Ana Sayfa Blog Sayfa 1061

Asker aileleri: Çocuklarımız sessiz sedasız defnediliyor

Türkiye’nin Federe Kürdistan Bölgesi’ne yönelik saldırılarında ‘kayıp’ veya ‘gizlenen asker ölümleri’ ile ilgili HPG’den birçok açıklama yapılırken bu açıklamaları doğrular nitelikte bir açıklamayı da asker aileleri yaptı. İktidar ise sessizliğini koruyor

Türkiye’nin Federe Kürdistan Bölgesi’nin Zap, Avaşîn ve Metîna bölgelerine yönelik saldırılarında hayatını kaybeden askerler ile ilgili HPG’nin ‘Türkiye asker kayıplarını gizliyor’ açıklamalarını doğrular nitelikte bir açıklama da Tüm Şehit Sayılmayan Şehit Aileleri Derneği’nden geldi.

Türkiye’nin operasyonlarda yaşamını yitiren askerlerin sayısını gizlediği ve bazı yaşamını yitiren askerlerin cenazelerinin de HPG’nin elinde olduğuna dair haberler ile ilgili TSK veya iktidar kanadından ise bugüne kadar herhangi bir açıklama gelmedi.

En son ANF’de yer alan HPG açıklamasına göre, operasyonlarda yer alan asker Mustafa Bazna’nın cenazesinin ellerinde olduğu belirtilmişti. Açıklamada ‘asker kayıplarının gizlendiği’ de vurgulanmıştı.

Bazna’nın ailesi, bir süre önce çocuklarından haber alamadıklarını belirtmiş ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na durumu bildirmişti.

Konuya ilişkin Mezopotamya Ajansı’na (MA) bilgi veren Bazna’nın akrabaları, valiliğin Bazna’nın sistemde “kayıp şehit” olarak geçtiğini söylediğini aktarmıştı.

Türkiye Değişim Partisi (TDP) Genel Başkanı Mustafa Sarıgül de Piyade Uzman Çavuş Mustafa Bazna’nın ailesini ziyaret etmiş ve sonrasında TDP İl Binasında yaptığı açıklamada “Milli Savunma Bakanlığı konuyla ilgili mutlaka bir açıklama yapmalıdır” demişti.

HPG, Temmuz 2022’de yaptığı bir başka açıklamada ise Naci Kaygısız isimli askerin cenazesinin elinde olduğunu ve ailenin talep etmesi halinde cenazeyi teslim edebileceğini açıklamıştı.

Aileler sonunda isyan etti

Tüm Şehit Sayılmayan Şehit Aileleri Derneği ise 14 Ocak’ta bu açıklamaları doğrular nitelikte bir açıklama yaptı. Dernek basın açıklaması ile yaşamını yitiren askerlerin ‘sessiz sedasız defnedildiğini’ veya ölümleri ile ilgili ‘intihar’ denildiğini belirterek bu ölümleri ‘şüpheli’ bulduğunu vurguladı.

ANKA’da yer alan habere göre Dernek, asker aileleri ile birlikte yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Bizler evlatlarını askerde şüpheli şekilde kaybeden aileleriz. Bu kaybettiğimiz evlatlarımız sessiz, sedasız bir şekilde defnedildi. İsimleri de intihar etti oldu. Bizim evlatlarımızın ne şekilde vefat ettiğinden şüphe duyuyoruz. Ne şekilde kaybettiğimizi bilmiyoruz…”

‘Ölümlerden şüphe duyuyoruz’

Basın açıklamasını okuyan Dernek Başkanı Havva Gölbez ile Başkan Yardımcısı Nuray Vural, şu çağrıyı da yaptı:

“Buradan sesleniyoruz, Cumhurbaşkanımıza, İçişleri Bakanlığı’na, Genelkurmay Başkanlığı’na, Adalet Bakanlığı’na askerde bir şekilde kaybettiğimiz evlatlarımız için mücadele ediyoruz… Sessiz sedasız gömülüp giden evlatlarımız oluyor. En son 2012’de resmiyete, kayıt altına alınmış 2 bin 300 tane vatan evlatlarının TSK’nın ve Emniyet’te hayatını kaybettiği belirlenmiştir. 2012’den sonra sayılmadığı için net rakam bilinmiyor. Kendi çabalarımızla ulaştığımız ve öğrendiğimiz rakamlar bizi dehşete düşürüyor. Hastalıktan, kazadan, kaza kurşunundan kaybettiğimiz Mehmetçiklerimiz intihar etti diye lanse ediliyor. Bizim kanaatlerimiz ve şehitlik için açılan davalar sonrası ‘intihar etti’ denen askerlerin, öldürüldüğü gerçeğiyle yüzleşince bizlerin şüpheleri yersiz olmadığı ortaya çıkıyor. Buna örnek olarak 4 yıl önce Bursa Gemlik’te komutanı tarafından kafasının miğferle vurularak hayatını kaybeden er Gökhan Kılıç’ı gösterebilirim. Cinayeti işleyen komutan FETÖ’den tutuklandı. Eğer terhis olan erlerden birisi gerçekleri anlatmasaydı bugün beyin kanaması olarak kayıtlara geçecekti. Yine bir örnek olarak vermek gerekirse er Nihat Özcan tezkeresine bir gün kala ailesine, ‘firar etti, sınır kapısında Suriyeli askerler tarafından vuruldu’ dendi. Sınıra öldürülüp atıldığı verilen hukuki mücadele sonucu tam 28 yıl sonra ortaya çıkarıldı… Bizlere gerçeklerin söylenmesini istiyoruz… Bu derneğin başkanı ve evladını şüpheli şekilde kaybeden bir anne olarak soruyorum, sesimizi duyan var mı? Bizler evlatlarımızın ellerine kınalar yakarak, sapasağlam teslim ettiysek Türk Silahlık Kuvvetleri’nin (TSK) sorumluluğu altındadır. Biz bugün sizin karşınıza geçtik, acılı anneleriz, bizleri duyurun.”

Öte yandan yine HPG’nin açıkladığı ve ANF’nin 7 Kasım 2022’de görüntülerini yayınladığı bir başka habere göre bazı askerlerin cenazeleri yakıldı.

11 Eylül 2022’de Zap’ta çekildiği belirtilen görüntülere dair yayınlanan haberde, operasyonda yaşamını yitiren askerlerin cenazelerinin HPG’nin eline geçmemesi amacıyla yakıldığı belirtildi.

HABER MERKEZİ

#Asker #aileleri #Çocuklarımız #sessiz #sedasız #defnediliyor

Açlık grevi ikinci günde: Tecride dikkat çekmek istiyoruz

ESP ve SGDF üyelerinin PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride ve cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmek için başlattıkları açlık grevi sürüyor

İmralı Cezaevi’nde yaşan ağır tecrit başta olmak üzere artan hak ihlallerine karşı Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyeleri dün İzmir’de başlattıkları 3 günlük açlık grevi eylemini Kırıklar Cezaevi önünde duyurdu.

Eylem yayılacak

Bugün ikinci gününde olan eylem için çeşitli siyasi parti temsilcileri, insan hakları örgütleri, tutuklu aileleri ve yurttaşlar açlık grevindekileri ziyaret ediyor. İzmir’den sonra açlık grevi eylemi 3’er gün olarak 18 Ocak’ta İstanbul’da, 21 Ocak’ta ise Adana da sürecek.

Hasta tutsaklar ölme terk edildi

Başlattıkları eyleme ilişkin konuşan SGDF Eşbaşkanı Yaren Tuncer, tutukluların iradesini kırmaya yönelik her türlü politikanın uygulandığını söyledi. Bin 600’den fazla hasta tutuklunun olduğunu, bunlardan 600’ünün ağır ve cezaevlerinde yaşamanı idame ettiremeyecek kişiler olduğunu söyleyen Tuncer, “Hasta tutsaklar hapishanelerde öldürülüyor” dedi.

Sonuçlar çıkarmak istiyoruz

Cezaevindeki tecrit ve işkenceye karşı olduklarını belirten Tuncer, “İmralı’da bulunan Abdullah Öcalan’a yönelik tecritte dikkat çekmek istiyoruz. 3 gün boyunca hapishanelerde devrimci tutsakların durumunu gündem haline getirip neler yapılabileceğini demokratik kamuoyuyla tartışıp somut sonuçlar ortaya çıkarmak istiyoruz” diye belirtti.

‘Biz asla diz çökmedik’

ESP’li Tamer Aydın ise, AKP-MHP iktidarının içeride ve dışarıda bütün devrimci demokrat ve Kürt özgürlük hareketine diz çöktürmek istediğini ifade ederek, bunlara karşı birlikte mücadele etmek için açlık grevi eylemi başlattıklarını söyledi. Aydın, “Bizler asla diz çökmedik, çökmeyeceğiz. Bizleri teslim almak istiyorlar. Teslim olmadık. Bu sorunları aşmanın yolu da toplumsal muhalefetten geçiyor. Bunun için sokakları örüp çığlık olmak gerekiyor” diye aktardı.

‘Tutsakların sesi olmalıyız’

ESP İl Yöneticisi Birkan Polat da, cezaevlerindeki tecrittin ATK ve infaz yakmalarıyla sürdürdüğünü belirterek, “ATK işkencelerinin son bulması, siyasi tutsaklara gazete dergi ve kitaplara yönelik sınırların kalkması ve Kürt Halk Önderi üzerindeki tecrittin kaldırılması, aile ve avukatları ile görüşmesi için bu açlık grevini başladık. Demokratik devrimci kamuoyuna, aydınlara yazarlara tutsakların sesi olmaya çağırıyoruz” dedi.
Açlık grevi eylemi yarın saat 18.00’de Kültür Park’ta bulunan Gençlik Tiyatrosu’nda “Ölüm Uykudaydı” adlı filmin izlenilmesiyle son bulacak.

İZMİR

#Açlık #grevi #ikinci #günde #Tecride #dikkat #çekmek #istiyoruz

‘Şüpheli ölüm’ de işkenceci gardiyanlar hakim karşısına çıktı

Aydın Cezaevi’nde şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Yılmaz Ekinci’nin ölümüne dair açılana davanın ilk duruşmasında gardiyanlara ‘görevi kötüye kullanmak’ suçlaması yöneltildi

Aydın E Tipi Cezaevi’nde 13 Ocak 2022’de intihar ettiği ileri sürülen ancak daha sonra gardiyanlar tarafından işkenceye uğradığına dair kamera görüntüleri ortaya çıkan 28 yaşındaki Yılmaz Ekinci’nin ölümüne dair iddianame hazırlandı. İddianamede, Cem A., Mehmet E.D., Mustafa İ., Ömer G.T. ve Taşkın G. adlı gardiyanlara “görevi kötüye kullanmak” suçlaması yöneltildi.

Boynuna baskı sonucu havasızlık

İddianamede, Yılmaz Ekinci’nin ölümüyle ilgili cezaevi tarafından hazırlanan rapora yer verildi. Raporda, Ekinci’nin müşahede odasına götürüldüğü ana dair görüntülere işaret edilerek, Ekinci’nin sol elinde bir cisim olduğu kanaatine varıldığı belirtildi. Raporda, Ekinci’nin ölümüne dair de kimi bilgilere yer verilerek, Yılmaz Ekinci hakkında, ölüm nedeninin boyun bölgesine bası sonucu mekanik asfiksi (havasızlık) olduğu kanısına yer verildi. Raporda Ekinci’ye ası yoluyla yani boynuna ip benzeri bir cisimle baskı yapıldığı kanaatinin oluştuğunun bu nedenle adli tahkikat ile aydınlatılmasının yerinde olacağı belirtildi.

Gardiyanlara düzensiz davranmak suçlaması

İddianamede, infaz ve koruma memurları Cem A., Mustafa İ. ve Taşkın G.’nin Ekinci’nin eline sakladığı iddia edilen ipi görmedikleri, “müdahale” biriminde görevli Mehmet E. D.’nin Ekinci’nin sağ eline bakıp sol eline bakmadığı, müşahede görevlisi Ömer G.T.’nin ise müşahede odası girişinde üst aramasını gerektiği gibi yapmadığı aktarıldı. Cezaevi idaresinin söz konusu gerekçelerle 5 memur hakkında “kayıtsızlık göstermek veya düzensiz davranmak” suçlamasıyla disiplin soruşturması başlattığı ve uyarı cezası verdiği ifade edildi.

İntihara meyilli değildi

5 memur hakkında açılan davanın ilk duruşması dün Aydın 1’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada söz verilen gardiyanlardan Cem A., olay günü Aydın A.’nın talimatıyla Ekinci’yi koğuştan aldıklarını, Ekinci’nin elinde kesici alet ve ip gibi maddeler görmediğini söyledi.

İfade veren bir diğer sanık Mustafa İ. ise, “Cezaevi kurumu tarafından bize Yılmaz Ekinci isimli şahsın intihara meyilli olduğuna dair bir bilgi verilmedi. Ben kurumda görev yaptığım süre zarfında Yılmaz Ekinci’nin kendisine zarar verme şeklinde bir eylemde bulunup bulunmadığını bilmiyorum” dedi. Sanık gardiyan Taşkın G. ise, “kusurunun” olmadığını iddia ederek, beraat ve duruşmalardan vareste tutulmak taleplerinde bulundu.

Keşif talebinde bulunuldu

Yılmaz Ekinci’nin ailesi, sorumlu olan kişiler hakkında şikayetçi olduklarını belirtti. Sanıkların avukatı, yasak eşyaları müşahede görevlisinin sorumlu olduğunu belirterek, müvekkillerinin suçsuz olduğunu savundu.

Ekinci ailesinin avukat İrfan Şafak ise, Ekinci’nin darp edilip öldürüldüğüne dair tanıklarının dinlenilmesini talep etti. Şafak, emanette bulunan ve olayda kullandığı iddia edilen ipin getirilerek, ölümün nasıl gerçekleştiğine dair mahallinde keşif talebinde bulundu.

Talepler reddedildi

Söz verilen savcı, Aydın E Tipi Cezaevine müzekkere yazılarak, Ekinci’nin intihara meyilli olduğuna dair tutulmuş tutanak ve sanıklara uyarıda bulunulduğuna dair işlem olup olmadığının sorulmasını istedi.

Mahkeme, Ekinci’nin intihara teşebbüs girişiminde bulunup bulunmadığı ve intihara meyilli olduğuna ilişkin bir durum tespitinin yapılıp yapılmadığına dair cezaevine müzekkere yazılmasına, tanık dinleme ve keşif yapılması yönündeki taleplerinin reddine karar verdi. Sonraki duruşma 28 Mart’ta görülecek.

KAYNAK:MA

#Şüpheli #ölüm #işkenceci #gardiyanlar #hakim #karşısına #çıktı

Mültecileri taşıyan araç kaza yaptı: 2 asker, 1 mülteci öldü

Tarsus’ta mültecileri GGM’ye götüren askeri aracın TIR’a çarpması sonucu 2 asker, 1 mülteci hayatını kaybetti

Mersin’in Tarsus ilçesinde Tarsus- Pozantı Otoyolu Damlama bölgesinde gece saatlerinde kaza meydana geldi.

Askeri personel ve mülteci taşıyan otobüs, aynı yönde seyreden TIR’a arkadan çarptı. Kazada 2 askeri personel ve bir mülteci hayatını kaybetti. 2 personelin kayıp olduğu kazada 33 kişinin de yaralandığı öğrenildi.

Otobüsün yanarak kül olduğu kazayla ilgili Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Kazadan yara almadan kurtulan iki araç sürücüsünün ise gözaltına alındığı kaydedildi.

Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığı tarafında yapılan açıklamada askerlerin 27 Faslı mülteciyi Kırklareli Geri Gönderme Merkezi’ne götürdüğü sırada kazanın yaşandığını belirtildi.

MERSİN

#Mültecileri #taşıyan #araç #kaza #yaptı #asker #mülteci #öldü

Mahkemeden uydurma ceza

Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi’nde 26 yıldır tutuklu bulunan Mehmet Özen’e, devletin ulaşamadığı mahkemenin dinleyemediği kayıp gizli tanıktan ceza verildi

Dersim’de 1997 yılında çıkan bir çatışmada yaralı yakalandıktan sonra tutuklanan ve yargılandığı mahkemede “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Mehmet Özen’e “Cezaevi Yapılanması İç Koordinasyon”da yer aldığı iddiasıyla “Örgüt üyeliği”nden 6 yıl 3 ay hapis cezası verdi.

Adana 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi, 1 Aralık 2022’de görülen karar duruşmasında, mahkeme, duruşma esnasında bulunamayan gizliğin tanığın verdiği ifade ile açık tanık, ihbar mektubu ve Diyarbakır Cezaevi’nin gönderdiği bir yazıyı kararına dayanak yaptı.

Devletin ulaşamadığı tanıktan ceza

Gerekçeli kararını açıklayan mahkeme, “RE28FE17TN21DPL6” kod isimli gizli tanığa tüm aramalara rağmen ulaşılamadığını, ancak önceki beyanlarında fotoğraf teşhisini yaptığını belirterek, devletin ulaşamadığı tanığın ilk ifadesini kabul etti. Yine kararda Özen hakkında verilen mazgala vurduğu için aldığı disiplin cezası gerekçe gösterilerek örgüt üyeliği suçu oluştuğuna kanaat getirdi.

Mahkeme gizli tanığı dinleyemedi

Gerekçeli karara tepki gösteren Özen’in avukatı Turgay Bek, “Ortada sadece bir gizli tanık beyanı var. Gizli tanık yargılama sırasında bulunamadı. Gizli tanığa soru sorma şansımız olmadı. Mahkeme gizli tanığı dinleyemedi. Bir de cezaevinde müvekkil ve arkadaşlarının başka cezaevlerinde yaşanan sorunlar için açlık grevi yaptığı ileri sürülüyor. Müvekkil engelli olduğu için açlık grevi vb. eylemlere katılmamış. Ama buna rağmen onunla aynı koğuştakiler yemek almadı diye müvekkil de eylemci kabul edilip örgüt üyeliğinden mahkumiyet kararı verildi” diyerek tepki gösterdi.

Bek, karara karşı İstinaf Mahkemesi’ne itirazda bulunacaklarını söyledi.

Haber: Hamdullah Yağız Kesen /MA

 

#Mahkemeden #uydurma #ceza

Yönetmen Karaman: Kürt tiyatrosu kendi iradesiyle yol alıyor

Kürt tiyatrosuna ‘Seyrana Li Çeper’ çeviri oyunuyla katkı sunan yönetmen Nazmi Karaman, ‘Kürt tiyatrosu gelişi güzel bir oyun oynamıyor. Kürt tiyatrosu kimsenin egemenliği altında yürümüyor, tamamıyla kendi özgürlüğü ve iradesiyle yol alıyor’ dedi

Nîsk Huner tiyatro grubunun prömiyerini Êlih’te yaptığı, Fernando Arrabal’ın yazdığı, çevirisini Aydîn Rengîn ve yönetmenliğini Nazmi Karaman’ın yaptığı “Seyrana Li Çeper” oyunu, izleyici ile buluştu. Oyunun yönetmeni Nazmi Karaman ve oyuncular Gulan Mizgin ile Habib Çelik’le Kürt tiyatrosunun seyrini Mezopotamya Ajansı’na değerlendirdi..

Kürtçe. Kürtçe olduğu için yasaklanıyor

Oyunun Kürtçe olmasını “özgürlük” olarak tanımlayan Karaman, “Bir oyun yazdığınızda dili Türkçe, İngilizce, Kürtçe de olsa oynanıyor. Ama bizim ki yasaklanıyor. Çünkü Kürtçe. Kürtçe olduğu için yasaklanıyor. Ne kadar yasaklarlarsa yasaklasınlar yeni oyunlar yazmalı ve oynamalıyız. Sanatçılar, bu yasaklamalara birlikte üreterek ve oynayarak cevap olmalı” dedi.

Ne egemen ne ezilen

Kürt tiyatrosu ne egemen ne de ezilen bir tiyatro olmadığının altını çizen Karaman, “Onun alanı daha özgür. Hikâyeleri çok farklı, tabii bazen çeviri yapıyoruz ama o çeviriler de Kürtlerin hikayelerine benzer. Ele aldığımız çeviri oyunların da çerçevesi ve karakterleri de Kürt kültürüne yakın. Bu anlamıyla farklı bir özgürlük alanı yaratıyoruz. Kürt tiyatrosu tüm bu yasaklamalara rağmen hem oyunculukta hem de gruplarda kendisini çok ileriye taşıdı” diye belirtti.

Bu savaş iyi bir şey değil

Kürtlerin bir çok hikayesi olduğunu ancak bunların yazınsal hale gelmesinde sorunlar olduğunu belirten Karaman, Kürt tiyatrosunda yaşadıkları en büyük sorunun hikayelerin teks haline gelmesi olduğunu söyledi. Oyun hakkında da bilgi veren Karaman şunları söyledi: “Konusu savaş, savaş baştan beridir var olan bir şey. Oyunda da bunu farklı ele almak istedik. Bu savaş iyi bir şey değil ve her yerde insanları mağdur ediyor. Bu yüzden absürt ve naif bir şeyler ortaya çıktı.”

Kürt tiyatrosu canlı ve özgür

Sanattaki tekelleşmeye de işaret eden Karaman, Kürt tiyatrosunun bu anlamıyla ayrıcalık taşıdığını dile getirdi. Kürt tiyatrosunun canlı ve özgür olduğunu vurgulayan Karaman, “Kürt tiyatrosu gelişi güzel bir oyun oynamıyor. Kürt tiyatrosu kimsenin egemenliği altında yürümüyor, tamamıyla kendi özgürlüğü ve iradesiyle yol alıyor. Bu yüzden seçilen ve sahnelenen oyunlar Kürt kültürü açısından önem arz ederken, verdiği mesajlar da oldukça fazla. Hem dün, hem bugün hem de ileriki günlerimiz için önemli mesajlar var” diye belirtti.

Kürtçe yapmaya mecburuz

Oyunda oğlu savaş cephesinde olan bir anneyi canlandıran tiyatrocu Gulan Mizgin ise, tiyatroya yeni başladığını ve kadınların yaşadığı zorluklara değindi. Kendi anadiliyle tiyatro yapmanın çok keyifli bir iş olduğunu sözlerine ekleyen Mizgin, şöyle konuştu: “Kendi dilimle tiyatro yapmak çok güzel bir his çünkü ben bu dille büyüdüm, kendimi ait ve güvende hissettiğim yer Kürt dili. Zaten kendini ait hissetmediğin bir dilde çalışma yürütürsen o çalışma başarılı bir çalışma olmuyor. Kürtçe yapıyoruz diye kutlanacak bir şey olmamalı. Çünkü Biz Kürtçe yapmaya mecburuz.”

Kadının tarihinde zulüm yok

Oyundaki rolüne de değinen Mizgin, şunları söyledi: “Oynadığım karakter, oğlu savaşta olan bir anne. Bütün oyun boyunca kadının o vicdani tarafını görebiliyoruz. Birçok diyalogda eşi zulümden yana olurken kadın barıştan yana cevabı veriyor. Bu da kadının ruhundan geliyor, kadının tarihinde zulüm yok, kadın doğadır ve doğadan gelmiştir. Oyunda erkek her açıdan savaşı savunan bir yerde duruyor. Bu da aslında şu mesajı veriyor; dünyadaki bütün savaşlar erkeklerin elinden yürüyor. Eğer ki kadınlar yönetseydi asla savaş olmazdı.”

Oyunda bir askeri canlandıran Habib Çelik de, 6 yıldır Kürt tiyatrosunda yer aldığını belirterek, sanata sahip çıkma çağrısında bulundu.

Haber: Eylem Akdağ – Bazid Evren / MA

 

#Yönetmen #Karaman #Kürt #tiyatrosu #kendi #iradesiyle #yol #alıyor

Asrın Hukuk Bürosu’ndan CPT’ye İmralı başvurusu

Asrın Hukuk Bürosu avukatları, İmralı’da tecrit altında tutulan müvekilleri PKK Lideri Abdullah Öcalan için CPT’ye yeni bir başvuru yaptı ve eylül ayında gerçekleştirdiği ziyaretin raporunun açıklanmasını istedi

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 24 yıldır ağır tecrit koşulları altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile aynı cezaevinde tutulan Ömer Hayri Konar, Veysi Aktaş ve Hamili Yıldırım’dan 21 ayı aşkın bir süredir haber alınamıyor. Asrın Hukuk Bürosu avukatları, müvekkillerine dair Avrupa Konseyi İşkencenin Önlenmesi Komitesi’ne (CPT) yeni bir başvuruda bulundu. Başvuruda, CPT’den 20-29 Eylül tarihleri arasında İmralı’ya yaptığı ziyarete dair raporun açıklanması talep edildi.

3 ayda 46 başvuru

Aile ve avukat görüşleri ile telefon, mektup ve iletişim haklarının engellendiğine dikkat çekilen başvuruda, ayrıca savunma ve adil yargılama hakkının da engellendiğini vurgulandı. Başvuruda, söz konusu hakların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile koruma altına alındığına işaret edildi. “Incommunicado (haber alamama)” halinin daha da ağırlaştığına vurgu yapılan başvuruda, son 3 ayda Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına ve İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi Müdürlüğüne düzenli bir şekilde başvurular yapıldığı, her iki makama yapılan 32 kez avukat ve 14 aile görüşmesinin tamamının cevapsız bırakıldığı aktarıldı.

Başvurular yanıtsız

Başvuruda, “Avrupa kurumları başta olmak üzere 22 farklı ülke 350 avukatın 14 Eylül’de, Ortadoğu’dan 756 avukatın ise 19 Eylül’de Adalet Bakanlığına başvuruda bulunarak başvurucularla ayrıca avukat savunma yapma davaları de yanıtsız bırakılmıştır. Başvuruculara daha önce gönderilen mektupların akıbeti bilinmediği gibi, bu rapor döneminde gönderilen 27 Eylül 2022 tarihli yeni mektubun da ulaşıp ulaşmadığı bilinmemektedir” diye kaydedildi.

Kurallar işlevsiz kılınıyor

Mayıs, Eylül ve Ocak’ta verilen disiplin cezalarının anımsatıldığı başvuruda, yasakların gerekçesinin tebliğ edilmediği, itiraz süresi dolduktan sonra avukatlara yanıt verildiği aktarıldı. Başvuruda, “Bu yöntemle başvurucu avukatları bilinçli şekilde disiplin soruşturma, yargılama ve karar aşamalarının dışında tutulmakta; böylece disiplin cezası ile suçlanan mahpusun, ‘adaletin yararının gerektirdiği durumlarda kendisini bir yasal yardımcı aracılığıyla savunabilmelidir’ hükmünü getiren Avrupa Cezaevleri Kurallarının 59. kuralı, fiilen işlevsiz kılınmaktadır” denildi.

Cezalar hukuk dışı

Disiplin cezalarına karşı yapılan itirazların mahkemelerce hızlıca gerekçesiz bir şekilde reddedildiği belirtilen başvuruda, Komite’nin 2020 raporuna dikkat çekildi. Başvuruda, söz konusu raporda aile görüşünü engelleyen disiplin cezalarının “hukuk dışı olduğunun” tespit edildiği hatırlatıldı.

Etkili yanıt verin

Başvuruda, CPT’nin son İmralı ziyaretine işaret edilerek, CPT’nin bu ziyarete dair herhangi bir açıklama ve rapor yayınlamadığını, ayrıca yapılan temaslara rağmen görüş bildirmediği aktarıldı. Başvurunun devamında ise şu ifadelere yer verildi: “Prosedürlerin işletilmemesi, komiteniz tutumuna yönelik ciddi kuşkulara yol açmaktadır. Son ziyaretinizin de Türkiye devlet, hükümet, kamu otoriteleri ve mahkemelerce ciddiye alınmadığı, herhangi bir etkiye-değişikliğe yol açmadığı, bir formaliteden öteye gitmediği sonuç ve kanaatine yol açmaktadır. Son ziyaretinize, öncesinde disiplin cezası sonrasında avukat yasağı kararıyla yanıt veren devlet, hükümet yetkilileri ve mahkemeleriyle bir bütün olarak adeta komitenizin gözünün içine baka baka, ‘Sizin rutin ziyaret, rapor, tespit ve tavsiyelerinizin bizim için hiç bir önemi yoktur, biz bildiğimizi okumaya devam edeceğiz’ ile mesajını vermektedir. Böylesi gayri hukuki, gayri insani ciddiyetsiz ve keyfi yaklaşıma artık etkili bir yanıt vermenizin zamanı gelmiş, geçmektedir.”

Talepler

Başvurunun devamında ise, şu talepler sıralandı:

“* Komite’nizin ‘acil’ bir şekilde son ziyaretiyle ilgili raporunu ve tespitlerini kamuoyuna açıklaması,

* Avukat ziyaretlerinin derhal gerçekleştirilmesi ve devamlılığının sağlanması ile hukuka aykırı mahkeme kararları ile engellenmesine son verilmesinin sağlanması,

* Aile ve vasi ziyaretlerinin gerçekleştirilmesi ve devamlılığının sağlanması ile hukuka aykını disiplin cezaları ile engellenmesine son verilmesinin sağlanması,

* Ziyaret haklarının tesis edilmesine paralel bir şekilde başvurucuların aile ve yakınlarıyla rutin telefon haklarını kullanmalarının sağlanması,

* Dışarıyla ve avukatlarıyla mektup, telgraf ve faks yoluyla iletişiminin önündeki tüm engellere son verilmesinin sağlanması,

* Gazete, dergi ve kitaplar ile ilgili fiili veya hukuka aykırı uygulamaların son bulmasının sağlanması,

* İşkence, insanlık dışı ve kötü muamele koşulları ile incommunicado halini ortadan kaldıracak zorlayıcı tedbirin alınması ve Sözleşme 10/2. Maddesinde düzenlenen prosedürlerin işletilmesi ivedilikle talep olunur.”

Haber: Mehmet Aslan / İstanbul-MA

#Asrın #Hukuk #Bürosundan #CPTye #İmralı #başvurusu

Amed’de bir genç bedenini ateşe verdi

Amed’in Sur ilçesinde bedenini ateşe veren genç ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı

Amed’in Sur ilçesindeki tarihi Keçi Burcu’nda ismi öğrenilemeyen bir kişi, yanında getirdiği yanıcı madde ile bedenini ateşe verdi. Çevredekilerin bildirmesi üzerine bölgeye çok sayıda polis ile 112 ekipleri sevk edildi.

Kimliği belirlenemeyen kişi ekiplerin müdahalesiyle söndürülürken, vücudunun büyük bir bölümü yanan ve 25 yaşlarında olduğu belirtilen genç hastaneye kaldırıldı. Gencin durumunun ağır olduğu öğrenildi.

AMED

#Amedde #bir #genç #bedenini #ateşe #verdi

Günün sonunda kazanan ve kaybeden kim olacak?

Bu kesimlerin anlamadığı bir şey var. İktidar değişiminin HDP açısından taşıdığı anlam ile Millet İttifakı açısından taşıdığı anlam bir ve aynı değil…

Herdem Fırat

2023 seçimi her kesim açısından gün geçtikçe daha fazla önemli hale geliyor. Peki 2018 yılındaki seçimler daha kesinleşmeden ‘adam kazandı’ mı denilecek, ‘hanım mı kazandı’ denilecek yoksa ‘demokrasi ve özgürlükler kazandı’ mı denilecek? Bunun cevabını elbette şimdi kesinkes söylemek mümkün değil. Lakin kimi yaklaşımlar sonucu tahmin etmede ipuçları veriyor.

HDP son yaptığı açıklama ile seçime kendi ittifak adaylarıyla katılacağını belirtti. Bu açıklama iktidar çevrelerince tebessümle karşılanırken Millet İttifakı’nı da telaş sardı. Özellikle seçimlerle ortak aday ile girildiğinde Erdoğan’ın karşısındaki adayın ilk turda kesin kazanacağını değerlendiren kimi kesimlerde eleştiriler yerini hakaret ve küfre bıraktı. Bazıları da bu hamleyi kapatma davasının düşürülmesi karşılığında iktidar ile pazarlık olarak değerlendirdiler. Bu kesimler partinin hazine yardımının yapıldığı hesaplara bloke konulduğunda ses çıkarmazken, HDP’nin aday çıkarmasını pazarlık olarak gördüler. Velev ki pazarlık etmiş. Siyaset sorunlara çözüm üretme mekanizmasıdır. HDP de siyasi bir parti olarak kiminle pazarlık yapacağına, kiminle ittifak kuracağına, nasıl bir yol haritası izleyeceğine kendisi karar verir. Ancak Erdoğan karşıtlığında birleşen Millet İttifakı destekçileri HDP’den koşulsuz destek istiyor. Bu olmadı mı HDP hain oluyor, işbirlikçi oluyor, iktidar yanlısı oluyor.

Bu kesimlerin anlamadığı bir şey var. İktidar değişiminin HDP açısından taşıdığı anlam ile Millet İttifakı açısından taşıdığı anlam bir ve aynı değil. Millet ittifakı AKP-MHP yerine geçip ülkeyi kendileri yönetmek istiyorlar. Onlar için yasak, inkar ve imha söz konusu değil. Hatta hiçbir partileri kapatma davasıyla karşı karşıya değillerdir. Ancak HDP açısından durum farklıdır. HDP gerçek anlamda toplumsal sorunların çözümüne odaklanan ve cumhuriyetin inkar-imha siyasetini sonlandıracak bir ferasetle politika yapıyor. Bu hususlarda mevcut iktidar dışında hiçbir şey söylemeden HDP’den iktidar değişikliği için destek istemek samimiyetsizliktir.

HDP’ye en çok oy veren kesim Kürtlerdir. Kürtler bu ülkede halen varlık sorunu yaşıyorlar. Varlık sorunu yaşanan bir yerde iktidar renginin değişmesi pek anlam ifade etmez. Cumhuriyetin 100. yılında iktidar olmak elbette önemlidir. Ancak eskiyi aşacak bir feraset geliştirmeden ister 100 yıl geçsin ister 1000 yıl geçsin fark eden bir şey olmaz. Kürtlerin taleplerini görmezden gelerek oyalama siyaseti ile bu iş yürümez. Cumhuriyetin kuruluşunda Kürtlere verilen sözler tutulmadı. Onlarca kez Kürtlere söz verildi ancak tutulmadı. Bunun için somut adım atılması gerekiyor. Şimdilerde Millet İttifakı’na mensup partiler kimi Kürt vatandaşları partinin etkili organlarına getirerek sanki Kürtlere önem veriyorlarmış gibi yapıyorlar. Eğer öyle olsaydı HDP dışında en çok Kürdün görev yaptığı parti AKP’dir, o zaman en duyarlısı da AKP olurdu.

Lozan Antlaşması yapılırken Meclis’te olan bazı Kürtler işaret edilerek, tüm Kürtler adına kararlar aldırttılar. Sanki Kürt halkının statü talebi yokmuş gibi yansıttılar. Azınlıklara verilen haklardan bile mahrum bıraktılar. Şimdi de benzeri yapılmak isteniyor. Ama o günler geride kaldı.

“Bu iktidar Kürtlere bu kadar zulüm yaptı, Millet İttifakı’na mı destek verecekler yoksa yine bu iktidara mı destek verecekler” diyorlar. HDP kendi adayını çıkararak ne Cumhur İttifakı’na destek veriyor ne de Millet İttifakı karşısında konumlanıyor. HDP daha başından beri 3. Yol siyaseti izleyeceğini açıkça söylüyor. Varlığını bunun üzerine kuruyor. Bunu anlamak yerine peşinen suçlama içerisine giriliyor. HDP ucuz pazarlıklar içine girmek, milletvekili-bakanlık pazarlığı yapmak yerine tüm partileri demokrasi cephesine davet ediyor. Demokrasi mücadelesi yürütüyor. Bu mücadelede büyük bedeller verdi. Doğal olarak bu bedeller üzerinden birilerinin iktidar olup ırkçı-faşist heveslerini yaşatmasına zemin olmak istemiyor.

Peki günün sonunda kazanan ve kaybeden kim olacak?

-Eğer Millet İttifakı gerçek bir demokrasi ve özgürlükleri esas alan bir uzlaşı sonucu ortak adayda buluşursa demokrasi güçleri kazanacak.

-Meral Akşener’in ırkçı, gerici, HDP’yi tanımayan yaklaşımı ile Millet İttifakı seçime girerse ‘adam kazanır’ demokrasi kaybeder ama en çok CHP kaybeder. Ömür billah bir daha böyle bir şansı yakalayamaz.

-Meral Akşener’in Başbakan olma hırsı uğruna Kürtlerin ırkçılığa ve inkar siyasetine verecek destekleri yoktur, olamaz. Bunu pazarlık konusu olarak görenlerin zaten demokrasi feraseti yoktur. O yüzden Kürtlerin destek vermedikleri bir taraf kaybettiğinde Kürtler kaybetmiş olmaz.

Özcesi ‘adam kazandı’ ya da ‘hanım kazandı’ dememek veya ‘demokrasi ve özgürlükler kaybetti’ dedirtmemek için daha temkinli hareket etmekte yarar var.

#Günün #sonunda #kazanan #kaybeden #kim #olacak

Uzaklaştırma alan Yücel’e öğrencilerinden destek

HDP’nin kapatılmasına değindiği için öğretim görevlisi olduğu Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde 3 ay uzaklaştırma alan Doç Dr. Bülent Yücel’e öğrencilerinden destek geldi

Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Anayasa Hukukları Genel Esasları dersinin 9 Ocak’ta yapılan dönem sonu sınavında bir soruda HDP’nin kapatılmasına değindiği için rektörlük tarafından 3 ay uzaklaştırma cezası alan Doç.Dr. Bülent Yücel’e öğrencileri destek verdi.

Öğrencilerden destek

Öğlen saatlerinde Hukuk Fakültesi önünde toplanan yüzlerce öğrenci, Rektörlük binasına kadar “Bülent hoca yalnız değildir” “Hocama dokunma, sınavımı geri ver” sloganlarıyla yürümek istedi. Özel güvenliklerin engelleme girişimlerine karşı öğrencilerin eylem ve yürüyüşte ısrar etmesi sonrası, özel güvenliklerin çekilmesi ile öğrenciler yürüyüşe geçti.

‘Bizi muhatap almadılar’

Eğitim Sen Şube Başkanı Faik Alkan’ın da destek olarak katıldığı eylemde öğrenciler, açıklamalarında, “Bülent hocamızın görevden uzaklaştırıldığını ve bu sene yapılan anayasa sınavının iptal edildiğini üzülerek öğrendik. Sınavın iptal edilmesi, yüzlerce öğrenciyi mağdur etti. Bülent hocamıza karşı yapılan 3 ay uzaklaştırma kararının bize gerekçesini dahi söylenmemesi de, okul yönetiminin bizi muhatap almadığının biz göstergesidir. Bu durum, biz öğrencilerin, yönetimde söz sahibi olmadığımı tekrar hatırlatmış oldu.” dedi.

Açıklama sonrası öğrenciler, rektörlük binası önüne anayasa kitapçığı bırakarak, rektörlüğe Yücel’in görevine geri dönmesi için yazdıkları dilekçeleri verdi.

ESKİŞEHİR

#Uzaklaştırma #alan #Yücele #öğrencilerinden #destek