Ana Sayfa Blog Sayfa 1070

Cumartesi Anneleri, Abdullah Canan’ın faillerinin yargılanmasını istedi

Cumartesi Anneleri, 27 yıl önce gözaltına alınan ve işkenceyle katledilen Abdullah Canan’ın faillerinin yargılanmasını istedi

Cumartesi Anneleri/İnsanları, kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin açığa çıkarılıp yargılanması talebiyle her hafta düzenledikleri eylemlerinin 929’uncusunu online gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde, 27 yıl önce 17 Ocak’ta Gever-Wan karayolu üzerinde askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra 21 Şubat’ta ağır işkence görmüş bir şekilde cansız bedeni bulunan Abdullah Canan’ın (43) faillerinin cezalandırılmasını istedi. Eyleme ilişkin hazırlanan basın metnini Cumartesi Anneleri’nden Mukaddes Şamiloğlu okudu.

Tehdit ediliyordu

Canan’ın katledilmesi sürecinden ailesinin de askerler tarafından baskı gördüğünü hatırlatan Şamiloğlu, Canan’ın bu nedenle 7 akrabasıyla birlikte Yüksekova Dağ Komando Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul hakkında suç duyurusunda bulunduğunu aktardı. Bu şikayetin üzerine Binbaşı Yurdakul’un, Canan ve şikâyetçilerden 2 kişiyi taburdaki makamına çağırarak şikayetinden vazgeçmelerini istediğini belirten Şamiloğlu, Canan’ın bu şikayetinden vazgeçmemesinden dolayı Yurdakul tarafından tehdit edildiğini aktardı.

Gözaltına alındı

Olaydan birkaç gün sonra Canan’ın, 17 Ocak 1996 sabahı Colomêrg’e gitmek üzere yola çıktığını dile getiren Şamiloğlu, Gever- Wan karayolu üzerinde askerler tarafından gözaltına alındığını ve askeri araçla Yüksekova Dağ Komando Taburu’na götürüldüğünü belirtti.

İşkence gördü

Şamiloğlu, Canan’ın gözaltına alındıktan sonra ailesinin tüm yerel ve ulusal makamlara başvurduğunu ancak her başvurularında Canan’ın gözaltına alındığının inkâr edildiğini hatırlattı. Şamiloğlu, Canan’ın cansız bedenine ulaşılması olayını ise şu sözlerle aktardı: “21 Şubat 1996’da Abdullah Canan’ın ağır işkence görmüş cansız bedeni köylüler tarafından bulundu. Canan, yakın mesafeden atılan 7 kurşunla öldürülmüş, elleri, ayakları ve ağzı bağlı olarak Yüksekova- Esendere Karayolu’ndaki bir noktaya bırakılmıştı. Canan ailesi, Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, Abdullah Canan’ın öldürülmesinden sorumlu olduğu gerekçesiyle Binbaşı Yurdakul aleyhine suç duyurusunda bulundu. Yüksekova taburunda görev yapan itirafçı Kahraman Bilgiç savcıya verdiği ifadede; Abdullah Canan’ın taburda işkenceyle sorgulandığını, Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un talimatıyla Bölük Komutanı Yüzbaşı Nihat Yiğiter tarafından silahla öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı.

Sanıklar beraat etti

Albay Kamber Oğur, Yüksekova Savcılığına başvurarak gözaltına alındığı inkar edilen Abdullah Canan’ı Şubat 1996’da tabur karargâhındaki revirde, başı sarılı vaziyette gördüğünü söyledi. Kahraman Bilgiç, Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul, Yüzbaşı Nihat Yiğiter ve Üsteğmen Bülent Yetüt hakkında Diyarbakır DGM Savcılığı’nca soruşturma açıldı.

Bu kişiler, Abdullah Canan’ı tasarlayarak öldürmekle suçlandı. Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, ailenin ve tanıkların iddiaları yeterli ve inandırıcı bulunmadı. 12 Kasım 1999 tarihinde sanıklar hakkında beraat kararı verildi. 2 Nisan 2001 tarihinde de Yargıtay 1. Ceza Dairesi beraat kararını onadı.

Şaşkınlıkla karşılandı

Canan ailesinin mahkemenin ve Yargıtay’ın bu kararını 1 Aralık 1997 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM)  taşıdığını sözlerine ekleyen Şamiloğlu, AİHM 3. Dairesi’nin dosyaya ilişkin,  “Aralarında askeri personelin de yer aldığı tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere Abdullah Canan’ın gözaltında öldürüldüğü mahkememizce saptanmıştır. Canan öldürülmeden önce ağır işkence görmüştür” tespitinde bulunduğunu hatırlattı. AİHM’in ayrıca Türkiye’nin iç hukuktaki yaklaşımını “şaşkınlık verici” olarak değerlendirdiği bilgisini paylaşan Şamiloğlu, “Devlet, Abdullah Canan’ın kaybedilmesindeki sorumluluğunu üstlenmeli, fail ve sorumlular üzerindeki koruma kalkanı kaldırılarak yeniden yargılanıp cezalandırılmaları sağlanmalıdır” çağrısında bulundu.

Cezasızlığa son verin çağrısı

Açıklamanın ardından Abdullah Canan’ın oğlu Tayyüp Canan söz aldı. Canan, babası şahsında 17 bin kayıp insana dikkat çekerek, devletin bu kayıpları gizleyip dosyalarını zaman aşımına uğrattığını aktardı. Her ne olursa olsun kayıplardan sorumlu olanların yargılanıp cezalandırılmaları için mücadele etmekten vazgeçmeyeceklerini belirten Canan, devlet yetkililerine şöyle seslendi, “İnsanlığa karşı işlenen suçların cezalandırılması devletin yükümlülüğüdür. Savcılara sesleniyorum insanlık suçlarına zaman aşımının uygulanması uluslararası hukukun ihlali anlamı taşıyor. Cezasızlık ve zaman aşımı uygulamalarına son verilmeli.”

#Cumartesi #Anneleri #Abdullah #Cananın #faillerinin #yargılanmasını #istedi

Tecride karşı bedenini ateşe veren Taş’ın ailesine ziyaret

Abdullah Öcalan üzerindeki tecride karşı bedenini ateşe veren Bubo Taş’ın taziyesine kitlesel ziyaret gerçekleştirildi

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki ağır tecride karşı önceki gün bedenini ateşe vererek, yaşamını yitiren Bubo Taş’ın taziyesine kitlesel ziyaret gerçekleştirildi.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Berdan Öztürk, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Sözcüsü Ebru Günay ile HDP ve DBP yöneticileri ile çok sayıda kişi taziye ziyaretinde bulundu. Kitle Bubo Taş’ın yaşamına son verdiği Küçük Sanayi Sitesi’nde bir araya gelerek, İstasyon Mahallesi Ofis Taziye Evi’ne kadar yürüyüş gerçekleştirdi.

Tecridin karşısında isyandır

Taş’ın eşi ve kardeşleri gelenleri selamlarken, ardından DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz konuştu. Bubo Taş’ın eylemiyle bugün içine girilen durumun gözler önüne serildiğini kaydeden Aydeniz, “Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin hepimizin üzerinde uygulandığını gösterdi. Türkiye ve 4 parça Kurdistan, Sayın Abdullah Öcalan’ın şahsında ağır tecrit altında, ağır politik baskı altında, savaş politikası altında tutuluyor. Bubo Taş’ın bu eylemi tecridin kırılması anlamında bize önemli bir yol göstermektedir. Bubo Taş’ın duruşu, tecridin karşısında isyandır. Gerekiyor ki, biz de bu isyanı görelim. Bubo’nun istediği gibi birliğimizi ve ittifakımızı güçlendirelim. Birlik ve ittifakımızla örgütlenmemizi daha da büyüteceğiz. Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi kıracak, bu tecridin kırılmasıyla beraber Kurdîstan’ın tamamı özgürleşecek. Biz de bu gerçekleşene kadar mücadele içinde olacağız” dedi.

‘Kürt sorunu çözülmelidir’

Ardından söz alan Berdan Öztürk de, 7 yaşından 70 yaşına kadar Kürt halkının çözümün adresinin neresi olduğunu bildiğini dile getirerek, “Çözüm Sayın Öcalan’dır. Bugün Bubo arkadaşın şehadeti, Türkiye’nin tamamına bir mesaj gönderiyor. Defalarca biz de bunu dile getirdik. Kürt halkının kırmızı çizgisi Sayın Öcalan’dır. Sayın Öcalan, insanın yaşamına son vermesine karşı, yaşamı büyütme ve yüceltmeyi, direnmesini esas alıyor. İmralı Adası’nda direniyor. Sadece Kürt halkı için değil, Türkiye ve Ortadoğu halkları için. Faşist, ırkçı, tekçi Kürt düşmanları 5 Nisan 2015’ten bu yana ağır bir tecrit uygulayarak, savaşı başlatmış durumda. Sadece Kuzey’de değil, 4 parça Kurdistan’da, Kürtlerin varlığına karşı bir savaş başlatıldı. HDP’li olsun olmasın, DBP’li olsun olmasın, Kürt olsun sadece. Kimliğimize, dilimize karşı savaş başlattılar. Bugün devam ediyor. Bu nedenle Bubo arkadaşın eylemi kutsal bir eylemdir. Gerçekten böyle bir eylemin gerçekleştirilmesini istemeyiz. Kürt Halk Önderi de istemez. Bu mesaj bize de Türkiye muhalefetine de önemli bir mesajdır. Kürt sorunu çözülmelidir. Kürt sorununun çözümü ABD ile Rusya ile olmaz. Birincisi tecridin sona erdirilmesi, ikincisi de Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğüyle mümkündür. Ortadoğu için de ezilen halklar için de umut Sayın Öcalan’ın fikirleri ve düşünceleridir” diye belirti.

MÊRDÎN 

#Tecride #karşı #bedenini #ateşe #veren #Taşın #ailesine #ziyaret

Amed ve Êlih’te kayıp yakınları: Failler yargılansın

Kayıp yakınları, Amed ve Êlih’teki eylemlerde, kaybedilen Ömer Candoruk, Süleyman Gaysak, Yahya Akman, Mehmet Gürrü Özer, Aziz Gaysak ve Mahfuz Akgül’ün faillerini sordu

İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eyleminin 727’nci haftasında Rezan (Bağlar) ilçesinde bulunan Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde açıklama yaptı. Kaybettirilenlerin fotoğraflarını açan aileler, bu hafta Şirnex’in Cizre ilçesinde 6 Mart 1994 yılında kaybettirilen Ömer Candoruk, Süleyman Gaysak, Yahya Akman,  Mehmet Gürrü Özer ve Aziz Gaysak’ın (12) faillerini sordu. Eyleme, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik ile Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve sendika yöneticileri katıldı.

 Yargılama talebi

Eylemde konuşan İHD Amed Şube Sekreteri Yakup Güven, yıllardır burada adalet talep ettiklerini belirterek,  “Kayıplar bulunsun failler yargılansın diyoruz çünkü hala yıllardır kemikleri ailesine verilmemiş yüzlerce kayıplarımız var. Ortaya çıkarılmamış binlerce fail var, bu faillerin adil bir yargı süreci içerisinde tespit edilmesini, yargılanmasını istiyoruz. Faillerden hesap sorulmasını talep ediyoruz” dedi.

Kaybettirilenlerin hikayesi İHD Amed Yönetim Kurulu üyesi Derya Yıldırım tarafından okundu. Kaybettirilenlerin hikayesi şu şekilde:

Çukura gömüldü

“Leyla Gaysak beyanında şöyle anlattı: Eşim hayvan alım satımı yapıyordu. Amcam Ömer Candoruk, taksicilik yapıyordu. Eşim, amcam Ömer’i aradı, birlikte evden ayrıldılar. Olaydan sonra duydum ki akrabamız olan İzzettin ve Yahya da onlarla birlikte Silopi tarafına gitmişler. Eşim evden ayrıldıktan yaklaşık 20 dakika sonra evimizi telefonla arayan tanımadığım bir şahıs, ‘Adamlarınızı kaçırdılar Aşağı Holan Mezrası yakınlarında birini vurdular. Ömer’in ehliyetini düşürdüler, ehliyetini ben aldım ve diğer 3 yakınınızı kaçırdılar’ dedi. Eşim yaralıdır düşüncesiyle hastaneye gittim.  Ancak hastanenin önünde panzer vardı. Beni içeri sokmadılar, bana küfür ettiler. Eve döndüm hepsinin öldürüldüğünü duyduk. Eşim ve kaybolan diğer yakınlarımızı aramaya başladık. Ancak askerler, Cizre’nin dışına çıkmamıza izin vermiyorlardı. Bizde 1-2 kişi ayrılıp, telefonda belirtilen Aşağı Holan mevkiine ve civar köylerin arazilerine ulaşmaya çalışıyorduk. Eşimin kaybolmasının ardından üçüncü gün biz Kirij mezrasını geçtikten sonra Bozalan’a doğru giderken, yoldan ayrılan bir aracın teker izi gördük. İzleri takip ederek yaklaşık 10 dakika yürüdükten sonra doğal büyük bir çukur gördüm. Çukur biraz kazılmıştı. Toprağın yeni kazıldığını, üzerine büyük taşların konulduğunu görünce orada gömüldüklerini anladım. Çukuru açtım. Yüzlerini gördüm, hepsini tanıdım. Öylece bırakıp geri döndüm. Akrabalarıma haber verdim. Akrabalarımız asker ve koruculara gittiler cesetleri getirip gömdüler. Yakınlarımıza önden ateş edilmişti. Ömer Candoruk’un aracı bulunamadı.

İşkence var

İsa Akman beyanını da şöyle anlattı: Leyla Gaysak, oğlum ve Yahya da kaybolan akrabalarımızla birlikteydi. Yakınlarımızı aramaya çıktık, bulamadık. Cizre, Silopi ve İdil Savcılıklarına dilekçe vermek istedik. Ancak kapıdaki polisler içeri girmemize izin vermediler. Yanımdaki Reşit ve Abdullah Akman’ı dipçiklerle darp ettiler. 2 gün sonra Botaş Karakoluna, oradan da Bozalan yolunun iki tepe arasındaki vadi içerisindeki derenin halk arasında Besta (Melkemut Azrail )deresinde 3 aracın getirildiğini, araçlardan birinin Ömer Candoruk’a ait olduğu duyunca bende oraya gitmeye çalıştım. Ancak panzerdeki askerler bana engel oldular. Bende gizli gitmeye çalıştım. Uzamış olan ekinlerin arasından giderken lastik izlerini gördüm. Bu izleri takip ederken çukuru gördüm. Leyla yaşıyordu ve çukuru açmaya uğraşıyordu. Oğlumun yüzünü gördüm, yüzünü temizlerken çevremizi asker ve korucular sardı. Oğlumun yüzük parmağı kesilmiş, parmağındaki yüzük alınmıştı. Süleyman’ın burnunu kesmişlerdi. Her dördünün bedenlerini çok hırpalamışlardı, göğüsleri parçalanmıştı. Vücutlarında mermi izleri vardı. Önden ateş edildiği belliydi. Olay yerine gelen askerler bir traktör getirmişlerdi. Cenazeleri traktöre taşıdık. Hastaneye getirdik Askerler bizi yaklaştırmadı Cesetleri tabuta koydular cenazeleri gömdük. Hiç bir resmi kurum bizi bilgi ve ifade için çağırmadı.

Davacı ve şikayetçiyim

Bu olaydan sonra Agit Malgaz isimli şahıs yanıma gelip, minibüsle Silopi’den gelirken Botaş’ta kimlik kontrolü için durduruldukları sırada Ömer Candoruk’un aracınında durdurulduğunu söyledi. O sırada Ömer’in ehliyetini dışarı atığını görünce şüphelendiğini, itirafçı Abdulhekim Güven’in, Ömeri zorla kendi aracına bindirmeye çalıştığını, onlar uzaklaştıktan sonra minibüs şoförünün gidip, Ömerin ehliyetini aldığını, kendisinin de Ömer’i tanıdığı için ehliyeti şoförden alıp Koç Oteli’ne götürüp, gördükleri hakkında orada bulunanlara bilgi verdiğini bana anlattı. Oğlumu zorla beyaz bir toros araca bindirip götüren Abdulhekim Güven, Bedran ve Selim Hoca kod isimli şahıslardan ve onlara emir veren, onlarla hareket edenlerden davacıyım, şikâyetçiyim.”

Êlih

İHD Êlih Şubesi ve kayıp yakınları da, 563’üncü buluşmasını gerçekleştirdi. Gülistan Caddesi’nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde buluşan kayıp yakınları, “Kayıplar Bulunsun Failler Yargılansın” pankartını açtı. Açıklama öncesi 12 Ocak günü tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren İHD Êlih Şubesi Yöneticisi Mahfuz Akgül (35) anıldı. İHD Şube Yöneticisi Zeki Tangüner, Şişli Halaskar Gazi Caddesi’nde bulunan gazete binasının önünde tetikçi Ogün Samast tarafından 19 Ocak 2007’de katledilen Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’i anarak, hikayesini anlattı.

Açıklama oturma eylemi ile son buldu.

#Amed #Êlihte #kayıp #yakınları #Failler #yargılansın

Yeşil Sol Parti Eşsözcüsü Akın: Biz kimlik, ekoloji ve inanışlar için mücadele ediyoruz

Yeşil Sol Parti’nin Wan’da yaptığı olağanüstü kongrede konuşan Yeşil Sol Parti Eşsözcüsü İbrahim Akın birlikte mücadele ederek kazanacaklarını ifade etti

Yeşil Sol Parti,  Wan’da  1’inci Olağanüstü Kongresi’ni gerçekleştirdi. Kentteki bir düğün salonunda yapılan kongrede “Em ê bi hev re serbikevin” pankartının asıldı.

Kongreye Yeşil Sol Parti Eşsözcüleri Çiğdem Kılıçgün Uçar, İbrahim Akın’ın yanı sıra kentteki siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

Saygı duruşuyla başlayan kongrede faaliyet raporları okundu.

Ardından yerine kayyum atanan Wan Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Mustafa Avcı konuştu. İktidarın demokrasiden yana olan herkese yönelik baskı uyguladığını söyleyen Avcı, “Partimize kapatma davası açtılar, vekillerimize yasak istiyorlar. Bize ‘ya taraf olursunuz ya bertaraf olursunuz’ diyorlar. Partimizi kapatsanız da halkımızı kapatabilecek misiniz? Bu çabalarınız boşunadır” diye konuştu.

‘Klasik sol parti değiliz’

Sorasında ise Yeşil Sol Parti Eşsözcüsü İbrahim Akın konuştu. Birlikte mücadele ederek kazanacaklarını vurgulayan Akın, “Yeşil Sol Parti sadece ülke içinde değil Avrupa’da ve Ortadoğu’da da kendi ittifakını oluşturan bir partidir. Klasik bir sol parti değiliz. Biz kimlik, ekoloji ve inanışlar için de mücadele eden bir partiyiz. HDP ortak parti olarak bizim için kıymetlidir ve ona dokunulmasına izin vermeyiz” dedi.

Kötülük üreten iktidar

Dünya’da ağır ve çoklu krizlerin yaşandığını söyleyen Akın, “Görülen o ki dünya; egemenlik savaşında yeni bir adım attı. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki Ukrayna’da yaşanan savaşla Suriye’de yaşanan savaş artık birbirinden bağımsız değildir. Taksim’deki patlamadan sonra mevcut iktidar Suriye savaşını ve işgalini gündeme getirdi ama uluslararası güç bunlara izin vermedi. Fakat iktidar savaş için yeni adımlar atıyor. Bu iktidar karşısında birlikte mücadele etmek gerektiğini vurguluyoruz. Savaşla başlayan bir seçim sürecine girdik. Şu an seçim için yapılan bütçe savaşa ayrılan bir bütçe oldu. Ülkede, örgütlü kötülük üreten ve merkez haline gelen bir iktidar var. Kürtlere, Alevilere yapılan bu kötülükler artık herkese yapılmaya başlandı. Bu kötülük artık toplumsal hale geldi” dedi.

 Uçar’dan tecrit vurgusu

Akın’ın ardından konuşan Yeşil Sol Parti Eşsözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar “Çok kritik bir süreçten geçiyoruz. Türkiye iyisiyle kötüsüyle bir yüz yılı geride bıraktı. Yeni yüzyılda bunun muhasebesinin yapılması gerekiyor” diye konuştu. Kadınların mücadelesinin 2023 için bir miras bıraktığını vurgulayan Uçar, “Kurdistan’da güvenlikçi politikalar adı altında yürütülen özel ve kirli bir savaş var. Ancak kadınlar buna ilişkin ciddi bir mücadele veriyor. Yine aile ve avukatlarıyla görüştürülmeyen Sayın Abdullah Öcalan şahsında derin bir hukuksuzluk var. Peki, bu tecrit hukuksuzluğu Türkiye’ye ne sağlıyor? Tabi ki hasta tutuklularının cenazelerinin çıkmasına, tutuklularının infazının yakılmasına, siyasetçilerin, hak savunucularının, gazetecilerin tutuklanmasına neden oluyor. Tecrit giderek tüm topluma yayıldı. Tecrit sadece Kürtlerin sorunu değildir, tecrit hukuku ve siyasi bir sorundur. Buna karşı mücadelemize devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

Konuşmaların ardından kadınlar “Jin, Jiyan, Azadî” sloganları attı.

Konuşmaların ardından tek liste ile gidilen seçimde Yeşil Sol Parti il eş sözcülüğüne Gönül Uzunay ve Veysi Dilekçi seçildi.

WAN

#Yeşil #Sol #Parti #Eşsözcüsü #Akın #Biz #kimlik #ekoloji #inanışlar #için #mücadele #ediyoruz

Bloke kararına Gever’den tepki: En büyük hazinemiz irademizdir

HDP’nin hazine yardımına bloke konulmasına tepki gösteren Geverliler, en büyük hazinelerinin iradeleri olduğunu söyleyerek, halkın HDP’ye sahip çıkacağını vurguladı

Anayasa Mahkemesi’nin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) hazine yardımı hesabına 5 Ocak’ta bloke konuldu. Bloke kararına karşı tepkiler her geçen gün artıyor. Colemêrg’in Gever (Yüksekova) ilçesinde Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuşan yurttaşlar, en büyük hazinelerinin iradeleri olduğunu ve bu iradenin önünde kimsenin duramayacağını söyledi.

‘Amaçlarına ulaşamayacaklar’

Tepki gösteren yurttaşlardan Sıddık Tamur, partilerine yönelik politikaların hiçbir şekilde amacına ulaşmayacağına belirterek, partilerinin mücadelesi ve kazanımlarını koruyacaklarını söyledi. Tamur, “Partimiz, halkının direnişi ve iradesiyle Türkiye’nin 3’ncü büyük partisi haline geldi. Demokrasi ve özgürlüklerden bahsedilen bir ülkede partilerin kapatılması ve hazine yardımlarına el konulması gibi durumların olmaması gerekiyor. AKP ve MHP iktidarı kendi zayıflıklarını düzeltmek için bu tür yollara başvuruyor ama kesinlikle amaçlarına ulaşmayacaklar. Bizler kazanımlarımızı hazineye değil; direniş ve mücadelemize borçluyuz. Halkların özgürlük ve birlik mücadelesi yürüten bir partiyi hazine yardımı engelleyemez” dedi.

‘Sahiplenmeyle boş çıkaracağız’

Yurttaşlardan Fatma Temel de halkın HDP’yi sahiplenmesiyle bloke kararının boşa çıkarılacağını belirtti. Kürtlerin hiçbir zaman direnmekten vazgeçmeyeceğini kaydeden Temel, “Halk, sonucu ne olursa olsun partilerinin yanında duracaktır. Bizim, onların vereceği paralara minnet ve ihtiyacımız yok. Bizim en büyük hazinemiz irademiz ve halkımızın desteğidir. HDP paranın değil halk iradesinin partisidir. Bizler sonuna kadar irademize sahip çıkacağız ve pişman olan yine onlar olacak” ifadelerini kullandı.

‘Ekmeğimi partimle paylaşırım’

Yurttaşlardan Fikret Akış da bloke kararının şu sözlerle tepki gösterdi: Biz bu mücadeleyi iki kuruş para alalım diye yürütmüyoruz. Evimde sadece bir tane ekmeğim olsa onu da getirir partimle paylaşırım. AKP-MHP, HDP’yi kendileri gibi bir parti sanıyorlar ama yanılıyorlar.”

‘En büyük hazine irademizdir’

HDP’nin 100 yıllık bir mücadele geleneğine sahip olduğunu ifade eden Cemal Savaşan, bu yüzden bloke kararıyla partilerinin sekteye uğramayacağını, aksine daha çok güçleneceğini ifade etti. Savaşan, “Kalbimiz gücü ve iradesi onların paraya zaaflarını yenecektir” diye vurguladı.

‘Gerekirse tüm imkanları kullanırız’

Yurttaşlardan Osman Arslan ise, HDP’nin yoksul bir halkın partisi olduğunu ve gerekirse yoksul halkın elindeki tüm imkanları kullanarak partisine destek çıkacağını söyledi.

6’lı masaya tepki

Ayrıca 6’lı masanın sessizliğine de tepki gösteren Arslan, şunları dile getirdi: “6’lı Masa’yı sert bir dille eleştiriyorum çünkü partimize yönelik gerçekleştirilen bu kadar uygulamalara sessiz kaldı. Bizim kimseye de ihtiyacımız yok ama onların bize ihtiyacı var. Partimiz halkının iradesiyle ayakta duran bir partidir. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar tek bir kişi de kalsak sandıklara gidip bu iktidarı göndereceğiz.”

COLEMÊRG

#Bloke #kararına #Geverden #tepki #büyük #hazinemiz #irademizdir

Sincan’da ihlaller artıyor: Sohbet etmek dahi yasak!

Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Gazeteci Diren Yurtsever, görüşçülerinin reddedildiğini, yan yana yürümenin yasaklandığını ve sosyal aktiviteler sırasında sohbet etmelerinin dahi engellendiğini anlattı

Cezaevlerinde her geçen gün ihlaller artarak yaşanmaya devam ediyor. İnfaz yakmalar, sosyalleşmenin önüne geçilen yasaklar ve görüş yasaklarının yanı sıra tutukluların bulunduğu odalar, kameralarla izleniyor. Özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesine karşı tutukluların yaptıkları itirazlar ise görmezden geliniyor.

Sohbet dahi engelleniyor!

Hak ihlalleriyle gündemden düşmeyen Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklular, cezaevinde tutuklu bulunan gazeteci Diren Yurtsever aracılığıyla yaşadıklarını anlattı. 29 Ekim’de tutuklanan Yurtsever, görüşçülerinin reddedildiğini, yan yana yürümenin yasaklandığını ve sosyal aktiviteler sırasında sohbet etmelerinin dahi engellendiğini aktardı.

İhlale ‘çocuk koruması’ savunması

Ayrıca bulundukları odayı gören bir kameranın olduğunu belirten Yurtsever, “Dilekçe yazıp itiraz ettim. Bana dönüşleri ise ‘kamera var ama kimse sizi izlemiyor’ oldu. Cezaevi yönetiminin, yaptığı ikinci itiraza ise ‘Bu kamera çocukları korumak için’ yanıtını verildi. Dışarıda korumadıkları çocukları kameralarla odalarımızın içine girme pahasına ‘koruma’ savunması pek samimi değil. Zaten burada olmaması gereken o çocuklar, ne kadar korunabilir ki! Dışarıda her yerin kameralarla dolu olduğu sokaklarda koruyamadıkları gibi” dedi.

Ziyaretçilere kopyala-yapıştır ret

Yurtsever, ziyaretçi hakkı kapsamında yaptıkları başvurularda tüm isimlerin reddedildiğini ifade ederek sözlerine şöyle devam etti;

“Yazdığımız görüşçülerin tamamı reddediliyor. Örneğin; bir görüşçünün adresi Ankara, diğerinin Amed. Ancak ikisinin de ret yazısı aynı. Adresi Amed olan ziyaretçinin incelemesini Diyarbakır Jandarma Komutanlığı yapmalıydı, ancak kopyala-yapıştır yapılmış. Bu ret kararına itirazda bulunduk” 

 Kaynak: MA

#Sincanda #ihlaller #artıyor #Sohbet #etmek #dahi #yasak

Şenyaşar ailesi: Adalet talebimizle 17 Ocak’ta Malatya’dayız

Adalet Nöbeti’ni sürdüren Şenyaşar ailesi, “Ak Parti ve hükümet kör, sağır, dilsiz oldu. Hak, hukuk, adalet talebimizle 17 Ocak’ta Malatya’dayız” dedi.

Riha’nın Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ve saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de başlattığı Adalet Nöbeti, 677’nci gününde sürüyor. Aile hafta sonu adliyenin kapalı olmasından ötürü nöbeti Pirsûs ilçesindeki evlerinde sürdürdü.

Aile sanal medya hesabından, “Annenin 2 yıla yakındır adliye kapısında oturmasına sebep olan, olay sonrası hükümetin insanlık suçu işleyen vekilin arkasında durmasıdır. Hakikatler ortaya çıktı. Ak Parti ve hükümet kör, sağır, dilsiz oldu. Hak, hukuk, adalet talebimizle 17 Ocak’ta Malatya’dayız” paylaşımında bulundu.

MA

#Şenyaşar #ailesi #Adalet #talebimizle #Ocakta #Malatyadayız

Kasım Taşdoğan’ın konseri tehdit nedeniyle iptal edildi

Kürt sanatçı Kasım Taşdoğan’ın bugün Nisêbîn’de vereceği konser emniyet ve zabıtanın tehdidi nedeniyle iptal edildi.

Mêrdîn’in Nisêbîn ilçesinde bir kafede Kürt sanatçı Kasım Taşdoğan’ın vereceği konser Nusaybin İlçe Emniyet Müdürlüğü ve kayyım yönetimindeki Nusaybin Belediyesi zabıta ekiplerinin tehditleri sonucu iptal edildi. Edinilen bilgiye göre; konserden 2 saat önce iş yerine giden polisler ve zabıta, konser için izin olmadığını belirterek, konserin yapılması durumunda müdahale edip, iş yerini mühürlemekle tehdit etti.

Yapılan görüşmelerden sonuç alınamayınca konser iptal edildi. Yaşananlara ilişkin açıklama yapan sanatçı Taşdoğan, konserin gerekçesiz iptal edildiğine dikkat çekerek, “Üzgün değiliz, öfkeli değiliz, umurumuzda değil” tepkisinde bulundu.

Kaynak: MA

 

#Kasım #Taşdoğanın #konseri #tehdit #nedeniyle #iptal #edildi

Koçyiğit: 88 gündür başvurular yanıtsız

HDP Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüş başvurularına sessiz kalan Adalet Bakanlığı’nın her an suç işlediğine vurgu yaptı

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 24 yıldır ağır tecrit koşulları altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan, 25 Mart 2021’de yapılan kesintili telefon görüşmesinden bu yana haber alınamıyor. Aile ve avukatların yaptığı başvuruların yanıtsız bırakılmasıyla başlayan kaygılar, Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) 20-29 Eylül 2022 tarihlerinde İmralı Adası’na gerçekleştirdiği ziyaretin ardından derinleşti.

Kamuoyunda kaygıların artması üzerine Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile Parti Sözcüsü Ebru Günay ve HDP Milletvekili Ömer Öcalan, 20 Ekim 2022’de Abdullah Öcalan ile görüşme talebiyle Adalet Bakanlığı’na başvuruda bulundu. Ancak bakanlık, 88 gün geçmesine rağmen başvuruya olumlu ya da olumsuz bir yanıt vermedi. Başvuruların yanıtsız bırakılması üzerine HDP milletvekilleri, Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülmesi talebiyle 21 Aralık’ta Adalet Bakanlığı önünde Adalet Nöbeti başlattı. Eylemin ikinci gününde Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Berdan Öztürk, HDP milletvekilleri Sezai Temelli, Remziye Tosun, Abdullah Koç, Dilan Dirayet Taşdemir ve Şevin Coşkun, 22 Aralık’ta PKK Lideri ile görüşme talebiyle bakanlığa başvuru yaptı.

Kimseye yanıt verilmiyor

Ancak Adalet Bakanlığı, aile ve avukatların yaptığı görüş başvurularında olduğu gibi DTK, DBP ve HDP’nin başvurularına da henüz yanıt vermedi. Abdullah Öcalan ile görüşme başvurusunda bulunan HDP milletvekillerinden Gülistan Kılıç Koçyiğit, Adalet Bakanlığı’nın uzun süredir sessizlik içerisinde olduğunu belirterek, yapılan tüm başvuruları yanıtsız bıraktığını söyledi. Bunun yanı sıra Adalet Bakanlığı’nın İmralı tecridi ile ilgili sorulara yanıt vermediğini, Adalet Nöbeti’nde yapılan çağrıları da karşılıksız bıraktığını dile getiren Koçyiğit, “Sadece bizlerin değil, demokratik kamuoyunun, Asrın Hukuk Bürosu’nun, ailesinin, Sayın Öcalan’dan haber almak isteyen, ona yönelik tecridin aşılması gereken hiç kimseye bir yanıt verilmiyor. Bu sessizliğin kendisi en başından itibaren hukuksuzluktan kaynaklanıyor” ifadelerin bulundu.

Sorumlu Adalet Bakanlığı

İmralı tecrit sisteminin hiçbir hukuki dayanağının olmadığını vurgulayan Koçyiğit, “Hiçbir yasal dayanağı olmadığı için Adalet Bakanlığı süreci sessizlikle geçiştirmeye çalışıyor. Çünkü söyleyebilecekleri bir şey yok. Kendi pozisyonlarının hukuk dışı olduğunu bildikleri için bir yanıt oluşturmuyorlar. Bu sürecin, bu hukuksuzluğun birebir sorumlusu Adalet Bakanlığı’dır. İmralı Cezaevi Adalet Bakanlığı’na bağlı, tabi ki sorularımıza yanıt vermeli, çok hızlı bir şekilde kamuoyuna açıklama yapması gerekiyor. Bütün bunların dışında temel beklentimiz, Sayın Öcalan ile görüşme yapmak yönünde. Bizler başvuru yapan milletvekilleri olarak, ailesi ve avukatları çok hızlı bir şekilde İmralı’ya gitmek, Sayın Öcalan ile yüz yüze görüşme yapmak istiyoruz” diye belirtti.

Hergün suç işliyor

22 aydır Abdullah Öcalan’dan haber alınamadığını, sağlık ve güvenlik koşulları ile ilgili kaygıların derinleştiğini dile getiren Koçyiğit, Adalet Bakanlığı’nın bu kaygıları giderecek adımları atmadığını söyledi. Koçyiğit, “Her gün, her an Adalet Bakanlığı suç işliyor. Bize yanıt vermediği her gün, tecridi devam ettirdiği her gün suç işliyor. Her gün yasaları ayaklar altına alıyor ve bunu normalde Anayasa’ya bağlı bir bakanlık yapıyor. Bu durumun kabul edilemez olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Adalet Bakanlığı’nın tutumu, AKP-MHP hükümetinin tutumundan bağımsız değil. Bu açıdan bir konsensüs olduğunu görüyoruz. Bu hükümetin tutumu, sadece Adalet Bakanlığı’nın tutumu değil” şeklinde konuştu.

ANKARA-MA

#Koçyiğit #gündür #başvurular #yanıtsız

Kadınlardan mitinge katılım çağrısı

Toplumun farklı kesimden kadınlar, herkese saldırılar karşısında sesini yükseltmek için Emek ve Özgürlük İttifakı’nın düzenleyeceği mitinge katılma çağrısında bulundu.

Emek ve Özgürlük İttifakı, “Savaşa, yoksulluğa, baskıya dur diyelim. Birlikte değiştirelim” şiarıyla yarın, İstanbul Kartal Meydanı’nda seçim öncesi ilk mitingini gerçekleştirecek. İttifakın seçim çalışmalarının startını vereceği miting, aynı zamanda farklı halkları da bir araya getirerek, ortak mücadelenin örülmesi ve güçlendirilmesi açısından da büyük bir önem taşıyor. Binlerle birlikte mitinge katılacaklarını söyleyen farklı kesimden kadınlar, herkese saldırılar karşısında sesini yükseltmek için mitinge katılma çağrısında bulundu.

Jin Jiyan Azadi slogonı ile mitingte buluşalım

Mitingde halkların bir araya gelerek söz kuracaklarını ifade eden yurttaş Dürdane Buldan, “Kürt halkı üzerindeki saldırı ve katliamları kabul etmiyoruz. Partimiz üzerinden yürütülen kirli siyaseti de kabul etmiyoruz. İran’da Jîna Emînî ile başlayan mücadele, Kürt kadınlarının sloganı olan ‘Jin jiyan azadî’ sloganı ile gerçekleşiyor. Biz de mitingde sesimizi, zılgıtlarımızı yükseltelim. ‘Jin jiyan azadî’ sloganı ile bir araya gelelim. Biz kazanacağız” şeklinde konuştu.

Ötekileştirilen herkes Kartal’da olacak

Türkiye’de 2023 yılında da kadınların katledilmeye devam ettiğine dikkat çeken Yeşil ve Sol Partisi üyesi İlknur Belengiç, İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı çıkıldığını hatırlattı. İlknur, “Türkiye’deki bütün ötekiler özellikle kadınlar olarak haklarımıza, özgürlüklerimize sahip çıkmak için mutlaka 15 Ocak’ta Kartal’da olmalıyız” sözleriyle mitinge katılımın önemini anlattı. Kadınların “Jin jiyan azadî” ve “Susmuyoruz korkmuyoruz itaat etmiyoruz”, “Özgürlüğümüz için isyandayız, direnişteyiz” sloganlarını Kartal’da da haykırması çağrısında bulunan İlknur, “Ötekileştirilen herkes Kartal’da olacak. Ötekilerin, dikkate alınmayanların sesini güçlü haykıralım. Sadece Ankara değil tüm dünya duysun” dedi.

Barış için Kartal Meydanı’na

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın, demokrasinin güvencesi olduğunu dile getiren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, bundan dolayı gerçekleştirilecek olan mitinge katılımı “insani bir görev” olarak yorumladı. Kadriye, “Savaşa ve yoksulluğa hayır demek, önümüzdeki süreci barış içerisinde geçirmek için Kartal Meydanı’nda buluşmaya davet ediyorum” sözleriyle seslendi.

Sesimizi birlikte yükselteceğiz

Adalet ve barışın sağlanması için mitingin büyük bir önem taşıdığının altını çizen Kiğı-Karakoçan-Adaklı-Yayladere-Yedisu İlçeleri Sosyal Yardımlaşma, Kalkındırma ve Kültür Derneği (KAYY-DER) üyesi Zeynep Kuloğlu da, yaşanan karanlığın son bulması için ortak mücadele vurgusu yaptı. Kuloğlu, “Halkların ama özellikle kadınların bu mitinge ses katmasını istiyoruz. Bu miting atılacak adımların temeli olsun. Hepimiz Kartal Meydanı’nda olacağız ve tek avazda sesimizi yükselteceğiz” ifadelerini kullandı.

JİNNEWS

 

 

#Kadınlardan #mitinge #katılım #çağrısı