devleti demek kendi parlamentonuzda çıkardığınız yasalara ve anayasaya uymanız demektir. Ama şu an hukuk alanında büyük yozlaşma, büyük bir çürüme ve keyfiyetin hâkimiyeti olduğunu görüyoruz. Hukuk karşısında muhatap Kürtler olunca bu keyfiyet maalesef daha da katmerleşiyor, adeta hukuksuzluk sistemi inşa ediliyor. Bu hukuksuzluk sistemi İmralı’da en derin halini yaşamaktadır. Sayın Öcalan’ın 24 yıldır tutukluluk-hükümlülük süreci vardır, o günden bu yana ağır tecrit altındadır. 2015’te siyasi konseptin değişmesiyle birlikte İmralı’daki tecrit mutlak bir hal aldı ve daha da derinleşti. İnsani, hukuki ve siyasi boyutu ve birçok yönüyle devre dışı bırakıldı mekanizma. İmralı’da uygulanan tecridi sadece hukuk ile de açıklayamayız. Burada devasa bir toplumsal bir mesele vardır. Cumhuriyetin son elli yılında zaman zaman düşük ölçekli veya yoğunluklu savaş durumu söz konusudur ve bunun muhataplarından biri de Sayın Öcalan’dır. Sadece bu durumu hukukla izah etmeye çalışırsak işin içinden çıkamayız.

  • Tecridin kaldırılması için başvurular yapılıyor ama sonuç alınamıyor. Tecridin siyasi bir karar olduğu görülüyor. HDP tecridin kırılması için meclis önünde adalet nöbeti eylemi başlattı. Bu yeterli mi? Farklı ne tür girişimler olabilir, nasıl bir yöntem belirlemek lazım?

Bizim adalet nöbeti tutmamız ya da tecridin kırılmasına dönük eylemler, eğer sonuç vermiyorsa buna başarılı oldu diyemeyiz. Elbette ki etkisi vardır ve kamuoyunda farkındalık oluşturuyordur ama bizim buradaki amacımız sonuç almaya dönüktür. Ama şu ana kadar da bir sonuç almadığımızı herkes bilmektedir ve görmektedir. Bu sadece bir temsiliyet üzerinden yapılacak eylem ve etkinlik değildir. Siyaset ve mücadele elbette halkla, kamuoyuyla olur, halk gücüne bağlıdır. Bu durumu birçok nedene de bağlayabiliriz; devletin şiddetine, hukuksuzluğa, devletin insanlar üzerinde uyguladığı sistematik ve psikolojik şiddete bağlayabiliriz. Gemlik yürüyüşü büyük bir farkındalık yarattı, tecrit gündemleşti, ancak sonrasında sonuç alınamadı ve başarıya ulaşmadı. Başarıya ulaşmadığı için de yetersiz olduğunu düşünüyoruz. Bundan ötürü vekillerin tuttuğu adalet nöbeti çeperinde, kendini demokrat olarak gören insan hakları savunucuları da bu nöbete destek vermekle mükelleftir.

  • Bu destek ve bütünlükle ortak sesin yükseltilmesi, toplumsal duyarlığın sağlanması, aynı zamanda Kürtlerin ulusal birlikteliği de önem arz ediyor. En son telefon görüşmesinde PKK Lideri Abdullah Öcalan da Kürtlerin ulusal birliği için 82 anlaşmasını hatırlatmıştı. Şimdi hem yoğun saldırılar yapılırken hem de seçimler yaklaşırken bir Kurdi ittifaktan bahsediliyor. Nasıl bir ittifak?

Kurdistan’ın dört parçasında Kürt halkının duyguda ve düşüncede birliği gerçekleştirdiğini düşünüyorum. Lakin örgütler ve partiler arasında kimi meseleler vardır. Kürtler kendi aralarında birliğini oluşturacak. Sayın Öcalan da Ulusal Kongre’nin bir an önce gerçekleşmesi gerektiğini defalarca belirtmiştir

Bunu iki boyutuyla ele almak gerekiyor. Kurdistan’ın dört parçasında bulundan Kürt halkı nezdinde, duyguda ve düşüncede birlikteliğin ve ulusal birliğin gerçekleştiğini düşünüyorum. En azından Kürt ulusu değerleri etrafında bir bütünleşme var. Rojava’da, Bakur’da, Rojhilat’ta, Başur’da da bu böyledir. Lakin örgütler ve partiler arasında kimi meseleler vardır ve bunlara da çözüm getirmediğiniz zaman maalesef sonuca gidilemiyor. Kürtler arasında bir ayrılık durumu söz konusu değildir. Kürt coğrafyası dört parçaya bölünmüştür. Şu an Rojava’daki ulusal ve sistemsel mücadelede Kürtler başarıya ulaştı. Kürtler duygu ve düşüncede bütünleşti. Bu da çok önemlidir.

  • Partiler, örgütler, kurumlar bir araya gelecek mi, gelemeyecek mi? Önümüzde tarihi bir süreç var. Bu dönemde bu girişimler ya da ittifaklar seçimle mi yoksa süreçle mi ilgilidir?

Kürtlerin birliği seçime indirgenmeyecek kadar yakıcı bir meseledir. Eğer siz Kürt birliğini, Kürtler arası ittifakı seçimle sınırlarsanız sonuç alamazsınız. Belli bir zaman sonra amacından da çıkmış olur. Biz hep şunu belirtmiştik; Kürtler arasında bir ulusal birlik olmalıdır. Her ne kadar ülkeleri dört parçaya bölünse de bir yapının Kürtleri kurumsal olarak temsil etme zamanı gelmiştir. Sayın Öcalan da Ulusal Kongre’nin bir an önce gerçekleşmesi gerektiğini 2011-2012’de gönderdiği mektuplarla belirtmiştir. Kürtleri uluslararası alanda, ulusal ve bölgesel anlamda temsil eden bir kurumun olmasını her zaman önemsemiş ve büyük önem atfetmiştir. Hatta belirttiğiniz gibi, son görüşmesinde PKK ile KDP arasında herhangi bir olumsuz duruma karşı, 82 yılında Kürt partileri arasında yapılan anlaşmaya dönülmesi halinde bir çatışma durumunun olmayacağını söylemişti. Sayın Öcalan her zaman Kürt ulusal birliğine önem vermiştir ama bunun tabi ki ilkeleri vardır.

  • Ulusal birliğin ilkeleri nelerdir ve hangi değerler etrafında olmalı?

Tabi ki demokrasi değerleri etrafında bütünleşmektir. Kürtleri sekiz boyutta örgütlemektir. Kürtleri, dil, ekonomi, hukuk, eğitim, hatta öz savunma ve kültürel anlamda bir araya gelip kendi sistemini inşa etmesidir. Tabi ki Kürt birliğini inşa ederken diğer halklar da vardır. Onlarla ilişkilerimiz nasıl olacak? Diğer halklarla Ortadoğu’da da, Kurdistan’da da, Türkiye’de de bir iç içe geçmişlik durumu vardır. İşte burada demokrasi değerleri etrafında bir araya gelme durumu söz konusudur.

  • Özerk ve özgün yönetim anlayışından mı bahsediyorsunuz?

Şimdi Kurdistan’ın bazı şehirlerine bakmamız gerekiyor. Musul’un durumu tabi ki özgün olmalıdır. Kerkük’ün durumu özgün olmalıdır. Mardin’in durumu özgün olmalıdır. Bu bahsettiğimiz şehirler kozmopolit şehirlerdir. Şimdi siz bir sistem inşa ederken, bahsettiğimiz demokratik modernite paradigması doğrultusunda bir sistem inşası düşünüyorsunuz; üçüncü yol… Dünyada da bu böyledir. İki hegemonik güce karşı halkları ve demokrasi değerlerini merkezine alan yeni bir sistem inşa ediyorsunuz. Bu sistemi inşa ederken, Erdoğan sürekli, nakarat halinde, her toplantısında ve mitinginde tekrarladığı “tek” anlayışına karşı tabi ki çoğulculuğu savunacağız. Çok dilliliği, çok kimlikliliği, çoklu inancı savunacağız. Farklılıkları zenginlik olarak gören, farklılıkları kucaklayan, kapsayan, kendi içinde özgünlüklere önem veren bir sistemden bahsediyoruz. Bu sistem Kurdistan’a Ortadoğu’ya en uygun olan sistemdir. Bahsettiğimiz egemen devletler ya da egemen hükümetlerin tekçi anlayışını dayatırsanız ötekini ne yapacaksınız?

  • Kurdi ittifakın oluşturulmasının öneminden bahsettiniz. İkinci yüzyılda cumhuriyetin demokratikleşmesinin önündeki engeller neler?

Şunu belirteyim; tabi ki Kürtler kendi arasında güç olmak durumundadır. Kürtlerin elbetteki ulusal hakları vardır. Yüzyıl önce bu ıskalanmıştır, cumhuriyetin ikinci yüzyılında ıskalanmaması sadece Kürtlerle olacak bir mesele de değildir. Tabi ki Kürtlerin kendi geleceklerini inşa etmek için kendi içlerinde bir birliği oluşturması gerekiyor. Kürtler kendisini inkâr edene karşı birlikte durmak durumundadır. Ama bu sadece burayla sınırlı değildir. Türkiye’nin ikinci yüzyılında bu cumhuriyet demokratikleşecek mi, demokratikleşmeyecek mi? Mesele buradadır. Şu an iki kutuplu bir Türkiye’den bahsediyoruz. Bir tarafta AKP-MHP’nin temsil ettiği ve siyasal İslam’ı kendine referans alan anlayış Kürtlere katliamı dayatıyor. Diğer taraftan, bir miktar CHP’nin ve İYİ Parti’nin öncülük ettiği; kendini laik, milliyetçi ve batıcı olarak gören anlayış da ret ve inkârı dayatıyor. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında böyle ayakta durma şansı yoktur. Zaten yüzyıldır ayakta duramıyor. Cumhuriyet yüz yıldır büyük acılar yaşıyor. 40 yılın üzerinde bir süre savaş var bu ülkede. Adını koymasanız da binlerce insanın yaşamını yitirdiği bir savaş gerçekliğini görmezseniz, eksikleri ve yanlışları göremezsiniz. Bu savaş, çatışmalar, ölümler nereye kadar gidecek?

  • Bir yüzleşme mi olmalı?

Evet, cumhuriyet geçmişiyle yüzleşmeli. Şeyh Said’ten tutun Koçgiri’ye, Seyid Rıza’dan tutun Dersim Tertelesi’ni, Ağrı isyanından tutun Gelîyê Zilan’a, böyle onlarca katliam yapıldı. Bunu devlet kendisi söylüyor zaten. Osmanlı’ya ve yüzyıllık cumhuriyet tarihine bakınca, Kürtler 29 kere bu sistemi kabul etmemiş, bu sisteme karşı başkaldırmışlar. 29’uncu isyan durumu da devam ediyor. Bunun en makul çıkışı, demokratik yol yöntemlerle bu sorunların üstesinden gelmektir. Demokratikleştireceğiz, başka çare yok! Bunun mücadelesinin veriyoruz.

  • Kurdi ittifakta son durum ne? Kuruluyor mu?

Bu ittifakta şu an somut bir şey yok. DTK ve DBP öncülüğünde yürütülen bir çalışmadır. Şu an ben HDP’deyim, çalışmalar vardır. Ama hassas bir konu olduğu için partimiz de bunu sadece seçime indirgemek istemiyor. İlla ki ittifaklar olacak, şahsiyetler olacak, Kurdistani hassasiyetleri daha yüksek olan temsilciler olacak ve olması gereken de budur. Zımni bir noktada buluşulması gerekiyor. Biz isteriz ki kendini farklı şekilde ifade eden, farklı düşünceye sahip olan, Kurdistani ittifaklarımızda HDP bünyesi ya da bu gelenek bünyesi altında Türkiye’deki parlamentoyu kullansın. Parlamento da bizim için bir araçtır, amaç değildir. Ama şu an somut bir durum olduğunu ben söyleyemem. Kürtler kendi aralarında birliğini oluşturacak.

  • HDP’nin yeni açıklamalar yapacağı söylentisi ve beklentisi var; nasıl bir yol çiziyor? Nasıl bir açılım sağlayacak?

HDP’yi alternatifsiz görenler yanılıyor. Burada iki ana akım vardır, herkesin de bu ana akıma tabi olması dayatılıyor. İşte burada HDP üçüncü alternatifi ortaya koyuyor ve bir ezberi bozuyor. Ne ret ve inkarı kabul ediyoruz, ne de imhayı dayatanı kabul ediyoruz. Üçüncü alanı oluşturmak istiyoruz

HDP’yi alternatifsiz görenler aslında yanılıyor. Millet İttifakı da şu an dağınık duruyor. HDP burada stratejik olarak üçüncü alanı oluşturmaya çalışıyor. Son seçim kanunuyla zaten AKP öncülüğünde Türkiye’deki sistemi değiştirdiler. Küçük partileri büyük partilerle birleştirme siyaseti esas alındı. Fiiliyatta iki partili bir sistem inşa etmeye doğru gidiliyor. Burada iki ana akım vardır, herkesin de bu ana akıma tabi olması dayatılıyor. Kötü ve yanlış olan budur. İşte burada HDP üçüncü alternatifi ortaya koyuyor ve bir ezberi bozuyor. Ne ret ve inkarı kabul ediyor ve oraya entegre oluyoruz, ne de diğer tüm farklılıklara imhayı dayatan siyasete entegre ve mecbur olmak istiyoruz. Üçüncü alanı oluşturmak istiyoruz. Cumhurbaşkanlığı için bizim eş başkanlarımız ve parti sözcülerimiz gerekli açıklamaları yaptılar. Benim bunun ötesinde bir şey söylemem doğru değildir. Zamanı gelince Türkiye’deki siyasal süreç özellikle bu seçim süreci çok şeylere gebe… Yarının ne olacağını kestiremiyoruz.

  • Kürtler olmasaydı İstanbul seçimi kazanılmazdı, bu bir gerçek. Şimdi neden bu ortaklık ilkeler çerçevesinde oluşturulamıyor?

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın açıkladığı ‘Temel Haklar Eylem Planı’ndaki Kürt sorunu ile ilgili maddeler anadilinde eğitimden tutun eşit yurttaşlığa kadar birçok başlık vardı. Deva Partisi’nin açılımını nasıl okudunuz? Altılı Masa hiç üstünde durmadı.

Kürtlerin elbette bir gün, bu bahsettiğimiz içinde demokratik nüvelerin bulunduğu İslami kesimlerle bir noktada tekrar bir araya geleceğini düşünüyorum. Çünkü onlarsız da olmaz. Ama bu haliyle değil…

  • Ne demek istiyorsunuz? Kiminle bir araya gelinecek?

Kendini siyasal İslam olarak, kısmen de demokrat olarak gören insanlarla Kürtler elbette bir araya gelecek.

  • AKP’nin içinde olan muhafazakâr ve İslamcı kesim mi?

Hayır, o değil… Şu an oradan kopanlar var. Başka yerlere akışlar vardır, onlar da son 20 yılı hariç, yüzyıldır mağdur olduklarını söylerler. İktidara gelince maalesef geldikleri yerleri unuttular, kraldan daha çok kralcı oldular. Tabi ki DEVA Partisi’nin anadilde eğitim çağrısı önemlidir. Bunlar bizim de çağrılarımızdır. DEVA Partisi’nin 66. maddeyi tartışmaya açması önemlidir. Düşünün, bir Kürdün bunu söylemesi durumunda herhalde kıyamet kopardı. Ama bir Türk bunu söyleyebilir, bir Türk birçok şeyi tartışmaya açabilir. Ama Kürdün bu durumu tartışmaya açması onun için büyük handikaplar ve tehlikelerle doludur. Şu an böyle bir çıkış çok önemlidir, tartışmaya açılmalıdır, anadilde eğitimin konuşulması lazım. 20 milyonluk bir halk gerçekliğinden bahsediyoruz, Türkler ve Kürtler arasında bir kardeşliğin olduğunu söylüyorsunuz, kardeşinizin lal kalmasını niye istiyorsunuz?

  • Altılı Masa içinde de bir açılım olamaz mı?

Altılı Masa’nın da kırmızı çizgisi var. Maalesef bu kırmızı çizgi noktası Kürtler ve Kürtlük ile ilgili. Bunları aşamayan kendine ‘demokratım’ diyemez. 20 milyonluk bir halk gerçekliğinden bahsediyoruz, Türkler ve Kürtler arasında bir kardeşliğin olduğunu söylüyorsunuz, kardeşinizin lal kalmasını niye istiyorsunuz?

Demokrasi değerleridir, farklılıkların zenginlik olarak kabul edilmesidir. Ama Altılı Masa’nın o demokrasi değerlerinin tamamına bağlı olduğu söylenemez. Demokrasi anlayışlarının kendilerine göre bir sınırı vardır. Birkaç grubun kırmızı çizgisi vardır. Maalesef bu kırmızı çizgi noktası Kürtler ve Kürtlük ile ilgili; inançsal anlamda da Alevilik ve Êzidîlikle ilgili blokajlar vardır. Bunları aşamayan bu ülkede kendine ‘demokratım’ diyemez.
Ama maalesef kırmızı çizgi tek millet, tek devlet inancı üzerinden tekçi perspektiften bakıyor, İYİ Parti de bu noktada. İYİ Parti’yi de dönüştürmeye bilmiyorum CHP güç getirebilir mi? DEVA Partisi güç getirebilir mi ya da kendileri mi dönüşür o da başka bir durum, onu da göreceğiz. Ama DEVA Partisi’nin açıklamaları Kürtler açısından önemlidir.

  • AKP de iktidara gelmeden buna benzer açıklamalar yapmamış mıydı?

Evet, onu da hatırlayalım. İktidar değiştiriyor, iktidar dönüştürüyor. Ali Babacan da bu ülkede on yılın üzerinde bir süre hükümette yer aldı. Bakanlık yaptığını bilelim. İktidarda olunca söylemek meseledir. Umarın ilerleyen dönemde ortak bir iktidar kurulur, bahsedilen anadille eğitim, ikinci resmi dil olma durumu bunu söylemekten öte, gerçek yaşamda kendine alan bulur.

  • DEVA Partisi’nin açılımı Altılı Masa içinde ve ilkeler çerçevesinde bir görüş ayrılığı olduğunu mu işaret ediyor?

Yani birbirlerini zorladıklarını görüyorum. Deva Partisi’nin üst perdeden yaptığı açıklamalar 66. madde, anadilde eğitim, resmi dil durumu, önemli konular ve önemli tabulardır. Ama İYİ Parti’nin bünyesi bunu kaldırır mı? Orası tartışmaya açıktır. Ben zannetmiyorum.

  • HDP, DEVA Partisi ile de bir araya gelebilir mi?

HDP demokrasi değerlerini önceleyen herkes ile bir araya gelebilir. Ama kendisine imha, ret ve inkâr siyasetiyle yaklaşan hiçbir kesimle de bir araya gelemez.

  • Ömer Öcalan’ın derdi nedir?

Gücü oranında demokratik siyasete katkı sunmak, Kurdistan’da ve Türkiye’de insanların bir arada farklılıklarını kabul ederek yaşamasına yönelik gücü oranında katkı sunmaktır. Ortadoğu’da insanlar birbirini kimliklerinden ve inançlarından dolayı öldürmekten vazgeçmelidir. Biz bunun için mücadele yürütüyoruz… Tüm insanlar bir arada, bir gülistan bahçesi gibi, farklılıklarıyla yaşamayı hak ediyor. Bu uğurda katkı sunmaya çalışıyoruz. Partimiz içinde bir ferdiz, bu noktada mücadele de derdimiz de devam edecektir.

#Lal #bırakmakla #kardeşlik #olmaz

Gölcük’de bir evde patlama meydana geldi

Gölcük’de bir evde patlama meydana geldi. Patlamada yaralılar olduğu öğrenilirken, olay yerine çok sayıda itfaiye ve ambulans sevk edildi

Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde bir evde büyük patlama meydana geldi. Olayda yaralananlar olduğu öğrenilirken, bölgeye çok sayıda itfaiye ve sağlık ekibi sevk edildi.
Öte yandan, patlamanın kaynağının doğalgaz sızıntısından olabileceği belirtiliyor.

HABER MERKEZİ

#Gölcükde #bir #evde #patlama #meydana #geldi

Kış kuraklığı çölleşileceğini gösteriyor

Türkiye coğrafyasının tamamında kış kuraklığı her geçen yıl gelişirken, son 52 yılın en kurak Aralık ayının yaşanması dikkat çekici. 1971 yılından bu yana tüm coğrayada istikrarlı ısı artışı yaşanıyor

Küresel boyutta süren kuraklık Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında her geçen gün büyüyerek gelişiyor. İçinde bulunduğumuz günlerde havaların yağışsız ve sıcaklıkların yüksek olması sonucu meyve ağaçları çiçek açmaya, ekinler ise kuraklık nedeniyle toprağın içinde çürümeye başladı. Türkiye coğrafyasının en çok yağış alan Karadeniz Bölgesi’nde şiddetli yüksek oranlara varan kuraklık yaşandığı belirlendi. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Heyelan Uygulama ve Araştırma Merkezi üyesi Prof. Dr. Hakan Ersoy, “İklim değişikliğinin etkisini kuraklık olarak yaşıyoruz. Kuraklığın bedelini yarın aşırı yağışlarla ödeyebiliriz” dedi.

Trabzon’da şiddetli kuraklık

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 2022 yılı alansal kümülatif yağış raporuna göre, bölgedeki yağışlar mevsim normallerine göre yüzde 25, 2021 yılı sonbahar mevsimi yağışlarına göre ise yüzde 17 azalma gerçekleşti. Standart yağış indeksi metoduyla hazırlanan 3,6,9,12 ve 24 aylık tablolara göre, 2022 yılı Mart ve Kasım ayları arasında Trabzon ve yakın çevresinde çok şiddetli ve şiddetli kuraklık yaşandı. Kuraklığın iklim değişikliğinin en önemli göstergesi olduğunu belirten uzmanlar, gelecekte yaşanması beklenen ani yağışların da heyelan ve taşkın olayların artmasına neden olabileceğine işaret edildi.

Marmara olağan dışı kurak

Diğer yandan Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi iklim bilimci Prof. Dr. Murat Türkeş, “Kasım sonuna geldiğinizde hala kurak bir sonbahar söz konusu. Toprağa tohum atılacak fakat toprakta tohumun yeşerebileceği yeterli nem yok. İç Anadolu’da, Güney Anadolu’da… Tarım birlikleri kooperatiflerinde bu sene rekolte kayıpları olabileceği bilgisi geliyor. Tohum yağış olmadığı için verimli bir şekilde çimlenemedi. Ardından kar yağışı da gelmedi. Özellikle tahıllarda bırakın çimlenmeyi çürümenin de başladığına ilişkin bilgi geliyor. Batı Anadolu, kuzey batıda, Marmara’nın tamamı, İç Anadolu olağan dışı kuraklık koşulları yaşanıyor” diye belirtti.

Birkaç ay daha sürebilir

Kuraklık ve sıcak hava koşulları yeryüzünde buharlaşmanın arttğını belirten Türkeş, “Buharlaşmanın artmasıyla toprak nemini azaltarak tarımsal ürün rekoltesinin sürekli düşmesine yol açabiliyor. 2022-2023 hem sıcak hem kurak geçiyor. Birkaç ay böyle gitme olasılığı var” dedi. Önemli su havzalarını özellikle maden ve yapılaşmadan korunması gerektiğine dikkat çeken Murat Türkeş, “Her damlanın kıymeti var. Mühendisliğin yanı sıra ekolojinin de dikkate alındığı bir yaklaşım mutlaka gerekli” uyarısında bulundu.

Son 52 yılın en sıcak Aralık ayı

2022 yılı Aralık ayında ortalama sıcaklıklar, Balıkesir, Hatay, Nevşehir, Zara, Pınarbaşı/Kayseri, Karapınar, Ulukışla, Oltu, Tortum, Doğubeyazıt, Batman çevrelerinde mevsim normalleri civarında gerçekleşirken; diğer bölgelerde ise mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşti. Uzun yıllar Aralık ayı ortalama sıcaklığı 4.8 °C olup 2022 Aralık ayı sıcaklığı da 8.0 °C olması is dikkat çekerken 1971 yılından bu yanan her yıl ortalama sıcaklıkta artış yaşanıyor. Kürt coğrafyasında 2022 yılı Aralık ayı ortalama sıcaklığı, uzun yıllar ortalamasının 3.9 °C üzerinde olurken, sıcaklıklarda en fazla artışın yaşandığı bölge olarak kayda girdi. 2022 yılı Aralık ayı son 52 yılın en sıcak Aralık ayı oldu.

Tüm bölgeler ısındı

Marmara Bölgesi’nin Aralık ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı 7.0 °C iken, 2022 Aralık ayı 10.3°C olarak gerçekleşmiştir. En yüksek sıcaklık ise 24.6 °C olarak Kocaeli’de gözlenmiştir. Ege Bölgesi Aralık ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı 7.9 °C iken, 2022 Aralık ayı 10.8 °C olarak gerçekleşirken, en yüksek sıcaklık ise 23.3 °C olarak Aydın’da yaşandı. Akdeniz Bölgesi Aralık ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı 9.1 °C iken, 2022 Aralık ayı 11.8 °C olarak gerçekleşti. Bölgede en yüksek sıcaklık ise 24.6 °C olarak Adana’da gözlendi. İç Anadolu Bölgesi Aralık ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı 1.4 °C iken, 2022 Aralık ayı 4.6 °C olarak gerçekleşti. Bölgede en yüksek sıcaklık ise 18.3°C olarak Akşehir’de görüldü. Karadeniz Bölgesi Aralık ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı 4.8 °C iken, 2022 Aralık ayı 7.8 °C olurken, bölgede en yüksek sıcaklık ise 24.8 °C olarak Ordu’da gözlendi.

Serhat Bölgesi’nde ısı 3.9° C arttı

Ortalama sıcaklıklar, Tortûm ve Bazîd çevrelerinde mevsim normalleri civarında gerçekleşirken; bölgenin diğer kesimlerinde mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşti. Bölgenin Aralık ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı -1.5 °C iken 2022 Aralık ayı da 2.4 °C olarak yaşandı. Serhat Bölgesi’nde 2022 yılı Aralık ayı ortalama sıcaklığı, uzun yıllar ortalamasının 3.9 ° C üzerinde olup sıcaklıklarda en fazla artışın olduğu bölge olarak dikkat çekici. Bölgede en düşük sıcaklık –18.5 °C olarak Erdexan’da, en yüksek sıcaklık ise 16.0 °C olarak Xêlat ve Erxenî’de gözlendi.

Botan ve Amed kuruyor

Ortalama sıcaklıklar, Êlîh çevresinde mevsim normalleri civarında gerçekleşirken; bölgenin diğer kesimlerinde mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşti. Bölgenin Aralık ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı 6.4 °C iken 2022 Aralık ayı da 9.2 °C olarak yaşandı. Bölgede en düşük sıcaklık -4.8 °C olarak Amed’de, en yüksek sıcaklık ise 22.2 °C olarak Kahniya Xezalan’de gözlenmiştir.

Konya’da yer altı suyu tükeniyor

Türkiye’nin tahıl ambarı olarak nitelenen Konya Ovası’nda yer altı su seviyesi 50 metre derinliklere kadar gerilerken gerileme her yıl 3-5 metrelere ulaştı. 40 bin 083 kilometrekare yüz ölçüme sahip Konya’da 1 milyon 859 bin hektarlık tarım alanının 609 bin hektarında sulu tarım yapılıyor. Türkiye’nin toplam tarımsal üretiminin yaklaşık yüzde 10’unu karşılayan kapalı bir havza yapısına sahip Konya Ovası’nda yer altı su kaynaklarının azalması devam ediyor.

Geçmiş yıllara göre yağış az

Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Fetullah Arık yaptığı açıklama da, “Yer altı sularımızla ilgili çok olumlu bir senaryo çizemiyoruz. Geçtiğimiz yıllara göre bu yıl çok daha az yağış aldık. Şu an da içerisinde bulunduğumuz durum bol yağışlı bir dönem olması gerekirken, halen istenilen nitelikte yağışların gerçekleşmediğini görüyoruz. Havza içerisindeki Karapınar ve Altınekin de bazı gözlem kuyularında, vatandaşın kendi kuyularında yapmış olduğu çalışmalarda 15-20 metre arası düşümler mevcut” diye belritti.

Obruklar artıyor

Prof. Dr. Arık, yer altı sularının azalmasının obrukların oluşumunu de tetiklediğini belirterek, “Hem kuraklık hem de aşırı yer altı suyu kullanımında yer altı seviyesi giderek düşüyor. Bu su seviyesindeki oynamalar su kayaç reaksiyonunu artırdığı için obruk oluşumlarını artmasına sebep oluyor. Nitekim 2000’li yıllardan sonra obruk oluşum sayılarının artmasının temel nedeni hem kuraklık hem de yoğun yer altı suyu kullanımıdır” dedi.

EKOLOJİ SERVİSİ

 

 

 

 

 

#Kış #kuraklığı #çölleşileceğini #gösteriyor

Ekoloji Konferansı: Yaşamı dönüştüreceğiz

İstanbul-Bakırköy’deki İBB Cem Karaca Kültür Merkezi’nde 48 çevre ve ekoloji örgütü ile hak savunucusu kurumun çağrıcı olduğu ‘Ekoloji Hareketleri Konferansı’ yapıldı

İstanbul-Bakırköy’deki İBB Cem Karaca Kültür Merkezi’nde 48 çevre ve ekoloji örgütü ile hak savunucusu kurumun çağrıcı olduğu ‘Ekoloji Hareketleri Konferansı’ yapıld’. 2023 Türkiye Genel Seçimleri’nde ekoloji muhalefetinin geniş bir birliktelik sağlamasının, kendi siyasal taleplerini oluşturmasının ve ortak tutum geliştirilmesinin amaçlandığı Ekoloji Hareketleri Konferansı; ’Nasıl bir ekolojik yaşam istiyoruz?’ başlıklı forumla başladı. 20’den fazla platformun bir araya geldiği etkinlikte verilen mücadeleler ve gelecek için ne yapılması gerektiği konuşuldu. Yaşamın dönüştürülmesi için atılacak adımlar tartışıldı.

‘Doğanın sömürülmediği yaşam’

İkizköy Çevre Komitesi’nden Nejla Işık bir seneden fazladır verdikleri mücadeleyi özetleyerek, “Eylemci olmamıza neden olan termik santral kapatılsın. Topraklarımızı, insanlarımızı, hayvanlarımızı kaybettirdiler. Suların, derelerin yok edilmediği, doğanın sömürülmediği bir yaşam istiyoruz. Köyümüz için çıktığımız bu yolda biz olduk, birleştik” dedi.

‘Ekoloji mücadelesi ideolojiktir’

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Süheyla Doğan ise, “Eşit ve özgür yaşam istiyoruz. Ekosistem temelli bakış ve hayvan haklarının gözetildiği bir yaşam istiyoruz. Herkesin temiz ve sağlıklı gıdaya eriştiği yaşam istiyoruz” diye konuştu.  İkizdere Çevre Derneği’nden Osman Baş da, “Bu hayatta hak ettiğinizi değil, savaştığınızı alırsınız. Ekoloji mücadelesi ideolojiktir. İkizdere’de öğrendik ki ekolojik mücadelede yeni bir dil geliştirmemiz gerekiyor” dedi.

Nükleer bataklığa sürükleniliyor

Sinop Nükleer Karşıtı Platformu’ndan İlker Şahin ise, “Yerli ve yabancı sermayenin çıkarı için yıkım politikaları geçrekleştirildi. Bu çerçevede tüm itirazlara karşın Sinop’ta nükleer santral için 1 milyon ağaç katledildi. Ülkemiz nükleer atık çöplüğü haline getirilmek isteniyor. Türkiye nükleer bataklığa sürükleniyor” dedi. İstanbul’daki LC Waikiki bünyesinde Klüh adlı taşeron firmaya bağlı çalışan 15 temizlik işçisi haklarını talep ettikleri için, “İşverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak” gibi işten atma nedenlerini barındıran Kod-46 nedeniyle işten çıkarıldı. Çıkarılan işçiler konferansa destek verdi.

EKOLOJİ SERVİSİ

#Ekoloji #Konferansı #Yaşamı #dönüştüreceğiz

Erdoğan: Seçim tarihi 10 Mart’ta açıklanacak

Erdoğan, seçim tarihini mart ayının 10’unda açıklayacacaklarını açıkladı

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, partisinin Bursa’da düzenlediği ‘Gençlik Buluşması’nda konuştu.

Altılı Masa’yı eleştiren Erdoğan’ın açıklamalarında muhalefete yönelik, “Şimdi kendilerine ‘Gel’ deyince gelecek, ‘Sus’ deyince susacak, ‘Konuş’ deyince konuşacak kukla bir aday arıyorlar. Bulamıyorlar. Birileri gibi gençlerimizi iradesi ipotek altında tutulacak vitrin süsü, konu mankeni olarak asla görmedik, görmüyoruz.” İfadelerini kullandı.

Erdoğan, seçim tarihi kararının mart ayının 10’unda açıklayacacaklarını açıkladı.

HABER MERKEZİ

#Erdoğan #Seçim #tarihi #Martta #açıklanacak

Duhok polisi: Mêrdîn katliamı faili birkaç yıl Duhok’da çalıştı

Duhok Polis Müdürlüğü Sözcüsü, Mêrdîn’de katledilen Duhoklu 5 kişilik ailenin failinin Duhok’ta birkaç yıldır çalıştığını ve olaydan bir gün önce Kuzey Kurdistan’a geçtiğini bildirdi

Duhok Polis Müdürlüğü Sözcüsü Hêmin Süleyman, facebook hesabından Mêrdîn’de Duhoklu bir aileye yönelik düzenlenen saldırıya ilişkin açıklamalarda bulundu.

Hêmin Süleyman, F.A. isimli failin birkaç yıldır Duhok’ta bulunan Avro City’de bir elektrik teknisyeni olarak çalıştığını söyledi.

Hêmin Süleyman, failin katledilen aileyle ilişkilerinin iyi olduğunu, bu nedenle ailenin Kuzey Kurdistan’a gideceğinin bilgisine sahip olduğunu söyledi. Hêmin Süleyman, failin saldırıdan bir gün önce Kuzey Kurdistan’a gittiğini ve saldırıyı planladığını belirtti.

Hêmin Süleyman, katledilen ailenin kimlik bilgilerine ilişkin ise herhangi bir detay paylaşmadı.

19 Ocak’a Güney Kürdistan’ın Duhok kentinden Kuzey Kürdistan’a giden 5 kişilik bir aile Mêrdîn içerisinde bulundukları araçta silahlı saldırıya uğradı. Saldırıda ailenin her 5 üyesi de yaşamını yitirdi.

ROJNEWS

#Duhok #polisi #Mêrdîn #katliamı #faili #birkaç #yıl #Duhokda #çalıştı

HDP ve bileşenleri son gelişmeleri tartıştı

HDP, bileşen partileri ile bir araya gelerek siyasal gelişmeleri, ittifak politikalarını ve Cumhurbaşkanı adayı üzerine tartışmalar yürüttü

Halkların Demokratik Partisi (HDP) bileşen partileri eş genel başkanları ve sözcüleri HDP Genel Merkezi’nde HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar başkanlığında toplandı.

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanları Özlem Gümüştaş ve Şahin Tümüklü, Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) Sözcüsü Kezban Konukçu, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Cavit Uğur, Birleşik Devrimci Parti (Devrimci Parti) Genel Başkanı Elif Torun Öneren, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Eş Sözcüleri Çiğdem Kılıçgün Uçar ve İbrahim Akın’ın hazır bulunduğu toplantıda son siyasal gelişmeler, ittifak politikaları ve HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı gibi başlıklar toplantının ana gündemini oluşturdu.

Önemli kararların alındığı toplantıda HDP aday havuzunda toplanan Cumhurbaşkanı adayı isimleri üzerine tartışmalar yürütüldü.

HABER MERKEZİ

#HDP #bileşenleri #son #gelişmeleri #tartıştı

Erdoğan metro çaılışını Çiller ile birlikte yaptı

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Kağıthane-İstanbul Havalimanı Metrosu’nu, faili meçhul cinayetler döneminin Başbaşkanı Tansu Çiller ile birlikte açtı

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Kâğıthane Yeni Meydan’da gerçekleştirilen İstanbul Kâğıthane-Göktürk-İstanbul Havalimanı metro hattının açılış törenine katıldı. Erdoğan, metro açılışını, eski Başbakan Tansu Çiller ile birlikte yaptı.

Çiller, binlerce kişinin faili meçhul cinayetlere kurban gittiği 1990’lı yılarda başbakanlık yaptı. Çiller, 4 Kasım 1993’te, “Elimizde PKK’ya yardım eden Kürt iş adamlarının listesi var. Listede 60 kadar isim bulunuyor. Devlet PKK’yla olduğu gibi, PKK’ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir” ifadelerini kullanmıştı. Hemen sonrasında birçok Kürt iş insanı katledilmişti.

HABER MERKEZİ

#Erdoğan #metro #çaılışını #Çiller #ile #birlikte #yaptı

Kuzey ve Doğu Suriye Halk İnisiyatifi tecride karşı imza kampanyası başlattı

Kuzey ve Doğu Suriye Halk İnisiyatifi, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin kaldırılması için imza kampanyası başlattığını duyurdu

Kuzey ve Doğu Suriye Halk İnisiyatifi, Demokratik Toplum Hareketi’nin (TEV-DEM) Qamişlo kentinde bulunan binası önünde yaptığı açıklamasıyla PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin kaldırılması için imza kampanyası başlattığını duyurdu.

Abdullah Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi-Suriye ile ortaklaşa başlatılan kampanyaya ilişkin açıklamayı Xufran Kewkeb ve Mistefa Ehmed Kurdî okudu.

22 aydır haber alınamıyor

Yaklaşık 22 aydır Öcalan’dan haber alınamadığının belirtildiği açıklamada şu ifadelere yer verildi: “En son 2 Ağustos 2019’da İmralı’yı ziyaret eden 5 avukatının hiçbir şekilde Önder Öcalan’la görüşmesine izin verilmiyor. Son görüşme 27 Temmuz 2011’de yapıldı. Bu bağlamda Kürt halkı ve dostları özellikle Önder Öcalan’ın ailesi, 25 Mart 2021’de yapılan telefon görüşmesinden bu yana Önder Öcalan’dan haber alamadığı için endişeli. Türk devletinin, Önder Öcalan’a yönelik fiziki ve manevi işkence uygulamalarını haklı çıkarmak için kullandığı tüm bahaneler haksızdır. Bu konudaki çalışmaları sistemli ve BM sözleşmesi standartlarına göre ilan edilen İşkencenin Önlenmesine Dair Sözleşme’nin 1. maddesine aykırıdır.

Çifte işkencedir

Önder Öcalan’a yapılan işkence sadece onun haklarından yoksun bırakılması değil, çifte işkencedir. Bu çifte işkence, 1948 tarihli Dünya İnsan Hakları Bildirgesi’nin 5. maddesine, 1966 Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 7. maddesine, 9 Ekim 1975 tarihli BM Genel Kurulu Bildirgesi’ne göre kötü etkilere sahiptir. Türk devletinin de imzaladığı ve taraf olduğu İşkencenin Önlenmesine Dair Sözleşme’nin 2 ve 4. maddelerine göre, işkenceyi önlemek için yasal, idari ve yargı tedbirler almak zorundadır ve bu işkence eylemleri, bu yasalara göre ‘suç’ olarak kabul edilmektedir.”

İmza kampanyasının Abdullah Öcalan’ın uluslararası komployla Türkiye’ye teslim edildiği tarih olan 15 Şubat’a kadar sürmesi bekleniyor.

Kampanyanın bitmesinin ardından toplanan imzalar, İşkenceyi Önleme Komitesi’ne (CPT) gönderilecek.

HABER MERKEZİ

#Kuzey #Doğu #Suriye #Halk #İnisiyatifi #tecride #karşı #imza #kampanyası #başlattı