Ana Sayfa Blog Sayfa 1037

Özsoy: CPT mülakat yapmadan rapor yazamaz

CPT’nin İmralı ziyareti ile ilgili ‘raporumuzu yazdık’ cevabını verdiği söyleyen HDP’li Özsoy, Abdullah Öcalan’ın görüşmeyi reddettiğini belirterek, ‘CPT, mülakat olmadan rapor yazamıyor’ dedi

Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT), 3 Ekim 2022’de yaptığı açıklamayla 20-29 Eylül tarihleri arasında Türkiye’yi ziyaret ettiğini ve ziyaret ettikleri yerler arasında İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nin de bulunduğunu açıkladı. İmralı’da tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile tutuklular Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’ın müdafiliği yürüten Asrın Hukuk Bürosu, ziyarete dair 29 Kasım 2022’de yaptığı açıklamada, “CPT’nin Eylül 2022 tarihinde İmralı Adası’na yaptığı ziyarette Sayın Öcalan’ın görüşmeye çıkmadığı duyumuna sahibiz” diye kaydetti.

Kamuoyunda kaygılara neden olan ziyaretin üzerinden aylar geçmesine rağmen henüz ne CPT’den ne de ilgili kurumlardan bir açıklama yapılmadı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dış İlişkiler Eş Sözcüsü Hişyar Özsoy, “Guantanamo” benzetmesi yaptığı İmralı Cezaevi’ndeki tecrit ve CPT’nin tutumuna dair Mezopotamya Ajansı’ndan Özgür Paksoy’a değerlendirmelerde bulundu.

İki ayrı bilgi var

Defalarca CPT ile yüz yüze görüştüklerini ve yazılı olarak bilgi talep ettiklerini dile getiren Özsoy, ortada iki ayrı bilginin olduğunu söyledi. Özsoy, “CPT, Türkiye’ye geldiğinde normalde Geri Gönderme Merkezleri’ni ziyaret ediyor. Gelmişken İmralı’yı da ziyaret etmek istediklerini söylediler. Ziyaret etmişler. İmralı’da bulunan her dört tutukluyla yüz yüze mülakat yaptıklarını açıkladı. Fakat almış olduğumuz farklı kaynaklardan bilgilere göre, bu görüşme olmadı, en azından Sayın Abdullah Öcalan kendileriyle görüşmeyi reddetti. CPT, rapor yazabilmek için oradaki insanlarla mülakat yapması gerekiyor. Mülakat olmadan rapor yazamıyorlar. CPT de bizim sorularımıza cevaben; ‘biz raporumuzu yazdık, sunduk. Bu raporların hepsi de yüz yüze yapılan mülakatlardan sonra hazırlanır’ şeklinde oldu.”

Ziyarete dair gerçeği öğrenmek için Türkiye’de de çalmadık kapı bırakmadıklarını aktaran Özsoy, “Avukatlar, aileler başvuruyor. Vekiller, adalet talep ediyor. Avrupa’dan, dünyanın değişik yerlerinden binlerce avukat görüşme için talepte bulunuyor. Avrupa Konseyi (AK) araya giriyor, talepte bulunuyor. CPT geliyor raporlar yazıyor ama ‘Nuh’ diyen ‘peygamber’ demeyen bir iktidar burada söz konusu” dedi.

‘Türkiye orman kanunu uyguluyor’

İmralı tecrit halinin sadece teknik ve hukuki bir duruma indirgenmemesi gerektiğini vurgulayan Özsoy, “Milyonlarca insan Abdullah Öcalan’ı merak ediyor, durumunun ne olduğunu bilmek istiyor. Sadece bir insan, şahıs olarak değil milyonlarca insanın bir şekilde ‘irademdir’ dediği bir siyasal şahsiyetten bahsediyoruz. Dolayısıyla bütün dünyadaki, Avrupa’daki kurumların kör, sağır, dilsiz oynaması, çirkin bir durum. Daha ilginç olanı ise AK Parlamenter Meclisi de İmralı’daki durumla ilgili kararlar aldı. İzleme raporlarında CPT kararlarının uygulanması gerektiğini ısrarla ifade etti. Türkiye’nin yaptığı ne kendi kanununa ne hukukuna uyuyor ne de uluslararası hukuka uyuyor. Bildiğiniz ‘orman kanunu’ yani” şeklinde konuştu.

Hukuksuzluk düzeni devam ettiği sürece İmralı kapılarının çeşitli bahanelerle kapatılacağını kaydeden Özsoy, “Kürt meselesinde devletin bir tavır değişikliği olmazsa, bu konuda da değişiklik beklememek gerekiyor” dedi.

HABER MERKEZİ

#Özsoy #CPT #mülakat #yapmadan #rapor #yazamaz

Halep’te bina çöktü: En az 7 ölü

Halep’in Şêxmeqsûd mahallesinde 5 katlı bir bina çöktü. 7 kişi yaşamını yitirirken, enkaz altında kalanları arama çalışmaları sürüyor

Suriye’nin Halep kentinde Kürtlerin yoğun yaşadığı Şêxmeqsûd mahallesinde 5 katlı bir bina çöktü. ANHA’nın haberine göre, gece saatlerinde çöken binanın enkazından şimdiye kadar 10 kişi çıkarıldı. Enkaz altından çıkarılanlardan 7’si yaşamını yitirdi, 3’ünün tedavisi sürüyor.

Şehit Xalid Fecir Hastanesi’nde tedavi altında olanların 2’sinin durumun ağır olduğu belirtildi.

7 ailenin oturduğu binada, halen enkaz altında kalan kişilerin olduğu ve arama çalışmalarını devam ettiği belirtildi.

DIŞ HABERLER

#Halepte #bina #çöktü #ölü

Hasta tutuklu rapora rağmen tahliye edilmiyor

Ağır hasta tutuklu Gıyasettin Sevmiş’in de ‘cezaevinde kalamaz’ raporuna rağmen tahliyesi engelleniyor

Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndeki ağır hasta tutuklu Gıyasettin Sevmiş’in de sağlık durumu kötüleşiyor. “Örgüte yardım ve yataklık” suçlamasıyla tutuklanarak müebbet hapis cezası alan ve 16 yıldır tutuklu bulunan Sevmiş, 11 yıl önce Wilson hastalığına (karaciğer, beyin ve diğer hayati organlarda bakır birikmesi sonucu ortaya çıkan kalıtsal bir hastalık) yakalandı. Sevmiş’in ayrıca siroz, şeker, migren, görme bozukluğu, beyninde küçülme, damar tıkanıklığı, Hapatit B gibi hastalıkları da bulunuyor. Ayrıca Haziran 2017’de geçirdiği ameliyat sonucu Sevmiş’in kalbine pil takıldı. Sevmiş, 11 Mart 2014’te Amed’de bulunan Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi oldu ve sağlık durumuna dair “cezaevinde kalamaz” raporu verildi. Ancak rapora rağmen tahliye engelleniyor.

Ölmesi mi gerek?

Sultan Sevmiş, eşinin yaşadıklarına dair “zulüm yapılıyor” dedi. Eşinin 16 yıllık tutukluluğunda birçok hastalığa yakalandığına dikkat çeken Sevmiş, “En son açık görüşte gördüm, kötü görünüyordu. Biz üzülmeyelim diye, iyi olduğunu söyledi. Serbest bırakılması için ölüm döşeğinde mi olması lazım? Tedavisi yapılmıyor. Tekli hücrede tutuluyor. Eşimin ve tüm ağır hasta tutukluların bir an önce tahliye edilmesini ve tedavilerinin yapılmasını istiyorum” dedi.

Kaynak: MA

#Hasta #tutuklu #rapora #rağmen #tahliye #edilmiyor

Çocuğu ‘korumaya’ aldılar ama tacizci korucuyu serbest bıraktılar

Şirnex’te Ç.B. adlı korucu, bir çocuğa uyuşturucu içirerek tacizde bulundu. Korucu, çocuğun şikayeti üzerine gözaltına alındı fakat serbest bırakıldı. Çocuk ise Bakanlığın ‘korumasında’

Şirnex’in Qileban (Uludere) ilçesine bağlı Dêrahinê (Uzungeçit) beldesinde 14 yaşındaki bir lise öğrencisi, 9 Ocak’ta akrabası olan korucu Ç.B. tarafından cinsel tacize uğradı. Olay, çocuğun yaşadıklarını öğretmenlerine anlatmasıyla ortaya çıktı.

Öğretmenleri tarafından karakola götürülen çocuk, korucu Ç.B.’nin cinsel tacizde bulunduğunu ve şiddet uyguladığını anlattı. Çocuk, Ç.B.’nin önce kendisine uyuşturucu madde içirdiğini ardından da tacizde bulunduğunu aktardı. Çocuğun beyanları üzerine gözaltına alınan Ç.B., karakoldaki ifadesinin ardından adliyeye sevk edildi. Ç.B.’nin burada adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı öğrenildi.

Olay sonrası çocuk, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından koruma altına alındı.

Korucu baba kızını vazgeçirmeye çalışıyor

Konuya dair Mezopotamya Ajansı’na konuşan çocuğun bir yakını, yaşananlara dair şunları aktardı: “Çocuğun ifadesinin ardından jandarma Ç.B.’yi gözaltına almak için evine gidiyor. Ancak Ç.B., 3 gün boyunca kaçıyor. Daha sonra gözaltına alındı. Adliyeye sevk edildi ancak serbest bırakıldı. Ç.B.’nin koruculuk görevinden de alındığı belirtiliyor.” Babanın da korucu olduğunu aktaran çocuğun yakını, “Babası da Irak’taki (Federe Kurdistan Bölgesi’nin Avaşîn, Zap ve Metîna) operasyona katılmıştı. Bu olaydan sonra beldeye getirildi. Babası şuan kızını vazgeçirmeye çalışıyor. Ç.B., hem uyuşturucu satıyor hem de kullanıyor” diye belirtti.

Çocuğun yakını, çocukla birlikte karakola giden öğretmenlerin de korucu Ç.B. tarafından tehdit edildiğine işaret ederek, “Bu olayı kapatmaya, örtbas etmeye çalışıyorlar. Lütfen çocuğun sesi olun. Çocuğun babası, bakanlığa kızını almak için dilekçe vermiş” diye kaydetti.

Kaynak: MA

#Çocuğu #korumaya #aldılar #ama #tacizci #korucuyu #serbest #bıraktılar

HDK Genel Kurul’a gidiyor

HDK, 29 Ocak’ta Genel Kurul’unu düzenleyecek. Yürütme Konseyi üyesi Şenoğlu, HDK’nin yaşanan krizlere çözüm sunabilecek güçte olduğunun altını çizdi ve HDK’yi sahiplenme çağrısı yaptı

Halkların Demokratik Kongresi (HDK), 29 Ocak’ta “Faşizme ve sömürüye karşı demokratik meclislerde birleşelim. Örgütlü ve özgür toplumla yeni yaşamı kuralım” şiarıyla 12’nci Genel Kurul’unu gerçekleştirecek. İstanbul Kültür Merkezi’nde düzenlenecek Genel Kurul’a ilişkin HDK Yürütme Kurulu üyesi Sedat Şenoğlu, tüm toplumsal kesimleri HDK’yi sahiplenmeye çağırdı.

Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Rukiye Adıgüzel’e konuşan Şenoğlu, HDK’nin cumhuriyet tarihi boyunca ezilmiş, sömürülmüş, hakları gasp edilmiş, ötekileştirilmiş, toplumsal kesimlerin itirazlarını, sistem dışı arayışlarını, mücadelelerini birleştirme ve bunun toplumsal ittifakını kurma felsefesiyle yola çıktığını ve kuruldukları günden bu yana toplumsal örgütlemeyi sürdürdüklerini belirtti.

Krizlere çözüm sunabilecek güçte

Sedat Şenoğlu

HDK’nin ülkede sosyal, siyasal, ekonomik gibi tüm alanlarda yaşanan krizlere çözümler sunabilecek bir güçte olduğunun altını çizen Şenoğlu, “Toplumsal kesimlerin sorunlarına müdahale eden, orada bir politika üreten meclislerimiz oldu. Sağlık, emek, ekoloji meclislerimiz birikim sağladı. Ekoloji mücadelesinin olduğu hemen hemen her yerde mutlaka HDK’liler veya HDP’liler vardı” diye belirtti.

Faşizmi aşmanın ve iktidarı değiştirmenin temel gücünün, örgütlenmiş, bir parti/kongre formu olduğunu söyleyen Şenoğlu, “Biz önümüzdeki dönemle beraber bu forma doğru örgütsel bir adım atmayı düşünüyoruz. Ve bunu başarabileceğimize inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Genel Kurul şiarının HDK’nin tarihsel misyonunu tekrar güncelleyen ve bu güncel görevleri ortaya çıkartan bir şiar olduğunu kaydeden Şenoğlu, “Toplumu faşizmden kurtarmak lazım. Ve tabi bu faşizmi siyasal olarak var eden kapitalist sistemi de toplum gücüyle çözmemiz lazım. Bunun meclislerle olabileceğini söylüyoruz. Ama sadece direnmek, karşı çıkmak değil, aynı zamanda bir inşa çalışması yürütmemiz lazım. Toplumun bütün emek, demokrasi güçleri faşizmi yıkmada meclislerde birleşmeli. Çünkü hem toplumumuzun, hem Türkiye’nin hem de dünyanın buna çok ihtiyacı var” dedi.

Tüm toplumsal kesimleri düzenleyecekleri 12’nci Genel Kurul’da HDK’yi sahiplenmeye, güçlendirmeye çağıran Şenoğlu, “HDK, bir anlamıyla bu kurulda kendini nasıl inşa edecekse, geleceği de bir bakıma öyle şekillenecek. Toplumsal güçleri HDK’de birleştirebiliriz. HDK’de bütün direnen güçlere yer var” diye belirtti.

HABER MERKEZİ

#HDK #Genel #Kurula #gidiyor

Başörtüsüne Anayasal güvencede evet-hayır tuzağı

Mehmet Kamaç

CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun, sosyal ve siyasi sonuçlarını analiz etmeden bir seçim yatırımı hedefi ile ortaya attığı “Başörtüsüne yasal güvence” hamlesine, sistemi ve iktidarını muhkemleştirmek için her yöntemi ve kutsalı kullanmaktan geri durmayan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Anayasal güvence” karşı hamlesi ile mesele farklı bir mecraya geldi.

Erdoğan’ın bu karşı hamlesi; başta, teklifin sahibi CHP olmak üzere altılı masayı tavır belirleme noktasında yeni bir sürece sürüklerken, sonuç itibarı ile muhalefetin kendi kalesine attığı bir gol olduğu ayan beyan ortadadır.

Zira işin neresinden tutarsanız tutun, teklif meclisten geçse de geçmese de seçim sathı mailine girmiş olduğumuz bu dönemde iyice zayıflamış olan iktidara can suyu olacak bir nitelik kazanmıştır.

Tabiri caizse CHP baltayı kendisi ile birlikte bütün muhalefetin ayağına vurmuştur. Çünkü teklifin muhalefetin desteği ile yasallaşmasının nimeti ezici bir çoğunlukla iktidarın, destek vermeyip yasallaşmasını engelleme külfetinin tamamı CHP ve muhalefetin hanesine yazılacaktır.

Ancak ortaya çıkacak sonuç ne olursa olsun, şu bir gerçek ki gerek bir kesim muhalefet gerekse iktidar, başta başörtüsü ve Kürt meselesi olmak üzere temel hak ve özgürlükleri bir seçim ve siyaset malzemesi olarak kullanmaktan geri durmamaktadır. Bu durum Türkiye’de demokrasinin zihinsel altyapısının ne kadar zayıf olduğu gerçeğini ortaya koymak açısından manidardır.

Siyasi tartışmaların dışında konu, demokrasi ve temel hak ve özgürlükler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Temel hak ve özgürlüklerin ana konularından biri olarak görülmesi gereken başörtüsünün, Anayasal güvence altına alınmasına yönelik çalışmanın meclis gündemine getirilmesi yöntem ve ilkesel anlamda içinde derin sıkıntılar barındırmaktadır.

Beşeri ve dini tüm hukuk normlarında yasalar ile belirlenen özgürlükler değil yasaklardır. Eğer bir ülkede özgürlükler yasa ile belirleniyorsa, orada demokrasiden ve demokratik bir yönetim sisteminden bahsedilemez.

Demokrasiler en temelde birey özgürlüğünü güvence altına alan ve birey özgürlüğü üzerinden toplumsal özgürlüğü inşa eden yönetim sistemidir. Din ve vicdan hürriyeti demokrasilerin vazgeçilmez ilkelerindendir.

Temel hak ve özgürlüklerin oylama veya halk oylaması ile belirlenmesi ancak şeklî demokrasilerde görülebilecek bir yöntem olabilir. Hal böyle iken dini bir vecibe olan başörtüsü gibi bir meseleyi evet hayır ikilemine taşımak kurumsal ileri demokrasilerde izah edilebilecek bir konu değildir.

Bunun bir tek izahı vardır. Esasında din ve vicdan hürriyeti bağlamında temel hak ve özgürlüklerden olan başörtüsünü siyasi bir malzemeye dönüştürmektir. Bu durum sadece başörtüsü için değil bütün temel haklar için geçerlidir. Eğer başörtüsünün serbestliği evet-hayır ikileminde çoğunluğun oyu ile belirlenir bu bir teamüle dönüşürse, bundan sonraki süreçte temel haklar bağlamında her hakkın sahibine teslim edilmesi için çoğunluğun onayının zorunlu hale geldiği sıkıntılı durumların yaşanması kaçınılmazdır.

Örneğin; usulen yanlış olmakla birlikte, bugün meclis gündemine taşınan başörtüsünün mecliste 401 olan Anayasa değişikliği ya da 360 olan referandum yeter sayısına ulaşamaz ise bu durumda bu ülkede toplumun geniş bir kesimi için dini yaşamın bir gereği ve dolayısı ile temel hak olan başörtüsünün durumu ne olacak? Yasak mı olacak? Yoksa her iktidar siyasi durumuna göre keyfi mi davranacak?  Veya bugün başörtüsü serbestliğini çoğunluğun oyuna bağlama yetkisini kendilerinde görenler yarın gücü veya çoğunluğu ele geçiren başkalarına dolaylı yoldan yasaklama yetkisi tanıdıkları anlamına da gelmez mi?

Oysa temel hak ve özgürlükler, serbestliğini güçlünün gücünden ya da çoğunluğun oyundan değil zayıf da olsa azınlıkta olsa kendi doğal varlığından alır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi temel hak ve özgürlüklerin serbestliğinin bir yasaya ihtiyacı yoktur. Özgür dünyada böyle bir teamül ve usul göremezsiniz.

Dini yaklaşımda da insana devasa bir özgürlükler alanı açarken yasak ya da haram olan yasa ile belirleniyor. Örneğin domuz etinin haram olduğunu ortaya koymak için eti helal olan hayvanlar tek tek sayılmıyor. Sadece haram, yani yasak olan domuz eti nokta atışı ile vurgulanıyor. Ya da evlilik konusu ile ilgili kimlerle evlenilebileceği değil, evlenilmesi haram olanlar sıralanıyor.

Sanırım başörtüsünün özgürlüğü bu şekilde bir yasaya bağlanırsa, hem dini hem de beşeri hukuk sistemleri göz önüne alındığında, temel hak ve özgürlüklerin çoğunluğun oyu ile belirlenmesi, tekniği ve usulü bakımından dünyada bir ilk olacak.

Demokratik sistemlerde bireyin ve toplumun temel hak ve özgürlükleri, din ve vicdan hürriyeti tartışmasızdır. Bu yönü ile demokrasinin ana ilkelerinden biri de temel hakların dokunulmazlığıdır. Bu temel ilkelerin dışına çıkıldığı zaman çoğulcu demokrasiden bahsedilemez. Bu durumda olsa olsa çoğunluk demokrasisinin despotizme dönüşmüş hali vardır.

Maalesef Türkiye’de demokrasi tam da böyle bir gerçekliği yaşamaktadır. Görünürde demokratik kurum ve mekanizmalar var, şeklî yapı ve kurallara göre halk rejimin öznesiymiş gibi görünse de realitede devletin büyük gücünü elinde tutanlar, bu gücü ötekine karşı orantısız bir şekilde kullanabiliyor. Bu yaşadığımız çoğunluk demokrasisinin tipik bir örneğidir. Dünyada birçok ülke ve coğrafyaya nazaran birden çok etnik, dini, mezhebi ve ideolojik farklılıkları barındıran Türkiye’yi böyle bir yaklaşım ile  yönetebilmek mümkün değildir.

Günümüz Türkiye’sinde Kürt sorunundan tutun Alevi sorununa, başörtüsünden tutun farklı dini ve etnik halklara kadar birçok alanda temel hak ve özgürlüklerin inkarına dayalı çözülmesi gereken devasa sorunlar var. Bu sorunlar asla evet-hayır ikilemine sıkıştırılacak meseleler değildir. Unutulmamalıdır ki; evet-hayır kavramları birbirinin zıddı anlamlar ifade etse de bazı durumlarda aynı sonucu doğurabiliyor. İşte başörtüsü teklifinde evet ve hayırın eşitlendiği, yani aynı sonuca tekabül ettiği bir durumdur.

Bu sorunların çözüm yolu, kurumsallaşmış inkar sistemini değiştirerek yerine temel hak ve özgürlükleri esas alarak kurulmuş, kişi başta olmak üzere gerek etnik gerekse dini, mezhebi ve ideolojik kesimlerin hayatlarının ve dokunulmaz alanlarının garanti edildiği, vicdan, ifade ve örgütlenme gibi sivil özgürlüklerin tanındığı, çoğulculuğu esas alan demokratik bir sistemin kurulması ve işletilmesidir.

Evet; başörtüsü meselesine bir Anayasal madde hazırlanacağına, Anayasada başörtüsünü yasaklayan ya da yasaklama anlamı taşıyan maddeler varsa onlar değiştirilmeli ya da tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Hatta ve hatta bunun çerçevesi genişletilerek temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan mevcut Anayasa yerine özgürlükçü yeni bir Anayasa yapılmalıdır.  Böyle geniş bir çalışmanın yapılması ülkeyi daha ileri bir demokrasiye taşıyacaktır.

Bu bağlamda bir siyaset ve seçim malzemesi olarak teklif edilen ve aynı amaçlar ile meclis gündemine getirilen başörtüsü yasasında evet-hayır tuzağına düşülmemelidir.

Yasanın bu hali ile meclise getirilmesine mümkün oldukça engel olunmalı, engellenemiyor ise evet demenin de hayır demenin de gelecekte oluşturacağı çıkmazlara kapıyı aralamamak adına uzak durulmalıdır. Bu, temel hak ve özgürlükleri savunan bütün parlamenterlerin ve bunlar için mücadele ettiğini iddia eden siyasi partilerin tarihi görevi ve sorumluluğudur.

*İnsan ve Özgürlük Partisi (PİA) Genel Başkanı

#Başörtüsüne #Anayasal #güvencede #evethayır #tuzağı

Müzakere aklına tecrit uygulanıyor

Tecrit ve mücadeleye dair gazetemize değerlendirmelerde bulunan HDP milletvekili Sezai Temelli, ‘İmralı karasuları ile sınırlı olmayan, tüm ülkeyi, hatta Ortadoğu’yu fazlasıyla etkileyen bir rejimden bahsediyoruz’ dedi

Hüseyin Kalkan

PKK lideri Abdullah Öcalan’a 22 aydır tecrit uygulanıyor. İktidar bunu yaparken ulusal ve uluslararası bütün hukuk kurallarını çiğniyor. Çünkü Öcalan’ın konuştuğu bir iklimde savaşmak mümkün değil. Çözüm süreci bunun en iyi göstergesi oldu. Türkiye barışına en çok çözüm sürecinde yaklaştı. Öcalan’ın başlattığı bu süreçte savaşa ayrılan bütçe hızla düştü, can kaybı neredeyse sıfırlandı, Türkiye neşesine kavuştu. Diyarbakır ve İstanbul, dünya ile rekabet edecek derece birer kültür ve sanat metropolü olma yoluna girdiler. AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan bu durumdan rahatsız oldu ve masayı devirdi. Onun hesabı içi boş bazı adımlarla Kürt oylarını kendi iktidarı için payanda haline getirmekti. Erdoğan, masayı devirince seçmen de ona verdiği desteği çekti. 7 Haziran 2015’te AKP tek başına iktidar olacak kadar oy alamayınca, Erdoğan, büyük bir savaş çıkardı. Aynı yılın Kasım ayında tek başına hükümet kuracak oyu aldı. Daha sonra Abdullah Öcalan’a tecrit uygulanmaya başlandı. Savaşa ayrılan bütçe on kat arttı, ekonomi batma noktasına geldi, savaş her gün yeni canlar almaya devam ediyor. Kürtler bir an önce bu tecridi kırmak istiyor. HDP ve diğer Kürt kurumları, uzun süredir tecride karşı bir kampanya yürütüyorlar. Çeşitli aşamalardan geçen bu kampanya, en son HDP Meclis grubunun Adalet Bakanlığı önünde gerçekleştirdiği Adalet Nöbeti ile devam ediyor.

İmralı’yla sınırlı değil

HDP Wan Milletvekili Sezai Temelli ile tecridi ve tecride karşı yürütülen kampanyayı konuştuk. Temelli, tecridin ülke ve bölge için anlamına dair şunları belirtiyor: “Neredeyse çeyrek yüzyıla yaklaşan bir tecrit rejimi içinde yaşıyoruz. Sadece İmralı karasuları ile sınırlı olmayan, tüm ülkeyi, hatta Ortadoğu’yu fazlasıyla etkileyen bir rejimden bahsediyoruz. Eşi benzeri görülmemiş bir insan hakları ihlali durumunu, hukuk devletini sakatlayan, sonuç itibariyle bugün geldiğimiz aşamada istisna halini normalleştiren bir ‘hal’i tecrit ile tasvir etmek mümkün. Hak ihlallerinin süreklileşmesi, hukuk dışılık, hatta yasa tanımazlık bu denli normalleşmişse bunun hangi referans ile ‘meşruiyet’ini aradığını sorgulamalıyız. Bu kuşkusuz bir toplumsal mutabakat metni olan anayasadan kaynaklanmıyor. 12 Eylül anayasasının bile barındıramayacağı bu hal’in işaret ettiği kaynak tecrit anlayışıdır, hukukudur. Hukuk devleti ile hiçbir döneminde barışık olmayan yüzyıllık düzen, özellikle son çeyreğini tecrit özelinde bir siyasal hat üzerinden biçimlendire geldi. Hukuk devletiyle olan mesafelenme aynı zamanda demokrasiden kaçışın da önemli bir belirleyenidir. Demokratikleşememe sancısı kronikleşmiş bir ülkeden bahsediyoruz. Siyasal alanın da var olan sorunlarını çözebilecek vasıflardan yoksun bırakılmış olması bunun en önemli nedenidir diyebiliriz. Kurulmuş olanın irrosyanel aklın siyasal alanı düzenleme konusundaki katılığı sistemin alt üst oluşlarının nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Türklük sözleşmesi ile kendisini bağlayan akıl, çoğulcu, seküler, demokratik bir cumhuriyetin önünü tıkamak adına vesayet formlarını dönemin özelliklerine göre yeniden biçimlendirerek yol almaya çalışsa da, bu yolculuk, çoklu krizler içinde debelenmekten öteye geçememiştir. Sorunların çözümü aslında coğrafyanın kimyasında saklıdır. Bu hakikati yok sayan devlet geleneği ve onun kırmızı çizgilerine bağımlı iktidar modelleri, kusurlu demokrasi sınırını aşamamıştır. Bu durum bugün yaşadığımız sorunların hem kaynağı hem de yeniden üretilmesinin başlıca nedeni olmuştur, olmaya da devam ediyor.”

Tüm meselelerin bileşkesi

Sezai Temelli, tecrit ve Kürt meselesi ilişkisine dair şunları söylüyor: “Bugün Kürt sorunu olarak karşımıza çıkan mesele aslında tüm meselelerin bileşkesi konumundadır. Özellikle çoğulcu toplumsal karaktere uygun bir siyasal programın nasıl hayata geçeceği sorusunun yanıtının muhtevası, Kürt meselesinin nasıl çözüleceğiyle bire bir örtüşmektedir. Bu meseleyi çözmek, kurulmuş olana güçlü bir itirazı barındırıyor. Bu meseleyi çözmek, faşist/vesayetçi modelin tasfiyesini gerekli kılıyor. Bu meseleyi çözmek, ulus devlet kodlarının ve bununla bağımlı gelişen sermaye birikiminin çöküşünü zorunlu hale getiriyor.

Sürecin iki cephesini buradan hareketle anlayabiliriz: Meseleyi çözümsüz kılanlarla meseleyi çözmek isteyenler. Kurulmuş olanla yeni kurucu bir aklı savunanlar. Demokrasiden kaçanlarla mutlak demokrasi mücadelesi verenler. Tekçiliği siyasal ve toplumsal alanda düzenleme peşinde olanlarla çoğulcu toplumsallığa uygun siyasalı savunanlar. Ulus devlet kodlarına karşı demokratik ulus paradigmasını var edenler.
İmralı karşı taraftır. Tecrit altında tutulan aslında çözümün algoritmasını düzenleyen akıldır. Tüm cumhuriyet tarihi boyunca görünmez kılınmaya çalışanı gösterendir. Bu meselenin çözümüne dair bir fikrin sahibi olmanın getirdiği siyasi muhataplık ise, köhne rejimin tahammül edemediğidir. Sayın Öcalan’ı ve ona uygulanan tecrit bu kapsamda, çok boyutlu, çok katmanlı bir şekilde, meseleyi ve çözümü anlayan bir yerden ele alıp yorumlanmalı, değerlendirilmelidir. Tecrit meselesi sadece bir hukuk ihlali değil, çok örtesinde büyük bir değişim, dönüşüm belirleyenine yönelik olmasıyla geniş anlamda karşılığını bulacaktır.
Düzenin yeniden inşası ile bir türlü restorasyona yanıt veremeyen katılık arasında bir seçime zorlanan siyasal ve toplumsal alan, derinleşmiş krizlerin, alt üst oluşların içinde boğulmaya devam ediyor. Sadece Türkiye’de değil, tüm bölgeyi, hatta küresel siyaseti etkileyen boyutuyla bu karmaşık halin sürdürülebilmesi adına savaşın, şiddetin yükselerek kendisini başta Kürt halkı olmak üzere tüm topluma dayatması, siyasi özgürlüklerin tümden yok sayılması, polis devleti uygulamalarıyla hak mücadelelerinin terörize edilmesi despotik yöntemin yegâne geçerli akçesi.”

Çözüm sürecinin kodları

“Kâbus haline son vermek mümkün” diyen Temelli, yeni bir başlangıç için çözüm sürecinin kodlarına işaret ediyor. Temelli bu konu ile ilgili şunları belirtiyor: “Buradan bir çıkış mümkün. Hafızalarımız, çözüm sürecini tüm ayrıntılarıyla barındırıyor. Muhataplıktan müzakereye, demokratik çözümün toplumsallaşmasına ve yeni bir demokrasi, yönetim modeline kadar bu çıkışı var edebiliriz. Bu kâbus haline son vermek mümkün. Bu, İmralı’yı görmezden gelerek, Öcalan’ın muhataplığını ve çözüme yönelik tezlerini yok sayarak mümkün olamaz. Tecrit ile çözüm karşı karşıya. Ya bu düzenin bekçiliğiyle yetinmek ya da bu düzeni değiştirmek. Türkiye siyaseti yeniden bu tercih ile karşı karşıya. Sürecin turnusol kâğıdı tecride yaklaşım olacaktır. HDP olarak kurulduğumuz günden bugüne değişmez gündemlerimizden ve mücadele alanlarımızdan biri tartışmasız tecrittir. Tecridin sonlanması çöktürme planına sıkışmış bir ülkeyi demokratik çözüme kavuşturacak bir yolu açacaktır. Demokratikleşme dediğimiz topyekûn dönüşümün en kritik adımı kuşkusuz bu meseledir. Bunun farkındalığıyla yol alıyoruz.”

Meclisin sorumluluğu

HDP Meclis grubu, Türkiye tarihinde rastlanmadık bir eyleme imza attı; tecride karşı Adalet Bakanlığı önünde yapılan nöbet eylemi sürüyor. Sezai Temelli’ye bu eylemini ayrıntıları sorduk: “Dönüşümlü nöbet sistemine mazereti olmayan tüm arkadaşlarımız katıldı. Eylemimiz sürüyor. Bu eylem birçok açıdan güçlü bir eylem. Meclis grubumuzun bu eylemi yapması, öncelikle Meclise seslenmeyi amaçlamaktadır. Meclis bu denli büyük bir hak ihlali ve hukuksuzluğa karşı yasama sorumluluğu gereği kayıtsız kalmamalıydı. Maalesef kalmıştır, yasama gücü ve niteliği de bu nedenle ciddi bir tahribata uğramıştır. Bugün Meclis, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle birlikte adeta katı bir vesayet altındadır. Bu vesayetin nedenlerinden biri de kuşkusuz tecrit ile biçimlenen hukuk dışılıktır, buna karşı duyarsızlıktır. Diğer taraftan meclis aslında kısıtlı temsiliyeti de olsa bir politik müzakere zeminidir. Müzakereye davet eden bir aklın tecride alınması kabul edilebilir mi? Bu siyasetin doğasına aykırı bir durum. Meclis aynı zamanda toplumsal mutabakatın yeniden üretilmesi zemininde hareket etmekle sorumludur. Oysa Meclis tecride sessiz kalarak, görmezden gelerek toplumun çok önemli bir kısmını mutabakat zemininden dışlamaktadır. Bu ve birçok başka nedene bağlı olarak meclise sesleniyoruz.”

Hukuk dünyasına ve muhalefete çağrı

Sezai Temelli, hem uluslararası hukuk dünyasına hem Türkiye muhalefetine seslenerek bu hukuksuzluğa karşı tutum almalarını talep ediyor: “Halkın temsilcilerinin ısrarla işaret ettiği bu hukuk dışılığa karşı kısıtlı duyarlılığın artık yetersiz kaldığının herkes farkına varmalı. Uluslararası hukuk kurumları başta olmak üzere tüm demokratik yapıların inisiyatif almasını istiyoruz. Türkiye’deki toplumsal ve siyasi muhalefete bir kez daha sesleniyoruz. Muhalif olmanın sorumluluğuyla karşı olduğumuz iktidarın kendisini nasıl ayakta tuttuğunu iyi bilmek gerekiyor. Bu istisna haline son vermeden bir hukuk devleti, demokratik bir Türkiye’yi var etmek çok da mümkün değil. Hiçbir seçim tecride rağmen Türkiye’yi demokratikleştiremez. Tabii Türkiye halklarına, emekçilere, kadınlara, gençlere sesleniyoruz. Yoksullukla, yoksunlukla, şiddet içinde yaşamaya mahkûm değiliz. Büyük bir mağduriyeti paylaşıyoruz. Bu mağduriyete son vermek mümkün. Bunun yolu hiçbir ön yargıya tutsak olmadan herkes için iyi olanı savunmak. Bu da hepimiz için demokrasi, hepimiz için hukuk ve adalet istemekten geçiyor”

Kürtler ve tecrit

Temelli, Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin Kürt halkı için anlamı üzerinde duruyor ve HDP grubunun eylemine desteğin çok güçlü olduğunu belirtiyor. Temelli, bu konuda şunları söylüyor: “Kürt halkının büyük bir kesiminin değişmez önceliği Sayın Öcalan üzerindeki tecridin sonlanması ve özgürlüğe kavuşmasıdır. Bu konuda eyleme olan destek çok güçlüdür. Fakat bunu toplumun diğer kesimleri için söylemek maalesef zor. Bunu söylerken medyanın yeterince görmemesinden, eyleme provokatif yaklaşımına kadar algı yönetici rolünün de olduğunu belirtmek isterim. Toplumun geniş kesimlerinin istisna hali dediğimiz olağanüstü halin normalleştirilmesine neden olan düzene alıştırılmaya çalışıldığını maalesef gözlemlemekteyiz. Bunda siyasi muhalefetin de sorumluluğu büyük.”

Tecrit için ara bilanço

Tecride karşı, HDP’nin odağında olduğu bir kampanya sürüyor, bir yanda da ülke seçim sürecine girdi. Temelli bu dönemde nasıl bir eylemsellik yolu izleyeceklerini şöyle açıklıyor: “Seçim kararı alındı biliyorsunuz. Bu dönemin sonuna geldik. Eylemimizi de sonlandırıp yeni bir eylem programıyla tecride karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu anlamıyla aslında kesintisiz bir eylem programı yürütmek istiyoruz. Sonuç alıncaya kadar farklı eylemlerimiz olacak. Bu arada hepimiz adaya gitmek için başvuruda bulunduk ama hiçbir dönüş olmadı. Umarım önümüzdeki dönem tecrit ile anılmayan bir meclisi var edebiliriz.
Bir ara bilanço yapmak gerekirse, tecrit sürüyor, bu da eylemliliğin genişleyerek ve güçlenerek sürmesi gerektiğine işaret ediyor. Tüm bileşenlerimizle, ittifak güçlerimizle bu meseleye karşı önemli bir kesimi harekete geçirmeyi başardık. Türkiye’de hukuk alanında da ciddi bir tepki ve duyarlılık var. Özellikle bölge barolarının bu süreçteki inisiyatifi önemliydi. Kürt meselesine duyarlı sivil toplum örgütlerinin eylemi sahiplenmesi ve eylemi kendi alanında görünür kılması, bir kısım sendikanın emek alanında bu eylemi gündemleştirmesi eylemin pozitif hanesine yazılacak gelişmeler. Ama daha kat etmemiz gereken çetin bir yol var, bunun farkındayız”

#Müzakere #aklına #tecrit #uygulanıyor

Dîlok’ta yakalanan IŞİD emiri tutuklandı

Dîlok’ta yakalanan, IŞİD örgütünün üst düzey yöneticilerinden olduğu iddia edilen H.A. isimli kişi tutuklandı

Dîlok’ta, IŞİD örgütünün üst düzey yöneticilerinden olduğu iddiasıyla gözaltına alınan kişi tutuklandı.

IŞİD’in “Ninova Valisi” olduğu öne sürülen H.A. isimli kişi, polis ekiplerinin 19 Ocak’ta bir adrese düzenlediği operasyonla gözaltına alınmıştı. Emniyetteki işlemleri tamamlanan ve bugün adliyeye sevk edilen H.A’nın tutuklanmasına karar verildi.

HABER MERKEZİ

#Dîlokta #yakalanan #IŞİD #emiri #tutuklandı

Neçirvan Barzani ile Sudani Bağdat’ta görüştü

Neçirvan Barzani, Irak Başbakanı Muhammed Şiya Sudani, Irak Parlamento Başkanı Muhammed Halbusi ve ABD’nin Irak Büyükelçisi ile Bağdat’ta bir araya geldi

Kurdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Bağdat’ı ziyaret etti. Neçirvan Barzani’nin Bağdat ziyaretine ilişkin yapılan açıklamada, Neçirvan Barzani’nin Irak Başbakanı Muhammed Şiya Sudani, Irak Parlamento Başkanı Muhammed Halbusi ve ABD’nin Irak Büyükelçisi ile görüştüğü belirtildi.

Görüşmelerde ayrıca Irak’ta yaşanan son gelişmeler, Kurdistan Bölgesi ile Irak arasındaki iletişim ve koordinasyonun geliştirilmesi ve daha birçok konunun konuşulduğu belirtildi. Neçirvan Barzani’nin Irak Başbakanı Sudani ile yaptığı görüşmede petrol ve gaz yasası ile Irak’ın bütçesi ve Irak sınırlarını koruma çabaları başta olmak üzere iki tarafın ortak çalışmalarının konuşulduğu kaydedildi.

HABER MERKEZİ

#Neçirvan #Barzani #ile #Sudani #Bağdatta #görüştü

Marsilya’da tecride karşı yürüyüş

Marsilya’da tecride karşı yürüyüş düzenlendi. Yürüyüş sonrası yapılan açıklamada, ‘Avrupa Konseyi’ni ve yetkili organlarını kendi görev ve sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz’ denildi

Fransa’nın Marsilya kentinde PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride karşı yürüyüş düzenlendi. Marsilya Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nin çağrısıyla Canabiere Meydanı’nda toplanan binlerce kişi, tecride karşı yürüdü.

Canebiere’den Avrupa Parlamentosu Marsilya Temsilciliği’ne kadar gerçekleştirilen yürüyüş sonrası yapılan mitingde kurumlar adına konuşmalar yapıldı. CPT başta olmak üzere Avrupa devlet ve kurumlarının tecritteki rolüne işaret edilen açıklamada Öcalan’ın özgürlüğü için her türlü eylem yapacaklarına işaret edildi.

Avrupa Konseyi’ne çağrı

Tecridin kaldırılması yönünde yapılan hiçbir başvuruya yanıt verilmediği gibi Avrupa’daki kurumların da hiçbir adım atmadığı ifade edilen açıklamada, “AİHM’nin bir kararına göre, bu hüküm Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal etmektedir. Avrupa Konseyi’ni ve yetkili organlarını kendi görev ve sorumluluklarına bağlı kalmaya ve görev ve sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz. Uluslararası komploda yer alan tüm güçlere bir kez daha Kürt karşıtı politikalarını gözden geçirmeleri çağrısında bulunuyoruz. Tüm demokratik güçleri de Kürt lider Abdullah Öcalan’ın özgürlük mücadelesini güçlendirmeye çağırıyoruz” denildi.

HABER MERKEZİ

#Marsilyada #tecride #karşı #yürüyüş