Ana Sayfa Blog Sayfa 1071

Danıştay’dan Sur’da katledilen Morgül kararı: Olay araştırılmadı

Danıştay, Sur’da sokağa çıkma yasağı sırasında katledilen 14 yaşındaki Cihat Morgül’ün ölümüne dair açılan tazminat davasında verilen ret kararını bozdu

Amed’in Sûr ilçesinde 2015 yılının Aralık ayında ilan edilen sokağa çıkma yasağının devam ettiği 2016 yılının Şubat ayında katledilen ortaokul son sınıf öğrencisi 14 yaşındaki Cihat Morgül’ün ölümüne dair yargı süreci devam ediyor.

Cenaze sürekli taşındı

Morgül’ün cenazesi, çatışmaların devam etmesi nedeniyle öldürüldüğü mahalleden uzun bir süre alınamadı. Cenaze bunun üzerine Sûr’da defnedildi. Daha sonra gömüldüğü yerden çıkarılan cenaze, Antep Adli Tıp morguna götürüldü. Orada bir süre bekletildikten sonra DNA eşleşme sonuçları beklenmeden bu kez Antep Belediye Mezarlığı’nda toprağa verildi. DNA eşleşmesinin ardından Morgül’ün cenazesi Amed’de bulunan Yeniköy Mezarlığı’na getirilerek, üçüncü kez toprağa verildi.

Dosya AYM’de

Morgül’ün ölümüne dair başlatılan soruşturmada “kovuşturmaya yer yoktur” kararı verildi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen karara, Morgül’ün “güvenlik güçlerine karşı silahlı eylemde bulunduğu” gerekçe gösterildi. Ancak söz konusu “silahlı eyleme” dair herhangi somut bir delile dosyada yer verilmedi. “Takipsizlik” kararına yapılan itirazlar da reddedildi. Aileye hukuki destek sunan İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi avukatları, bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu

Örgüt üyesi denildi

Avukatlar, AYM başvurusunun yanı sıra İçişleri Bakanlığı hakkında Diyarbakır İdare Mahkemesi’ne başvuru yaptı. Başvuruyu inceleyen 1’inci İdare Mahkemesi, başvuruyu reddetti. Kararda, Morgül’e ilişkin yayımlanan haberler ve 3 Mart 2016’da teslim olduğu belirtilen E.Ö. adlı kişinin Morgül’ü “örgüt üyesi” olarak göstermesi gerekçe gösterildi. Ölüm olayının meydana geliş şeklinin ve failinin belirsiz olduğu iddia edilen kararda, Yekineyên Parastina Sivîl (YPS) tarafından Sur’da yaşamını yitirenlere ilişkin açıklanan listede Morgül’ün isminin geçmesi de redde gerekçe gösterildi.

Tazminat kararı reddedildi

İdare Mahkemesi’nin verdiği karar, Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi tarafından “hukuka uygun” görüldü. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi, bakanlığın Cihat Morgül’ün silahlı çatışmaya girdiği sırada öldürüldüğüne dair savunmasını göz önünde bulundurarak, ailenin tazminat talebini reddetti. Karar, Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 3’üncü İdari Dava Dairesince onandı. İHD Amed Şube Başkanı Abdullah Zeytun, karara karşı Danıştay’a temyiz başvurusu yaptı.

Danıştay’dan karar: Olay araştırılmadı

Temyiz başvurusunu inceleyen Danıştay, 900 bin TL tazminat talebiyle açılan davada yeterli inceleme yapılmadan verilen kararı bozdu. Danıştay’ın bozma kararında şu ifadeler kullanıldı: “(…) Davacının talebi dikkate alınmadan, olayın terör olayı olup olmadığı, olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığı araştırılmaksızın başvurunun doğrudan Diyarbakır Valiliği’ne gönderilmek suretiyle temyiz istemine konu davada usulüne uygun olarak ön karar tesis edilmemiştir. Bu itibarla, davacıların tazminat istemiyle davalı idareye yaptığı başvuruya idarenin cevabı alındıktan sonra uyuşmazlığın esası incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, usulüne uygun bir ön karar alınmadan davanın reddi yönündeki Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi kararına yönelik yapılan istinaf başvurularının reddine ilişkin temyize konu davada usulüne uygun olarak ön karar tesis edilmemiştir. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.”

Karar bozuldu

Danıştay, oy birliğiyle kararı alarak, yeni bir kararın kurulması için dosyayı davanın görüldüğü Antep Bölge İdare Mahkemesi 3’üncü İdari Dava Dairesine gönderdi.

#Danıştaydan #Surda #katledilen #Morgül #kararı #Olay #araştırılmadı

İttifakın kadın temsilcileri mitinge çağırdı: Miting yeni dönemin ilanıdır

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın yarın Kartal’da gerçekleştireceği mitinge çağrıda bulunan bileşenlerin kadın temsilcileri; Düzenle sorunu olan herkesi bekliyoruz

Emek ve Özgürlük İttifakı yarın Kartal Meydanı’nda, “Savaşa, yoksulluğa, baskılara dur diyelim. Birlikte değiştirelim” şiarıyla ilk mitingini gerçekleştirecek. Saat 13.00’da başlayacak mitingin tüm hazırlıkları tamamlanırken, valilikten de miting için izin çıktı. İttifak bileşenleri içerisinde bulunan siyasi partilerin miting için kentte sürdürdüğü çalışmalar ise devam ediyor.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul İl Örgütleme Eşsözcüsü Besra İşsever, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) İstanbul İl Sözcüsü Nilay Kuş ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) İl Sözcüsü Melis Akyürek, yarın gerçekleştirilecek mitinge katılım çağrısında bulundu.

HDP: Bütün sorunlara cevap

HDP İstanbul İl Örgütleme Eşsözcüsü Besra İşsever, 20 yıldır savaş politikalarıyla ayakta kalmaya çalışan bir iktidarla karşı karşıya olunduğunu belirterek, savaşa yatırılan bütçeyle yurttaşların giderek daha da yoksullaştığını ve geçinemediğini söyledi. Savaşın ve yoksulluğun beraberinde baskılarında arttığına dikkat çeken İşsever, “Bizim iddiamız Türkiye’nin bütün sorunlarına cevap olabilecek bir 3’üncü yol siyasetini gerçekleştirmektir” dedi. Türkiye’de yürütülen savaşa ve tecride dikkat çeken İşsever, mitingde tecridin toplumun üzerinden kalkmasını, savaşın bitmesini isteyeceklerini ve bunun mesajını vereceklerini aktardı.

TÖP: Miting kitlesel geçecek

Örgütledikleri mitingi, Türkiye’de yaşanan sürece bir müdahale olarak değerlendiren TÖP İl Sözcüsü Nilay Kuş, kentte iki haftadır bildiri dağıtarak yurttaşları mitinge davet ettiklerini söyledi. Miting çalışmalarında halktan olumlu mesajlar aldıklarını ifade eden Kuş, “Halkın, AKP-MHP iktidarından bıktığını, yeni arayış içerisinde olduğunu ve aslında çalışmalarımızı merakla takip ettiklerini görüyoruz. Bundan dolayı mitingin güçlü ve kitlesel geçeceğini inanıyoruz” şeklinde konuştu.

 Bu çıkışı taçlandırmak

Yurttaşların derinleşen tüm krizlere karşı çözüm aradığını belirten Kuş, “Emek ve Özgürlük İttifakı olarak bu çıkışı örgütleyecek adresi, bütün çalışmalarımız ve iddiamızı bir mitingle taçlandırmak istedik. Bu anlamda Pazar günü gerçekleştirildiğimiz miting çok önemli bir yerde duruyor. Halkın, işçilerin, kadınların gençlerin, LGBT+ların, Kürtlerin, Alevilerin bu düzenle sorunu olan herkesin taleplerini dile getirileceği bir miting olacak” ifadelerini kullanarak halkı mitinge davet etti.

TİP: Miting yeni dönemin ilanıdır

TİP İstanbul İl Sözcüsü Melis Akyürek ise, bu mitingde, tüm hukuksuzluklara, emek sömürüsüne, yoksulun hakkına göz dikenlere, savaşa, yoksulluğa, kadın cinayetlerine, çocuk tacizcilerine, işkencelere, talana “dur” diyeceklerini belirterek, “Miting yeni dönemin ilanıdır” dedi.

AKP-MHP iktidarının ülkenin her alanını adeta “talan” ettiğini dile getiren Akyürek, gelinen sürece ilişkin, “Halkın tahammül gücü kalmadı” dedi. Türkiye’deki tüm sıkıntılara “dur” demek gerektiğini vurgulayan Akyürek, mitingin de böyle bir anlam taşıdığını belirtti. Emek ve Özgürlük ittifakının tüm sorunları çözebilme gücüne sahip olduğunu aktaran Akyürek, “Saray rejiminden yılmış, zamlardan, sömürüden, baskıdan yorulmuş, daha refah, özgür ve tüm renklerimizle birlikte ortak barış içinde bir yaşam düşleyen herkesi, her yurttaşı bu mitingin bir parçası olarak görüyoruz” sözleriyle coşku ve ümitle gerçekleştirecekleri mitinge davet etti.

#İttifakın #kadın #temsilcileri #mitinge #çağırdı #Miting #yeni #dönemin #ilanıdır

Erhan Eser’i katleden polis hakkında dava

Erhan Eser’in katledilmesine dair polis Hamdi Karaca hakkında ‘olası kastla öldürme’ suçundan dava açıldı

Beylikdüzü’nde bulunan Cumhuriyet Mahallesi Hadımköy Yolu Caddesi ile E5 Güney Yolunu bağlayan kavşakta 28 Mart’ta kurulan polis uygulama noktasında “dur” ihtarına uymadığı iddiasıyla polisin açtığı ateş sonucu Kürt genci Erhan Eser (23) katledildi.

MA’dan Mehmet Aslan’ın haberine göre Eser’i katleden polis Hamdi Karaca, hakkında hazırlanan iddianame mahkemece kabul edildi.

Karaca, olayın yaşandığı gün gözaltına alınarak, Büyükçekmece İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde ifadesi alındıktan sonra Büyükçekmece Adliyesi’ne sevk edilmiş, ifadesi alındıktan sonra adli kontrol” şartıyla serbest bırakılmıştı.

Atış mesafesi eksik

Hakimlik, Eser’i katleden polis Karaca’yı, “Kamu görevlisi olması”, “Kaçma şüphesinin bulunmaması” ve “Olayda yaralanması” iddiasıyla adli kontrol şartı ile serbest bıraktı. Soruşturmanın tamamlanması ardından Eser’i katleden Karaca hakkında 21 Ekim’de 2 sayfalık iddianame düzenlendi. İddianamede, İstanbul Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı’nın (KLP) rapor düzenlediği ancak raporda, “atış” mesafesine dair bir kanaatin yapılmadığı belirtildi.

Olası katla öldürme suçu işlendi

Bunun yanı sıra Eser’in içinde bulunduğu araç ile hastaneye getirilmesi nedeniyle aracın hastanede olduğu ve olay yeri incelemenin bu nedenle polis Karaca’nın ateş ettiği yer ile aracın olduğu yer arasındaki mesafenin de ölçülemediği ifade edilen iddianamede, “Araçta yolcu olarak bulunan şahısların ve polislerin tanık sıfatı ile verdikleri ifadeler, şüphelinin savunması, olay yeri inceleme ekibinin tanzim ettiği rapor, otopsi raporu, Erhan’ın anne ve babası olan müştekilerin beyanları ve tüm dosya kapsamından şüphelinin, ölenin kullandığı aracın arkasından sol ön lastiği hedef alarak ateş ederken aracın hızlı bir şekilde virajlı yolda ilerlemesi nedeni ile sıktığı merminin şoför mahallinde oturan Erhan’ın hayati bir bölgesine isabet edebileceğini öngörmesine rağmen ateş ettiğinin ve bu suretle ‘olası kastla öldürme’ suçunu işlediğinin kabulünün gerektiği (…)” ifadelerine yer verildi.

İddianame kabul edildi

İddianame, 31 Ekim 2022’de Bakırköy 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Tensip hazırlayan mahkeme, Eser’in katledildiği gün yanında bulunan 3 arkadaşı ve polislerin de tanık olarak dinlenmesinin yanı sıra ilk duruşmanın görüleceği 30 Ocak’ta aynı zamanda Bakırköy Adliyesi’nde dosya kapsamına göre güvenlik “tedbirlerinin” alınması için İdari İşler Müdürlüğü’ne yazı yazılmasına karar verdi.

İSTANBUL

#Erhan #Eseri #katleden #polis #hakkında #dava

‘Akbelen kazanırsa hepimiz kazanacağız’

Akbelen Ormanı’nda doğa talanına karşı faaliyetlerin artması üzerine harekete geçen doğa savunucuları, ‘Bu mücadele kazanırsa hepimiz kazanacağız’ diyerek dayanışmanın büyütülmesi çağrısında bulundu

Yeniköy-Kemerköy Enerji Şirketinin kömür madeni için Muğla’nın Milas ilçesinde bulunan Akbelen Ormanlarını kesme talebine karşı açılan davada bilirkişi incelemesi raporu 24 Kasım 2022’de açıklandı. Rapora göre bölgede maden ocağı yapılabileceği belirtilirken maden ocağının çevresel etkisinin ne olacağı ise belirtilmedi. Şirkete fırsat veren bu kararın hemen ardından Akbelen Ormanları Direnişçileri kamuoyuna çağrıda bulunarak nöbet eylemlerine destek istedi. Öte yandan hukuk mücadelesi de devam etti.

Kömür çıkarma devam ediyor

Karadam ve Karacahisar Mahalleleri Doğayı Doğal Hayatı Koruma Derneği (KARADAM) Kültür ve Turizm Bakanlığına İkizköy’de bulunan arkeolojik kazı alanının sit alanı ilan edilmesine dair talepte bulunmuş ancak talep cevap verilmeyerek zımni olarak reddedilmişti. Dernek ret durumunun kanuna aykırı olması nedeniyle Muğla 3. İdare Mahkemesine dava açtı. Mahkemeden ayrıca İkizköy’de 2019’da yapılan kazı çalışmalarında Roma ve Bizans döneminden kalan eserlerin zarar görmemesi için kömür çıkarma çalışmalarının da durdurulması talep edilmişti. Mahkeme hem bu talebi hem de çıkarılan eserlerin mahiyetine ilişkin raporun mahkemeye getirilmesi talebini de reddetti. Ancak dava henüz sonuçlanmamasına rağmen kazı alanında dinamitle ve iş makineleriyle kömür çıkarma işlemleri devam ediyor.

Hasarlara neden oluyor

Dinamit patlatılarak yapılan maden çalışmaları aynı zamanda Çevre Kanunu’nun 14 Maddesi, Türk Ceza Kanunu (TCK) 123, 182 ve 737’inci maddelerine göre kişilerin huzurunu ve sağlığını bozacak nitelikte olduğuna dair yine Muğla 3. İdare Mahkemesi’ne dava açtı. Ancak mahkeme keşif ve bilirkişi incelemesi yapmadığı gibi Y-K Enerji Şirketi ve Limak-ICTAŞ Şirketi’nin çalışmalarına da engel olacak bir kadar çıkarmadı. Oysa orman, zeytinlik alan ve doğal hayata zarar veren bu çalışma ormanın içinde bulunan Akbelen Mahallesi’nde ve yakınındaki diğer mahallerde yaşayan yurttaşların evlerinde hasarlara da neden oluyor.

Akbelen Ormanları için 550 günü aşkın süredir devam eden nöbete ilişkin çağrının ardından yurttaşların da destek ziyaretleri sıklaştı. Akbelen mücadelesinin emsal nitelikte olduğunu söyleyen yurttaşlar burada verilen mücadelenin ekoloji mücadelesinde önemli bir yeri olduğuna vurguda bulunuyor. Direnişçiler desteğe çağırıyor.

‘Mirasımızı yok ettiler’

Keşfe gelen üçüncü bilirkişi heyetinin umut verdiğini ancak vicdani bir kararın çıkmadığını ifade eden İkizköy Komitesi Başkanı Nejla Ilık, yürütmeyi durdurma kararını kaldırılmasının hemen ardından nöbete açık çağrıda bulunduklarını belirtti. Türkiye’nin her yerinden sahip çıktıklarını belirten Ilık, “Bu sefer ormanda günde iki defa maden sahasına girerek kendimizi göstermeye ve ‘gözümüz üzerinizde’ demeye çalıştık. 2019’dan bu yana devam eden kazıda ne çıktı ulaşamadık. 2021 yılında burası arkeolojik sit alanı ilan edilsin diye çok umutluyduk. Ama 4 bin yıllık tarihimizi mirasımızı yok ettiler” şeklinde belirtti.

‘Kömüre feda edilemez’

Akbelen Ormanları’nın ekoloji mücadelesine emsal nitelikte olduğunu, farklı yerlerde nöbet eylemlerine örnek olduğunu belirten Ilık, nöbet eylemine desteğe gelenleri maden sahasına götürdüklerini belirtti. Akbelen Ormanları’nın da o alandaki gibi çölleşmesini istemediklerini ifade eden Ilık, şöyle dedi: “Burada ekosistem var. Geçen sene ormanlarımız yandı. Tarım, turizm yönünden burada zaten büyük kazanç var kömüre feda edilemez. Bu mücadele kazanırsa hepimiz kazanacağız.”

‘Anılarımın orada’

Maden sahasının 2019’da yuttuğu Işıkdere Mahallesi’nden İkizköy Mahallesi’ne taşınan Aytaç Yakar da, tüm anılarının olduğu yerde şimdi maden çukurunun bulunduğunu belirterek “Köye 13 yaşında geldim. Görünce vicdanım sızladı. Ben köyümü, vatanımı, suyumu, çamımı, havamı vermek istemiyorum. Topraklarımdan vazgeçmeyeceğim” dedi.

Mücadeleyi duyurmak önemli

Direnişçilere destek için gelen Kaz Dağları direnişçilerinden İlke Çiçek de, tüm ormanları savunmanın gerekli olduğunu belirterek köylülerin evleri yıkılma pahasına da olsa evlerinde oturmaya devam ettiklerini ifade etti.

Bodrum’dan gelerek nöbet eylemine desteğini sunan yurttaşlardan Yeşim Öztarakçı ise, maden sahasındaki yıkımı gördükten ve ormanın da aynı duruma getirilmek istendiğini bilmenin üzdüğüne vurgu yaparak herkesin destek vermesi gerektiğine vurgu yaptı.

Haber: Melike Aydın / Jinnews-İZMİR

#Akbelen #kazanırsa #hepimiz #kazanacağız

Gazeteci Üzmez: Fransa bu utançla yaşamamalı

İkinci Paris katliamının ardından Türkiye’nin olayın kapatılması için Fransa’ya baskı uyguladığını ifade eden gazeteci Mahir Üzmez, Fransa’nın bu utançla yaşamaması gerektiğine inandığını söyledi.

Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’ne yönelik 23 Aralık 2022’de gerçekleştirilen saldırıda, Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) Yürütme Konseyi üyesi ve Kürt kadın hareketi öncülerinden Emine Kara (Evin Goyî), sanatçı Mir Perwer (Mehmet Şirin Aydın) ve Abdurrahman Kızıl yaşamını yitirmesinin üzerinden 22 gün geçti. Geçen süre içerisinde tetikçi William M.’nin, “Sağlık durumunun gözaltı koşullarına uyumlu olmaması” gerekçesiyle emniyet bünyesinde bulunan psikiyatri kliniğine nakledilse de ardından oluşan tepkiler üzerine yeniden tutuklu yargılanmasına karar verildi.

Yaşananları ilk günden bu yana katliamla ilgili gelişmeleri takip eden gazeteci Mahir Üzmez, Fransa hükümetinin yaklaşımı, tetikçinin tutuklanması sürecinin ardından nelerin yaşanacağını ve Türkiye’nin katliama dair Fransa’ya yönelik baskılarına dair Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirmelerde bulundu.

Katilin profili

Katilin profilinin, verdiği ifadenin, katliamın işleniş biçiminin Fransız savcılarının, devlete yakın ya da devletin resmi ajansları üzerinden kamuoyuna yaydığı bilgiden ibaret olduğunu belirten Üzmez, “Bunun dışında kimsenin çok fazla bilgisi yok. İlk andan itibaren özellikle AFP, katilin profiline, ismine, daha önceki yaşam hikayesine ilişkin yoğun bilgi paylaşımında bulundu. Olayın yaşandığı 23 Aralık 2022’de, öğleden sonra 15.00 civarında Fransa İçişleri Bakanı olay yerine gitti ve ‘istihbarat servislerimizde, bakanlığımızda katilin ismine ve bilgilerine dair hiçbir şey yok elimizde’ demişti. Ama buna rağmen çok yoğun bilgi paylaşımı içerisine girildi” dedi.

Sorgu hakimine getirilen ilk katliam

Fransa’da daha önce de birçok kez siyasi cinayetlerin işlendiğini dile getiren Üzmez, ancak hiçbirine yönelik soruşturmanın savcılık sürecine kadar getirilmediğini ifade etti. Fransa’daki yargı işleyişinin, “Polis dosyayı savcıyla birlikte inceleyip, sorgu hakimine sevk ediyor. Sorgu hakimi sürecinde davanın açılıp açılmayacağına karar veriliyor” şeklinde olduğunu kaydeden Üzmez, ilk defa Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katledildiği 9 Ocak 2013’teki katliam davasının sorgu hakimine kadar gelebildiğini hatırlattı.

Kürtler Fransa yargısına güvenmiyor

Kürtlere yönelik ikinci Paris katliamını gerçekleştiren katilin tutuklandığını belirten Üzmez, bunda eylemlerin ve Fransa iç siyasetinden gelen tepkilerin etkili olduğunu söyledi. Katilin tutuklanmasından sonraki sürece dair ayrıntıların henüz bilinmediğini ifade eden Üzmez, “İkinci Paris katliamında da yine yaşanan süreci ve olabilecek gelişmeleri göz önünde bulundurduğumuzda, Fransa içerisinde sanki bir el, bu tür davaların aydınlatılmaması için devreye girmiş gibi. İkinci katliamın tetikçisi de ilk önce tutuklanması, sonra psikiyatri kliniğine götürülmesi, ardından tekrar sorgulanıp tutuklanması, bu eller arasında bir kavganın ya da itişmenin olduğunu gösteriyor. Bunlar kaygı verici gelişmeler. Çünkü Kürt halkı açısından son 10 yıldır Fransız yargısına olan güven tamamen bitmiş durumda” dedi.

Savunma ağı örülüyor

Tutuklama sürecinin ardından delillerin toplanarak savcılığın iddianame hazırlaması gerektiğini, hazırlanan iddianamenin sorgu hakimine gideceğini, bir eksiklik varsa giderileceğini, yoksa duruşma sürecine geçileceğini söyleyen Üzmez, “Sakine Cansız’ların katledilişine dair davanın yıllar geçtiğinin ve daha önceki siyasi cinayetlerin hiçbirinin mahkeme aşamasına gelmediğini de göz önünde bulundurarak, bu sürecin uzun sürebileceği kaygısı taşıyorum. Kürtler, hukuki boyutta ciddi bir hazırlık yapıyorlar. Kürtler, siyasi ve sivil toplum örgütleriyle birlikte geniş bir savunma ağını örmeye hazırlanıyorlar. Bu savunma ağı ve Fransa içerisindeki iç siyasi dengelerden kaynaklı belki kısmen de olsa ikinci Paris katliamında daha kısa bir zamanda sonuç alınabilir umudu var, ama şimdiden kestirmek çok erken” ifadelerini kullandı” diye konuştu.

Ankara’nın Paris’e baskısı

Üzmez, Türkiye’den yetkililerin Fransa yetkilileriyle yaptığı görüşmelerin, Ankara’nın Paris üzerinde baskısının göstergesi olduğuna işaret etti. Katliamdan sonraki ilk günlerde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve yetkililerin yaklaşımının farklı olduğunu dile getiren Üzmez, şunları anlattı: “Türkiye’nin Fransa Büyükelçiliği, Fransa Dışişleri Bakanlığı’na nota verdi. Daha sonra Mevlüt Çavuşoğlu, Fransız Dışişleri Bakanı’yla bire bir görüşme yaptı. Fransa’daki iç siyasi kulislerde, yoğun bir pazarlığın yapıldığı belirtiliyor. Kulislerde Türkiye’nin, Fransa’nın bu olayın üstünü kapatması için bir baskı oluşturduğu söyleniyor. Buna dair çağrılar da yapıldı. 7 Ocak’ta yapılan büyük yürüyüşte konuşan Fransız siyasetçiler, Macron’a ‘Türkiye’nin siyasi baskılarına baş eğme, boyun eğme’ çağrısı yaptı.”

MİT’in elinden patlayan katliam

Fransa’daki Kürt kurumlarının, katliamın planlayıcısının Türkiye olduğunu belirtiklerini vurgulayan Üzmez, “Çünkü Türk devleti, özellikle son 4-5 yıldır fırsat bulduğu her yerde Kürt siyasetçilere yönelik suikast eylemleri düzenledi. Daha önce Paris’te de yapıldığından kaynaklı ki MİT’in elinde patlayan bir katliam olarak tarihe geçti. Bundan dolayı Türk devletini suçluyorlar” dedi.

Bilgiler devletin elinde

Katliamın araştırılmasına dair Fransız basını ve kamuoyunda yoğun bir ilginin olduğunu aktaran Üzmez, “Tetikçi, Ankara’yla, MİT’le ya da illegal yapılanmalarla bir ilişki geliştirmiş ise bunun cezaevinde olduğu konusunda kaygı var. O da tamamen Fransız devleti denetiminde. Olay şuan çok sıcak, daha savcının bir iddianamesi yok. Cezaevine devlet üzerinden ulaşabilirsiniz. Hangi koğuşta kaldığını, kimlerle yatıp kalktığını, sadece devlet bilir, bu da Adalet Bakanlığı’na bağlı bir birim. Tetikçi Ömer Güney’e biraz benzemiyor. Güney’de çok açık kapılar vardı. Fransa, Belçika, Almanya işin içerisindeydi. Türk MİT’iyle görüştüğüne dair telefon kayıtları vardı. Fakat bu defa Fransız olması, yakın süreçte cezaevinden çıkmış olması, doğal olarak tüm bilgi ve belgelerin devletin elinde olabileceğini gösteriyor. O açıdan belki ileride açığa çıkabilir ama şuan birebir görüştüğümüz bilgi-belge toplamaya çalışan Fransız gazeteciler de Fransız yetkililer de kitleniyor. Çünkü bu konuda hiçbir bilgi vermiyorlar” diye konuştu.

Fransa bu utançla yaşamamalı

Katliamın olduğu günden bu yana Fransa’daki Kürtlerin gece gündüz hem sokakta hem parlamentoda hem de yetkililerle yaptıkları görüşmelerde çok aktif olduklarını dile getiren Üzmez, şunları söyledi: “Bu eylemselliği, aktifliği ve direnişi biraz geri adım attırdı, sanığın tutuklu olarak yargılanmasını sağladı. Tüm kurumların ortak çağrısı bu direnişin devam etmesi yönünde. Kürt kurumları, ‘Davanın peşini bırakmayacağız, Paris’te işlenen Kürt katliamlarının hesabını sormak için elimizden geleni yapacağız, hukuksal anlamda demokratik anlamda tüm çabamızı ortaya koyacağız’ diyorlar. Paris’te yapılan konferansta da temel konu Kürtlere yönelik her iki katliamdı. Çok yoğun ilgi vardı. Tüm siyasi partilerden temsilciler katıldı. Yoğun tartışmalar vardı ve hepsinin ortak çağrısı ‘Fransa devleti bu utançla yaşamamalı, bu davaları çözmeli” diye konuştu.

MA

 

#Gazeteci #Üzmez #Fransa #utançla #yaşamamalı

‘Adalet, Kadı’nın gözleri midir?”

Mehmet Uçar

“Hukuk, duygulardan arındırılmış saf mantıktır.”

Aristoteles

Aristoteles Türk Tipi Hukuk Sistemi’ni görebilecek kadar uzun yaşayabilseydi yukarıda sarf ettiği sözde nasıl büyük yanıldığını ve bir Başsavcı’dan HDP’nin kapatılması için duyumların yeterli olabileceğini öğrenebilirdi. Veya Anadolu’yu yurt edinmiş erenlerden Tapduk Emre’nin adaletin kadının gözleri olmadığı sözünü bu Başsavcı’ya öğretebilirdi…

Romanın başlarında, genç subay Vronski, duygularını açmaya çalıştığı Anna Karenina ile trende konuşur. Sahneyi anlatırken Tolstoy şu cümleyi kullanır: “Vronski, aklının korktuğu, ama kalbinin istediği şeyi söyledi.”

Aklın korkmadığı aşktan şüphe etmek gerekir. Aşk, var olan alışkanlıkları bozar, iktidarı rahatsız eder. Bizler için aşk, barış ve özgürlüğün yarattığı mutlulukta gizli.

Bu mutluluk, iktidarın korkusudur. İktidar onu uzağa koymaya ve ulaşılmaz hale getirmeye çalışır. Mutluluk ancak öbür dünyada mümkündür, diyerek bu dünyayı sermaye zenginlerinin ve sultanların cenneti olarak zihinlere kazır.

Velhasıl iktidar bizlerin mutsuzluğu üzerinden beslenmektedir!

Sırtına çarmıhı değil, acıları ve mutsuzluğu yüklenmiş olarak tepeye çıkan İsa, egemenlerin arzusunun da resmidir. İsterler ki hep öyle olunsun, acılar tevekkül ve dua içinde kabul görsün ve değişecekmiş gibi görünen bu çark değişmeden öylece dönmeye devam etsin.

Çarkın dişlerine alnı terli işçilerin, emekçilerin, faili bellilerin elindeki anahtarı atan siyasi oluşumun adıdır HDP.

Bu haliyle mutsuzluğun yarattığı tedirgin kaderciliğin haline bir reddiyedir.

Unutturulmaya çalışılan temel hak ve özgürlükleri direnişin bağrındaki o dirençle yeniden hafızalara getirendir HDP. O ki tüm zamanların direniş toplamıdır. Yine bu haliyle milyonların gönlünde ahlaki bir tercihtir.

Kulaktan akarak beyni yormaya çalışan iktidarın zehirli taktikleri “bizler” diyenlerin takatlerini kıramaz.

Her HDP üyesinin taşıdığı inanç, açılan sözde davanın yarattığı duygudan daha büyüktür. Bilinmelidir ki bu inanç, iktidarın adalet zulmüne bir eleştiri değil, isyandır.

Boyun eğmek ve zulme direnmemek ise, en büyük inançsızlıktır.

Hem hakikate hem de kendine inançsızlıktır.

Adalet kaygısı taşımayan ve iktidarın diliyle konuşan her hukuk insanı bilmelidir ki zalimlerin aletidir. Buradan onlara hatırlatmak aklımızın zekâtı olsun.

Eşitliği, fikir özgürlüğünü, adaleti temel almayan her söylem, boşluğa konuşmaktır. O boşluk ki iktidarın ta kendisidir.

Halife Ömer, bir gün minberde şöyle sorar: “Sizin halifenizim, ama bir gün yoldan çıkarsam, yetki bende, güç bende, beni nasıl doğrultacaksınız?” Bütün cemaat karşılık verir: “Eğer eğrilirsen, seni kılıçlarımızla doğrulturuz.”

O gün onlar, “Sultan, Allah’ın yeryüzündeki gölgesidir” demediler.

Bugün iktidar adaleti kendi düzen ve çıkarları doğrultusunda kullanırken her şeye muhtaç halkı “Allah ile aldatmaktan” geri durmuyor. Halife Ömer’i ağzından düşürmeyenler şimdilerde ceplerinde bol sıfırlı banka kartları ile dolaşıp acıyan gözlerle sadaka dağıtıyor.

Tarihsel olan, kurallardır. Daimi olan ise ilke ve ölçülerdir. İlke ve ölçüler özgürlük, adalet, eşitlik gibi sosyal esaslara temas eder.

Anadolu’daki isyancı geleneğin ilahi dilini Baba İshak, Şeyh Bedrettin, Pir Sultan bu denklem üzerine kurarken iktidarın payına “modern faşizmin” gölgesinde kendine hayran şehzadelik düştü. Bu pay kendisi dışındaki her şeye kibirle ve tepeden bakar. Soğuktur. Buna karşın, sosyalizmin aydınlanma anlayışı daha canlı ve hayattan beslenen taze bir nefestir.

Bu topraklarda o nefesin en güçlü temsilcisi HDP ve seçmenidir. Tüm “zorlukları” aşacak güç ve kararlıktadır. Davadan bir murad umanlar şunu hatırlasın: “Atımızı alan yolumuzu almadı ya”

Son söz niyetine;

Kutuplaşmanın aracı olan ezberlere karşı HDP ortak yaşamın bayrağını açarak yeni uyanışların parçası olmaya devam edecek.

Bu uğurda kendi yolunu yine kendisi açacak.

Bilinen ve istenen hakikati bugün açığa çıkarmak ve insanlığın ortak düşü haline getirmek arzusu, bu bunaltı ve sıkıntı dünyasında bir umut olarak korunmaya devam edilecek.

Şimdilerde bu umudu daha da büyütmek için, içinde olduğu Emek ve Özgürlük İttifakı ile 15 Ocak Pazar günü Kartal Meydanı’nda olacak.

Bir kez daha yoksulluğa, savaşa, baskılara dur diyecek.

Bizler de orada olacağız. Sizler de gelin. Sarayın oyunlarını “Birlikte Değiştirelim”.

Bu arzu imkânsız, Kartal uzak değil.

 

#Adalet #Kadının #gözleri #midir

Sınavında HDP’nin kapatma davasını soran akademisyen görevden uzaklaştırıldı

HDP’nin kapatılmasına işaret ederek öğrencilerine soru soran öğretim görevlisi Doç. Dr. Bülent Yücel, sınavı iptal edilerek üniversiteden uzaklaştırıldı

Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Bülent Yücel, sınavda Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) hakkında açılan kapatılma davasına işaret ederek öğrencilerine sınavda sorular sorduğu için üniversiteden 3 ay uzaklaştırıldığı öğrenildi.

Yücel, 9 Ocak 2023 tarihinde Anayasa Hukukları Genel Esasları dersine dair yaptığı sınavda,  öğrencilerine, “Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi, Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye ile Zap, Avaşîn ve Metîna’ya yönelik saldırı ile bağlantılı olarak yaşanan göç yanı sıra Yunanistan ile kıta sahanlığı nedeniyle yaşanan sorun, Kıbrıs sorunu ve AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından “bir gece yarısı” vali ve emniyet müdürlüklerinin görev yerlerinin değiştirilmesi, Sansür Yasası, HDP’li belediyelere atanan kayyum ve açılan kapatma davası ile yaşanan yargısal baskıya” işaret ederek, sorular sordu.

Sınavı iptal edildi

Bunun üzerine üniversite rektörlüğü, Yüksek Öğretim Kurulu’nun (YÖK) 53’üncü maddesini ileri sürerek, sınavı iptal etti. Rektörlük, aynı sınavın 19 Ocak tarihinde yeniden yapılacağına dair öğrencilere özel mesaj gönderdi.

Sınavın iptal edilmesi ardından Doç. Dr. Yücel’in, 3 ay süreyle üniversiteden uzaklaştırıldığı öğrenildi.

Kaynak: MA

 

#Sınavında #HDPnin #kapatma #davasını #soran #akademisyen #görevden #uzaklaştırıldı

TÖP Sözcüsü Gözen: İstanbul mitingi herkesin mitingi

Emek ve Özgürlük İttifakı 15 Ocak’ta İstanbul’da yapacağı mitingi için çağrı yapan TÖP Dönem Sözcüsü Juliana Gözen, ‘Bu miting doğa savunucularının, kadınların, Kürtlerin, Alevilerin, LGBTİ+’ların yan yana geldiği bir miting olacak’ dedi

Emek ve Özgürlük İttifakı yarın Kartal Meydanı’nda, “Savaşa, yoksulluğa, baskılara dur diyelim. Birlikte değiştirelim” şiarıyla ilk mitingini gerçekleştirecek. Miting hazırlıkları süreren Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenlerinden Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Dönem Sözcüsü Juliana Gözen, Mezopotamya Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu.

Ülke tarihinin en kritik seçimlerine doğru gidildiğini kaydeden Gözen, bir tarafta mafya ve suç şebekelerini temsil eden AKP iktidarı bir tarafta ise işçiler, Kürt halkı, Alevi yurttaşlar, kadınlar ve gençlerin olduğunu söyledi. Seçimlerde bunların karşı karşıya geleceğini vurgulayan Gözen, “Öte yandan bu seçimlerde faşizmi durdurup, geriletebilirsek halkın nefes alabileceği bir ara durak olacak. Bu ara durukta halkların taleplerinin yerine getirilebildiği bir demokratik cumhuriyete kadar mücadele sürecek. Ama bunun hesaplaşması ve kazanımla sonuçlanması hepimiz açısından kritik. 2023 yılına girmeden son günlerde bile başka ülkelerin yıllarca yaşayamayacakları olaylar yaşandı. İmamoğlu’na verilen ceza, HDP’ye verilen blokaj kararı, Ferhat Encü’ye atılan tokat ve DBP’ye yapılan operasyon bunlardan bir kaçı” dedi.

Millet ittifakının halklar nezdinde karşılığı yok

İktidarın karşısında olduğunu ifade eden Millet İttifakı’nın da halklar nezdinde karşılığı olmadığına değinen Gözen, “Kürt halkına yönelik saldırılarda kılını kıpırdatmayan bir ittifak görüyoruz. Öte yandan ülkenin her an bir savaşa gidebileceği bir atmosfer yaşıyoruz. Savaş teskereleri meclise geldiğinde iktidarın arkasında sıralandılar. İktidarın karşısında iktidardan farklı politikalar yansıtamayan, özüyle bir derdi olmayan sermayenin politik ifadesi aslında. Açıkladıkları ekonomik program bir acı geçiş programıydı. Zaten bileşenlerinin geçmiş ile gelecek arasında kurduğu bağa baktığımızda oranın ne temsil ettiği de bizler açısından açık” diye belirtti.

‘HDP’nin açıklaması meşrudur

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın ise seçimlerden öte bir mücadele ittifakı olduğuna dikkati çeken Gözen, yaptıkları toplantılar sonucunda açık, ilkeli, şeffaf ve toplumsal mutabakata uygun ortak adaya daha yakın olduklarını deklare ettiklerini anımsattı. HDP’den gelen adaylık açıklamasının da bu zeminde doğru ve meşru olduğunu belirten Gözen, “Şüphesiz onlar adına konuşacak değiliz. Ama parti olarak HDP’nin bu açıklamasının arkasındayız. HDP’nin Kürt sorununa dair iktidardan bir farkı olmayan 6’lı masaya karşı bunu söylemesi oldukça meşrudur. Burada yanlış olan HDP’nin açıklaması ya da ittifakın yönelimi değildir. Yanlış olan pek çok çevrenin komplo teorileri uydurması ve uydurmaya devam etmesidir. HDP’yi sorumluluğa davet edenler o basıncı 6’lı masaya yapmak zorundalar. Eğer faşizmi durdurmak için sorumluluğu paylaşacaksak 6’lı masanın Kürt halkının onurlu mücadelesini görmesi ve iktidarın saldırılarına dur demesi lazım. Sadece bu da değil kadınların, doğanın, gençlerin mücadelesine bakmak zorundalar” ifadelerini kullandı.

Seçimler halkın örgütlenmesi açısından önemli

Erdoğan’ın uygulamış olduğu rejimle bir dertlerinin olduğunu söyleyen Gözen, “Neden halkın öfkesini bu rejimi devam ettirecek bir adayın arkasına sıralayalım? Aslında 6’lı masanın hangi adayı çıkarırsa çıkarsın bizi temsil etmeyeceğini çok iyi biliyoruz. Ama en nihayetinde seçimler halkın örgütlenmesi açısından önemli bir ara durak olacak. Dolayısıyla bunu ertelemek değil şimdinin koşullarında sorumlu davranmak ve faşizmi durdurmak çok mümkün. Eğer Erdoğan ile ittifak gibi gizli bir planları yoksa buyursunlar ortak adaya yakın olduğunu söyleyen bizlerle ilkeleri herkes tarafından bilinen bir aday belirleyelim. Bunun önünde hiçbir engel yok.”

İstanbul mitingine çağrı

Emek ve Özgürlük İttifakı 15 Ocak’ta İstanbul’da yapacağı mitingi için çağrı yapan Gözen, “Bu miting doğa savunucularının, kadınların, Kürtlerin, Alevilerin, LGBTİ+’ların yan yana geldiği bir miting olacak. Bu mitingler diğer illerde de gerçekleşecek. Sürece meydan okuyarak giriyoruz. Bu miting, meydan okumanın ilk karşılığı olacak. İstanbullular başta olmak üzere tüm yurttaşları Kartal mitingine ve ittifakımızın birlikte yürüme çağrısına davet ediyoruz” diye konuştu.

İZMİR

 

#TÖP #Sözcüsü #Gözen #İstanbul #mitingi #herkesin #mitingi

AP Milletvekili İncir: Türkiye saldırılarına ses çıkaralım

Türkiye’de iktidarın Kurdistan’ın tüm parçalarına yönelik saldırılarını değerlendiren AP Milletvekili Evin İncir, buna karşı uluslararası sessizliği eleştirerek, Türkiye’nin saldırılarına karşı durulması çağrısında bulundu.

İsveç milletvekili Evin İncir ve bir grup milletvekili “Rojava’da uçuşa yasak bölge” oluşturulması talebinde bulundu. İncir ve diğer vekiller Türkiye’ye “silah ambargosu” uygulanmasını da talep ederek Avrupa’ya harekete geçme çağrısı yapmıştı. İsveç Sosyal Demokrat Partisi Avrupa Parlamentosu Milletvekili Evin İncir, parlamentoda dile getirilen talepler ve Türkiye’nin saldırılarına dair JINNEWS’e değerlendirmelerde bulundu.

Hava saldırılarının durdurulması için talepler iletildi

Türkiye ve Erdoğan’ın eylemlerinin uluslararası hukukun çok açık ihlali olduğunu düşündüğünü ve bu ihlale uluslararası toplumun sessizliğine dikkat çeken İncir, “Uluslararası toplumun saldırılara sessiz kalması kabul edilemez bir noktada. Fakat şunu belirtmeliyim ki az da olsa bir eylemsellik gösterdiğini görmek ve bilmek bizi memnun ediyor ama yine de daha fazla tepki görmek isterdim. Aralık ayında tüm Avrupa Parlamentosu’nun bir araya toplandığı ve Türkiye’nin Rojava bölgesine yönelik saldırganlığına ilişkin tartışmaların yapıldığı bir oturum gerçekleşti. Aralık ayında Strasburg’da gerçekleşen toplantıda ben de dâhil olmak üzere diğer meslektaşlarım da söz alarak, bu hava sahasının kapatılması ve saldırılara yönelik eleştiri ve önerilerimizi sunduk” diye konuştu.

Kürtleri savunmamız gerekiyor

Yapılan Parlamento görüşmesinde hemen hemen herkesin Kürt halkının haklarını savunduğu ve harekete geçilmesi gerektiğini belirttiğini söyleyen İncir, “Rojava bölgesinde ve Başur’da harekete geçmemiz gerektiği hemen hemen herkesin Kürtleri savunduğu ve Kürdistan’ın farklı bölgelerinde Kürtlerin üzerine atılan bombaların durdurulması açık bir dille belirtildi. Bölgede yapılan bombalamalar, bir taraftan da Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KYB) Irak tarafından bombalanması ile aynı anda yapılıyordu. Dolayısıyla, Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’nin saldırılarına karşı Kürtleri savunmamız gerektiğine dair çok açık işaretler vardı ve elbette aynı Kürtler, terör örgütü IŞİD’e karşı yürüttüğü mücadele ile aynı zamanda Avrupa Birliği’nin yani bizler için de mücadele verdiler” şeklinde konuştu.

Kimse uluslararası hukuktan üstün değil

Parlamentoda uçuşa yasak bölge ilan edilmesi ve silah ambargosu talebine değinen İncir, uluslararası hukuk kurallarına saygı gösterilmesini vurgulayan İncir, ülkeler uluslararası hukuktan üstün olmadığını belirterek şu sözleri sarf etti: “Elbette Türkiye’nin Kürdistan bölgelerini bombalamasına son vermemiz gerekiyor ve bunun bir yolu da uçuşa yasak bölge ilan etmektir. Parlamentodaki kendi konuşmamda altını çizdiğim ve önemli olacağını düşündüğüm önerilerden biri de buydu. Bir diğeri ise Avrupa silahlarının, Avrupa Birliği’nin ve batılı ülkelerinin müttefikleri olan PYD,YPG/YPJ ve tabii ki Güney Kürdistan’da IKBY’ye karşı kullanabilecek bir rejimin eline geçmemesinin önemli olduğunu düşünüyorum.”

Tarihin tekerrür etmemeli

Türkiye’nin bu saldırılarıyla tarihin tekerrür etmesine izin vermemeleri gerektiğini belirten İncir,  “Kınama mesajları ile durumun sürdürülemeyeceğini ve bunun dışında bir şeylerin yapılması gerektiğini bir kez daha belirtmek istiyorum. Kürtlere yönelik bu tarihin tekerrür etmemesi için eylem planlarını görmeye ve hareket etmeye başlamamız gerekiyor. Çünkü şuan gördüklerimiz ve görecek olduğumuz tarihin tekerrür ediyor olduğudur. Sadece birkaç yıl önce, Türkiye’nin hem hava saldırıları ile hem de kara saldırılarıyla Kuzey ve Doğu Suriye’nin bir parçası olan Rojava bölgesinin bir bölümünü nasıl işgal ettiğini de gördük. Artık tarihin sürekli tekerrür ettiğini görmeye devam edemeyiz” dedi

Tepkimiz her zalime olmalı

Uluslararası toplumun sessizliğinin bir tarafıyla Türkiye’nin lehine olan koşulları kullanmasından kaynaklandığına değinen İncir, Türkiye’nin bu koşullardan daha fazla yararlanmasına izin verilemeyeceğini dile getirdi. Şu anda Türkiye’nin, Rusya’nın Ukrayna’daki sallantılı saldırganlığından yararlandığını belirten İncir, “Bu bağlamda, Avrupa Birliği olarak, Rusya zalimliğine karşı nasıl davranıyorsak diğer zalimlere karşı da aynı tepki ve sertliği gösteren bir uluslararası toplum görmek isterdim. Çünkü bunların hepsi aynı zamanda birbirini besliyor, birbirinden bağımsız değil. Türkiye’nin, Ukrayna’daki talihsiz ve korkunç durumdan yararlanarak kendisini ve konumunu güçlendirmeye çalışmasına izin verilemez” diye belirti.

Kardeş partimi destekliyorum

Halkların Demokratik Partisi’ne yönelik siyasi saldırılar ve yaklaşan seçimlerle ilgili de değerlendirme yapan İncir,  “Erdoğan’ın yaklaşan seçimlerden sonra hükümetini sürdürmesine destek vereceğimiz söylenemez. Ama bir ilerici olarak tabii ki kendi kardeş partilerimi destekliyorum ve HDP sahip olduğumuz iki kardeş partiden biri. Sadece birkaç gün önce maalesef Türk mahkemelerinden biri HDP’nin mal varlığını dondurdu ve şu anda HDP’nin kapatılmasıyla ilgili bir yargı süreci var ve birkaç gün içinde ne olacağını göreceğiz. Türkiye hükümetinin keyfi olarak Kürt siyasetçileri hapse atmasını da kınadı. Selahattin Demirtaş da dâhil olmak üzere suçsuz birçok HDP’li siyasetçi keyfi olarak tutsak ediliyor” diye konuştu.

Kürt halkının mücadelesi insan hakları mücadelesidir

Kürt halkının mücadelesini ve haklarını savunmaya ve koruyacaklarına devam edeceklerini söyleyen İncir, “Kürt mücadelesi elbette aynı zamanda insan hakları ve uluslararası hukuka saygının konusu ve meselesidir. Bu benim kalbimde olan bir mücadele ben de bir Kürt ve İsveçli bir milletvekili olarak Kürt halkına yakın olduğumu ve birçok arkadaşımın, meslektaşımın da burada, yani Avrupa Parlamentosu’nda böyle düşündüğünü biliyorum. Biz mücadeleye devam edeceğiz. Çünkü sonuçta Kürt halkının hakları insan haklarıdır ve bu haklar evrenseldir. Açığa çıkan mücadele, Kurdistan’ın farklı parçalarındaki Kürtlerin güvenliği ve hakları için yürütülecek. Ama daha önce de belirttiğim gibi IŞİD’e karşı verilen mücadele aynı zamanda Avrupa Birliği ve ötesindeki ülkeler için bir güvenlik ve demokrasi mücadelesidir. Bu yüzden Kürdistan’ın her parçasındaki Kürtlerin insan haklarına erişmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz” diye sözlerini bitirdi.

 

#Milletvekili #İncir #Türkiye #saldırılarına #ses #çıkaralım

Güven’in aralarında olduğu 27 kişinin cezası bozuldu

DTK Eşbaşkanı Leyla Güven ve gazeteci Seyithan Akyüz’ün de aralarında olduğu 27 kişiye verilen toplam 168 yıl 7 ay hapis cezası, ‘hukuka aykırı delil elde edildi’ gerekçesiyle bozuldu

Adana’da 2008 yılında “KCK operasyonu” kapsamında gözaltına alındıktan sonra haklarında “örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” iddialarıyla dava açılan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven ve gazeteci Seyithan Akyüz’ün de aralarında olduğu 96 isim hakkında 10 Aralık 2019’da görülen duruşmada karar verilmişti. Adana 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi, Güven ve Akyüz’ün de aralarında olduğu 27 kişiye “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 6’şar yıl 3’er ay hapis cezası vermişti. Diğer 69 kişi hakkında ise, her iki suçlamada da beraat kararı vermişti.

Haklarında ceza verilenlerin avukatları, karara karşı Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Ceza Dairesi’ne başvurdu. Başvuruda, toplanan delillerin hukuka aykırı elde edildiğine işaret edilerek, “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez” denildi.

Delil ve hüküm arasında isabetsizlik

Dosyaya bakan savcı da istinaf başvurusunda bulundu. Savcı, tüm sanıkların ceza almasını talep etti. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Ceza Dairesi, savcının başvurusunu, “Toplanan deliller karar yerinde incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı, sanıklar hakkında aynı yargılama dosyasında ‘Terör Örgütü Propagandası Yapmak’ suçu nedeniyle her bir sanık yönünden zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verildiği anlaşıldığından” gerekçeleriyle reddetti.

Ceza kararları bozuldu

Daire, avukatların yaptığı başvuruda ise, dosyada delil olarak gösterilen ortam dinlemelerini hukuka aykırı olduğuna hükmetti. Yerel mahkemenin hüküm kararlarını bozan Daire, dosyayı tekrardan Adana 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. 96 isim, önümüzdeki günlerde yeniden hakim karşısına çıkacak.

Daire, ayrıca Güven ve bazı tutuklulara “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla verilen cezaların da mükerrer olduğunu kaydetti.

 

#Güvenin #aralarında #olduğu #kişinin #cezası #bozuldu