Ana Sayfa Blog Sayfa 1064

Meclis’e göre, toplu mezarlar ‘yaralayıcı’ değil sormak ‘yaralayıcı’

HDP’li Tayip Temel’in, Zilan Deresi’de ortaya çıkan insan kemiklerinin araştırılmasına ilişkin verdiği önerge, ‘Kaba ve yaralayıcı’ bulunarak işleme alınmadı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Wan Milletvekili Tayip Temel, Zilan Deresi’nde Koçköprü Baraj sularının çekilmesiyle ortaya çıkan insan kemiklerinin araştırması için önerge verdi.

Temel’in önergesi, Meclis Kanunlar ve Kararlar Başkanlığınca önergede “kaba ve yaralayıcı sözler” bulunduğu gerekçesiyle işleme alınmadı.

Önergenin işleme alınmamasına ilişkin verilen yanıtta, “1930’lu yıllardan itibaren demografik ve sosyo-ekonomik yapısı değiştirilen ve 90’lı yıllardan beri de uygulanan yayla yasakları ve süren savaş koşullarından dolayı yoksullaşan bölge halkı, yerlerinden yurtlarından sökülüp, kent muhitlerindeki derme çatma yapılara ve kısıtlı yaşam koşullarına mahkûm edilmektedir” cümlesinin “kaba ve yaralayıcı” olduğu belirtildi.

ANKARA

#Meclise #göre #toplu #mezarlar #yaralayıcı #değil #sormak #yaralayıcı

HDP kapatma davası ile ilgili AYM’ya başvurdu

HDP’ye yönelik kapatma davası ileilgili basın açıklaması yapan Eş Genel Başkan Sancar, AYM’ye kapatma davası ile ilgili başvuru yaptıklarını ve seçim sonrasına bırakılmasını istediklerini belirtti

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partilerine dönük kapatma davasındaki gelişmelere dair parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. HDP Hukuk Komisyonu’nun Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) kapatma davasına ilişkin yeni bir başvuru yaptığını açıklayan Sancar, başvuruda kapatma davası kararının seçimler sonrasına bırakılması istendiğini belirtti.

HDP’nin başvurusunda tüm muhakeme işlemlerinin seçimlere kadar durdurulması ve seçimlerin ardından devam etmesi talep edildi.

Sancar, “Bu dava hukukla açıklanabilecek bir durum değil. Siyasi saiklere dayalı bir operasyonun parçasıdır. Dava açılmadan önceki süreci hatırlarsak, partili cumhurbaşkanının HDP’ye yönelik açıklamaları vardı. Daha sonra iktidarın küçük ortağı MHP, partimize karşı bir kampanya başlattı. Kapatma davası açılması için tehdit ve şantaj içeren yoğun açıklamalar geldi. Nitekim bu kampanyanın bir neticesi olarak dava anlamlı bir tarihte açıldı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı iddianameyi AYM’ye 17 Mart 2021’de teslim etti. Yani MHP’nin kongresinin yapılacağı tarihten bir gün önce. Bu tür sembolik hamleler daha sonra da devam etti. Bu davanın amacı, demokratik siyaseti baskı altına almaktır. Bu davanın amacı HDP’yi tasfiye etme planlarını hayata geçirmektir” dedi.

Sancar’ın konuşması şöyle:

“Bu kararların en önemlileri de Türkiye’ye karşıdır. Yargının siyasi hesaplara alet edilmesinin tipik bir örneğidir HDP’ye karşı açılan kapatma davası. En son Hazine yardımının yapılacağı banka hesaplarımıza bloke koyma kararı çıktı. Bu kararın oy çokluğuyla alındığı biliniyor. Kararın her açıdan hukuka aykırı iç hukukun bütün temel ilkelerini ihlal edecek şekilde alındığını da açıkladık.

Hazine yardımının yapılacağı hesaplara bloke konma kararı apaçık şekilde AYM’nin varlık nedeninin inkârı anlamına geliyor.”

Ayrıntılar geliyor…

#HDP #kapatma #davası #ile #ilgili #AYMya #başvurdu

Irak, Türkiye ve İran sınırına 6 bin polis yerleştirmeyi planlıyor

Irak İçişleri Bakanlığı, Türkiye ve İran sınırlarına yerleştirilecek 6 bin polis için kayıt işlemlerinin başladığını duyurdu

Irak Haber Ajansı’na göre, Irak İçişleri Bakanlığı yaptığı bir açıklamayla sınırlara yerleştirilecek polisler için kayıt işlemlerinin başladığını duyurdu.

Açıklamada Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki yurttaşların da başuvuruda bulunabileceği kaydedilirken, başvuranların yaşlarının 17-35 arası olması gerektiği belirtildi.

Irak İçişleri Bakanı Abdulemir Şemeri konuyla ilgili konuşarak, Irak sınırlarının kırmızı çizgileri olduğunu ve ihlallere karşı sessiz kalmayacaklarını belirtti. Şemeri ayrıca Türkiye ve İran sınırına 6 bin polisin yerleştirileceğini söyledi.

Abdulemir Şemeri, Irak’ın Suriye ile olan sınırı hakkında ise, “65 kilometre uzunluğunda beton çit çekilecek. Ayrıca bir gözetim projemiz var. Yakın zamanda Irak’ın tüm ülkelerle olan sınırları denetlenmeye başlanacak” dedi.

Kaynak: RojNews

#Irak #Türkiye #İran #sınırına #bin #polis #yerleştirmeyi #planlıyor

‘Tecrit Kürt sorununa yaklaşımdır’

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit politikasına karşı başlatılan Adalet nöbetinde konuşan HDP Milletvekili Musa Piroğlu, Tecride karşı çıkmanın savaşa karşı çıkmak olduğuna vurgu yaptı

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP), PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülmesi talebiyle başlattığı Adalet Nöbeti, 18’inci gününde devam etti. HDP milletvekilleri Zeynel Özen, Feleknas Uca, Kemal Peköz, Musa Piroğlu, Dilan Dirayet Taşdemir, Dersim Dağ, Celadet Gaydalı, “İmralı’da hukuk uygulansın” ve “Tecrit insanlık suçudur” dövizleriyle Meclis Dikmen Kapısı’nda açıklama yaptı.

Açıklamada konuşan Piroğlu, İmralı’daki tecrit politikası ile hükümetin Kürt sorununa yaklaşımı arasında doğrusal bir ilişki olduğuna dikkat çekerek, “Tecridin ağırlaştırılması demek savaş siyasetinin ve çözümsüzlüğün derinleştirilmesi demektir. Herkesin bildiğini hükümet de biliyor. Kürt sorununda çözümün adresi İmralı’dır. Sayın Öcalan’a yönelik tecrit politikası demek aslında çözümden kaçmak yani savaşı derinleştirmek demektir. Çözümsüzlüğün derinleşmesi ve savaşın tırmanması, bu ülkede zorbalığın artması ve baskını çoğalması anlamına gelir” dedi.

Savaşı derinleştirir

İktidarın tecrit politikası, savaş koşullarında seçime gittiğine dikkat çeken Piroğlu, “Tecridin ağırlaştırılması Kürt halkına karşı savaş siyasetinin derinleştirilmesi, sandığın savaşın ve zorbalığın ortasında kurulması demektir. Ve Türkiye’deki bütün emekçiler, Türkiye’de bütün ötekileştirilenler, haksızlığa uğrayanlar şunu bilmek zorundalar: İktidar savaşı sürdürdüğü sürece bu ülkeye demokrasi gelmeyecek. İktidar savaşı sürdürdüğü sürece hiç kimse özgür olmayacak. İktidar savaşı sürdürdüğü sürece emekçiler haklarını alamayacak, yoksulluk büyümeye devam edecek” diye konuştu.

Tecride karşı çıkmak savaşa karşı çıkmaktır

Savaş karşıtlığı ve Kürt halkıyla dayanışmanın iktidar karşıtlığı için şart olduğunu belirten Piroğlu, “Eğer bu iktidarı devirmek istiyorsan, bu zorbalığa ve sömürü düzenine son vermek istiyorsak, tutarlı bir şekilde demokrasiden tutarlı bir şekilde özgürlüklerden yana olmak zorundayız. Ve eğer tutarlılıktan söz ediyorsak, Kürt halkıyla yan yana durmamız gerekiyor. Bunun bir tane yolu var. Tecrit politikalarına karşı çıkmak, tecrit politikalarının sona erdirilmesini sağlamak Kürt halkıyla adil demokratik bir masanın kurulması için omuz omuza gelmemiz gerekiyor. Tecride karşı çıkmak, savaşa karşı çıkmak demektir” diye konuştu.

Kaynak: MA

#Tecrit #Kürt #sorununa #yaklaşımdır

679 gündür adalet arıyorlar: Zulüm bitsin artık

679 gündür Adalet Nöbeti’nde olan Şenyaşar ailesi, ‘Bu zulüm bitsin artık’ çağrısı yaptı

Riha’nın Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ve saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de başlattığı Adalet Nöbeti, 679’uncu gününde sürüyor. Aile, bir televizyon programı aracılığıyla yaşadıkları adaletsizliği bir kez daha duyurmak için bir gittikleri kentten henüz dönmedikleri bugün Urfa Adliyesi önüne gelemedi.

Aile, nöbete ilişkin sanal medya hesabından “Devletlerin refahı ve gücü adaletle ölçülür. Annelerin gözyaşının rengi yoktur. Anne yargıdan adalet istiyor. Bu zulüm bitsin artık” paylaşımında bulundu.

RIHA

#gündür #adalet #arıyorlar #Zulüm #bitsin #artık

Brett McGurk, Federe Kürdistan Bölgesi’ni ziyaret edecek

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nin Ortadoğu ve Afrika Direktörü Brett McGurk’ün Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani ile görüşmesi bekleniyor

Federe Kürdistan Bölgesi Dış İlişkiler Sorumlusu Sefin Dizeyi’ye göre ABD’nin Ortadoğu ve Afrika Direktörü Brett McGurk, Kürdistan Bölgesi’ni ziyaret edecek.

Brett McGurk’ün Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani ile görüşmesi bekleniyor.

Söz konusu ziyaretin KDP ve YNK arasındaki ilişkilerin gerginleşmesi ve iki tarafın birbirini suçlaması sonrası gündeme gelmesi dikkat çekti.

Kaynak: RojNews

#Brett #McGurk #Federe #Kürdistan #Bölgesini #ziyaret #edecek

Küçük genarallerin simge isimlerinden: Kalo

Özgür basın geleneğinin simge ismi haline gelen Yılmaz Yakut bilinen adıyla Kalo, yasakçı zihniyete karşı her koşulda gazeteyi halkla buluşturmasını bildi

Kurdistan’da 90’lı yıllarda Kürt halkına maruz kaldığı baskılarla Kürt basını da karşı karşıya kaldı. Caddelerde, sokaklarda korkunun kol gezdiği her mekanda Apê Musa’nın (Musa Anter) küçük generalleri, zulme karşı cesaretle gelişmelerin yer aldığı gazeteleri gün gün halka götürdü. Bu gazeteleri taşırken yaşanan saldırılar sonucu birçok dağıtımcı yaşamını yitirmesine rağmen gazetenin dağıtımı hiçbir zaman bitmedi. O zor koşulların boyun eğmeyen neferlerinden biri de Kalo yani Yılmaz Yakut’tu.

15 yaşında özgür basına katıldı

Kalo, küçük generallerin simge isimlerinden biriydi. Kalo’dan geriye akıllarda kalan en büyük anı ise Kürdistan’a girişi yasaklanan gazeteleri kimi zaman çöp poşetlerine, kimi zaman un torbalarına ya da çekirdek kovalarının altında saklayarak, halka ulaştırmasıydı. Henüz 15 yaşındayken özgür basın serüvenine katılan Kalo, 1992’de Özgür Gündem gazetesiyle başladığı dağıtıma Özgür Ülke, Yeni Politika, Demokrasi, Ülkede Gündem, Özgür Bakış, Yeni Gündem, Yeniden Özgür Gündem, Welat ve Ülkede Özgür Gündem gazeteleriyle 2010 yılına kadar sürdürdü.

İşkencelere rağmen vazgeçmedi

Kalo, gazete dağıttığı yıllarda birçok kez gözaltına alınıp, kaçırıldı, ağır işkencelere maruz kaldı ve bununla kalmayıp ölümle tehdit edilmesine rağmen hiçbir zaman hakikatleri halka ulaştırmaktan vazgeçmedi. Sabahın erken saatlerinde Yenişehir ilçesindeki bulunan dağıtım bürosunda Özgür Gündem gazetesini alarak sokak sokak, cadde cadde abonelerine ulaştıran Kalo, tek bir gazete bırakmadı.

Hizbullah’tan montundaki gazeteler korudu

1993’ün bir kış gününde, Sûr (Sur) ilçesinin Melikahmet Caddesi’nde gazeteleri abonelere ulaştırdığı sırada, Hizbullahçıların satırlı saldırısına uğrayarak yaralandı. Kalo’yu kurtaran ise montunun içine gizlediği gazeteler oldu. Yılarca uğruna canını vermeye hazır olduğu gazeteler bu seferde Kalo’nun canını kurtarmıştı.

2011 yılından sonra ağır hastalıklarla uğraşsa da Kalo, hiçbir zaman mücadelesini bırakmadı. Kalo, geçen yıl 16 Ocak’ta kansere yenik düştü.

Verdiği söze sadık kaldı

Kalo’nun yaşadıklarına gün gün tanıklık eden Anne Yakut, oğlunun ağır işkenceler gördüğünü hatırlatarak, yaralandığına defalarca gazeteyi bırak demelerine rağmen bırakmadığını söyledi. Sürekli, ‘Toplumuma ve kendime söz verdim, mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim’ dediğini aktaran anne Yılmaz, Kalo’nun son nefesine kadar verdiği söze sadık olduğunu söyledi.

‘Kırılan düşlerimi dahi bırakmayacağım’

Tehdit ve baskılara karşı Adana’ya göç ettiklerini ancak Kalo’nun bir süre sonra geri döndüğünü belirten Anne Yakut Kalo’nun yaşadığı işkenceyi şu sözlerle anlattı: “Polisler, her defasında eve baskın yapıp Yılmaz’ı soruyordu, ‘Ne iş yapıyor başka yapacak iş yok mu’ diyerek gidiyorlardı. Yılmaz’a, ‘Senin ayağını kıracağız ve artık yürüyemeyeceksin’ tehditlerini savuruyorlardı. Bir gün polisler o kadar işkence yapmıştı ki, yürüyemiyordu. Yılmaz’ın vücudunu sıcak su ve masaj yaparak iyileştirmeye çalıştım. İşkenceler, artarak devam ediyordu. Bir gün eve yapılan baskında gözaltına alındı ve polisler Yılmaz’a, 5 gün boyunca ağır işkenceler yaparak, çenesini ve dişlerini kırmışlardı. Kırılan dişlerini avucuna alarak, bana verdi. Ona, ‘bana neden kırılan dişlerini getirdin’ diye sordum? Şöyle cevap verdi: ‘Kırılan dişlerimi dahi düşmana bırakmayacağım.’ Gördüğü işkenceden dolayı onu 45 gün süt ve bisküviyle besledim. Çünkü boğazından başka hiçbir şey geçmiyordu.”

Haber: Zerrin Sargut – Mehmet Güleş / MA

#Küçük #genarallerin #simge #isimlerinden #Kalo

‘İstanbul’a yakışan bir miting’

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın İstanbul’daki ilk mitingi görkemli geçti. Coşkulu ve kitlesel bir miting oldu. Bu miting her şeyden önce şunu gösterdi. Emek ve Özgürlük İttifakı, oyun kurucu ve dengeleri değiştiren bir ittifak. Elbetteki iktidarın elinde baskı uygulayacak birçok enstrüman var. Ama attığı her adım ona güç de kaybettiriyor

Hüseyin Kalkan

Mitingin başlama saatinden önce vardım alana. Kartal alanı daha şimdiden dolmuş. Bir değil, çeşit çeşit halaylar başını almış gidiyordu. Öyle ya herkesin halayı kendine. Herkesin bir halay çekme tarzı var, oyun oynama biçimi var. Halaylar böyle sürerken, mitingi düzenleyen parti ve örgütler kortej olarak alana giriyor. Sloganlar ve zılgıtlarla eşliğinde alana giren kortejler coşkunun tavan yapmasına yol açıyor. Alan tıka basa doluyor. Geç gelenler bariyerlerin dışında izliyor mitingi. Bizim Küreciklilere rastlıyorum. Herkes burada. 1 Mayıs Mahallesi’nden gelmişler. Zaten bu mahalleyi zamanında bizimkiler,  devrimcilerle birlikte kurmuştu. Ben sormuyorum, onlar anlatıyor: “Sinan’ı, İbo’yu evimize aldık, barındırdık, bunlar bizim çocuklar yalnız bırakır mıyız. Bir oy ne ki, varımız yoğumuzu veririz” diyorlar.

Savaşa ve tecride karşı

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın birleşenleri mitingde konuştu ve her konuşma coşku ile karşılandı. Çünkü konuşmacılar coşkuluydu, kitle coşkuluydu. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın, savaşa ve tecrit politikalarına değinen konuşması alanı fırtınalı bir okyanus gibi dalgalandırdı. Buldan: “Bugün bu mitingi düzenleyen, bizleri sizlerle buluşturan, bu organizasyonda emeği geçen bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Sağ olsunlar var olsunlar. Bir kez daha görüyoruz ki emek burada, özgürlük burada, cesaret burada, kararlılık burada. İyi ki buradasınız, iyi ki varsınız. Bugün savaşa karşı, yoksulluğa karşı, baskılara dur demek için buradayız. Tecrit politikalarına, savaş politikalarına, siyasi irade gaspına, kayyım rejimine dur demek için buradayız. Evet bugün kadınların ve gençlerin özgürlüğü için buradayız ama aynı zamanda jin, jiyan, azadî demek için buradayız” dedi. Zaten HDP kortejinde yürüyenlerin attığı temel sloganlar PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne yönelik “Bijî berxwedana Îmrali yê”, “Bê Serok jiyan nabe” ve “Selam selam, İmralı’ya bin selam” sloganları oldu. Selahattin Demirtaş’ın ittifak için bestelediği şarkı büyük alkış aldı. “Emekçiyiz” adlı şarkı, Dicle Fırat Korosu tarafından seslendirildi. Koristler Ahmet Yılmaz, Azad Bedran, Dicle Daşçı, Mizgin Turan, Rênas Berbir ve Sosin Zaman’ın seslendirdiği şarkı Kartal Meydanı’nda dev ekrana yansıtılan kliple birlikte ilk kez yayınlandı. Şarkı uzun süre alkışlandı.

İstanbul’a yakışan miting

Mitinge çalışmalarına çok sayıda HDP milletvekili katıldı. Hepsi alana geliyordu. İl ve ilçe yöneticileri ile birlikte bildiri dağıtmış, mahalleleri, evleri ve esnafları ziyaret etmişler. Tatlı bir yorgunlukla ‘İşte HDP budur, işte Emek ve Özgürlük İttifakı burdur’ diyorlar. Sezai Temelli, birkaç bölgede katılmış miting çalışmalarına. Miting meydanındaki kalabalıktan ve coşkudan memnun. “Son yılların en iyi mitingi, İstanbul’a yakışan bir miting oldu” diyor. Bu tespit sadece Sezai Temelli ile sınırlı değil, İstanbul’da çalışmalara katılan diğer vekiller de aynı tespitlerde bulunuyorlar. HDP Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş, umduğumuzdan daha büyük bir ilgi ile karşılandık diyor: “Ben üç gün çalıştım sahada, dernek ziyaretleri, halk buluşmalarına, sokak çalışmalarına katıldı. Söylenenlerini çok ötesinde HDP’yi tartışması, takip etmesi ve desteği var. Doğrusu çok özel anlar yaşadık. Adım adım ne dediğimizi, ne yaptığımız takip eden büyük bir kitle var. Şunu söyleyebilirim bu desteğin hepsi alana yansımadı, hem ekonomik koşullar hem İstanbul’un uzak semtlerindeki insanların buraya gelmesine engel oldu. Sahada HDP’nin büyüdüğünü, genişlediğini, HDP fikriyatının, HDP siyasetinin geniş bir yer bulduğunu gördük. Arnavutköy’de bir gün dolaştım. Fatih, Beyoğlu ve Kocamustafapaşa’da çalışmalara katıldım.” Meral Danış Beştaş alanın muhteşem olduğunu söylüyor. “Çok güzel, çok duygulandırıcı” diyor. Barış anneleri her eyleme olduğu gibi bu eyleme de renk kattılar. Ayrıca geçtiğimiz günlerde sona eren Adalet Nöbeti’ndeki anneler de Küçükçekmece’den kalkıp gelmişler. Üstelik toplu taşımayla. Heyette bulunan Gülsüm Öztürk, Kumri Akgün, Zeynep Çalıhan, Fince Akman ve Asya Aslan herkese adalet nöbetini anlatıyorlar. Hemen her etkinliği izlediklerini ve Adalet Nöbeti’nin gerekçesini herkese anlattıklarını söylüyorlar.

Sonuç yerine

Emek ve Özgürlük İttifakı, seçim startını bu görkemli mitingle vermiş oldu. Coşkulu ve kitlesel bir miting oldu. Bu miting her şeyden önce şunu gösterdi. Emek ve Özgürlük ittifakı, Altılı masanın basit bir devamı değil. Bu ittifak bütün baskılara rağmen oyun kurucu ve dengeleri değiştiren bir ittifak. Elbetteki iktidarın elinde HDP’ye ve ittifakın diğer bileşenlerine baskı uygulayacak birçok enstrüman var. Ama attığı her adım ona güç kaybettiriyor. HDP’ye yapılan Hazine yardımı bloke edildi. Ama iktidarın bundan umduğu faydanın birkaç katı zarara uğradı. Sadece Kürtler değil, Türkler de HDP’ye yapılan haksızlığa bir kere daha tanık oldu. Ortak ve büyük halk vicdanı her zaman her haksızlığa eyvallah demez. Ve son noktayı Geverli Fikret Akış, koymuştu: “Biz bu mücadeleyi iki kuruş para alalım diye yürütmüyoruz. Evimde sadece bir tane ekmeğim olsa onu da getirir partimle paylaşırım.” Bu söz üzerine ne söylesen fazladır. İktidarın bu söze bakıp neyle karşı karşıya olduğunu görmesi gerek. Selahattin Demirtaş’ın dediği gibi, harika bir miting oldu.

 

 

Fotoaltı: 39 hafta Adalet Nöbeti sürdüren annelerde Emek ve Özgürlük İttifakı’nın mitingindeydiler (Not: Fotoların hepsi aynı, biri seçilsin diye attım )

#İstanbula #yakışan #bir #miting

‘En fazla koğuş arkadaşı Hayri Durmuş’dan etkilendi’

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki ağır tecride karşı bedenini ateşe veren Bubo Taş’ı anlatan yeğeni Necdet Taş, ‘Bubo eylemiyle yoldaşlarının açtığı yolun takipçisi oldu’ dedi

Bedenini ateşe vermeden önce Kürt Bilgesi Musa Anter’in “Ben bu davanın hem tanığı hem de sanığıyım” sözlerini hatırlatan Bubo Taş, yaşamını yitirdiği eyleminin gerekçesini “Ben kendi şahsımda bu eylemi bu gece gerçekleştiriyorum. Bu eylemim Kurdistan’ın başkanı Abdullah Öcalan içindir. 22 aydır tecrit altında. Ben bu tecridi lanetliyorum. 22 ayda tecrit altında olsa bir insan konuşamıyorsa, biz Kürtler burada Başkanımıza sahip çıkmalıyız. Yoksa bu yolda hepimiz tek tek yok ediliriz” sözleriyle açıkladı. PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki ağır tecride karşı bedenini ateşe veren 66 yaşındaki Bubo Taş, hayatını kaybetmeden önce çektiği görüntülerde Kürt Sanatçı Xelîl Xemgîn’den de eylemine dair Kürtçe bir şarkı hazırlaması talebinde bulundu.

Hayri Durmuş’la aynı koğuşta

Bubo Taş

12 Eylül askeri darbesi ile birlikte gözaltına alındıktan sonra Amed 5 Nolu Cezaevi’nde PKK’nin öncü kadrolarından Mehmet Hayri Durmuş’un da olduğu koğuşa konulan Bubo Taş, 1986 yılına kadar cezaevinde tutuldu. Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde tutulan birçok isim gibi ağır işkencelerden geçirilen Bubo Taş, cezaevinden çıktıktan sonra siyasi çalışmalarına devam ettirdi. 1990’lı yıllarda DEP ile başlayan siyasi çalışmalarını daha sonra HADEP ve DEHAP ile sürdüren Bubo Taş, DTP ve DBP’de de görevler üstlendi. 2009 ile 2014 yılları arasında DBP listesinden Artuklu Belediye Meclis üyeliği de yapan Bubo Taş, 78’liler Derneği’nde de aktif yer aldı. En son siyasi gerekçelerle yargılandığı bir dava kapsamında Ekim 2021 yılında girdiği cezaevinden 2022 yılının Haziran ayında tahliye oldu.

‘Fedakar ve yaratıcıydı’

Bubo Taş ile birlikte uzun yıllar BDP’de siyaset yapan isimlerden Mehmet Şükrü Değirmenci, Bubo Taş’ın hayatının tamamında siyasi çalışmaların içinde olduğunu dile getirerek, “Hiçbir zaman çalışmaktan geri durmaz, fedakardı. Bir o kadar da saf, temizdi, dürüsttü. Hiçbir zaman kötü bir şeyi aklından geçirmezdi. Bu temelde çalışmalarını yürütüp, bu esaslar çerçevesinde insanları örgütlemeyi esas alıyordu. Bütün emeğini halkı için harcamayı, halkı için çabalamayı istiyordu. Bu nedenle bazı günler çocuklarını, ailesini bile göremiyordu. Her zaman çalışmaların içindeydi. Bazı günler sabahlara kadar yaya bir şekilde sokaklarda çalışmalar yürüttü. Önüne ne iş konulursa onun için ‘olmaz’ yoktu. Canı gönülden, keyifle, hep güler yüzle çalışmasını yürütürdü. Eksiklik olsun istemezdi. Bir eksikliğe düştüğünde eleştirildiğinde çok mutlu oluyordu. ‘Eleştiri bizi büyütecek. Bizi ileriye taşıyacak’ diyordu. Eleştiriyi kendi üzerine alıyor, o eleştiriyle daha fazla gelişmeyi önüne koyuyordu” dedi.

‘Bize güç verirdi’

Bubo Taş’ın 12 Eylül askeri darbesi ve sonrasında Amed Zindanı’nda yaşadıklarını anlatmasıyla kendilerine güç verdiğini kaydeden Değirmenci, “En fazla Hayri (Durmuş) arkadaşın etkisinde kalmıştı. Birçok arkadaşı anlatırdı ama özellikle Hayri arkadaşı anlatıyordu. Hayri arkadaş cezaevinde kendisiyle çok ilgilenmişti. Onu yalnız bırakmamış, yardımcı olmuştu. Aslında Bubo arkadaşın yaşamında her şey birbirine bağlıydı. Diyalektikte olduğu gibi. 80’den bu yana kendisi için yaşamadı. Kendisi için bir yaşam kurmadı. Ona başlangıçta rehberlik eden şey hayatının sonunda da rehberlik etti” diye konuştu.

‘Başımız dik’

Bubo Taş’ın yeğeni Necdet Taş ise, “Onun yaşamında ailesi ikinci sıradaydı. Birinci hedefi, amacı, çalışması parti çizgisi, hareketti. 14 yaşından bu yana bu mücadeleyi veriyor, bu çalışmaları yürütüyordu. O kadar cezaevine girdi, 6 ay önce de cezaevindeydi. Hiçbir zaman taviz vermedi, çizgisini değiştirmedi. Üzgünüz belki ama başımız da dik” ifadelerini kullandı.

Hizmeti Kürt halkına

Bubo Taş’ın yatağında yatarken ölmek istemediğini, her zaman başı dik, Kürt halkına hizmet ederken yaşamının sona ermesini istediğini dile getiren Taş, “Sürekli bunları dile getiriyordu. Söylediği gibi de yaptı” dedi. Bubo Taş’ın eylemiyle yoldaşlarının açtığı yolun takipçisi olduğunu kaydeden Taş, “Daha önce de arkadaşlar çok sayıda canfeda eylemler gerçekleştirdi. O da bu yolun bir neferiydi. 22 aydır Önderliğimiz üzerinde devam eden tecride karşı bir nefer olarak bu eylemi gerçekleştirdi” ifadelerini kullandı.

Haber: Ahmet Kanbal / Mêrdîn-MA

#fazla #koğuş #arkadaşı #Hayri #Durmuşdan #etkilendi

BM’ye mektup: Abdullah Öcalan barışın anahtarıdır

Kuzey ve Doğu Suriye’de tecride karşı eylemler sürerken, BM’ye gönderilen mektupta ‘BM Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesi kullanılmalıdır’ vurgusu yapıldı

PKK Lideri üzerindeki tecride karşı Kuzey ve Doğu Suriye’de eylemler sürüyor. Son olarak Kuzey ve Doğu Suriye “Önder Abdullah Öcalan’ı Savunma Komitesi” ağır tecride karşı BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e açık mektup gönderdi. Türkiye’nin Abdullah Öcalan’a karşı insanlık dışı yöntemler kullandığına vurgu yapılan mektupta, “Önder Öcalan’ı tamamen kontrol etmek için ona zihinsel ve fiziksel olarak işkence ediyor. Önder Öcalan’ı kaçıran, temel haklarını vermeyi reddeden Türk devleti, son günlerde disiplin yaptırımı iddialarıyla örtbas edilen durumuyla ilgili açıklama yapmıyor. Türk devleti, ailelerin ve avukatların Önder Abdullah Öcalan’la görüşmesini yasaklamak için öyle bir bahane kullandı ki, ne iç ne de uluslararası hukukla hiçbir alakası yok. Ama bu aynı zamanda bir disiplin cezasıdır” denildi.

İnsanlık dışı suç

PKK liderine verilen görüş yasaklarına dikkat çekilen mektupta, “Zorla kaçırılma ve hayatı hakkından gerçek bilgilerin bulunmaması nedeniyle, Türk devleti Önderliği 22 aydan fazla bir süredir cezalandırıyor. Bununla, Önder Abdullah Öcalan’ı kaçırma suçu olan uluslararası suçuna, Kürt halkına, özgürlük ve demokrasiden mahrum kalan halklara yönelik uygulamalarına yeni bir suç daha ekliyor. Türk devletinin Bursa Ceza İnfaz Kurumu, Önder Öcalan’ın aile fertleri ve avukatlarının görüşme taleplerine aynı yanıtı veriyor. İnfaz Kurumu, aynı gerekçeleri öne sürerek, disiplin yaptırımları sonucu 3 aylık görüşme yasağı verildiğini söylüyor. Sayın BM Genel Sekreteri, 4 Ocak 2023 tarihinden bu yana Türk devleti, gerek Önder Öcalan üzerinde ağır tecrit uygulayarak gerekse halkının yaşadığı bölgeleri hedef alarak işlediği suçlarla uluslararası topluma karşı duruyor. İşgal ettiği bölgelerde insanlık dışı suçlar işliyor. Aynı zamanda, Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’nün 7. Maddesine göre Önder Öcalan’a karşı insanlık suçu işliyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’nün 7. maddesi Lahey’de Önder Öcalan’a karşı görülüyor” ifadelerine yer verildi.

Mektubun sonunda ise şu çağrı yapıldı:

“* Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, işkenceyle mücadele için 19. maddeyi ve CPT’yi devreye sokmalıdır. Starsbourg’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni kurmalı. 1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 14’üncü maddesinin birinci fıkrasına göre Önder Abdullah Öcalan kaçırıldığında, Türk devletinin baskısından kaynaklı bir ülkeye sığınmak istemişti.
* BM Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesi kullanılmalıdır. Buna göre BM Genel Kurulu, Güvenlik Konseyi’nin önerisi doğrultusunda Türk devletini BM’den çıkarmalıdır. Çünkü BM sözleşmesinin kurallarına göre 1’inci ve 2’nci maddeleri ihlal ediyor.
* Uluslararası toplumun müdahalesinin ardından Önder Öcalan’ın durumunu açıklayıp fiziki özgürlüğünü sağlayacak projeyi uyguladıktan sonra, Türk devleti uluslararası mahkemelerde yargılanacak. Çünkü Önder Öcalan dünya barışının anahtarıdır.”

Kaynak: ANHA

#BMye #mektup #Abdullah #Öcalan #barışın #anahtarıdır