Ana Sayfa Blog Sayfa 1065

‘Son sözümüzü seçimlerde söyleyeceğiz’

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın mitingine katılan yurttaşlar, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride dikkati çekerek, ilk seçimlerde AKP-MHP iktidarını göndereceklerini söyledi

Yadigar Aygün / İstanbul

Halkların Demokratik Partisi (HDP) öncülüğünde bir araya gelen Emek Partisi (EMEP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun (SMF) kurduğu Emek ve Özgürlük İttifakı önceki gün Kartal’da “Savaşa, yoksulluğa, baskılara dur diyelim. Birlikte değiştirelim” şiarıyla ilk mitingini gerçekleştirdi. Mitinge katılan on binlerce kişi PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecritten, ülkenin içerisinde olduğu ekonomik krize ve HDP üzerindeki baskılara dikkati çekerek, ilk seçimlerde bu iktidarı göndereceklerini belirtti.

Halk değişime hazır

AKP’nin tüm baskı ve engellemelerine rağmen mitinge on binlerin katıldığını belirten yurttaşlardan Zeynep Dinç, HDP seçmeni olarak HDP’ye destek vermek için mitinge katıldığını söyledi. İktidarın bu kadar kişinin toplanacağını tahmin edemediğini belirten Dinç, “Bu miting şimdiki rejime itaat etmeyenlerin mitingi. Bugün, burada barış isteyenler, özgürlük isteyenler, Türkiye halklarının kardeşliği için bu soygunlara karşı dur demek için toplandık.  Sömürüye karşı artık yeter demek için buradayız. Bu halk daha son sözünü söylemedi. Bu halk son sözünü seçimlerde söylenecek. Buradaki bütün bu halk buna inanıyor. Değişmeye ve değişime bu halk hazır” dedi.

Genç başladık genç başaracağız

AKP’nin seçimlerde yenileceğini belirten Baran Sancar da “Bu faşist iktidar partimizi kapatmaya çalışıyor. Partimizi yerle bir etmek istiyor ama unuttuğu bir şey var. Kürt halkı ve dostlarının bir ittifakı var. Hiçbir güç bunu yenemez. Hiçbir güç buna karşı gelemez. Biz bunu mitingde gösterdik. İktidarın 5 ay ömrü kaldı. Faşist AKP-MHP iktidarını göndereceğiz. Bununda sözünü gençler olarak halkımıza veriyoruz. Genç başladık genç başaracağız diyoruz. Biz bu yola arkadaşlarımızın inancıyla çıktık. Halkımızla birlikte bunu başaracağız” diye belirtti.

‘Partimize sahip çıkacağız’

HDP’ye verilen hazine yardımının kesilmesinin bir hak ihlali olduğunu ifade eden yurttaşlardan Adile Azizoğlu, şunları ifade etti: “Bugün partimiz için buraya geldik. Biz Kürt halkına ve partimize sahip çıkmak için buradayız. Sonuna kadar partimizi savunacağız ve destekleyeceğiz. Partimize sahip çıkacağız. Partimizi ve Kürt halkını ezdirmeyeceğiz. Ekonominin hali ortada; insanlar aç ve perişan. Savaş politikaları nedeniyle ekonomik kriz var. Bu açlığın sorumlusu iktidarın savaş politikalarıdır. Savaş olmasaydı Türkiye güllük gülistanlıktı.”

‘Tecrit topluma yayıldı’

Mitinge katılan yurttaşlardan Recep Kuru ise PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride dikkati çekerek, İmralı’da başlayan tecridin tüm topluma yayıldığına vurgu yaptı. Ne Abdullah Öcalan’ın ne de Kürt halkının AKP-MHP iktidarının politikaları karşısında teslim olmayacağını belirten Kuru, “İrade olarak kabul ettiğim bir insanı kimse yok sayamaz. Bir kişide kalsak bu mücadeleyi devam ettireceğiz” ifadelerini kullandı.

#Son #sözümüzü #seçimlerde #söyleyeceğiz

Taliban’a rağmen ülkeyi terk etmemişti: Eski milletvekili Nebizade katledildi

Taliban’ın yönetime geçmesiyle ülkeyi terk etmeyen az siyasetçi arasında yer alan Afganistan’ın eski milletvekili Mürsel Nebizade, Kabil’deki evinde uğradığı silahlı saldırı sonucu katledildi

Afganistan’da Taliban’ın 2021’de iktidarı ele geçirmesi öncesinde görev yapan kadın milletvekillerinden Mürsel Nebizade (32), Kabil’de kimliği belirsiz kişi veya kişilerce uğradığı silahlı saldırıda evinde katledildi. Saldırıda, Nebizade ile birlikte koruması da hayatını kaybetti. Kardeşi ve diğer koruması ise yaralandı.

Katledilen Nebizade, Taliban’ın iktidara gelmesinden sonra ülkeyi terk etmeyen az sayıda kadın siyasetçi arasındaydı. Saldırının nedeni henüz bilinmiyor. Kabil Emniyet Müdürlüğü Sözcüsü Halid Zadran, olayla ilgili inceleme başlatıldığını açıkladı. Nebizade, 2018’de Kabil’den milletvekili seçilmiş ve Taliban iktidarına kadar görev yapmıştı.

Eski milletvekillerinden Mariam Solaimankhil, “O gerçek bir öncüydü. Güçlü, inandığı şeyler için sesini yükselten bir kadındı” dedi. Avrupa Parlamentosu üyesi Hannah Neumann, “Üzgünüm, sinirliyim ve tüm dünyanın bilmesini istiyorum. O karanlıkta öldürülmüş olabilir ama Taliban, cinsel ayrımcılık sistemini güpegündüz kurdu” dedi.

DIŞ HABERLER

#Talibana #rağmen #ülkeyi #terk #etmemişti #Eski #milletvekili #Nebizade #katledildi

Metrobüs durağında yola düşen yurttaş hayatını kaybetti

Sefaköy’de bir yurttaş metrobüs ile peron arasında sıkışarak hayatını kaybetti.

Küçükçekmece’de bulunan Sefaköy metrobüs durağında bir yurttaş, metrobüs beklerken bilinmeyen bir nedenle yola düştü. Metrobüsle peron arasında sıkışan yurttaş, olay yerinde hayatını kaybetti.

İsmi öğrenilmeyen yurttaşın cansız bedeni, Adli Tıp Kurumu (ATK) morguna kaldırıldı.

Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

İSTANBUL

#Metrobüs #durağında #yola #düşen #yurttaş #hayatını #kaybetti

Yedek kulübesinde değil, sahadayız!

Son zamanlarda gördüğüm en kitlesel mitingdi, tamam, daha binlerce insan dışarıdayken alan çoktan dolmuştu, bu da önemliydi. Ama onca yıldır İstanbul’daki kitlesel eylemlere katılan ya da izleyen biri olarak naçizane benim birkaç ölçütüm daha var

M. Ender Öndeş

Önceki pazar günü, HDP’nin ‘aday çıkarma’ açıklamasından sonra yapılan ilk “Emek ve Özgürlük İttifakı” eylemini izledik Kartal’da. Birçok açıdan önemli bir mitingdi bu; ama bence en önemli yanı, alana sığmayan kitleselliğinin ötesinde, ülkenin gerçek muhalefet gücü olan Kürtlerin ve sosyalist solun ortaya koyduğu özgüvendi. Binlerce insan sahaya indi ve biz buradayız, kendi gücümüzle varız, bizsiz yapılan hesapların hepsi bozulmaya mahkûmdur dedi.

Son zamanlarda gördüğüm en kitlesel mitingdi, tamam, daha binlerce insan dışarıdayken alan çoktan dolmuştu, bu da önemliydi. Ama onca yıldır İstanbul’daki kitlesel eylemlere katılan ya da izleyen biri olarak naçizane benim birkaç ölçütüm daha var. Bir tanesi, sloganların ritmidir mesela. Genel olarak üç tür ritim vardır, görebildiğim. Birincisi ‘Basın açıklaması’ formatıdır ki, heceler yayıldıkça yayılır, slogan neredeyse cenaze marşı ritminde ‘hüzünlü’ seslerden oluşur. Bir de yürüyüş formatı vardır, sesler daha canlıdır, ritim de daha dinamiktir. Ve nihayet, Gezi formatı, bütün bunlardan çok fazlasıdır. Yarın yokmuş gibidir o ritimde her şey, gırtlaklar parçalanır, öfke de kararlılık da her hecede kendini dışa vurur. Kartal’da olan bu değildi tabii ama o yayvan ve ruhsuz atmosfer de yoktu. Belki henüz yeterli değildir bu kadarı, belki tempo önümüzdeki aylarda daha yükselecek ama şimdilik bu kadarı da hiç fena değildi.

İkincisi, ortak eylemlerde yaşadığımız en ciddi sıkıntıyla ilgili. Ortak/platform eylemlerinde en sık rastlanan durum, platformda yer alan yapıların kendi gerçek güçlerinin altında katılım göstermesidir. Yani örneğin X yapısı, tek başına bir eylem düzenlese alana getirebileceği insanlardan daha azını ortak eyleme getirir. Hatta öyle ki, özellikle basın açıklamalarında katılan kurumların neredeyse kendi temsilcileri bile eksik olur. Bu kez de bu sorun tam olarak aşılmış değildi belki, hâlâ gelebileceklerin tamamı orada değildi ama kabul etmek gerekir ki, durum daha iyiydi. Yaklaşmakta olan zor günlerin önümüzdeki süreçte daha iyi anlaşılacağının belirgin işaretleri vardı. En azından şunu diyebilirim, mesela geçen yılın 1 Eylül mitingi ile kıyaslanamayacak bir canlılık ve katılım söz konusuydu. Bu kez, Kartal’ın kafeleri keyiften çok alana sığmamaktan ötürü doluydu.

Çünkü artık ufukta görünen şey, sadece bir seçim değil. Seçim, olup bitenlerin, olup biteceklerin odak noktası gibi görünüyor ama aslında hepimiz kelimenin tam anlamıyla bir dönemeç noktasına doğru gidiyoruz ve artık hiç kimsenin eksik enerjiyle hareket etme lüksü yok. Bir yanda bütün kirli yolları kullanarak iktidarda kalmaya ahdetmiş bir suçlular güruhu, diğer yanda hem bu güruha benzemek için çabalayan, hem de bizi bu yolda yedek lastik zanneden başka bir cenah var ve biz bu hengâmenin içinden ancak el ele tutuşarak, neyimiz var neyimiz yoksa hiç sakınmadan ortaya koyarak çıkabileceğiz. Başka bir yolumuz yok. 7 Haziran’dan sık sık söz edilir mesela. 7 Haziran sürecinde sahada, sokakta çalışanlar, o azimli temponun canlı tanıklarıdır; bütün duraklarda, iskelelerde, her yerde yan yana duran farklı görüşlerden insanların ortaya koydukları enerji, gerçekten göz yaşartıcıydı o günlerde. Eşbaşkanların unutulmaz performansı vardı evet ama asıl sokaktaki çaba ve kardeşlik ruhu müthişti. Üstelik o süreçte “Emek ve Özgürlük İttifakı” gibi toparlayıcı bir çatı bile yoktu. Şimdi, şüphesiz bu bakımdan çok daha iyi durumdayız, henüz açığa çıkaramadığınız daha büyük bir enerjiye sahibiz; Kartal’ın sinyalini verdiği moral atmosferi de bunun ifadesidir.

İttifak, kuşkusuz ortaya bir güç koyup, onun üzerinden kendini bir yerlere kabul ettirme derdinde değil ama dikkate alınmadan yürünemeyecek bir gücün kendi varlığını siyaset sahnesine koyması elbette dengeleri de değiştirecektir. 20 yıllık suç düzeni değişsin de ne olursa olsun umutsuzluğuna savrulan, bu uğurda kötünün en kötüsüne razı olmaya hazır milyonlarca insana, biz buradayız demek, ‘üçüncü’ bir güç odağı oluşturmak, bütün o burnu büyükleri tabandan zorlayacak bir rüzgârı da yaratacaktır, yaratıyor. Daha şimdiden görüyoruz bunu. Kartal’da da insanların gözlerinde gördük. Özellikle ‘aday’ hamlesinden sonra İttifak’ın sokakta, sahada atacağı her güçlü adım, Kürtleri ve Türkiye’nin sol-demokratik güçlerini kendi arka bahçesi zannedenlere, bizi Mecburiyet Caddesi’nde bekletip kendine ‘ülkücü kardeş’ arayanlara sağlam birer ders olacak; ‘ehven-i şer’e razı olmak istemeyenlere de güçlü bir adres yaratacaktır.

Kartal, bu anlamda, iyi bir başlangıç olmuştur. Ama sadece başlangıç. Çünkü biz biliyoruz, yaşadık, gördük, İstanbul bu değil, bu kadar değil. Türkiye de bu kadar değil. Kartal’ın kat be kat fazlasını bir araya getirebilecek irade ve potansiyel İttifak güçlerinin elinde mevcut. Yaşadık, biliyoruz. Gezi günlerinde evini barkını, işini gücünü, çoluğunu çocuğunu bir kenara koyup 7/24 kendini sokaklara vuranlar, çimenleri, çadırları kendine mesken edenler bu ülkede yaşayan insanlardı ve hâlâ bu ülkede yaşıyorlar. Şimdilerde Gezi’ye kıyasla çok daha az risk taşıyan basın açıklamalarına bile gelmeyen bu insanları yeniden uyandırmak, önlerine anlamlı bir alternatif koymak, dahası yeni kuşaklar için çekim merkezi haline gelmek mümkün.

Çok açık: Önümüzdeki üç-dört ay, ne ekersek onu biçeceğiz! Hiç lamı cimi yok! Ya varımızı yoğumuzu ortaya koyup dosta düşmana kim olduğumuzu göstereceğiz, ya da başımıza gelecek belalardan bela beğeneceğiz.

Tekrarı yok bunun!

Kartal, bu yolda yeterince ümit veren bir adımdır. Şimdi sırada bu özgüveni coğrafyamızın her köşesine taşımak, insanlara farklı bir yolun da mümkün olduğunu ısrarla anlatmak ve en önemlisi sahada göstermek var.

Daha sırada 8 Mart var, Newroz var, 1 Mayıs var.

Yolumuz açık olsun!

#Yedek #kulübesinde #değil #sahadayız

‘Tüm baskılara rağmen onlar mücadelelerine devam ediyorlar’

ÖHD İzmir Eşbaşkanı Zeren, Kepsut Cezaevi’ndeki görüştüğü tutukluların maruz kaldığı hak ihlallerini anlattı ve ‘bu hak ihalelerini görünür kılıp teşhir etmeliyiz’ dedi

Cezaevlerinde artan hak ihlalleri haberlerine her gün bir yenisi eklenirken, siyasi tutuklular da sistematik hale gelen bu hak ihlallerine karşı seslerini duyurmaya çalışıyor. İhlallerin had safhaya ulaştığı cezaevlerinden biri olan Balıkesir Kepsut Kapalı Cezaevi’ni ziyaret eden Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) İzmir Şubesi Eşbaşkanı Velat Zeren, Mezopotamya Ajansı’na yaşanan hak ihlallerini anlattı.

İmralı Cezaevi’nde PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik yürütülen tecrit politikasının gelinen aşamada tüm cezaevlerine sirayet ettiğini vurgulayan Zeren sözlerine Kepsut Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerini özetleyerek devam etti.

Onur kırıcı uygulamalar

Zeren, hem tutukluların yazdığı hem de dışarıdan gönderilen mektupların gecikmeli verildiğini, kitapların da çoğu zaman “sakıncalı” denilerek verilmediğini söyledi. Özellikle Kürtçe kitapların “sakıncalı” denilerek, tutuklulara verilmediğini kaydeden Zeren, cezaevinde yaşanan sorunlara ilişkin şunları aktardı: “Çoğu zaman hastaneye gidiş gelişlerde, tedavi esnasında kelepçenin çıkarılmaması veya ağız için arama gibi onur kırıcı uygulamalar nedeniyle hasta tutukluların sağlık hakkına erişemiyor. Görüştüğümüz mahpuslar, acil bir durum dışında hastaneye gitmek istemediklerini söylediler. Böyle bir durumda da hastalıklar geri dönülmez bir noktaya varıyor. Elektrik ticari tarifesinden verildiği için 800 TL ile 1500 TL arasında değişen yüksek faturalar geliyor. Özellikle ailesi, Diyarbakır, Mardin veya Hakkari gibi illerde olan mahpuslar, İzmir, Balıkesir, Denizli gibi uzak illere getiriliyor. Bu durum mahpusların görüş hakkından sağlıklı bir şekilde yararlanmasını engelliyor. Nakil talep ettiklerinde ise bu talepleri karşılanmıyor.”

‘Onurlu mücadelelerine devam ediyorlar’

Cezaevinde görüştükleri tutukluların hem cezaevi idaresi hem de gardiyanlar tarafından tehdit edildiklerini aktardığını belirten Zeren, cezaevi idaresi ile görüşen tutuklulara “Kendinizi mi, cezaevini mi yakıyorsunuz. Ölüyorsanız ölün umurumuzda değil” yanıtı verildiğini kaydetti. Zeren, yaşananlara ilişkin tutukluların savcılığa ve Adalet Bakanlığı’na dilekçe yazdıklarını ancak bu dilekçelerin akıbetinin bilinmediklerini dilekçe yazan iki kişinin sürgün edildiğini söyledi.

Tüm sorunlara rağmen ‘mahpuslar onurlu mücadelelerine devam ediyor’ diyen Zeren, “İnsan hakları savunucularının görevi bu hak ihalelerini görünür kılıp bu hukuksuzlukları teşhir etmektir. Bu noktada mücadelemize devam edeceğiz” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#Tüm #baskılara #rağmen #onlar #mücadelelerine #devam #ediyorlar

Emine Şenyaşar’dan kadınlara çağrı: Umudum sizin gelmenizde

Emine Şenyaşar, yarın görülecek ‘hastane katliamı’ davasının ilk duruşması için kadınlara çağrıda bulundu;  Bütün kadınlar bugüne kadar bize sahip çıktı. Mahkemede de sahip çıksınlar

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde, 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar kamuoyu tarafından ‘hastane dosyası’ olarak bilinen davanın ilk duruşması için kadınlara çağrıda bulundu.

Mahkemeye sahip çıkılsın

MA’dan Müjdat Can’ın haberine göre duruşmanın yarın görüleceğini hatırlatan Emine Şenyaşar, tutuklu oğlu Fadıl Şenyaşar’ın 5 yıldır tek kişilik hücrede tutulduğunu söyledi. Herkese davaya sahip çıkma çağrısında bulunan Şenyaşar, “Bütün kadınlar bugüne kadar bize sahip çıktı. Mahkemede de sahip çıksınlar. Herkes her yerden mahkemeye gelsin. Baskı olursa belki adalet yerini bulur ve oğlum bırakılır. Umudum sizlerin gelmesinde” diye belirtti.

Katliamı yapanlar tutuklansın

İki yıldır adalet için mücadele ettiğinin altını çizen Şenyaşar, bu davayla adaletin yerini bulmasını isteyerek, ekledi: “Oğlumu bıraksınlar, bizlerde evimize gidelim. Bu nasıl hükümettir. Bu devletin doğruluğu yok, sadece zulüm uyguluyor. Ailemi katledenler geziyor, oğlum ise tutuklu. Artık yeter, bu zulüm bitsin. Katiller cezayı görsün. Çocuklarımı ve eşimi öldürdüler. Hepsinin tutuklanmasını istiyorum. Hastanede insan öldürülmez, kayıtlar yok edilmez. Bir günde katliam yapılan hastane boyanmaz. Bu nasıl devlettir? Artık yeter oğlumu bıraksınlar, bu katliamı yapanlarda tutuklansınlar.”

Bu bir insanlık suçudur

Saldırılardan yaralı kurtulan Ferit Şenyaşar ise, şunları belirtti: “Hastanede savunmasız insanları katletmek, linç ederek öldürmek uluslararası hukukta savaş suçudur, insanlık suçudur. Bütün siyasi partilere çağrımızdır; ortada bir insanlık suçu var. İnsanım diyen herkesin bu davaya katılması gerekiyor. Türkiye’de bulunan bütün barolara çağrımızı yapıyoruz. Bölge baroları davamızı takip ediyor. TBB davamızı takip ediyor. Hukuk örgütleri davamızı takip ediyor. Talebimiz de adalettir. Türkiye’de adaletin tecelli etmesini isteyen herkesi yarın görülecek olan duruşmaya davet ediyoruz.”

RIHA

 

#Emine #Şenyaşardan #kadınlara #çağrı #Umudum #sizin #gelmenizde

Alman polisi: Lützerath tamamen boşaltıldı

Alman polisi, yeni açılacak maden ocaklarına karşı günlerdir çevreci ve aktivistlerin direnişine sahne olan Lützerath’ın tamamen boşaltıldığını bildirdi

Enerji devi RWE’ye peşkeş çekilen Kuzey Ren Vestfalya (NRW) Eyaletindeki Lützerath köyü günlerdir Almanya’nın gündemiydi. Doğa katliamının önüne geçmek için yüzlerce çevre aktivistinin kamp kurduğu köyde polisin geçtiğimiz hafta başlattığı saldırılar Pazar gününe kadar sürdü.

Enerji firmasına ait iş makinelerinin geçişini engellemek için maden ocağı etrafında kurulan barikatları kaldıran polis ile çevreciler arasında günlerdir yaşanan çatışmalar ardından NRW polisi, köyün tamamen boşaltıldığını bildirdi.

Sadece maden ocağında bulunan tünellerde saklanan birkaç akvistin kaldığını belirten polis “Şu anda Lützerath’da hiçbir aktivist yoktur” dedi. Son günlerde göz altına alınan aktivistlerin sayısını ise 154 olarak açıklayan polis, 70 polis memurunun yaralandığını ve 30’dan fazla polis aracının da protestocular tarafından tahrip edildiğini öne sürdü.

Polis saldırılarını protesto etmek ve çevrecilerin direnişine destek vermek için Cumartesi günü Lützerath’da 30 binden fazla kişinin katıldığı kitlesel bir gösteri düzenlenmiş, burada da polis ile göstericiler arasında şiddetli çatışmalar yaşanmıştı.

Polisin çevrecilere müdahale ederken çamura saplandığı görüntüler ise dijital medyada viral olmuştu.

Hıristiyan Demokratlar Birliği’nin Yeşiller Partisi’yle birlikte yönettiği NRW Eyaleti’nin kararıyla Lützerath köyü, yeni maden ocakları için 2020 yılından bu yana ağaçların sökülmesiyle çevreciler ile sol gruplar burada mesken tuttu.

Lützerath için verilen karardan dolayı federal hükümetinin de ortağı olan Yeşiller Partisi çevrecilerin hedefi haline geldi. Geçtiğimiz hafta birçok kentte Yeşiller Partisi’nin büro ve teşkilatları çevreciler tarafından taşlandı.

DIŞ HABERLER

#Alman #polisi #Lützerath #tamamen #boşaltıldı

Mersin Cemevi’nde ‘Ahilik’ paneli düzenlendi

0

Mersin Cemevi’nde “Ahilikten Aleviliğe Ahlak Kuralları ve İnsan Sevgisi” konulu panel yapıldı.

Prof. Dr Cengiz Güleç, Siyaset Bilimci Düşünür Akgül’ün konuşmacı olduğu panelin moderatörlüğünü Mustafa Güler yaptı.

Sanatçı Ozan Açıkalın’ın okuduğu deyişlerle başlayan panelde açılış konuşmasını yapan Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Ahilik kurumunun önemine dikkat çekti.

Kılavuz’un ardından Mustafa Güler, Ahilik kurumunun kurulduğu coğrafyanın ve tarihinin önemini vurguladı.

Siyaset Bilimci Düşünür Akgül, güncel konulara değinerek, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ çağrısıının önemli olduğunu ifade etti.

Prof. Dr. Cengiz Güleç de, Alevi inancının ahlak yapısına dair değerlendirmelerde bulunarak, “Alevi inancının kendine has bir ahlak öğretisi olduğunu düşünüyorum. Doğa ve tanrıyı eşdeğer ve özdeş gören bir anlayışı var” dedi.

Panel soru-cevap ile sona erdi.

PİRHA/MERSİN

Onbinler Kartal’dan seslendi: Biz değiştireceğiz

Emek ve Özgürlük İttifakı, halktan tam destek alarak, seçimlerin startını verdi. İttifakın kendi Cumhurbaşkanı adayını çıkarmasına onay veren onbinler, ‘Biz değiştireceğiz’ mesajını da vermiş oldu

Halkların Demokratik Partisi (HDP) öncülüğünde bir araya gelen Emek Partisi (EMEP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun (SMF) kurduğu Emek ve Özgürlük İttifakı, p0**ilk mitingini İstanbul Kartal’da gerçekleştirdi. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın mitingi için sabah saatlerinden İstanbul’un en ucra köşesi olan Kartal Meydanı’na yola çıkan onbinler, taleplerini sloganlarla, flamalarıyla yürüyüş kortejine taşıdı.

‘Tek çözümün Emek ve Özgürlük İttifakı’

İşçiler, işsizler, emekçiler, çiftçiler iktidarın yoksullaştırma politikalarına karşı “Üreten biziz üreten biz olacağız” sloganıyla kortejde dile getirdiği taleplerini, miting boyunca haykırdı. Miting meydanında sürekli 2023 bütçesinde yer bulamadıklarına dikkat çeken emekçiler, AKP-MHP iktidarının halka yoksullaştırdığını belirterek, tek çözümün Emek ve Özgürlük İttifakı’nda olduğunu söyledi.

Gençlerden yoğun katılım

Mitingde en çok dikkat çeken ise gençlerin yoğun katılımı oldu. Sabah saatlerinde miting meydanına akın eden gençler, burada Kürtçe ezgilerle halaya durdu. Israrla miting meydanını terk etmeyen gençler, daha sonra yürüyüş kortejine katıldı. Kartal Meydanı’nda yükselttiği sloganlarını yürüyüş kortejinde sürdüren gençler, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a özgürlük talebini haykırdı. Miting boyunca “HDP umuttur, umut dimdik ayakta” sloganı atan gençler, HDP’ye ve Emek ve Özgürklük İttifakı’na tam destek vereceklerini söyledi.

Kadınlar, ‘Biz değiştireceğiz’ dedi

Hınca hınç dolan Kartal Meydanı’na zılgıtlarla akın eden kadınlar, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine öfkelerini buraya taşıdı. AKP-MHP iktidarının kadın düşmanı politikalarını karşı mücadelelerini sürdüreceklerini vurgulayan kadınlar, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın kadın özgürlükçü bir yönetimin teminatı olduğunu söyledi. İttifaka tam destek veren kadınlar, “Biz değiştireceğiz” vurgusunda bulundu. İran’dan dünyaya yayılan “Jin jiyan azadî” sloganının yankılandığı Kartal Meydanı’nda, kadınların halayı bir an olsun durmadı.

Barış Anneleri savaşa karşı meydanlarda

Mitingin onur konuğu olan Barış Anneleri Meclisi de yürüyüş kortejinde yerini aldı. İktidarın savaş politikalarına karşı barış taleplerini Kartal Meydanı’na taşıyan anneler, “HDP için geldik, bu savaşı HDP bitirebilir, barışı HDP sağlayabilir” dedi. Kesk û sor û zer renklerin bulunduğu bayrağını saklayarak miting alanına giren bir anne, “Ölümlerin son bulması için, cenazelerin gelmemesi için bu meydandayız” ifadelerini kullandı.

‘Kartal’a Hazine yardımıyla mı geldik!’

Mitinge katılan 7’den 70’e herkes, HDP’nin kapatılmasına tepki gösterdi. HDP’nin yanında durmayı sürdüreceklerini belirten gençler, kadınlar, işçi ve emekçiler, bu saldırıların hesabını seçimlerde soracaklarını söyledi. Hazine yardımının kesilmesine de tepkinin yükseldiği yürüyüş kortejindeki gencin, “Kartal’a Hazine yardımıyla mı geldik abê. Dert ettiğin şeye bak” sözleri alkışlandı.

Kimyasal silaha tepki

Kartal Meydanı’ndan HDP ve DBP bayraklarıyla yürüyüş kortejine akın eden onbinler, Federe Kurdistan Bölgesi’nin Zap, Metîna ve Avaşîn bölgelerine yönelik kimyasal silah saldırılarına “Kimyasal silah insanlık suçudur” tepki gösterdi. Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırı tehditlerine de gençler, “Bijî berxwedana Rojava” sloganlarıyla karşılık verdi. İktidarın savaş politikalarına öfkenin yağdığı mitingde, sık sık “Kürtlere özgürlük, Ortadoğu’ya barış” sloganları atıldı.

Tecride tepki

Mitingde on binlerin temel talebi ise PKK Lideri Abdullah Öcalan’a özgürlük oldu. Hem yürüyüş kortejinde hem Kartal Meydanı’nda on binlerin en çok haykırdığı sloganlar, “Bijî berxwedana Îmraliyê”, “Be Serok jiyan nabe” ve “Selam selam, İmralı’ya bin selam” oldu. Miting kortejinde yer alanlar da Abdullah Öcalan’dan 22 aydır haber alınmadığına dikkat çekerek, PKK Liderinin özgürlüğü talebiyle meydanda olduklarının altını çizdi. Kürt sorununun çözümünün Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünden geçtiğini dile getiren gençler ve kadınlar, bu taleplerini her alanda haykıracaklarını vurguladı.

Emek ve Özgürlük İttifakı’na tepki: Bize Kartal dar gelir

İşçi emekçilerin, gençler ve kadınların taleplerini haykırdığı mitingde, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın Kartal Meydanı’nı tercih etmesini de eleştirdi. Kartal Meydanı’na giremeyen birçok kişi, “Bize Kartal dar gelir, gücümüzü Yenikapı’da göstermeliyiz” dedi. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın kendi Cumhurbaşkanı adayını çıkarmasına onay veren onbinler, “Biz değiştireceğiz” mesajını da vermiş oldu. Halkın mesajını alan Emek ve Özgürlük İttifakı’nda yer alan partilerin temsilcileri, yaptıkları konuşmada seçimlerin startını verdiklerini belirterek, “Bu daha başlangıç, size söz veriyoruz, bu iktidarı göndereceğiz” dedi.

MA / Özgür Paksoy

#Onbinler #Kartaldan #seslendi #Biz #değiştireceğiz

HDP olmadan demokrasi olmaz

Prof. Dr. Levent Köker ile HDP’nin aday çıkışının siyasi dengeleri nasıl değiştirmeye aday olduğunu konuştuk: AKP tek başına iktidarı kaybetmiş, diğer partiler hükümet kurabilecek durumdaydılar. ‘HDP’yi görmüyorum’ yaklaşımıyla bu yol açıldı. Ders alınmazsa bu tarih tekerrür eder

Nezahat Doğan

Türkiye tarihinin en kritik seçimlerine doğru gidiyor. Bu seçimler monarşik bir yapıyı işaret eden cumhurbaşkanlığı sistemini değiştirmek ya da demokratik parlamenter sistemi inşa edebilmek için büyük önem taşıyor. Siyasetin ve partilerin de hesapları bugünden yarına her an değişiyor. Seçimlerde kritik önemi aşikâr olan HDP’nin, demokratik ilkeler temelinde bir müzakere ve anlaşma olmadığı takdirde kendi cumhurbaşkanı adayını çıkaracağını açıklaması da ezberleri bozmuşa benziyor. HDP’yi dışarıda bırakan altılı masa ve cumhur ittifakının HDP olmadan bu kritik seçimleri kendi başına kazanmasının mümkün olmadığı ortadayken, bu durum onları yeni hesaplar ve stratejiler belirlemeye de yöneltecek gibi görünüyor. Son yapılan tartışmalar bu yönde.

Bir değişim olacağı kesin. Ama bu değişim milliyetçilik-ulusalcılık eksenine doğru mu, yoksa ezilenleri ve halkları sistem dışında bırakma çabalarına rağmen demokratik bir yönetim eksenine doğru mu olacak? İşte önümüzdeki seçim bu sorunun yanıtını ortaya çıkaracak. Bunu da HDP belirleyecek gibi görünüyor.

Bu süreçte, tüm devlet imkânlarını elinde bulunduran Cumhur İttifakı, devleti bir baskı aracı olarak kullanarak, HDP’yi çalışma ve faaliyetlerini yürütmede ciddi engellemelerle karşı karşıya bırakıyor. İktidarın HDP’ye karşı uyguladığı bu şiddet ve baskı politikası, kapatılma davası, hesaplarına el konulması gibi eylemlerle artarak keskinleşiyor.

Önümüzdeki süreç siyasette hangi olaylara gebe? Gelişen süreçte dengeler nasıl değişir? HDP üçüncü yol ve adaylık konusunda hangi isimleri tartışıyor? Kim kiminle hangi ilkelerde bir araya gelir? Seçim ikinci tura kalırsa ne olur? HDP’nin önünde nasıl fırsatlar ve zorluklar var? HDP nasıl bir ezberi bozuyor? Nasıl bir strateji geliştiriyor? HDP aday çıkaracağını açıklamasaydı Türkiye’deki siyaseti belirleyen dinamik olur muydu?

Tüm bu soruların olası cevaplarını ve gelişen sürece dönük öngörüleri Prof. Dr. Levent Köker ile konuştuk.

  • Gündem yoğun ve seçime doğru gidiyor ve en kritik seçim yapılacak. Hem Cumhurbaşkanı seçimi hem de parlamento… Bu sistemi yeniden inşa etme sürecini nasıl görüyorsunuz?

Tablo biraz karışık. Seçime giderken cumhur ittifakı “adayımız Recep Tayyip Erdoğan’dır, biz bu iktidarı devam ettireceğiz, hatta bu sistemin aksayan tarafları olabilir bunu da düzelterek ve güçlendirerek devam etme kararlılığındayız,” diyor.

  • Sistemin aksayan tarafları nedir mesela?
Prof. Dr. Levent Köker

Ben bunları tam bilemiyorum ama hatırlayacak olursanız rafa kaldırdıkları yüz maddelik bir Anayasa hazırlığı vardı MHP’nin. Bunu AKP’ye sundukları da basına yansımıştı ama içeriğini hiçbirimiz bilmiyoruz. O zamanki açıklamalara göre AKP’de bu taslak üzerinde çalışacak ve Cumhur İttifakı’nın ortak yeni anayasa taslağı olarak kamuoyuna açıklanacaktı. Bu yapılmadı. Belki seçimden sonrasını düşünüyor olabilirler. Benim açımdan, demokrasiyle ilgili temel sorunları olan bir sistemle yürüyor Türkiye şu an. Buna sistem demek de doğru değil.

  • Seçimlere giderken CHP başörtüsünü gündeme getirdi ve ardından Cumhur İttifakı hemen anayasa değişikliği için partilerin kapısını çaldı. En öncelikli meseleler bunlar mıdır? Ya da neye göre bunlar güncelleştiriliyor?

Kemal Kılıçdaroğlu başörtüsü konusunu hangi mantıkla, helalleşme bağlamında mı ortaya koydu, neye oturtmak istedi bilemiyoruz. Ama Cumhur İttifakı’na iyi pas atmış oldu. Anayasa değişikliği ona karşı hamle olarak geldi. Çünkü Türkiye’de Cumhur İttifakı’nın kendi iktidarını pekiştirmek istediği bazı fay hatları var. Bunlardan en önemlisi de, dindarlık-İslamcılık ile laikçi-laisist veya cumhuriyetçi kesimler arasındaki kamplaşmaya varabilen bir alan.
Cumhur İttifakı’nın kurguladığı başkancı rejim partilerin desteğiyle yürüyor. Bu partiler de rejimi Türkiye’deki taban veya toplum içerisinde var olan fay hatlarındaki bölünmeleri veya kırılmaları kaşıyarak, kabartarak, düşmanlaştırmaları pekiştirerek sürdürüyor. Bu son zamanlarda çok arttı. Yeri geliyor bir beka söylemini, “vatanın ve milletin korunması için ortaklaşa şunları yapmamız gerekir,” söylemini kullanıyor. Hatta bu çoğu zaman çok keskin bazı muhalifleri de Erdoğan’a destek vermeye doğru yöneltiyor. Yenikapı ruhundan Cumhur İttifakı çok güzel yararlanıyor. Cumhur İttifakı kazanırsa bizim demokrasiden çok uzun süre vazgeçmemiz gerekiyor. Mücadele eden edecektir, ceremesini çeken zaten çekiyor ve çekmeye de devam edecektir ama bugünden çok daha iyi duruma gelmeyeceğimiz aşikâr.

  • Cumhur İttifakı dinci-milliyetçi tarafta yer alırken, altılı masa da ulusalcılığı ve milliyetçiliği içinde barındırıyor. İkisi birbirinden çok farklı görünüyor mu? Diğer tarafta da emekten ve halklardan söz eden üçüncü yol HDP var. Altılı masada HDP’nin temsil ettiği kesimler neden sistem dışı bırakılmak isteniyor?

Buradaki sorun çok derin. HDP, Kürt siyasi hareketinin son temsilcisi. HDP’nin bütün selefleri parti olarak ortaya çıktıktan kısa bir süre sonra kapatıldı. Biraz daha geriye gidersek Kürtlerin bir halk olarak varlığının kabul edilmemesi şeklinde paradigmatik kuruluşu var Cumhuriyetin. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda Lozan görüşmelerine giden heyetin de çok net vurguladıkları gibi “biz kendi içimizde sadece Müslüman ve Gayri Müslüm diye ayrılabiliriz, Müslümanlar arasında başka bir ayrışma kabul etmeyiz,” dedi. Bu Osmanlı’dan gelen millet sistemine doğru devam eden; farklı topluluklara din ve inanç esaslı adlandırma yapan bir anlayış. Osmanlı hukuk sistemi de öyle kurulu. Müslüman unsurunda, kendi içinde farklı dillerden oluşan dilleri kabul etmeme yönünde bir eğilim var. Bunu Lozan’da bir başarı olarak elde ettiğini söylüyor heyet. Türkiye cumhuriyetin ilanından itibaren Müslüman unsuru Türkleştirme politikası izlendi ve Kürtlerin varlığı inkâr edildi, zorla asimile edildi, zorla Türkçe konuşturulmaya zorlandı ve 12 Eylül’de de zirve yaptı. Anadille eğitim yasağı anayasaya 12 Eylül döneminde konuldu. Anadilde eğitim yasağının anayasadan çıkarılması gerektiğini düşünüyorlar ama diğer ana akım diyebileceğimiz siyasi partiler bu yasağa karşı. 1982 Anayasası’na tamamen karşı çıkıyorlar gibi görünüyorlar ama bu yasağın kaldırılması gündeme geldiği zaman bu konuda açık fikirli olduğunu düşüneceğiniz bazı CHP’liler bile “herkes anadilini öğrensin. Buna bir engel yok zaten” diyor. Anadilde eğitimle ilgili örgütlenmeyi düşünmeye başladığımızda, eğitimin örgütlenmesini ve kurumlaşmayı düşünmeliyiz.

  • Bunun temelinde Kürt sorununun çözülmemesi asıl mesele değil mi?

Tabi ki! İş dönüp dolaşıp HDP’nin özellikle dışlanmasına dayanıyor. HDP ile yan yana görünmeme meselesinde paradigmatik bir zorluk var. Sanki bu yakınlaşma cumhuriyeti tehdit edermiş gibi zihinsel algı var. Bu ülkede HDP seçmeni var, geçtiğimiz yıllarda altı milyondu şimdi bu seçmen sayıları artmış görünüyor. Partiler de kendi seçmen tabanlarına yanlış mesaj vermemek için geride duruyor. Özellikle CHP, HDP ile çok yakın durmamaya özen gösteriyordu ama şimdi CHP’nin bazı sözcülerinin HDP ile ilgili açıklamaları olumlu yönde değişti.

  • Bu seçimlerde HDP kritik yerde duruyor. Şimdi HDP’nin kendi cumhurbaşkanı adayı ile seçime gideceğini açıklaması dengeleri nasıl değiştirdi, ezberleri nasıl bozdu?

HDP aslında bunu yeni söylemedi. 2021 Eylül’ünde cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili bir Tutum Belgesi yayınlamıştı. Orada da belli niteliklerde olan ortak aday üzerinde anlaşmaya ve görüşmeye hazır olduğunu belirtiyordu. Şimdi söylediğininin önemi de şu: “Bizimle açık kamusal alanda şeffaf görüşme yapmazsanız, biz kendi adayımızla seçime gitmekte kararlıyız,” diyor. Biraz geriye gidelim, 7 Haziran 2015’te en büyük hata yapıldı.

HDP’yi görmeyeceğiz diye bugünkü sisteme gidiş yolunu hazırladılar. AKP tek başına iktidarı kaybetmiş, meclisteki diğer partiler bir araya gelip hükümet kurabilecek durumdaydılar. O o zaman İyi Parti yoktu. MHP’nin “ben HDP’yi görmüyorum, yok sayıyorum” yaklaşımıyla bu yol açıldı. Aynı yaklaşımı İYİ Parti devam ettiriyor. Ders alınmazsa bu tarih tekerrür eder. Tekerrür etmesin diye HDP’nin bir müdahalede bulunduğunu düşünüyorum. Bu İstanbul seçimi gibi bir seçim değil… “Biz sizinle görüşüyor gibi yapmayalım ama siz alttan alta bizi destekleyin,” ya da daha acısı “zaten eliniz mahkûm ikinci tura kalırsa” gibi bir yaklaşım var.

  • İYİ Parti altılı masadan çıkarsa ne olur?

Keşke… Benim gönlümden geçen CHP’nin HDP yani Emek ve Özgürlük İttifakı ile sol-demokrat bir ittifak kurmaları ve bu ittifakın beklenmedik bir biçimde çok ciddi oy oranına da kavuşabileceğini düşünüyorum. Saadet Partisi’ne bakın; Temel Karamollaoğlu bir şeyi temsil ediyor ama bazılarımız için Madımak’ı da temsil ediyor. Şimdi ne kadar demokratik olabilir. İYİ Parti’nin zaten demokrat olmadığını biliyoruz. Ahmet Davutoğlu’nun oyu yüzde bir bile değil, orada duruyor. Bir tek eli yüzü düzgün ama onun da bagajı dolu Ali Babacan daha makul yaklaşıyor Kürt meselesine. Kürt meselesinde Kürt kimliğinin tanınmasıyla ilgili Süleyman Demirel’in yıllar önce, 91 seçimlerine giderken “Kürt realitesini tanıyacağız, herkes Türkiye’de birinci sınıf vatandaş olacak” dediğinden bugüne 32 sene geçmiş ve değişen çok az şey var. Ne kadar beceriksiz, hep aynı şeyleri konuşan böyle bir toplum düşünebiliyor musunuz? Ben inanamıyorum! Ama Kürt meselesinin zorunlu olarak insanı solcu yapan bir tarafı yok. Kürtlerin haklarını ve halk olarak mevcudiyetini, anadilde eğitim hakkını savunursunuz, ama siz solcu olmazsınız. CHP, HDP ve DEVA neden böyle bir sinerji yaratmaya kalkmasınlar, bunun önünde ne engel var?

  • Bu altılı masanın dağılması demek değil mi?

Şimdi olamaz tabi! Altılı masayı dağıtmak kimin nasıl cesaret edeceği bir iştir? Çok soru ve matematik hesapları var.

  • Altılı masa toplumun sorunlarına hitap eden bir yerde duruyor mu? Sıkıştırılmış gündemle mi yürüyor ve tıkandı mı?

Tıkanıp tıkanmadıklarını tam bilemiyorum ama içerde bir tartışma olduğu açık. Biz bunu İYİ Parti’nin HDP’ye olan dışlayıcı yaklaşımında görüyoruz. Ahmet Davutoğlu’nun son çıkışları var, sanki Cumhurbaşkanlığı konseyi sistemiyle Türkiye yönetilecekmiş gibi, ama Kılıçdaroğlu da altılı masayı sanki muhafaza etmek için özen gösteriyor gibi, bütün genel başkanlar partilerinin oyları ne olursa olsun bu masada eşittir gibi bir durumu yansıtılıyor. Davutoğlu’nun açıklamalarını masadan bağımsız, kendi fikri gibi söylemesi de çok yersiz. Bütün genel başkanlar cumhurbaşkanı yardımcısı olacakmış… O cumhurbaşkanının bileceği iş. Belli ki burada bir tartışma oluyor. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçişin nasıl olacağı konusunu henüz bize açıklamadılar. Altılı masa Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem vizyonunu bize açıkladı, öyle bir belge elimizde var, içeriğini biliyoruz. Fakat seçimlerden sonra iktidar olurlarsa oraya nasıl gidileceği, ülkenin nasıl yönetileceğini bilmiyoruz.
Mesela parlamentoda anayasayı değiştirecek çoğunluğu elde edemezlerse bu sistemle yönetmek zorunda kalacaklar. O zaman nasıl yöneteceklerine dair ne olacağını bilmiyoruz. Demek ki bunlar görüşülüyor ama problemler var. Kamuoyunda da Kılıçdaroğlu’nun adaylığına sıcak bakanlar gibi karşı olanlar da var. Mansur Yavaş’ın ismi arada bir gelip gidiyor ama Ekrem İmamoğlu özellikle bu son aldığı cezadan sonra aday gösterilebilir, gibi tartışmalar sürüyor.

  • HDP’nin adayı da önem kazanıyor. Sizce nasıl bir aday çıkarabilir? Ya da çıkarmalı?

En önemli aday HDP’nin. Beklenmedik, partili de olmayan, hiç kimsenin kişiliğine itiraz edemeyeceği bir kadın aday olabilir. Zaten HDP’nin kendi çıkışı da bir kadın partisi olması yönündeydi. HDP’nin adayı çok sürpriz ve etkili olabilir

Burada en önemli aday HDP’nin. Bilmiyorum nasıl bir sürpriz hazırlıyorlar? Beklenmedik, partili de olmayan, hiç kimsenin de kişiliğine itiraz edemeyeceği bir kadın aday olabilir. Zaten HDP’nin kendi çıkışı da bir kadın partisi olması yönündeydi. HDP’nin adayı çok sürpriz ve etkili olabilir. HDP kendi adayıyla seçime girecek, öyle görünüyor. İYİ Parti’nin tavrı nedeniyle sözünü ettiğimiz “açık müzakere” şartı gerçekleşmeyecek. HDP eş genel başkanları da defalarda söylediler “altılı masadan bizim itirazımızın olmayacağı özelliklere sahip bir aday çıksa, biz onun lehine davranıp adayımızı çekecek değiliz” diye ve bu doğru yaklaşımdır. Cumhurbaşkanlığı seçiminde biz ikinci turu göreceğiz. İkinci turda da muhalefetin adayı kazanır.

  • Seçimlere giderken, iktidar HDP’nin faaliyetlerini devlet baskısı ve imkânlarını kullanarak sıkıştırıyor ve çalışmalarını engelliyor. HDP’nin kapatılması da gündemde. Kapatılır mı?

Bence HDP seçimden önce kapatılırsa, bunun en büyük tehlikesi sandık başlarında HDP’li gözlemcilerin olmayacağıdır. Bir seçimi Kürt illerinde çok ciddi örgütlemek gerekir. Selahattin Demirtaş’ın “her birimiz partisiz olsak bile sandık müşahidi ve gözlemci olarak oralarda hazır bulunmalıyız,” diye açıklaması var. Buna en yatkın parti olan CHP ile işbirliği yaparak, HDP kapatılsa bile, sandıklara sahip çıkmak gerekir. Bütün muhalefetin sandığa yönelmesi lazım. Kapatılırsa hazırda bir parti var mı? O partinin listesinden girmek gibi ihtimaller şu anda bellidir, bilmeyelim daha iyi. Ama parti kapatma sürecinin yetişeceğini düşünmüyorum. Ama “kapatın partiyi, seçimlerden önce bu işi bitirin” talimatı gelirse elbette ki hukuk işlemez.

  • HDP’nin önünde şimdi hem zorluklar hem de bir fırsat var diyebilir miyiz?

Seçime gidilirken aday belirleme sürecinde bir ortaklaşma olursa bu hem seçimin sonucu hem de seçimden sonraki siyasi hayatımızın demokratik yönde gelişmesi bakımından çok olumlu olur. O zaman demoktarik dönüşüm mümkün olur

Bence öyle! Seçime gidilirken aday belirleme sürecinde bir ortaklaşma, açık müzakere olursa bu hem seçimin sonucu hem de seçimden sonraki siyasi hayatımızın demokratik yönde gelişmesi bakımından çok olumlu olur. Burada kilit nokta şu: CHP’nin seçmen tabanında yüzde olarak anımsanmayacak ölçüde HDP ile makul bir ilişki kurulmasını teşvik edebilecek demokratik taban var. Onları harekete geçirecek siyasi oluşum, bir beraberlik biçimi, seçimden sonraki altılı masada da bu çerçevede muvaffak olur, Anayasa değiştirme süreci başlarsa, o zaman HDP’nin yaklaşımdaki doğruları toplumun çok daha geniş kesimlerine benimsetmesi ve Türkiye’yi bu anlamda dönüştürecek siyasi güce iyice erişmesi mümkün olur. HDP kendi selefleri gibi şuanda da çok etkili siyasi bir oluşum ama onları da aşmış durumda. Burada kilit yine CHP’de. CHP Türkiye’nin solunda olduğunu iddia ettiği zamandan beri solda tıkaç görevi görüyor. CHP’nin solla hiç alakası olmayan devletçi bir damarı var. Bunu ister sol, ister sosyal demokrat diye adlandırın, ister sosyalistler olarak adlandırın ama devletçilik solun işi değil. Devleti korumak kollamakla solun alakası yok. CHP alanı rahat bıraksa solun önü açılacak.

  • CHP devletçi yapıdan çıkarsa demokrasinin önünü açacak diyorsunuz. AKP iktidara gelirkenken farklı yol çizdi… Ama ne zaman devletleşti o zaman savaş politikaları ve şiddet devreye girdi. Şimdi Türkiye’nin nasıl bir sürece ihtiyaç var?

Bence önemli bir süreç var önümüzde. Seçimler olacak ve ikinci tura kalıp muhalefet bir şekilde siyasi ağırlığını koyacak. AKP iktidarı kaybederse bugünkü sistemden o da vazgeçmeye yönelecek. Mecliste parlamenter sisteme geçiş için görüşme zinciri başlayacak. İşte bu aşamada Türkiye’nin geçici anayasa düzenini hayata geçirmesi; başta Kürt sorunu olmak üzere bütün temel toplumsal sorunların -ki bunlar Cumhuriyetin kuruluşundan beslenen gelen sorunlar- hepsini tartışıp ilerde demokratik nihai bir anayasaya kavuşmamız için gerekli koşulları sağlayan geçici anayasa yapması gerekir diye düşünüyorum. 1921’den sonra bu halk kendi anayasasını hiç yapmadı. Hep askerler ve bir takım bürokratlar tarafından yapıldı. Temel hak ve özgürlüklerin olduğu, anadil yasağı içermeyen, İçişleri Bakanı’nın yerel yönetimleri görevden alma, kayyım atama gibi acayip yetkilerini içermeyen demokratik bir anayasaya acil ihtiyaç var.

Görüştüğüm bir AKP’li 4-5 Mayıs’da seçimlerin olacağını söyledi, Haziran’ı göremeyebiliriz.

  • Levent Köker’in derdi ne?

Benim en büyük derdim politikayla ve sistemle ilgili… Ben demokratik dönüşüm ışığı görmek istiyorum. Bu dönemle toplumsal meselelerde insanların duyarsızlığını ve hukukun bu kadar ayaklar alınmasını dert ediyorum. Bunlara karşı bir protestonun çıkmamasını ve bu sessizliği dert ediyorum.

#HDP #olmadan #demokrasi #olmaz