Ana Sayfa Blog Sayfa 105

Hüseyin Mat: “Hain, Kendi Kimliğini Rededenlerdir”

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Alevi toplumuna yönelik eleştirilere yanıt verdi. Mat, “Alevilerin hainleri çoktur” diyenlere karşı çıkarak, hainliğin özünü inkâr eden bir tavır olduğunu belirtti. Tarihten bugüne işbirlikçilerle birlikte hareket edenlerin unutulmayacağını vurguladı.

Mat, kişisel çıkarlar uğruna Alevi değerlerini yok sayanlar ve faşizan zihniyetlerle işbirliği yapanların tarihe kara bir leke olarak geçeceğini ifade etti. Sessiz kalanların da bu sorumluluğu taşıdığını belirten Mat, Alevilerin sahipsiz olmadığını ve milyonlarca Pir, Talip, Âşık, Ozan, Yoldaş ve Yaren’in demokrasi, eşitlik ve özgürlük için en ağır bedelleri ödemekten kaçınmadığını dile getirdi.

Hüseyin Mat, yazısında, “Alevilerin hainleri birkaç taneyse, insanlık onuru adına mücadele edenler, demokrasi, eşitlik ve özgürlüğü savunanlar milyonlardır” ifadelerini kullandı. Bu bağlamda, toplumların ilerleyişinin yalnızca hainlere değil, onları meşrulaştıran zihniyete karşı durabilen iradeye bağlı olduğunu vurguladı.

Sonuç olarak, Alevi toplumunun kendi değerlerine sahip çıkmasının ve birlik içinde hareket etmesinin önemini belirten Mat, tarihsel sorumluluğun bilincinde olmak gerektiğini ifade etti.

Alevilerin Haini yoktur, Hakikati Vardır ELİF KELEŞ O.

0

Televizyon ekranlarından “Alevilerin haini çoktur” cümlesini duyduğumda, yüreğimde derin bir acı hissettim. Çünkü bu söz, sadece bir topluluğa yöneltilmiş bir hakaret değil; benim kimliğime, inancıma, yoluma yapılmış bir saldırıdır. Biz Aleviler, tarih boyunca ihanetle değil, direnişle anıldık. Defalarca kılıçtan geçirildik, yakıldık, sürgün edildik. Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de öldürüldük. Ama hiçbir zaman zalimin sofrasına oturmadık, hiçbir zaman hakikatten vazgeçmedik. Bu yüzden bize “hain” diyen, aslında kendi diline ve vicdanına ihaneti ilan edendir.

Ben biliyorum ki Alevi olmak, “eline, beline, diline” sahip olmaktır. Alevi olmak, Pir Sultan Abdal gibi darağacına giderken bile zalimin zulmüne boyun eğmemektir. Seyit Rıza gibi darağacında “Sizin hilelerinizle baş edemedik, bu bize dert oldu” diyerek tarihe onur bırakmaktır. Bizim yolumuzun yolcuları hain olamaz; çünkü bu yolun özü, ihanet değil, hakikattir. Asıl ihanet, halkların kardeşliğini bozanlarda, inançları birbirine düşman edenlerde, devletin katliamlarını görmezden gelenlerdedir. Asıl ihanet, insanı insandan ayıran, dilini nefretle kirleten zihniyettedir.

Ben bir Alevi olarak şunu söylüyorum. Alevilerin haini yoktur. Alevilerin darağacına gidenleri, yakılanları, sürgün edilenleri, bedel ödeyenleri vardır. Biz ihanetle değil, direnişle anılırız. Merdan Yanardağ’ın sözleri, hiçbir şekilde “yanlış anlaşıldım” bahanesiyle geçiştirilemez. Bu söz, hakikati yaralayan bir iftiradır. Ben bu iftirayı reddediyorum. Çünkü biliyorum ki suskunluk zulmü büyütür, hakikati ise ses büyütür.

Ve son sözüm şudur.
Bizim yolumuz hakikatin yoludur. Hakikati kirleten her söz, bizden değildir.

Aksoy: Zorunlu din derslerine karşı birleşik bir direniş şart!

Antalya’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Sekreteri Hatice Demir Aksoy, zorunlu din derslerine karşı topyekün bir mücadele çağrısında bulundu. Yeni eğitim öğretim yılıyla birlikte gündeme gelen zorunlu din derslerinin, eğitim müfredatına dini referansların eklenmesiyle daha da belirginleştiğini vurgulayan Aksoy, bilimsel ve laik eğitimi savunan herkesin bu konuda sorumluluk alması gerektiğini ifade etti.

Aksoy, Diyanet’in eğitim müfredatına ilişkin açıklamalarının toplum üzerinde şekillendirici bir etkiye sahip olduğunu belirtti. Siyasal iktidarın, dini eğitim ve aile yapısını ön planda tutarak eğitim sistemini dinselleştirmeye çalıştığını dile getiren Aksoy, bu sürecin 4+4+4 eğitim modeliyle başladığını ve yeni müfredatla devam ettiğini söyledi.

Alevi kurumları olarak laik, bilimsel ve parasız eğitim mücadelesini yıllardır sürdürdüklerini belirten Aksoy, Antalya’da zorunlu din derslerine karşı açtıkları davaların sınırlı etkiler yarattığını ifade etti. Zorunlu din derslerinin yalnızca Alevilerin değil, tüm toplumun sorunu olduğunu vurgulayan Aksoy, bu konuda birlikte hareket etmenin önemine dikkat çekti.

Aksoy, laik ve seküler düşünceye sahip ailelerin, çocuklarının okulda deşifre olma korkusuyla mücadeleye girmekten çekindiklerini aktardı. Zorunlu din derslerine karşı yürütülen mücadelenin zorlu olduğunu belirten Aksoy, hakların gasp edilmesinin gelecekte daha büyük sorunlara yol açabileceğini savunarak, bu konuda örgütlü bir mücadelenin şart olduğunu ifade etti.

Son olarak, Alevi öğrencilerin din dersinden muaf tutulması için velilerden daha fazla talep beklediklerini belirten Aksoy, laik, bilimsel ve parasız eğitim mücadelesinden asla vazgeçmeyeceklerini sözlerine ekledi.

Aleviliğimizin özüne sahip çıkacağız, yeni tanımlamalara karşıyız!

Alevi kurum başkanları, 4. Serçeşme Hünkâr Hacı Bektaş Veli Festivali kapsamında düzenlenen “Talepler, Temsil ve Mücadele” panelinde bir araya geldi. Panel, Alevilerin yeni anayasa tartışmaları bağlamında yaşadığı sorunları ele almak amacıyla gerçekleştirildi. Yurttaşların yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte, moderatörlüğü Vedat Kara üstlendi.

Panelin açılış konuşmasını yapan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesinde karşılaştıkları zorluklara dikkat çekti. Geçmez, “Yeni bir Aleviliğe izin vermeyiz. Bu anlayışa karşı çıkmazsak, seküler devletten uzaklaşırız” ifadelerini kullandı. Devletin Alevilere yaklaşımının değişmesi gerektiğini vurgulayan Geçmez, Alevilik ile ilgili yanlış algılara karşı durulması gerektiğini belirtti.

CEM Vakfı Genel Başkan Yardımcısı Ertuğrul Arslan ise Alevi toplumu olarak geçmişte tüm siyasi partilere taleplerini ilettiklerini hatırlatarak, Alevi kimliğinin devlet kurumlarında yeterince tanınmadığını ifade etti. Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan ise, Aleviliğin herhangi bir kimliğe indirgenemeyecek kadar değerli olduğunu vurgulayarak, devletin Alevilere bakış açısının değişmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye Alevi Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Alevi dedeliğinin eğitimle değil, geleneklerle aktarılması gerektiğini ifade etti. Anadolu Alevi Canlar Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Şahan ise Alevilerin bu coğrafyada “tehlike” olarak görüldüğünü belirterek, Alevilerin inançlarına yönelik ayrımcılığa son verilmesi çağrısında bulundu.

İstanbul Alevileri, Hünkâr Hacı Bektaş Veli Festivali’nde buluştu

İstanbul’da düzenlenen Serçeşme Hünkâr Hacı Bektaş Veli Festivali, birçok Alevi kuruluşunu bir araya getirdi. Festival, Yenikapı Etkinlik Alanı’nda gerçekleştirildi ve iki gün boyunca devam edecek.

Etkinlikte, 113 sivil toplum kuruluşu, katılımcılara kendilerini tanıtarak faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Ayrıca, birçok yayınevi de stant açarak farklı türlerdeki kitapları ziyaretçilere sundu.

Festival boyunca çeşitli etkinlikler düzenlenecek. Konserler, âşık ve zakir dinletileri, atölye çalışmaları ve çocuk etkinlikleri gibi programlar katılımcılara zengin bir deneyim sunacak.

Bu yılki festival, Alevi toplumunun kültürel ve inanç özgürlüğünü kutlamak amacıyla gerçekleştirildi. Aleviler, bu tür etkinliklerle bir araya gelerek dayanışma ve birliklerini pekiştiriyor.

Tapu NECATİ ŞAHİN

65 yaş üstüsünüz.
Tapu’ya gidiyorsunuz.
Tapu memuru Sizden
“Tasarruf ehliyeti / akli yeterlik” raporu istiyor.
65 Yaş üstüsünüz.
Evleneceksiniz.
Nikah Dairesine gidiyorsunuz.
Nikah Memuru Sizden
“Tasarruf ehliyeti / akli yeterlik” raporu istiyor.
Hadi
bir vesile ile
“Tasarruf ehliyeti / akli yeterlik” raporu alıp Malınızı sattınız…
Bu sefer çocuklarınız, mirasçılarınız devrede.
“Babamız
Mal mülk idare edemez durumdadır” iddiası ile dava açıyorlar, mahkeme süreci başlıtıyorlar.
Satışı iptal ediyorlar.
Hadi,
bir vesile ile sağlık raporu aldınız.
Evlendiniz.
Çocuklarınız, mirasçılar ya.
“Babamızın, tasarruf ehliyeti / akli yeterlik”i yoktur. Rapor sahtedir. Rüşvet ile alınmıştır.
Kadın babamızı kandırmıştır.
Malına mülküne konmak için evleniyor.
Dava dava üstüne.
Mahkeme mahkeme üstüne…
Evlilik iptal ediliyor bazen.
İptal edilmese de “Gelin” de “Güvey” de bıkıyor zamanla.
Boşanıyolar bazen.
***
DEVLET’in TAPUSU “DEVLET”te
DEVLET Bey
80’ne merdiven dayamış…
Ülkenin Tapusu
Devlet Bey’de…
Ülkenin Cumhurbaşkanı’nın “Hareket Alanı Tapusu”
Devlet Bey’de…
Kürtlerin
“Özgürlük Tapusu”
Devlet Bey’de sanki…
İMRALI Adası kalmıştı.
O’nun tapusunu aldı.
“Ada Tapusu” da
Devlet Bey’de…
Ülkenin,
“Ortadoğu Strateji Tapusu”
Devlet Bey’de…
Ülkenin,
Mahkemelerin, Savcıların, Polislerin
Hakimlerin, Hapisanelerin Tapuları Devlet Bey’de…
Ülkenin,
Köprüleri yolları,
Dağları bağları,
Denizleri ovaları
Fabrikaları atölyeleri,
Yerüstü yeraltı
Kaynakları Madenleri…
Tabuları yabancılara verilirken, talancılara peşkeş çekilirken de
Tapular Devlet Bey’deydi. Çünkü, AKP’nin Tapusu Devlet Bey’de .
Cumhurbaşkanın da…
Devlet Bey,
Devlet Babadır…
Devlet Babanın Çocukları
bırakın;
“Babamız hasta, yürüyemiyor, konuşamıyor, göremiyor, hastane hastane dolaştırılıyor.
“Babamızın Devlet Sevdası” suistimal ediliyor…”
“Tamam Babamızın akli yeterliği yerinde de,
tasarruf ehliyeti” için Rapor talep ediyoruz “
Demiyorlar,
Diyemiyorlar.
Çünkü Onların Tapusu da
Devlet Bey’de…
*
Diğer Partiler de kendi kendini oyalanıp duruyorlar.
Partilerinin Tapusunun dolaylı olarak Devlet Bey’de olduğundan bihaberler…
***
Gelelim CHP’ye…
Onlar da Tapunun kendilerinde olduğunu sanıyorlar ya…
Kardeşim Tapunuz o kadar çok el değiştirdi ki…
Her değişimde
Devlet Bey vardı.
Bazen arkada:
“Ekmeleddin Gelecek Ekmek Yiyeceksiniz” hesabı gibi…
Bazen önde :
“CHP Davalar Yolculuğu’nda
Arabanın Direksiyonun’da yine Devlet Bey…
Arabada Ferdi Tayfur dinleyerek Yol alıyor, keyfli…
“Hadi Köyümüze dönelim”
Direksiyonu bazen sola bazen sağa çeviriyor.
Araba öyle sürüklüyor zaten.
Sola çevirince bir “umut” Sizde.
Sağa kırınca bir keder
Sizde…
Arabesk aynı ama:
” Hadi Köyümüze dönelim…”
*
Bir başka 80’ne merdiven dayamış Büyüğümüz;
Devlet’ten gelmiş,
ama Devletin Tapusunu hiç eline alamamış; Bizimkisi de;
Devlet Beyin
“Hadi Köyümüze dönelim” Arabeskinden etkilenmiş ki, Köyüne dönmek istiyor.
“Çocuklarım beni oyuna getirdiler, arkamdan hançerlediler. Köyümü elimden aldılar. Bu Ülke Ağaların Ülkesidir. Köy Ağası ölmeden, Köy Çocuklara geçmez… “
O demiyor.
O düşünüyor galiba.
Ben öyle seziyorum galiba…
Sezdiğimi yazıyorum
O’nu sevdiğim için olsa gerek…
Tamam
Evlatların sana ihanet etti. Hile etti. Hançerlediler.
Sen Babasın…
Baba, evlatları hayırsız da olsa hırsını frenler, aynısını yapmaz onlara.
Hele hele,
el eliyle,
el hilesi ile,
el mızrağı ile
Evladını kalbinden mızraklamaz.
Hadı yaptın diyelim
O mızrak utanır, batmaz. ..
Ayrıca,
Köyün Tapusu
artık Halk’ta.
“Maraba” köyü işgal etmiştir.
Köyün Tapusu,
Ne Devlet Baba’dadır.
Ne Dede’dedir
Ne Ekrem’dedır.
Ne Özgüroğlan’dadır…
*
HALK,
uykulu uykulu boşa akan “Su”ydu…
“Devlet Bey -AKP Düğünü” sonrası öyle bir bulut çöktükü ki Halkın üstüne…
Öyle şimşekler çaktı,
öyle yıldırımlar düştü ki Halkın üstüne…
Son Yıldırım,
CHP’yi parçalama Yıldırım’ı,
Halkı öyle bir çarptı ki…
Halk “elektriklendi…”
Elektrik enerjidir…
Karabulut,
“Baran” oldu, öyle yağdı, öyle yağdı ki,
Ülke’de uyuyan Su,
çok Su aldı.
SEL olmuş akıyor
Ülkenin dört bir yanında.
SEL,
Ne Tapu tanır,
Ne Tapu sahibi;.
Ne Savcı tanır
Ne Hakim
Ne de kanun.
Kendisi kanundur gayrı. ..
SEL,
önünde duracak
Tapuyu da,
Tapu sahibini de alır sürükler bilinmeze…
*
Bir çift Sözüm de
SEL’den kütük, tomruk çalmaya çalışan Kurnazlara olsun.
SEL’den tomruk çalmak,
oy çalmaya, rol çalmaya
benzemez.
“Devletin malı deniz, yemeyen keriz” zihniyetiyle Devlet’ten mal, makam çalmaya benzemez…
SEL’den
tomruk çalmaya çalışanı SEL affetmez.
Binsen de o Tomruk’un üstüne;
Tomruk SEL’ içindedir daha.
SEL,
katar Seni önüne
götürür bilinmeze…
Tomruk üstünde,
bir de bakmışsın ki,
gitmişsin başka limana…
Kirli bir limana…
*
Demem o ki;
Tapulu malına güvenme,
Gel Yunus’u dinle…
“Mal sahibi, mülk sahibi Hani bunun ilk sahibi
Mal da yalan, mülk de yalan
Var biraz da sen oyalan”

Bahçeli’den Alevilere Karşı Asimilasyon Hamlesi: “Açılım” Değil, Müdahale

İsmail Saymaz’ın bugün Halk TV’deki köşe yazısında aktardığına göre, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, uzun süredir dile getirdiği “Alevi hassasiyeti” söylemi kapsamında 11 Ekim’de Hacıbektaş’ta yeni bir adım atmaya hazırlanıyor. Bahçeli, “kendi imkanlarıyla” satın aldığı araziyi Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu’na bağışladı. Arazi üzerine bir cemevi ve külliye inşa ettiriliyor.

Bahçeli’nin açılışta “Alevi açılımı” adı altında mesajlar vereceği belirtiliyor.

Devletin Kurduğu Kuklalar

Saymaz’ın yazısında dikkat çektiği gibi, Bahçeli son dönemde CEM Vakfı yöneticileri, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve bazı Alevi kimlikli siyasetçilerle görüşmeler yaptı. Fakat bu kurumlar ve kişiler Alevi toplumu tarafından temsil organları olarak görülmüyor. Aksine, devlet eliyle kurdurulmuş işbirlikçi yapılar olarak değerlendiriliyor.

Bu nedenle Alevi kurumları, Bahçeli’nin girişimini “açılım” değil, Alevi hareketine devlet müdahalesi olarak niteliyor.

Beştepe’de Asimilasyon Planı

İsmail Saymaz’ın aktardığına göre Beştepe’de hazırlanan ve Erdoğan’a sunulacak olan raporda, Alevi toplumunun sorunlarını çözmekten çok, taleplerini devlet denetimi altına alma hedefi göze çarpıyor. Rapor; kamuda ayrımcılık, cemevlerinin statüsü ve “Alevi-Bektaşi İnanç Başkanlığı” gibi başlıklar içeriyor. Ancak bütün bu öneriler, Alevilerin kendi kurumlarıyla değil, devletin belirlediği aktörlerle muhatap alınması anlamına geliyor.

“Samimiyet Yokken Açılım Olamaz”

Alevi toplumu, Bahçeli’nin Hacıbektaş’ta açacağı külliyeyi, bir inanç mekânı değil, asimilasyonun yeni sembolü olarak görüyor.

11 Ekim’de yapılacak açılış, Alevilere eşit yurttaşlık değil, asimilasyonun yeni perdesidir.

Hüseyin Mat: 12 Eylül Zihniyeti Hala Yaşıyor!

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, 12 Eylül askeri darbesinin yıldönümünde yaptığı açıklamada, darbenin yarattığı otoriter zihniyetin günümüzde farklı biçimlerde sürdüğünü ifade etti. Mat, demokrasiye, halkların eşit yaşam hakkına ve özgürlüklere yönelik saldırıların, 12 Eylül’ün mirasının güncellenmiş hali olduğunu vurguladı.

Mat, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin, halkın iradesine ve temel özgürlüklere karşı yapılmış açık bir faşist saldırı olduğunu belirtti. Yıllar geçmesine rağmen, 12 Eylül’ün otoriter zihniyetinin farklı şekillerde devam ettiğini söyleyen Mat, günümüzdeki ağır baskı ve hukuk ihlallerinin, bu mirasın bir devamı olduğunu ifade etti.

Mevcut koşullara karşı atılacak en önemli adımın, özgürlük ve demokrasi mücadelesini ortaklaştırmak ve toplumsal dayanışmayı büyütmek olduğunu belirten Mat, hak ve özgürlüklerin korunmasının ancak emek, barış ve eşitlik temelinde yürütülecek birleşik bir mücadele ile mümkün olacağını vurguladı.

Aleviler, barış için kararlılıkla mücadele etmelidir!

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Alevilerin barış için öncelikle harekete geçmesi gerektiğini vurgulayarak, “Barış kendiliğinden gelecek bir şey değil. Hiç kimse bize barışı lütfetmeyecek. Barış için mücadele etmek zorundayız” dedi. Koçyiğit, barışın, Alevilerin yaşam hakkı ve eşit yurttaşlık taleplerinin gerçekleşmesi için elzem olduğunu belirtti.

Koçyiğit, süreçlerin arzu edilen hızda ilerlemediğini ifade ederek, mevcut sorun alanlarının çözülmesi gerektiğine dikkat çekti. Türkiye’nin antidemokratik uygulamalarını ele alırken, demokratik çözüm sürecinin sadece silahların susması ile değil, aynı zamanda demokratik bir toplumun inşasıyla mümkün olacağını söyledi. “Demokratik entegrasyon, kültürlerin korunması ve özgürlükçü bir sistemin parçası olmayı gerektiriyor” dedi.

CHP’ye yapılan müdahalelerin sürece dair güvensizliği artırdığını belirten Koçyiğit, ana muhalefet partisinin Kürt sorununun çözümünde dışlanmaması gerektiğini savundu. “Biz tüm Türkiye halklarını kapsayan bir çözümden bahsediyoruz. Bu bağlamda CHP’yi dışlamak, süreci sabote etmek anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.

Kürt sorununa dair kurulan komisyonun önemine değinen Koçyiğit, bu komisyonun toplumsallaşma açısından kritik bir adım olduğunu belirtti. Komisyonun, silah bırakanların hukuki statüsü gibi temel konulara yanıt vermesi gerektiğini vurguladı ve bu sürecin ilerlemesi için gerekli yasaların çıkarılmasına ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Son olarak, Alevilerin barışı samimiyetle istemesi ve bu yönde aktif mücadele vermesi gerektiğini dile getiren Koçyiğit, “Barış içinde söz kurmalıyız. Bu, demokratik bir yaşamın kapılarını aralayacak bir süreçtir” dedi.

Suriye’nin sahil kentlerinde kadınların kaçırılması devam ediyor

Suriye’de, Cihatçı Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) kontrolündeki sahil kentlerinde kadın ve çocukların kaçırılması olayları giderek artıyor. Özellikle Alevi kadın ve çocuklarının hedef alındığı bu kaçırma vakalarının, aileler üzerindeki tehditler nedeniyle kamuoyuna yansımayan birçok örneği olduğu belirtiliyor. Uluslararası Af Örgütü’nün verilerine göre, son altı ayda en az 36 kadın ve kız çocuğu kaçırıldı. Ancak gerçek sayının çok daha fazla olduğu ifade ediliyor.

Güvenlik endişeleri nedeniyle kaçırılanların aileleri isimlerini gizli tutmayı tercih ediyor. Örneğin, Haziran ayında “M.S.” adlı bir genç kadın evinden çıktıktan sonra ailesiyle iletişimi koptu. Ailesine gelen uluslararası bir aramada, genç kadının kaçırıldığı bildirildi ve erkek kardeşi telefonda, kız kardeşinin kontrol altına alındığını öğrendi.

Kaçırılan kadınların bir kısmı, sosyal medya baskıları sonucu geri dönse de, ağır travmalar yaşadıkları bildiriliyor. H.A. adındaki bir kadın, kaçırıldığı süre zarfında en az 20 kişinin tecavüzüne uğradığını ve sonrasında bir emire satılmasının planlandığını anlattı. Dönerken kendisine “konuşursan çocuğunu göremezsin” tehdidi yapıldığını belirtti.

Aileler, diğer yakınlarına yönelik tehditlerden korkarak çoğu zaman sessiz kalmayı tercih ediyor. Son olaylardan birinde, iki küçük kız kardeş ve ağabeyleri birlikte kaçırıldı. İki kız kardeş gizli pazarlıklarla serbest bırakıldı, ancak ağabeyin akıbeti hâlâ belirsizliğini koruyor.

Artan kaçırma vakaları, halkın akşam saatlerinde toplu taşıma yerine tanıdık taksi ve servis araçlarını tercih etmesine yol açtı. Bazı durumlarda, kaçırma planlarının servis şoförleriyle ve önceden yerleştirilmiş yolcularla organize edildiği de iddia ediliyor.